Mehmet Akif Ersoy şiirleri

Collapse
This is a sticky topic.
X
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Barış
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 569

    #1

    Mehmet Akif Ersoy şiirleri

    Âtiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak...

    Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
    Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
    Dünyâda inanmam, hani görsem de gözümle.
    İmânı olan kimse gebermez bu ölümle:
    Ey dipdiri meyyit, "İki el bir baş içindir."
    Davransana... Eller de senin, baş da senindir!
    His yok, hareket yok, acı yok... Leş mi kesildin?
    Hayret veriyorsun bana... Sen böyle değildin.
    Kurtulmaya azmin neye bilmem ki süreksiz?
    Kendin mi senin, yoksa ümîdin mi yüreksiz?
    Âtiyi karanlık görüvermekle apıştın?
    Esbâbı elinden atarak ye'se yapıştın!
    Karşında ziyâ yoksa, sağından, ya solundan
    Tek bir ışık olsun buluver... Kalma yolundan.
    Âlemde ziyâ kalmasa, halk etmelisin, halk!
    Ey elleri böğründe yatan, şaşkın adam, kalk!
    Herkes gibi dünyâda henüz hakk-i hayâtın
    Varken, hani herkes gibi azminde sebâtın?
    Ye's öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.
    Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!
    Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar;
    Me'yûs olanın rûhunu, vicdânını bağlar
    Lânetleme bir ukde-i hâtır ki: çözülmez...
    En korkulu câni gibi ye'sin yüzü gülmez!
    Mâdâm ki alçaklığı bir, ye's ile sirkin;
    Mâdâm ki ondan daha mel'un daha çirkin
    Bir seyyie yoktur sana; ey unsur- îman,
    Nevmid olarak rahmet-i mev'ûd-u Hudâ'dan,
    Hüsrâna rıza verme... Çalış... Azmi bırakma;
    Kendin yanacaksan bile, evlâdını yakma!

    Evler tünek olmuş, ötüyor bir sürü baykuş...
    Sesler de: "Vatan tehlikedeymiş... Batıyormuş!"
    Lâkin, hani, milyonları örten şu yığından,
    Tek kol da yapışsam demiyor bir tarafından!
    Sâhipsiz olan memleketin batması haktır;
    Sen sâhip olursan bu vatan batmayacaktır.
    Feryâdı bırak, kendine gel, çünkü zaman dar...
    Uğraş ki: telâfi edecek bunca zarar var.
    Feryâd ile kurtulması me'mûl ise haykır!
    Yok, yok! Hele azmindeki zincirleri bir kır!
    'İş bitti... Sebâtın sonu yoktur!' deme, yılma.
    Ey millet-i merhûme, sakın ye'se kapılma.

    14.03.1913
    Mehmet Akif Ersoy
    Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.
  • Barış
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 569

    #2
    Uyan

    Baksana kim boynu bükük ağlayan.
    Hakkı hayatındır senin ey müslüman,
    Kurtar artık o biçareyi Allah için.
    Artık ölüm uykularından uyan.

    Bunca zamandır uyudun kanmadın,
    Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
    Çiğnediler yurdunu baştan başa.
    Sen yine bir kere kımıldanmadın.

    Ninni değil dinlediğin velvele,
    Kükreyerek akmada müstakbele.
    Bir ebedi sel ki zamandır adı,
    Haydi katıl sen de o coşkun sele.

    Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
    Varsa duranlar olur elbet helak.
    Dalgaların anmadan seyrini,
    Göz göre girdâba nedir inhimak?

    Dehşeti maziyi getir yadına;
    Kimse yetişmez yarın imdadına.
    Merhametin yok diyelim nefsine;
    Merhamet etmez misin evladına?

    Ben onu dünyaya getirdim diye
    Kalkışacaksın demek öldürmeye!
    Sevk ediyormuş meğer insanları,
    Hakkı-i übüvvet de bu caniliğe!

    Doğru mudur ye's ile olmak tebah?
    Yok mu gelip gayrete bir intibah?
    Beklediğin subh-i kıyamet midir?
    Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

    Gözleri maziye bakan milletin,
    Ömrü temadisi olur nakbetin.
    Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
    Görmeye lakin daha yok niyyetin.

    Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
    Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
    Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
    Kalmayacak çekmediğin mel'anet.

    Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
    Kan dökerek almalısın merd isen.
    Çünkü bugün ortada hak sahibi,
    Bir kişidir: "Hakkımı vermem" diyen.

    Mehmet Akif Ersoy
    Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

    Comment

    • Barış
      Uzman Üye
      • Sep 2008
      • 569

      #3
      Ya Rab Bu Uğursuz Gecenin Yok Mu Sabahı?

      "İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
      (A’râf Suresi 155. Ayetin bir kısmı)

      Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
      Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
      Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
      "Yandık" diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
      Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
      Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
      Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
      Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
      Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
      En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i!...
      Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
      Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
      Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
      Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
      Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
      Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
      Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
      Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
      Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
      İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
      Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
      Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
      Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
      Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
      Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?
      Lâ yüs'ele binlerce sual olmasa du kurbân;
      İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

      Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
      Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
      Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
      Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
      Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
      Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
      Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
      Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
      Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
      Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
      En kanlı senâatle kovulmuş vatanından,
      Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
      İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
      Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
      Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
      Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!

      28.03.1913
      Mehmet Akif Ersoy
      Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

      Comment

      • Barış
        Uzman Üye
        • Sep 2008
        • 569

        #4
        İstiklâl Marşı

        - Kahraman Ordumuza -

        Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
        Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
        O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
        O benimdir, o benim milletimindir ancak.

        Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl!
        Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
        Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl
        Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

        Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
        Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
        Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
        Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

        Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
        Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
        Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
        "Medeniyyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?

        Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
        Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
        Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın
        Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

        Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
        Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
        Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
        Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

        Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
        Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
        Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hüdâ,
        Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

        Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
        Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
        Bu ezanlar - ki şahâdetleri dinin temeli -
        Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

        O zaman vecd ile bin secde eder - varsa - taşım,
        Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
        Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
        O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

        Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
        Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
        Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
        Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
        Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

        Mehmet Akif Ersoy |
        Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

        Comment

        • Barış
          Uzman Üye
          • Sep 2008
          • 569

          #5
          Tek Hakikat

          Tek hakikat var, evet, bellediğim dünyada,
          Elli, altmış sene gezdimse de, şaşkın şaşkın;
          Hepimiz kendimizin, bağrı yanık, aşıkıyız
          Sade ilanı çekilmez bu acayip aşkın!
          Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

          Comment

          • Barış
            Uzman Üye
            • Sep 2008
            • 569

            #6
            Çanakkale Şehidlerine

            Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
            En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

            - Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
            Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

            Ne hayasızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
            Nerde-gösterdiği vahşetle "bu: bir Avrupalı"

            Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
            Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

            Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
            Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

            Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
            Osrtralya'yla beraber bakıyorsun; Kanada!

            Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
            Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

            Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
            Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

            Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
            Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

            Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
            Döktü karnındaki esrarı! hayasızcasına,

            Maske yırtılmasa halâ bize affetti o yüz...
            Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

            Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbab,
            Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

            Öteden saikalar parçalıyor afakı;
            Beriden zelzeleler kaldırıyor a'makı;

            Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
            Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

            Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
            Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

            Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
            O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

            Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
            Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

            Saçıyor zırha bürünmüş de o namerd eller,
            Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

            Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
            Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

            Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
            Kahraman o orduyu seyret ki, bu tehdide güler!

            Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
            Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?

            Hangi kuvvet onu, haşa, edecek kahrına ram?
            Çünkü te'sis-i ilahi o metin istihkam.

            Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
            Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;

            Bu göğüslerse Huda'nın ebedi serhaddi;
            "O benim sun'-i bediim, onu çiğnetme" dedi.

            Asım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
            İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

            Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
            O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

            Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
            Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

            Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
            Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

            Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid'i...
            Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

            Sana dar gelmeyecek makber'i kimler kazsın?
            "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.

            Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
            Seni ancak ebediyetler eder istiab.

            "Bu, taşındır" diyerek Ka'be'yi diksem başına;
            Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

            Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
            Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

            Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
            Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsan oradan;

            Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
            Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

            Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
            Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

            Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
            Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

            Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
            Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin'i,

            Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
            Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

            O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
            Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

            Sen ki, a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
            Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...

            Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
            Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

            Mehmet Akif Ersoy
            Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

            Comment

            • Barış
              Uzman Üye
              • Sep 2008
              • 569

              #7
              Kıssadan Hisse

              Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
              Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
              'Tarih'i 'tekerrür' diye tarif ediyorlar;
              Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi

              Mehmet Akif Ersoy
              Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

              Comment

              • TEBYİN
                Uzman Üye
                • Sep 2008
                • 240

                #8
                "İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım?"
                (A’râf Suresi 155. Ayetin bir kısmı)

                Bu ayet hep şimşek etkisi yapmıştır beynimde,
                Üstadımıza (M.A.E) ve size teşekkürler
                Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

                www.teblig.net

                Comment

                • yolcu27
                  Yeni Üye
                  • Sep 2008
                  • 22

                  #9
                  Ümit

                  Dalâlete düşmüşlerden başka kim,
                  Allah'ın rahmetinden ümidini kesebilir?
                  (Hicr Sûresi)
                  Lakin, hani bir nefhası yok sende ümîdin?
                  'Ölmüş' mü dedin? Ah, onu öldürmeli miydin!

                  Hakk'ın ezelî fecri boğulmazdı, a zâlim,
                  Ferdaların artık, göreceksin ki, ne muzlim!

                  Onsuz yürürüm, dersen, emin ol ki yürünmez;
                  Yıllarca bakınsan bir ufak lem'a görünmez.

                  Beyninde uğuldar durur emvâcı leyâlin;
                  Girdâba vurur alnını, koştukça hayâlin!

                  Hüsran sarar âfâkını yırtıp geçemezsin;
                  Arkanda mı, karşında mı sahil, seçemezsin.

                  Ey, yolda kalan yolcusu yeldâ-yı hayatın!
                  Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın:

                  Ölmüş dediğin rûhu alevlendiriver de,
                  Bir parça açılsın şu muhîtindeki perde.

                  Bir parça açılsın, diyorum, çünkü bunaldın;
                  Nevmîd olarak mihr-i ezelden dona kaldın!

                  Ey Hakk'a taparken şaşıran kalb-i muvahhid
                  Bir sîne emelsiz yaşar ancak, o da: mülhid.

                  Birleşmesi kabil mi ya îmân ile ye'sin?
                  Hâşâ! Bunun imkânı yok, elbette bilirsin.

                  Öyleyse neden boynunu bükmüş duruyorsun?
                  Hiç merhametin yok mudur evlâdına olsun!

                  Doğduk.. 'Yaşamak yok size!' derlerdi beşikten;
                  Dünyayı 'mezarlık' bilerek indik eşikten!

                  Telkîn-i hayat etmedi asla bize bir ses...
                  Yurdun ezeli yasçısı baykuş gibi herkes,

                  Ye'sin bulanık ruhunu zerketmeye baktı...
                  Mel'un aşı bir nesli uyuşturdu bıraktı...

                  'Devlet batacak' çığlığı beyninde öter de,
                  Millette beka hissi ezilmez mi ki? Nerde?..

                  'Devlet batacak!' İşte bu öldürdü şebâbı...
                  Git yokla da bak, var mı kımıldanmaya tâbı?

                  Âfâkına yüklense de binlerce mehâlik,
                  Batmazdı bu devlet, 'batacaktır' demiyeydik.

                  Batmazdı. Hayır batmadı, hem batmıyacaktır:
                  Tek sen, uluyan ye'si boğup azmi uyandır.

                  Kâfi ona can vermeye bir nefha-i iman...
                  Davransın ümîdin, bu ne haybet, bu ne hırman!

                  Mazideki hicranları susturmaya başla;
                  Evlâdına sağlam bir emel mâyesi aşla.

                  Allah'a dayan, sa'ye sarıl, hikmete râm ol...
                  Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol!

                  Mehmet Akif Ersoy

                  Comment

                  • yolcu27
                    Yeni Üye
                    • Sep 2008
                    • 22

                    #10
                    Secde


                    Şuhûdundan cüdâdır, çok zamanlar var ki, îmânım;
                    Bu vahdet-zâra - gûyâ! - geldim amma bin peşîmânım:
                    Huzûr imkânı yok dünyâyı etmiş cezben istîlâ;
                    Ne hüsrandır, İlâhî, ma'bedim, çepçevre, vâveylâ!
                    Derinlikler, kovuklar, kuytular, şellâleler, yarlar,
                    Bulutlar, yıldırımlar, çöller, enginler, sular, karlar,
                    Güneşler, gölgeler, aylar, şafaklar... Hepsi çığlıkta;
                    Gelir tarrâkalar çaktıkça ecrâmın karanlıkta!


                    Sabâ dağlarda Sûr üfler, coşar vâdîde bin mahşer;
                    Denizler yükselir, seller döner, taşlar semâ' eyler.
                    Ufuklar çalkanır, kaynar ziyâ girdâbı göklerde;
                    Asırlar devrilir. Çamlar, çınarlar, çırpınır yerde.
                    Bütün zerrâtı sun'un bir müebbed neşveden serhoş;
                    Sağım serhoş, solum serhoş, İlâhî, ben ne yapsam boş!
                    Ömürlerdir, gözüm yollarda, hâlâ beklerim, hâlâ,
                    Şuhûd imkânı yok coştukça hilkatten bu vâveylâ.


                    Hayır! Bir başka rûh esmiş ki, akşam, sermediyyette:
                    Uyandım, fecre baktım, titriyor par par meşiyyette.
                    O coşkun na'ralar bî-tâb; o taşkın zerreler mahmûr;
                    O tûfanlardan ancak terliyor, maşrıkta tek bir nûr.


                    O gömgök kubbe, Sînâ-rengi tutmuş, bir avuç toprak:
                    Işıklar püskürürken, şimdi haşyetlerle müstağrak!
                    O ecrâm, ah o gözler öyle fânîler ki Mevlâ'da,
                    Dönüp bir kerre olsun bakmıyorlar artık eb'âda.
                    Denizler, dalgalar, dağlar, ağaçlar, gölgeler dalgın...
                    İlâhî! Üıperen tek gölge yok bağrında âfâkın.


                    Sabâ durgun, sular durgun, gölün durgun hayâlinde,
                    Ne ma'nîdâr o gökler, kudretin bir vahyi hâlinde!
                    Bu vahdet-zâra dün baktım: Ne meyhâneydi cûşâcûş!
                    Bugün rindânı gördüm: Başka bir peymâneden bî-hûş.
                    Bütün dünyâ serilmiş sunduğun vahdet şarâbından;
                    Ben'im mest olmıyan meczûbun, Allah'ım, benim meydan!
                    Bırak, hâsir kalan seyrinde mi'râcım devâm etsin;
                    Rükû'um yerde titrerken, huşû'um Arş'ı titretsin!
                    İlâhî! Serserî bir damlanım, yetmez mi hüsrânım?
                    Bırak taşsın da coştursun şu vahdet-zârı îmânım.
                    Bırak hilkatte hiç ses yok bırak meczûbunun feryâd...
                    Bırak tehlîlim artık dalgalansın, herçi-bâd-âbâd!
                    ......................................
                    Kıyılmaz lâkin, Allah'ım, bu gaşyolmuş yatan vecde...
                    Bırak, "hilkat"le olsun varlığım yek-pâre bir secde!

                    Mehmet Akif Ersoy

                    Comment

                    • R-0-0-T-3-R
                      Katılımcı Üye
                      • Oct 2008
                      • 60

                      #11
                      BÜLBÜL
                      Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
                      Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
                      Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
                      Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
                      Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...
                      Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
                      Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım;
                      Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

                      Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
                      Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
                      0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
                      Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
                      Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;
                      Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

                      -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
                      Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?
                      0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
                      Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
                      Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
                      Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
                      Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
                      Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
                      Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;
                      Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
                      Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
                      Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
                      Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
                      Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
                      Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
                      Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
                      Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
                      Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
                      Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
                      SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.
                      Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;
                      Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
                      Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
                      O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
                      Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;
                      Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!
                      Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
                      Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
                      Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
                      Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
                      Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
                      Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)

                      [Safahât, Yedinci Kitap]


                      (*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız
                      hususiyle Bursa'ya dair elîm haberler geliyordu;
                      tetkikine de imkân yoktu.


                      Mehmet Akif Ersoy

                      Comment

                      • R-0-0-T-3-R
                        Katılımcı Üye
                        • Oct 2008
                        • 60

                        #12
                        Cenk Marşı

                        ey sürüden arkaya kalmış yiğit
                        arkadaşın gitti haydi sen de git
                        bak ne diyor ceddi şehidin işit
                        haydi git evladım uğurlar ola
                        haydi git evladım açıktır yolun
                        zalimlere karşı bükülmez kolun
                        bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
                        uğurun açık olsun uğurlar ola.

                        eşele bir yerleri örten karı
                        ot değil onlar dedenin saçları
                        dinle şehit sesleridir rüzgarı
                        haydi git evladım uğurlar ola
                        haydi git evladım açıktır yolun
                        zalimlere karşı bükülmez kolun
                        bayrağı çek on safa geçmiş bulun
                        uğurun açık olsun uğurlar ola
                        haydi levent asker uğurlar ola

                        yerleri yırtan sel olup taşmalı
                        dağ demeyip taş demeyip aşmalı
                        sende ki coşkunluğa er şaşmalı
                        kahraman askerim uğurlar ola
                        haydi git evladım açıktır yolun
                        zalimlere karşı bükülmez kolun
                        bayrağı çek ön safa geçmiş bulun
                        haydi levent asker uğurlar ola
                        haydi git evladım uğurlar ola.

                        Mehmet Akif Ersoy

                        Comment

                        • R-0-0-T-3-R
                          Katılımcı Üye
                          • Oct 2008
                          • 60

                          #13
                          HÜSRAN

                          Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
                          İslâmı uyandırmak için haykıracaktım.
                          Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
                          Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım?
                          Haykır! Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?
                          Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
                          Feryâdımı artık boğarak, na'şını, tuttum,
                          Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım.
                          Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,
                          Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
                          Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
                          İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz!


                          Mehmet Akif Ersoy

                          Comment

                          • R-0-0-T-3-R
                            Katılımcı Üye
                            • Oct 2008
                            • 60

                            #14
                            İTİRAF

                            Safahât'ımda, evet, şi'r arayan hiç bulamaz;
                            Yalınız, bir yeri hakkında "hazin işte bu!" der.
                            Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?
                            Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!
                            [Safahât: Birinci Kitap]


                            Mehmet Akif Ersoy

                            Comment

                            • R-0-0-T-3-R
                              Katılımcı Üye
                              • Oct 2008
                              • 60

                              #15
                              SAFAHÂT İÇİN

                              "Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın."
                              Derdim, sana baktıkça, a bîçâre kitabım!
                              Kim derdi ki: sen çök de senin arkana kalsın,
                              Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım?


                              Mehmet Akif Ersoy

                              Comment

                              Working...