Kur’ân ışığında SİYÂSETNÂME

Collapse
This is a sticky topic.
X
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #16
    Vekâlet
    Pratik hayatımızda özetle " وكالةVekâlet"; "Bir kimsenin, işini görmesi için bir başkasını kendi yerine bırakması veya bir başka kişiye yetki vermesi", " وكيلVekil" de; "bir kimsenin, işini görmesi için kendi yerine bıraktığı ya da yetki verdiği kişi" demektir.

    "Vekil" ve "tevekkül" sözcükleri, hem sözcük hem de terim olarak İslâm dininde önemli bir yer tutmaktadır. Fakat Kur'an'daki "vekil" ve "tevekkül" sözcüklerinin anlamları ile bu sözcüklerin sosyal yaşamda ifade ettiği anlamlar arasında bir benzerlik bulunmamaktadır. Çünkü sosyal yaşamda bir avukata, bir siyasî temsilciye ve yürütme meclisindeki bir "bakan"a da vekil denmesine karşılık, Kur'an'da "Vekil" sözcüğü Allah'ın isimlerinden birisi olarak geçmekte ve Yüce Allah, sadece kendisinin "Vekil" tutulmasını, inananların sadece kendisine tevekkül etmesini istemektedir.

    Aslında "vekil"; "Canlı cansız tüm varlıkları belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayan" demektir. Bu anlamıyla gerçek “Vekil” Allah’tır.

    Müslümanlar da oluşturdukları “Şura Meclisi”nde, rahat yaşamını sağlayacak, bekasını ve istikbalini düzene koyacak; yasa yapacak, uygulayacak, denetleyecek kimseleri kendi adına hareket etmeye yetkilendirirler. Vekâletin meşruluğunu Kehf; 19’daki “Şimdi siz birinizi, bu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size yiyecek getirsin. Ve çok nazik davransın ve sizi kimseye sezdirmesin” ifadelerinden anlayabiliriz.
    Halil Ay

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #17
      البيعةBEY'AT

      Sözcüğün anlamı “itaat”, “itaatleşme” demek iken, “bir konuda ölümü pahasına, itaat etmeye, sadık kalmaya sözleşme” olarak terimleşmiştir.

      Müslümanların Rasülüllah ile bey’atleştiklerini Kur’an’daki âyetlerden öğreniyoruz.

      Şüphesiz sana bağlılık yemini eden şu kimseler, gerçekte Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın gücü; nimetleri, yardımları onların güçlerinin; yardımlarının, hizmetlerinin üzerindedir. O nedenle kim sözünden dönerse, artık sadece kendisi aleyhine olmak üzere dönmüştür. Kim de Allah'a verdiği söze vefa gösterirse, Allah ona hemen büyük bir ödül verecektir. (Fetih/ 10)

      Andolsun o ağacın altında sana bağlılık yemini ederlerken Allah, mü’minlerden razı olmuştur. İşte kalplerinde olanı bilmiş, onlara kalbi teskin eden, güven ve yatışma duygusu/ moral indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ve alacakları birçok ganimetler ile ödüllendirmiştir. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/ mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır. (Fetih/ 18)

      Ey Peygamber! İnanmış kadınlar sana, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık etmemeleri, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleri ile ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemeleri, ma’rufta; herkesçe kabul gören/vahye uygun hususlarda sana isyan etmemeleri üzerine bağlılık yemini ederek gelirlerse, hemen onların bağlılık yeminlerini al ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir. (Mümtehıne/ 12)

      Mümtehıne; 12’deki “ma’rufta; herkesçe kabul gören/vahye uygun hususlarda” ifadesi dikkat çekicidir. Buradan anlaşılıyor ki bey’at, sadece Ma’ruf’tadır. Maruf olmayan konularda peygambere bile biat edilmez.

      Âyetlerin ilk muhatabı olan ve hayatında en güzelini uygulayan Rasülüllah da bu ilkeyi, "Âllahu Teâlâ'ya isyan olan yer ve konuda mahlûka itaat yoktur. İtaat ancak ma'ruftadır" diye deklera etmiştir. (Müslim, İmâre, 39; Ebû Davûd, Cihad, 87; Nesâî, Bey'at, 34; İbn Mâce, Cihad, 40)

      Ayrıca Rabbimiz birçok âyetinde Elçisi Muhammed’i muhatap alarak; hevasına uyan, Allah’ın zikrinden gâfil, kafir, münafık, ahıreti yalanlayan, çok yemin eden, aşağılık, alaycı, gammaz; arkadan çekiştiren, arabozucu, kovuculuk için gezip duran, mal ve oğulları var diye hayrı engelleyen, saldırgan, günaha batmış, kaba/obur, sonra da kötülükle damgalı olan, günahkar, nankör, kimselere itaati yasaklamıştır. Şu âyette ise hepsini icmalen Müslümanlara emretmiştir.

      Semûd, gönderilmişleri [elçileri, mesajları] yalanladı.

      Hani kardeşleri Sâlih onlara demişti ki: “Allah'ın koruması altına girmez misiniz? Şüphesiz ki ben, sizin için güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'ın koruması altına girin ve bana itaat edin. Ben sizden hiçbir ücret istemiyorum da. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi üzerinedir. Siz burada; bahçelerde, pınarlarda ve ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında güven içinde bırakılacak mısınız? Ve siz dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın koruması altına girin ve benim dediklerimi yapın. Ve yeryüzünde bozgunculuk yapıp ıslah etmeyen o aşırı giden kimselerin emrine uymayın.”

      Onlar dediler ki: “Sen, kesinlikle büyülenmişlerdensin! Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir alâmet/gösterge getir.”

      Sâlih: “İşte bu Destek Kurumu'dur, onun yaşaması için desteklenmesi gerekir; kazancınızın bir bölümü onun için ayrılmalıdır. Onu ayakta tutun. Yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalayıverir” dedi.

      Buna rağmen onlar Destek Kurumu'nu, gelir kaynaklarını kurutarak yok ettiler de pişman olanlar olarak sabahladılar.

      Bunun üzerine onları azap yakalayıverdi. Doğrusu bunda, büyük bir ders vardır, ama onların çoğu iman etmediler.

      Ve Şüphesiz ki Rabbin, kesinlikle en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olanın, engin merhametlinin ta kendisidir. (47/26, Şu‘arâ/141-159)



      Müslümanlar kendilerinden ehil kimselerle “Ülülemr”i oluştururken; vekâlet ve velâyet verirken aynı zamanda ma’rufta, ölüm pahasına da olsa Ülülemr’e uyacaklarına, “Ülülemr”e itaat edeceklerine, sadakat göstereceklerine, anarşi çıkarmayacaklarına söz verirler. Böylece Müslümanların devleti sağlıklı bir şekilde işler.

      Çağımızda siyasi Vekâlet, Velâyet ve Bey’at işleri sandıklarda oy kullanılması şeklinde icra edilmektedir. Müslümanlar oy verme işlemlerinde yukarıda konu edilen “Vekâlet”, “Velâyet” ve “Bey’at” hükümlerini mutlaka dikkate almak zorundadırlar.

      İslâmi yönetimde seçilmişler, yöneticiler küçüğünden en büyüğüne kadar topluma hizmet ederek Allah’a kulluk yapan memurlardır. Herhangi bir kutsiyetleri, dokunulmazlıkları yoktur. Hepsi hem Allah’a karşı hem de halka karşı mukayyet ve sorumludurlar. Her zaman hesap verirler ve gözetim altında tutulurlar. Ma’ruf’tan (İslâm ilkelerinden) saptıkları anda görevden alınır ve sorgulanırlar.
      Halil Ay

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #18
        Ülülemr’in görevleri:
        “Ülülemr”, toplumun; sosyal bünyenin beynidir. O nedenle “Ülülemr”, İslâmi hükümler çerçevesinde toplum için bağlayıcı kaideler, kurallar, kanunlar yapar, bunları günceller, kamu için gerekli kurumları ve organları oluşturur ve bunları denetler.
        Halil Ay

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #19
          Devletin korunması

          Devletin varlığını, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini savunmak, halkını korumak, hayatı tehdit edecek her türlü terörü engellemek için de bir orduya gerek vardır. Müslümanlar da ordularını şu âyetlerin işaret ettiği ölçülerde hazırlarlar.

          Ey iman etmiş kişiler! Önleminizi alın, sonra da onlara karşı ya küçük birlikler hâlinde sefere çıkınız veya toptan sefere çıkınız. (Nisâ/71)

          Ve siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve savaş atları hazırlayın ki, onlarla, Allah'ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz, bunlardan aşağı daha başkalarını korkutasınız. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız o size eksiksiz ödenir ve siz hakksızlığa uğratılmazsınız. (Enfal/ 60)



          Bu âyette hitap, tüm mü’minlere ve tüm zamanlara yöneltilerek, Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve savaş atları hazırlayın ki, onlarla, Allah'ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ve Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz, bunlardan aşağı daha başkalarını korkutasınız. Ve Allah yolunda her ne harcarsanız o size eksiksiz ödenir ve siz hakksızlığa uğratılmazsınız buyurulmuş ve böylece mü’minler için askerî strateji belirlenmiştir.

          Âyette önce, gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin denilerek, her türlü askerî silah ve malzeme tedariki emredilmiş, sonra da savaş atları hazırlayın buyurularak, “savaş atları”na vurgu yapılmıştır. Malumdur ki Kur’ân'ın indiği dönemde en iyi savaş aracı at idi. O nedenle âyetteki “at” ifadesi, bugün için, savaş uçağı, tank, denizaltı, güdümlü füze, hatta atom bombası olarak anlaşılmalıdır.

          Âyetteki, Allah'ın düşmanlarını, kendi düşmanlarınızı ifadesiyle, “müşrikler, Yahûdiler ve tüm İslâm düşmanları”; Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz düşmanlar ile de, “münâfıklar ve uzaklardaki düşmanlar” kastedilmektedir:

          Evet Müslümanlar güçlü olurlarsa, bilinen ve bilinmeyen düşmanların hepsi korkar; Müslümanlara saldırmak şöyle dursun onları rahatsız bile edemezler. Ayrıca güçlü olmaları gelişmelerine ve ila-yı kelimetullah için gayretlerine de vesile olur.

          Âyetteki, Ve Allah yolunda her ne harcarsanız o size eksiksiz ödenir ve siz hakksızlığa uğratılmazsınız ifadesi ise, bilinen-bilinmeyen düşmanlara karşı en üst düzeyde kuvvet ve teknoloji hazırlamanın infak gibi mâlî bir desteğe muhtaç olduğuna, dolayısıyla Müslümanların ekonomik yönden de çok güçlü olmaları gerektiğine işaret ediyor. Savaş ve infak konuları daha evvel de birlikte zikredilmişti:

          Ve de fitne kalmayıp, din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Artık eğer, vazgeçerlerse, düşmanlık, zâlimlerden başkasına yoktur. Harâm ay [dokunulmazlık ayı], harâm aya karşılıktır. Ve bütün harâmlar [dokunulmazlıklar; bağlayıcı hükümler], kısastır [birbirine karşılıktır]. O hâlde kim size saldırdıysa, siz de ona yaptığı saldırının aynıyla saldırın. Ve Allah'a takvâlı davranın. Ve bilin ki Allah, takvâ sahipleriyle beraberdir. Ve Allah yolunda infak yapın, ellerinizi [kendinizi] ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve iyileştirin-güzelleştirin. Şüphesiz Allah, iyileştirenleri-güzelleştirenleri sever. (Bakara/193-195)
          Halil Ay

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #20
            Ülülemr’i desteklemek ve itaat Müslümanların görevidir.

            Şüphesiz Allah ve doğadaki güçleri/indirdiği Kur’ân âyetleri Peygamber'i destekliyorlar/yardım ediyorlar/arka çıkıyorlar. Ey iman etmiş kimseler! Siz de Peygamber'e destek olun/o'na yardım edin/arka çıkın ve o'nun güvenliğini tam bir güvenlikle sağlayın! (Ahzab/ 56)

            Ve onlar, “Allah'a ve Elçi'ye inandık ve itaat ettik” diyorlar. Sonra da onlardan bir grup, arkasından geri duruyorlar ve bunlar, mü’minler değildir.

            Ve aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Elçisi'ne çağrıldıkları zaman, bakarsın ki, onlardan bir grup mesafelenmişler. Ama eğer hak kendi lehlerine ise, o'na, gönülden bağlı kimseler olarak gelirler.

            Peki, onların kalplerinde bir hastalık mı var? Yoksa şüpheye mi düştüler? Yoksa Allah ve Elçisi'nin kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Tam tersine onlar, yanlış davrananların ta kendileridir!

            Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Elçisi'ne davet edildiklerinde mü’minlerin sözü ancak “İşittik ve itaat ettik” demeleri oldu. İşte bunlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

            Ve kim Allah'a ve Elçisi'ne itaat eder, Allah'a saygı, sevgi ve bilgiyle ürperti duyar ve O'nun koruması altına girerse, işte onlar başarıya ulaşanların ta kendileridir.

            Ve o münâfıklar, sen hakikaten kendilerine emrettiğin takdirde kesinlikle savaşa çıkacaklarına dair, en ağır yeminleri ile Allah'a yemin ettiler. De ki: “Yemin etmeyin. İtaat, örfe uygun/herkesçe iyi olduğu kabul edilen şekildir! Şüphesiz Allah, yaptıklarınıza haberdardır.”

            De ki: “Allah'a itaat edin, Elçi'ye de itaat edin.” Artık, eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki o'nun üzerine olan, sadece kendisinin yüklendiğidir. Sizin üzerinize de, size yüklenendir. Eğer Elçi'ye itaat ederseniz, kılavuzlandığınız doğru yola girersiniz. Elçi'nin üzerine olan da, sadece apaçık mesajı iletmektir. (Nur/47- 54)



            Ve Nisa 13, 59, 69, 80, Ahzab 33, Âl-i Imran 32, 132, 71, Maide 92, Fetih 17, Tevbe 71, Enfal 1, 30,46, Muhammed 32, Mücadele 13, Teğabün 12. âyetlerdeki itaat edilecek Rasül, devlet başkanı da olan Rasüldür. Bu âyetler indiği dönemde Rasülüllah “Ülülemir”liği de temsil ediyordu. Yani Rasülüllah, peygamberliğinin yanında hem devlet başkanı, hem de askeri komutan idi.
            Halil Ay

            Comment

            • dost1
              Site Yöneticisi
              • Sep 2008
              • 1905

              #21
              Seçmen ve Seçim

              Müslümanların devletinde en alt birimden en üst birime tüm kurumlarının oluşturulması ve kurumların icraatları “şura; istişare” kuralına dayanır. İstişare edecek kimseler seçmenlerdir. Dolayısıyla İslâmî ilkeler doğrultusunda; Nisa; 59’a göre seçmenlerin de yine halk arasından ehil olanların seçmenliğe seçimi söz konusudur. Ama seçmenlik ve seçilmek doğal bir hak değil bir görevdir ve burada da ehliyet (âdil, âkil, âlim, hür, siyasi basiret sahibi) şartı aranacaktır. Seçmenlikte de “ehliyet” söz konusu edilince herkesin seçmen olamayacağı, oy kullanamayacağı da ortaya çıkmaktadır. Kısaca Müslümanların devletinde ehil (âdil, âkil, âlim, hür, siyasi basiret sahibi) olmayanlar seçmen olamazlar, oy kullanamazlar. Seçmenliği de ehil olmayan kimselere bırakan toplumların kıyameti kopar, yıkıma uğramaları kaçınılmazdır.

              De ki: “Hiç bilen kimseler ve bilmeyen kimseler eşit olur mu?” Kesinlikle sadece temiz akıl sahibi olanlar öğüt alırlar/gereği gibi düşünürler. (Zümer/ 9)

              Demek oluyor ki, İslâm dini, bugün ki demokrasi denilen sistemdeki gibi herkese oy kullanım hakkı vermiyor ve çoğulculuğu esas almıyor. Geçmişten bu güne toplumların çoğunluğunu hevâsına uyan, çıkarını gözeten cahil, nankör, sapkınlar, nefsine uyanlar oluşturduğuna bundan sonra da oluşturacağına göre cahil, nankör ve sapkınlara seçme hakkı tanınmaması gerekiyor.

              İslâm dini, niceliğe değil niteliğe önem veriyor.

              Allah, gökten bir su indirdi de vadiler, kendi ölçüsünde sel olup aktılar. Sonra da sel, suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zînet eşyası veya bir yarar sağlamak için, ateşte erittiklerinin üzerinde de benzeri bir köpük vardır. –Allah, hak ve bâtılı böyle örnekler.– Sonra köpük atılır gider, insanlara yararı olan ise yerde kalır. İşte Allah, örnekleri böyle verir. (Ra’d/ 17)

              İnsanların çoğunluğunun İslâmî açıdan niteliksiz; şehvetperest, mal tutkunu, cahil, nankör, zalim, inançsız; dolayısıyla cehennemlik nitelikli olduğu, Hıcr/ 40, Sad/ 83, A’raf/ 17, 102, 187, Furkan/ 44, 50, Enfal/ 73, Yunus /55, 60, Yusuf/ 21, 38, 40, 68, 103, 106, Nahl/ 38, 75, 83, 101, Enbiya/ 24, Mü’minun 70, Şuara/ 8, 67, 103, 121,139, 158,174, 190, 223, Neml/ 61, 73, Kasas/ 13, 57, Ankebut/ 63, Rum/ 6, 30, 42, Lokman/ 25, Sebe/ 28, 36, 41, Ya Sin/ 7, Zümer/ 29, 49, Fussılet/ 4, Duhan/ 39, Hucurat/ 4, Tur/ 47, Bakara/ 100, 243, Hud/ 17, Ra’d/ 1, Saffat/ 71, Mü’min/ 57, 59, 61, Casiye/ 26, Maide/ 59, 103, Zuhruf/ 78, Al-i Imran/ 110, En’am/ 37, 111’de açık açık defalarca bildirilmiştir.

              Eğer çoğunluğa uyulursa insanlık felaketten kurtulmaz.

              Ve Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek biri yoktur. O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

              Ve eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece “zann”a uyuyorlar ve sadece saçmalıyorlar. (En’am/ 115, 116)

              Seçim ehliyeti, seçerken de seçilirken de aile içinden başlayıp, mahalleden, köyden, kentten, şehirden ana merkeze kadar her alanda dikkate alınır. Aile meclisleri< mahalle meclisi< kent meclisi< vilâyet meclisi< eyalet meclisi< ülke meclisi gibi oluşumlar sağlanır.

              Bu meclislerin kaç üyeden oluşacağını da Müslüman halk istişare ile belirler.
              Halil Ay

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #22
                Partili seçim

                İslâm dini, Müslümanların yekvücut olmalarını öngörür ve sosyal sınıflar, ırk, renk farklılığına dayalı parti parti ayrışmanın felaket getireceği uyarısında bulunur.

                Allah, dinden Nuh'a yükümlülük olarak ulaştırdığı şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Mûsâ’ya ve İsa'ya yükümlülük olarak ulaştırdığımız şeyi yaşam yolu yaptı: “Dini hayata geçirin, ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.” Senin kendilerini davet ettiğin şey, ortak koşan kimselere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kalpten yöneleni de o davet edilene kılavuzlar. (Şura/ 13)

                Ve hep birlikte Allah'ın ipine sıkıca sarılın/Allah'ın ipi ile korunun, ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, Allah, kalpleriniz arasında ülfet oluşturdu. Sonra da siz O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de oradan sizi O kurtarmıştı. İşte Allah, kılavuzlandığınız doğru yolu bulasınız diye alâmetlerini/ göstergelerini sizin için böyle ortaya koyar. (Al-i Imran/ 103)

                Ve işte bu, bir tek ümmet olarak sizin ümmetinizdir. Ben de sizin Rabbinizim. O hâlde Benim korumam altına girin.

                Sonra insanlar kendi aralarındaki işlerini parça parça böldüler. Her grup, kendinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir. (Mü’minun/ 52, 53)

                O hâlde sen yüzünü, eski inançlarını terk eden biri olarak dine, insanları üzerine ilk olarak yaratmış olduğu Allah'ın fıtratına doğrult. Allah'ın yaratışında değişiklik söz konusu değildir. Dosdoğru/ ayakta tutan din, budur. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.

                Kalben O'na yönelenler olarak, Allah'ın koruması altına girin, salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma kurumları oluşturun-ayakta tutun], ortak koşanlardan; dinlerini parça parça bölmüş, ayrılıkçı gruplara ayrılmış kimselerden de olmayın. –Her ayrılıkçı grup kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.– (Rum/ 30- 32)

                Şüphesiz dinlerini parça parça edip grup grup olan şu kimseler; sen hiçbir şekil ve davranışça onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah'adır. Sonra Allah, onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir. (En’am/ 159)

                Partili idarelerde önce partililerin sonra yandaşların çıkarları dikkate alınır. Sonra bu çıkar mekanizmasının devam etmesi için; yeniden seçim kazanmak için yatırım yapılır, halk umursanmaz.

                Partili seçimlerde halkın en iyiyi, ehil olanı seçme özgürlüğü olmaz. Parti başkanının veya parti yönetiminin belirlediği kimseler zoraki seçtirilir.
                Halil Ay

                Comment

                • dost1
                  Site Yöneticisi
                  • Sep 2008
                  • 1905

                  #23
                  İslâm dini ile Demokrasi arasındaki fark

                  Demokratik sistemde (beşeri dinlerden Demokrasi dininde) de seçimin, düşünce ve inanç hürriyetinin varlığı, tam mülkiyet hakkının bulunması, insanlar arasında dil, din, ırk ve sınıf ayrılığının olmaması, gelirlerin hakça bölüşülmesi, idarede adaletin, eşitliğin, hukukun üstünlüğünün esas alınması, genel ahlakın ve haysiyetin korunması gibi bazı noktaların yüzeysel olarak olması, demokrasi (beşeri dinlerden Demokrasi dini) ile Hak Din olan İslâm dininin örtüştüğü izlenimini doğurabilmektedir. Hatta bazı kimseler, demokrasinin tamamen İslâm dinine uygun olduğunu bile ileri sürebilmektedir.

                  İşin aslında bunlar bir benzeyişten ibarettir. İslâm dini Allah’ın hâkimiyeti esasına dayandığı için demokrasiden doğabilecek sorunlara da izin vermeyen bir sistemi öngörür. Halk hâkimiyetine dayanan sözde demokratik idarelerin bir zaman sonra diktatörlüğe dönüşmesi ve anarşi doğurması kaçınılmazdır.

                  Demokraside genellikle ideolojik ve kişisel garazlar mücadele eder. Böylece toplumda bir takım sosyal sınıflar oluşur. Bu durum da cemiyetin çıkmazlara sürüklenmesine neden olur. İslâm dini ise bunlara izin vermez.



                  Demokratik iktidarlar toplumun tümüne hizmetten önce kendi seçmenlerinin yandaşlarının hizmetini düşünür. İslâm ise buna izin vermez.



                  Demokrasi seçilmiş kimseleri efendi; sorumsuz bir kitle yaparken İslâm dininde seçilmişler, topluma hizmet ederek Allah’a kulluk yapan memurlardır.



                  Demokrasilerde, açıkgöz, hileci, düzenbaz, sahtekâr, ikiyüzlü kimseler bir takım entrikalarla yönetime gelebilirken, ülke tek kişinin veya bir sınıfın hâkimiyeti altına alınabilirken İslâm dini bunların hiçbirine fırsat vermez. İslâm dini, koyduğu ilkelerle ehliyeti ön plana çıkarır.

                  Demokrasilerde herkesin seçme ve seçilme hakkı varken İslâm dini seçmende ve seçilecek de ehliyeti arar. Ehil olmayan kimselere seçmenlik hakkı vermez. Seçmenliği ve seçilmeyi görev olarak görür ve ehliyet arar. Ama herkesin ehliyet sahibi olmak için gerekli öğrenim ve eğitimi alma hak ve özgürlüğü vardır.



                  Demokrasilerde oy çokluğu esas alınırken, İslâm dini, toplumun çoğunluğunun şahsi çıkarları ön planda tutan, duyarsız, cahil, ehliyetsiz kişilerden oluşacağı gerçeğinden hareketle, ehliyetsizlerin de yanlış yapacağını, aldanacağını, aldatılabileceğini dikkate alarak çoğunluğun seçimine izin vermez, ehil kişilerin seçimini itibara alır.




                  Demokrasiler her alanda sınırsız hürriyet tanırken İslâm dini genel davranışlarda, servet, mülkiyet ve tasarruflarda sınırlama getirir. İslâm dini, içki, kumar, zina, faiz, çıplaklık vs. gibi münker ve fahşâda da özgürlük tanımaz.



                  İslâm dini kendi devletine Müslüman olmayanları ortak kabul etmezken demokrasi dininde tüm vatandaşlar ortak kabul edilir.



                  Hakkı YILMAZ





                  --------------------------------------------------------------------------------

                  [1] Eflatun/Platon (MÖ: 27 Mayıs 427-347)

                  [2] Aristo/Aristoteles ( MÖ. 384-322)

                  [3] Machıavel/Nicoloe Mackiavelle (1469-1527) İtalyan politika filozofu ve politikacısı.. Kendisinin son çağın politika bilimini kurduğu ve bu sözde bilime uygulama mantığı soktuğu için felsefesel bir özgünlük gösterdiği söylenen ilginç bir kişidir. . Bkz. Filozoflar ansiklopedisi, cemil Sena cilt 3 s. 330 -334. Remzi Kitapevi…



                  [4] (Lisanü’l Arab; dvl. Mad)

                  [5] Tutunmak; yurtlanmak/özgür vatan sahibi olmak, güçlenmek.

                  [6] Tâğût. = ‘Azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi zorba, şeytan, put, puthane, kâhin, sihirbaz, Allah’ın yargılarına sırt çeviren kişi ve kuruluş’ anlamına gelmektedir. Bir başka deyişle şerri şeriat şeytanı mabut edinmiş kişi ve kuruş da diyebiliriz.
                  Halil Ay

                  Comment

                  • pramid
                    Uzman Üye
                    • Sep 2010
                    • 984

                    #24
                    Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim! Hakkı Yılmaz Kardeşimizin yaptığı bu değerli çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
                    Hakkı Yılmaz kardeşime tşk ediyorum. Tarafıma göndermiş olduğu kitaplar dağıtılmıştır.

                    Comment

                    • merdem
                      Uzman Üye
                      • Nov 2012
                      • 1364

                      #25
                      Degerli Dost1 Kardesim,

                      Elimde yeni nüshasi var yil 2012. Sagolsun Hakki Yilmaz Kardesimiz bana da göndermis bulunuyor bir kac eserini.


                      İslâm dini ile Demokrasi arasındaki fark'tan sonra CIHAD, ISLAM DININDE SAVAS, NEDEN SAVAS, ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRMEK, HARAM DOKUNULMAZ AYLARDA ve DOKUNULMAZ BÖLGEDE SAVASMAK, ALLAH YOLUNDA ÖLMEK, SEHID KIMDIR bölümleri eklenmis.

                      Sayet aktualize etme imkaniniz var ise, eklemeleri yapabilirseniz cok mükemmel bir tamamlanma olacak konularda.

                      Bilhassa SEHID hakkindaki aciklamalar cok degerli.

                      Selam ve Dua ile.

                      Comment

                      Working...