Zekatta 40 da 1 Saçmalığı

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • khaos
    Uzman Üye
    • Apr 2012
    • 346

    #16
    bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
    İhsan Eliaçık'ın hesaplaması günümüze göre mantıklıdır.

    Hatta fazladır bile, misal ben 2500 ile geçinirim, başkası 3000 ile, başkası asgari ücret ile.

    Fakat günümüzde ben ve benim gibi insanlarda ihtiyaç fazlasını tasarruf ve birikime yönlendirme gayreti tamamen mevcut yönetime ve devlete güvenmemekten kaynaklanmaktadır.

    42 yaşındayım son işimden çıkarıldığımdan beri 3 yıldır iş bulamıyorum.
    Neden ??? (Bana git limon sat felan gibi garip ütopyalarla gelmeyin, yiyen varsa gitsin satsın tezgahın haftalık kirası 400TL)

    Devlet bile KPSS'de 35 yaş sınırı koymuş.
    Birde utanmadan emekliliği 65 yaş yapıyorlar.
    Sonrada emekli olup çalışanlardan, bildirmedi diye SGK primlerini "utanmadan" haciz yolu ile tahsil ediyor.

    Allah'a şükür rızkımız çıkıyor ama gelecek ümitsiz...
    İnsanlar korkuyor...

    Bence bunları beyhude konuşuyorsunuz.
    Günümüzde kamu harcamalarının Zekat sayılması ve ne kadar verileceği gibi "çok su götürür" bir konu yorumlara bırakılamaz.

    Öncelikle yönetimin adil olması ve toplanan "ZEKAT"ın (vergilerin) adil dağıtılması gerekir.







    Var olanlar dışında kamuya 6 BİN 822 ARAÇ ALINACAK'mış.
    Eliaçık'a söyleyinde "bizim adımıza iş yapanlar" yani kamu yöneticileri toplu taşımaya binsin, biz özel araçlarla gezelim...

    Devlet benim refahımı düşünmüyorsa ben ne yapayım???

    İşte bu can alıcı sorunun bu günkü cevabı maaleesef "BANA NE" ci bir zihniyetten öte gidememektedir.

    Devlet adil olmadıkça "ZEKAT" konusu beyhude konuşuluyor olur.

    Ben 17 yaşımdan beri çalışıyorum, 25 yıl bu devlete vergi verdim ve hizmet ettim.
    Hala hastanede ve eczanede ilaç parası veriyorsam...
    Kamu masrafları adına "NAH" zekat veririm ben devlete bundan sonra...
    İhtiyaç sahibi fakir fukara'ya da elimden ne gelirse Amenna...





    Yukarıdaki haberleri iyi okuyun...

    Bizi yönetenler diyor ki...

    Bundan sonra ben... sizden topladığım paraları istediğim gibi harcarım ve siz bana "NAH" hesap sorarsınız...

    E benim de buna vereceğim cevapta bellidir....

    Taze bilgi;



    Bizden alınan vergilerle kurulan üniversitelerin başına "bizi yöneten yöneticilerin atadığı" idarecilerin yaptıkları.... Yorum sizin...
    bart kardeşim,
    yazdıkların konusunda sana katılıyorum.Maalesef sosyal adalet sadece ülkemizde değil gezegenin hiç bir yerinde yok.Emeği sömüren kaymak tabaka sistemini öyle bir kurmuş ki nereye gidersen git karşılaşacağın durum birbirinden farklı olmayacaktır

    (FOR RAVEN)

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #17
      Sayın Bartsimpson.

      Haksızlığa karşı feveranlarını anlamamak mümkün değil. Fakat önce bir zihni değişim geçirmek sonra da bu şikayeti doğuran sistemle mücadele etmek gerekir. ''Alak suresi'' Peygamber'in zihni tedavisini anlatır. Kapitalist bir sistemde, kapitalistlerin ekonomik ve sosyal yaşama yön verdikleri bir düzende, onların getirdiği kurallarla onlara karşı mücadele etmek hayal kurmaktır.

      Aşırılıkların ''vergi'' adı ile alınan haraç ile törpülenmesi, alınan vergilerin size hizmet olarak geri gelecek palavra anlatımları ise aldatmacanın daniskasıdır. Çünkü kapitalist iktidar toplumdan aldiğı haraç'ı ihaleler, kredi, imtiyaz, vergi iadesi vs...., olarak kapitalist taraftarlarına dağıtmakta, sömürünün katmerli devamını sağlamaktadır.

      Şu halde kapitalizmle savaş için ona karşı bir görüş ve bu görüş üzerine oturtulmuş ekonomik ve sosyal bir sistem gereklidir. Kur'an gerek ferden gerek toplumsal, gerek benliğimize(bencilliğimize) gerek topluma(toplumsal bencilliğe) karşı mücadele sistemlerini bize gayet açık bir şekilde anlatmaktadır. Bizler ise Kur'an'ın bu felsefesine karşı ne yazık ki kendimizi bir türlü kurtaramadığımız ''nasıl cennete gidebilirim'' bencil hesapları içinde, Allah'a yaranma hesapları içinde kaldığımızdan, ''beyt''in, ''salat-ı ikâme''nin, ''zekât-ı ita''nın ,''salatı ikâme ve zekât-ı ita''nın, ''oruc''un, ''bakara 177''nin, ''bakara:219/2 - nahl:71''in ..... vs'nin ne ifade ettiklerini anlıyamıyor, anlamlarına ulaşamıyoruz.

      Bakın şurada aydınlatıcı bir-iki düşünce, görüş var .Hepsini, bilhassa Yılmaz Yunak'ı dikkatlice okur musunuz? Tıklayın:

      http://www.hanifler.com/showthread.php?t=664&page=2

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      Last edited by galipyetkin; 11. September 2013, 10:06 PM.

      Comment

      • gavs
        Katılımcı Üye
        • Nov 2012
        • 52

        #18
        merdem Nickli Üyeden Alıntı
        ne kadar cömert bir soru günümüzün yasantilari arasinda.

        Degerli Gavs Kardesim,

        sorunu bizler degil Kur'an cevaplandiriyor. 1 araba 1 ev 1 yillik gecim senin ve gecindirmek mecburiyetin oldugun kisiler dahil tüm ihtiyaclarin haricinde artan yardima muhtac kimselere veriliyor.

        Nefsine sözünü gecirebilirsen ne ala.

        Sormasi ayip ama sorayim bir kere neden 2 daireye borclanmissin acaba, bir tane yetmedimi? Iste böyle Kardesim biri alinir gerisi borclanir mal üzerine mal böyle yüklenmis olur.

        Allah yardimcin olsun kararlarinda.

        Saygi dolu selamlar ve dualarimla.

        Ihsan Eliacik araba kullanmiyorum otobüslerle oraya buraya giyorum diyor, yazilarindan kazandiklarini yaninda calisanlarla paylasiyormus ve kirada oturuyormus. Asagidaki satirlar Ihsan Beyin sitesinden alinmadir örnek olarak sunmaktayim:

        Yaptığım araştırma ve karşılaştırmaya göre 2008 AĞUSTOS ayında 4 kişilik bir ailenin asgari şartlarda geçinebilmesi için harcaması gereken tutar 2.238,52 YTL olarak belirlenmiş. Asgari Geçim Haddi (Yoksulluk Sınırı) gıda, giyim, sağlık, barınma ve eğitim başta olmak üzere, vazgeçilmesi mümkün olmayan 14 zorunlu harcama kalemi esas alınarak tespit edilmiş.

        Hz. Ömer ve Hz. Ali’nin görüşüne göre, ihtiyaç fazlası (afv) ortalama asgari ihtiyaç olan yıllık 4 bin dirhemdir. Hesapladığımızda bugün için aşağı yukarı yıllık 55-60 bin YTL oluyor. Biz yıllık değil aylık hesapladığımıza göre bunu aya bölünce aylık 5 bin YTL civarında oluyor. Bunu yukarıdaki asgari geçim sınırı ile kıyasladığımızda demek ki aylık 5 bin YTL’den yukarısı fazlalık oluyor. Bu, normal şartlara, yaşadığınız ülkeye ve kendi halkınızın genel durumuna göredir. Ortalamalar esas alındığında üç aşağı beş yukarı durum budur. Burada amacımın başınıza hesap uzmanı ve ekonomist kesilip kılı kırk yaran hesaplar yapmak değil; Kur’an’da verilmek istenen eşya, mal ve mülke dair bakış açısını günümüze taşıyarak gözler önüne sermek olduğunu lütfen unutmayalım.
        Azizim yorumun için teşekkurler.Fakat bu yoruma göre benim bir takke bir cübbe anlayışında yaşamam lazım.gerisini nifak etmem lazım..Hacısından hocasından mal biriktirme hastalığı hepimizde var.1/40 zekatı verdiğimde aklanmıyormuyum?
        sahabede hem bir takke bir cubbe yaşayanda vardı zenginde vardı.Senin bakış açından bakarsak sanki kominizm kokuyor gibi,rekabeti ,kaliteyi engeller gibi bir durum ortaya çıkıyor.
        Her insan ahde vefa deyip,kalite peşinde yatırım peşinde koşmazsa ,ekonomik gelişme neden olsunki?
        İki ev aldım ,yatırım amaçlı aldım.ihtiyacımda yoktu.Almiyimmmi?parayı bol keseden dağıtımmi?sence bu anlayış miskinliği teşvik etmezmi?
        slm
        Enam sur. 116: Yeryüzündeki insanların çoğunluğunauyarsan, seni Allahyolundan saptırırlar. Sadece sanıya uyarlar onlar ve sadece saçmalarlar.

        Comment

        • bartsimpson
          Super Moderator
          • Mar 2012
          • 692

          #19
          Mücadele (13) Başbaşa konuşmanızdan önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da, sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resülüne itaat edin. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

          Sadakada "versende vermesende sana kalmış" gibi bir durum seziyorum çünkü vermesen bile Allah affediyor, affediyor ama salatını ikame et ve zekatını ver diyor.

          Sanırım kişi, Allah yolunda harcanacağını bilerek, vermiş olduğu yada yapmış olduğu zekat faaliyyetlerinden sonra, hani devletin eli yetişmemiş yada görmemişse diye bir düşkün yada ihtiyaç sahibi görmüşse "onu da boşverme derdini vicdanen giderebilirsen gider ama sen zaten vazifeni yaptıysan bunu da yapamıyorum diye üzülme" demeye getiriliyor.

          Burada, merkeezinde "insana, İnsanca değer vermenin" esas olduğu bir dinin mensuplarına (vicdanlarına) sesleniliyor.

          Bakara (280) Eğer borçlu darlık içindeyse ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.

          Sosyal anlamda yapılması gereken ve Vicdanen yapılması gereken ayrımı net olarak izah edilmiş.

          Vicdanlı olanlara 2 kat bonus...
          Last edited by bartsimpson; 9. January 2013, 02:51 PM.
          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

          Comment

          • bartsimpson
            Super Moderator
            • Mar 2012
            • 692

            #20
            galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
            Kapitalist bir sistemde, kapitalistlerin ekonomik ve sosyal yaşama yön verdikleri bir düzende, onların getirdiği kurallarla onlara karşı mücadele etmek hayal kurmaktır.
            Saygıdeğer abim, Allahına kurban olayım...

            Madem elimizden bir şey gelmiyor, madem birşey yapamıyoruz ve yapamayacağız, bırakta hayallerimizde buluşalım...

            İnsan doğası... "etkiye tepki doğar", canım yanıyor.... bağırıyorum....

            Hani bir elin nesi var iki elin....

            Belki sesimi duyan canı yanmış başkaları da sesini yükseltirde...

            ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

            Gönderdiğiniz yazıda ki konu "Sağ ve sol (Meymene ve meşeme)" klasik anlamdaki ayrım ise buna kesinlikle katılamam.

            İnsanları fırkalara bölmek islam ile bağdaşmaz....

            Ama yazınızı okudum;

            "'Rızkı ben veririm ve bu rızkı edinmekte de herkes eşittir. Kimse benim sizlere verdiğim bu rızıkları sahiplenip de, benim yerimi alıp kendi düşüncesine göre benim rızıklarımı dağıtma hakkı yoktur. Sizin, yani yönetime getirilmiş kişilerin görevi benim adaletimi yerine getirmek değil midir? Bu adalete de ancak size peygamberlerin vasıtası ile gönderdiğim iradem olan ayetleri uygulamakla ulaşırsınız'' diyen ve Beyt sistemini ve kollektivizmi öneren Allah'ın sistemini ortadan kaldırmak için para babaları kapitalistlerin islama ait ortak yaşamı ortadan kaldırmak için ortaya attığı komünizmin bir bulandırıcılık olduğunun farkını anlayabilmelisiniz. "

            yazdıklarınız, benim bahsettiklerimden pekde farklı değil. Ha.. ben sesimi biraz daha yükseltiyorum o ayrı...
            Last edited by bartsimpson; 9. January 2013, 03:21 PM.
            "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

            Comment

            • merdem
              Uzman Üye
              • Nov 2012
              • 1364

              #21
              Degerli Kardesim Gavs,

              sayet iyi niyetinle bilmek istiyorsan hanifdostlardan bir link veriyorum, cok güzel aciklama yapilmis.



              Ben kimseye akil vermiyorum ne zaman ne dagitmasi gerekir diye. Ben kirada oturuyorum. Ehliyet ihtiyacini bu güne kadar hissetmedigimden dolayi, sahsi arabam hic olmadi. Gecirdigim bir trafik kazasindan dolayi elime gecmis olan aciparasindan devamli öksüzlere, kisin yakit parasi olarak kullanmalari icin, suya ihtiyaci olan bölgelerdeki insanlarin faydalanmalarina yariyacak ödemeler, okul cocuklarina yazi malzemeleri gibi bir takim yollarla elimden cikardim. Herkesin kendi bilecegi bir sey. Zorlukla olacak bir sey degil, Allah rizasi icin yapilmalidir. Kazadan bu yana calismiyorum. 60 yasindan sonra meslek ögrenip yeni bir isme bulma imkanim varmi yokmu o ayri mesele, ben yerimi genclere birakmayi tercih ediyorum, onlarin sanslarina engel olmak gibi bir ardniyetim yok.

              Ve yine bir iki AYET sunuyorum sana, arzu edersen oku arzu edersen atla gec.


              “Pisliğe (ahlaksızlığa, hırsızlığa, yolsuzluğa, istismara, kokuşmuşluğa) bulaşma! Servet yığma hayallerine kapılma! Daima Rabbinle birlikte ol ve güçlüklere göğüs ger...” (Müddessir; 74/5-7).



              Beled suresi, insanlara sarp yokuşa çıkmak gibi zor gelen şeylerin ne olduğunu açıklar. Bunların ne olduğuna baktığımızda yine mal ve mülkün ölçü olarak konduğunu görürüz:


              “İnsan kendisine hiç kimse güç yetiremez mi sanıyor?

              “Sadece harcadıklarım yedi sülâleme yeter” diye böbürleniyor.

              Kimsenin kendini görmediğini mi sanıyor?

              Biz insana iki göz vermedik mi?

              Bir dili ve iki dudağı yok mu onun?

              Ona yürüyeceği iki yol gösterdik.

              Fakat o zor olana yanaşmadı.

              Bilir misin, nedir zor olan?

              Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak…

              Zor zamanda vermek…

              Öksüzün başını okşamak…

              Düşmüşün elinden tutmak…

              İman etmek, göçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak; sevgi ve merhamet yumağı olmak.” (Beled; 90/5-17)…


              Tekâsür suresi ise zenginlik yarışı, biriktirme, mal ve mülk hırsının hayatı nasıl bir cehenneme çevireceğini hatırlatır ve çağları aşıp gelen evrensel mesajlar verir. Sanki bugünkü “küresel krizi” haber veriyor sanırsınız. Şifreciler biraz da bunlara kafa yorsalar çok iyi ederler. Dinleyin:


              “Bir zenginlik yarışıdır oyalanıp duruyorsunuz.

              Mezarlarınıza girinceye kadar süren bir oyun ve oynaş…

              Fakat hayır! Yakında bileceksiniz.

              Fazla uzak değil; çok yakında bileceksiniz.

              Evet, daha derinden bakabilseydiniz,

              Ateşe yuvarlanmakta olduğunuzu görürdünüz.

              Kendi gözlerinizle onu apaçık göreceksiniz.” (Tekâsür; 1-7)


              Yani: 1- Uhrevî açıdan: “Bu aç gözlülüğün, zenginlik yarışının, mal mülk hırsının, sizi ateşe (cahîm) yuvarlamakta olduğunu bizzat içine girerek “ahirette” göreceksiniz…” 2- Dünyevî açıdan: “Bu aç gözlülüğün, zenginlik yarışının, mal mülk hırsının, hayatı çekilmez hale getiren bir ihtiras yarışına, çalma, çırpma, alıp satma dışında hiçbir insani değerin kalmadığı vahşi bir pazara dönüştürdüğünü, kendi ellerinizle yarattığınız bir kaosun, krizin ve ateş çemberinin (cahîm) içine yuvarlanmakta olduğunuzu bizzat yaşayarak “dünyada” göreceksiniz...”


              Öyle ya seyirlik değeriniz yoksa, “piyasa” da fiyatınız yoksa, “para” dışında hiçbir geçer akçe kalmamışsa, insanlara zengin olup olmadıklarına göre bakılıyorsa, yegane ölçü bu olmuşsa, bilin ki, eski çağların verimlilik, başarı, altın ve gümüş (sahte) tanrısı “Mammon” geri gelmiş, dünyaya o hakim olmuş demektir. Kapitalizm dediğiniz bundan başka bir şey midir!


              “Mammon’dan başta tanrı, paradan başka değer yoktur” diyorsanız kelime-i şehadet getirip bu dine girmişsiniz demektir. Artık her işe onun adıyla başlarsınız. Her şeye “Kaç lira, fiyatı ne?” diye sorarsınız. “Bunun fiyatı yok, bu para ile ölçülmez” derseniz Mammon’u inkar ediyorsunuz demektir. İşte Kur’an önce bunun yapılmasını istiyor. Çünkü satılık meta olmaktan ancak böyle kurtulursunuz. “İnsanlık erdemine” ancak böyle ulaşabilirsiniz. Zira insan diye “satılık olmayana” denir, öyle değil mi?


              Fecr suresinde ise eşyaya, mala, mülke bakışı değiştirme yönünde şu uyarıları görürüz:


              “İnsanoğlu Rabbi onu ne zaman imtihan edip de kendisine cömertçe verse “Rabbim bana cömertçe verdi ” der.

              Fakat ne zaman da sınayıp rızkını daraltsa “Rabbim bana ihanet etti” der.

              Hayır! Bilakis asıl siz öksüze vermiyorsunuz.

              Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.

              Her şeye açgözlülükle saldırıyorsunuz.

              Mala mülke gözünüz doymuyor; yığdıkça da seviyorsunuz…” (Fecr; 89/15-20)


              Yani: “Şu insanoğlu ne kadar garip? Nimet içinde yüzerken “Allah’ın eli geniş, veriyor işte..” diyerek Allah’ı emrine amade bir hazine sanır. Sıkıntıya girince de “Nerede bu Allah? Bu nasıl ilâhî adalet?” diye şikayetlenmeye başlar… iki durumun da zorluklardan geçerek kendini kanıtlama (imtihan) olduğunu anlamaz. İlk durumda şükredip bu nimeti başkalarıyla paylaşmak yerine, Rabbim beni tercih etti diyerek kendini ayrıcalıklı zanneder. Diğer durumda ise sıkıntıyı ve zorluğu ilahi adaletsizliğin kanıtı olarak görür…



              Saygi ve selamlarimla

              NOT: Kur'anda desdeklenmeyen cesitten zenginlik sahsi zenginlik hususundadir.

              Comment

              • bartsimpson
                Super Moderator
                • Mar 2012
                • 692

                #22
                Tüm bu mihvalde ne zamandır yazılanlara ek olarak farklı bir konu dikkatimi çekmekte. Ekonomide hep para, zenginlik, mal mülk vb. değerlerden bahsediliyor.

                Bildiğim kadarı ile o dönemdeki mekke ve medine ticaretin merkezi idi. Ticaretin olduğu yerde para (altın, gümüş) da olur.

                Ama ilginçtir ki zenginliğin değeri ve ölçüsü ne kadar altının gümüşün olduğu değil, hayvanın, hurma ağaçların (tarla) ve kölelerinin miktarı ile ölçülüyordu.

                Peki Kuran geldikten sonra ne oldu... Köleler azat... Hayvanlar belli miktarda kurban belli miktarda beytül maale bağış... Hurmalar ve ağaçlar paylaşım... geri kalanı geçimlik...

                Ortada altın ve gümüş gibi iki referans maden varken ki lidyalılar bu referansa dayanarak parayı icad etti, neden bağış, sadaka, zekat ve diğer konularda bununla ölçüye gidilmez.

                İnsanlık var olduğundan beri altın ve gümüş değerli madenlerdir.

                Öyle ya diyanet bile zekatı altın gümüş miktarına göre belirliyor.

                Allah diyanet kadar düşünemedimi de ölçü olarak altın veya gümüşü koymadı.

                Bence bunun altında yatan sebep gayet basit. Ekonomi para temelleri üzerine inşa edilemez. Para pek çok kötülüğün merkezidir. Dolayısı ile ekonomi de olamaz.

                Para miktarı belli adette basılmış bir emtia olarak, birinde mutlaka çok birinde ise az olmak zorundadır. Ekonominin temeli budur. Arz ve talep. Aksi olursa ekonomi olmaz.

                Otelin birine bir müşteri gelir odalara bakmak ister ve kaç para diye sorar "100$" cevabını alır. Parayı öder ve odayı kiralar yukarı çıkar. Parayı alan otel sahibi koşarak kasaba gider ve et borcunu öder, parayı alan kasap çiftçiye gider ve hayvan parasını öder, çiftçi tarla sahibine gider saman parasını öder, tarla sahibi restorana gider geçen ay yediği yemeklerin parasını öder, restoran sahibi program yapan sanatçı bayana parasını öder, sanatçı bayanda kaldığı otele oda parasını öder, 1 saat sonra odadaki musluklar bozuk olduğu için müşteri aşağı iner ve odayı beğenmediğini kalmayacağını söyler, parasını geri ister. Otelci de müşteriye 100$ iade eder... E ne oldu şimdi... herkes herkeze borcunu ödedi ortada para yok...

                İslam toplumunun temelinde de para ekonomisi olmamalıdır. Tüm kaynaklar insanlara eşit ve adil dağıtılmalıdır. Toplum statü ve mevkilerden arındırılmalıdır. Tek amaç, bilim ve insanlığın gelişimi olmalıdır. Bu durumda hala eski ekonomik mantıkla düşünenlerin bahsettiği girişimciler ve patronlarda olmayacaktır. Herkes patron, herkes girişimci. Tek amaç, tek ideal. İnsanlığın tekamülü ve gelişimi olmalıdır.

                Bak böyle yap, bir harf kuran okuma yine de cennettesin yeminle...
                Last edited by bartsimpson; 9. January 2013, 03:57 PM.
                "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #23
                  Arz ve talep.
                  Bunlar kapitalist sistemin sömürü araçları olup insanlara ''ekonomi'' veya ''ekonomi prensipleri'' diye yutturulmaya çalışılan ''fitne'' ve ''bencilliğin'' ta kendileridir.

                  İslam ise kapitalizme karşıdır, hatta insani değerleri yok ettiğinden düşmandır ve, getirdiği ekonomik ve sosyal sistem kollektivist bir sistem olup, birim olarak ''Beyt'' dediği birliği kabul edip, bu birlik Yahudilerde ''Havra'', Hristiyanlarda ''Manastır'', Muhammedilerde ise ''mescid'' ismini alan komünal, harim ve haram bir üretici oluşum olup, ''salat-ı ikâme'' bu prensibi ifade eder ve ''zekât-ı ita'' da üretici dışında kalan girişimcinin kazancının ''(bakara:219/2), Muminun:4,5 -Nahl:71''e tâbi olarak birliğe katıldığını ifade eder ve bu ekonomik ve sosyal toplum ''Sosyalizm'' benzeri bir sisteme dönüşür ve değer değişimi ve ihtiyaç ekonomisi bu sistemin özelliğidir. Ekonomik ve sosyal eşitlik bakımından ''mizanda vezin'' prensibini kabul etmiştir. Bu sistemin gelişmişi ise ''Medine''dir.
                  Pek âlâ da organize bir toplum olarak, meselâ devlet kurulduğunda veya beyt yaşamı içerisinde sadaka ve zekât nedir; nasıl ve ne işlev görür?

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.
                  Last edited by galipyetkin; 21. December 2018, 09:23 PM.

                  Comment

                  • merdem
                    Uzman Üye
                    • Nov 2012
                    • 1364

                    #24
                    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                    Arz ve talep.
                    Bunlar kapitalist sistemin sömürü araçları olup insanlara ''ekonomi'' veya ''ekonomi prensipleri'' diye yutturulmaya çalışılan ''fitne'' ve ''bencilliğin'' ta kendileridir.

                    İslam ise kapitalizme karşıdır, hatta insani değerleri yok ettiğinden düşmandır ve, getirdiği ekonomik ve sosyal sistem kollektivist bir sistem olup, birim olarak ''Beyt'' dediği birliği kabul edip, bu birlik Yahudilerde ''Havra'', Hristiyanlarda ''Manastır'', Muhammedilerde ise ''mescid'' ismini alan komünal, harim ve haram bir üretici oluşum olup, ''salat-ı ikâme'' bu prensibi ifade eder ve ''zekât-ı ita'' da üretici dışında kalan girişimcinin kazancının ''bakara:219/2-Nahl:71''e tâbi olarak birliğe katıldığını ifade eder ve bu ekonomik ve sosyal toplum ''Sosyalizm'' benzeri bir sisteme dönüşür ve değer değişimi ve ihtiyaç ekonomisi bu sistemin özelliğidir. Ekonomik ve sosyal eşitlik bakımından ''mizanda vezin'' prensibini kabul etmiştir. Bu sistemin gelişmişi ise ''Medine''dir.
                    Pek âlâ da organize bir toplum olarak, meselâ devlet kurulduğunda veya beyt yaşamı içerisinde sadaka ve zekât nedir; nasıl ve ne işlev görür?

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin.
                    Saygideger Galip Kardesim,

                    yazinizi bir kac kere okudum, en bastaki yazinizida, Allah'inizi severseniz arasina yabanci kelime karistirmadan öz bir türkce ve bir kac satir ile bana "ZEKAT" ve "SADAKA" nin anlamini ve kimlerin nerede ve nezaman ve nerelere ve kimlere verilebilir cevaplarmisiniz.

                    1. Zekat nedir, kimlere farzdir, nerelere, kimlere ve ne zaman ödenir.

                    2. Sadaka nedir, kimlere farzdir, nerelere, kimlere ve ne zaman ödenir.

                    3. Müsriflik nedir, hangi durumlarda zekat ve sadakada müsriflik olur?

                    Sokakta bir yol kenarinda Allah'in kisinda alis-veris arabasi icindekilerden baska bir mali bulunmayan bir Allah'in kuluna aciyip bes on kurus vermekle ile Allah'a karsimi gelmis olurum. Nüfus cüzdanina bakarak müslüman mi degilmi diye bakiptami yardim etmem lazim. Adam dilenmiyor, ben kendiligimden haline aciyip veriyorum. Hepimiz aclik ve susuzluk söz konusu olunca Allah'in bir kulu degilmiyiz, yardimlarda hep ayirim mi yapmak gerekir?

                    Kimileri kendi özbeöz evlatlarina acimaz iken iste kimileride ben gibi her bir kula acir. Elimden geldigince, her zaman icin imkanlarim yettigince yardimlarda bulunmak istiyorum, hata mi isliyorum?

                    Elbette ki dünyanin gelmis ve gelecek tüm varliklari bir araya gelseler Rabbimiz kadar merhametli olunmaz. Ve Rabbimiz bu dünyada müslüman olmayanlara da veriyor, müslümanlardan kistigi da oluyor.

                    Saygi ve selamlarimla.

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #25
                      Sayın Merdem.

                      Serbest meslek erbabının, yani kendi nam ve hesabına iş tutanların ve bu kişilerin yanındaki yardımcıların ürettiklerinin veya sattıklarının kazançları serbest meslek kazancı olup bu faaliyet sonucu elde edilen kazanç doğrudan bu kişilerin ellerine geçtiğinden bu hasılat faiz, nema , semere vs.. adlarıyla anılan brüt gelirlerdir. Bu gelirler üzerindan işletme masrafları ile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduklarının ihtiyacına yeter kısmı diye hatalı olarak adlandırılan, "mizanda vezin" kısmı ayrıldıktan sonra kalan net artma zekattır ve zimmette tutulan bu zekat insanı kirletir: kul hakkıdır, kat kat Ribadır ve de haramdır. Derhal zimmetten çıkartılarak ihtiyacı olanlara verilmelidir. Bu verme işlemi eğer devlet düzeni kurulmamış ve kendisi de Nuh ve İbrahim Peygamberin beyti'nin devamı olan Yahidilerin havrası, Hristiyanların manastırı, Muhammedilerin mescidi gibi kuruluşlara da bağlı olmayan bir müslümansa bu fazlalığı kendisinin tayin ve tesbit ettiği muhtaçlara adil bir şekilde elden dağıtacaktır. Eğer devlet kurulmuş ise devlete vergi olarak; devlet kurulmamiş ise bağlı bulunduğu beyt adı ile anılan havra manastır veya mescide bu fazlalığı verir ve bundan sonra da zekatın adil ve uygun dağıtılmasının sorumluluğu o yerlerin idarecilerine geçer. ''Zekât-ı ita'' budur ve serbest meslek erbabına hitap eder.

                      Salat biliyoruz ki karşılıklı yardımlaşma, el birliğidir. Eğer devlet kurulmuşsa bazı işler fabrika, veya devlet çiftlikleri vs... adı altında elbirliği ile yapılır. Devlet kurulmamiş olmasına rağmen insanlar beyt dediğimiz havra, manastır veya mescidlere bağlı dindar kişilerse, buralarda işler elbirliği ile yapılır, yerine getirilir. buraya bağlı olanların meydana getirdikleri ekonomik değer üzerinde bütün herkes iştirak halinde malik olup üzerlerinde kişilerin tek tek tasarruf yetkisi yoktur. Bu yetki idarecilerindir. Çalışanlar çalışmalarının karşılığını ihtiyaca göre ''maaş'' veya ''istihkak'' adı altında alırlar ve bu aldıklarının üzerindeki ürettikleri ''artı değer'' devlete veya beyte kalır ve beyt yöneticileri ihtiyacı olanları bunlarla infak eder. İşte bu alınmayan ve devlete veya beyt'e terk edilmiş artı değere ''sadaka'' denilir. Bu düzene de ''salat-ı ikâme etmek'' denilir.

                      Beyt içinde elbirliği ile üretim yapanlara ''beyt ehli' ''yoldaş''; beyt içinde üretime katılmayıp da beyt ekonomisine dışarıdan zekatı ile katılanlara da ''komşu'' denilir. Kur'an'da bu iki kesimin işbirliği şöyle anlatılır: ''karşılıklı akaretler'' veya ''aynı avluya bakan karşılıklı evler'' gibi.

                      Sayın Merden .
                      Diğer sorularınızı verdiğim bilgiler dahilinde siz cevaplayın veya sorular doğru mudur, değil midir siz karar verin. Çünkü İslam devletinde itidal dışında, itidal seviyesinin altında yaşayan bir tek müslüman dahi olmaması gerekir. Eğer yaşanıyorsa orada zulum vardır ve derhal siyasi değişiklik yapılıp ekonomik ve sosyal yönden adil bir düzen, ''kıst''a dayalı bir düzen ve o düzeni getirecek yönetimlerin görevlendirilmesi gerekir.

                      Saygılarımla.
                      Galip Yetkin.
                      Last edited by galipyetkin; 21. December 2018, 09:29 PM.

                      Comment

                      • merdem
                        Uzman Üye
                        • Nov 2012
                        • 1364

                        #26
                        Kiymetli Galip Kardesim,

                        günümüzde hic bir yoksulu olmayan bir islam devleti zaten yok, zaten dogru dürüst tam bir islam devleti yok. Sacma, sözüm ona dinsel kanunlariyla kendilerini islam devleti kabul edenlere her bir yönden itiraz var.Hic bir ülkede de havra manastir ve mescid Islam'a uygun bir sekilde ( yahudiler ile hristiyanlarin klubleride (!) dahil ) yürütülmüyor. Ben rastlamadim.

                        Serbest meslek sahibleri olsun, diger islerine bagli isciler, memurlar vb. olsun ki hepsi devlete vergi ödemek zorundadirlar, az veya cok orasi ayri bir sey. Sayet vergi toplayan devletlerde hastahaneler, okullar, cocuk yuvalari vb. hayir kurumlari var ise, tabiiki devlet aldigi vergilerden bu kurumlara ödemeler yapar. Yapmasi da lazim.

                        Devlet her zaman zalimce davranmiyor, yani vergi olarak ihtiyactan fazlasini kesmiyor. Demek yinede calisip kazanc elde edenlerin ellerinde ihtiyactan fazla olani ihtiyaci olanlara devretmesi gerekiyor.

                        O "beyt" denilen sey evvelden Osmanli devrinde de vardi diye duydum. Ama BEYT olarak benim anladigim peygamberimizin ( selam olsun ona ) soyundan gelenler olup, onlara maas baglanirdi. Hz. ALI aynen Hz. Aise'ye ( Allah onlardan razi olmustur ) zamaninda maas baglattigi gibi.

                        Benim Türkiye hayatindan haberim yok, en asagi 40 senedir bilmem nasil bir hayat ortami vardir Türkiye'nin. Günümüzde beytlik bir makam varmi, makamdan bahis öyle taninanlar demektir.

                        Meseleyi fazla kurcalamak istemiyorum, sonuc ne olursa olsun beni sahsen ilgilendirmiyor ( bana soruldugunda bir cevabim olsun diyedir ögrenmekten maksadim ) ben her zaman elimden geleni hesapmakinesine vurmadan dagitiyorum, az oldugunda az cok oldugunda cok, yeri geldimi cüzdanimda ne varsa.

                        40 ta bir diye hesaplayanlar düsünsün. Kimse kimsenin yaptigindan sorumlu degil.

                        Galip Kardesim, yeri gelmisken söyliyeyim, zamaninda bende cok sasirmistim, tanidiklarimden birisi, ki kendisi müslümandir, evlenipte tasinacagi an klisenin birinden yardim aldi. Mainz sehrinde oldugunu iyi hatirliyorum. Acaba Türkiye'de de camiiler böyle yardimlarda bulunuyorlamidir halkin ihtiyaci oldugunda?

                        Böyle yerler varsa lütfen bana adreslerinle bildirirseniz cok memnun olurum.

                        Saygi ve dua ile.

                        Comment

                        • bartsimpson
                          Super Moderator
                          • Mar 2012
                          • 692

                          #27
                          Ben zekatımı devletime veriyorum... güle güle harcasınlar...

                          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                          Comment

                          • merdem
                            Uzman Üye
                            • Nov 2012
                            • 1364

                            #28
                            bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
                            Ben zekatımı devletime veriyorum... güle güle harcasınlar...

                            http://yorgoangelopoulos.wordpress.c...e-erdogan-kim/

                            52.000 tl aydami kazaniyor, senedemi yoksa bir ömür boyu olarak bir kerelegine mi? Yaziyi tam okumak istemedim dogrusu.

                            Edip Yüksel'in bir yazisini okumustum, Erdogan'a sesleniyor:
                            1- Basörtüsü konusunu hallet.
                            2. Kürtler sorununu hallet diyordu.

                            Erdogan bey anlasilan baska haltlar pesinde oldugundan bu iki konuyu henüz halledememis

                            Ben onu bunu bilmem kesesine yontmayan politikaci yoktur velhasil, adi ne olursa olsun, kim olursa olsun hepsinin yolu ayni.

                            Bart kardesim sen gibi kac milyon türk yardim ediyor erdogan beye?

                            Comment

                            Working...