Dört Kitabın Manası

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Barış
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 569

    #1

    Dört Kitabın Manası

    DÖRT KİTABIN MANASI


    “Dört kitabın manası bellidir bir Elif’te” demiş Yunus Emre…

    Ne güzel, ne derin bir söz.

    Dört kitabın manası “bir”, hepsinin özü bir…

    Yeryüzündeki “ilahî bildiriler” bunlar; döner dolaşır aynı şeyi anlatırlar.

    Onun için “Tevrat ehli” yanlarındaki ile amel etsin, “İncil ehli” içinde yazanlara uysun, “Furkan ehli” gereğini yerine getirsin der Kur’an…(Maide; 66, 68).
    Bu ne demek?

    Yani: “Tevratçılık, İncilcilik, Kur’ancılık yapmayı bırakın. Hepsi de tek bir şeyi söylüyor. Ezilenlerin, mazlumların, yoksulların, öksüzlerin feryadı var içinde. Onların sesine kulak verin. Yahudicilik, Hristıyancılık, Müslümancılık; yani dincilik yapmayı bırakın. Böyle yapmakla sesinizi yükseklere duyuramazsınız. Ey yeryüzünün dindarları! “Bir milyar insan hangi suçundan dolayı aç?” bunu sorun ve harekete geçin. Budur sizden asıl istediğim.” demek…

    Kur’an el-Kitap tabiriyle Allah indindeki ilmi ve vurgulanan ana temayı kasteder. El-Kitap, yeryüzünün tozuna toprağına bulanınca Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an olur… Ete kemiğe bürününce İbrahim, Musa, Davut, İsa, Muhammed olur…

    Eğer siz, bu kitaplardan, yeryüzünün tozunu toprağını, insanda ete kemiğe bürünüşünü çıkarsanız “sinir sistemini” almış olursunuz. Çünkü yeryüzünün toprağı olaylar, savaşlar, devrimler, karşı-devrimler, imparatorluklar, ekonomi-politikler, halklar, düzenler, sınıflar vs. demektir. İnsanda ete kemiğe bürünüşü de insanoğlunun arayışı, dramı, acısı, umudu, feryadı, korkusu, hırsı, hüznü, sevici vs. demektir.

    Bunlar kitapların sinir uçlarıdır. Bunları alırsanız kitabın sinirleri gitmiş olur. Nasıl ki insanın sinir sistemi yok edilince duyguları, tepkileri, öfkeleri, sevinçleri de yok edilmiş olur, geriye et ve kemik yığını kalır, aynen öyle bu kitapların da sinirlerini yani hayata, dünyaya, mala, mülke, ekonomi-politiğe dair söylediklerini yok eder veya tevil ederek yuvarlar, anlaşılmaz, bir şey söylemez, suya sabuna dokunmaz hale getirirseniz sinirlerini almış, tepkisiz, duyarsız, öfkesiz hale getirmiş olursunuz. O zaman kitap gerçek hayat kitabı olmaktan çıkar ve bir tapınak kitabına dönüşerek ölü metin haline gelir ki dört kitabın da başına gelen bundan başkası değildir.

    Tevhid ve şirk bunlarla ilgilidir. Sinirler alınınca, geriye içi boş bir teoloji ve din tartışması kalır. Mesele Allah’ın varlığını veya yokluğunu ispat meselesi değildir. “Allah” yeryüzünde neyin ifadesi, arayışı, öfkesi ve sevinci olarak ele alınıyor onu görebilmektir…

    ***
    Aşağıda dört kitaptan (Tevrat, Zebur, İncil, Kur’an) derlediğim metinleri okuduğunuzda el-Kitab’ın sinir sisteminin ne olduğunu göreceksiniz. Neyi istiyor, neyi arıyor, neye öfkeleniyor, neye seviniyor hepsini çığlık çığlığa okuyacaksınız…

    Tevrat ve İncil’i tasdik edici olarak inen Kur’an, bu çığlığın Arap dil, tarih ve coğrafya evrenindeki, daha geniş bir bakışla Mezopotamya-Akdeniz havzasındaki yeniden dile gelişi…

    Bu çığlık veya yeniden dile geliş özde bir ve aynı olan mesajı sürdürmek, sinir sistemlerini çalışır hale getirmek, onu yeniden canlandırmak değil mi? Bizim şu an yaptığımız yeniden yorumlamalar bundan başka bir şey mi?
    Sadece Tevrat ve İncil değil; yeryüzünde bu sesi yükselten ne kadar metin varsa, bildiri, şiir, söz varsa hepsini tasdik edici olarak sürdüren Kur’an’dan bahsediyoruz.

    Çünkü Kur’an mazlumların ve ezilenlerin şu gök kubbe altındaki son dinsel çığlığıdır. Yeryüzünün dindarları bunu bırakıp neden dincilik yaparlar? ‘Benim kitabım senin kitabını, benim dinim senin dinini döver’ kavgasının ne manası var?

    Ebu Hanife, kesin tesbit edilmesi halinde Tevrat ve İncil’den kimi ayetlerin namazda okunabileceği görüşündeydi. ‘Çünkü’ demişti ‘Onlar da Allah’ın sözleridir.’ Kur’an onlarla çelişmez.

    Kanımca kastettiği ayetler aşağıdakiler ve benzerleri olmalı.

    Bu temel mesajların, Allah’ı, kitabı ve dini kendi tekeline almalarla, “seçilmiş ırk” veya “kefareten vekalet” gibi tuhaf teolojilerle üzerinin örtüldüğünü, sinirlerini alındığını, ana caddeden yan yollara kayıldığını görüyoruz. Oysa ana yol hepsinde de birdi.

    Okuyun bakalım, size de tanıdık gelecek mi?

    “Dört kitabın” manasının ve bir ve aynı olduğunu kendi gözlerinizle görün.

    ***

    “Kalk, ya Rab, kaldır elini, ey Tanrı!
    Mazlumları unutma!
    Neden kötü insan seni hor görsün
    İçinden “Tanrı hesap sormaz” desin?
    Oysa sen sıkıntı ve acı çekenleri görürsün
    Yardım etmek için onları izlersin
    Çaresizler sana dayanır
    Öksüzün yardımcısı sensin
    Kötünün, haksızın kolunu kır
    Sormadık hesap kalmasın yaptığı kötülükten
    Mazlumların dileğini duyarsın ya Rab!
    Yüreklendirirsin onları
    Kulağın hep üzerlerinde
    Öksüze, düşküne hep hakkını vermek için
    Bir daha dehşet saçmasın ölümlü insan…”
    (Zebur: 10. Mezmur;12-18).

    ***

    “Korkma biri zenginleşirse
    Evinin görkemi artarsa
    Çünkü ölünce hiçbir şey götüremez
    Görkemi onunla mezara gitmez
    Yaşarken kendini mutlu saysa bile
    Başarılı olunca övülse bile
    Atalarının kuşağına katılacak
    Onlar ki asla ışık yüzü görmeyecekler
    Bütün gösterişine karşın anlayışsızdır insan
    Ölüp giden hayvanlar gibi…”
    (Zebur: 49. Mezmur; 16-20).

    ***

    “Yoksullardan adaleti esirgemek,
    Halkımın düşkünlerinin hakkını elinden almak,
    Dulları avlamak,
    Öksüzlerin malını yağmalamak için
    Haksız karalar alanların,
    Adil olmayan yasalar çıkaranların
    Vay haline!
    Yargı günü uzaklardan
    Başınıza felaket geldiğinde ne yapacaksanız?
    Yardım için kime koşacaksanız?
    Servetinizi nereye saklayacaksanız?”
    (Tevrat; Yeşeya; 10/1-3)

    ***
    “Rab diyor ki:
    Toprak yığıp yol yapın
    Halkımın yolundaki engelleri kaldırın
    Yüce ve görkemli olan
    Adı kutsal olan diyor ki:
    Yüksek ve kutsal yerde yaşadığım halde
    Alçakgönüllülerle, ezilenlerle birlikteyim
    Yüreklerini sevindirmek için
    Ezilenlerin yanındayım…”
    (Tevrat; Yeşaya; 57/14-15

    ***

    “Diyorlar ki oruç tuttuğumuzu niye görmüyor
    İsteklerimizi denetlediğimizi neden fark etmiyorsun?
    Bakın, oruç tuttuğunuz gün
    Keyfinize bakıyor, işçilerinizi eziyorsunuz.
    Orucunuz kavgayla, çekişmeyle
    Şiddetli yumruklaşmayla bitiyor.
    Bugünkü gibi oruç tutmakla
    Sesinizi yükseklere duyuramazsınız.
    İstediğim oruç bu mu sanıyorsunuz?
    İnsanın isteklerini denetlediği gün böyle mi olmalı?
    Kamış gibi baş eğip çul ve kül üzerine mi oturmalı?
    Siz buna mı oruç,
    Rabb’i hoşnut eden gün diyorsunuz?
    Benim istediğim oruç;
    Haksız yere zincire, boyunduruğa vurulanları salıvermek
    Ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak
    Her türlü boyunduruğu kırmak değil mi?
    Yiyeceğinizi açla paylaşmak değil mi?
    Barınaksız yoksulları evinize alır
    Çıplak gördüğünüzü giydirir
    Yakınlarınızı gözetirseniz
    Işığınız tan yeri gibi ağıracak
    Çabucak şifa bulacaksınız
    Doğruluğunuz önünüzden gidecek
    Rabb’in yüceliği artçınız olacak
    O zaman yardım çağrılarınızı Rab cevaplayacak
    Feryat ettiğinizde “İşte buradayım” diyecek
    Eğer boyunduruğa, başkalarını suçlamaya,
    Kötü konuşmalara son verirseniz,
    Açlar uğruna kendinizi feda eder,
    Yoksulların ihtiyaçlarını karşılarsanız,
    Işığınız karanlıkta parlayacak,
    Karanlığınız öğlen gibi olacak!
    Rabb her zaman size yol gösterecek,
    Kurak topraklarda sizi doyurup güçlendirecek.
    İyi sulanmış bahçe gibi,
    Tükenmez su kaynağı gibi olacaksınız.
    O zaman Rab’den zevk alacaksanız.
    Halkınız eski yıkıntıları onaracak,
    Geçmiş kuşakların temelleri üzerine
    Yeni yapılar dikeceksiniz.
    “Duvardaki gedikleri onaran,
    sokakları oturulacak hale getiren” denecek sizlere
    Bunu söyleyen Rab’dir.”
    (Tevrat: Yeşaya; 58/3-14)

    ***

    “Ey Sodom yöneticileri!
    Rab’in söylediklerini dinleyin
    Ey Gomora halkı!
    Tanrımız’ın yasasına kulak verin
    Kurbanlarınızın sayısı çokmuş
    “Bana ne” diyor Rab
    Yakmalık koç sunularına
    Besili hayvanların yağına doydum.
    Boğa, kuzu, teke kanı değil istediğim
    Huzuruma geldiğinizde
    Avlularımı çiğnemenizi mi istedim sizden?
    Anlamsız sunular getirmeyin artık
    Buhurdan iğreniyorum
    Kötülük dolu törenlere
    Yeni Ay, Şabat Günü kutlamalarına
    Ve düzenlediğiniz toplantılara dayanamıyorum
    Yeni Ay törenlerinizden
    Bayramlarınızdan nefret ediyorum
    Bunlar bana yük oldu.
    Ellerinizi açıp bana yakardığınızda
    Gözlerimi sizden kaçıracağım
    Ne kadar dua ederseniz edin dinlemeyeceğim.
    Elleriniz kan dolu
    Yıkanıp temizlenin
    Kötülük yaptığınızı gözüm görmesin.
    Kötülük etmekten vazgeçin.
    İyilik etmeyi öğrenin.
    Adaleti gözetin.
    Zorbayı yola getirin.
    Öksüzün hakkını verin.
    Dul kadını savunun…
    Bunu söyleyen Rab’dir…”
    (Tevrat; Yeşaya; 1/10-20)

    ***

    “Yeryüzünde kendinize hazineler biriktirmeyin
    Burada güve ve pas onları yeyip bitirir
    Hırsızlar da girip çalar
    Bunun yerine kendinize gökte hazineler biriktirin
    Orada ne güve ne pas onları yeyip bitirir
    Ne de hırsızlar girip çalar
    Hazineniz neredeyse
    Yüreğiniz de orada olacaktır…
    Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez
    Ya birinden nefret edip öbürünü sever
    Ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür
    Siz hem Tanrı’ya
    Hem de paraya (mamon) kulluk edemezsiniz!
    Size şunu söylüyorum:
    ‘Ne yeyip içeceğiz’ diye canınız için,
    ‘Ne giyeceğiz’ diye bedeniniz için kaygılanmayın.
    Can yiyecekten beden de giyecekten önemli değil mi?
    Gökte uçan kuşlara bakın!
    Ne eker, ne biçer
    Ne de ambarlara yiyecek biriktirirler.
    Tanrı yine de onları doyurur
    Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz?
    Hangi biriniz kaygılanmakla
    Ömrünü bir dakika uzatabilir?
    Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz?
    Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın!
    Ne çalışırlar, ne de ipek eğirirler
    Size şunu söylüyorum:
    Bütün görkemine karşın
    Süleyman bile bunlardan birisi gibi giyinmiş değildi
    Öyleyse yarın için kaygılanmayın
    Yarının kaygısı yarının olsun
    Her günün derdi kendine yeter!”
    (İncil; Matta; 6/19-34, Luka; 12/12-36).

    ***

    “Zenginlerden birisi İsa’ya sordu:
    ‘Sonsuz yaşama kavuşmak için
    Nasıl bir iyilik yapmalıyım?’
    İsa dedi: ‘İyi olan yalnızca birisi var
    Sonsuz yaşama kavuşmak istiyorsan
    O’nun buyruklarını yerine getir.’
    ‘Hangi buyrukları’ dedi adam.
    Dedi ki: ‘Adam öldürmeyeceksin!
    Zina etmeyeceksin!
    Çalmayacaksın!
    Yalan yere tanıklık etmeyeceksin!
    Annene babana saygı göstereceksin!
    Komşunu kendin gibi seveceksin!’
    Zengin ‘Bunları gençliğimden beri yapıyorum’ dedi.
    Dedi ki: ‘Git, üzerindeki malları sat,
    parasını yoksullara ver.
    Böylece göklerde hazinen olur
    Sonra gel beni izle.’
    Adam hızla oradan uzaklaştı…”
    (İncil; Matta: 10/17-31, Luka: 18/18-30)

    ***

    “İsa Yaruşalim’e gitti.
    Tapınağın havlusunda sığır,
    Koyun ve güvercin satanları,
    Ve para bozduranları gördü.
    Hepsini tapınaktan kovaladı.
    Para bozanların paraları döküp
    Masalarını devirdi.
    Şöyle bağırıyordu:
    Tanrı evini haydut inine çevirdiniz
    Pazar yeri yaptınız. Yıkın şu tapınağı!
    Üç günde yeniden yapacağım…”
    (Matta; 21/12-13, Markos; 11/15-17, Luka; 19-45-46).

    ***

    “Bilir misin, nedir zor olan?
    Boyunduruk altındakileri salıvermek…
    Zor zamanda vermek…
    Öksüzün başını okşamak…
    Düşmüşün elinden tutmak…
    İman etmek…
    Göçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak;
    Sevgi ve merhamet yumağı olmak…”
    (Kur’an; Beled; 9-18).

    ***

    “İyilik, yüzlerinizi doğuya veya
    batıya çevirmeniz değildir.
    Asıl iyilik Allah’a, ahiret gününe,
    Meleklere, Kitaba ve peygamberlere inanmanız,
    O çok sevdiğiniz mallarınızdan,
    Yakınlar, öksüzler, ihtiyaç sahipleri,
    Yolu kesilmişler, düşürülmüşler,
    Boyunduruk altındakiler için vermeniz,
    Cân-ı gönülden namaz kılmanız,
    İhtiyaçtan fazla olanı vermeniz,
    Sözünüzün eri olmanız,
    Güçlüklere göğüs germenizdir.
    İşte bunlardır sözü namus bilenler!
    İşte bunlardır Allah bilinciyle yaşayanlar!”
    (Kur’an; Bakara; 177).

    ***

    “Bir zenginlik yarışıdır
    Oyalanıp duruyorsunuz.
    Mezarlarınıza girinceye kadar
    Süren bir oyun ve oynaş…
    Fakat hayır! Yakında bileceksiniz.
    Fazla uzak değil; çok yakında bileceksiniz.
    Evet, daha derinden bakabilseydiniz,
    Bir ateş çemberine doğru
    Yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz.
    Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz.
    O gün her nimetten
    Tek tek sorgulanacaksanız…”
    (Kur’an: Tekâsür; 1-8)

    ***

    “Yalancı (sahte) din nedir
    Haber vereyim mi (gördün mü?)
    Öksüzü hor görür
    Yoksulun halinden anlamaz
    (Üstelik namaz kılar ki)
    O namaz kılanların vay haline!
    O kuru kuruya yatıp kalkanların vay haline!
    Çünkü gösteriş yapıyorlar,
    En küçük yardıma bile yanaşmıyorlar.”
    (Kur’an; Maun; 1-7)

    ***

    “Firavun yeryüzünde büyüklük taslamış
    Ve halkını sınıflara ayırmıştı.
    Onlardan bir grubu ezmek istiyordu.
    Oğullarına kurbanlık muamelesi yapıyor,
    Kadınlarını hayâsızlığa zorluyor,
    Sürekli terör estiriyordu.
    Biz ise
    Yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunmak,
    Onları önderler yapmak,
    Ve Firavun’un yerine geçirmek istiyorduk. Onları yeryüzünde işbaşına getirmek suretiyle
    Firavun, Haman ve ordularına
    Korktuklarının başlarına geleceğini
    Gösterelim istiyorduk…”
    (Kur’an; Kasas; 4-6)

    ***

    Yunus ne güzel söylemiş: “Dört kitabın manası bellidir bir Elif’te…

    Sadece dört kitabın mı?

    Bütün suhufların, ilahi bildirilerin, metinlerin manası bellidir bir Elif’te…

    Ey yeryüzünün dindarları!

    Kitabın anasıdır bunlar, yan yollardan çıkın, ana yola dönün!

    İster Rahman deyin, İster Allah…

    İster El deyin, ister Enlil…

    İster Yehova deyin, ister Ahura-Mazda…

    İster Tao deyin, ister Tengri…

    İster Zeus deyin, ister Krişna…

    İster Ha diye yazın ister Sad

    İster Vav diye kıvırın ister Nun

    Hepsinde Elif var.

    Bize seslenen evrenin ruhu birdir.

    Yerlerin ve göklerin nuru birdir.

    Bize çokluk görünen vahdet birdir.

    Bütün güzel isimler (Esma’ul-Hüsna) O’nundur.

    İyiye, güzele, doğruya dair ne varsa O’ndandır.

    Adalete ve merhamete dair bütün sesler O’ndandır.

    Öksüzün, yoksulun, ezilenin, mazlumun çığlığıdır O.

    Zebur olur, Tevrat olur, İncil olur, Kur’an olur.

    Dört bin kitaptan da gelse tanırsınız O’nu.

    Ummu’l-Kitap (Kitabın anası) birdir.

    Her öksüze “Yavrum!” diye seslenir.

    İHSAN ELİAÇIK
    Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.
  • Barış
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 569

    #2
    Sen sana ne sanırsan, ayruğa da onu san
    Dört kitabın manası budur eğer var ise.
    Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

    Comment

    Working...