Tezgahında kur'an satan şeytan!

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • FEDAKARADAM
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 418

    #136
    TEBYİN Nickli Üyeden Alıntı
    Katılıyorum, bu millet NAMAZI İSLAMIN HERŞEYİ sanıyor.
    Böyle olunca da, Camileri dolduran milyonlar, Kur'ansız, izansız, ilimsiz, bilinçsiz..
    Bir makine gibi hayat sürüyor.
    Oysa, gerçek manada ifa edilecek SALAT toplumları kötülüklerden beri koyar.
    Bu SALAT'ı NAMAZ olarak görenler buna cevap vermeli..
    Dünya da neden hep Müslüman ülkeler sıkıntılı, problemli, karmakarışık..
    Demek ki bir yerde büyük yanlışlıklar yapılıyor
    Selamün aleyküm kardeşim.

    Eskisi gibi bu siteye sık sık uğramayacağım.Çünkü bizim görüşlerimizi ince elekten geçirip doğruluğunu anlayan olmadığı içindir.Arasıra da olsa artık bu sitede yazmaya yine de devam edeceğim.Çünkü öyle mesajlarınız var ki ateizme yol gösterip ateistlere çanak tutuyorsunuz.Oysa sizin görüşleriniz hep İslam dışı olup müslümanların hemhalinden anlamıyorsunuz.hal böyle olunca fikirleriniz müslümanların kafasında soru işareti oluşturuyor.Size göre namaz basit bir meseleymiş gibi algılanıp müslümanların namazlarını terketmesine sebep oluyorsunuz.Bu nedenle, yarın o ruz-i mahşerde bunun hesabını ve vebalini çekeceksiniz.Aklı başında ve şuurlu müslümanlar sizin fikirlerinizi kabul etmez.Ederlerse kendilerine yazık etmiş olup mezhepsizliği kabullenip farkında olmadan ve düşünmeden dinsizliğe doğu adım adım yaklaştığını seziyoruz ve bunu da çok iyi biliyoruz.Bu tehlikeli badireleri çok iyi bildiğimiz için mezhepsizliğin önünü kesmeye çalışıyoruz.Siz ise buna karşılık olarak mezhepsizlikte ısrar edip kafaları karıştırmaya devam ediyorsunuz.Sizin gibi müslümanların sayesinde yakın gelecekte yeni nesil beynamaz olacağından bundan hiçbir şüphemiz yoktur.Allah,şuursuz müslümanları uyandırsın ve önünü açsın istiyoruz.

    Sadece namaz kılmak müslümanlığın tamamını icra ettiği anlamına gelmez.Müslümanların birbirinden kopuk oluşunun nedeni, saygı ve sevginin olmayışından,birlik ve beraber olmayı bilmememkten ve nasıl güzel ahlak sahibi olmanın yolunu bilmediğnden kaynaklanmaktadırBütün bu olumsuzluklar kısaca bu saydıklarımıdan olmaktadır..İşin sırrı şu ayette gizlidir buyurun hep beraber okuyalım ne dersiniz?...

    Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf ile emredersiniz, münkerden nehy eylersiniz ve Allah Teâlâ’ya imân ediyorsunuz. Eğer ehl-i kitap da imân etselerdi elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan mü’min olanlar vardır, en çoğu ise fâsık kimselerdir.(ALİ İMRAN SURESİ-11O)

    Evet, bu ayeti kerimenin ışığı altında size sormak lazım.Bu hayırlı ümmet kim?Bu ümmet nasıl kimselerdir?.Bunlar sadece Arap, Türk, veya Çeçen midir yoksa başka ırklardan mı?.Bu zamanda hayırlı ümmet kalmış mıdır yoksa gelecekte var olacak kimseler midir?Veya ayeti kerimede bahsedilen kimseler sahabeler midir?Veya sizin gibi düşünenler midir?Dikkat edecek olursanız ehli kitabın iman etmesinden bahsediyor nedir bu iman etmek meselesi; yoksa onlar kafir midir ki onlardan bahsediliyor?Ehli kitap olanlar(yahudi ve hıristiyanlar yani kitap gönderilmiş kafirler)neye iman edecekler ki onlar için hayırlı olacak.

    Bu ayetten anlaşılan odur ki iman meselesi basit bir mesele değildir.Öyle; peygamberin sözleri uydurmadır deyip de hadis düşmanlığı yapmanın sizin için bir hayrı olmaz siz kendinizi kandırmaya devam edin ve Allah'ın resulüne şartsız ve tam teslimiyetle ona tabi olun yoksa işiniz yaştır.

    Salat kelimesinin sadece namaz anlamına gelmediğini ben de biliyorum ama ayetin maksadı, neyi işaret ettiği kesin belli olduğu halde bazı namaza işaret eden ayetleri cımbızlayıp içinden çekerek başka mecralara süremezsiniz.Bunun hesabını Allah sizden kesinlikle soracaktır.Kuru bir dua edip de ben salat ettim yücelttim demekle işin içinden çıkamazsınız.Bakara Suresinin 45.inci ayeti kesinlikle namaza işaret ediyor sakın onu cımbızlamayın yoksa ben acizane olarak şuracıkta ne yapmak istediğinizi anlarım.Bu müslümanların başına ne geldiyse hep cehalet ve gafletten gelmektedir.Eğer bu müslümanlar azıcık uyanırlarsa sizi dinleyen olmayacaktır bunu da aklınızdan sakın çıkarmayın.Allahımızdan, şuursuz ve cahil müslümanları hidayet eylesin onları kalp gözlerini açsın istiyoruz...Müslümanların etrafına fitne ve basiretsizlik ağları örenleri Allah'a şikayet ediyoruz....

    Bu sitede dikkat ettim de hadis bölümü hiç yok, neden?
    Eğer bütün hadisler uydurma ve yalandır diyorsanız o zaman yüce peygamberimizi bu millete nasıl anlatacağız, adama sormazlar mı "yahu kardeşim bu peygamber hiç mi bir söz söylemedi ne yaptı davasını nasıl anlattı" diye sizlere sormayacaklar mı?

    Şayet hadisler uydurma diyorsanız,bir hadis bölümü açalım orada uyduruk olan veya olmayan hadisleri tartışalım ki burada sizlerle hem fikir olalım ve bu teklifimi kabul ederseniz sahih hadisleri de ele alalım ve onları kendi aramızda mukayese edelim ki işin meselesi hal olunsun ve çözülsün.Yok eğer, "bizim hadislerle işimiz olmaz, sadece Kur'an'la yetineceğiz" diyorsanız, size söyleyeceğim hiçbir şey kalmamış demektir.Buyrun, admin kardeşlerimiz bu konuya el atsınlar biz de kendilerine şimdiden teşekkür edelim.

    Şimdilik Allah'aısmarladık.Allah encamımızı hayırlı eylesin

    Selamün aleyküm...
    Last edited by FEDAKARADAM; 10. March 2011, 04:11 PM.
    Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

    Comment

    • Miralay
      Uzman Üye
      • May 2010
      • 372

      #137
      Ve aleykumselam ve rahmetullahi ve beraketuh Fedakaradam kardeşim.

      Allah razı olsun bir müslüman olarak kaygılarını dile getirmişsin. İnanın bizler de, özellikle müslüman kardeşlerimizde hasıl olan gizli ve açık şirk konusunda çok kaygılıyız.

      Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bu sitedeki tüm kardeşlerimiz namaza karşı değildir. Bilakis gündelik namazlarını hiç aksatmayan kardeşlerimiz de çoğunluktadır.

      Namaza karşıymış gibi görünmemizin nedenleri ise;

      -Birincisi Allah'ın asıl emri olan salat es geçip, adeta "Kıl beşi bitir işi" , "hele şu namazı kılayım da borcumu ödeyeyim" diyenlere karşı duruşumuz vardır. Cenab-ı Allah'ın aslolan emri "salat" tır ve Kur'anda yeraldığı ayetler bütünlüğüne göre anlamı vardır. Yani meal ve tefsirlerde rastladığımız gibi her "salat" görülen yerin namaz olarak geçmesine karşıyız.
      Namaz kılıp ta, salatı gerçekleştirmeyerek, sorumluluktan kaçanlaradır sözümüz; dik duruşumuz.

      -İkincisi sakara (cehennem ateşine) girmeye sebep olan şeyin "namaz kılmamak" olarak çevrilmesine karşıyız. Çünkü öncelikle orada "mücrimler" derken mü'minlerin kastedilmediği açıktır. Mücrimler; kafirler,münafıklar ve müşriklerdir. O ayette geçen "Yusallin" ise namaz kılmak değil, "desteklemek" anlamındadır. Zaten mücrimlerin ateşe girmesinin sebebi de peygambere ve O mübareğin elçiliğinin şahsında vahye, İslam'a, tevhide destek olmamak, tam aksine "köstek" olmaktır.

      -Diğer namaza itiraz eden kardeşlerimizin itiraz sebebi de, cenab-ı Allah'ın Kur'anda miras taksiminden,Hz.Nuh Aleyhisselam'ın yaşına; ganimet paylaşımından,sosyal hayatı düzenleyen onlarca ayete varana kadar; oruçtan hacca,abdest alınışına kadar tüm menasikleri açık açık bolca örneklerle açıkladığı halde;"Dinin direği" olarak bilinen namaz için nedense hiçbir açıklama yapmamasıdır. Namaz oruçtan,hacdan daha mı önemsizdir ki, rabbulalemin yüce kitabında açıklama gereği görmemiştir.

      Sitemizde hadislerle ilgili bolca konular mevcuttur. Aşağıda verdiğim linke tıklarsanız konu başlıklarını ve yazıları görebilirsiniz.

      http://www.hanifler.com/forumdisplay.php?f=15

      Şunu da özellikle belirtmeliyim ki; hadislerin; Allah'ın elçisinin gerçekten ağzından çıktığına şüphe etmekle elçiye itaatsizliği bir tutmamalıyız. Elçinin söylediği her söz Kur'anda mevcuttur. Elçi "Kur'ana uyun" diyor. Biz aksini mi yapıyoruz? Yüce kitabımız Kur'an önümüzde duruyorken, neden gerçekten elçinin söylediği şüpheli olan rivayetler zincirine, kütüphaneler dolusu kitaplara meyledelim ki?
      Elimizde en sağlam, en güvenilir,Cenab-ı Allah'ın kıyamete kadar koruması altında olan Kur'an dururken başka kaynak aramaya ne gerek var?

      Değil mi güzel kardeşim?

      Malumunuz bu rivayetler zincirinde bir tane bile kopukluk hasıl olsa, o hadisin güvenilirliğine gölge düşer.

      Değerli Dost1 kardeşimizin;

      http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2323

      linkinde yazdığı hadis eleştirisini okumanızı tavsiye ederim.

      Allah'a emanet olunuz.
      Selametle inşaAllah
      Last edited by Miralay; 10. March 2011, 05:05 PM.

      Comment

      • TEBYİN
        Uzman Üye
        • Sep 2008
        • 240

        #138
        40. Ey İsrâîloğulları! Size nimet olarak verdiğim nimetimi hatırlayın, Benim ahdime vefa gösterin ki Ben de sizin ahdinize vefa göstereyim. Ve sadece Benden korkun/sadece Bana ibâdet edin.

        41. Yanınızdaki şeyi [Tevrât'ı] tasdik edici olarak indirdiğim şeye [Kur’ân'a] iman edin, O'nu, inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Benim âyetlerimi çok az bir bedelle satmayın. Ve sadece Bana takvâlı davranınız.

        42. Ve siz bile bile hakk'ı bâtıla karıştırmayınız, hakkı gizlemeyiniz.

        43. Salâtı [eğitim-öğretimi, sosyal yardım kurumunu] dikiniz/ayakta tutunuz, zekâtı veriniz, rükû edenlerle birlikte siz de rükû ediniz.

        44. Siz insanlara birr'i buyuracaksınız da kendinizi umursamayacak mısınız? Oysaki Kitab'ı okuyup duruyorsunuz. Hâlâ akletmeyecek misiniz?

        45-46. Bir de sabırla, salâtla [eğitim-öğretimle, sosyal destek kurumlarıyla] yardım isteyin. Şüphesiz bu [salât ve sabırla yardım isteme], saygılı olanlardan; gerçekten Rabb'lerine kavuşacaklarına ve gerçekten kendilerinin O'na dönücü olduklarına inanan kimselerden başkasına çok ağır gelir.

        Bu âyetlerde, Medîne'deki Yahûdiler İslâm'a davet edilmişlerdir. Onların davet edildikleri ilkeler, Tevrât'ta bulunup da zâyi ettikleri ilkelerdir. Burada İsrâîloğulları'na verilen nimetler genel olarak hatırlatılmış, sonra da detaya girilmiştir.

        Rasûlullah artık elçilik görevini Medîne'de sürdürmekte, vahyi orada tebliğ etmektedir. Medîne halkının önemli bir bölümünü de İsrâîloğulları oluşturmaktadır. O nedenle sûrenin İsrâîloğulları ile ilgili bu bölümünün iyi anlaşılabilmesi için, arka planın bilinmesi gerekir.

        Mekke'de Rasûlullah'ın muhatapları genellikle müşrik Kureyşliler idi. Medîne'de ise tevhid, peygamberlik, vahiy, âhiret ve melekler gibi inançlara yabancı olmayan, kendilerini İbrâhîm soyundan kabul eden, Mûsâ'ya gelen Kitab'a da inandıklarını iddia eden Yahûdiler vardı. Ama ellerindeki kitap, din bilginleri tarafından tahrif edilmiş, içeriği çıkarları doğrultusunda oluşmuş bir kitaptı. Ortada hakk dinden bir şey kalmamıştı. Hakk din, bunların çıkarcılığı ile çeliştiği için gizli ve aşikar Rasûlullah ile mücadeleye kararlıydılar.

        İşte bu ortamda Rasûlullah, onlara tebliğe ve onlarla mücadeleye hazırlanacaktır.

        Burada İsrâîloğulları'na emredilen, Size nimet olarak verdiğim nimetimi hatırlayın, Benim ahdime vefa gösterin ki Ben de sizin ahdinize vefa göstereyim. Ve sadece Benden korkun/sadece Bana ibâdet edin. Yanınızdaki şeyi [Tevrât'ı] tasdik edici olarak indirdiğim şeye [Kur’ân'a] iman edin, onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Benim âyetlerimi çok az bir paraya satmayın. Ve sadece Bana takvâlı davranınız. Ve siz bile bile hakk'ı bâtıla karıştırmayınız, hakkı gizlemeyiniz. Salâtı [eğitim-öğretimi, sosyal yardım kurumunu] dikiniz/ayakta tutunuz, zekâtı veriniz, rükû edenlerle birlikte siz de rükû ediniz. Siz insanlara birr'i buyuracaksınız da kendinizi umursamayacak mısınız? Oysaki Kitab'ı okuyup duruyorsunuz. Hâlâ akletmeyecek misiniz? Bir de sabırla, salâtla [eğitim-öğretimle, sosyal destek kurumlarıyla] yardım isteyin şeklindeki emirler, Kur’ân'ın muhtelif yerlerinde yer almıştır.

        İSRÂÎLOĞULLARI

        İsrâîl kelimesi Arapça olmayan bir kelimedir. O bakımdan bu kelime munsarif [çekimli fiil] değildir. Yedi türlü söylenişi vardır: Birincisi Kur’ân-ı Kerîm'de kullanılan şekil olan İsrâîl'dir. Bu ise hafif hemze şeklinde medli “İsrâîl” şeklinde söylenir. Bunu Şennebûz, Verş'ten nakletmiştir. Diğer bir okuyuş, hemzesiz olarak yâ'dan sonra medli “İsrâyîl” şeklindedir, A‘meş ve Îsâ b. Ömer bu şekilde okumuştur. Hasen ve Zührî ise hemzesiz ve medsiz olarak (“İsrail” şeklinde) okumuşlardır. Yâ'sız, fakat esreli bir hemze ile “İsrâîl” şeklinde, üstünlü bir hemze ile “İsrâel” şeklinde de okunmuştur. Temimliler ise “İsrâîn” şeklinde nûn'lu okurlar.

        İsrâîl kelimesi, “Allah'ın kulu” anlamındadır. İbn Abbâs der ki: “İbrânice'de isrâ ‘kul’, îl de ‘Allah’ demektir.” İsrâ kelimesinin “Allah'ın seçtiği”, il kelimesinin ise “Allah” demek olduğu söylendiği gibi, isrâ kelimesinin “sağlam yapmak ve bağlamak”tan geldiği de söylenmiştir. Buna göre İsrâîl, “Allah tarafından sağlam bir şekilde güçlü olarak yaratılmış” gibi bir anlam ifade eder. Bunu Mehdevî zikretmektedir. es-Süheylî der ki: “Hz. Ya‘kûb'a ‘İsrâîl’ adının verilmesi, o'nun Yüce Allah için hicret ettiği vakit bir gece yürümesinden dolayıdır. Bundan dolayı o'na ‘İsrâîl’ adı verilmiştir, yani, ‘Yüce Allah'a geceleyin giden ve yürüyen’ anlamındadır.” Bu son açıklamaya göre ismin bir bölümü İbrânice, bir bölümü de Arapların söyleyişine uygun olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.[22]

        AHDE VEFA

        Burada İsrâîloğulları'na hitâben, Benim ahdime vefa gösterin ki… denilmiştir. Kur’ân'da İsrâîloğulları'ndan alınan ahitlerle ilgili birçok ifade bulunması hasebiyle, buradaki ahdin ne olduğu hususunda birçok görüş ortaya çıkmıştır. Bizce bu ifade, tüm emir ve yasakları içerir:

        Ve hani Biz, İsrâîloğulları'nın mîsâkını [kesin sözünü] almıştık: “Allah'tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, ana-babaya, yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzelliği söyleyiniz, salâtı ikâme ediniz ve zekâtı veriniz.” Sonra çok azınız müstesnâ olmak üzere yüz çevirdiniz. Ve siz yüz çevirenlersiniz. (Bakara/83)

        Biz, buradaki ahdin, Peygamberimizin çağdaşı olan İsrâîloğulları'nı da çok yakından ilgilendiren bir ahit olduğu kanaatindeyiz. O nedenle, bu ahdin “bu pasajda özel olarak zikredilen emirlerle birlikte Allah Elçisi'nin geleceği ve İsrâîloğulları'nın ona uymaları gerektiği emrinin Tevrât'ta yer alması” olduğunu düşünüyoruz.

        Allah, İsrâîloğulları'ndan söz almıştı. İçlerinden on iki nakib [müfettiş/başkan] göndermiştik. Ve Allah demişti ki: “Ben, muhakkak sizinle beraberim. Salâtı ikâme eder, zekâtı verir, peygamberlerime iman eder, onları destekler ve Allah'a güzelce borç verirseniz, andolsun ki sizin günahlarınızı örteceğim ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere girdireceğim. İşte sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, gerçekten dosdoğru yoldan sapmış olur. (Mâide/12)

        Onlar ki, onlara iyiyi emreden ve onları kötülüklerden alıkoyan, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılan, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine harâm kılan, sırtlarından ağır yükleri, üzerlerindeki bağları ve zincirleri indiren, yanlarındaki Tevrât ve İncîl'de yazılmış bulacakları o Ümmî Peygamber, o Elçi'ye uyarlar. O hâlde, o'na iman eden, o'na kuvvetle saygı gösteren, o'na yardımcı olan ve o'nun ile birlikte indirilen nûru izleyen kimseler var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, göklerin ve yerin mülkü Kendisinin olan, Kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan, hem dirilten hem öldüren Allah'ın, size, hepinize gönderdiği elçiyim. O hâlde doğru yolu bulmanız için Allah'a ve O'nun sözlerine iman eden, Ümmî Peygamber olan Elçisi'ne iman edin ve o'na uyun.” (A‘râf/157-158)

        Andolsun ki Biz, İsrâîloğulları'nın sözleşmesini aldık ve kendilerine elçiler gönderdik; ne zaman ki onlara elçi, nefislerinin hoşlanmadığı bir şeylerle geldi, bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. Ve onlar, bir fitne olmayacağını sandılar da körleştier ve sağırlaştılar. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine onlardan çoğu körleşti, sağırlaştı. Ve Allah, onların yaptıkları şeyleri en iyi görendir. (Mâide/70-71)

        HAKKI BÂTILA KARIŞTIRMAYIN

        Âyetteki, hakkı bâtılla karıştırmayınız emri, “siz de Kitap'ta bulunan hakkı bâtıla karıştırmayın”; yani, “kitabı değiştirmeye kalkmayın, Muhammed'in elçiliğini inkâra yeltenmeyin, Yahûdilik ve Hristiyanlık'ı İslâm'a karıştırmayın” şeklinde anlaşılabilir.

        Pasajın girişinde İsrâîloğulları'na verilen nimetlere değinilmişti. Bu nimetler, ileriki âyetlerde, hani bir zaman… ifadeleriyle tek tek zikredileceği için onların burada listelenmesine gerek görmüyoruz. Burada zikredilen nimetler, Kasas, Tâ-Hâ, Şu‘arâ, Yûnus, İbrâhîm, Câsiye sûrelerinde de geçmişti.



        Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

        www.teblig.net

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #139
          Selamun aleykum! Değerli Fedakar adam Kardeşim!

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Selamün aleyküm kardeşim.

          Eskisi gibi bu siteye sık sık uğramayacağım.Çünkü bizim görüşlerimizi ince elekten geçirip doğruluğunu anlayan olmadığı içindir.
          Allah razı olsun. Siteye sık sık uğrayıp ya da uğramamak sizin takdirinizdir.
          Görüşlerinizin ince elekten geçirilip doğruluğunu anlayıp anlamamakdaki yargınıza ise katılmıyorum. Her yazınızı da başından sonuna kadar birkaç kez okuyorum ve gerekli değerlendirmeyi yaparak cevaplıyorum. Yazdıklarınızı ve yazdıklarınıza verilen cevapların değerlendirilmesi ile ilgili takdir sizlerindir.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Arasıra da olsa artık bu sitede yazmaya yine de devam edeceğim..
          Allah razı olsun. Bu sitede yazıp ya da yazmamanız sizin kendi takdirinizdir. Form kurallarına uygun olarak yazacağınız her yazı son satırına kadar okunarak değerlendirilecektir.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          Çünkü öyle mesajlarınız var ki ateizme yol gösterip ateistlere çanak tutuyorsunuz...
          Bu sözünüz oldukça iddialı bir söz ve kanıtlarıyla birlikte ortaya koymanız gerekir. Bu sitede iddianızı kanıtlayacak tek bir yazı bulabilirseniz lütfen buraya asınız.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          Oysa sizin görüşleriniz hep İslam dışı olup müslümanların hemhalinden anlamıyorsunuz.

          Bu sözünüz de oldukça iddialı bir söz ve kanıtlarıyla birlikte ortaya konulması gerekir. Bu sitede islam dışı iddianızı kanıtlayacak tek bir yazı bulabilirseniz lütfen buraya asınız.

          الإسلام[islâm] sözcüğü, س ل م[silm] kökünden türemiş if‘âl kalıbında mastar bir sözcük olup isim ve mastar olarak kullanılır. Silm sözcüğü, “berâet/uzak tutma; korkudan, kuşkudan, beladan, huzursuzluktan, mutsuzluktan, kavgadan savaştan, ağrıdan, sızıdan, maddî ve manevî sıkıntılardan, zayıflıktan çürüklükten… tüm olumsuzluklardan uzak olma” demektir. Bu sözcük, sâlim, selâm, teslim, islâm vs. sözcüklerinin de köküdür. Sözcüğün islâm kalıbı, “sağlamlaştırma” [dertten, tasadan, korkudan, mutsuzluktan, kavgadan, savaştan ve benzeri şeylerden uzaklaştırma] demektir. Öyleyse İslâm dini de, “insanları sağlamlaştıran din” [dert, tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler] demektir.

          Türkçe karşılığını yukarıda belirttiğim "İslam" kavramına aykırı "İslam" dışı ne tür yazımız varsa lütfen buraya asar mısınız?

          "Müslümanların hem halinden anlamıyorsunuz" idddianıza gelince, bu site ve bu sitede yazılanların müslümanların halinden anladığımızın kanıtıdır.

          İslâm sözcüğünü, yukarıda izah etmiştik. Burada sağlamlaştırma, “kişinin İslâm dinini kabul ederek kendini sağlama alması, güvende olması” demektir. Müslüman da –ki aslı müslim'dir–, “sağlama alan” demektir. “Müslüman” dediğimizde, bu anlam dikkate alınmalıdır.

          ALİ İMRAN;20. "Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: “Ben yüzümü [kendimi] Allah için sağlamlaştırdım [ben Müslüman oldum]. Bana uyanlar da (Müslüman oldular).” Kitap verilenlere ve Ümmilere [Anakentliler'e], “Siz de sağlamlaştırdınız mı [İslâm'ı kabul ettiniz mi]?” de. Eğer sağlamlaştırırlarsa [İslâm'a girerlerse] artık doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğ etmektir [mesajı iletmektir]. Ve Allah, kullarını en iyi görendir."

          Yukarıdaki açıklamalardan sonra, “Ben yüzümü [kendimi] Allah için sağlamlaştırdım [ben Müslüman oldum]. Bana uyanlar da (Müslüman oldular).” Kitap verilenlere ve Ümmilere [Anakentliler'e], “Siz de sağlamlaştırdınız mı [İslâm'ı kabul ettiniz mi]?” de. Eğer sağlamlaştırırlarsa [İslâm'a girerlerse] artık doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse, sana düşen sadece tebliğ etmektir [mesajı iletmektir]. Ve Allah, kullarını en iyi görendir buyurularak uyarı yapılmakta; herkesin kendisini sağlamlaştırması, işini sağlama alması istenmektedir:

          De ki: “İşte bu, benim yolumdur; basiret üzere [aklın, bilginin, sağduyunun gereği olarak] Allah'a davet ediyorum. Ben ve bana uyanlar… Ve Allah münezzehtir. Ve ben müşriklerden değilim.” (Yûsuf/108)


          Târih boyunca Allah tarafından gönderilen her peygamber, sadece İslâm'ı [sağlamlaştıran; barış, huzur güven sağlayan sistemi] tebliğ etmiş; her topluma kendi diliyle İslâm'ı öğretmiştir. Daha sonra egemen güçler, işlerine gelmediği için bu dini bozmuşlar, kendi çıkarları doğrultusunda yapay dinler oluşturmuşlardır.

          Bu âyette, din'in Allah tarafından ortaya konulduğu, Peygamber'in din oluşturmadığı, aksine peygamberlerin Allah'ın dinine uyan ve yaşayanların ilki olduğu vurgulanmaktadır, ki bu, başka âyetlerde de ifade edilmektedir:

          De ki: “Gökleri ve yeri yoktan var eden, besleyen, fakat Kendisi beslenmeyen Allah'tan başka velî mi edineyim?” De ki: “Ben İslâm kişilerin ilki olmakla emrolundum.” Ve sen sakın Allah'a ortak koşanlardan olma! (En‘âm/14)

          De ki: “Benim salâtım [sosyal desteğim], ibâdetim, hayatım ve ölümüm sadece Kendisinin ortağı olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ve ben böyle emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim.” (En‘âm/162-163)

          De ki: “Ben kesinlikle dini yalnızca Kendisine özgü kılarak Allah'a kulluk etmekle emrolundum. Ve bana Müslümanların ilki olmam için emir verildi.” De ki: “Şüphesiz Rabbime karşı gelirsem büyük günün azabından korkarım.” (Zümer/12-13)

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          hal böyle olunca fikirleriniz müslümanların kafasında soru işareti oluşturuyor.Size göre namaz basit bir meseleymiş gibi algılanıp müslümanların namazlarını terketmesine sebep oluyorsunuz.
          Rabbimiz Kur'an'da aklın işletilmesini ve tefekkürü emreder. Bizler "Müslümanım" diyen kardeşlerimizin kafalarında soru işaretleri oluşturabiliyorsak bundan büyük mutluluk duyarız.Hem Allah'ımıza hamdederiz hem de şükrümüzü artırması için dua ederiz.

          “Tefekkür”ün alt basamağı mahiyetinde olan “akletmek”, Kur’an’da mecazen “tefekkür” anlamında kullanılmıştır.
          (Bakara; 44,73,76,164,170,171,242, Âl-i Imran; 65,118, Maide;58,103, En’âm 32,151, A’râf; 169, Enfal; 22, Yunus; 16,42,100, Hud; 51, Yusuf; 2,109, Rad; 4, Nahl; 12,67, Enbiya; 10,67, Müminun; 80, Hacc; 46, Nur; 61, Şuara; 28, Ankebut; 35, 63, Rum; 24, 28, Kasas; 60, Ya Sin; 62, 68, Saffat; 138, Mümin; 67, Zümer; 43, Zühruf; 3, Hadid; 17, Casiye; 5, Hucurat; 4, Haşr; 14).

          Ancak, “akletmek (aklı kullanmak, akıl yürütmek)” ve bu yolla “tefekkür”e ulaşmak herkesin yapabileceği bir şey olmayıp, bilginlere özgü bir beceridir. Yani bilgisizler “tefekkür” edemezler:

          Ankebut; 43: Bu örnekleri insanlara veriyoruz. Ama, bilginlerden başkası akletmez.

          Vahye kulak vermek ise, vahyi kabul etmek ve onunla amel etmek demektir. Vahydeki haberler, Muhbir-ı Sadık (Doğru Haberci) olan Allah tarafından bildirildiği için mutlak doğrudur. İnsanoğlu, vahydeki haberlerin, uyarıların hepsine bilimsel bilgi olarak henüz ulaşamamış, onların doğruluğunu ilimle tespit edememiştir. Ama vahyin haberlerini, uyarılarını kabul edenler, yani vahye kulak verenler, bu doğru haber ve bilgiler sayesinde kendilerini kurtarırlar. Yine vahye kulak verenler, zihinlerinde oluşan ham düşünceleri, vesveseleri Kur’an terazisine götürüp tartarlarsa, yani bize göre Şeytan-ı Racim’den Allah’a sığınırlarsa, zihinlerinde oluşanların yanlışlarını hemen görme şansını elde ederler.
          “Vahye kulak vermek” de aynen “akletmek” gibi Kur’an’da “tefekkür” anlamıyla kullanılmıştır (A’râf; 100, Yunus; 67, Nahl; 65-69, Rum; 21-24, Secde; 26, Enfal; 21, 22, Kehf; 101, Kaf; 37).

          Sonuç olarak, İslâm’ın çok önem verdiği “tefekkür”ün; düşünme yetisi başta olmak üzere insan beyninin bir çok melekesinin, aynı anda ve en mükemmel şekilde kullanılması olduğu söylenebilir. Tefekkür için önce akledebilmek, akledebilmek için de bilgili olmak lâzımdır. Yani tefekkür, insanın bilgisini arttırır, insanı taklitçilikten kurtarır. Bilgili insan, iyi ve kötü şeylerin ayrımını bilgi ile yapar, her zaman için kârlı çıkar ve doğru davranışları ile de başkalarına yol gösterir.

          Tefekkürü konu alan ve tefekkür örneğini sergileyen Kur’an ayetleri aşağıda verilmiştir:

          Yunus;99,100: Oysa Rabbin dileseydi elbette yeryüzündekilerin hepsi topluca inanırdı. Artık, inananlar olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın?
          Allah'ın izni olmaksızın, hiç kimse için iman etme yoktur. Ve O [Allah] , kirliliği/azabı aklını kullanmayanların üzerine kılar [bırakır].

          Mülk; 10: Ve yine derler ki: “Eğer kulak vermiş olsaydık veya akletmiş olsaydık, sair/ Cehennem halkı arasında olmazdık.”

          Furkan; 44: Yoksa onların çoğunu vahye kulak verir veya akleder mi sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibidirler, hatta gidişatça daha sapıktırlar.

          Âl-i Imran; 190, 191: Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün gidip gelişinde elbette aklıselim sahipleri için ibret verici deliller vardır.

          Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ederler (düşünürler). Rabbimiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!.

          Bakara; 219: Ey Muhammed! Sana uyuşturucu ve kumardan soruyorlar. De ki: “Bu ikisinde büyük bir günah, bir de insanlar için bazı menfaatler vardır. Fakat günahları, menfaatlerinden daha büyüktür.” Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan fazlasını infak edin.” İşte böylece Allah, size ayetlerini açıklı- yor. Umulur ki siz düşünürsünüz.

          Bakara; 266: Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, ayetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.

          En’âm; 50: De ki: “Size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum.” De ki: “Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?

          A’râf; 176: Ve eğer dileseydik onu o ayetlerle yüceltirdik, fakat o alçaklığa saplandı kaldı ve kendi keyfinin ardına düştü. Artık onun ibret verici hâli o köpeğin hâline benzer ki, üzerine varsan da dilini uzatır solur, bıraksan da solur. İşte bu, ayetlerimizi inkâr eden kavmin misalidir. Bu kıssayı iyice anlat, belki biraz düşünürler.

          A’râf; 184: Onlar arkadaşlarında herhangi bir cinnet bulunmadığını hiç düşünmediler mi? O, açık bir uyarıcıdan başka biri değildir.

          Rum; 8: Kendi içlerinde hiç düşünmediler mi ki, Allah göklerde, yerde ve bu ikisi arasında bulunan her şeyi ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre için yaratmıştır? Gerçekten insanların çoğu, Rabblerine kavuşmayı inkâr etmektedirler.

          Rum; 21: Yine O’nun ayetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

          Yunus; 24: Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için ayetlerimizi işte böyle açıklarız.

          Rad; 3: O’dur ki arzı uzattı, orada sabit dağlar ve ırmaklar var etti. Orada bütün meyvelerden iki çift yarattı. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor. Şüphesiz bunda tefekkür eden (düşünen) bir toplum için ayetler vardır.

          Nahl; 10, 11: O’dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçecekleriniz ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaçlar, bitkiler ondan sulanıp filizlenmektedir.

          Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvelerden bitirmektedir. Şüphesiz bunda, tefekkür eden (düşünen) bir toplum için (yaratıcının varlığına, kudretine ve hikmetine) işaret vardır.

          Nahl; 44: Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur’an’ı indirdik ki, insanlara vahyedi-leni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.

          Nahl; 69: Sonra meyvelerin hepsinden ye de, Rabbinin (sana) kolay kıldığı yollara gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir bal çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir millet için, büyük bir ibret vardır.

          Zümer; 42: Allah, o canları öldükleri zaman, ölmeyenleri de uyuduklarında alır. Sonra haklarında ölüm hükmü verdiklerini alıkoyar, diğerlerini de takdir edilmiş bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

          Casiye; 13: O, göklerde ve yerde bulunan her şeyi kendinden bir lütuf olarak sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen topluluklar için ibret ve deliller vardır.

          Haşr; 21: Biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, Allah’ın korkusundan onu, baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri, tefekkür etsinler diye insanlara veriyoruz.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Bu nedenle, yarın o ruz-i mahşerde bunun hesabını ve vebalini çekeceksiniz.
          Değerli Kardeşim!

          Rabbımız Kur'an'da, peygamberimizin kıyamet gününde tanık olarak dinleneceği duruşmada vereceği bir ifadeyi bizlere nakletmektedir.

          Furkan;30: Elçi de; "Ey Rabbim, hiç şüphesiz benim kavmim şu Kur’ân'ı mehcur [terk edilmiş bir şey] edindiler" dedi.


          Yüce Allah'ın tüm Elçileri, mahşerde yapılacak duruşmada kendi toplumları için tanık tutulacak ve dinleneceklerdir:

          (Mürselât: 11) …Elçiler, vakitlendirildikleri zaman,

          (Zümer: 69) Ve yeryüzü Rabbinin Nuruyla aydınlanmış, kitap konulmuş, peygamberler ve tanıklar getirilmiş ve aralarında hakk ile karar verilmiştir. Ve onlar zulüm olunmazlar [onlara haksızlık edilmez].

          (Nîsâ: 41) Her ümmetten bir tanık getirdiğimiz ve seni de işte onların üzerine bir tanık olarak getirdiğimiz zaman bak nasıl?

          Furkan 30. Âyette "dedi" şeklinde geçmiş zaman kipinin kullanılması, te'kit ve tahakkukunun vukuuna binaendir, yani olayların mutlaka belirtildiği gibi gerçekleşeceğinden dolayıdır.
          Buna göre, kıyamet günü tanıklığa çağırıldığında peygamberimizin Ey Rabbim, hiç şüphesiz benim kavmim şu Kur’ân'ı mehcur [terk edilmiş bir şey] edindiler diyerek Kur’ân'ı terk edenlerden şikâyette bulunacağı anlaşılmaktadır.



          "Zikir"in terk edildiğine dair yapılacak olan bu tanıklık sadece peygamberimize özgü olmayıp 18. Âyette bildirildiği gibi uydurma tanrılar tarafından da yapılacaktır.

          Âyette geçen mehcur sözcüğü Arapçada birçok anlamda kullanılabilir bir sözcük olmasına rağmen, içinde bulunduğu pasaj itibariyle Âyetteki anlamı şöyledir:

          "Kavmim Kur’ân'ı dikkate değer görmedi. Kabul etmediği gibi, ardından da gitmedi. Onu eğlenme ve alay konusu haline getirdi."

          İnşaAllah Peygamberimizin tanıklık yapacağı günde bu şikayetinin muhataplarından olmayız.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Aklı başında ve şuurlu müslümanlar sizin fikirlerinizi kabul etmez.
          Değerli Kardeşim, bizler Allah'ın vahyedip Resulunun tebliğ ettiği Kur'an'da olanları olduğu gibi tebyin ederiz. Dileyen alır dileyen almaz. Herkes seçiminin sonucunu yaşar.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          Ederlerse kendilerine yazık etmiş olup mezhepsizliği kabullenip farkında olmadan ve düşünmeden dinsizliğe doğu adım adım yaklaştığını seziyoruz ve bunu da çok iyi biliyoruz.Bu tehlikeli badireleri çok iyi bildiğimiz için mezhepsizliğin önünü kesmeye çalışıyoruz.
          "La ilahe İllaAllah Muhammedin Resulullah" diyerek buna olan inanç ve güvenini sergileyerek müslimlerden olmak isteyenler Allah'ın Hakk dinini öğrenmek ve yaşamak zorundadırlar.

          Allah'ın vahyedip Resulunun tebliğ ettiği Hakk din Kur'an'da belirtilmiştir. İnandık, güvendik, Allah'ın Hakk dini olan İslama girerek müslüman olacağız diyecek olanlar dinlerini ya Allah'ın vahyi olan Kur'an'dan öğrenecekler ya da Allah yerine din oluşturanlardan öğrenecekler. Yaptıkları bu seçimlerinin de sonucunu yaşayacaklar.


          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Siz ise buna karşılık olarak mezhepsizlikte ısrar edip kafaları karıştırmaya devam ediyorsunuz.Sizin gibi müslümanların sayesinde yakın gelecekte yeni nesil beynamaz olacağından bundan hiçbir şüphemiz yoktur.Allah,şuursuz müslümanları uyandırsın ve önünü açsın istiyoruz..
          Gerçekten de "Allah şuursuz müslümanları uyandırsın ve önünü açsın." duanıza yürekten katılıyorum. Bu dualarımız kabul olur inşaallah.

          Değerli Kardeşim!

          Rabbımız olan Yüce allah Kur'an'da

          En'am;159,160: Şüphesiz şu, dinlerini parça parça edip grup grup olanlar; sen hiçbir şeyce onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah'adır. Sonra O [Allah], onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir.
          Kim iyilik getirirse, artık ona onun [getirdiğinin] on misli vardır. Kim de kötülük getirirse, artık o, sadece onun misliyle cezalandırılır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.

          diye buyurmaktadır.

          Peygamberimize hitap edilmekle beraber onun şahsında tüm inananların muhatap alındığı bu Âyetlerde, önce dini birliği bozanlar kınanmakta, sonra da insanların bu dünyadan âhirete getirdiklerine karşılık Rablerinden alacakları mükâfat ve cezaların ölçüsünden söz edilmektedir.

          En'am 159. Âyet, gelecekte olacaklar için bir uyarı mesajıdır. Çünkü burada konu edilen tefrikacılar, geçmişte ayrılığa düşüp birbirini sapık ilan eden Hıristiyanlar ve Yahudiler değildir. Burada, kimi Müslüman geçinenlerin mezhep mezhep, tarikat tarikat, cemaat cemaat ayrılacakları; her birinin hakk dinden ayrı bir takım inanç ve amel şekli oluşturacakları ve birbirilerinden kopacakları bildirilmekte, müminlerin ise bu duruma karşı uyanık olmaları istenmektedir. Aynı uyarı Rum Sûresinde de görülmektedir:

          (Rûm: 31–32) Kalben O'na yönelenler olarak, O'na takvalı davranın, salâtı ikame edin, müşriklerden; dinlerini parça parça bölmüş, fırka fırka olmuş kimselerden de olmayın. –Her fırka kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.–

          Rabbimiz, Kur'ân'da, dinin kaynağında bildirilen ilkelerin hepsini almayıp işine geleni almak ve helal - haram konusunda Allah'a iftira etmek suretiyle insanların dini parça parça etmelerine birçok örnek vermiştir:

          (Bakara: 85) Yoksa siz Kitab'ın bir kısmına inanıp da bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu hâlde içinizden böyle yapanların alacağı karşılık dünya hayatında bir rüsvalıktan başka nedir? Kıyâmet günü de azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil/habersiz değildir.

          (Bakara: 91) Ve onlara, " Allah'ın indirdiğine iman edin." denildiği zaman, onlar; " Biz kendimize indirilene iman ederiz." dediler. Ve onlar, o, kendilerinin beraberindekileri tasdik eden hakk olmasına rağmen ondan ötesini inkâr ediyorlar.De ki; "Peki eğer müminler idiyseniz niçin daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"

          (Nahl: 116) Ve kendi dillerinizin yalan vasfetmesi ile Allah'a yalan uydurmak için, "şu helaldir, şu haramdır" demeyin; aksi hâlde Allah'a iftira etmiş olursunuz. Şüphesiz Allah'a yalan uyduran kimseler kurtulamazlar.

          Oysa dinin kaynağı tektir ve o da Allah'ın vahyidir. Dolayısıyla dinde ayrılığa düşülmemeli, din adına daima içinde tefrika, ihtilaf olmayan o vahye müracaat edilmelidir.

          (Şûrâ: 13) O [Allah], dinden Nûh'a tavsiye ettiği şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm'e, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya tavsiye ettiğimiz şeyi şeriat kıldı: "Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin." Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve kalpten yöneleni de ona kılavuzlar.

          (Hucurât: 1) Ey iman edenler! Allah'ın ve Resulünün önüne geçmeyin! Allah'a karşı takvalı olun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.

          (Nisâ: 59) Ey iman etmiş kimseler! Allah'a itaat edin, Elçi'ye ve sizden olan emir sahibine itaat edin. Sonra eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve âhiret gününe inanan kimseler iseniz, onu Allah ve Elçi'ye havale edin. Bu, daha iyidir ve ilk iş olma bakımından daha güzeldir.

          Dinin asıl kaynağından sapıldığında tefrika kaçınılmazdır. Bilindiği üzere, dinimizdeki ihtilafların pek çoğu, peygamberimize nispet edilen ve hadis, sünnet diye adlandırılan haberlerden kaynaklanmaktadır. Hâlbuki Rabbimiz, 159. Âyetteki sen hiçbir şeyce onlardan değilsin ifadesiyle elçisini tefrika sebebi olmaktan uzak tutmakta, onu bu pisliklerden aklamaktadır. O hâlde dindar kişilerin de ilk günden beri "aynı" olan ve bugün de "aynı"lığı devam eden Gerçek Din'e uymaları, onda parçalanmalara yol açıp bölük bölük olanların yoluna uymamaları gerekmektedir. Aksi takdirde –ayette bildirildiği gibi– şüphesiz onların işi Allah'adır; yani onlar hakkındaki hüküm Allah tarafından verilecektir:

          (Hacc: 17) Şüphesiz o iman etmiş kimseler, Yahudi olmuş kimseler, Sabiîler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve eş koşmuş olanlar; şüphesiz Allah, Kıyâmet günü bunların arasını ayıracaktır. Şüphesiz Allah her şeye en iyi tanıktır.

          Gerçek Din'in temel ilkeleri şunlardır:

          1.Kâinatın tek ilâhı ve rabbi Yüce Allah'tır.
          2.Sıfatlarında, güç ve kudretinde kimse O'nun dengi ve ortağı tutulamaz.
          3.Tüm insanların dünyada yaptıklarının hesabını vereceği bir başka âlem kurulacaktır.

          En'am 160. Âyette Rabbimiz, Kıyâmet günündeki hükmünü ve adaletindeki lütfunu beyan etmiş; o gün kimsenin haksızlığa uğratılmayacağını, kötülüklerin misliyle cezalandırılacağını, iyiliklerin ise 10 misli ile mükâfatlandırılacağını açıklamıştır. Kur'ân'da bu Âyetin mesajını içeren birçok Âyet daha mevcuttur:

          Bakara Sûresinin 62; M'aide Sûresinin 69; Nahl Sûresinin 97; Kehf Sûresinin 88; Meryem Sûresinin 60; Tâ-Hâ Sûresinin 75, 82; Furkân Sûresinin 70, 71; Kasas Sûresinin 67, 80; Rûm Sûresinin 44; Sebe' Sûresinin 37. Âyetlerine bkz.

          Aşağıdaki Âyetler de aynı mesajı içermektedir:

          (Mümin: 38–44) Yine o iman etmiş olan kimse: "Ey kavmim! Bana uyun ki, size reşadın [akıllı olmanın] yoluna kılavuzluk edeyim. Ey kavmim! Bu bayağı hayat ancak geçici bir kazanımdır. âhiret ise kesinlikle durulacak yurdun ta kendisidir. Her kim bir kötülük yaparsa, ona ancak yaptığının bir misli ile ceza verilir. Ve erkek veya kadın, her kim mümin olarak sâlihi [düzeltmeye yönelik işi] işlerse, artık onlar, orada hesapsızca rızklanmak üzere cennete girerler." Yine: "Ey kavmim! Bana ne oluyor ki, siz beni ateşe davet ediyorken ben sizi kurtuluşa davet ediyorum! Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve benim için hiç bilgi olmayan şeyleri O'na ortak koşmaya davet ediyorsunuz. Ben ise sizi Azîz [o çok güçlü] ve Gaffâr'a [çok bağışlayıcı olan Allah'a] davet ediyorum. Hiç inkâr edilemez ki, gerçekten sizin beni kendisine davet ettiğiniz şey dünya ve âhirette kendisine bir çağrı olmayan şeydir. Ve şüphesiz dönüşümüz Allah'adır. Ve şüphesiz haddi aşanlar, cehennem ashabının ta kendileridir. Artık siz benim sizin için söylediklerimi yakında anacaksınız. Ve ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah, kullarını en iyi görendir" dedi.

          Görüldüğü gibi, yukarıdaki bu Âyetlerde insanlar güzel ve iyi işlere teşvik edilmektedir.



          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Sadece namaz kılmak müslümanlığın tamamını icra ettiği anlamına gelmez.Müslümanların birbirinden kopuk oluşunun nedeni, saygı ve sevginin olmayışından,birlik ve beraber olmayı bilmememkten ve nasıl güzel ahlak sahibi olmanın yolunu bilmediğnden kaynaklanmaktadırBütün bu olumsuzluklar kısaca bu saydıklarımıdan olmaktadır..İşin sırrı şu ayette gizlidir buyurun hep beraber okuyalım ne dersiniz?...

          Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf ile emredersiniz, münkerden nehy eylersiniz ve Allah Teâlâ’ya imân ediyorsunuz. Eğer ehl-i kitap da imân etselerdi elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan mü’min olanlar vardır, en çoğu ise fâsık kimselerdir.(ALİ İMRAN SURESİ-11O)

          Evet, bu ayeti kerimenin ışığı altında size sormak lazım.Bu hayırlı ümmet kim?Bu ümmet nasıl kimselerdir?.Bunlar sadece Arap, Türk, veya Çeçen midir yoksa başka ırklardan mı?.Bu zamanda hayırlı ümmet kalmış mıdır yoksa gelecekte var olacak kimseler midir?Veya ayeti kerimede bahsedilen kimseler sahabeler midir?Veya sizin gibi düşünenler midir?Dikkat edecek olursanız ehli kitabın iman etmesinden bahsediyor nedir bu iman etmek meselesi; yoksa onlar kafir midir ki onlardan bahsediliyor?Ehli kitap olanlar(yahudi ve hıristiyanlar yani kitap gönderilmiş kafirler)neye iman edecekler ki onlar için hayırlı olacak.

          Bu ayetten anlaşılan odur ki iman meselesi basit bir mesele değildir.Öyle; peygamberin sözleri uydurmadır deyip de hadis düşmanlığı yapmanın sizin için bir hayrı olmaz siz kendinizi kandırmaya devam edin ve Allah'ın resulüne şartsız ve tam teslimiyetle ona tabi olun yoksa işiniz yaştır.]
          Örnek verdiğiniz ayeti anlamak için ayetin geçtiği necme birlikte bakalım. Bu necmi okuduğunuzda sorunuzun da cevabını almış olacaksınız inşaAllah.

          100. Ey iman etmiş kimseler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kâfirler olarak döndürürler.

          101. Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve O'nun Elçisi aranızda iken de nasıl kâfir olursunuz? Kim de Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, dosdoğru kılavuzlanmıştır.

          102. Ey iman etmiş kimseler! Allah'a nasıl takvâlı davranmanız gerekiyorsa öyle takvâlı davranın ve ancak müslimler olarak can verin.

          103. Ve hep birlikte Allah'ın ipine sıkıca sarılın/Allah'ın ipi ile korunun, ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O [Allah], kalpleriniz arasında ülfet oluşturdu. Sonra da siz O'nun nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de oradan sizi O kurtarmıştı. İşte, Allah, doğru yolu bulasınız diye âyetlerini sizin için böyle ortaya koyar.

          104. Ve içinizden hayra çağıran, ma‘rûfu emreden, münkerden men eden bir ümmet bulunsun. Ve işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

          105-107. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanan ve ayrılığa düşen kimseler gibi de olmayın. İşte bunlar, birtakım yüzlerin beyazlaştığı, birtakım yüzlerin siyahlaştığı günde büyük bir azap kendileri için olanlardır. Artık yüzleri kararan kimselere, “Siz inandıktan sonra yeniden kâfir mi oldunuz? Öyleyse, küfretmiş olduğunuzdan dolayı tadın cezayı!” Yüzleri ağaran kimseler de, biliniz ki, Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada sürekli kalanlardır.

          108. Bunlar, Allah'ın âyetleridir. Biz, sana gerçek olarak okuyoruz. Allah âlemlere hiç bir zulmü istemez.

          109. Ve göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allah'ındır. Ve bütün işler yalnızca Allah'a döndürülür.

          110. Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Ma‘rûfu emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız. Kitap Ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. Onların bazıları mü’mindirler, pek çoğu da yoldan çıkmış kimsedirler.

          111. Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlar, yardım olunmazlar.

          112. Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Ve –Allah'ın ipine ve insanların ipine bağlı kalanlar hariç– onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik vurulmuştur. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve hakksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyledir. Bu, isyan etmiş ve haddi de aşmış olmaları nedeniyledir.

          113-114. Hepsi bir değildirler. Kitap Ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet [önderi olan topluluk] vardır ki onlar, gecenin saatlerinde secde ederek Allah'ın âyetlerini okurlar. Allah'a ve âhiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayırlarda da birbirleriyle yarışırlar. Ve işte onlar iyi insanlardandırlar.

          115. Ve onlar hayırdan ne işlerlerse asla örtülmeyecektir [karşılıksız bırakılmayacaklardır]. Ve Allah, takvâlı davrananları en iyi bilendir.

          116. Şu inkâr eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara asla bir fayda vermeyecektir. Ve işte onlar, ateş ashâbıdırlar. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar.”

          117. Onların bu basit hayatta harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir toplumun ekinlerine isâbet edip de onları helâk eden, içinde kavurucu soğuğu olan rüzgârın durumu gibidir. Ve Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlar.

          Bu pasajda, muhatap alınan mü’minler uyanık olmaya davet edilmiş, özellikle de hakk dinden döndürme girişiminde bulunan misyonerlere karşı dikkatli olmaya çağırılmışlardır. Âyetlerin ifadeleri gâyet açık ve net olup herhangi bir açıklamaya ihtiyaç yoktur. O nedenle bu pasajdaki bazı ifadelerle ilgili ipuçları sunacağız.

          Allah, Hep birlikte Allah'ın ipine sıkıca sarılın/Allah'ın ipi ile korunun, ayrılmayın ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanan ve ayrılığa düşen kimseler gibi de olmayın buyurarak, tüm mü’minleri Allah'ın ipine sarılarak tefrikaya düşmemeleri, dinde ihtilaf, düşmanlık yaratmamaları, kardeşliği zedelememeleri hususunda uyarmıştır, ki bu uyarı birçok yerde yapılmıştır:

          De ki: “Sizi gökten ve yeryüzünden kim rızıklandırıyor? Ya da kulaklara ve gözlere kim sahip oluyor? Ve ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? Ve işleri kim düzenliyor?” Hemen “Allah” diyecekler. O zaman de ki: “O hâlde hâlâ takvâlı davranmayacak mısınız? Öyleyse işte O, sizin gerçek Rabbiniz Allah'tır. Artık gerçekten sonra sapıklıktan başka ne olabilir! O hâlde nasıl da çevriliyorsunuz?” (Yûnus/31-32)

          O [Allah], dinden Nûh'a tavsiye ettiği şeyi, sana vahyettiğimizi, İbrâhîm'e, Mûsâ'ya ve Îsâ'ya tavsiye ettiğimiz şeyi şeriat kıldı: “Dini ayakta tutun [yerleştirin] ve onda ayrılığa düşmeyin.” Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini Kendine seçer ve kalpten yöneleni de O'na kılavuzlar. (Şûrâ/13)

          Kalben O'na yönelenler olarak, O'na takvâlı davranın, salâtı ikâme edin, müşriklerden; dinlerini parça parça bölmüş, fırka fırka olmuş kimselerden de olmayın. –Her fırka kendi yanlarındaki şeylerle böbürlenmektedir.– (Rûm/31-32)
          De ki: “Siz, ‘bizi bundan kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız’ diye gizli ve yakararak O'na yalvarıp dururken, karanın ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?” (En‘âm/63)

          Ve şüphesiz ki, bu, dosdoğru olarak Benim yolumdur. Hemen ona uyun. Ve yollara uymayın da sizi O'nun yolundan ayırmasın. İşte bunlar, takvâlı davranırsınız diye O'nun [Allah'ın] size vasiyet ettikleridir. (En‘âm/153)

          Şüphesiz şu, dinlerini parça parça edip grup grup olanlar; sen hiç bir şeyce onlardan değilsin. Şüphesiz onların işi Allah'adır. Sonra O [Allah], onlara yapmakta oldukları şeyleri haber verecektir. (En‘âm/159)

          Allah'ı ve elçilerini inkâr ederek kâfir olan, “Biz, bir kısmına inanırız bir kısmına inanmayız” diyerek Allah ve Elçisi'nin arasını ayırmayı isteyen ve böylece imanla küfür arasında bir yol tutmaya çalışan kimseler; işte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridir. Ve Biz, o kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. (Nisâ/150-151)

          Allah tefrikaya düşenleri, İşte bunlar, birtakım yüzlerin beyazlaştığı birtakım yüzlerin siyahlaştığı günde büyük bir azap kendileri için olanlardır. Artık yüzleri kararan kimselere, “Siz inandıktan sonra yeniden kâfir mi oldunuz? Öyleyse, küfretmiş olduğunuzdan dolayı tadın cezayı!” Yüzleri ağaran kimseler de, biliniz ki, Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada sürekli kalanlardır ifadeleriyle tehdit etmektedir. Tefrikaya düşenler [Allah'ın dininden-kitabından uzaklaşanlar], dünyadaki perişanlıklarının üstüne bir de âhirette perişan olacaklardır. Âyette zekredilen “yüz karalığı”, azabı hakk edenlerin bir göstergesidir. Bu nitelik birçok yerde dile getirilmiştir:

          Ve o kıyâmet günü, Allah'a karşı yalan söyleyen kişileri yüzleri kararmış olarak göreceksin. Kibirlenenler için cehennemde yer yok mu? (Zümer/60)

          Güzellik yapan kişiler için daha güzeli ve fazlası vardır. Yüzlerine kara bulaşmaz, zillet de. İşte bunlar cennet ashâbıdırlar. Onlar orada ebedî kalıcıdırlar. (Yûnus/26)

          Yüzler vardır o gün, pırıl pırıl. Gülen, müjdeleyen. Ve yüzler vardır o gün, üzerlerinde toz-toprak. Tozu-toprağı da bir is bürümüştür. (Abese/38-41)

          Yüzler var ki o gün apaydınlıktır. Rabb'lerine nazar edicidirler. Ve yüzler de var ki o gün asıktırlar. Zannederler ki kendilerine belkıran yapılır. (Kıyâmet/22-25)

          Şüphesiz ki “ebrâr”, elbette, naîm'in içindedirler, tahtlar üzerinde beklenti içindedirler. Yüzlerinde nimetin aydınlığını görürsün. Onlar, mühürlü saf bir içkiden sulanırlar. Ki onun mührü/neticesi misktir. Karışımı tesnim'dendir. Yaklaştırılmışların içecekleri bir pınardandır. Artık yarışanlar, işte bunda yarışmalıdırlar. (Mutaffifîn/22-28)

          Suçlular simalarından tanınır da alınlarından ve ayaklarından tutuluverirler. (Rahmân/41)

          Mü’minler uyarılırlarken 111. âyette, Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlar, yardım olunmazlar haberi verilmiştir. 100. âyette de, Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir zümreye itaat ederseniz, imanınızdan sonra sizi kâfirler olarak döndürürler uyarısı yapmıştı. Burada ise denilmektedir ki: “Eğer onları dikkate almazsanız, onlar size biraz eza, sıkıntı verebilir, ama sizi dininizden döndüremezler, âhiretinizi mahvedemezler. Sonra da onlar perişan olup giderler. Kimse de onlara yardımcı olmaz.” Bu ifadeleri aşağıda tekrar göreceğiz:

          İki topluluğun karşılaştığı günde size dokunan şeyler de Allah'ın izniyledir. Ve mü’minleri bilsin ve münâfıklık yapan kimseleri –kendileri oturup dururken kardeşleri için, “Eğer bize itaat etselerdi öldürülmezlerdi” diyen kimseleri– bilsin içindir. Ve onlara, “Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya savunma yapınız” denilmişti. Onlar, “Biz savaşı bilseydik kesinlikle size uyardık” dediler. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyleri ağızlarıyla söylüyorlar. Allah, gizledikleri şeyleri daha iyi bilendir. De ki: “Eğer doğru kimseler iseniz, haydiyin kendinizden ölümü uzaklaştırınız.” (Âl-i İmrân/166-168)

          112. âyette, Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Ve –Allah'ın ipine ve insanların ipine bağlı kalanlar hariç– onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik vurulmuştur. Bu, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve hakksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyledir. Bu, isyan etmiş ve haddi de aşmış olmaları nedeniyledir buyurularak onların; öldürülmeleri, esir edilmeleri, mallarının ganîmet olarak alınması ve topraklarına el konulması gibi nedenlerle sürekli perişan olacakları vurgulanmıştır.

          113-114. âyetlerde Ehl-i Kitabın hepsinin aynı olmadığı, onlar içinde de Allah'ın âyetlerine saygılı olanların, vicdanının sesini dinleyenlerin bulunduğu ifade edilmektedir. Bu âyetin iniş sebebiyle ilgili kaynaklarda şöyle bir nakil vardır:

          İbn İshâk İbn Abbâs'tan şöyle dediğini nakleder: Abdullah b. Selâm, Sa‘lebe b. Sa’ye, Esid b. Sa’ye, Esid b. Ubeyd ve Yahûdilerden İslâm'a giren diğerlerinin kalplerinde İslâm yerleşince, Yahûdilerin âlimleri ve küfre sapanları şöyle demişlerdi:
          “Muhammed'e iman edip tâbi olanlar, ancak bizim kötülerimizdir. Eğer bunlar bizim hayırlılarımız olsalardı, atalarının dinini terkedip bir başkasına gitmezlerdi.” Bunun üzerine şanı yüce Allah, Hepsi bir değildir, Kitap Ehlinden secdeye vararak geceleri Allah'ın âyetlerini okuyup duran bir topluluk vardır... İşte onlar sâlihlerdendir buyruklarını indirdi.

          İMANSIZ AMEL FAYDA VERMEZ

          116-117. âyetteki, Şu inkâr eden kimselerin malları ve çocukları, Allah'tan yana, onlara asla bir fayda vermeyecektir. Ve işte onlar, ateş ashâbıdırlar. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar. Onların bu basit hayatta harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir toplumun ekinlerine isâbet edip de onları helâk eden, içinde kavurucu soğuğu olan rüzgârın durumu gibidir. Ve Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlar ifadesiyle, imansızca yapılanların faydasının olmayacağı bildirilmiştir, ki bunu birçok kez detayıyla açıklamıştık.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Salat kelimesinin sadece namaz anlamına gelmediğini ben de biliyorum ama ayetin maksadı, neyi işaret ettiği kesin belli olduğu halde bazı namaza işaret eden ayetleri cımbızlayıp içinden çekerek başka mecralara süremezsiniz.Bunun hesabını Allah sizden kesinlikle soracaktır.Kuru bir dua edip de ben salat ettim yücelttim demekle işin içinden çıkamazsınız.Bakara Suresinin 45.inci ayeti kesinlikle namaza işaret ediyor sakın onu cımbızlamayın yoksa ben acizane olarak şuracıkta ne yapmak istediğinizi anlarım.Bu müslümanların başına ne geldiyse hep cehalet ve gafletten gelmektedir.Eğer bu müslümanlar azıcık uyanırlarsa sizi dinleyen olmayacaktır bunu da aklınızdan sakın çıkarmayın.Allahımızdan, şuursuz ve cahil müslümanları hidayet eylesin onları kalp gözlerini açsın istiyoruz...Müslümanların etrafına fitne ve basiretsizlik ağları örenleri Allah'a şikayet ediyoruz....
          Gerçekten de müslümanların başına ne gelirse cehaletlerinden gelmektedir.
          Salat ve Namaz ile ilgili olarak bu sitede ikiyüz sayfalık bir bölüm var. O başlıkta olanları okumuş olsaydınız yukarıdaki çıkarımlarda bulunmazdınız.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          "Eğer bu müslümanlar azıcık uyanırlarsa sizi dinleyen olmayacaktır bunu da aklınızdan sakın çıkarmayın.".
          Allah razı olsun. Müslümanlar azıcık uyanırlarsa kimi dinlemeleri gerektiğini ve hidayetin nerede olduğunu kesinlikle bileceklerdir. Bu inancımızı asla aklımızdan çıkarmıyoruz. Bunun için de Allah'ın vahyinde olanları olduğu gibi tebyin ediyoruz.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı

          Allahımızdan, şuursuz ve cahil müslümanları hidayet eylesin onları kalp gözlerini açsın istiyoruz...Müslümanların etrafına fitne ve basiretsizlik ağları örenleri Allah'a şikayet ediyoruz.." ....
          Allahımız şuursuz ve cahil müslümanları hidayet eylesin onların kalp gözlerini açsın isteğinize yürekten katılıyor ve bizler de bunun için dua ediyoruz.

          Müslümanların etrafına fitne ve basiretsizlik ağları örenleri Allah'a bizler de şikayet ediyoruz.

          Bu dualrımızı yaparken bizler Müslümanım diyenlerin etrafını Allah'ın vahyedip Resulunun tebliğ ettiği Hakk dininde olanlarla örüyoruz ve aksini yapanları Allah'a şikayet ediyoruz.

          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Bu sitede dikkat ettim de hadis bölümü hiç yok, neden?
          Eğer bütün hadisler uydurma ve yalandır diyorsanız o zaman yüce peygamberimizi bu millete nasıl anlatacağız, adama sormazlar mı "yahu kardeşim bu peygamber hiç mi bir söz söylemedi ne yaptı davasını nasıl anlattı" diye sizlere sormayacaklar mı?

          Şayet hadisler uydurma diyorsanız,bir hadis bölümü açalım orada uyduruk olan veya olmayan hadisleri tartışalım ki burada sizlerle hem fikir olalım ve bu teklifimi kabul ederseniz sahih hadisleri de ele alalım ve onları kendi aramızda mukayese edelim ki işin meselesi hal olunsun ve çözülsün.Yok eğer, "bizim hadislerle işimiz olmaz, sadece Kur'an'la yetineceğiz" diyorsanız, size söyleyeceğim hiçbir şey kalmamış demektir.Buyrun, admin kardeşlerimiz bu konuya el atsınlar biz de kendilerine şimdiden teşekkür edelim.

          Şimdilik Allah'aısmarladık.Allah encamımızı hayırlı eylesin

          Selamün aleyküm...[/B]
          Ve aleykumusselam.
          Daha önceki bir yazınızda da "Hadis başlığının" olmadığından şikayet etmiştiniz. Bizler de O başlıkların olduğunu belirtip bağlantı vermiştik.Bu yazdıklarınızdan yazılarınıza verilen cevapları yeterince okumadığınızı düşünüyorum.


          Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
          Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
          Sevgi,saygı ve muhabbetle.
          Allah'a emanet olunuz.

          Allah'a emanet olun.
          Halil Ay

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #140
            Selamun Aleykum! Değerli Beyza Kardeşim!
            Fedakar adama ait yazıyı buraya sadece "Allah encamımızı hayırlı eylesin." demek için mi astınız. Allah encamımızı hayırlı eylesin de adınızın altına "Forum yöneticisi" yazısını neden ekleme ihtiyacı duydunuz?
            Halil Ay

            Comment

            • FEDAKARADAM
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 418

              #141
              beyza trk. Nickli Üyeden Alıntı
              Selamün aleyküm kardeşim.
              Eskisi gibi bu siteye sık sık uğramayacağım.Çünkü bizim görüşlerimizi ince elekten geçirip doğruluğunu anlayan olmadığı içindir.Arasıra da olsa artık bu sitede yazmaya yine de devam edeceğim.Çünkü öyle mesajlarınız var ki ateizme yol gösterip ateistlere çanak tutuyorsunuz.Oysa sizin görüşleriniz hep İslam dışı olup müslümanların hemhalinden anlamıyorsunuz.hal böyle olunca fikirleriniz müslümanların kafasında soru işareti oluşturuyor.Size göre namaz basit bir meseleymiş gibi algılanıp müslümanların namazlarını terketmesine sebep oluyorsunuz.Bu nedenle, yarın o ruz-i mahşerde bunun hesabını ve vebalini çekeceksiniz.Aklı başında ve şuurlu müslümanlar sizin fikirlerinizi kabul etmez.Ederlerse kendilerine yazık etmiş olup mezhepsizliği kabullenip farkında olmadan ve düşünmeden dinsizliğe doğu adım adım yaklaştığını seziyoruz ve bunu da çok iyi biliyoruz.Bu tehlikeli badireleri çok iyi bildiğimiz için mezhepsizliğin önünü kesmeye çalışıyoruz.Siz ise buna karşılık olarak mezhepsizlikte ısrar edip kafaları karıştırmaya devam ediyorsunuz.Sizin gibi müslümanların sayesinde yakın gelecekte yeni nesil beynamaz olacağından bundan hiçbir şüphemiz yoktur.Allah,şuursuz müslümanları uyandırsın ve önünü açsın istiyoruz.

              Sadece namaz kılmak müslümanlığın tamamını icra ettiği anlamına gelmez.Müslümanların birbirinden kopuk oluşunun nedeni, saygı ve sevginin olmayışından,birlik ve beraber olmayı bilmememkten ve nasıl güzel ahlak sahibi olmanın yolunu bilmediğnden kaynaklanmaktadırBütün bu olumsuzluklar kısaca bu saydıklarımıdan olmaktadır..İşin sırrı şu ayette gizlidir buyurun hep beraber okuyalım ne dersiniz?...

              Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, maruf ile emredersiniz, münkerden nehy eylersiniz ve Allah Teâlâ�ya imân ediyorsunuz. Eğer ehl-i kitap da imân etselerdi elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan mü�min olanlar vardır, en çoğu ise fâsık kimselerdir.(ALİ İMRAN SURESİ-11O)

              Evet, bu ayeti kerimenin ışığı altında size sormak lazım.Bu hayırlı ümmet kim?Bu ümmet nasıl kimselerdir?.Bunlar sadece Arap, Türk, veya Çeçen midir yoksa başka ırklardan mı?.Bu zamanda hayırlı ümmet kalmış mıdır yoksa gelecekte var olacak kimseler midir?Veya ayeti kerimede bahsedilen kimseler sahabeler midir?Veya sizin gibi düşünenler midir?Dikkat edecek olursanız ehli kitabın iman etmesinden bahsediyor nedir bu iman etmek meselesi; yoksa onlar kafir midir ki onlardan bahsediliyor?Ehli kitap olanlar(yahudi ve hıristiyanlar yani kitap gönderilmiş kafirler)neye iman edecekler ki onlar için hayırlı olacak.

              Bu ayetten anlaşılan odur ki iman meselesi basit bir mesele değildir.Öyle; peygamberin sözleri uydurmadır deyip de hadis düşmanlığı yapmanın sizin için bir hayrı olmaz siz kendinizi kandırmaya devam edin ve Allah'ın resulüne şartsız ve tam teslimiyetle ona tabi olun yoksa işiniz yaştır.

              Salat kelimesinin sadece namaz anlamına gelmediğini ben de biliyorum ama ayetin maksadı, neyi işaret ettiği kesin belli olduğu halde bazı namaza işaret eden ayetleri cımbızlayıp içinden çekerek başka mecralara süremezsiniz.Bunun hesabını Allah sizden kesinlikle soracaktır.Kuru bir dua edip de ben salat ettim yücelttim demekle işin içinden çıkamazsınız.Bakara Suresinin 45.inci ayeti kesinlikle namaza işaret ediyor sakın onu cımbızlamayın yoksa ben acizane olarak şuracıkta ne yapmak istediğinizi anlarım.Bu müslümanların başına ne geldiyse hep cehalet ve gafletten gelmektedir.Eğer bu müslümanlar azıcık uyanırlarsa sizi dinleyen olmayacaktır bunu da aklınızdan sakın çıkarmayın.Allahımızdan, şuursuz ve cahil müslümanları hidayet eylesin onları kalp gözlerini açsın istiyoruz...Müslümanların etrafına fitne ve basiretsizlik ağları örenleri Allah'a şikayet ediyoruz....

              Bu sitede dikkat ettim de hadis bölümü hiç yok, neden?
              Eğer bütün hadisler uydurma ve yalandır diyorsanız o zaman yüce peygamberimizi bu millete nasıl anlatacağız, adama sormazlar mı "yahu kardeşim bu peygamber hiç mi bir söz söylemedi ne yaptı davasını nasıl anlattı" diye sizlere sormayacaklar mı?

              Şayet hadisler uydurma diyorsanız,bir hadis bölümü açalım orada uyduruk olan veya olmayan hadisleri tartışalım ki burada sizlerle hem fikir olalım ve bu teklifimi kabul ederseniz sahih hadisleri de ele alalım ve onları kendi aramızda mukayese edelim ki işin meselesi hal olunsun ve çözülsün.Yok eğer, "bizim hadislerle işimiz olmaz, sadece Kur'an'la yetineceğiz" diyorsanız, size söyleyeceğim hiçbir şey kalmamış demektir.Buyrun, admin kardeşlerimiz bu konuya el atsınlar biz de kendilerine şimdiden teşekkür edelim.

              Şimdilik Allah'aısmarladık.Allah encamımızı hayırlı eylesin

              Selamün aleyküm...[/B]
              [/QUOTE]

              beyza kardeşim.Ben senin bu benim mesajımı olduğu gibi kopyalamanın anlamını kavrayamadım.Yoksa hırsızlık mı yaptın benim mesajımı çalıp da.Maksadınız nedir öğrenmek istiyorum...
              Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

              Comment

              • yeşil
                Uzman Üye
                • Oct 2011
                • 105

                #142
                Dost1 kardeşim yüreğine sağlık Rabbim (bir önceki sayfada yaptığınız) açıklamalarınızdan dolayı sizden razı olsun..

                Diğer kardeşlerim sizlerden de Rabbim razı olsun gerçekten her açıklamanız sağlam temeller üzerinde ve asla ama asla kuşku barındırmamakta..

                Comment

                • bartsimpson
                  Super Moderator
                  • Mar 2012
                  • 692

                  #143
                  İBRÂHİM suresi 40. ayet

                  رَبِّ اجْعَلْنٖى مُقٖيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتٖى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

                  Rabbic'alni mukîmes salati ve min zurriyyeti rabbena ve tekabbel dua

                  "Rabbim! Beni, salatı özenle yerine getiren bir insan yap. Soyumdan bir kısmını da. Rabbimiz, duamı kabul et!"

                  Ben arapça bilmiyorum ama bu ayetin tercümesi yukarıdaki gibiyse, bir peygamber neden soyundan gelenlerin tamamını değil de bir kısmını, salatı özenle yerine getiren insanlar yapması için rabbine yalvarır?

                  Buradaki salat namaz değilmi ki bir kısmı için yerine getirmesi niyaz ediliyor???
                  "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                  Comment

                  • dost1
                    Site Yöneticisi
                    • Sep 2008
                    • 1905

                    #144
                    Selamun Aleyküm ! Değerli Bartsimpson Kardeşim!

                    İbrahim Suresinin 40. ayetini konu bütünlüğü içerisinde görelim mi?

                    (72/14, İbrâhîm/31- 41):

                    31İman eden kullarıma söyle: Salâtı ikame etsinler [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluştursunlar-ayakta tutsunlar] ve alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden açık ve gizli olarak harcamada bulunsunlar.”
                    32-34Allah, gökleri ve yeri oluşturan, gökten su indirip de onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkarandır. Ve Allah, emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi/ sizin yararlanacağınız özelliklerde yarattı, ırmakları da emrinize verdi. Sürekli olarak dönüş hâlinde olan güneşi ve ayı da emrinize verdi/ onları da yararlanacağınız özelliklerde yarattı. Geceyi ve gündüzü de sizin emrinize verdi. Ve O, Kendisinden istediğiniz her şeyden size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz de sayamazsınız! Şüphesiz insan kesinlikle çok yanlış; kendi zararına iş yapan, çok iyilikbilmez biridir.

                    35-41Ve hani bir zaman İbrâhîm: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan uzak tut! Rabbim! Şüphesiz putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Şimdi kim bana uyarsa, artık o, şüphesiz bendendir; kim bana karşı gelirse… Artık Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. Rabbimiz! Şüphesiz ben çocuklarımdan bir bölümünü salâtı ikame etmeleri [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmaları-ayakta tutmaları] için, Senin dokunulmazlaşmış Ev'inin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Verdiğin nimetlerin karşılığını ödemeleri için artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimiz şeyleri ve açığa vurduğumuz şeyleri bilirsin. –Ve yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.– İhtiyarlık hâlimde bana İsmâîl'i ve İshâk'ı lütfeden Allah'a sonsuz övgüler olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitendir. Rabbim! Beni salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan-ayakta tutan] biri kıl! Soyumdan da. Rabbimiz! Duamı da kabul et! Rabbimiz! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam-babam için ve mü’minler için bağışlamada bulun!” demişti."

                    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsustur.
                    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                    Allah'a emanet olunuz.
                    Halil Ay

                    Comment

                    • bartsimpson
                      Super Moderator
                      • Mar 2012
                      • 692

                      #145
                      dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                      Selamun Aleyküm ! Değerli Bartsimpson Kardeşim!

                      İbrahim Suresinin 40. ayetini konu bütünlüğü içerisinde görelim mi?

                      (72/14, İbrâhîm/31- 41):

                      31İman eden kullarıma söyle: Salâtı ikame etsinler [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluştursunlar-ayakta tutsunlar] ve alış-veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden açık ve gizli olarak harcamada bulunsunlar.”
                      32-34Allah, gökleri ve yeri oluşturan, gökten su indirip de onunla size rızık olarak çeşitli meyveler çıkarandır. Ve Allah, emri gereğince denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize verdi/ sizin yararlanacağınız özelliklerde yarattı, ırmakları da emrinize verdi. Sürekli olarak dönüş hâlinde olan güneşi ve ayı da emrinize verdi/ onları da yararlanacağınız özelliklerde yarattı. Geceyi ve gündüzü de sizin emrinize verdi. Ve O, Kendisinden istediğiniz her şeyden size verdi. Allah'ın nimetini saymak isterseniz de sayamazsınız! Şüphesiz insan kesinlikle çok yanlış; kendi zararına iş yapan, çok iyilikbilmez biridir.

                      35-41Ve hani bir zaman İbrâhîm: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl! Beni ve oğullarımı putlara tapmamızdan uzak tut! Rabbim! Şüphesiz putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Şimdi kim bana uyarsa, artık o, şüphesiz bendendir; kim bana karşı gelirse… Artık Sen şüphesiz çok bağışlayan ve çok merhamet edensin. Rabbimiz! Şüphesiz ben çocuklarımdan bir bölümünü salâtı ikame etmeleri [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmaları-ayakta tutmaları] için, Senin dokunulmazlaşmış Ev'inin yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Verdiğin nimetlerin karşılığını ödemeleri için artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerden rızıklandır. Rabbimiz! Şüphesiz Sen bizim gizlediğimiz şeyleri ve açığa vurduğumuz şeyleri bilirsin. –Ve yerde ve gökte, hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz.– İhtiyarlık hâlimde bana İsmâîl'i ve İshâk'ı lütfeden Allah'a sonsuz övgüler olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitendir. Rabbim! Beni salâtı ikame eden [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturan-ayakta tutan] biri kıl! Soyumdan da. Rabbimiz! Duamı da kabul et! Rabbimiz! Hesabın kurulduğu günde benim için, anam-babam için ve mü’minler için bağışlamada bulun!” demişti."

                      Kusursuzluk sadece Allah'a mahsustur.
                      Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                      Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                      Allah'a emanet olunuz.
                      Bende onu diyorum işte Halil ağabey,

                      Salat eğer sadece namaz olsaydı "bir bölümünü" demezdi diyorum....

                      Salat ; [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturmaları-ayakta tutmaları] ise, bunu yapacak olan kişiler ehil kişiler olmalı yani "bir bölümü"...

                      Saygılarımla,

                      Allah'a emanet olun.
                      "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #146
                        Sayın Bartsimpson.

                        Biraz ukalalık yapacağım. Katlanır mısınız?

                        'Derli toplu bir bilgiye ulaşmak için isterseniz, bilgisayarınızdan ''İşte Kur'an'' sitesine girerseniz oradan ''makaleler'' kısmında ''Salât'' kelimesine ve bu kelimenin bilgi yönünden çevresinin bereketine erişebilirsiniz.

                        ''Salat'' bir yönü ile karşındakine yardım, dolayısı ile karşılıklı yardımlaşmadır. Bu yardımın ne kadar olduğu Nahl-71/Mu'minun-4'de anlatılmış olup, bunun bir kerelik olmadığı,devamlı olduğu ve yardıma ihtiyacı olana hangi kerteye kadar yardım/infak yapılacağı ve orada tutulacağı Nahl-71/Mu'minun-5. ayeti ile izah edilmiş olduğu görülecektir. Şu halde ''Bakara-219/2 + Mu'minun-4/5 + Nahl-71'' ayetlerinin sentezi salat'ın ekonomik ve sosyal yönden özüdür.

                        Salat'ın ekonomik ve sosyal yönden de amacına ulaşabilmesi için de Kur'an bize ''salatı ikâme'' edin; yaşamın tümüne devamlı uygulayın demekte ve bunun için de bize İbrahim Peygamber üzerinden o günün ''beyt'' bu günün ''devlet'' dediğimiz, dayanışmalı ekonomik ve sosyal birliği, toplumsal yaşamı, kollektivizmi önermektedir.

                        Şimdi ''beyt'in çevresinin bereketsiz/bekkede/çorak/verimsiz'' olması ile ''çevresinin bereketli/verimli olması''nın izahı gerekmektedir.

                        Çevre bereketli olduğu zaman ihtiyaçlarınız için onları gidip bol bol toplarsınız, satın alırsınız, teşvik edip bolluk yaratıp ucuza kapatır, sermayeye kârı da katarak kat kat ribayı yer, emek sarfetmeden, malı bir yerden başka bir yere naklederek ''kolay para'' kazanabilirsiniz. Ya da dağıtımını yapmaz kendinizde toplar, kenz yapıp başkalarını mahrum bırakırsınız. Bu Bakara-219/1'de ''kumar ve içki'' diye anlatılan yoldur; kapitalizmdir, sömürü yoludur.

                        Çevre bekkede, çörak ve kurak, bereketsiz ve vermsiz olduğu zaman ise ihtiyaçlar içeriden üretilir, yani emeğiniz karşılığıdır; kendi emeğinizle üretir öyle elde edersiniz. Şu halde bereketi, zenginliği üreten emektir. Bu da beyt içinde elbirliği ile yapıldığından kollektivist bir sosyal ve ekonomik bir hayatın izahıdır. İhtiyacı karşılamayı amaçlayıp, basit bir ifade ile malı yığıp da bayatlatmaya, çürütmeye karşı, başkasının aleyhine zenginleşmeye karşı, fitneye karşı bir sistemdir. Fazlayı üretip de diğer kişilerin üretme hakkına tecavüz etmeyi önler. Fazla üretilmiş ise bu fazlaya ''nafile'' denir; ihtiyaç fazlası bu üretim başkasına gitmesi gereken hakkın tecavüzüdür; dolayısı ile başkalarının hakkını haksız olarak ele geçirmedir: ihtiyaç sahiplerine iade edilmelidir. Bu zekattır. Verilmediği zaman zimmet oluşturur, kul hakkıdır ve Maide-38'e tabidir.

                        İslam beyt yani havra-manastır-mescid diye adlandırılan toplumlar biçimlerinde gizli, gözlerden uzak kapalı ve ufak topluluklar olarak (Sumela manastırları, Kapadokya yeraltı şehirleri şeklinde yaşayamazdı. Medine gibi geniş toplumsal yaşama geçmeli idi. İşte ihtiyaç karşılama veya ihtiyaca göre ekonomiye uygun olarak kapitalistler veya serbest ticaret yapanlar da ''Bakara:219/2deki avfe ve Nahl:71/Mu'minun-4,5'' prensiplerine uymaları şartıyla islam yaşamına kabul edilmişlerdir. Bu da ''zekatı ita'' emridir.

                        Namaz'a gelince; eğer Arapça biliyorsanız. lügattan '' maz kelimesini araştırın. Karşılığı olarak kapitalisti bulursunuz. ''na'' ektir ve olumsuzluk anlatır; ''anti'' manâsında bir ektir.Kelime birleşik olarak ''namaz''dır ve kaspitalist olmayan demektir. Namaz hakkında ki görüşlerim için şunlara bakınız:
                        http://www.hanifler.com/showthread.php?t=1037&page=19

                        Bir yazınızda ''vakıf''tan bahsetmiştiniz. ''Bakara:219/2-Nahl:71/Mu'minun-4,5'' karşısında, ne...? ve nasıl vakfedilecektir? Vakıf malı kaçırılmış mal, hırsızlık malı/zimmet değil midir. Ayrıca vakıf imtiyaz tanımak değil midir, hele bir de icareteynli ise?

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 4. September 2018, 07:43 PM.

                        Comment

                        • bartsimpson
                          Super Moderator
                          • Mar 2012
                          • 692

                          #147
                          Estağfurullah Sevgili Galip,

                          Ukalalık ne kelime acizane bilgileniyoruz sayenizde ve size sevgi ile katlanırız her daim...

                          Ama bunlar çok ütopik konular ve pratikte uygulaması çok ama çok zor.

                          Otoritenin kralı olsanız dahi işin içinde insan faktörü oldukça bir yerde testi çatlak verir ve su sızdırır.

                          "Allah emridir amenna deriz" ama islam akıl dini ise ve kolaylık emrediyorsa bu toplumsal konular uygulamada çok zor görünüyor.

                          Ayrıca sevgili Fers'in 10 ev örneği de bir nevi vakıflaşma örneği değil mi?

                          Hizmetin öldükten sonrada devamını sağlamak vakıf ile olur.

                          Buna neden karşısınız onu hala anlamadım?

                          Not : bu cevabımı 4. editleyişim Hakkı yılmazın tavsiye ettiğiniz açıklamalarını halen okumaktayım (ne yazıkki daha önce vakit bulamamışım) gerçekten ?????????

                          Ve Biz bir zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kılmıştık. –Siz de İbrâhîm'in makamından kendinize bir musallâ [salât gerçekleştirilecek yer] edinin.– Ve Biz İbrâhîm ile İsmâîl'e, “Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için hem de rükû edenler, secde edenler için tertemiz tutunuz” diye ahit almıştık. (Bakara/125)

                          Ayetinden de anlaşılıyor ki günümüzde mekke müslümanların hac ve ibadet mekanıdır diyenler ne yazıkki yanılgı içindedirler.

                          Mekke müşrikler ve gayri müslimler tarafından çoktan zapt edilmiş ve fethedilmiştir.

                          Savaşı Kudüste aramayalım. Fetih çoktan gerçekleşti. Mescidi Aksa kılıfı....
                          Last edited by bartsimpson; 22. December 2012, 11:31 PM. Sebep: Hakkı yılmazın açıklamalarını halen okumaktayım
                          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #148
                            Sayın Bartsimpson.

                            Ben de yarın yazmayı düşünüyorum ve öyle yapacağım. Fakat son satırdaki ''hizmetin öldükten sonra devamı" ifadesine takıldım. Ölmüş, yok olmuş biri sağlığında zorunlu ihtiyaçtan fazlasını kenz yaparak, başkasının olan mal mülk ve parayı, mameleki iç etmiş, yani gizleyerek zimmetine geçirmiş, bunu sağlığında veya ölümünden sonra sahip olması gerekenlere iade etmeyip veya edilmesini sağlamayıp, ölümünden sonra belirli bir kesimin faydasına sunup hayır-dua beklemesi kadar abes bir düşünce olamaz. Bence o mal üzerinde başkalarının (faydalanamayanların) hakkı o vakıf durdukça devam edeceğinden kendi defterine devamlı olarak günah yazılacak. Hakkı gasp et, sonra da o gasptan, o kul hakkından hayır dua bekle..... Yok artık.

                            Saygılarımla.
                            Galip Yetkin.
                            Last edited by galipyetkin; 10. April 2017, 10:56 AM.

                            Comment

                            • bartsimpson
                              Super Moderator
                              • Mar 2012
                              • 692

                              #149
                              galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                              Sayın Bartsimpson.

                              Ben de yarın yazmayı düşünüyorum ve öyle yapacağım. Fakat son satırdaki ''hizmetin öldükten sonra devamı'na takıldım. Ölmüş, yok olmuş biri sağlığında ihtiyaçtan fazlasını kenz yaparak, başkasının olan mal mülk ve parayı, mameleki iç etmiş, yani gizleyerek zimmetine geçirmiş, bunu sağlığında veya ölümünden sonra sahip olması gerekenlere iade etmeyip veya edilmesini sağlamayıp, elalemin faydasına sunup ölümünden sonra hayır dua beklemesi kadar abes bir düşünce olamaz. Bence o mal üzerinde başkalarının hakkı o vakıf durdukça devam edeceğinden kendi defterine devamlı olarak günah yazılacak. Hakkı gasp et, sonra da o gasptan, o kul hakkından hayır dua bekle..... Yok artık.

                              Saygılarımla.
                              Galip Yetkin.
                              "YOK" artık tabiii vere vere "KALMADI" çünkü.

                              Ama bak gel buna şöyle bir kılıf bulalım

                              Biz yetişkinler bir ömür boyu çalışıp didiniyoruz.
                              Devlet (sağlık giderlerimizi karşılamak ve ihtiyarlığımızdaki geçimimizi sağlamak için) kazancımızdan sigorta kesintisi yapıyor.
                              Bu da yetmiyor "sen çok kazandın sana hizmet getireceğim birazda bana ver" diyor ve kazancımızdan "vergi" alıyor.
                              Sonra benim kazancımla yaptığı hizmetleri (yol, fabrika, hastane, kamu kurumları) gayrımüslimlere ve müşriklere "özelleştirme" adı altında satıyor.
                              Sonraaaa ben bu insanlardan bu hizmetleri almak için tekrar ve tekrar kazancımdan para ödemek zorunda kalıyorum.

                              Bu arada zar zor dişimizden tırnağımızdan biriktirip bankada biraz tasarruf ediyoruz.

                              Devlet bu tasarrufuna da "bana sormadan tasarruf eder ve para istiflersin ha, olmadıııı" diyor ve ondan da gelir vergisi (stopaj) kesiyor.

                              Bu kadar badireye rağmen biraz birikim yapabilenler bir araba yada ev almaya kalkıyorlar ya "almaz olaydılar" emi.

                              Ben yakın zamanda Allah'ın nasib etmesi sayesinde bir araba sahibi oldum.
                              Bak faturasında ne diyor.

                              Araç bedeli 16.921,03.TL
                              %37 ÖTV 5.625,29.TL
                              %18 KDV 3.749,18.TL
                              buraya trafiğe (devletin vatandaşa hizmet için kurduğu bir kurumuna) verilen ruhsat bedeli, plaka tescil bedeli, ve bunların bürokrasisini bilmediğin için muameleciye verilen haraç ve harçlar ile, zorunlu sigorta bedelini yazmadım.

                              Yani "bre zındık sen benden gizli tasarruf ederde araba almaya kalkarsan bende araç bedelinin %55'ini ...... kazık olarak ...karım" diyor.

                              Bitmediiii.
                              Sonra da diyor ki "iliğini kurutucam senin iliğini... bittin oğlum sen. her altı ayda bir bu arabayı aldığın için lanet edeceksin ve bana eşşek gibi tesbit ettiğim kadar taşıt vergisi ödeyeceksiin. Bitmediiii. Ayrıca bu aracın gitmesi için benzin denen bir nesne lazım bunu alacaksın ve ben bunu gavura 1 liraya satıcam sana 4 katına satıcam ve sende eşşek gibi alıcaksın"

                              "Haa. bunlardan bıktın ve satmaya mı kalktın o zaman yine bana alım satım vergisi ödeyeceksin."

                              "Aldığın parayı da bankaya koy ki ondan da rahat rahat gelir vergisi (stopaj) alabileyim"

                              Hadi bunların hiç birini yapamadık kıt kanaat geçiniyoruz.

                              "Aldığın her gıda ve zorunlu ihtiyaç maddesinden ve geçimliğinden KDV ve ÖTV alır seni canından bezdiririm" diyor...

                              Biraz uzun oldu ama diyeceğim o ki;

                              Vallahi Galipciğim, ben kendi hakkımı devletten koruyup saklayamıyorum ki bırak benim kazancımda hakkı olanları düşüneyim!!!!

                              Vakıflar hiç değilse şimdilik vergiden muaf

                              Not : Hakkı Yılmaz'ın tavsiye ettiğiniz yazılarını halen okuyorum. Allah Razı olsun ziyadesi ile faydalanmaya çalışıyorum ve çalışacağım...

                              Sevgi ile kalın.
                              Last edited by bartsimpson; 23. December 2012, 12:38 AM.
                              "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                              Comment

                              • Fers
                                Uzman Üye
                                • Sep 2012
                                • 304

                                #150
                                Otoritenin kralı olsanız dahi işin içinde insan faktörü oldukça bir yerde testi çatlak verir ve su sızdırır...(bartsimpson)

                                "Allah emridir amenna deriz" ama islam akıl dini ise ve kolaylık emrediyorsa bu toplumsal konular uygulamada çok zor görünüyor...(bartsimpson)

                                Comment

                                Working...