Evlilikmi. Evcilikmi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • müslümanlardan
    Uzman Üye
    • Jan 2010
    • 207

    #1

    Evlilikmi. Evcilikmi

    Evlilik, Allah’ın ayetlerinden bir ayettir… Bu ayeti düzgün okumak, doğru anlamak, güzel yaşamak durumundayız…

    Evlilik bir ülkeye, bir ırka, bir dine, bir medeniyete, bir kültüre, bir çağa ait özel bir kurum değildir… Hatta sadece bu dünyaya has bir uygulama da değildir. Kökleri cennete kadar uzanan, Adem ve Havva’ya dayanan bir gerçekliktir… Ancak bilmek gerekir ki; hayatın en zor işi, en çetin virajı, en ciddi tercihidir…

    Evlilik, sığınacağımız sakin bir liman mı, derin bir zindan mı bu süreç içinde kendini gösterir…

    Evlilikte sükûtu hayale de uğrayabilir, huzur ve sükûna da erebilirsiniz… Ama çoğunlukla hayallerle hayatın örtüşmediğini görürsünüz… Bildiğim bir şey var; hayat toz-pembe bir şey değil, geleceğin güllük-gülistanlık olacağı da garanti değil… O halde gerçekçi olmak gerekiyor, evlilikten aşırı beklentiye girmemek en doğru olandır…

    Kadın, “beyaz atlı prens” rüyâsından uyanmalı, erkek “melek” beklentisinden vazgeçmelidir… Bu konuda fazla beklenti içinde olanları bekleyen akibet; pişmanlık ve perişanlıktır… Masum olmadığımıza göre, melek olamayacağımıza göre, mükemmeliyetçi mahrumlardan olmamak için gerçeğimize dönmemiz lazım…

    Ama önce evlilik bizim için nedir?

    Bir alışkanlık mı? Arzu mu? Adet mi? Amaç mı? Araç mı? Amel mi? Yoksa bir macera mı? Manevra mı? Murad almak mı?

    Evet, evlilik yük müdür, yücelik midir?

    Ayak bağı mıdır? Bağımsızlık yolunda atılmış bir adım mıdır?

    Bir üstünlük sağlama kavgası mıdır? Diz çöktürme, burnunu sürtme, gününü gösterme operasyonu mudur? Ya da gününü gün etme sevdası mıdır?

    Seviyeli, nitelikli bir beraberlik midir? Yoksa acımasız bir barbarlık mıdır? Çileli, hileli, şikeli, şaibeli bir oyun mudur? Anlamlı, tutarlı, kararlı bir disiplin midir?

    Birbirine çektirme, kin ve öfke arenası mıdır? Yoksa ulvi bir sefere, anlamlı bir arayışa adanma eylemi midir?

    Evet, gerçekten evlenmekle ne yaptık? Zoru mu başardık? Belaya mı çattık? Battık mı? Bahtiyarlığı mı tattık?

    İnsanlar neden bu kadar şikâyetçi? Niçin şükretmiyoruz?

    “Ah”, “eyvah”, bol evlilikler çoğaldı… “Hamd” ve “sabra” sarılı evlilikler azaldı…

    Görünen o ki, evlilikler yoruyor, eşler birbirini yıpratıyor, sonuç hazin bir tükeniş…

    Kim ne derse desin gerçekten evlilik zor bir zanaat… Ciddi bir zahmet… Ağır bir külfet…

    Gün geliyor, insanlar ya kendilerini veyahut da evliliklerini bitiriyorlar…

    Aileler fay hattında... Depremlerin, depresyonların dipten gelen etkisi endişe verici… Artçı şokların ardı-arkası kesilmiyor…

    Eşler arası paylaşım yok, çetin pazarlıklar bir türlü bitmiyor…

    Birçok evli, evin içinde evsizliği ve yalnızlığı yaşıyor… Ya da kendisi evde, gözü dışarıda… Evliliğin cazibesi, evin çekim gücü gün geçtikçe zayıflıyor… Artık gençler, evlilikten ürküyor, çekiniyor… Evlilik düşünülmüyor, birlikte yaşamanın yolları aranıyor… İşlevsiz izdivaçlar, iğreti ilişkiler ile insanlar oyalanıyor…

    Olan-biten nedir? Evlilik midir, evcilik oyunu mudur? Bilemiyorum…

    Unutmayalım ki; evlilik bir kumar değil, kendini ve hayatı yeniden kurma eylemidir…

    Evlilik, açık bir sözleşmedir… Ve bilelim ki; sadece insan olan evlenir, diğerleri çiftleşir…

    İnancımız o ki; evlilikte, evlatta, emvalda, emtiada hepsi birer imtihan konusu, hepsi bize emanet…

    Eminliğimizle, adil emirliğimizle, erdemimizle, edebimizle, samimi emeklerimizle biz bu sınavı sürdürebilir ve bu emaneti yüz akı ile taşıyabiliriz…

    Çünkü iman ettiğimiz Kur’an diyor ki, mümin erkek ve kadınlar birbirlerinin velileridir… Velayet kanatlarını gerdiğimiz zaman ailenin nasıl bir sığınak, korunak, barınak olduğu anlaşılacaktır… O sıra vahyin şekillendirdiği Rahmani bir okul, rabbani bir disiplin devreye girmiş olacaktır…

    Birbirine adanmış ömürler… En büyük nimet ve muhteşem bir devlettir.

    Evlilik, eş olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor… Bunu farketmek durumundayız…

    “Onlar sizin için bir örtü, siz de onlar için bir örtüsünüz.” (2/187)

    Günahlardan koruyucu giysi… İsyana, üryana, hüsrana karşı örtü…

    Rasulullah (sav) buyurmuyor mu? “İçinizden evlenmek isteyen evlensin. Zira evlenmek gözleri haramdan daha çok korur ve zinadan daha çok muhafaza eder.”

    Kuşkusuz evliliğin ulviyetini, kudsiyetini kimse inkâr edemez… Ama nitelikli bir evlilik yürek ister, emek ister, edep ister…

    Evlilik, karşılıklı kabullenmektir, katlanmaktır, birbirini korumaktır, taşımaktır hem de kahretmeden, alanı terk etmeden….

    Evlilik, kendini sınırlamak, sınamak ve sorumluluk almaktır…

    Evlilik, birbirini paylamak değil, hayatı paylaşmaktır… Birbirini değişime zorlamak değil, anlamak, tamamlamak ve alışmaktır… Pazarlığı bırakalım herkes kendi payına düşen sorumluluğunu kuşansın…

    Evliliği ne her şeymiş gibi ne de hiçbir şeymiş gibi göremeyiz…

    Peki, biz evliliğe ne yükledik, ne bekliyoruz?

    Öncelikle evliliğe “evet” demekle neyi yüklendiğimizin bilincinde miyiz?

    Önce alem-i berzahta verdiğimiz ahdü misakta Rabbimize “Kalu bela=evet” demiştik… Bu bizi ilahi teklife muhatap kılmış, kul olmuştuk…

    Şimdi nikâhta “evet” demekle eş olduk yeni bir sorumluluk aldık.

    Hayatımızın anlam ve akışını belirleyen bu “evet”lerdir… Aslında bu “evet”ler zorlu ve zorunlu birer tercihtir… Neler içerdiğine bakmak mecburiyetindeyiz…

    Bunu idrak ve inşa ettiğimiz zaman sadece eşimizle beraberliği gerçekleştirmiş olmayacağız, Allah ile beraber olmaya da hak kazanmış olacağız…

    Üçüncüleri Allah olan ikiliyi siz ne sanıyorsunuz? Ne tasa, ne de telaş!.. Allah’a rağmen bir evlilikten hayır umabilir misiniz?

    O halde Allah’ın ipine sımsıkı tutunalım ki; evlilik bağı kopmasın…

    Sabır ve namazla yardım isteyelim ki, yuvamıza fesat girmesin…

    Gerçekten evlilik hayatımız nasıl gidiyor?

    Cevabımız; “Elhamdülillah” mı, yoksa “Eyvah” mı?

    Yarınlarda “eyvah” dememek için yönelişimiz “yasak ağaçlar”a değil, “tuba”lara olmalıdır… Yoksa sonrası “hubut” olur…

    Evet, yüreklerde yeşeren zakkumları sökmeli, tuba tohumları ekmeliyiz… Üstümüze kıyametler kopsa da fidanlar dikmeye davam etmeliyiz…

    Şimdi “nebaten hasena=Güzel bir bitki” zamanı… Toprak müsait…

    “Kadınlarınız ekeneğinizdir…” (2/223) Peki ne ektiniz?

    Fırtına ekerseniz, kasırga biçersiniz… Ekine ve nesle yönelik tehdidin farkında olan bizlere düşen görev öncelikle aileyi kurtarmaktır… Ümmetin ayakta olan son hisarı aile…

    “Evlerinizi kıblegâh (karargâh) edininiz.” (Yunus 87)

    İslam’ın son diriliş ve direniş kalesi; aile…

    Bize besmeleli evlilikler, kıbleli evler, amentülü hayatlar lazım… Ne evsizleşelim, ne de evcilleşelim, sadece evli kalalım…

    Kendimize dönelim… Birbirimize dönelim… Evimize dönelim…

    Bunun için evlilik terapisine gerek yok… Tedavi için ithal reçetelere de ihtiyaç yok… Sanıyorum evlilikte şu beş kelime ile işi çözeriz…

    Sabır…

    Sorumluluk…

    Sadakat…

    Samimiyet…

    Sevgi…

    İşte size iki dünya saadetine kapı aralayacak 5S şifresi… Artık bunu yaşayarak mı, yoksa bu beş kelimeyi bir kâğıda yazıp muska gibi üzerimizde taşıyarak mı şifa ararız…

    Buyurun siz karar verin!

    Öyle inanıyorum ki, evliliğin sırrı bu S’lerde… Hatta evliliği cennette sürdürmenin yolu da bu kelimelerde saklı…

    Aslında dünya yaşamındaki evliliklerimiz evliliğin provasıdır, evlerimiz ise maket evlerdir…

    Gerçek evlilikler, kalıcı konutlar cennette bizi bekliyor…

    Evlilikten amaç bunu cennete taşıyabilmektir…

    Evlilikte marifet ve keramet, işte budur…


    Ramazan Kayan
  • müslümanlardan
    Uzman Üye
    • Jan 2010
    • 207

    #2
    VAHİY ve AKIL

    . İnsan aklı ile insandır...



    Akıl yoksa sorumluluk da yoktur...



    Akıl fıtrattandır...



    Akıl zaruri bir vasıtadır... Aklın vasatı ise vahiydir... Vahiy dışı aklın varacağı son nokta; vahşettir...



    Akıl, Allah’ın insana hem nimeti, hem de emanetidir...



    Evet, Allah’tan insana en güzel ödül; akıldır...



    Peki, akıl nedir?



    Bilmek, anlamak, şuurlu olmak anlamına gelen akıl, insanı zararlı fiillerden koruyan bir melekedir... Akıl kalpte bulunan bir nur olarak da tesmiye edilmiştir...



    Teklif akılla başlar...



    Akıl seçici, tanıyıcı ve taşıyıcıdır... Akıl ayıraçtır... Hakla-Batılı... Güzelle-Çirkini... Doğruyla-Eğriyi... Akıl ile tefrik ederiz...



    Dünya ferahı için akıl...



    Ahiret felahı için akıl...



    Dinin kendisi için akıl...



    Akıl ve iman birbirinin lâzımesidir... Akıl imandan, iman akıldan ayrılamaz ve düşünülemez...



    İman, akıl ve ilim birbirini bütünleyendir... Bu üçlünün buluşması kulluk merkezli bir yaşamın gerçekleşmesi demektir... Gerçek hayatın şifresi budur...



    İnsanoğlunun mükerrem, muhterem, muhteşem olması akıllı olması ile bağlantılıdır... Ancak bu aklın vahiyle barışık olması gerekir...



    Evet, aklın muvazenesi vahye olan mutabakat ve muvafakati ile ilgilidir... Vahye muhalefet aklın hamakat ve helakine işarettir...



    Aklın üç ihtiyacı:



    1-İstikamet



    2-İtidal



    3-İhlâs



    İhtiyacı giderilen akıl hikmet yolcusudur...



    Aklın iki riski:



    1- Putlaştırılması...



    2- Köleleştirilmesi...



    İfrat ve tefrit akıl emniyetine vurulmuş en büyük kelepçedir... Aklın işlevini donduran anlayış da, aklın dizginlerini salıveren akılcı akım da sonuçta akla ihanet etmektedir...



    Aklı mutlaklaştıran anlayış aklı şımartıyor ve taşıyamayacağı yükler yüklüyor...



    Aklı muattal bırakan anlayış da aklı köreltiyor ve şartlandırıyor... Bu da aklın iptali ya da tatile girmesi anlamına geliyor... Zihni körelten mitoloji, ideoloji, tabu, totem, dogma, töre, teori, gelenek, asabiyet ve aşırılıklar sınır tanımıyor...



    İnsanlar aklı kullanma beceri ve yetisini yitirmektedir... Aklı yerli yerinde kullanmaları gerekirken; ya akla aşırı yükleniyorlar ya da aklın önünü kesiyorlar... Her iki durum da akla ihanet ve fıtrata muhalefettir...



    Aklın yolu ne cerbeze, ne de hamakattır...



    Ne rasyonalizm, ne de akla tahakküm etmektir...



    Bize hikmetin biniti olan bir akıl lazım...



    Vahye odaklanmış, Allah’a adanmış, İslam’a formatlanmış bir akıl...



    Bunun için ise önce aklı vahiyle resetlemek ve rahatlatmak gerekiyor... İşte o zaman; haddini, hesabını, kendini ve Rabbini bilen bir akılla tanışırız...



    Bu akıl hesabi değil hasbidir... Hilekâr değil harbidir...



    Bu gün aklı kutsayanların aklı nasıl katlettiklerine de tanıklık etmekteyiz...



    Aklı giderici, dondurucu, durdurucu, örtücü yani aklı işlevsizleştiren, düşünemez, karar veremez, sorgulayamaz, muhakeme edemez hale getiren tüm oyun, sanat, spor, kültür, töre, gelenek, etkinlik, yasa, müzik, malumat, teferruat, haber, yorum, polemik, görüntü, ses, renk, ışık kimin hüneri? Veya kimlerin tuzağı?



    Düzene uygun kafa imalatı için seri operasyonlar devam etmektedir...



    Akıl emniyetine vurulan en büyük darbe; genç dimağlar üzerindeki ideolojik tahakkümdür... İnsanları tektipleştirme girişimleri toplum mühendisleri tarafından kesintisiz ve sistematik bir şekilde icra edilmektedir...



    Sihirli kutunun sihri ile büyülenen beyinler, sanal âlemde daha bir savruldular...



    Resmi ideoloji akla hükmetme, formel eğitim insanların geleceğini bloke etme uygulamalarından ödün vermiyor... Yasalara yaslanarak yasaklarla tefekküre açılan tüm yolları tıkıyor...



    Beyin yıkamalar, kafa karıştırmalar, çağdaş büyüler, modern sihirler, bilimsel kehanetler aklı örtmeye, gerçekleri karartmaya yönelik atraksiyonlardır...



    Şeytan da boş durmuyor, önü açıldıkça kapsam alanını genişletiyor, özellikle insan aklını perdeleme yoluna gidiyor...



    Selim akıl, temiz fıtrat tehdit altında... Çünkü beyinsizlere gün doğdu...



    Akıl emniyeti değil ama alkol tüketimi yasalar güvencesinde... Aklı dumura uğratan alkol satışı rekorlar kırabiliyor...



    Bu durum da akıl; öfkeye, şehvete, arzulara, hevaya, hırsa, ihtiras, intikam ve isyana yenik ve yitik...



    Çare aklın dizginlerini vahyin eline vermektir...



    Rasyonel akıl, seküler akıl, liberal akıl bu sorunu çözmedi ve çözemeyecek...



    Tek çözüm; müteal akıldır...



    Bedevilikten medeniliğe... Süfliden ulviye... Esfelden eşrefe insanı taşıyacak olan bu akıldır...



    İslam medeniyetinin arka-planında müteal değerlere yaslanan ve üretken olan ortak akıl vardır... Çünkü İslam, aklı güvence altına alıyor ve koruyor...



    Aklı şaşkınlıktan, sapkınlıktan, karanlıktan koruyansa vahiydir...



    Müslüman, nakli akılla kavrayandır... Yine Müslüman aklı nakille dengeleyendir... Yapmamız gereken vahyin kontrolünde akıllı olmaktır... Vahiyden ışığını alan bir akılla akletmektir...



    Evet, Müslüman akıllıdır, akılcı değil... Aklı en doğru kullanan Müslümanlardır...



    Akıl terazisinin tartabileceği yük bellidir, zorlamaya gelmez...



    Bilinmezlerin zoru içinde bocalayan aklın elinden tutan peygamberler olmuştur...



    Kur'an; “Ya ulu'l elbab/Ey akıl sahipleri" diye seslenir... Bu çağrıya kulak tıkayanları tekrar uyarır;



    "Hala akıllanmayacak mısınız?"



    Ve daha önemli bir gerçekle bizi yüzleştirir:



    "İnsanların çoğu akıllarını kullanmazlar."



    İslam'ın aklı, selim ve sağlam akıldır... Şirk ve şüpheye kendini kapatmıştır... Cahili atıklardan, şeytani etkilerden arındırılmış temiz bir akıldır...



    İslam aklı der ki; "Hüküm koyucu Allah’tır."



    Bu akıl ışığını vahiyden alır... Akıl-vahiy ilişkisi tıpkı göz-ışık ilişkisi gibidir... Akıl, gözdür… Vahiy ışıktır... Işık olmasa göz görebilir miydi? Allah vahiy ışığını gönderdi ki, akıl vahyin aydınlığında varlık âlemini görsün diye... Alaca karanlıkta tek başına göz ne yapabilir ki?



    Akil insanlar için bu yadsınamaz bir gerçektir...



    Vahye yaslanan akıl, hikmet, irfan ve ilhamın müşterisidir... İşte en büyük mazhariyet budur...



    Mecnun, meczup ve mahcurlara bunu anlatmak ne mümkün!?



    Nadanlara ne söylenirse söylensin onların işi ukalalıktır...



    Allah Resulü (s.a.v) son noktayı koyuyor;



    "Akıllı kişi nefsine hâkim olan ve ölümden sonrası için çalışan kişidir.



    Aciz kişi de nefsini kendi hevasına bırakıp da Allah'tan dilekte bulunan kişidir." (Tirmizi)



    Demek ki Müslüman’ın aklı kuru bir akıl değildir... Ölüm ötesi yatırımları önceleyen, hesap günü endişesi ile hareket eden akıldır...



    Bu akıl işin kurnazlığında fırsatçı, çıkarcı, hileci yollar arayışında değil, bu akıl kalple işbirliği halinde Allah'ın nuru ile nurlanmış münevver bir akıldır...



    Aklı uçuk ve karışıklara bunu izah etmek oldukça zor...



    Hâsılı kelam; aklı olmayanın dini yoktur, dini olmayan beyinsizlerden ise insanlık az çekmedi...



    Aklınıza mukayyed olunuz...







    Ramazan Kayan

    Comment

    • ORHAN VELİ
      Yeni Üye
      • Jun 2012
      • 19

      #3
      PEYGAMBER EVLERİNİN HAYATIMDA Kİ YERİ

      AHZAB 53;
      Peygamberin Evlerine izin alınıp girilmesinden ya da girilmemesinden BANA NE? Ortada bir EN NEBİ mi var ki?
      O halde nedir BUYUTENNEBİYİ ve hayatımda ki yeri?

      HAYR ya da FEDAKARLIK içerikli bir amelin gerek insanın yaşadığı çevrede ve yaptığı diğer ameller arasında, gerekse diğer insanların yaptığı ameller arasında yer edinmesine, ev edinmesine BUYUTENNEBİYİ denilir.

      HAYATTAN MİSAL; bir ev almak istiyorsunuz ve güzel bir ev gördünüz ''ben bir ev alırsam, işte böyle bir ev alacağım'' dediğinizde ya da okumuş doktor olmuş birini görüpte ''bende eğer doktor olursam, bu adam gibi olacağım'' dediğinizde, bu ev ya da doktorun sizin amelleriniz arasında bu şekilde yer edinmişliğine ''BUYUTENNEBİYYİ'' yani ENNEBİ`nin EVİ denilir.
      Bu şekilde insanlar, geleceğe yönelik olarak hayaller kurar ve motive olurlar.
      Burada İNSAN olarak bizlere düşen bir görev vardır ki oda; bize izin verilmedikçe bu motivasyona müdahale edilmemesi, insanların hayalleriyle oynanılmaması yönündedir.
      Tebliğ netten

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #4
        Selamun Aleyküm, Değerli Orhan Veli Kardeşim.

        ORHAN VELİ Nickli Üyeden Alıntı
        PEYGAMBER EVLERİNİN HAYATIMDA Kİ YERİ

        AHZAB 53;
        Peygamberin Evlerine izin alınıp girilmesinden ya da girilmemesinden BANA NE? Ortada bir EN NEBİ mi var ki?
        O halde nedir BUYUTENNEBİYİ ve hayatımda ki yeri?

        HAYR ya da FEDAKARLIK içerikli bir amelin gerek insanın yaşadığı çevrede ve yaptığı diğer ameller arasında, gerekse diğer insanların yaptığı ameller arasında yer edinmesine, ev edinmesine BUYUTENNEBİYİ denilir.

        HAYATTAN MİSAL; bir ev almak istiyorsunuz ve güzel bir ev gördünüz ''ben bir ev alırsam, işte böyle bir ev alacağım'' dediğinizde ya da okumuş doktor olmuş birini görüpte ''bende eğer doktor olursam, bu adam gibi olacağım'' dediğinizde, bu ev ya da doktorun sizin amelleriniz arasında bu şekilde yer edinmişliğine ''BUYUTENNEBİYYİ'' yani ENNEBİ`nin EVİ denilir.
        Bu şekilde insanlar, geleceğe yönelik olarak hayaller kurar ve motive olurlar.
        Burada İNSAN olarak bizlere düşen bir görev vardır ki oda; bize izin verilmedikçe bu motivasyona müdahale edilmemesi, insanların hayalleriyle oynanılmaması yönündedir.
        Tebliğ netten

        Kur'an Arabiyyen inzal olmuştur. “ عربيّاArabiyyen” sözcüğünün sadece “Arapça, Arap dili” olarak anlaşılması ve açıklanması doğru değildir. Zira bu sözcük “ عربًarabe” kalıbından türeme olduğu kadar “عرُب arube” kalıbından da türemiştir. Sözcüğün “arube” kalıbına göre anlamı “fesahat, fasih konuşmak” demektir. (Lisanü’l-Arab; s. 153-159, a-r-b mad.) “Fesahat/fasih konuşmak” ise “sözün ses ve mana kusurlarından arınmış olması, yani kolay anlaşılması, rahat telâffuz edilmesi, diziminin mükemmel olması” anlamına gelmektedir. Kur'an okurken "MECAZA DAYALI SANATLAR ile ANLAMA DAYALI SANATLARI iyi bilinirse yeterince tefekkür edilebilir ve anlatılanlar akıl işletilerek sağlıklı bir şekilde değerlendirilebilir. Kur’an’ın indirildiği toplumun dilinin Arapça olması dolayısıyla, o toplumun Kur’an’ı anlayıp akledebilmesi için Arapça indirildiği birçok ayette vurgulanmıştır:

        Ve kesinlikle Biz, onların “kesinlikle ona bir beşer öğretiyor” deyişlerini biliyoruz. Kastettikleri o kişinin dili yabancıdır. Bu [Kur’an] ise, apaçık Arapça bir lisandır. (Nahl/103)

        Ve eğer biz onu yabancı dilde bir Kur’an yapsaydık, elbette “Ayetleri detaylandırılmalı değil miydi? İster yabancı dilde ister Arapça!” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenler için bir kılavuz ve bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur’an onlar üzerine bir körlüktür. Onlara çok uzak bir mekandan seslenilmektedir.” (Fussılet/44)

        Ve Biz onu [apaçık kitabı] yabancılardan [Arapça bilmeyenlerden] birine indirseydik de, bunu o, onlara okusaydı, onlar, buna iman ediciler değillerdi. (Şuara/198, 199)

        Apaçık kitaba ant olsun ki Biz onu aklınızı kullanasınız diye Arapça bir Kur`an [okuma] yaptık. (Zühruf/2, 3)

        Onunla [apaçık kitapla], uyarıcılardan olasın diye apaçık bir Arapça lisan ile senin kalbine Emin Ruh [Güvenilir Can, sağlam bilgi] indi. (Şuara/193-195)

        Ve Biz böylece onu [Kur’an’ı] Arapça bir hüküm [mükemmel bir yasa] olarak indirdik. Ve eğer sana gelen ilimden sonra onların hevalarına uyarsan, Allah’tan sana bir Yakın Kimse ve bir koruyucu yoktur. (Ra’d/37)

        Ve bundan [Kur`an`dan] önce bir rehber ve rahmet olarak Musa`nın kitabı vardı. Ve bu [Kur`an] ise zulmeden kimseleri uyarmak, iyilik-güzellik üretenleri müjdelemek için Arap lisanı üzerine tasdik eden bir kitaptır. (Ahkaf/12)

        Ve işte böylece Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Onda tehditlerden tekrar tekrar açıklama yaptık. Belki takva sahibi olurlar yahut onlara yeni bir öğüt oluşturur. (Ta Ha/113)

        Ve ant olsun ki Biz, düşünüp öğüt alsınlar diye pürüzsüz Arapça bir kur`an [okuma] olarak; takvalı davransınlar diye bu Kur`an`da insanlar için her türlüsünden örnek verdik. (Zümer/27, 28)

        Bu, Arapça bir Kur`an [okuma] olarak, bilen bir kavim için ayetleri detaylandırılmış bir kitaptır. (Fussılet/3)

        Her dilde kullanılan anlatım sanatları vardır. Bunlar Mecaza Dayalı Söz Sanatları -ki,Mecaz /Değişmece, Mecaz-ı Mürsel /Ad Aktarması, Düz Değişmece Teşbih /Benzetme, İstiare /Eğretileme / Deyim Aktarmaları,
        Teşhis/Kişileştirme, İntak /Konuşturma, Kinaye /Değinmece,
        Tariz /Dokundurma, İğnelemedir
        -
        ile Anlama Dayalı Söz Sanatlarıdır
        - ki,Hüsn-i Talil /Güzel neden bulma, Tecâhül-i Ârif /Bilip de bilmezlikten gelme,Tenasüp/Uygunluk, Leff ü Neşr, Mübalağa /Abartma,
        Tezat /Karşıtlık, Tekrir /Yineleme, Telmih /Hatırlatma, Tevriye,
        İstifham /Soru sorma/, İrsâl-i Mesel, Rücû, Terdîd, İktibas, Îhamdır.



        Sözkonusu ayet:
        Ahzab;53: "Ey iman eden kimseler! Peygamber'in evlerine sadece –vaktine bakmaksızın–yemeğe izin verilince girin. Ama çağırıldığınız vakit hemen girin. Artık yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Söz için de beklemeyin. Şüphesiz bu hâliniz, Peygamber'e eziyet veriyor sonra da O, sizden çekiniyor. Allah ise haktan/gerçekten çekinmez. Onun hanımlarından bir kazanım istediğiniz zaman da perde arkasından/odalarına girmeden isteyin. Böyle yapmanız, sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için daha temizdir. Ve sizin Allah'ın Elçisi'ne eziyet etmeniz ve kendisinden sonra hanımlarını da, sonsuza dek nikâh etmeniz olacak bir şey değildir. Bu, Allah katında çok büyüktür."
        şeklindedir ve gayet açıktır.

        Arap dilinde "buyuten Nebî"nin ne olduğu bellidir ve bu "peygamberin evlerine" anlamındadır. Arap dilinin hiçbir anlatım sanatında Buyuten Nebî "HAYR ya da FEDAKARLIK içerikli bir amelin gerek insanın yaşadığı çevrede ve yaptığı diğer ameller arasında, gerekse diğer insanların yaptığı ameller arasında yer edinmesine, ev edinmesine şeklinde bir anlam yoktur.

        Alıntı yaptığınız yerdeki yazılar, Halil İbrahim Ülkü adlı bir kişinin dübür anlam etiketiyle kafasına göre verdiği anlamlarla yeni bir din oluşturma çabalarıdır..


        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
        Sevgi saygı ve muhabbetle.
        Allah'a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • galipyetkin
          Uzman Üye
          • Sep 2011
          • 1389

          #5
          Sayın ORHAN VELİ.

          Konuyu oradan buraya taşıyarak burada da tartışmaya açılmasını sağlaman çok isabetli olmuş.

          Evet, o satırlar sana hitap etmediği gibi bana da hitap etmiyor. Şu anda benimle yaşayan ve beni evLERine davet edecek bir peygamberle muhatap olmam (ki zannederim Muhammed Peygamber'den bahsedilmektedir) olanaksız; yani o satırların benim hayatımda rolü yok.

          Halbuki Kitab'ın her kelimesinin Müslümanın hayatının üzerinde bir mânâsı, bir etkinliği vardır. Ben de bir müslümanım, o halde bu satırların benim yaşamımda etkin olması gerekirken nasıl oluyor da benim dışımda kalıyor. Kalamıyacağına göre bu satırların tercümesi belki mot-a-mot doğru fakat anlamlandırma-meallendirme bakımından yalnış. Kitap bir Peygamber veya "eşleri" veya onların seviyesine koyduklarımız karşısında hareket tarzlarımızı öğreten bir adab'ı muaşeret kitabı değil ki. Kaldı ki Peygamber dışındaki insanları adamdan saymayacak mıyız?

          "Peygamber'in evLERinin" bu günkü hayattaki mânâsı, yani bana, sana, hepimize hitabı acaba ne?..., ve nasıl olmalı?

          Saygılarımla.
          Galip Yetkin
          Last edited by galipyetkin; 3. April 2016, 05:21 PM.

          Comment

          • khaos
            Uzman Üye
            • Apr 2012
            • 346

            #6
            Galip abicim
            Benimde işte kafamı meşgul eden konuların başında bu geliyor.Bana (müslümanlara veya tüm insanlığa) hitap etmeyen ''ayetler'' kur'anda neden yer alır.Geçen Hanifi bahadır arkadaşımızla tartışırken aslında bahsetmek istediğim konu (kur'anın orjinalliği) buydu.O her ne kadar Turan Dursun un bakkal kitabından alınma fikirler dese bile sonuçta aklın yolu bir.Kur'an da Ahzab 53 ayarında bir çok ayet var.Tahrim 5. ayet gibi.
            Tanrı'nın tüm insanlığa gönderdiği evrensel olduğuna inandığımız kitabımızda peygamberin hanımlarına gözdağı veren! neredeyse bakın yaramazlık yapmayın o istese sizden daha iyisini bulur manasına gelecek ayetlerin ne işi var.
            Hadi açık konuşayım abi
            Benim fikrim (tabi herşeyin en doğrusunu Tanrı bilir) Peygamberin bazı durumlar için söylediği sözler daha sonra ayetler kitap haline getirilirken dönemin şartları yüzünden kur'ana girmiş olabileceği.
            Hatırlarsanız büyüklerimden daha aydınlatıcı bilgiler gelmediği sürece bu konuda yorum yapmayacağım demiştim.Siz ve Halil abimizin bu konudaki değerlendirmelerini merak ediyorum doğrusu.
            Tanrı herhangi bir şeye körü körüne inanmamızı isteseydi bu aklı vermezdi bize herhalde.

            Not:söylediklerimden lütfen ''Kur'an Allah'ın kelamı değildir'' manası çıkarılmasın.
            (FOR RAVEN)

            Comment

            • bartsimpson
              Super Moderator
              • Mar 2012
              • 692

              #7
              Bide bu açıdan bakalım

              "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #8
                Selamun Aleyküm, Değerli Kardeşlerim.

                Allah Resulu/Nebisi aynıı zamanda kurulan devletin başıdır.
                Kur'an okurken verilen mesajlar güncellenmelidir.
                Kur'an inananlarını bilinçlendirerek öğüt verir ve Allah'a kulluğa davet eder. Elçilik misyonunu üstlenen kişilerin karşılaşıbileceği güçlükler ve insanların onlara karşı takınabilecekleri tutumlarla ve görgü kurallarını da içeren bilgilendirme yaparak uyarır. Ahzab suresinde Allah Resulune/Nebisine özgü, diğer mü’minleri ilgilendirmeyen kurallar ile ilgili olan ayetleri de bu türden bilinçlendirme olarak düşünmeliyiz.

                Uygun olduğumda bunlarla ilgili güncelleme örneklerini sunacağım inşaAllah.

                Orhan Veli Kardeşimizin alıntı yaptığı yerde yazılanlar ise söyleyebileceğim:
                Lütfen yazılanları tefekkürle okumaya çalışınız. Size verilen ayetleri ve ayetler içerisindeki bölümleri incelemeden geçmeyiniz. Kendi çıkarımlarına “KUR’AN” deme cüretinde bulunan kişiler okurlarını; oluşturduğu YARGILARINA ulaşacak şekilde KURGULADIĞI varsayımlarına ulaştırmak için yarı Arapça yarı Türkçe bağlamından kopartılmış ayetlerle sorular sorup cevaplayarak önceden oluşturduğu yargılarına ulaştırmaya çalışmaktadırlar.

                Orada yazılı olanlarla ilgili olarak oluşan istifhamlar varsa bunları gidermek için çabalayanlardan oluruz inşaAllah.

                Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                Sevgi saygı ve muhabbetle.
                Allah'a emanet olunuz.
                Halil Ay

                Comment

                • dost1
                  Site Yöneticisi
                  • Sep 2008
                  • 1905

                  #9
                  Selamun Aleyküm, Değerli barsimpson Kardeşim.

                  bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
                  Bide bu açıdan bakalım

                  Kurallarını Allah`ın koyduğu Hakk Din ise Kur`an`da; “Allah`a ait din”, “Ed Din-ül Hanif”, “Ed Din-ü Kayyim”, “Muhlisine lehüddin”, “Ed Din-ül Halis” ve “İslâm” adlarıyla yer almıştır.
                  Kurallarını Allah'ın koyduğu dinin inananı insan başı kesmez.
                  Kediye ağlayan kişinin "dinsiz" ilan edilmesi insanların kabullerine göre dinsiz ilan etmektir. Allah'ın dininde "dinsiz" diye bir tanım yoktur. Kafir,müşrik ve münafık vardır.


                  Kişinin bilinçli olarak bir başkasına -kendisinden daha güçlü olduğunu kabul ederek- teslim olması, boyun eğmesi, onun otoritesi dışına çıkmaması” Arap dilinde "secde" olarak belirtilir.

                  Secde bir bilinçtir, imandır, teslimiyettir. Allah'a secde ancak Allah'ın bildirdiklerine göre olur ki bu da Kur'an'dadır.

                  Allah'a secdesi olmayanın adı kafir,müşrik ve münafiktır.
                  Tanımını ve inananların sergilediği davranışları Allah'ın Kur'an'ına uymayanın adı dindar olamayacağı gibi gireceği yer de cennet olamaz.

                  İnsanların davranışlarını düşünceleri oluşturur. Düşünceleri de inançlarından kaynaklanır. Adı ne olursa olsun. Her tür olumsuzlukları uzaklaştırarak kendini sağlama alanın adı Müslim inandığı dinin adı islamdır.

                  Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                  Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                  Sevgi saygı ve muhabbetle.
                  Allah'a emanet olunuz.
                  Halil Ay

                  Comment

                  • mustafabey
                    Katılımcı Üye
                    • Aug 2012
                    • 92

                    #10
                    Selamun Aleyküm; kardeşlerim.

                    Konuya yönelik tespitlerimi paylaşacağım.

                    Kuranı okurken biz ne sıfatla okuyoruz, bunu bir kendimize sormamız gerekir.

                    Kuranı kim okumuştur, Muhammed Resul

                    Kuran kime indirilmiştir, Muhammet Resule

                    Resul kendine indirilen kitabı okumuş ve yanındakilerle, kavmiyle paylaşmıştır.

                    Kuran, Tevrat veya İncil bunlar Resullerin bıraktıkları kitaplardır ve müttakilere hitap ederler.

                    Kuran okurken yaptığımız yanlışlardan en büyüğü bence, Kuran sanki bize, kendimize iniyor gibi okumaktan kaynaklanıyor. Biz resul değiliz, bunun farkında olarak okumalıyız.
                    Önümüzde okuduğumuz, şekillerini gördüğümüz, hadis ve hadiselerden zuhur etmiş Resullerin yazıtlarıdır.

                    Bu yazıtları okumaktaki amacımız nedir? İbret almak, öğüt almak, iyi ve kötü durumları görmek, hidayete ermeye çalışmak, kötü hasletlerden kurtulmak, Allahın yoluna adım atmak ve kendi nefsimizle mücadele ederek takvaya(akıl sahibi) ulaşmayı amaç edinmek…

                    Ama Kuran bize iniyor gibi okuyup, içindeki kelamları ibret, öğüt, hidayet kaynağı olarak değil de Allah bize direk emir veriyor modunda algılarsak, anlamaya çalışırsak işler karışır.

                    Nasıl anlamaya çalışıyoruz?

                    Comment

                    • khaos
                      Uzman Üye
                      • Apr 2012
                      • 346

                      #11
                      mustafa bey kardeşim
                      anlayamadım...
                      kur'an Tanrı'nın insanlığa göndermiş olduğu evrensel bir mesajmıdır?
                      yoksa insanların arasından seçtiği bir kişiye gönderdiği özel hayat rehberimi?

                      kur'an resule indi derken herhalde sadece ona indi demek istemiyorsunuzdur.
                      diyorsunuz ki;
                      Resul kendine indirilen kitabı okumuş ve yanındakilerle, kavmiyle paylaşmıştır.

                      bu onun görevi.Ayrıca ona paylaşmakta denmez.O modemle pc arasındaki patch cord, O iki adayı birleştiren bir köprü, O Tanrı nın buyruğunu insanlara ileten bir postacı.


                      A'RÂF - 188
                      De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."

                      FÂTIR - 23
                      Sen sadece bir uyarıcısın!

                      SÂD - 65
                      De ki: "Ben, sadece bir uyarıcıyım. O Vâhid ve Kahhâr Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."

                      NÛH - 2
                      O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

                      yine diyorsunuz ki;
                      Kuran sanki bize, kendimize iniyor gibi okumaktan kaynaklanıyor. Biz resul değiliz, bunun farkında olarak okumalıyız.

                      Bana inmeyen bir kitaba ben neden inanayım?
                      Biz resul değiliz.. ama resul şimdi nerede... ve kur'anı okurken hangi farkındalıkla okuyacağız.Buna nasıl karar vereceğiz.
                      Eline kur'anın iskoçcası geçen bir iskoçyalı hangi farkındalıkla okumalı Kur'anı.Sizce en az iki tefsir, üç meal, hatmedip birde internetten imam bulup öylemi imana gelmeli.

                      Sizin dediğiniz gibi kur'an sadece peygambere veya peygamberin anlayacağı şekilde gönderilseydi kur'anın sadece onun yaşadığı dönemde hükmü geçerdi.Bunun yanında peygamberin en iyi kur'anı anlayabilecek kişi olduğu konusunda sizinle hemfikirim.
                      Last edited by khaos; 18. February 2014, 07:05 PM.
                      (FOR RAVEN)

                      Comment

                      • khaos
                        Uzman Üye
                        • Apr 2012
                        • 346

                        #12
                        Halil Ay abicim,
                        Müsait olduğunuzda Ahzab 53 ve Tahrim 5. ayeti güncelleyebilirmisiniz.

                        tşk.
                        (FOR RAVEN)

                        Comment

                        • bartsimpson
                          Super Moderator
                          • Mar 2012
                          • 692

                          #13
                          mustafabey Nickli Üyeden Alıntı
                          Selamun Aleyküm; kardeşlerim.

                          Konuya yönelik tespitlerimi paylaşacağım.

                          Kuranı okurken biz ne sıfatla okuyoruz, bunu bir kendimize sormamız gerekir.

                          Kuranı kim okumuştur, Muhammed Resul

                          Kuran kime indirilmiştir, Muhammet Resule

                          Resul kendine indirilen kitabı okumuş ve yanındakilerle, kavmiyle paylaşmıştır.

                          Kuran, Tevrat veya İncil bunlar Resullerin bıraktıkları kitaplardır ve müttakilere hitap ederler.

                          Kuran okurken yaptığımız yanlışlardan en büyüğü bence, Kuran sanki bize, kendimize iniyor gibi okumaktan kaynaklanıyor. Biz resul değiliz, bunun farkında olarak okumalıyız.
                          Önümüzde okuduğumuz, şekillerini gördüğümüz, hadis ve hadiselerden zuhur etmiş Resullerin yazıtlarıdır.

                          Bu yazıtları okumaktaki amacımız nedir? İbret almak, öğüt almak, iyi ve kötü durumları görmek, hidayete ermeye çalışmak, kötü hasletlerden kurtulmak, Allahın yoluna adım atmak ve kendi nefsimizle mücadele ederek takvaya(akıl sahibi) ulaşmayı amaç edinmek…

                          Ama Kuran bize iniyor gibi okuyup, içindeki kelamları ibret, öğüt, hidayet kaynağı olarak değil de Allah bize direk emir veriyor modunda algılarsak, anlamaya çalışırsak işler karışır.

                          Nasıl anlamaya çalışıyoruz?
                          Bakara (66) Biz bunu, hem onu görenlere, hem de sonra geleceklere bir ibret ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara da bir öğüt kıldık.

                          Al-i İmran (13) Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kâfirdi. (Onları) göz bakışıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da dilediğini yardımıyla destekliyordu. Basireti olanlar için bunda elbette ibret vardır.

                          Al-i İmran (49) Allah onu İsrailoğullarına bir Peygamber olarak gönderecek (ve o da onlara şöyle diyecek): "Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah'ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü'minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.

                          Al-i İmran (190) Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.

                          Hicr (75) Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

                          Kuran'da ibret alınması, akıl edilmesi, görülmesi, bilinmesi, düşünülmesi istenen pek çok örnek vardır. Kelime olarak aratılırsa bulunabilir.
                          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                          Comment

                          • bartsimpson
                            Super Moderator
                            • Mar 2012
                            • 692

                            #14
                            khaos Nickli Üyeden Alıntı
                            mustafa bey kardeşim
                            anlayamadım...
                            kur'an Tanrı'nın insanlığa göndermiş olduğu evrensel bir mesajmıdır?
                            yoksa insanların arasından seçtiği bir kişiye gönderdiği özel hayat rehberimi?

                            kur'an resule indi derken herhalde sadece ona indi demek istemiyorsunuzdur.
                            diyorsunuz ki;
                            Resul kendine indirilen kitabı okumuş ve yanındakilerle, kavmiyle paylaşmıştır.

                            bu onun görevi.Ayrıca ona paylaşmakta denmez.O modemle pc arasındaki patch cord, O iki adayı birleştiren bir köprü, O Tanrı nın buyruğunu insanlara ileten bir postacı.


                            A'RÂF - 188
                            De ki: "Ben kendi nefsime, Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlayabilirim ne de bir zarar verebilirim. Eğer gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapardım. Ama bana kötülük dokunmamıştır bile. Ben, inanan bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciden başkası değilim."

                            FÂTIR - 23
                            Sen sadece bir uyarıcısın!

                            SÂD - 65
                            De ki: "Ben, sadece bir uyarıcıyım. O Vâhid ve Kahhâr Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur."

                            NÛH - 2
                            O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

                            yine diyorsunuz ki;
                            Kuran sanki bize, kendimize iniyor gibi okumaktan kaynaklanıyor. Biz resul değiliz, bunun farkında olarak okumalıyız.

                            Bana inmeyen bir kitaba ben neden inanayım?
                            Biz resul değiliz.. ama resul şimdi nerede... ve kur'anı okurken hangi farkındalıkla okuyacağız.Buna nasıl karar vereceğiz.
                            Eline kur'anın iskoçcası geçen bir iskoçyalı hangi farkındalıkla okumalı Kur'anı.Sizce en az iki tefsir, üç meal, hatmedip birde internetten imam bulup öylemi imana gelmeli.

                            Sizin dediğiniz gibi kur'an sadece peygambere veya peygamberin anlayacağı şekilde gönderilseydi kur'anın sadece onun yaşadığı dönemde hükmü geçerdi.Bunun yanında peygamberin en iyi kur'anı anlayabilecek kişi olduğu konusunda sizinle hemfikirim.
                            Evet sevgili Khaos sende rasul değilsin, ben de...

                            Cuma (10) Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah'ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.

                            Herkes kendi nasibini alır.

                            Tabiri caizse ben hıyar kelimesini okuduğumda argo anlamını anlarım, botanikçi bir bitkiden bahsedildiğini, oşinograf deniz canlısından söz edildiğini anlar...

                            Eeee peki Allah ne demek istedi?

                            Ben nereden bileceğim?

                            Ben bu konuyu hep şöyle düşünmüşümdür (Rasulerin işi gerçekten zor)

                            Enam (137) Yine bunun gibi, Allah'a ortak koşanların çoğuna, koştukları ortaklar, çocuklarını öldürmelerini güzel gösterdi ki; onları helake sürüklesinler ve dinlerini karıştırıp onları yanıltsınlar. Eğer rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları uydurdukları ile baş başa bırak.

                            Enam (112) İşte böylece biz her Peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları iftiralarıyla baş başa bırak.

                            Yunus (99) Eğer rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekün iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü'min olsunlar diye, insanları zorlayacaksın?

                            Hud (119) rabbin dileseydi insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.

                            Eğer dileseydi????

                            Neden dilemedi???

                            Bu sorunun cevabı bence Kuran'ın inen ilk ayetindeki sözle hatta kelime ile birebir aynı paralellikte.

                            İKRA...

                            Özgür düşünceye ve iradeye saygı duyan ve seçimlerinde kişiyi özgür bırakan bir sistem daha olamaz. Fakat sonuçlarına katlanacaksan....

                            Nahl (82) Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.

                            Yasin (17) "Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir."

                            Peygamber OKUDU ve tebliğ etti. TEBLİĞ senin görevin değil, sende tebliğ edenin söylediğini OKUyacaksın kapasiten kadarını anlayacaksın ve icra edeceksin.

                            Maide (67) Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir.

                            Maide (99) Peygamberin üzerine düşen ancak tebliğdir. Allah sizin açıkladığınızı da, gizlediğinizi de bilir.

                            Araf (68) "Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçıyım."

                            Peki neden böyle?

                            Çünkü DNAlarımızın birbirimizden farklı olması kadar net bir sebepten.

                            Nasibimizi arıyoruz...

                            Çünkü sen, ben ve herkes gerçekte OKUnması gerekenin ne olduğunu net olarak bilmiyoruz. Bilseydin yada bilseydik yada bilselerdi herkese kitap inerdi.

                            Araf (62) "Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum."

                            Sanırım anlatabilmişimdir.
                            Last edited by bartsimpson; 19. February 2014, 12:17 AM.
                            "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                            Comment

                            • dost1
                              Site Yöneticisi
                              • Sep 2008
                              • 1905

                              #15
                              Selamun Aleyküm, Değerli Khaos Kardeşim.

                              khaos Nickli Üyeden Alıntı
                              Halil Ay abicim,
                              Müsait olduğunuzda Ahzab 53 ve Tahrim 5. ayeti güncelleyebilirmisiniz.

                              tşk.
                              Kur’an’da Allah’ın ifade ettiği üzere insan bir takım zaaflara ve tutkulara yani negatif özelliklere sahiptir. Bunlar:
                              Bencillik, zalimlik, nankörlük, ümitsizlik, sevinç delisi, kendini beğenmişlik, cimrilik, kafa tutuş, tahammülsüzlük, acelecilik, sabırsızlık, şehvetperestlik ve servet düşkünlüğüdür.


                              İslâm dini, bazılarının iddia ettiği gibi bir inançlar manzumesi değildir. Herkesin Dinin ne demek olduğunu iyi bilmesi gerekir. Hakk Dîn, “Yüce Allah'ın kullarını hakka ulaştırmak üzere peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları kendi iradeleriyle dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah'ın koyduğu hükümler”dir.

                              Allah, merhameti gereği insanların kişisel davranışlarından; yemelerinden içmelerinden, giyinmelerinden, kazanma şekillerinden harcamalarına, savaşmalarına, evlenmelerine, boşanmalarına, doğayla olan ilişkilerine, yönetim biçimlerine kadar her şeylerine müdahale edip, toplumdan zulüm ve fesattan kurtarıp adaletin sağlanması için bir takım ilkeleri kullarına elçileri aracılığı ile bir kitap ile göndermiştir. Kısacası Rabbimiz insanları ve evreni cahil ve zalim insanların eline bırakmamıştır. İnsanların dünya ve ahirette esenliğini, mutluluğunu sağlayacak ilkeleri göndermiş ve bunların tamamına uyulmasını istemiş, bazılarının kabulüne bazılarının reddine razı olmamıştır.

                              Rabbimiz, Kur’an’da yer alan ana ilkelerde de kullar içi herhangi bir serbestlik tanımaz.
                              Ve Allah ve Elçisi bir işte hüküm verdiklerinde, hiçbir mü’min erkek ve mü’min kadın için kendiişlerinde serbestlik yoktur. Ve kim Allah'a ve Elçisi'ne isyan ederse o, açık bir sapıklıkla sapmıştır. (Ahzab/ 36)

                              Allah koyduğu ana ilkeleri tabulaştırmıştır; bunların uygulamalarını ve uygulama şekillerini insanların istişare ederek alacakları karara bırakmıştır.
                              De ki: “Geliniz, Rabbinizin size neleri tabulaştırdığını; dokunulmaz kıldığını okuyayım:

                              ‘Kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamanızı,
                              ana babaya iyilik yapmanızı- güzel davranmanızı,
                              fakirlik endişesiyle / fakirleştiriliriz korkusuyla çocuklarınızı öldürmemenizi, - Sizi ve onları Biz rızklandırıyoruz.-
                              kötülüklerin açığına ve gizlisine yaklaşmamanızı,
                              haksız yere, Allah'ın haram kıldığı nefsi öldürmemenizi, -İşte bunlar, aklınızı kullanasınız diye O’nun size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.-
                              Yetimin malına da yaklaşmamanızı, -Yalnız erginlik çağına erişinceye kadar en güzel biçimde yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz.-
                              ölçüyü, tartıyı hakkaniyetle tastamam yapmanızı, -Biz kimseyi gücünün yettiğinden başkası ile; kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız.-
                              söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa adil olmanızı
                              ve Allah'a verdiğiniz sözü tastamam tutmanızı.’ -İşte bunlar öğüt alıp düşünesiniz diye Allah’ın size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır.-”
                              Ve şüphesiz ki, bu, dosdoğru olarak Benim yolumdur. Hemen ona uyun. Ve başka yollara uymayın da sizi O’nun yolundan ayırmasın. İşte bunlar, Allah’ın koruması altına girersiniz diye Allah’ın size yükümlülük olarak ulaştırdıklarıdır. (En’am/ 151- 153)

                              Yüce Allah, koyduğu kuralları uygulamayan sözde inanmış geçinenleri de tehdit eder.

                              Değerli Kardeşim,

                              Allah Resulu'nun/Nebisinin aynı zamanda “Ülülemr olduğunu da gözönünde bulundurmak gerekli diye düşünüyorum.

                              İslam asla sentez kabul etmez.

                              Kur’an’a baktığımızda Müslümanların devletinin Din ve halk; sivil oluşumdan; çift yapılı bir sistemden meydana geleceği anlaşılmaktadır; bu iki yapı, hâkimiyet olarak Hakk; Allah, uygulama olarak da halktır. Yönetim, yasallığını “Şura” prensibi gereği halktan, İslâm ilkelerine bağlılıktan dolayı da Hakk’tan alır.
                              Kur’an’da Rabbimiz Kendisine ve elçisine itaatten sonra “Ülülemr”e (emir/iş/plan program sahiplerine) itaat edilmesini emir buyurmuştur.


                              Ey iman etmiş kimseler! Allah'a itaat edin, Elçi'ye ve kendinizden olan emir (emir/iş/plan program) sahiplerine; kendi palementonuza itaat edin. Sonra, eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve âhiret gününe inanan kimseler iseniz, onu Allah ve Elçi'ye havale edin. Bu, daha iyidir ve en uygun çözümü bulmak bakımından daha güzeldir. (Nisa/ 59)

                              Burada konu edilen “Ülülemr” Müslümanların kendilerinden oluşturduğu “Şûra Meclisi”dir. Buna ister “Parlamento”, ister “Halk meclisi”, ister “Millet meclisi” ister “Konsey” denilsin, isminin hiç önemi yoktur. “Şûra “ ilkesi ile hem ehil olan herkesin yönetime katılımı sağlanır hem de diktatörlük engellenir. Meclis, Müslümanların tümünün meclisi durumundadır.

                              "İşte, verilen herhangi bir şey basit dünya hayatının kazanımıdır. Sadece dünya hayatının geçici bir menfaatidir. Allah katında bulunanlar [nimetler, ödüller] ise;
                              iman etmiş ve sadece Rablerine işin sonucunu havale eden kimseler için,
                              günahın büyüklerinden ve hayâsızlıktan kaçınan ve öfkelendikleri zaman bağışlayan kimseler için,Rablerinin çağrısına cevap veren, salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olmayı oluşturan-ayakta tutan], işleri de kendi aralarında görüşme, danışma olan, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden harcamada bulunan kimseler için ve kendilerine bir haksızlık ve saldırı isabet ettiği zaman birbirleriyle yardımlaşan/ intikam alan kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır." (Şura/ 36- 39)

                              "İşte sen, sırf Allah'ın rahmeti sebebiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları bağışla, onlar için bağışlanma dile. İşlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a işin sonucunu havale et. Şüphesiz Allah, işin sonucunu Kendisine havale edenleri sever." (Ali-i Imran/ 159)

                              İslâm “Ülülemr”lik kurumunu hiçbir zaman bir kişiye uygun görmemiştir. Bunun kurumsallığını istemiştir.

                              "Ve içinizden hayra çağıran, herkesçe kabul gören iyi şeyleri emreden, vahiy ve ortak akıl ile kötülüğü-çirkinliği kabul edilen şeyleri engelleyen bir önderli toplum bulunsun. Ve işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (Al-i Imran/ 104)

                              Şimdi dileğinize gelecek olursak,Tahrim Suresinin ilk 5 âyeti:

                              Tahrim;1-5:
                              "1Ey Peygamber! Eşlerinin rızalarını arayarak Allah'ın helâl kıldığı şeyi niçin sen kendine haramlaştırıyorsun? Ve Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
                              2Allah, kefaretini ödeyerek yeminlerinizi çözmeyi kesinlikle size meşrû kılmıştır. Ve Allah, sizin mevlanız; yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınınızdır. Ve O, en iyi bilen, en iyi yasa koyandır.
                              3Bir de hani Peygamber, eşlerinden bazılarına bir sözü/ olayı sırlaştırmıştı. Sonra eşlerinden biri bunu haber yapınca ve Allah, Peygamber'e bunu açığa vurunca, Peygamber bir olayın kısmını belirlemiş, bir kısmından mesafelenmişti/ vazgeçmişti. Sonunda o eşe, bunu kendisi haber verince o eş: “Bunu sana kim haber verdi?” dedi. Peygamber, “Bana iyi bilen, iyi haber alan haber verdi” demişti.
                              4Ey Peygamber'in iki eşi, hatalarınızdan Allah'a dönerseniz sizin için iyi olur. –Çünkü kesinlikle ikinizin kalpleri kaydı; inançlarınız bozuldu, sapıklığa düştünüz.– Yok eğer Peygamber'e karşı dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, o'na mevladır; yardımcıdır, destekçidir, koruyucudur, yol göstericidir. Cibrîl/Kur’ân ve iman edenlerin sâlihleri de. Ve bunlardan sonra inecek âyetler de o'na arka çıkarlar.
                              5Eğer o sizi boşarsa, Rabbinin, kendisine sizden daha hayırlı, müslime, mü’mine, sürekli saygı duyan, tevbe eden, oruç tutan/seyahat eden dul ve bakire eşler vermesi umulur."

                              şeklindedir.Burada sesleniş Allah'ın Nebisinedir. Allah'ın Nebisi aynı zamanda Ülülemr'dir. Allah'ın Nebisi fiziki olarak aramızda değildir ancak Allah'ın vahyettiklerinin tebliği olan Allah'ın talimatnamesi olan Kur'an elimizdedir.
                              Bunu güncelleyecek olursak hitap; günümüzdeki Elçilik/nebilik misyonunu yüklenen,Kur'an ile uyarı görevinde bulunanlar ve Ülülemr’ler olacaktır.

                              Ey elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlar!/ey Ülülemr’! Eşlerinizin rızalarına uygun olacak diye de olsa keyiflerinize göre haram ve helal ortaya koyamazsınız. Ve Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
                              Allah, kefaretini ödeyerek yeminlerinizi çözmeyi kesinlikle size meşrû kılmıştır. Ve Allah, sizin mevlanız; yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınınızdır. Ve O, en iyi bilen, en iyi yasa koyandır.
                              Ey inananlar! Elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanların evlerinde/Ülülemr’in evlerinde yaşanan şu olaya dikkat edin!
                              Bir de hani elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanların/Ülülemr’ , eşlerinden bazılarına bir sözü/ olayı sırlaştırmıştı. Sonra eşlerinden biri bunu haber yapınca ve Allah, elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlara/Ülülemr’'e bunu açığa vurunca, elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanların/Ülülemr’ olayın bir kısmını belirlemiş, bir kısmından mesafelenmişti/ vazgeçmişti. Sonunda o eşe, bunu kendisi haber verince o eş: “Bunu sana kim haber verdi?” dedi.Elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı yapanlar/ülülemr, “Bana iyi bilen, iyi haber alan haber verdi” demişti.
                              -Ey elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı yapanlara/ülülemr'e tuzak kurmaya çalışanların ihanet eden eşleri! Hatalarınızdan Allah'a dönerseniz sizin için iyi olur. –Çünkü kesinlikle ikinizin kalbi kaydı.– Yok eğer elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı yapanlara/ülülemre karşı dayanışmaya girerseniz hiç kuşkusuz bizzat Allah, o'na mevladır; yardımcıdır, destekçidir, koruyucudur, yol göstericidir. Cibrîl/Kur’ân ve iman edenlerin sâlihleri de. Ve bunlardan sonra inecek âyetler de o'na arka çıkarlar._
                              Eğer elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı yapanlar/ülülemr', tuzak kurmaya çalışanların ihanet eden eşlerini boşarsa, Rabbinin, kendilerine sizden daha hayırlı, müslime, mü’mine, sürekli saygı duyan, tevbe eden, oruç tutan/seyahat eden dul ve bakire eşler vermesi umulur.

                              Ahzab 53 de:
                              "Ey iman eden kimseler! Peygamber'in evlerine sadece –vaktine bakmaksızın–yemeğe izin verilince girin. Ama çağırıldığınız vakit hemen girin. Artık yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Söz için de beklemeyin. Şüphesiz bu hâliniz, Peygamber'e eziyet veriyor sonra da O, sizden çekiniyor. Allah ise haktan/gerçekten çekinmez. Onun hanımlarından bir kazanım istediğiniz zaman da perde arkasından/odalarına girmeden isteyin. Böyle yapmanız, sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için daha temizdir. Ve sizin Allah'ın Elçisi'ne eziyet etmeniz ve kendisinden sonra hanımlarını da, sonsuza dek nikâh etmeniz olacak bir şey değildir. Bu, Allah katında çok büyüktür."

                              şeklindedir. Aynı şekilde burada da bu mesajları güncelleyecek olursak hitap edilen Nebi yerine, günümüzdeki elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur'an ile uyarı görevinde bulunanlar ve Ülülemr’ler anlaşılmalıdır.

                              Ey iman eden kimseler!
                              Elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek kur’an ile uyarı görevinde bulunanların evlerine/Ülülemr’in evlerine sadece –vaktine bakmaksızın–yemeğe izin verilince girin. Ama çağırıldığınız vakit hemen girin. Artık yemeği yediğinizde de hemen dağılın. Söz için de beklemeyin. Şüphesiz bu hâliniz, elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek Kur’an ile uyarı görevinde bulunanlara/Ülülemr’e eziyet veriyor sonra da onlar, sizden çekiniyorlar. Allah ise haktan/gerçekten çekinmez. Elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek kur’an ile uyarı görevinde bulunanların/Ülülemr’in/ hanımlarından bir kazanım istediğiniz zaman da perde arkasından/odalarına girmeden isteyiniz. Böyle yapmanız, sizin kalpleriniz ve onların kalpleri için daha temizdir. Ve sizin Allah'ın Elçilik/nebilik misyonunu yüklenerek kur’an ile uyarı görevinde bulunanların/Ülülemr’in eziyet etmeniz ve kendilerinden sonra hanımlarını da, sonsuza dek nikâh etmeniz olacak birşey değildir. Bu, Allah katında çok büyüktür.

                              İnşaAllah karşılıklı sohbet etme imkanımız olur da olayları derinlemesine müzakere ederiz.


                              Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                              Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                              Sevgi saygı ve muhabbetle.
                              Allah'a emanet olunuz.
                              Halil Ay

                              Comment

                              Working...