Evlilikmi. Evcilikmi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Hasan Akçay
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 826

    #46
    Hakki Yilmaz:

    Ey insanlar! (Sûrenin başındaki hitap sadece Müslümanlara değil, tüm insanlara; yani topluma, kamuya, kamu yönetiminedir) Toplumdaki yetimlere karşı adalet sağlanamamışsa, yetimler mağdur durumda ise; toplanacaksınız ve yetimlere bakmakla mükellef olan kadınları ikişer ikişer, üçer üçer, dörder dörder nikâhlamak üzere bir kampanya düzenleyeceksiniz.

    Soru:

    Yetimlere bakmakla mükellef olan kadinlari
    kime nikahlayacaksiniz?

    Hakki Yilmaz:

    onlar sizin
    eşleriniz olacak.

    Sonra?

    Sonra da
    eşler arasında yeme-içme, barınma ve evlilik ilişkileri bakımından adaletli davranamayacaksanız, yetim kadınlardan bir tanesini nikâhlayın...

    Soru:

    Adaletli davranamayacaksaniz = zulm edecekseniz...
    Tamam... da kim yapacak o muhtemel zulmü, siz degil mi. Yani insanlar.

    Ve madem "kadinlar"in ikiserini ve üçerini ve dörderini es alip
    çok esli oldugunuzda muhtemelen zulmedeceksiniz
    Allah sizin zulmünüze bastan niye izin versin?

    Allah
    ayetleri
    zulmü ortadan kaldirmak için indirir (24:32, 33:52),
    zulme izin vermek için degil. (Gûya 4:3)

    Çünkü
    zulme izin veren de
    zalimdir.

    Hayir. "Insanlara Allah hiç bir sekilde zulmetmez; insanlara kendileri zulmeder -innallâhe lâ yazlimun nâse şey'en ve lâkinnen nâse enfusehum yazlimûn." (10:44)

    Aci gerçek bu.

    Çok esli zulme
    Allah adina
    biz insanlar izin veriyoruz.

    Sonra da
    çaldigimiz minareye KILIF uydurur gibi
    abuk sabuk gerekçeler üretiyoruz.
    Last edited by Hasan Akçay; 25. April 2014, 04:57 PM.

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #47
      Şimdi szlere daha evvelce bu sitede yazdiğim ve bir-iki kere de linkini verdiğim bir yazıyı tekrarlayacağım . link şu: http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2610

      Yazı da şu:

      Adak

      Büyük Larousse'tan bakıyoruz:
      ADAK :1- Kutsal bir güce, bir dileği yerine getirmesi için, belli bir inanç çerçevesinde yapılan vaad,......

      Okumaya devamı hemen kesiyoruz. Çünkü bu tanım ve devamı Allah'la yapılan bir pazarlığı, sırf menfaat için bir alış-verişi, değiş-tokuşu, rüşveti anlatıyor. Bize uygun değil.

      Bizim, Adalet ve Rahmet Sitesi'nden esinlendiğimiz ve alıntılar yaptığımız görüşümüz şöyle:

      Bir isim-sıfat olan ''meryem'' Suryanca'da(Süryanice'de) ''hizmet ehli, hizmet eden, hademe", yani ''sebilullah''ı ilke edinmiş demek.

      Erkeğe de kadına da isim olmuştur. Bu tür isimlendirmeler ''Sami dilleri''nde çok yapılır. Kur'an'da da bunun örneği ''ibn sebil-yol oğlu'' olarak verilen bu isim, ''insanların tümüne mülkün karşılıksız-sebil olarak sunulmasına taraftar olan, kollektivizmden-kamuculuktan yana olan'' insan'' olarak kullanılmıştır.

      Araplar bir kişide bir nitelik çokça bulunursa, kişi o niteliği ile tanınır, tanıtılır ve anılır. Meryem de yetim kalmış ve Zekeriya evinde-manastırında büyümüştür. Bunun için ''meriye-eme''dir. ''Eme'' kadındır; yani topluma emanet edilmiş ''besleme'' kızdır.

      Putperest olduklarından Arap toplumunda manastır ve havra gibi kurumlar oluşturulmamış-oluşturulamamış, bu nedenle de YETİMLER müslümanların evlerinde "ma meleket eymanikum" olarak aile ve dolayısı ile de toplum hayatına katılmışlardır. Bunların öz çocukların durumundan hiçbir farkları yoktur. Sadece ortak sülbden değillerdir. Evin öz kızından ayırt edebilmek için, köy kesiminde bu 'besleme-büyütme' kızlara,yani üvey kızlara, büyütüldüğü evin ikinci nesli 'eme', erkeklere de 'emmi' diye hitap eder.


      İşte Meryem de beytullah denilen kollektif yaşanılan manastırda, manastırın diğer insanları gibi manastır insanlarına (birbirlerine) hizmet etmek için görev almış, birbirlerine yani manastır toplumuna ve manastıra ''hadame'' olmuş kişi-rahibe-dir ki Zekeriya Peygamber tarafından himayeye alınmış yani Yahya Peygamber'e ''eme''dir Meryem. Zekeriya Peygamber de manastırda O'na bu sebepten ''meryem-rahibe'' diye hitap etmiştir; yoksa öz adı değildir. Meryem ismi daha sonraları İsa Peygamber'in annesini tanıtmak için özel isim olarak kullanılmıştır.

      Şu halde Suryanca bir kavram olan ''meriye-eme''=meryem, eskilerin deyişiyle ''Hıdemat-ı amme''ye, bu günkü ifadesiyle ammeye maişet-iaşe karşılığı, Allah rızası için, bu gün hor gördüğümüz 'boğaz tokluğuna' iş gören, fazlasını topluma terk edendir. Biz buna ''hizmet-vazife'' deriz ki bu ''İbrahim Makamı''ndan bir yer edinmektir. Bu hal Haşr Suresi'nde, özellikle 9. ayette izah edilmiştir. Adak adamak,yani kendini topluma-insanlığa adamak, nezr etmek budur.

      Ensar-ensariyet; nasrani yani isar öyle bir dayanışmacilik-fedakârlıktır ki, eşitken dahi ''benim hakkım'' demez, bundan da başkaları lehine vazgeçerek, başkalarını kendisine tercih eder. İşte vazife, görev, adak anlayışı budur. (Kim bilir kaç kişi enayilik işte, diyordur. Ne dersiniz alacağına şahin-borcuna karga Liberal-kapitalizmin ''eme''leri, ''emmi''leri?). O kadar ileri bir KARŞILIKLI yardımlaşma ki, ihtiyaç içindeyken bile kendini ihmal ederek diğerlerini tercih etmektir ki ''kurban-nezr esasında budur; kendi yaşamını diğerinkine feda, adak etmektir.

      Zina da, cinsel şehvet de liberalizmin ayrılmaz nitelikleridir.
      Hacc'da meşar-il haramda, kadın erkek birlikte, harem-selamlık olmadan ''kurban kesilen'', yani birbirlerine kendisini feda edercesine yardımlaşarak provası yapılan kollektif yaşam, her türlü(mülk-cinsel) şehvet tutma alışkanliığını ön plana alır, ve kötülüğü işin başında önler. Her türlü tehlike ve yardımlaşma yerine rekâbet ile doğal mücadeleyi(ki her hayvan cinsi birbirini yemez) kutsayan, şehvetlerin tahriki ile üstünlük-galibiyet arayan sistemlerde cinsel şehvet-kösnüme vardır. Mülk şehveti bütün kötülüklerin başıdır. Bunun serbest bırakılması da beraberinde bütün cinsel şehvetleri-kösnümeyi de getirir.

      Ama sırf mülk tutkusundan uzak yaşamayı seçen Havra-Manastır iştirak halinde mülkiyette insanlığa hizmet eden adanmış MERYEM dahi ''serbest yer''ci güruhun iftirasına uğramış, İsa peygamber'e ''piç'' demişlerdir. Mısri'de de Firavn, Yusuf ümmeti fityan ehline de zina iftirası atarak, kendini adamış kadınları sopayla kaba etlerinden sopalamış, ''piç'' dedikleri çocukları da öldürmüş, bu hengamede Musa da sepetle nehre bırakılmıştır. (Hâlâ daha aynı sebepten yapılmış Uhdud benzeri bu faciayı, yeni doğan bir köle erkek çocuğun sanki akıl kârı imiş gibi Firavn'ın yerini alacaği kehanet palavrasına bağlayanlar da var).

      Manastır ehline atılan iftiranın yalan olduğu zaten İsa'nın annesi Meryem, kardeş bir toplulukta, manastırda, erkeklerle beraber iç içe çalışarak, yine de namuslu kalarak ispat etmiş, hatta Kur'an bize bırakın haramı, helâl ile bile nefsini tatmin yoluna gitmediğini, yani Zekeriya Peygamber'in evlen önerilerine karşı çıktığını hatırlatır. Demek ki kollektivizm şehvetlerin rastgele tatmin edildiği yer değil, bilakis bunun tatmin edildiği ve bütün fuhşiyatın geçerli olduğu yer, aristokrasi, oligarşi, liberalizm, kapitalizm ve benzeri sistemlerdir. Hak olan Havra-Manastır yaşam biçiminin, kendi sistemleri için tehlike olduğunun bilincinde olan geçmişin toplumları, bu yaşam biçimine iftira atarak karşı durmuşlardır. Arapça da ''Meryem''in bu niteliğine çok önem verdiği için, bu yönü ile kavramlaşmış, ''Reym'' kökünden kavramlaşan bu isim, bu iftiraya tepki olarak oluşmuştur: ''Namus ve haysiyeti üzerinde olarak erkeklerle konuşan kadın'' anlamı verilmiştir.

      MERYEM:İffetli olarak erkek kısmı ile lakırdı eden kadın.

      Demek ki iş hayatında erkek ve kadının ortaklığı meşru ve hak, onun eve kapatılması bahanesine sığınılarak rantla geçinmeye bahane edilmesi bâtıldır. Niçin kadın helâl olan elinin emeğini yemesin, ihtiyaç fazlasını topluma iade ederek Karz-ı Hasene yapmasın?
      Niçin sosyal yaşamda kaç-göçle ve haremlik-selâmlıkla cinsel cazibe merkezi olmayı hep ayakta tutsun?
      Niçin iktidarlardan iş isteyerek bir baskı gurubu oluşturarak iş yerleri açtırtıp da ekonomiye ve refaha faydalı olmasın?
      Niçin bir Meryem olmasın?

      Suryanca olduğu söylenen ve ''amme''ye kendini adayıp hizmet eden, üreten insan anlamı ile Arapça'daki Meryem anlamları çelişmez. Hem de ''Rami'' den türemiş ''Reymen bil mekanü''=bir yerde sabit olup ikamet etmek, yani ''İkâme'' kavramı ile özdeş bir kavramdır. Bu ise kâr için ülke ülke dolaşan çerçi-deccal zıttı bir karakterdir ki manastır ehli ve eri böyledir. Bu yer ise insanların kendilerini birbirlerine adadıkları, Yahudi'lerde Havra, Hristiyan'larda Manastır, Müslüman'larda ise Salât-Salâvat dayanışmalı sistem Mescid-El Haram-Harim (ortaklık)tır. İşte adak, bu kurumlarda, sistemlerde, kişilerin kendilerini diğerlerine adarcasına yardımıdır, salatıdır.

      Bu yazıyı dikkatlice ve şu ana kadar yazılmış olanlarla, "nikah/eş" ifadeleri ve Nisa-3 ayeti ve Nisa-127 ayeti ile tartarak, irdeleyerek, mukayese ederek okuyun. Çok şeyi fark edeceksiniz.

      Sayqılarımla.
      Galip Yetkin.
      Last edited by galipyetkin; 16. July 2015, 09:26 AM.

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #48
        Adamlar öyle bir hale gelmişler ki, düşünce sistemleri kafalarından-beyinlerinden göç edip apışaralarına yerleşmiş, her şeyi cinselliğe bağlamışlar. Bu nedenle de Nisa-3. ayetine bu etki altında yorum getirmişler ve yetim kızlarla cinsel içerikli evlenme işlemine/karı-koca ilişkisine girişmişler ve 9 yaşına kadar kızlarla evlenilebilir diye islama bir kural yamamışlardır. Adama sormazlar mı bu yaştaki bir çocuğun "karı" olarak hali nice olur diye.

        Bu yetimleri korumacılık değil , sübyancılıktır. Bu herifler, daha bir sene olmadı, ölülerle bile cinsel ilişkiye olur verdiler.

        Şimdi soralım.

        Bütün yetimler kız çocuğu muydu?.........

        Sübyan kızları "karı olarak" nikâhlarlarken, erkek yetimleri ne yapacaksınız?........

        9 yaşından küçük kızlar ne olacak; beşik kertiği mi yapacaksınız?......

        Nikâh bir akit olduğuna göre küçücük çocuklarla bu akti nasıl yapacaksınız?.......

        Yetim erkekleri de karılarınıza mı nikâhlayacaksınız?.......... Veya kıçlarına bir tekme vurup,sokağa mı terk edeceksiniz?......

        Yoksa karılarınız mı onları nikâhlayacak, yani "koca" olarak, "koca üstüne koca" mı alacak...... Bunlardan(erkek yetmlerden) çevirilerde hiç bahsedilmediğine göre, bunları yok mu sayacaksınız?.......

        Beraberlerindeki kızları "karı-eş" diye alıp-el koyup-nikâhlayıp- kadınlarını sokağa mı terk edeceksiniz......

        Mealcilere göre de öyle yapmışlar; bu nedenle de Peygamber'den "yetimlerin kadınları" hakkında fetva istemişler:-"Bu fazlalıkları ne yapalım?" demişler de Nisa-127. ayet inzal olunmuş.

        Mealcilerin 127. ayete verdikleri mânâ ile ilk 10 ayet karşısında şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Acaba nikâhlanma akdi çocuklarla değil de o yetimlerin kadınları olan (anneleri, annesiz olup da teyzeleri, annaneleri, babaneleri........ tarafından bakılabilirler) kadınlarla mı yapılmış olmalı, yapılmalı?

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Last edited by galipyetkin; 22. April 2016, 02:21 PM.

        Comment

        • galipyetkin
          Uzman Üye
          • Sep 2011
          • 1389

          #49
          Yukarıda "Adak" yazısının içeriğinde anlatıldığı gibi,Arap toplumunda Müslümanlık öncesi ve sonrası Yahudilerin havrası, Hristiyanların manastırı gibi kurumlar oluşturulamadığından, İslam dini, bakım ve gözetime muhtaç "kişilerin/yetimlerin" aileler içerisinde ve de uygun iş yerlerinde çalıştırılarak,meslek sahibi yapılarak Haşr-9'a göre sosyal bir güvenceye kavuşturulmalarını istemektedir. Bu yönde Nisa-3 ayetinde "temiz olan kadınlar" ifadesi dikkati çekmektedir.

          Kim Bu kadınlar?

          Burada şu hususa dikkat çekilmelidir: meallerde kullanılan ifadeler(temiz/lekesiz, helal, uygun ....gibi) kadınları lekeleyici, yerinde olmayan ifadelerdir. Burada kulanılan "temiz" ifadesi "çocuksuz" karşılığı" da olabilir; malı mülkü olmayan anlamına da gelebilir. Bu anlayışa bağlıdır. Daha doğrusu "temiz" kelimesine vereceğiniz mânâya ve de Nisa-3 ve Nisa-127. ayeti anlayışınıza bağlıdır.

          Aksi taktirde o tanımları taşımayan kadınlar gene sokakta, aç-bilaç kalır ve yaşamını devam ettirebilmesi için böylece o ortama itilir, o ortamda yaşamasına sebep olunur. Özellikle bu kadınların gözetilmesi gerekir. Biliyoruz ki İsa Peygamber de zina yaptığı iddia edilen kadını himayesine almıştı.

          Fakat burada esas olan, kadın karşılığı olarak kullanılan "nisa" kelimesine vereceğiniz mânâdır. Nisa "kadın" anlamında değil "iş" anlamındadır. Dolayısı ile Nisa 3'deki "temiz" nitelemesi yetime verilecek işin niteliğidir.
          Nisa-127. ayete göre burada "yetimlerin işi" bakımından haklarına dair fetva istenmektedir. Ve:
          "Yazılmış olan haklarını(Nisa ilk 10 ayet) vermek yerine onlara, nikahladığınız yetim kızlar ve zor durumda bırakılan çocuklara ve bunlar haricindeki yetimlere, adaletli davranmanız yüzlerinize okunuyor."
          diye, soranlara ikaz yapılıyor. Demek ki yetiştirilmek yerine kız çocuklarla evlenilerek, diğer çocuk ve yetişkin kadın ve erkek yetimler de uygunsuz durumlar/hayat şartları nedeniyle zulüm altında tutuluyorlar

          Ayette geçen "ikişer, üçer, dörder" ifadesi de olanaklara göre miktar yanında birer tane ister ikişer tane vs.. olarak bölüşülsün, "acele edilmesi"ni, "çabuk davranılması"nı da anlatır. Çünkü o insancıklar aç ve tehlikede. "Aç ve açıkta kalmazsınız" diyen Allah yarattıkları insancıkların dilenmesini, aç-bilaç kalmasını, kötü emellere alet edilmesini istemiyor: toplumun salatı-karşılıklı yardımlaşmayı- ikâme etmesini istiyor.

          Saygılarımla.
          Galip Yetkin.
          Last edited by galipyetkin; 22. April 2016, 03:24 PM.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #50
            Evvet.

            "Hışşşt!
            Bana bakın!
            Haydi oğlum!
            Zamanımız kalmadı!
            Üçer-beşer ne bulursanız kapıp getirin!"

            size ne ifade ediyorsa,

            ayetteki "ikişer-üçer-dörder ifadesi de o. Yetimler hakkında duyulan kaygıdan dolayı ecelecilik.

            Bu acelecilik, "evlenme, nikâhlama, eş alma" olarak geçen ifadeler erkekler kadar kadın müslümanlar için de geçerli oduğundan, aile hukukunu ilgilendiren değil, iş hukukunu ilgilendiren bir nevi "karşılıklı hizmet sözleşmesi"dir. Fakat bu sözleşme öyle bir sözleşmedir ki, "hizmetli" ailenin bir ferdi, kadın ise "eme, erkek ise "emmi"dir. Yani eskilerin ifadesiyle "nevi şahsına münhasır" bir sözleşme. Hani bazı Türk filmlerinde her bir şey kendisinden sorulan bir "arap bacı" vardır. İşte O. Veya "Kahya" dediğimiz kişinin görevleri ile yüklü erkek kişi. Bu kişilerin ve çocuklarının diğer fertler seviyesinde ihtiyaçlarının giderilmesi de vardır ki bu da "ecir"dir. Ya "aynen(yiyeceğini, giyeceğini mesela ayakkabısını alırak veya alması için parasını vererekl, vs'ini karşılayarak)", veya belirlenmiş ücret/ecir olarak, veya orantılı olarak ikisini birden verirsiniz

            "Yahudilerdeki "drahoma"dan esinlenerek "kişisel menfaatlenme"yi gerekli kılan, islami prensiplere aykırı "başlık parası" diye yanlış nitelenen "Mehr", kadınları "karı" olarak değil de ticari bir mal gören bir zihniiyet hakimiyeti getirmiştir meallere ve dolayısı ile de islami hayata. Kim istenen başlık parasını verirse malı "karı" olarak götürür.

            Daha fazla veren olursa?....

            "Karı pazarı" açılır ve rekabet ve pazarlık başlar

            Ondan sonra da karı dövülür de sövülür de hatta öldürülür bile. Çünkü parası verilip satın alınmıştır. "Karı" değil, "mal"dır o, aynen köylünün ineği gibi. Kadınlar da bunu kabullenmiş:"Kocam değıl mi? sever de, döver de" anlayışı hakim olmuş, o kadınların kişilikleri Bakara-104'e aykırı olarak yok edilmiş, İslama darbe vurulmuştur.

            İslama aykırı bir uygulama olduğundan başlık parası/alım-satım bedeli diye yanlış anlamlandırılmış "mehr'i" zekattan düşemezsiniz Çünkü bireysel zenginleşme aracılığını ve amacını taşır ve zekattan çalınmış, kaçırılmış bir paradır; İslam'a da aykırıdır. Esirler bile bırakılırken para alınmazken sen damat denilen elin adamına kızını para karşılığı ......
            Lütfen şuraya bakar mısınız: http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2935&page=4

            "Mehir" maharet, beceri, yetenek mânâsındadır.
            Mehir için şuraya bakınız:
            http://www.hanifler.com/showthread.php?t=3334
            http://www.hanifler.com/showthread.php?t=215&page=2

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.
            Last edited by galipyetkin; 22. April 2016, 06:38 PM.

            Comment

            • galipyetkin
              Uzman Üye
              • Sep 2011
              • 1389

              #51
              Yukarıda "ikişer-üçer-dörder" ifadesinin "acele etme" yönünü belirtirken şu kısmı ihmal etmemek gerekmektedir. Herkes olanaklarına göre bu kişilerin sorumluluğunu yüklenmeli. Yani birden fazlasının yükümlülüğünü üzerinize alarak yetimlere iyilik yapayım derken aleyhlerine bir durum yaratılmamalı.

              Bakın şimdi size Ahmet Hulusı'den iki ayet vereceğim: Nisa-2 ve Nisa-3. Bu ayetleri bir tek ayetmiş gibi okuyalım.

              Nisa-2+3:"Yetimlere mallarını verin; (hakkaniyetinizin) temizliğini (nefsaniyetin) pisliğine değiştirmeyin. Onların mallarını, mallarınıza karıştırarak yemeyin. Muhakkak ki o çok büyük suçtur. Eğer yetimler konusunda haklarını vermede korkunuz yoksa, o zaman sizin için temiz olan kadınlardan ikişer, üçer dörder nikâhlayın. Eğer adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir tane ile veya ellerinizin maliki ile. Zulmetmemeniz için bu en ehveni şerdir."
              (Birleştirilmiş ayette geçen "temiz olan kadın" ve "nikah" ifadelerini yukarıda,diğer sayfada açıklamıştık)

              Bu verilen birleştirilmiş ayette, ayetin ikinci kısmında geçen "kadınlar" ifadesinin ayet çevirisine yazılmasında diğer çevirilerin etkisinin bulunduğunu ve nikah kelimesinin "cinsel içerikli evlilik" olarak algılanmasından ve de ayetlerdeki ifadelerin "eril"/erkeklere hitap eder bir durum arz etmesinden dolayı olduğunu zannediyorum(ama ayetler kadınlara da hitap ediyor). Böyle düşünmemin nedeni de şu: Prof. Dr. Süleyman Ateş!in l995 basım tarihli Kur'an'ı Kerim Tefsiri. Bu tefsirde "yetim"in tanımı şöyle:

              "el-Yetemâ, yetimin çoğuludur. Yetîm, tek kalma anlamındaki yetemden gelir. Babası ölmüş kimseye, babasından ayrı, tek kaldığı için yetîm dendiği gibi kocası ölmüş kadına da yetim denir.Bu, kelimenin dil anlamıdır. Bu anlamda kaç yaşında olursa olsun, (kadın erkek ayrımı olmadan) babası ölmüş İNSANA yetîm denebilir.

              Bu tanıma göre karısı ölmüş ve zulümden(fetihten evvel Mekke'den) kaçarak (Medine'ye) islama sığınan çocuklu adama ne ad verirsiniz?

              Ayette geçen "nikâhlayın" ifadesi de bana: 'yetimlerle "mehirleri karşılığında/yeteneklerine uygun(veya yetenek kazandıracak)" "karşılıklı yardımlaşma yükümlülüğü getiren" sözleşme yapın/iş verin' anlamındadır. Benzer anlaşmalara bu günkü hukuk dili "iki taraflı sözleşme=iş akdi", yani iki tarafa da yükümlülük yükleyin diyor

              Fakat bu sözleşmelerin bir de manevi tarafı var. O da tarafların birbirlerine ve de özellikle ailenin diğer bireylerine karşı, cinsellik hariç karı-koca gibi saygın davranmaları, o kadar yakın ve candan, ailenin birer ferdi olarak karşılıklı vazifelerini yerine getirmeleri.

              Saygılarımla.
              Galip Yetkin.
              Last edited by galipyetkin; 22. April 2016, 03:44 PM.

              Comment

              • galipyetkin
                Uzman Üye
                • Sep 2011
                • 1389

                #52
                Son olarak Peygamberimize "karı" olarak nitelenen, "cinsel içerikli" evlilik diye sunulan 13 adet "evliliğine" bakalım.

                Ayşe adlı eşinin dişindakilerin hepsi "dul" yani "yetim" dir. Ya kocaları ölmüş ya da ayrılmışlardır. Hatice de dul yani yetimdir; fakat çok zengin, bakım ve korunmaya ihtiyacı yoktur. Peygamberle, peygamberlikten önce "karı-koca" hukukuna göre, yani "cinsel içerikli" nikâhlanmışlardır. Peygamberimiz bu evlilik için kervan sahibi Hatice'ye ne kadar vermiştir acaba?

                Dolayısı ile bu iki evlilik "karı-koca" ilişkisini içeren "cinsel içerikli" evliliklerdir.

                Diğerlerinin hayatını tetkik ettiğiniz zaman bu kişilerin bakım ve gözetime muhtaç dullar ve zulümden kaçan maharetli kişiler olduğu anlaşılır ve hem dinin hem de kurulmakta olan devletin başkanı olan Peygamberin de bu yetimleri "devlet ve din" adına koruma amaçlı bakım ve gözetime aldığı ve maharetlerinden faydalandığı anlaşılmaktadır. Evlatlığı Zeyd'in eşinin de din ve devlet yönünden fayda sağlatacak maharetleri olduğu ve Peygamber'ın de din ve devlet başkanı olarak, din ve devlete faydalı olacak bu maharete ve beceriye gıpta ettiği anlaşılıyor

                Bu kişiler arasında "kendisini Peygamber'e hibe eden" kişinin kendisini Peygamber nezdinde "devlete ve dine" adadığı ve bu tür kişilerin dine ve devlet haricinde kişi ve kurumlara kendilerini adayamayacakları/kul-köle olamayacakları da "sana mahsus olmak üzere" ifadesinden anlaşılıyor(nezretmenin mânâsı /vermiş olduğumuz "Adak" linki ve Bakara-104.).

                Burada yazılanlar kendi tahlil ve anlayışlarımdır. Kimse bu yazdıklarımın etkisi altında kalmadan kendi düşüncelerini türetmeli ve bu yazıya eleştiriler getirmelidir.

                Netice olarak: Bazılarının "efendim olağanüstü zamanlarda" dediği gibi, aykırılıklar ve istisnalar kabul edilemez. İslamın çok eşliliğe, Peygamber'i de alet ederek, izin verdiği safsatası dine ve Peygamber'ine saplanan bir bıçaktır.

                Saygılarımla.
                Galip Yetkin.
                Last edited by galipyetkin; 20. April 2016, 11:46 PM.

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #53
                  Buraya kadar yapılan araştırmalarla Peygamberimizin bir tek "evi"nin olduğu anlaşılmiş ve bu ayetlerin indiği tarihte de bu evi Ayşe ile paylaşmaktadır.

                  Bu başlık altındaki yazının başında, "1." sahifede, benim de arka çıktığım, site arkadaşımız Sayın Orhan Veli şöyle yazmıştı.

                  PEYGAMBER EVLERİNİN HAYATIMDA Kİ YERİ

                  AHZAB 53;
                  Peygamberin Evlerine izin alınıp girilmesinden ya da girilmemesinden BANA NE? Ortada bir EN NEBİ mi var ki?
                  O halde nedir BUYUTENNEBİYİ ve hayatımda ki yeri?


                  Evet; ben de tekrar soruyorum:"Peygamber'in EVLERİ" ifadesi ile bana, sana, gelecek nesillere ne anlatılmak istenmektedir?

                  Bu gün ne Peygamber var,
                  ne de burada, orada, şurada evi, ne nikâh altına alınacak eşleri.

                  Ama ayette BUYUTENNEBİYİ/"Peygamber evleri" ve ayrıca evlenmeyin denilen "Peygamberin eşleri" ifadesi var.

                  Ne anlamalıyız ve nasıl anlamalıyız?

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.
                  Last edited by galipyetkin; 28. May 2014, 01:33 PM.

                  Comment

                  Working...