Evlilikmi. Evcilikmi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Hasan Akçay
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 826

    #31
    Lâ yahıllu leken nisâu min ba’du ve lâ en tebeddele bihinne min ezvâcin ve lev a’cebeke husnuhunne illâ mâ meleket yemînuk…

    Su andan itibaren
    mevcut eslerinin disindaki kadinlar
    sana helal degil.

    Onlari
    güzel bulsan bile
    mevcut eslerinle degistirmen de
    helal degil.

    Ancak
    yeminin kime malikse onlar
    baska.


    Ne anliyoruz?

    "Yeminin kime malikse onlar"i
    mevcut eslerinle degistirebilirsin.

    Bu nasil olacak?

    1.Güzellikleri hosuna giden baska kadinlari eslerinle degistirmen dahi haram olduguna göre mevcut eslerinin disindaki kadinlar sana kesinlikle haramdir. Bunun istisnasi olmaz. Yoksa o istisna, haram hükmünü geçersiz kilar.

    Örnegin Hakki Yilmaz'in ürettigi istisna:

    "savas esiri olup ta
    senin himayene verilen"
    kadin/kadinlar.


    Savaslar oldugu sürece, sonu gelmez üretilen bu istisnanin.

    Sonu gelmeyen istisna,
    haram hükmünü
    elbet geçersiz kilar.

    2.Yeminin kime malikse onlar sana bundan önce helaldi (33:50), bundan sonra da helal (33:52). Çünkü onlar da senin ailen, nikahli eslerin. Ne var ki, nikahin türü açisindan, mehir ödeyerek edindigin eslerinden ayrilirlar.

    Örnegin mehir ödeyerek aldigin eslerin senin ''YAZILI nikah''in altindadir, yeminin kime sahipse onlar ise yemin denen SÖZLÜ nikah'in altinda.

    3.Bundan sonra "yeminin kime malikse onlar"i, ''yemin nikahi''ni YAZILI nikah haline getirerek, yazili nikahin altindaki eslerinle degistirebilirsin. O kadar. Baska kadinlari eslerinle degistirme yasaginin -lâ yahillu leke en tebeddele bihinn- istisnasi budur.

    Bundan sonra ailenin disindan kadin alamazsin.
    Last edited by Hasan Akçay; 28. March 2014, 06:49 AM.

    Comment

    • Hasan Akçay
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 826

      #32
      Aorskaya (http://www.hanifler.com/showthread.php?p=14692):

      Halbuki kuranda geçen köle ve cariye! deyimleriyle kastedilen, müslümanlara karşı savaşan ve savaşta esir düşen erkek ve kadınları anlatmaktadır.

      Kur’an öyle bir sey anlatmiyor, kardes. Lütfen!

      Köleler (Nûr 32).: ibad-عباد, imâ-اما
      Esirler (Enfâl 67): esra-اسري

      Kuran köleye köle der, esire esir. Müslümanlara karsi savasan ve esir düsen erkekler ve kadinlar esirdir, köle degil.

      Bakin
      Kur’an bunu nasil dile getiriyor
      (Muhammed 4):

      Kafirlerle karsilastiginizda vurun o boyunlari, ta ki onlari dize getirinceye kadar. Iste o zaman baglari saglam atin. Sonra savas agirliklarini atincaya kadar ya iyilik ya fidye...

      fe immâ mennen ba’du ve immâ fidâen hattâ tedaal harbu evzârehâ
      .

      Bu kadar
      açik ve net.

      Size saldiran kafirler yenilip dize geldiklerinde atesi kesip onlari teslim alacaksiniz. Ve kaçmalarina engel olmak için SIKI muhafaza edeceksiniz. Yoksa kaçar, toparlanir, yine saldirirlar.

      Iste onlar sizin
      esirlerinizdir;
      asla
      köleleriniz degil.

      Ateskes denen geçici baris anlasmasindan sonra
      savas agirliklarini atincaya yani sürekli baris anlasmasi imzalanincaya kadar

      esirlerinizi

      ya karsiliksiz (fe immâ mennen)
      ya da fidye ile (ve immâ fidâen)

      salivereceksiniz.

      Sa-li-ve-re-cek-si-niz.
      Baska bir seçeneginiz yok.

      Esirlerinizi alikoyup
      köle yapamazsiniz.

      Aslinda esirleriniz dedik ama sizin esirleriniz degil onlar; savasta aldiginiz esirleri devlete derhal teslim etmeniz hariç onlarin üzerinde hiçbir tasarruf yetkiniz yok. Yetki tamamen devlete aittir; yoksa devlet devlet olmaktan çikar.

      Say ki bazi esirler devletin yetkililerine basvurdu, ''Benim artik siginacak bi evim, yanina gidecek bi kimsem yok; beni siginmaci kabul edin!'' dedi.

      Kabul ederseniz bu kere de SIGINMACI olur onlar, köle degil (60:10).

      Siz de devletin yetkililerine basvurup ''Ben su su su siginmacilari üstlenmek istiyorum; onlara vallahi iyi bakacagim!'' diye yemin edersiniz. Elbet yüküm senedi de imzalarsiniz.

      Uygun görülürse
      böylece
      yemininiz malik olur onlara.

      Siginmaci bir kadinin

      ya
      yemin nikahli esiniz olmasini saglarsiniz;
      ve böylece
      ona sizin yemininiz malik olur,
      size de onun yemini
      (33:50-52, 23:6, 70:30)

      ya da
      bir ya ya da daha çok siginmacinin bakimini üstlenirsiniz;
      böylece
      siz onlarin "hâmi"si olursunuz,
      onlar sizin, bizdeki beslemeler gibi, bakimini üstlendikleriniz
      (4:3, 4:24, 4:25, 24:33, 33:55...)

      Yeminin kime malikse onlar -mâ meleket yemînuk iste bu. Dikkat. Özne sizin yemininizdir. Yemininiz sorumlu yapar sizi, sahip yapmaz. Ve onlar ''sahip çikilan''dir; sahip olunan degil, köle degil.
      Last edited by Hasan Akçay; 23. March 2014, 02:13 PM.

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #33
        (Başartılı bir operasyon sonucu -şimdilik yırttık gibi gözüküyor- iyileşmeye yüz tuttuk, yine bazı ukalâlıklar yapacağım galiba)

        Sayın Hasan Akçay'ı, daha evvel de defalarca okumuş olmama rağmen ibretle ve uslubunu çözmek için uğraşarak tekrar okuyorum ve bitirmesini bekliyorum. Ukalalık yapacağım ya!

        Ama önce şu hususu belirtmek gerekiyor; "fidye" tanımı. Esirler asla fidye alınarak serbest bırakılmaz. Aksi insan/köle ticareti olur. Burada alınacak fidye mağlup edilen emperyalist ve kapitalist devletin haksız olarak insanların haklarına el koyarak oluşturduğu ve taraftarlarına dağıttığı servete el koyup insanları itidal seviyesine yükseltip-itidal seviyesine çekmek için alınan bir nevi, tam o manada olmasa bile, savaş tazminatı olup belirtilen "fidye" odur. Yenen devletin de zenginleşme aracı değildir. Bu hususta müteaddit kereler değindiğim şu yazıya tekrar dikkat çekmek isterim.

        http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2603

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Last edited by galipyetkin; 23. March 2014, 09:30 PM.

        Comment

        • Hasan Akçay
          Uzman Üye
          • Dec 2010
          • 826

          #34
          Fidye ile ilgili olarak
          "http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2603"te
          sunlar söyleniyor:

          Esirlerden her ne nam altında olursa olsun salıverilmeleri için hiç bir şey alınamaz.

          Evet. Zaten 47:4'deki "esirleri ya karsiliksiz (mennen) ya da fidye karsiligi (fidâen) saliverin!" buyrugundan anlasilan da bu. Yani esirler fidye ödemese de saliverilecek.

          Esir ben olsam ödemem.

          Çünkü beni esir olarak tutanlar içten mümin iseler
          nasil olsa saliverecekler, fidyesiz de saliverecekler.
          Allah'in buyrugu bu.

          Yok, içten mümin degilseler fidyeyi alinca da salivermezler.

          Bos yere
          niçin
          fidye vereyim!

          Buna göre Allah'in 47:4'teki buyrugunu "Esirleri karsiliksiz ya da fidye karsiligi demeksizin saliverin!" diye okumak gerekiyor.

          Ancak savaşa sebep olan devletten, devleti ve vatandaşlarını itidal seviyesine indirmek, itidal seviyesi üzerinde sahip oldukları fidyeyi geri almak için savaş tazminatı alınır.

          Evet, dogru kavram: tazminat. Çünkü, savasi baslatip maddî manevî kayiplara neden olan devlete o kayiplari tazmin ettirmek haktir.
          Last edited by Hasan Akçay; 23. March 2014, 05:34 PM.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #35
            Sayın Hasan Akçay ara verdi herhalde. Ben de bu aradan faydalanıp ana konuyu aydınlatmaya yardım edecek herkese yönelik bir soru sorayım.

            Sayın Hasan Akçay'ın açıklamalarına göre (diğer müfessirleri bu konuda kaale bile almıyorum), Peygamber'e şu kadınlar helâl kılınmıştır (yani iltimas mı geçilmiştir):

            a)mehir ödeyerek edindiği,
            b)O'na nikâhlı oldukları için,

            1-Kendilerine mehir vererek edindiği eşlerin
            2-Allah'ın sana savaşta verdiklerinden senin yeminin kimlere sahipse onlar (eğer evli ise ve çoluk çocuğuna dönmek istiyorsa ve esirlerin iade edilmesi kuralına rağmen mi?)
            3-Akrabalarının seninle göç eden kızları.
            4-nebinin de nikâhına almayı istemesi şartıyla kendisini nebiye hibe eden kadın.

            Sayın Hasan Akçay benim anladığıma göre diyor ki:
            "Helâl kadın(yani karı)
            nikâh ile
            edinilendir."



            Nebiyle göç eden akraba kızları da diğer kadınlar gibi(itirazsız) O'na "mehirleri kaç kuruşsa verilmek şartıyla (beygamberin iradesiyle-metazori-) helâl idiler (yani karı idiler).

            Yani "ana bir, bacı iki; gerisine ......... düüüüt; katar gibi peş peşe diz, bağla kervanın develeri gibi."

            Ve "ahzab-52'den sonra ise asla eş üstüne eş (yani karı) almadı."


            Hani Allah'ın adetinde ve sünnetinde bir değişiklik yoktu?......... Ahzab-52'yi indirene kadar mı?

            Hani " çok eşlilik zulümdü ve Allah zulmetmezdi; Allah âdildi......... Ahzab-52'ye kadar zalim; ahzab-52'den sonra mı adil oldu?

            Burada bir çarpıklık yok mu? Böyle çevirilerle biz Allah'a zulmetmiyor muyuz?

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.
            Last edited by galipyetkin; 10. April 2014, 08:57 PM.

            Comment

            • Hasan Akçay
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 826

              #36
              Hani çok eşlilik zulümdü ve Allah zulmetmezdi; Allah âdildi.
              Ahzab-52'ye kadar zalim; ahzab-52'den sonra mı adil oldu?


              Av hayvanlarinin
              üreme dönemlerinde avlanmasi
              zulümdür, degil mi?

              Mâide 02: Size helalken avlanin.
              Mâide 95: Size yasakken av hayvani öldürmeyin.

              Lütfen bkz: http://www.bilgi-rehberi.com/kanunlar/kanun13167uc.html

              Türkiye Cumhuriyetinin
              05 Mayis 1937'de yaptigi KARA AVCILIGI KANUNU resmî gazetede
              13 Mayis 1937'de yayinlandi ve yürürlüge o tarihte girdi (Madde 29).

              Simdi birileri de
              sizin gibi
              sorsun mu:

              Hani av hayvanlarinin üreme dönemlerinde avlanmasi zulümdü; hani Türkiye Cumhuriyeti zulmetmezdi? Türkiye Cumhuriyeti 1937'ye kadar zalimdi de 1937'den sonra mi adil oldu?

              Bu örnegi niçin verdim?

              Çünkü
              laik yasalar gibi din yasalari da zulmü ortadan kaldirmak için yapilir
              ama eskiye yürümezler; yürürlük "bundan sonra"dir.

              O yüzden
              Allah
              es üstüne es almayi
              Muhammed nebinin sahsinda bütün inananlara yasaklayan
              Ahzâb 52'de "min ba'd-bundan sonra" der:

              Bundan sonra kadinlar sana helal degil. Onlari güzel bulsan bile eslerinle degistirmen de. Ama yeminin kime sahipse onlar baska. Allah her seyi görendir.
              Last edited by Hasan Akçay; 27. March 2014, 11:22 AM.

              Comment

              • Hasan Akçay
                Uzman Üye
                • Dec 2010
                • 826

                #37
                Peygamber'e şu kadınlar helâl kılınmıştır (yani iltimas mı geçilmiştir)

                Hayir, iltimas geçilmemis.

                Çünkü yalnizca peygambere degil
                Ahzâb 50'nin vahyedildigi anda
                inanan her erkege
                nikahlandigi ve kendilerine mehir verdigi kadinlar helaldir,
                nikahlandigi ve yemininin malik oldugu kadinlar helaldir,
                nikahlandigi kuzenleri helaldir.

                Yalnizca peygambere helal kilinan tek kadin
                nebinin de onu nikahina almayi istemesi sartiyla kendisini ona hibe eden kadindir.

                Onun da kocalik edecek bir erkek degil hâmilik edecek bir yetkili aradigi açik ve net. Yoksa erkek arayan bir kadin zaten bir sürü esi olan ve o bir sürü esin ihtiyaçlarini karsilayamayan Muhammed'e (33:28-29) kendisini niye hibe etsin? Gider bekar bir erkege hibe eder; onunla evlenir.

                O kadin yalnizca peygambere helaldir çünkü peygamber o anda devlettir. Islam devleti yeni yeni kuruluyor. Henüz peygamberden baska devleti temsil eden hiç bir kurum ya da kisi yok. O kadin, devlete siginiyor; kocaya varmiyor.

                Allah'ın sana savaşta verdiklerinden senin yeminin kimlere sahipse onlar (eğer evli ise ve çoluk çocuğuna dönmek istiyorsa ve esirlerin iade edilmesi kuralına rağmen mi?)

                Hayir, asla o kurala ragmen degil. Peygambere helal kilinan kadinlardan söz ediyoruz. Helal demek ona nikahlanmis demek. Nikah, evlenmekte olan kadinin taniklarin önünde "Muhammed'i kocaliga kabul ediyorum" demesi ile gerçek olur. Rizasiz nikah olmaz.

                eğer evli ise ve çoluk çocuğuna dönmek istiyorsa...

                Muhammed nebiye helal kilinan kadinlarin arasinda baskasiyla evli kadin yok.
                Siz Ahzâb 50'yi Nisâ 24 ile karistiriyor olmayasiniz?

                Isterseniz söyle yapabiliriz. Siz Nisâ 24'ten ne anladiginizi lütfen belirtin. Ayni seyi anliyorsak sorun yok ama farkli seyler anliyorsak müzakere edelim.
                Last edited by Hasan Akçay; 28. March 2014, 08:29 AM.

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #38
                  Sayın Hasan Akçay ve ben........, yani müzakere...., ben ve Hasan Akçay ......

                  Yok!
                  Olmaz!

                  Bir sitede Hasan Akçay ile Sayın Haktansapmaz salat üzerine bir müzakere yapmışlardı da netice alınamadan 1.000._(bin) sayfa sürmüştü.

                  Yok......., yok........ Müzakere filân......, ben ı-ııh.

                  Ben nikâh, evlilik, eş gibi terimlerin kullanıldığı her yerde, her zaman cinsel içerikli birlikteliğin varlığını değil de, genellikle, karşılıklı birbirlerinin eksikliklerini tamamlayıcı iş ortaklığı, karşılıklı olarak yüklerini-sorumluluklarını-ihtiyaçlarını sırtlamak, karşılıklı olarak birbirlerine yardım etmek, SALAT ETMEK olduğunu belirttim. Misal vermek gerekirse, diyelim ki bir yetimi himaye altına aldınız/iş verdiniz; yani nikâhladınız; annesini ne yapacaksınız? Sokağa mı terk edeceksiniz?

                  O yetimin kadınını da (yetimin kadını değil de yalnız başına bir kadın olsa da) yanınızda- evinizde/işinizde- görevlendirip, ecir/ücreti karşılığı anlaşacaksınız yani nikâh yapacaksınız. O size hizmet edecek siz de O'na evinizde ve ailenizde bir yer de verebilirsiniz) ücret vereceksiniz. O, o ücreti alır veya almaz, kendi bileceği iş. (Peygamber dahi olsanız Ahzab-52'ye kadar ücreti-ecri karşılığı yatağa atmayacaksınız ). Nikâh kelimesi aradaki ilişkinin cinsel içerikli bir eylem ilişkisi olmadığını gösterir; biri diğerinin eksiğini kapatacaktır; karşılıklı yardımlaşma ortaya koyacaklardır; salâtı ikâme edeceklerdir.

                  Benim derdim bu kadar. Gerisi okuyan arkadaşların değerlendirmelerine kalıyor.

                  Herifler, kadıncağızları Ahzab-52'ye kadar "işte lan paran yürü nikaha, sonra bir tane daha, sonra bir........" yatağa attılar, tıpkı Türkiye Cumhuriyeti'nin 05 Mayıs 1937'de yaptığı, 13 Mayıs 1937'de resmi gazetede yayımlattığı ve yürürlüğe soktuğu "kara avcılığı kanunu"na kadar uyanmadığı gibi Allah da mı sonradan uyandı da Ahzab-52'yi indirdi?

                  Eeee, o zamana kadarki kadıncağızlar neden eziyet çekti? Herifler neden o zevkten mahrum bırakıldı?

                  Allah'ın aklı başına sonradan gelip de hayatın bir safhasında yasa koymaz ki koyduğu yasa geçmişe etki etmez diyelim. Allah her şeyi "tetematıyla" taaaa en başından tasarlamış değil midir? Allah'ın adet ve sünnetinde bir değişiklik bulamamamız da bu nedenle değil midir?

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.
                  Last edited by galipyetkin; 21. April 2016, 12:00 AM.

                  Comment

                  • khaos
                    Uzman Üye
                    • Apr 2012
                    • 346

                    #39
                    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                    Sayın Hasan Akçay ve ben........, yani müzakere ben ve Hasan Akçay ......

                    Yok!
                    Olmaz!

                    Bir sitede Hasan Akçay ile Sayın Haktansapmaz salat üzerine bir müzakere yapmışlardı da netice alınamadan 1.000._(bin) sayfa sürmüştü.

                    Yok......., yok........ Müzakere filân, ben ı-ııh.
                    Galip abi
                    Hasan Akçay Bey le çok iyi gidiyorsunuz.Çocukluğumda radyodaki arkası yarınları bekler gibi bekliyorum ikinizin yazacaklarınızı.Lütfen devam...şeker tadında
                    (FOR RAVEN)

                    Comment

                    • Hasan Akçay
                      Uzman Üye
                      • Dec 2010
                      • 826

                      #40
                      Bir sitede Hasan Akçay ile Sayın Haktansapmaz salat üzerine bir müzakere yapmışlardı da netice alınamadan 1.000._(bin) sayfa sürmüştü. Yok......., yok........ Müzakere filân, ben ı-ııh.

                      Anlasilan günahim büyük. Verilen 1 000 (bin) sayfalik müzakere örneginden de anlasildigi üzerer uzun, up uzun müzakerelere dalarak Galip kardesimizi korkutup caydiriyormusum.

                      Bu kadar büyük günaha batmis biri olarak
                      artik susmam gerekiyor.

                      Tabii merak ta ettim, sahiden 1 000 (bin) sayfa mi diye. Hayir toplam 50 (elli) sayfa. Haktansapmaz (Abdurrahman Özlük) hocam ise müzakereye sayfa 22'de katilmis. http://www.hanifdostlar.net/forum_po...15&PN=1&TPN=22

                      50 - 22 = 28. Toplam 28 sayfa.

                      Abdurrahman hocam sonra yasakli duruma düsmüs;
                      onun için iletileri
                      Guests
                      tarafindan yazilmis görünüyor.

                      Bu hatirlatmayi
                      okumak isteyenler olabilir,
                      orda kimin kim oldugu bilinsin
                      diye yaptim.

                      Bu arada
                      ASIL konumuz ne idi?

                      Artik ben yokum. Hosça kalin.
                      Last edited by Hasan Akçay; 29. March 2014, 03:36 PM.

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #41
                        Sayın Hasan Akçay.

                        O konu, verdiğiniz link ile sınırlı değil. Meselâ:



                        Burada bazı silinmeler, çıkartmalar yapılmasına rağmen 426 sahife daha var ki bu konuda değişik başlıklar altında birkaç yazı daha yazılı. Siz tüm sayfalarda olmasanız bile konu bütünlük itibarı ile, biraz abartılmış olsa dahi, lafın gelişi l.000-(bin) sayfa. Her ne ise .....

                        Bu konular, hele sizin gibi oynak bir beyin ve bakış açısına sahip biri ile müzakere edilmeye kalkışılırsa.... bitmeyen senfoni.....

                        "khaos" arkadaşın isteği üzere ben konuya girişecektim ki; siz pırrrr.....

                        Eh... Benim de tadım kaçtı.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 31. March 2014, 07:01 AM.

                        Comment

                        • galipyetkin
                          Uzman Üye
                          • Sep 2011
                          • 1389

                          #42
                          Bu konuda Bakara 35. ayete de dikkati çekmek gerekir.

                          Dikkat etmişseniz konuşma hayatında ve diğer dinler literatüründe geçen "Havva" ifadesi Kur'an'da geçmez. Kur'an'da geçen "Adem ve eşi" ifadeleridir. Bu yönde gösterilecek ayet Bakara-35. ayettir. Maalesef ki parantez içerisinde diğer dinlerin etkisinde kalarak "havva"" eklenmiştir.

                          Bakara-35: "Biz, Ey Adem! Sen ve EŞİN (Havva) beraberce cennete yerleşin......."

                          Evet "havva" ifadesi "Yahudi dininden" esinlenerek ayete ve dolayısı ile müslüman beyinlere işlenmeye çalışılmıştır.

                          Ayette Adem tekil olarak ifade edilmiştir. "Sen ve eşin" kelimeleri:
                          1- "Sen ve eşin" ifadesi, Adem'in varlığının tamamiyetini ifade eder. Yani "sen= cesedin= vücudun" ve "eşin=ruhun=canın;
                          2- "Eşin" kelimesi Adem gibi başkalarının haklarını çalan, Adem ile aynı zamanda yaşayan, Adem gibi hırsız takımını anlatır

                          1-Burada da "eş" ifadesi "karı" anlamında değildir. Yaşam fonksiyonunu yerine getirmek için birleştirilmiş iki müstakil varlık, vücut ve can. http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2616
                          2-Diğer anlama göre ,Adem ile dişi-erkek meslekdaş(lar)ı vardır.

                          Burada bizi ilgilendiren ikinci mânâdır.


                          Saygılarımla.
                          Galip Yetkin
                          Last edited by galipyetkin; 21. April 2016, 10:44 AM.

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #43
                            Araştırma yaparken bir de şurada: http://www.kuranincelemesi.org/kadin...erine/#more-52, şu yazıya rastladım.


                            “ma meleket eymanukum” un kapsamı üzerine…
                            Kur'an'incelemesi

                            Şu ana kadar ortaya çıkan sonuç; “ma meleket eymanukum” ifadesinin genellikle "cariye" olarak çevrildiği idi. Bu çevirilerin yanlış olabileceğini ilgili ayetlerle karşılaştırmalı olarak ilgili yazılarda tartışmaya çalıştım.

                            Fakat tabi akla şöyle bir soru da geliyor. “Savaş esiri kadın” olarak algılayabileceğimiz durum hiç olmamış mıdır veya hiç olmayacak mıdır, yani bizim bildiğimiz cariyelik müessesesi ile alakalı Kur’an hiç mi düzenleme yapmamıştır? İşte bence tam bu noktada Allah’ın neden belirli bir kelimeyi değil de “ma meleket eymanukum” gibi bir ifadeyi kullanmış olabileceğine dair bir fikir elde ediyoruz.

                            Şimdi daha önce de değindiğim aşağıdaki çeviriye dikkat:

                            NİSA 36. Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya,ellerinizin altında bulunanlar (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez. (Diyanet Vakfı Çevirisi)

                            NİSA 36. Yalnız Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi şerik yapmayın. Anneye, babaya, akrabalara, yetimlere, fakirlere, yakın komşulara, uzak komşulara, yol arkadaşına, garip ve yolculara, ellerinizin altındaki (köle, cariye, hizmetçi, İŞÇİ) lere de güzel muamele edin. Bilin ki Allah kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez. (Suat Yıldırım çevirisi)

                            Aşağıdaki çeviriye de lütfen dikkat ediniz:

                            RUM 28. Allah konuyu size kendinizden misal getirerek anlatıyor. Size rızık ve servet olarak verdiğimiz şeylerde, meşrû şekilde sahip olduğunuz, (ma meleket eyman”) üzerlerinde meşrû haklarınız ve otoriteniz, kendileriyle düzgün insanî münasebetleriniz olan köleleriniz, câriyeleriniz, işyerlerinizde çalışan sözleşmeli işçileriniz içinde hiç ortağınız var mı? Servetinizi tasarrufda siz, onlarla kendinizi eşit sayar mısınız? Birbirinizden çekindiğiniz gibi, onlardan da çekinir misiniz? İşte biz, ilimle ve tecrübeyle gelişmeye devam eden aklını faydalı kullanabilen toplumlar için, Allah’ın birliğini ispatlayan delilleri, birçok konunun çözümünün işaretlerini böyle ayrıntılı açıklıyoruz.(Ahmet Tekin çevirisi)


                            Yukarıdaki çevirilerde parantez içlerinde “ma meleket eymanukum” ifadesine sadece “cariye” diye anlam verilmemiş, köle hatta işçi, hizmetçi anlamları verilmiş. Yani “ma meleket eymanukum” çeşitli şekillerde çevrilebiliyormuş.

                            Peki, kimler olabilir ma meleket eymanukum; yeminlerinizin/anlaşmalarınızın hak sahibi oldukları? (veya sağ ellerinizin sahip oldukları )

                            Lütfen bunu düşünürken sadece Kur’an’ın ilk nazil olduğu zaman dilimindeki şartları değil, Allah’ın mesajının evrenselliğini göz önünde bulundurarak, gelmiş ve gelecek tüm zaman dilimlerinin şartlarını hesaba katın. Yoksa, cariye olarak ilgili ayetleri açıklarken “canım, şimdi cariyelik mi kaldı, o zamanmış, o şartlarda bile bakın Allah cariyelerin haklarını korumuş” gibi bir açıklama içerisinde bulunmak zorunda kalıyorsunuz ki, bu emin olun kimseyi tatmin etmiyor.

                            “ma meleket eymanukum” ifadesi ile BİR SÖZLEŞME İLE ( bu sözleşme yazılı olabilir, zımni olabilir) aramızda illiyet bağı bulunan herkes kastediliyor olabilir. Yani;

                            İnsanın nikahlı eşi (erkeğin değil, insanın)

                            Çocukları

                            Savaş esiri olup yanında barındırdığı insanlar (erkek de olur kadın da)

                            İşçileri

                            Hizmetçileri

                            Sayılanların hepsi ve daha fazlası “ma meleket eymanukum” kapsamında olabilir.


                            Demek ki, konu ile ilgili ayetleri çevirirken ön yargı sahibi olmadan ( doğru ya da yanlış cariye konusundaki bilinçaltısal/tarihsel erkek ön yargısından bahsediyorum), bir mantıksal bütünlük içerisinde, birbiriyle çelişmeyen bir yaklaşım sergilenmeli.......

                            Yani mutlak olarak “ma meleket eymanukum” = şudur derseniz, ilgili sözü her yerde aynı şekilde çevirmek gerektirmez mi? Neden işin içinde cinsellik varsa cariye oluyor da cinsellik dışı bir durum varsa duruma göre köle, işçi, hizmetli vs. oluyor?

                            Veyahut “ma meleket eymanukum” duruma göre ,önceki ve sonraki ayetlerle ve Kuran’ın bütünselliği içinde değerlendirilerek çevrilmesi gereken bir ifade olarak mı ele alınmalı?

                            Şimdi konunun başındaki soruya tekrar dönersek: . “Savaş esiri kadın” olarak algılayabileceğimiz durum hiç olmamış mıdır veya hiç olmayacak mıdır, yani bizim bildiğimiz cariyelik müessesesi ile alakalı Kur’an hiç mi düzenleme yapmamıştır?

                            Elbette ki yapılmıştır. Nisa Suresi 23,24,25 (İbn Kesir)

                            23.Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anaları, gerdeğe girdiğiniz karılarınızdan evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, size haram kılındı. Eğer üvey kızlarınızın anaları ile gerdeğe girmemişseniz, onlarla evlenmenizde bir vebal yoktur. Öz oğullarınızın karıları ile evlenmeniz ve iki kızkardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Geçmişte olanlar artık geçmiştir. Şüphesiz ki Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.

                            24.Evli kadınlarla evlenmeniz de. Sağ ellerinizin sahib oldukları müstesna. Bunlar; Allah’ın size farz kıldığı hükümlerdir. Geriye kalanları ise; zinadan kaçınıp iffetli yaşamanız şartı ile mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlandığınızın karşılığı olarak kararlaştırılmış olan mehirlerini verin. Kararlaştırdıktan sonra, aranızda anlaştığınız hususta size bir sorumluluk yoktur. Şüphesiz ki Allah, Alim, Hakim olandır.

                            25.Sizden; hür, inanmış kadınlarla evlenmeye güç yetiremeyen kimse, inanmış genç kızlarınızdan sağ ellerinizin sahib olduklarından (alsın). Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Birbirinizdensiniz. Onlarla zinadan kaçınmaları, iffetli yaşamış ve gizli dost tutmamış olmaları halinde, velilerinin izniyle evlenin. Ve ma’ruf şekilde mehirlerini verin. Evlendiklerinde zina edecek olurlarsa; onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu; içinizden, günaha girme korkusu olanlaradır. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, Gafur’dur, Rahim’dir.

                            Görüldüğü üzere burada açık bir şekilde “ma meleket eymanukum” un kimler olduğu birbiri ardına gelen ayetlerin bütünselliği içinde açıklanıyor. (tabi burada başka bir mesele var 4/25′in ilk başının çevirisi şu şekilde olsa mantık bütünlüğü daha fazla sağlanmış oluyor “Aranızdan her kim, içinde bulunduğu şartlardan dolayı hür bir mümin kadın ile evlenecek durumda değilse, onu, meşru şekilde sahip olduğunuz mümin bakirelerden biri ile evlendirin ”-m.esed çevirisi- Çünkü ayetin devamında “velilerinin izniyle” diye bir ifade var ki, eğer malik olan ben isem hangi veliden izin alacağım? )"

                            ...................

                            Saygılarımla.
                            Galip Yetkin.
                            Last edited by galipyetkin; 20. April 2016, 11:31 PM.

                            Comment

                            • galipyetkin
                              Uzman Üye
                              • Sep 2011
                              • 1389

                              #44
                              Aynı siteden devam.

                              ".............önce bir ayet ile başlamak istiyorum:
                              Nisa (4) – Ayet 3:

                              Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdirde) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır. (Diyanet Vakfı Meali)

                              NİSA 4/3. Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur. (Diyanet İşleri Meali)

                              Ayeti böyle mealinden hem de parantezleri ile birlikte okuyunca neler anlıyoruz neler?

                              -Erkekler velisi olduğu yetim kızlarla evlenebilir..
                              -Haksızlık yapmaktan korkuyorsa, dörde kadar başka kadınlarla evlenebilir.
                              -Yine mi haksızlık yapmaktan korkuyorsunuz? O halde cariyelerinizle YETİNİNİZ…


                              Şimdi hemen çeviriyi mantık süzgecinden bir geçiriverelim:

                              Diyelim ki benim 8 tane cariyem var, herbiri de dünyalar güzeli siz deyin Victoria Secret güzelleri gibi falan… Bir de evde yetim bir kız çocuğu var…Gün geliyor şu kız çocuğuyla ben bir evlensem diyorum… Sonra karar veremiyorum, haksızlık yapmayayım en iyisi 4 tane kadın alayım diyorsun… Yok bir türlü haksızlık yapmak vesvesesinden kurulamıyorsun, “eh diyorsun ne yapayım, benim Victoria Secret güzelleriyle YETİNEYİM bari…

                              Bu nasıl yetinmek? Yetinmek????? Burada hata kod kelimesi : YETİNMEK

                              Bence çevirilerde sistematik bir hata olduğu konusunda hemen sinyal veriyor mantık….

                              Eh o zaman araştırmamızı biraz derinleştirelim..Hemen bir önceki ayete bakalım:


                              Yetimlere mallarını verin, temizi pis olanla değişmeyin, onların mallarını kendi mallarınıza katarak (kendi malınızmış gibi) yemeyin; çünkü bu, büyük bir günahtır. (Diyanet Vakfı Meali)

                              Yetimlere mallarını verin, temizi verip murdarı almayın, onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız gerçekten büyük bir günahtır. (Suat Yıldırım çevirisi)

                              Evet.Önceki ayet yetimlerden bahsediyormuş… Yetim haklarından… O halde buradaki anahtar kelimemiz YETİM… Peki hemen dikkatimi çekti, neden 2. ayette yetim de sonraki ayette “yetim kızlar”?

                              İşte bu çeviriler beni oldukça huzursuz etti, kaldı ki 4/3. ayeti bu şekilde anlayıp uygulandığı tarihsel bir süreç de vardı…Bakın şu ana kadar herhangi bir Arapça gramer bilgisi gereksinimim olmadı…Yalnızca biraz muhakeme yaptım..

                              Şimdi biraz işin içine Arapça katalım.. Bakalım ayette geçen yetim = yetim kız mıymış?

                              “YETÂMÂ: “Nedîm ve nedâmâ” gibi yetîmin çoğuludur. Veya çoğulunun çoğuludur. “Yetîm” yalnız kalma mânâsına “yetem” den alınmıştır. Nitekim eşsiz inciye “dürr-i yetim” (sedefinde tek olan inci) denilir. İşte bu yalnız kalma mânâsı düşüncesi ile babası vefat etmiş olana yetim denilmiştir ki böyle yetim kalmağa da nın ötresi ile “yütm” denilir. Bundan dolayı, lugat bakımından bu ismin hakkı gerek küçüğe ve ge r ek büyüğe denilebilmesidir. Çünkü babadan yalnız kalma mânâsı kalıcıdır. Fakat örfe göre henüz kendini kurtaracak çağa ermemiş bulunanlara aittir. Bu yönden “yetim” kelimesi bir zayıflık ve özellikle akıl zayıflığı ve fikir noksanlığı mânâsı ile de ilgili d ir. Ve bundan dolayı erginlikten sonra bile rüşdünü bulamayanlar üzerinde yetim ismi, lügat ve örf açısından kalıcı olabileceği gibi, kocasından yalnız kalan kadınlara da yetim denilir” (Elmalılı)

                              Demek ki, ayeti “yetim kızlar” hatta “velisi olduğunuz yetim kızlar” diye çevirmek zorunda değillermiş…

                              Ve sizce Arapça’da neden dul kadınlara yetim denmiş olabilir? Acaba çocuklarından dolayı olmasın? Başka bir deyişle çocukları olmayan dul kadınlara da yetim denmiyor olmasın?

                              Şimdi söyler misiniz, hangi çeviri daha mantıklı? Yetim kızlar mı, yoksa kocası ölmüş dul kadınlar mı?

                              Bir de ayetin sonunda geçen cariye meselesine de girersek sonunda karşımıza bambaşka bir mesele çıkacak… Hazır olun… Muhtelif çevirilerde benim tespit edebildiğim şekilde tam 13 ila 15 kez kullanılan bu kelime orjinalinde hiç geçmiyor… Evet yanlış duymadınız böyle bir kelime yok…

                              Peki nereden çıktı bu cariye kelimesi çevirilerde? Genellikle “ma meleket eymanühüm” ifadesi çoğunlukla parantez içerisinde cariye olarak çevrilmiş. Türkçeye ”sağ ellerinizin sahip oldukları” şeklinde çevrilen bu ifade çoğu çevirilerde doğrudan Kur’an’da hiç kullanılmayan bir kelime olan “cariye kelimesi ile anlamlandırılmış…
                              Arapça bilmediğimi blogumda “neden böyle bir blog” kısmında ifade ettim. Sadece Kur’an’ı yüzünden okumasını biliyorum. Yani kelimeleri rahatlıkla tanıyabiliyorum ve elimin altında da internet ve bilgisayar gibi bir imkan var.. Hangi kelime ne anlama geliyormuş, kökeni neymiş, ne anlamlarda kullanılagelmiş, bazen zor olsa da şükür bulabiliyorum…Şimdi size bir çeviri daha vereceğim. İbn Kesir çevirisi.Sonuna dikkat buyurunuz:

                              Eğer yetim kızların haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız; size helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikahlayın.Şayet aralarında adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz; o zaman, bir tane. Veya sağ ellerinizin sahip oldukları. Bu adaletten sapmamanıza daha uygundur.


                              Bakın bu çeviride Türkçe bağlaçlarla anlamlar katılmamış. Ve cariye kelimesi de kullanılmadan olduğu gibi alınmış. Bu haliyle ve cariye kelimesini unutarak bir daha okuyunuz…


                              Kur’an için asla “bu ayet kesin olarak bunu söyler” demek doğru değildir. Çünkü Kur’an her zamana hitap eden çok katmanlı bir anlam yapısına sahiptir. Fakat alimler “bu ayetten kesinlikle böyle bir anlam çıkmaz, böyle anlamayın hata olur” demekle mükelleftirler.

                              Kuran incelemesi org sitesinden

                              Saygılarımla.
                              Galip Yetkin.
                              Last edited by galipyetkin; 22. April 2016, 02:47 PM.

                              Comment

                              • Hasan Akçay
                                Uzman Üye
                                • Dec 2010
                                • 826

                                #45
                                Yazarak düsünmek
                                istiyorum.

                                Nisâ 3 (Hakki Yilmaz):

                                Ve eğer ki yetimleriniz konusunda hakkaniyetsizlikten korktuysanız; o takdirde sizin için hoş olan, o kadınlardan (yetimlerin kadınlarından) ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder nikâhlayın. Şâyet o takdirde de adaleti gözetemeyeceğinizden korktuysanız, bir tanesini ya da yeminlerinizin sahip olduğunu nikâhlayın. Bu, hakksızlığa sapmamanız için en uygunudur.


                                *

                                Sizin için hos olan ifadesi yanlis olsa gerek çünkü evlenmek burda, sanki yalnizca siz denen erkegi ilgilendirirmis gibi, kadini DISLIYOR.

                                Es almak sanki manavdan karpuz almaktir. Tik tik tik... "I-IH bu hosuma gitmedi, almiyorum." Pat pat pat... "HAH bu hosuma gitti, aliyorum."

                                Kadinlar karpuz degildir. Hoslanma duygusuna siz nasil sahipseniz onlar da sahiptir. "Ben sizden hoslanmadim" deyip sizi reddediverirler. Ne yapacaksiniz?

                                Dogrusu sizin için temiz kilinan olabilir. O kadinlar "Bir babalik daha yapip beni evlendir!" diyerek evlendirme yolunu size açiveriyor, temizliyor, kisacasi kendilerini evlendirme konusunda size yetki veriyorlar.

                                Ayet 4'te ayni kökten gelen TIBNE var, ki bütün meallerde mal bagislamak, mal birakmak, mal vermek diye tercüme edilmis.

                                Zaten ayet 3'te geçen "mâ tâbe lekum"daki tâbe ayet 2'de geçen "habîs"in zit anlamlisi olan "tayyib"den geliyor yani TÂBE temiz demek.

                                lâ tebbeddelûl habîse bittayyib - temizi pisle degistirmeyin.

                                Bu,
                                "fenkihû"daki harekesiz "nkh"yi dogru anlamak açisindan önemli. NKH nikahlayin demek.

                                Soru su:

                                (1)Onlari, eger hosunuza giderlerse, kendinize mi nikahlayacaksiniz ya da
                                ... onlarin herbirini, hoslanip evet dedigi, talibine mi?
                                (2)O kadinlar kim?


                                *

                                yetimlerin kadınlarından ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder...

                                Keske bu da daha açik ifade edilseydi. Yani kimdir o kadinlar; yetimlerinizin analari mi ya da yetimelerinizin bedenen ve zihnen rüste erip (4:6) KADIN olanlari mi?


                                *

                                ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder...

                                Bunlar paylastirma sayilari olup o kadinlarin ikisini birden, üçünü birden, dördünü birden anlamindadir. Sayin Hakki Yilmaz da açikliyor bunu.

                                Ayrica bkz Dücane Cundioglu'nun burada dört kadina kadar denip SINIR mi getirildigi ya da SINIRSIZ tesvik mi ifade edildigine dair açiklamasi. http://yenisafak.com.tr/arsiv/2003/e...cundioglu.html

                                "İkişer, üçer, dörder" (mesnâ ve sülâse ve rubaa) deyişi 'sınırlama' (dörde kadar) anlamı içermez; tahdid ve tahsis değil bilakis teşvik ifade eder. Arapça'da "dörde kadar" demenin daha sarih yolları vardır ve açıklık gerektiren hukuk alanında böylesine kapalı bir ifadenin kullanımının ma'kul bir gerekçesi gösterilemez.

                                Bir diğer kullanım Fâtır 1'de geçmektedir ki bütün yorumcular orada bu deyişin çokluk ifade ettiğinde birleşmişlerdir.


                                Bununla ilgili
                                sorular:

                                Hangi babayigit
                                örnegin üç kadinla birden, üç kadinla bir arada, üç kadinla ayni anda
                                evlenip gerdege girebilir?

                                Kaldi ki bir erkegin ÇOK kadinla ayni anda evlenip gerdege girmesi AHLAK DISIDIR. Allah ahlaksizligi onaylar mi ki o kadinlar yetimler degil YETIMLERIN ANALARI olsalar dahi "Onlarin örnegin üçünü birden, üçünü bir arada, üçünü ayni anda kendinize nikahlayin!" desin?

                                Ya da Allah evlendirme görevini hâmiler, veliler arasinda paylastirip "O kadinlari ikiser ikiser, üçer üçer, dörder dörder, beser beser, altisar altisar... evlendirin; her birini kendi sevdigi TALIBINE verin!" mi diyor?
                                Last edited by Hasan Akçay; 24. April 2014, 01:13 PM.

                                Comment

                                Working...