Gönül Damlasından, CENNETTEN GELİYORUM

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • SARAH
    Uzman Üye
    • Mar 2009
    • 137

    #1

    Gönül Damlasından, CENNETTEN GELİYORUM

    CENNETTEN GELİYORUM


    Geç olmuş yatıyorum
    Fakat uyku tutmadı
    Ve kalkıp;
    Yakıverdim şamdanı
    Gecenin zülüfleri
    Seccademin püskülleri
    Yatıverdim pusuya
    Vakit gelmiş tavına
    Tecelliyat avına
    Kur’an dinliyordum Davut A.S.’dan
    Canım nasılda istiyordu zaten
    Zerrelerimin ihtiyacı kulağımı deliyor
    İşte sesler geliyor
    Hani bir de ağlamasam
    Ağlama canım ağlama;
    Ne kaldı o bayrama. Dedim de durdum
    Kur’an sesi gel diyordu peşimden.
    Ben de gittim

    Seyyah oldum o alemi gezerim;
    Ve peş peşe neler neler sezerim.
    Ufkum gitti yücelerin katına
    Ne güzelmiş binmek hayal atına
    Sanki canım kuş idi
    Seyahatin başlangıcı, birazcık yokuş idi
    Öyle bir yol, yeşillikler rahiyalar peş peşe
    Mızrak boyu yakıncaydı selam verdim güneşe
    Çayır çimen kilim sermiş geçiyorken piyade;
    Ilık rüzgar bülbül sesi, Kur’an daha ziyade
    Duygularım şahlanıyor kalben inlemek gibi
    “Olmaya devlet cihanda” Kur’an dinlemek gibi

    Şimdi ise nideyim?
    Düşündüm ki cennetlere gideyim
    Gittim de gittim
    Yaklaşınca nihayet
    Kulağımda şu ayet;
    “Hüve Mevlaküm”
    Bekçilerle karşılaştık.” Es Selamü aleyküm”
    Selamün Aleyküm tıbtüm Fe’d hulûhâ halidîn (59/73)
    “-Ebed kalıcılar olarak girin cennete” dediler

    Tevhid çekip ilerledim bakınıp şaşkın şaşkın
    Dünyanın hiç tadı yokmuş ne Leyla’nın ne aşkın
    Anlatması mümkün değil; cennete ayak izim
    Tarifinden acizim
    Her taraf ışıl ışıl
    Cam göbeği ve yeşil
    Yürüyordum ileri
    Görecektim neleri
    Ayağım çıplak
    Kadife toprak
    İşte Tuba dalları
    İşte irem bağları
    İşte güller, bülbüller
    Lal kesiliyor diller
    Ağaçlar meyve yüklü
    Terutaze her yemiş
    Katiyen beklememiş
    Tanışıklık veriyordu Dünyadan
    Fakat çok farklı
    Tatlı mı tatlı
    Mayhoş mu mayhoş
    Anlatamam; boş
    Güneş vardı, gölge vardı, birbirinden hoş
    Ağaçların sesi;
    Kuşların sesi
    Ve yolun cazibesi yürüyordu beni
    Ayak izleri çoktu
    Ne güzel toz da yoktu

    Selsebilden su içtim
    Sonra bir yere geçtim
    Üç beş arşın aralıklı nehirler;
    Kenarında sedirler;
    Şarap akar su akar;
    Süt akar;
    Biri bal;
    İstediğin kadar al.
    Ne bıktırır ne yakar
    Hep akar
    Birisine Nil dediler
    Birisi Seyhun,
    Bir diğeri Fırat imiş, öbürsü Ceyhun
    Etrafından mü’minler
    Hüdhüdleri dinler
    Uzanınca eller,
    Çekirdeksiz meyveler iner
    Bir meltem üfül üfül
    Rengarenk gül
    Süslü süslü koltuklar var iskeleti altın
    Bir güzel ki yaşayışı cennetteki halkın
    Kimi şarkı okuyor
    Kimi gergef dokuyor
    Kimi çelenk takıyor
    Kına kokuyor
    Ab-şar akıyor
    Biri dalmış bakıyor, o da ben

    Soğuk ta yok sıcak ta
    Uçar gibi ayakta, yürüyordum
    Ve köşkler görüyordum çevrede
    Saf şeffaf
    Aman ya Rabb ne tuhaf
    Aklımdan Belkıs geçti
    Gezdiği saray hiçti
    Binler kere yüzbinleri misli misli kar;
    Her bireri ayrı renkte yıldız var
    Bu ne güzel bir koku!
    Her şey var, yoktur “yok“u
    Geziniyor mü’minler
    Selamı yayıyor
    Göğüslerde yetmiş kokulu güller
    Sinelerde zahir olmuş görünmeyen gönüller
    Kullar mesrur, her taraf nur, her köşe şehr-i ayin
    Hurilerin terennümü köpüklerden mülayim

    İşte gelen bir dilber
    Üstünde tüller
    Yaklaştı durdu
    Hatırımı sordu
    Elinde kadeh var
    Sunuyor
    Hem içirdi hem içti
    Ne kadar gençti
    Ceylan gözlü derler ya
    Evet öyle
    Hem iri iri;
    Hem kuzguni;
    Hem meftuni
    Yürüdükçe inci mercan döküyor
    İliği gözüküyor
    Endam ekiyor
    Boyun büküyor
    Yürek söküyor
    Yürüdükçe etrafına, inci mercan döküyor
    Sanki düşmüş gökkuşağı kirpiğine takılmış
    Yanağında gamzeleri şu’le şu’le yakılmış
    Hele ki tebessümü;
    Unutturur ölümü
    Ağel takılmış zebercedden ışıldar
    Çevresinde pırlanta var, zümrütte var, elmas var
    Gönül ya bu; sevdalandı
    Aklım dolandı
    Arzum, sevgim koşuştu;
    Müşterekte buluştu
    Arzu ev’se, sevgi ona tavandır
    Sevgi yoksa, arzu zaten yavandır
    Dedim ona: - Düşte dahi sen gibisi yok idi
    Dedi bana : - Dünyadayken ibadetim çok idi
    Dedim ona : - Sizde vuslat var mıdır?
    Dedi bana : - Boş durması kar mıdır?
    Dedim ona : - Tutalım mı el ele?
    Dedi bana : - Cenneti bir gez hele.
    Dedi ve gitti
    Ordan seyirtti
    Hem ne kadar muazzam
    A’zam mı a’zam

    Dedim şimdi nideyim?
    Tefe’ülen birisine gideyim
    Bahçesinde yavaşça ilerledim
    Haşmetinden terledim
    Yaklaşınca merak ettim acep kimedir nasib?
    Kapısında yazıyordu;” Ya Hz.Cüleybib.”
    Altın kapı açılınca geriye
    Destur geldi “Giriniz” içeriye
    Merdivenler kırmızı tüylü halı
    Kim bilir ne pahalı?
    Duvarların yüzeyleri pür ışık
    Gözlerim kamaşık
    Ayaklarım dolaşık
    Yeşil ışık, kırmızı ışık lâmiâne birbirine karışık
    Pencereleri gümüş camları sırça;
    Bir ayet yazılı her yere bakınca
    “Mine’l mü’minîne ricâlün sadegû mâ âhedullahe aleyh
    Fe minhüm men gadâ nehbehû ve minhüm men yentezir
    Ve mâ bedelû tebdîlâ.”.
    Yükseltilmiş döşekler var, çevresi
    İncilerle müzeyyendi perdesi.
    Süslü süslü koltuklar;
    İhtişamlı tahtı var
    Hemen gittim Cüleyyib’in yanına;
    Huriler var taa girecek canına
    Gözlerini yalnız o’na hasretmiş;
    Sayıları, iki fazlası yetmiş
    Bir elinde kitap
    Hurilere hitap;
    Hikmet söz ediyordu;
    Allah diyordu
    O yüzünün ziyasını Güneş görse kıskanır
    Kamet görse kendisini üvey evlatmış sanır
    Bir elinde yetmiş kokulu güldü.
    Bana da güldü
    Dedim ona : - Ya Cüleybib, cennet ne kadar güzel!
    Dedi bana : - İhlas var ya; cennetten de güzeldir.
    Dedim ona : - Ya Cüleybib, bu köşk ne kadar güzel!
    Dedi bana : - Sohbet var ya; köşkten daha güzeldir.
    Dedim ona : - Hamza var ya, benden daha güzeldir
    Dedi bana : - Hamza nerde , hangi köşkte yaşıyor?
    Dedi bana : - Burda değil Afkan’da savaşıyor
    - Ne zaman gelir?
    - Allah bilir.
    - Canım ister ki görsün
    - Meydan da görüşürsün.
    Dedim ona : - Ammar nerde? Çok isterim göreyim
    Dedi ki : - Söyliyelim:
    - Annesi ve babasıyla nasıl karşılaştılar;
    - Geldiği gün sarıldılar hala ayrılmadılar
    Ne yüzünü gören oldu, ne de duyuldu sesi
    Cennetlerden tatlıcaymış ebeveynin sinesi
    - Öyle ise söyler misin İbn-i Erkam nerede?
    - Sohbet varmış “Gidiyorum” demişti şakirdlerde
    - Nerelerde bulunur?
    - Her sohbette bulunur, çayın şekeri olur
    - Ne zaman gelir?
    - Allah bilir
    - Ya Ebu Zerr?
    - Ha O mu; o hala yalnız gezer
    - Görmem nasıl olacak?
    - Meydanda bulunacak.
    - O’da gitti bir yere
    - Oralarda işi ne?
    - Acep şimdi yanda?
    - Görüşürsün meydanda
    - Meydan dediğin nedir?
    - Şu yoldan ötededir
    Bir meydan ki yemyeşil
    Nasıl anlatası dil
    Ortasında Ruhullahtan bir ağaç;
    Çevresinde yaprakları nur sirac
    Hafifte yamaç
    Bir ağaç ki nağmelerin ahengi;
    En güzel şarkı ne ki
    Bam teline geliyor sine deliyor
    Etrafını dolanmaya ne zaman ki başlanır;
    Devenin yavrusu olsa bitiremez yaşlanır
    Etrafında sahabeleri
    Musiki dinler
    Mest olur başlar
    Gezinir kuşlar
    Kim olsa yavaşlar
    Sen de yavaşla
    Huriler dolanır elinde bade
    Aklından geçene geçmiyor vade
    Sen şimdi yürürsün
    Gidince görürsün
    - Kimler vardı lütfen yine der misin ya Cüleybib?
    - Herkes orda hatta O’na Rabbi demiştir
    - Ne diyorsun!
    - Daha mı duruyorsun?
    - Selamün Aleyküm
    - Aleyküm Selam. Görüşürüz orda
    Huşu ile seyrederek her yeri
    İlerledim ileri
    Bir şehrah ki kenarları çiçeklerle müzeyyen
    Geçene selam diyen
    Ayağım çıplak
    Kadife toprak
    İnciden çakıl taşları
    Ne tümsek var ne yokuşlar
    Ağaçlardan birisiydi eğildi
    Elime bir nar geldi
    Yedime ilerledim
    Hafif güneşti
    Bir meltem esti
    Sarığım düştü
    Kuşlar gülüştü
    Kokuyordu buram buram zencefil
    Ne muazzam bir sebil
    Yürüdükçe gelincikler laleler
    Bana yüzünü döner
    Aynısıyla nilüfer

    Sağ cenaptan bir güvercin “gu” dedi
    Yaklaşınca “su”dedi
    Verdim içti hu” dedi
    İsteseydim su gelirdi, istediğim bu dedi
    O sıralarda bir zat gördüm nurani
    Sanki tanıdım hani
    Yolun sağında
    Ağacın yanında
    Fakat üzgün ve süzgün
    Ağaca yaslanmış
    Kirpikleri ıslanmış
    Dedim ; -Nedir kaygın?
    O yine suskun
    Hemi de yorgun
    Anladım ki bu nurani gönülden vurgun
    Ben sustum o sustu
    Sonra kendi konuştu
    Dedi : - Ne yana?
    - Gidiyorum meydana
    - İlk defa mı?
    - Evet
    - Ne mutlu sana
    - Sen de gel
    Yine sustu ; sonra konuştu
    - Bu kaçıncı buraya dek gelişim
    - Fakat gidemeyişim
    - Sayısını unuttum
    - Hevesimi hep yuttum
    - Cesaretim olamadı geldiğim yolu tuttum
    - “İçimden çok şeyler duyarım;
    - Çok heyecanlanırım
    - Fakat içimdeki bu heyecanları dile getirmeye muktedir değilim
    - Ben o nameden müteheyyicim ki;
    - Yoktur ihtimali terennümün
    - Ağlarım ağlatamam
    - Söylerim dinleyemem
    - Dili bağlı kalbimin. Bundan pek bizarım
    - Şehidim yok gömleğini hediyelik sarayım
    - Hizmetim yok hangi yüzle huzuruna varayım
    - Ben bir bahtı karayım
    - “Sine hahem şerha şerha ezfirak
    - Tabe güyem şerhi derdi iştiyak
    - Parça parça olmuş sine isterim
    - (isterim ki esas derdimi anlasın
    - Esas derdi dertli olan anlar
    - Şerha şerha sine isterim
    - İsterim ki anlasın
    - Ah Rabbim!
    -Ah Rabbim, küfür bir tekme vurdu,
    Senin adın üzerinde dalgalanan o bayrağı taa üç asır önce yıktı

    - Ah Rabbim!
    - Üç asırda beri köşede bucakta
    - Her yol kıvrımında sana küfürler savruldu
    - Seni temsil eden maarif çoktan Hak ile yeksan oldu, yerle bir edildi
    - Ah Rabbim! Biz sana Zahiren sahip çıkıyor gibi olduk;
    - ama sövüldüğün yerde ürpermedik
    - Hakaret edildiğin yerde kükremedik, ayaklanmadık
    - Verdiğimiz şeyleri, cimriler gibi sadece zekat ölçüsü içerisinde verdik şahlanamadık.
    - Küheylanlar gibi şahlanmadık”
    - Rabbim! Dedi ağladı
    - Sözü böyle bağladı
    - Çömeldi yere yine ağladı
    - Çok bekledim bitmedi
    - Eliyle “sen git” dedi
    - Söz dinlemem gerekti
    - Bu yolculuk benim için erek’ti
    - Başladım yürümeye
    - Muradımı görmeye
    - Kadife toprak
    - Ayağım çıplak
    - Bu yol ne kadar uzak
    - Bir kamçı kadar yeri Dünyaya bedel
    - Sümbül açmış iki cenah, hu çekiyor goncalar.
    - Ritm tutmuş sallanıyor beş yapraklı yoncalar
    - Uhuvveti var güneşle meltemin
    - Huzur veriyor, surur veriyor
    - Misk-i Amber kokuyor her yan
    - Acaba çok mu uzaktı meydan
    - İlerlerken ileri
    - Neler sezdim neleri
    - Bütün sahabeleri
    - Zübeyr’i görecektim. Huzeyfe’yi, Bilal’i
    - Asım Bin Hilal’i
    - Hanzala’yı, Talha’yı, Ebu Derda’yı
    - Sa’d Bin Ebi Vakkas’ı, İbn-i Abbas’ı
    - Muaz Bin Cebel’i
    - Abdurrahman Bin Avf’ı görecektim
    - Ve Kaab’ı, Mus’ab’ı
    - Selman-ı Farisin’i ve cümlesini. Radiyallahu Anhüm
    - Terennümle anmak bile yetiyor adlarını
    - Çok merak ediyorum Cafer’in kanatlarını

    Bir tahayyül geçiyor ki gözlerimin önünden;
    - Göz kapalı, seyretmesi gönülden
    - Ayni birlik, ayni dirlik
    - Mübarek beşibirlik
    - Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali’m
    - Aman Allah’ım aman! Aralarında ki kim!
    - O’na denmiş son resul
    - Ne güzelmiş nasibim;
    - Ki O’nu göreceğim;
    - Ve şöyle diyeceğim:
    - Elfü-elfi selatin ve elfü-elfi selamin aleyke Ya Resulallah
    - Anam babam sana feda olsun

    - Sen;
    - Gördüğüm şu cennetten
    - Başa konan devletten
    - Yığın yığın servetten
    - Kesrat ile hürmetten
    - İzzetten, lezzetten
    - Ve en güzel suretten, daha daha güzelsin Ya Resulallah!
    - Canım sana feda olsun

    - Sen;
    - Sine püryan şefkatten
    - İnsan üstü kuvvetten
    - Müjdeli son nefesten
    - Borcumu ödemekten
    - Arz’ı tutan melekten
    - Yanındaki semekten
    - “Oğlum oldu” demekten, daha güzelsin Ya Resulallah
    - Ciğer parelerim sana feda olsun

    - Sen;
    - Kardeşiniz Yusuf’tan
    - Kucak dolu yakuttan,
    - Memleketim Bayburt’tan
    - Mağripten, maşrikten
    - İçi dolu beşikten
    - Ağladığı geceden
    - “Mama” deyu heceden
    - Daha daha niceden, daha daha güzelsin Ya Resulallah!
    - Gelecek zürriyyetim sana feda olsun.
    - Diyeceğim
    - Evet öyle diyeceğim
    - Ne kaldı ki işte şurda görüşeceğim
    - O sırada önüm gözüm biraz aklaştı
    - Anladım ki yaklaştım
    - Biraz sonra gelecekti o meydan
    - Ne müthiş bir heyecan!
    - Zemin henüz gözükmemişti ama;
    - Üzerindeki sema;
    - Tasviri gayri kabil
    - Fakat yine bu cahil
    - Birkaç söz ediversin
    - Atmosfer tamamen nur
    - Büyük mü büyük
    - Nur dolu höyük sanki
    - Oralarda solunum nur mu olsa gerektir? Akıl etmeyecektir?
    - Ne talihli bir kulum
    - Var mıyım yok muyum düşünüyorum
    - Melekler semada sema ediyor
    - Halka halka dönüyor
    - Ne kallavi halkalar
    - Yan yana, dizi dizi ve saf saf
    - Sevgileri tavaf
    - Pırıl pırıl parlıyor,sevinç yıldızı gibi
    - Demek ki şimdi onlar, görüyorlar
    - Üstlerinde bir taç var
    - Meleklerin üstünde
    - Ve semanın üstünde
    - Nur üstünde nur
    - Direksiz bir sur sanki
    - Bu gördüğüm bir ayet
    - Okuyordum nihayet
    - Geçtiğim yerleri unuttum
    - Ceylan gözlü hurileri unuttum
    - Cennetleri unuttum
    - Fakat;
    - Unutamadığım bir şey var
    - Nedir içindeki bu nükte
    - Sevincin büyüklükde
    - Neden baştan beri hep bu yarı sevinç?
    - Alımızdan çıkmadı ki hiç
    - Niçin üzülüyordum?
    - Sorumun cevabını ben biliyorum
    - Her sözünü hatırladım heyhat!
    - Ne demişti O nurani zat?
    - “Parça parça olmuş sine isterim.
    - İsterim ki esas derdimi anlasın
    - Ah Rabbim! Ayaklanamadık
    - Küheylanlar gibi şahlanamadık
    - Hizmetim yok hangi yüzle o huzura varayım
    - Demişti
    - Evet öyle demişti
    - Peki, ya ben? Ya ben ne yapmıştım ki?
    - Ve şimdi ne yapıyordum?
    - Birden durdum
    - Vuruldum sanki
    - Ne kadar akılsızmışım
    - Parmaklarım ağzımda;
    - Çoktandır böyle ağlamamıştım
    - Ne yapayım şimdi?
    - Karşımda cennetin en güzel yeri
    - Nasıl döneyim geri
    - Nasıl döneyim
    - Bırakıp peygamberlerti;
    - “Ama yol bu. Erkan bu.”
    - Eli boş gidilmez ki,
    - Yakıştıramam kendime
    - O kadar da yüzsüz değilim hani
    - Ah beni gidi beni
    - Ah beni gidi beni
    - Ne yapsınlar seni
    - Boyunduruk seni
    - Düşmanlar içerde
    - Düşmesinler derde
    - Yiğitler seferde
    Sen şimdi nerde?
    -“Aç gözümü Allah’ım
    - Aç gözlerimizi Allah’ım
    - Görelim hakikati
    - Şeytan çarptığı zaman hemen aklımızı başımıza alalım
    - Yoo diyelim
    - Olamaz bu iş böyle
    - Bizim yerimiz cephedir ve mevzidir.”
    - Anladım dönmelidir
    - Daha durmakta nedir
    - Ve döndüm.
    - Başladım seyirtmeye
    - Attan hızlı gitmeye
    - Hızlı hızlı büyük büyük adımlar atıyordum
    - Yetişeyim diyordum
    - Gitmemişse o zata
    - Geldim ki ağaç yalnız, yok yerinde bir nişan
    - Ve dönmüş gidiyordu, kırık dökük perişan
    - Arkasından seyirttim
    - Yanı başına gittim
    - Eteğini tuttum
    - Gittiği yolu tuttum
    __________________


Working...