Gönül Damlaları

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • SARAH
    Uzman Üye
    • Mar 2009
    • 137

    #1

    Gönül Damlaları

    Can'a Iraksak, Canan Nerde?

    can ‘a ıraksak, canan nerde?


    ne garib;

    buralarda terk edilen ile

    terk eden bir.

    ya “bir olan”a vefa ne alemde!

    …….

    buralarda, bir “terkedilmişlik” seziliyor.

    bir terk eden ; vefayı katleden ,

    bir de terk edilen; mazlum, mahsun, vefası katledilen.

    buralarda bir hüzün seziliyor şimdilerde ;

    bir yorgunluk , umutsuzluk, çaresizlik.

    mavisini yitirmiş yaşamak *; sema gri,

    toprak , yağmur’a hasret , yağmur özü olan su’yun arayışında

    su, özü olduğu insandan şikayetçi ;

    özü su olan, su’yun katili şimdilerde..

    buralarda bir “ terkedilmişlik” seziliyor…


    buralarda bir “sevgisizlik” seziliyor

    hakiki aşıklardan söz edilmez olmuş;

    karın doyurmak için yazılan sevgi sözleriyle

    doymaya çalışıyor, sevgiye aç yürekler.

    yok yok! yürekler tanımamışlar,

    mutlak sevdayı yüreklerine azık eyleyip yemeden doyanları,

    halden anlayıp, hal diliyle her şeyi anlatanlar, tanıtılmamış buralarda

    “rıfk” hiç kimsenin sıfatı olmamış ;

    “güzel”, hiç karşılığını bulmamış ; yetim kalmış

    buralarda hiç kimse “kardeş” olmayı teklif etmemiş

    annesinin evladından başkasına,

    buralarda bir “sevgisizlik” seziliyor….



    buralarda bir “vazgeçmişlik” seziliyor;

    her niyazın hemen bekleniyor karşılığı , niyazda ısrarcı olmanın,

    acziyeti derin yaşamanın gerekliliği tartışılır olmuş.

    şartlar değiştiği vakit , sevginin rotası değişivermiş ,

    bir menzil seçmez olmuş artık insanlar

    “ahsen”, hatrına fedakarlık yapılan değilmiş ;

    güzeller hatrına yaşanır olmuş alem;

    güzellerin hatrına söz eylenir; saz çalınır olmuş

    buralarda bir’den vazgeçmişlik seziliyor….



    buralarda bir “şükürsüzlük” seziliyor;

    insanlar, teşekkür etmez olmuşlar birbirlerine;

    herkes başarıyı , kendinden bilir olmuş

    bundandır ki nimet, fark edilmez olmuş;

    nimeti sahiplenmiş olanlar , “şakir “kelimesini sahiplenmemişler,

    “şakir” halktan ırak düşmüş, kuytu köşeleri mekan bilmiş…

    nimetin sahibi’ni fikredene de, sual soran kalmamış;

    fikreden, yüreğinde yaşar olmuş “marifet” makamını,

    marifete iltifat eden kalmamış…



    buralarda bir “kararsızlık” seziliyor

    zihinler , med-cezirler yaşar her eyyam-ı biyzde**

    yürekler hep öteleri özler ;

    ama ayaklarının bağlandığı kürenin, kurşundan olduğunu unutur olmuş

    yürekler , özgürleşmeyi diler;

    ama kendi dünyasının sınırlarını , birilerinin çizmesini bekler.

    bir’in müjdelediği inşirahı dilerken diller,

    birilerinin hatrına yaşanır hayatlar.

    buralarda bir kara(rsız)lık seziliyor…..



    buralarda bir “terkedilmişlik “ seziliyor;

    terk edenler , yeni terklere hazırlanırken

    terk edilenler, acıyı boğazlarındaki düğümlerde hıfzederler;

    hesap’ta şahidlik etsin diye…

    terk edilenler ,rahatça ağlayamaz buralarda

    çünkü ”sebepsiz ağlanmaz (!)”

    ….

    buralarda öz’ü terk ediş seziliyor;

    oysa öz’üyle dost olanlar, hiç yüreklerini terk etmemişti;

    çünkü öz’le dost olmak, yüreği “amir” eylemeyi gerektiriyordu,

    öz’le dost olmak, yürekle söz birliğine varmayı gerektiriyordu.



    buralar çok garip; buralar, insana ırak!

    can’a ırak!

    canan’a ırak!

    buralarda “yolcu” olmak gerek!

    ve artık demir almak gerek!

    …..

    mola bitti; ama “can” sıkıldı….
    Last edited by SARAH; 5. May 2009, 08:40 PM.
  • SARAH
    Uzman Üye
    • Mar 2009
    • 137

    #2
    şehrimin (çıkmaz) sokakları



    çok sokak bu kalbe çıkar da
    bu kalp beni sokağa çıkarmaz
    yüzüme bakmaya gelirler
    öyle akşama uygun öyle redifli
    çünkü herkese yetiyor trenler

    sen avuçlarını yukarı çevir
    hüznün devirdiği mumlar içinden
    eski bahçeler birden yükselir
    bir sarışınlık iner odalara
    saçları kendinden uzun
    çırpınıp duran kimdir
    öyle ağlamaklı öyle dumandan yana

    bu kalp beni sokağa çıkarmaz
    çok sokak bu kalbe çıksa da...



    her sokak kalbime çıkar bu şehirde; her sokakta yüreğime inen yağmur damlaları; her sokakta yüreğime sinen kokular; her sokak, yüreğimin bir köşesin(d)e yeni bir sokak olur; bazen de bir çıkmaz sokak bu anlarda bu kalp beni yar sokağına çıkarmaz…



    her sokak kalbime çıkar bu şehirde; şehrin müdavimleri dolaşır yürek evimde; donuk bakışlar süzer soluk sîmamı, üşüyen yüreğime kaftan olur ısıtmayan ipeksi kumaşlar…ve..ben tatmin olamam; tahmin ettiklerim olmadı diye etrafımda. her sokak kalbime çıkar; kalbim bir çıkmaz(d)a….



    her sokak kalbime çıkar bu şehirde; herkesin yüreğimde bıraktıklarıyla oyalanırım hayatta. Şehir beni muhatap bilir kendine, ben şehrin kuytu köşelerini. Ben severim kuytuluğu, severim yalınlığımı, yalnızlığımı… Heyhat! Şehir beni sever; ben şehrin şahsiyetime bıraktıklarını. Ben şehrin izleriyle izlerim hayatı; hayretimle izlerim…



    her sokak kalbime kâl eyler; kalırım bu şehirde…

    kalırım kaybolduğum bu kentte…

    bir sevdiklerim müdâvimidir kentimin bir de sevme gayretinde olduğum sûretler, gölgeler… Nefreti yetim bırakma gayretindeyim muhitimde; sevdayı yüceltme davasındayım. Hayretim, hasretimi besler; harap olmuş bir kenti imar etme gayretimi besler.



    her sokak kalbimle haldâş olur; ahvalini anlayayım diye bu şehrin.

    hâl ehli olayım diye…

    Comment

    • SARAH
      Uzman Üye
      • Mar 2009
      • 137

      #3
      “Elif” Olmak…
      "elif" olmak zordur
      cünkü "elif" olmak
      yuvarlak bir dünyada dik durmanın
      dik ve önde
      belki acıyla
      ama vazgeçmeden durmanın
      dünya ne kadar dönerse dönsün
      olduğu yerde kalmanın adıdır “elif” olmak

      ……….

      zordur “elif” olmak
      “elif” olmak hep vurulmaktır
      “elif” olmak yalnızca “elif” olmaktır
      ……..

      ”elif” demeden hiçbir şey denilemez
      ben “elif” dedim
      artık her şeyi söyleyebilirim*



      / dostum, “elif” olmayı dilemişim sanırım bir vakt-i seherde, bir cesaretle….zor(luğunu) bilmemişim o zamanlarda; dilemişim..yar’ın huzurunda bir “elif” misali durabilmeyi dilemişim; oysa şimdilerde dizlerimin bağı çözülür; diz çökerim..be’ye meylederim; “başlasın bu cümle artık!” derken yine “elif” misali kalıveririm bir bir’in huzurunda..yine zorlukla, yalnızca, yalın-ca…/



      “elif” olmak zor imiş!

      ama her elif’in yanında akvâ olan’ın yardımı, yar’lığı var imiş!!



      dostum, bilir misin “elif “ olmaya talip olmak nedir, bilir misin insan nasıl “elif” olur? dilersin o’ndan sadece o’nun yar-lığını, dilenirsin…o’nun kucağından başka mekanlar sana soğuk gelir, üşürsün bir ağustos sıcağında..yürüdüğün yollar sana yabancı gelir; bildik mekanlar sıkar seni..tanımadığın sîmalar sana âşina gelir, tanımadığın kişiler senin niyazına girer; tanıdıkların ise yabancı nazarlarla bakarlar sana. hikmetine eremediğin hallerle örülür hayatın; susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin…



      dostum, bilir misin, “elif” bağlanmaz kendisinden sonraki harfe…sadece kendinden önceki harfe bağlanır; en önceki’ne belki de..sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın..sanırsın ki o zaman üzerindeki zorluklar kalkacak; ama herkes yüklenir üzerine..yardımsız yar’lar doluşur dünyana..”yardımıyla gelen yar” gitti diye…



      aklımın al(a)madığı hallerin eteğinde gezinir dururum; belki aklım acziyetiyle susabilmeyi öğrenir diye..başımı tâ yüreğime kadar eğer, dinlerim o kısık fısıltıyı şimdilerde…



      dostum, şimdilerde “elif” der susarım; elimi bileğime koyar dinlerim nabzımı..atışları, dünyadaki hiç kimsenin isminde artmaz…yüreğim dünyadaki kimsenin isminde titremez; bu belki de lütuftur, yar’dandır …bu, belki de “elif “olmanın gereğidir.

      /Allahu A’lem…/



      “elif” olmayı dileten de “var”imiş dostum;

      “yar” olmayı dileyen imiş…

      Comment

      • SARAH
        Uzman Üye
        • Mar 2009
        • 137

        #4
        Tûfan’dan sonradır hayat!



        …tufandan önce…



        /içimizde serzenişler mi olur, “yâr” dediğimize karşı..teslim olamamışlık mı, bu fırtınanın sebebi. sular kabarıyor; yüreğimiz nûh’un imarını bekliyor .

        ey içimizdeki umman, ey yüreğim, bir cûdi var ilerde; biraz sabır..

        ilerde bir yeni nesille doğacağız aşk’a, aşk’ı doğuracağız belki de…/



        …ve..tufan…

        ve hayat’ı diliyoruz yâr’dan;

        bir fısıltı sol yanımızdan;

        “hayat, ilimle çağrılır….”

        h i ç….



        hayat….

        bir arayış; bir var’da yok oluşun adı. bir teselli vesilesi,âlemde ayaklar üzerinde yürüyebilmek için; bir arayış gerçeği. hay olan’a meyledişin adı. hayat, iki tarih arasında kısacık çizginin adı görünürde. bir dirilik sevdası oysa, bir sevdada dirilme gayreti. can’a yakınlaşma gayretinin adı; aşkın, Allah’ın rengine boyanma gayretinin adı. hayat, birlikte hayat’a erdiğine yakışma sevdasının adıdır.



        ilim….

        hayatı can’a yakışır şekilde yaşama metodu. korkunun ve umudun sûretini çizen bir el. ilim ki, murtazâ olabilmenin gereklerini yaşamın içinden süzüp sunar bize. ilim ki, cehaletin çölünde susuzluğunun adını dahi bilmeyene bir su damlası. ilim ki, kuyusunun farkında olmayan yûsuflara uzanan bir el, bir yakup niyazı kuyudakilere…ilim ki, can’ın vasfını konu alıp, canın sûretini satırların ardına çizendir. ilim, yüreğin dostu; ilim, yüreğin var’a hiç’liği hal edinerek varacağını anlatan bir sadık dost. ilim ki, bir umman; esma’nın zahiriyle süslenmiş. kula acziyetiyle diz çöküşü emreden bir amir. ilim ki aşk’ın talimi onun gölgesinde şekillenir, rengini bulur..

        ilim ki, kendimizi okuduğumuz vakit söze dokunanlar…



        çağırmak…

        yüreğin, yar’la konuşmasıdır. lisanın dua oluşu, halini ancak o’na arz edip, o’na yönelmenin fiiliyata geçmiş hali.geceyi bir seslenişe şahit kılmak yani. sükutun, arş’ı taşıyan melekleri istiğfâra davet etmesi. arşın, arzdakiler için selâma durması için arzdakilerin her dem arzın ve arşın sahibine yönelişi…

        çağırmak, içeriye çağrılmak için her vakt-i seherde ona el açmaktır, bilinmek isteyen’e…



        ve…

        tûfan ancak ilimle geçilir; tûfandan sonra hayat’a ancak ilimle erilir…cûdi, insanın kendisidir aslında; tûfandan sonraki nesil de aşkın imar ettiği bir yüreğin halleridir. hayat ki, hiçliği özümsemekle varılan nokta….



        tufandan sonra hayat bahşedecek olan öğretir duayı;

        “ve de ki; “rabbim! beni mübarek bir menzile indir. sen konuklatanların en hayırlısısın.”*

        bir emir gelir âlemin amirinden;

        ”ey yeryüzü suyunu yut! ey gökyüzü sen de suyunu kes!”**



        ve tufandan sonra’dır artık söylenen sözlerin zamanı…



        ..”hayat, ilimle çağrılır….”

        ve hayat, “h i ç” olmaktır; bunu kabullenmek….

        nokta!



        *mü’minun suresi,29

        ** hûd suresi , 44

        Comment

        • SARAH
          Uzman Üye
          • Mar 2009
          • 137

          #5
          Ey Ölüm!
          ey ölüm yüzlü sevgili,

          içimdeki kuşun şefkatine ihtiyacı var…

          ….

          ey ölüm yüzlü sevgili,

          içimden kanat sesi geliyor; çırpınışı yüreğimi yaralıyor

          tuz bastığım yaraları var içimin,

          her gün acılarını azdırdığım.

          sabrın dilencisi olan dilimin sükuneti kayda değsin indinde.



          ey ölüm yüzlü sevgili,

          sıvazla sırtımı müheymin vasfınla,

          ayağım takıldığı vakit sığ denizlerde boğulurum,

          aşkın dalgalarında,

          sıvazla aklımı ihsanınla, ikramınla…



          ey ölüm yüzlü sevgili,

          donuk bakışlarım seni üzmesin, buğulu gözlerim

          isyan dokunmasın dilimin kıyısına, zehrolmasın aşk

          aşk’a mehdiye okuyan dilim, acının zerresinde erimesin

          ah etmem semaya karşı,

          ah etmem geceye, gün’e gayrı,

          yeter ki ellerim avuçlarında olsun,

          yüreğim dua omzunda…



          ey ölüm yüzlü sevgili,

          bırakma beni; üşür yüreğim, çırpınır içim

          bırakma beni; ölüm kadar yakın ol bana,

          bir nefes kadar yakın…



          Comment

          • SARAH
            Uzman Üye
            • Mar 2009
            • 137

            #6
            Ölüm Yazılırken Alnımıza...
            /vedâ sözleri yankılanırken çevremde,

            ben miyim gör(e))meyen bu siluetimden vedâlaşarak gidenleri?

            ben miyim sadece sessizce ağlayan…/



            ben miyim bu yüreği, ellerinden yaşlı kız,

            aynadaki bu sûret neden yalnızlığın korkusuna bürünmüş,

            neden ağlamaz olmuş bebekler beşiğinde,

            anneler başucunda geleceği için ağlarken…



            tarihler bir şehrin ölümünü yazarken yakılacak kütüphane arşivlerine,

            yüreğimin katilini kim yazar kaybolmayan satırlara.



            bulanmış zihnim aklanır elbet bir gün,

            zamanın kıskacından kurtarırım kaybolup gidenleri,

            hatırlarım belki o zaman ruhumun hangi seferde şehit edildiğini,

            hatırlarım hangi kervandan, niçin geri kaldığımı.



            ben miyim bu yüreği, ellerinden yaşlı kız,

            nasıl geçti ki içimde bunca kayıtsız seneler,

            aşk nasıl teğet geçti yüreğimin kıyısından,

            nasıl kör oldum ki seherde ben,

            kafile zikirden nasiplenirken

            Comment

            • SARAH
              Uzman Üye
              • Mar 2009
              • 137

              #7
              Yetimliğimizin Gölgesinde, Özleyen Yüreğimiz...
              Aşk ve ölüm iki yanımızda durur
              birlikte ve iç içe yürürler hayatın yokuşlarında
              biri sonsuza kadar alıngan
              diğeri cesur*

              …..

              /sineme ruhundan üfleyen yâr’in letafetindendir aşk ve ölümün dostluğu, öyle kol kola gezişi… Ve yüreğimin aşk’a özlemindendir bu imrenerek bakışım./



              Öteler…

              Bağrında gidenlerin aşkları kitabeleşir; ölümün aşk’a okuduğu methiyeler duyulur. Dostlar, aşk adına dokunurlar yalnızca söze. İflah olmayan yüreklerin aşkı konuşulmaz senin semanda; ıslah olan yüreklerin sözü işitilir. yusufî sevdalarla dokunur aşk’ın ölüme nakşı. Yakışır ölümün bağrına aşk, yakışır ötelerin özlemine bu nam.



              Meryem…

              Aşk’ına ölümü yakıştıran iffet deryası. Hani dünyayı iffetinin ve aşk’ının gölgesinde öldürmüştün de rabbin seni yüceltmişti her iki âlemde; adını kelam’a ve yüreklere nakşetmişti. Yüreklerimiz durmuştu hani o teslimiyetin karşısında. Hani ‘’ben rabbime dua etmekle hiç bedbaht olmadım ki’’** demiştin de mucîb olan’ın yakınlığından emin oluvermiştik. Hani sokulmuştuk yalnızlığımızın mabedine de ümitsizce izlerdik öteleri; aşktan yara almıştık. o zaman bizi diriltmişti ayağa kalkışın, bir dağın başında yalnızlığının bağrında rabbine inancınla İsa’ya ana oluşun; bizi diriltmişti rabbinin iffetini yüceltmesi. Aşkının iradeni hükmettiği yerde rabbin yüreğinin üzerine şefkat elini koydu; umurunda olmadı kötü nefeslerin sana dokunan kokusu, ölümün korkusu. Aşk dedin sustun; aşk dedin eslem oldun.



              Meryem…

              Öteler senin gibilerin varlığında kıymet buldu; özlendi. Aşk ve ölümün dostluğu hiç bu kadar göze gelmedi. Aşkın, onulmaz yaralarını ölümün ötesi sardı; ölümün ahirindeki yalnızlığına aşk’ın ötelerdeki vefası yetişti. Ve aşk ve ölümün birbirine vefası sende iffeti, rabbine itaati, sabrı, şükrü doğurdu.



              Şimdilerde, aşkın derinliğinde ölümün sevdasını göremeyen yürekler ne aşka dokunuyor ne de ölümden söz ediyor. Ölüm ki, ufka çizilen muamma; aşk ki yüreğin ölüme öylece hayran hayran bakışı… İkisi de terk edilmiş, yetimliğimizin gölgesinde.



              Comment

              • SARAH
                Uzman Üye
                • Mar 2009
                • 137

                #8
                Zulüm Hiç Yakışmadı Bu Nazik Ellerimize
                B…(sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lakin göğüsler içindeki kalpler kör olur.

                …

                Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.*

                ………..

                Düşünecek kalbimiz ve işitecek kulağımız….

                Nazar kıldıklarımızın zekatını verebilelim diye rabbimizin bahşettiği nimetler; şükrümüzün vesilesi.Nazar kıldığımız her şey karşısında körün parmak uçları** kadar hassastır aslında yüreğimiz; her nazar bir iz bırakır derinlerde, her söz bir nişan. Bundandır ki kendimizi dinlediğimiz vakit bir çok ses duyarız ötelerden, duymak istemediğimiz bir çok ses. Unutmak istediğimiz için içimize bastırdığımız bir çok ses; duymaktan çekindiğimiz birçok ses.

                Başımız ellerimizin arasında karmaşalarda can çekişiriz geceler boyu; gözümüze dokunanların sessiz çığlıkları duyulur gecenin sessizliğinde. Ne kadar derinlere gömsek de biz içimize bastıklarımızla varız. İçimize sakladıklarımıza karşı kör olduğumuz vakit düşünecek vasıfta yaratılan kalbimiz isyan edecek, ahirette işiten kulağımız şahitlik edecek. Ve bir zaman sonra yüreklerimiz yanı başına gömdüklerimiz yanında kör olacak; gayretimiz ancak buna yetecek belki de… körleştirmeye!

                Ne kadar zalimiz aslında, ne kadar cahil. Zulmedip durduğumuz bizim kendi nefsimiz; yüreğimiz, elimiz, ayağımız, bedenimiz. Alemin şahadetinde boynumuz büküldüğü vakit farkına varacağız zulmetimizin; ama bize verilen mühlet dolmuş olacak. Dilimiz bir cümlenin soğukluğunda serinleyecek belki de o gün ‘’keşke toprak olsaydım…’’***

                Heyhat! Zulüm hiç yakışmadı bu nazik ellerimize! Zulme layık değil bu özenle yaratılmış yüreğimiz, bedenimiz, nefsimiz. Zulüm dokunursa yar’dan üflenen nutfeye, nasıl veririz ki hesabımızı, nasıl kaldırırız bu başımızı hesap’ta.

                Hüzün dokunduğu vakit, içimizin kuytularına sığınırız; gözlerimizi kapatıp, kulaklarımızı tıkarız, ellerimizi avuçlarımıza alır gerçekleri setreylemeyi tercih ederiz.yani zulmü seçeriz farkına varmadan; yüreğimizin düşünme yetisini elinden alırız. Kim bilir belki de içimizin sokakları düşündürür kalbimizi; düşündüğümüz vakit kurtuluruz asıl kör’lükten…

                Comment

                • SARAH
                  Uzman Üye
                  • Mar 2009
                  • 137

                  #9
                  Bil(M)iyorum
                  Hangi ruh ikliminde hangi satırlarla avutuyorum bu serseri gönlümü bil(m)iyorum.

                  Bir uçtan bir uca ruhumun en derin yerinden gelen bu acı da niye ?

                  Bil(m)iyorum,

                  En azından bilmeyişlerimin bir nedeninin var olduğunu bil(m)iyorum;

                  Ya da bildiğimi zannediyorum.



                  Nedendir bilmem,

                  Her kafamı, benim olmayan yastıklara koyuşumda

                  Kurtarıyorum dünyayı,

                  Dünyamı kurtarabildiğimi bile bilmezken

                  Ötelerimi düşünüyorum

                  Ötelerin ötesini belki de

                  Düşün(m)üyorum düşün(m)üyorum

                  Başım ağrıyor

                  Kafam yastığa,

                  Benim olmayan yastıklara alışıyor.



                  Ve farkediyorum ki,

                  Benim olmayan sadece kafamın ağırlığını taşıyan yastık değil.

                  Ruhumun ağırlığını taşıyorsa eğer bedenim

                  Bir sebebi vardır diyorum sessizce

                  Sessiz ve sakince

                  Bu aralar uyuyorum

                  Ruhumun en derin yerinden gelen acıyı, dünyayı, öteleri,

                  Hatırlayamıyorum, kurtaramıyorum, duyamıyorum.

                  Sana dair ve Sen'den uzak oluşumun hesabını veremiyorum.

                  Bil(m)iyorum yoksa artık yavaş yavaş ölüyor muyum ?

                  Comment

                  • SARAH
                    Uzman Üye
                    • Mar 2009
                    • 137

                    #10
                    Kelebek Kanadında...
                    Gün hiç bu kadar erken

                    Gece hiç bu kadar karanlık olmamıştı Bana.

                    Soluklandığım bu ülke boğuyor Ben’i

                    İki yabancı gitgide daha bir uzaklaşıyor

                    Ben kafamı gömmeye çalışıyorum

                    Toprağın en derinine

                    Ben gömüyorum,

                    Toprak tükürüyor Beni



                    Geçmişimin ahları

                    Yakama yapıştı

                    Giydiğim elbiseyle ahenk içinde

                    Hayatın modasını yakından takip ediyor.



                    Umarım anlıyorsundur Beni

                    Anla ki susasın

                    Anla ki için acısın

                    Anla

                    An.



                    Orda mısın bilmiyorum?



                    Dardayım yalanım yok.

                    Sana şöyle,

                    Göz ucuyla baktığım andayım

                    Yasdayım

                    Siğaramın dumanında

                    Kalemin ucundayım.

                    Uykumun sabahında,

                    Kâh orda kâh burdayım.



                    Yaa Hû Ben nerdeyim?

                    Comment

                    • SARAH
                      Uzman Üye
                      • Mar 2009
                      • 137

                      #11
                      Zamanın bittiği yerdeyim

                      Günesin battığı

                      Beyazın griye,

                      Grinin siyaha döndüğü yerdeyim.



                      Gafletteyim.



                      Sardunya kokulu günlerim,

                      Yaşlı gözlerim,

                      Çocukluğum,

                      Artık uzaklardasınız,

                      Biliyorum.



                      Bu kentin kokusunda sardunya yok

                      Gözlerimde yas var

                      Afacan çocukluğum mu?

                      Derinde belkide

                      Kaybettiğim yerinde.



                      “ Uzun ince bir yoldaymışım,

                      Gidiyormuşum gündüz gece “

                      Bu kalbim bunca yükle

                      Uçsun uçabildiği yere.



                      Bir İstanbul masalıydım

                      Anlattım

                      Dinledim

                      Ve bittim…

                      Comment

                      • SARAH
                        Uzman Üye
                        • Mar 2009
                        • 137

                        #12
                        Fanî Hüsn-ü An…
                        Sahraların elması naz yapıyor mecnuna

                        Mecnuna dağlara sorar, bulamaz adresini

                        Göklerin maviliği, çölün sarı kumları

                        Uğulduyor geceler şeytan sofralarında.



                        Çiçeklerin sultanı bülbülü ağlatıyor

                        Gönlümdeki ırmağın gözeleri kuruyor

                        Her sözü eğri hançer, kanatıyor kalbimi

                        Bengi duygularımı yüce söğüt anlıyor.



                        Gezdiğim bu çöllerde Leyla”nın sedası yok

                        Saba nesim estikçe nefes alamıyorum.

                        Gül cemale baktıkça dilim çak çak oluyor

                        Ceylânın sözlerini gözleri yalanlıyor.





                        Yüce varlığa şükür, var eyledin âlemi

                        Zorlu imtihanlarla sınarsın âdemleri

                        Mal, mülk hepsi senindir, irade yalnız sende

                        İstersen gül zar eder, dost eylersin kalpleri



                        Gök kubbenin altında nice sözler söylendi

                        Saadet meclisinden sayısız üstat geçti

                        Nedim, Nabi, Nesimi, Şeyh Galipler, Itrîler

                        Her biri bir gülüne pervazı nakşeyledi.





                        Amacımız incitmek değildir özge canı

                        İncitilmek pek ağır gelir efhâmımıza

                        Ne mümkün, gayri mümkün, yalnız biraz iltifat

                        Anlayana sözümüz, arif olanlar anlar.

                        Comment

                        • SARAH
                          Uzman Üye
                          • Mar 2009
                          • 137

                          #13
                          Doğum Sancısı...
                          Çektiğin sancıları hissediyorum,

                          Mağma gibi hareketlidir duyguların.

                          Henüz ağarmaktadır tanyeri,

                          Sefil bir dünyanın doğumudur bu.



                          İpliğini sanatkârca çekiyor örümcek.

                          Bol kazançlar dilemeli pusudaki aslana.

                          Tırtıl habersizce örerken kozasını,

                          Müstehak mı ki kaynar suya atılmaya?



                          Toprak canlanmış, çalışmakta karıncalar,

                          Yaban arısının bal yapmaya niyeti yok.

                          Fakir çiftçi örtmeye çalışırken tanelerini,

                          Kargalar haykırmakta açlığını uzaklara.



                          ‘’Çözüm bendedir’’diyor Etna hışımla,

                          Küllerim çok fayda verecek canlıya, cansıza.

                          Ey insan! Ey nebat! Ey hayvanat!

                          Sabredebilirseniz bahara kadar.



                          Uyku akmakta gözlerinden baykuşun,

                          Şarkı söylemekte şelale hicaz makamında.

                          Kara şapkalı adamların uzayan gölgeleri,

                          Büyük Reis’in çadırına düşmektedir şimdi.



                          İnsanlık için demiryolları uzatmalı kıt’a aşırı,

                          Hayvanları koruma adına ulusal parklar yapmalı.(!)

                          Afrika öksüzlerine yardım için kurulan örgütler,

                          Özgürleştiriyorlar Eski Dünya’yı Yeni Dünyadakiler (!)

                          Comment

                          • SARAH
                            Uzman Üye
                            • Mar 2009
                            • 137

                            #14
                            Ahh Ben Var Ya Ben!
                            Bir benim var, benden önde gider

                            Bazen yanımda, bazen arkama düşer

                            Düşer, düşer ama her defasında ayağa kalkar

                            Ne azimlidir ne hırslıdır bu ben



                            Ben benim coğu zaman kuklasıyımdır

                            İftihar etmem, bu hâllerimden

                            Değiştirmek de isterim,

                            Beni bende hapsedip sıfırlamak

                            Yok etmek

                            Hiçliğin ötesindeki zindan da tutsak olsun isterim.



                            Ama neyleyim ki

                            Ötedeki zindanda

                            Tutsak olanımdır aslında.

                            Tutsak olanımdır

                            Sol yanımdır,

                            Tutsak olduğumun farkında olmayanımdır.



                            Kimi der,

                            Ben, ben’den öte git

                            Git gidebildiğin kadar git

                            Git ve gittigin yerde kendini yok et.



                            Kimi de der ki,

                            Gel, ben’den öne gel

                            Sen önde kal, ben arkada

                            Yolun sonuna kadar

                            Gidelim beraber.

                            Yolun sonunda sen kaybol.

                            Ben ise hesabın ve yanılgının sıcaklığında

                            Tek başına, çaresiz.



                            İşte o zaman ne ben

                            Ne de ben de ben kalır

                            Yalnızca bir ben kalır ki

                            Çaresiz af diler

                            Af diler ve titrer

                            Ve anlar

                            Artık geride kalır

                            Sürekli önnmde giden ben



                            Ahlanıp vahlansam da

                            Ne çare

                            Yalnızım artık

                            Sorular sorular sorular

                            Dilim döner mi

                            Var mıdır verilecek cevaplar

                            Şimdiden bir şey diyemem

                            Bilirim ki ahlanıp vahlanmak boşadır

                            Meydan herkesin meydanıdır

                            Meydan er kişinin meydanıdır.



                            Ya Rabbi,

                            Sen her kişinin meydanından

                            Er kişi çıkar beni.






                            Birden bire bir gürültü

                            Kızım Rana

                            Oyuncaklarla dolu kutuyu devirdi

                            Uyandırdı beni.



                            Uyuyakalmışım bir başıma,

                            İnsan bir başına uyuyakalır mı,

                            Bu koskoca dünyada?

                            Zannederdim ki bir ben varım yalnızca

                            Anladım ki bir ben

                            Bir de ben de ben var kısaca

                            Uyandırdı beni,

                            Yarışa kaldığımız yerden devam etmek için

                            Kızım Rana.

                            Eeee dedim, nerde kaldık kızım,

                            Mücadele etmek lazım

                            Varmak için bitiş noktasına.



                            Ahh ben var ya ben!

                            Comment

                            • SARAH
                              Uzman Üye
                              • Mar 2009
                              • 137

                              #15
                              Bil(M)iyorum

                              Bil(M)iyorum
                              Hangi ruh ikliminde hangi satırlarla avutuyorum bu serseri gönlümü bil(m)iyorum.

                              Bir uçtan bir uca ruhumun en derin yerinden gelen bu acı da niye ?

                              Bil(m)iyorum,

                              En azından bilmeyişlerimin bir nedeninin var olduğunu bil(m)iyorum;

                              Ya da bildiğimi zannediyorum.



                              Nedendir bilmem,

                              Her kafamı, benim olmayan yastıklara koyuşumda

                              Kurtarıyorum dünyayı,

                              Dünyamı kurtarabildiğimi bile bilmezken

                              Ötelerimi düşünüyorum

                              Ötelerin ötesini belki de

                              Düşün(m)üyorum düşün(m)üyorum

                              Başım ağrıyor

                              Kafam yastığa,

                              Benim olmayan yastıklara alışıyor.



                              Ve farkediyorum ki,

                              Benim olmayan sadece kafamın ağırlığını taşıyan yastık değil.

                              Ruhumun ağırlığını taşıyorsa eğer bedenim

                              Bir sebebi vardır diyorum sessizce

                              Sessiz ve sakince

                              Bu aralar uyuyorum

                              Ruhumun en derin yerinden gelen acıyı, dünyayı, öteleri,

                              Hatırlayamıyorum, kurtaramıyorum, duyamıyorum.

                              Sana dair ve Sen'den uzak oluşumun hesabını veremiyorum.

                              Bil(m)iyorum yoksa artık yavaş yavaş ölüyor muyum ?

                              Comment

                              Working...