Allah ile aldatmak

Collapse
This topic is closed.
X
This is a sticky topic.
X
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #1

    Allah ile aldatmak

    Selamun Aleykum!. Değerli Kardeşlerim.!

    Sizlerle paylaşmak istedim. RAbbim cümlemize de ağır ağır,düşüne düşüne okuyarak ders çıkarmamızı nasip eylesin.

    ALLAH İLE ALDATMAK -Yaşar Nuri ÖZTÜRK
    Derleyen: Halit YILDIRIM 11 Haziran 2008
    ÖNSÖZ
    Kur’an, “Allah ile aldatılmayın!” ihtarında bulunuyor. Neden? Çünkü Allah ile aldatılanların en büyük sorunu, aldatıldıklarının farkında olma imkanından büyük ölçüde yoksun bulunmalarıdır. Çünkü derinden inandıkları ve içtenlikle teslim oldukları bir değer kendilerinin aleyhinde kullanılıyor. Bunu fark etmeleri kolay değildir.

    Allah ile aldatılmanın yıkımına dikkat çeken Kur’an, bu tuzağa düşülmemesi ve bu belanın aşılması için gerekli olan iki hayati donanıma daha dikkat çekmiştir:
    1. Aklın işletilmesi,
    2. Takvanın yâni dindarlığın insanlar arasında üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarılması.
    Allah ile aldatma zulmünün aşılması için sâdece temel çare değil, tek çare aklı işletmektir. Çünkü aklın devrede olması ve işletilmesi için laiklik temel şarttır. Aksi halde, duygu egemen kılınmak, suretiyle din, aklın önünü kesme aracı olarak kullanılır, yâni kitle Allah ile aldatılır.

    Türk halkı, Allah ile aldatma tezgahlarının ustalıkla işlettikleri bu ‘sevap’ oyunuyla avunurken yaşadığı dinin Kur’an’la ilgisi büyük ölçüde yok edilmiş, dinde Kur’an’ın yerini, Arap-Emevî saltanat ideolojisinin kutsallaştırılmış sloganlarıyla İslam dışı örflerin uydurmaları almıştır. Bu durumda Kur’an’ın söyledikleri Türk halkının hayatına din olarak nasıl girsin?!

    Türk halkı, tıpkı birçok Müslüman halk gibi, Ortadoğu despotizmlerinin hesabına uygun olarak kutsallaştırılmış buyrukları din biliyor, onları yaşıyor.
    Türk halkının en büyük zaafı, dinini, uyanma ve sorgulama aracı olarak değil de uyuma ve susma aracı olarak kullanmasıdır.

    Bu kitap, Müslüman Türk halkına Allah ile nasıl aldatıldığını, Kur’an verilerine dayanarak anlatmak isteyen Kur’an mümini bir Türk aydınının mütevazı bir hizmeti olarak kabul edilmelidir.
    Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk-İstanbul, 2008

    NASIL BİR ZULÜM KARŞISINDAYIZ!?
    Kur’an, dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta, dindarlığın (takvanın) sâdece Tanrı ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. Takvanın kimde olduğunu da sâdece ve sâdece Allah bilir. O halde, en masum niyetlerle de olsa, dindarlığın bir ‘insanlar arası değer belirleyici’ olarak öne çıkarılması, Kur’an’a göre bir insanlık suçudur; dine-imana hakarettir.
    “In God we trust!” yâni “Allah’a güvenip dayanırız biz!”
    ABD, parasının üstündeki bu ifadeyle demek istemektedir ki, ben insanları, dünyayı, sömürdüklerimi iki şeyle aldatırım: Para, Tanrı.

    Türkiye’de Allah ile aldatma zulmü o kerteye gelmiştir ki, Emin Çölaşan gibilere yıllarca hakaret yağdırmış bir ‘İslamcı’ yazar (Mehmet Şevket Eygi) bile artık isyan etmiş ve Emin Çölaşan’ın söylediklerinden daha ağırlarını söylemek zorunda kalmıştır. Diyor ki M. Şevket Eygi:
    “Sevgili din ve iman kardeşlerim! Biz, 1950’lerden bu yana 40 bin cami binası, bu iş için trilyonlarca dolar harcama yaptık. Bunların mihraplarına geçecek kaliteli imamlar, minberlerine çıkıp hutbe okuyacak kaliteli hatipler, Müslümanları uyaracak kaliteli vaizler yetiştirmeyi düşünmedik. 70 bin camiye hela, imam ve müezzin lojmanı yaptırdık.

    On binlerce camiye kalorifer yaptırdık, pahalı klima cihazları taktık. Camileri hoparlörlerle, ışıldaklarla, vantilatörlerle doldurduk. Evet, son elli yıl içinde bunlara trilyonlar harcadık.”
    “Ramazanlarda birtakım din cemaatleri beş yıldızlı lüks otellerde bin kişilik ihtişamlı, israflı, gösterişli, günahlı iftarlar veriyordu. O fücur yuvalarında verilen iftarlar dinimize uygun muydu?”
    “Zengin olan Müslümanların çoğu ipin ucunu kaçırdı, şaşırdı, dağıttı. Milyon dolarlık lüks meskenler, yüz binlerce dolarlık yazlıklar, lüks limuzinler, israf, sefahat, rezalet gırtlağa kadar çıktı.”
    “Biz; bir sürü hizip, fırka, grup, cemaat ve tarikata ayrıldık ve birbirimizle çekişip tepişmeye başladık. Yığın ve sürü haline gelen on milyonlarca Müslüman şu anda vahim bir kırsal kesim ve varoş zihniyeti, marjinallik, parçalanmışlık içindedir.”
    “Bizi mahvedenler, militan din düşmanları değil, içimizdeki din sömürücüsü, din rantı yiyen işbirlikçi, hain alçaklardır...”

    Şuraya aktardığım satırlarının altına imza atmakta asla tereddüt göstermeyeceğim Mehmet Şevket Eygi, biz bu gerçekleri yıllar boyu dile getirirken, sırf nefsanî dürtülerle bize karşı çıkanlardan biridir. Keşke bunları on yıl, yirmi yıl önce yazmış olsaydı.
    Tarihin en büyük savaşları ‘Tanrı için’ tabelası altında yapılan savaşlardır. Bunun anlamlarının ilki şudur: Kanı en rahat ve en bol akıtmanın yolu onun Tanrı için aktığını iddia etmek ve bu kanı akıtacakları bu iddiaya inandırmaktır.

    Allah ile aldatılan toplumlarda, mutlu bir dünya için yeryüzünde Allah’ın iyileri kullanması engellenir, mutsuz bir dünya için kötülerin Allah’ı kullanması yürürlük kazanır.
    Bu gerçeği iyi bilenlerden biri ve Engizisyon kahrı çekmiş bir coğrafyanın çocuğu olan İtalyan düşünür Giordano Bruno (ölm.1600) ne güzel söylemiş: “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”

    Bu, şu demek: Din eksenli bir toplumda kitle, ana başlık olarak üç tip insandan oluşuyor:
    1. Allah ve din adına hegemonya peşinde koşmadıkları halde sürekli iyilik ve güzellik üretenler,
    2. Tüm iddiaları Allah adına olduğu halde sürekli kötülük ve haksızlık üretenler,
    3. Hiçbir şey üretmeden yiyip içerek gün geçiren ot takımı.
    Bruno bunları elbette biliyordu. Kiliseyi ve din adamlarını eleştirdiği gerekçesiyle Roma’da diri diri yakıldı. Onu yakan zihniyetin çocukları ileriki zamanlarda küllerini törenle gömerek adına anıt mezar yaptılar. Neye yarar!

    Allah ile aldatılmayı önlemenin tek çaresi Allah ile aldatmaya giden yolları tıkamaktır. Bu ana çareyi biraz ayrıntılarsak karşımıza şu üç alt başlık çıkar:
    1. Dinin gerçeğini öğrenmek, sahte dinî dinsizliklerin en kötüsü bilmek, bildirmek.
    2. Dinin saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak, yâni laikliği esas almak,
    3. Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkarmak.

    Devam edecek. Allah dilerse.
    Halil Ay
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #2
    NASIL BİR ZULÜM KARŞISINDAYIZ!?

    Kur’an, dindarlık belge ve ifadelerinin insanlar arasında bir değer ölçüsü olmasını yasaklamakta, dindarlığın (takvanın) sâdece Tanrı ile insan arasında bir değer ölçüsü olması gerektiğini bildirmektedir. Takvanın kimde olduğunu da sâdece ve sâdece Allah bilir. O halde, en masum niyetlerle de olsa, dindarlığın bir ‘insanlar arası değer belirleyici’ olarak öne çıkarılması, Kur’an’a göre bir insanlık suçudur; dine-imana hakarettir.

    “In God we trust!” yâni “Allah’a güvenip dayanırız biz!”

    ABD, parasının üstündeki bu ifadeyle demek istemektedir ki, ben insanları, dünyayı, sömürdüklerimi iki şeyle aldatırım: Para, Tanrı.

    Türkiye’de Allah ile aldatma zulmü o kerteye gelmiştir ki, Emin Çölaşan gibilere yıllarca hakaret yağdırmış bir ‘İslamcı’ yazar (Mehmet Şevket Eygi) bile artık isyan etmiş ve Emin Çölaşan’ın söylediklerinden daha ağırlarını söylemek zorunda kalmıştır. Diyor ki M. Şevket Eygi:

    “Sevgili din ve iman kardeşlerim! Biz, 1950’lerden bu yana 40 bin cami binası, bu iş için trilyonlarca dolar harcama yaptık. Bunların mihraplarına geçecek kaliteli imamlar, minberlerine çıkıp hutbe okuyacak kaliteli hatipler, Müslümanları uyaracak kaliteli vaizler yetiştirmeyi düşünmedik. 70 bin camiye hela, imam ve müezzin lojmanı yaptırdık.

    On binlerce camiye kalorifer yaptırdık, pahalı klima cihazları taktık. Camileri hoparlörlerle, ışıldaklarla, vantilatörlerle doldurduk. Evet, son elli yıl içinde bunlara trilyonlar harcadık.”

    “Ramazanlarda birtakım din cemaatleri beş yıldızlı lüks otellerde bin kişilik ihtişamlı, israflı, gösterişli, günahlı iftarlar veriyordu. O fücur yuvalarında verilen iftarlar dinimize uygun muydu?”

    “Zengin olan Müslümanların çoğu ipin ucunu kaçırdı, şaşırdı, dağıttı. Milyon dolarlık lüks meskenler, yüz binlerce dolarlık yazlıklar, lüks limuzinler, israf, sefahat, rezalet gırtlağa kadar çıktı.”

    “Biz; bir sürü hizip, fırka, grup, cemaat ve tarikata ayrıldık ve birbirimizle çekişip tepişmeye başladık. Yığın ve sürü haline gelen on milyonlarca Müslüman şu anda vahim bir kırsal kesim ve varoş zihniyeti, marjinallik, parçalanmışlık içindedir.”

    “Bizi mahvedenler, militan din düşmanları değil, içimizdeki din sömürücüsü, din rantı yiyen işbirlikçi, hain alçaklardır...”

    Şuraya aktardığım satırlarının altına imza atmakta asla tereddüt göstermeyeceğim Mehmet Şevket Eygi, biz bu gerçekleri yıllar boyu dile getirirken, sırf nefsanî dürtülerle bize karşı çıkanlardan biridir. Keşke bunları on yıl, yirmi yıl önce yazmış olsaydı.

    Tarihin en büyük savaşları ‘Tanrı için’ tabelası altında yapılan savaşlardır. Bunun anlamlarının ilki şudur: Kanı en rahat ve en bol akıtmanın yolu onun Tanrı için aktığını iddia etmek ve bu kanı akıtacakları bu iddiaya inandırmaktır.

    Allah ile aldatılan toplumlarda, mutlu bir dünya için yeryüzünde Allah’ın iyileri kullanması engellenir, mutsuz bir dünya için kötülerin Allah’ı kullanması yürürlük kazanır.

    Bu gerçeği iyi bilenlerden biri ve Engizisyon kahrı çekmiş bir coğrafyanın çocuğu olan İtalyan düşünür Giordano Bruno (ölm.1600) ne güzel söylemiş: “Tanrı, iradesini hâkim kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi iradelerini hâkim kılmak için Allah’ı kullanırlar.”

    Bu, şu demek: Din eksenli bir toplumda kitle, ana başlık olarak üç tip insandan oluşuyor:

    1. Allah ve din adına hegemonya peşinde koşmadıkları halde sürekli iyilik ve güzellik üretenler,

    2. Tüm iddiaları Allah adına olduğu halde sürekli kötülük ve haksızlık üretenler,

    3. Hiçbir şey üretmeden yiyip içerek gün geçiren ot takımı.

    Bruno bunları elbette biliyordu. Kiliseyi ve din adamlarını eleştirdiği gerekçesiyle Roma’da diri diri yakıldı. Onu yakan zihniyetin çocukları ileriki zamanlarda küllerini törenle gömerek adına anıt mezar yaptılar. Neye yarar!

    Allah ile aldatılmayı önlemenin tek çaresi Allah ile aldatmaya giden yolları tıkamaktır. Bu ana çareyi biraz ayrıntılarsak karşımıza şu üç alt başlık çıkar:

    1. Dinin gerçeğini öğrenmek, sahte dinî dinsizliklerin en kötüsü bilmek, bildirmek.

    2. Dinin saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak, yâni laikliği esas almak,

    3. Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkarmak.
    Halil Ay

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #3
      KUR’AN’A GÖRE ALDATMA VE ALDANMA

      Kur’an’da, aldatışlar ve aldanışlar arasında dikkat çekilenler küçükten büyüğe doğru şöyle sıralanabilir:

      1. Yaldızlı-süslü laflarla aldatma-aldanma. (En’am, 112)

      2. Beldelerde egemenlik kurmak, gezip dolaşmakla aldatma-aldanma. (Âli İmran, 196; Ğâfir, 4)

      3. Dine sokulan uydurma ve iftiralarla aldatma-aldanma. (Âli İmran, 24. Enfal, 49)

      4. Hurafeler, uydurmalar, anlamını bilmeden okuyuşlarla aldatma-aldanma. (Hadîd,14)

      5. Sefil-rezil yaşayışla aldatma-aldanma. (Âli İmran, 185; En’am, 70, 130; A’raf, 51; Lukman, 33; Fâtır, 5; Hadîd, 20)

      6. Allah ile aldatma-aldanma. (Lukman, 33; Fâtır, 5; Hadîd, 14)

      En tehlikeli aldatış şu ikisidir:

      1.Dünya nimetlerinin araç yapıldığı aldatış,

      2.Allah’ın araç yapıldığı aldatış.

      Araç kullanılarak sergilenen aldatış ve aldanışın en yıkıcı ‘Allah ile aldatma’dır. Kur’an şöyle uyarıyor:“Sakın, aldatıcı sizi Allah ile aldatmasın!” (Lukman, 33; Fâtır, 5; Hadîd, 14)
      Halil Ay

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #4
        ALLAH İLE ALDATMANIN TEMEL ARACI:

        ŞEYTAN EVLİYASI

        Şeytanın kullandığı insanlar Kur’an’da ‘şeytanın evliyası’ veya ‘şeytanın orduları’ diye anılmaktadır.

        1.Şeytan evliyası

        Şeytan evliyası daha çok korku salarak tökezletir. Bu korkuya karşılık Allah’a sığınma ve Allah sevgisi öne çıkarılmıştır.

        2.Şeytanın orduları

        Ordular deyimi mutlak bırakıldığına göre, şeytancılığın her türden ordusu olduğunu düşünmek zorundayız. Bunlar; kan, zulüm ve fesat orduları olabileceği gibi bilim, teknoloji, strateji casusluğu yapan gizli ordular da olabilir. Sömürgeci-emperyalist ülkelerin istihbarat örgütlerinin bir kısmı, işte bu türden ordulardır. Ve bu ordular, düzenli askeri ordulardan daha güçlü ve işlevseldir.

        3.Hizbuşşeytan yâni şeytanın özel ekibi

        Hizbuşşeytan, şeytanın, din içinde iş gören ekibi olup Kur’an’dan uzaklaştırma, Kur’an’ı unutturma görevini yüklediği özel timdir.
        Halil Ay

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #5
          MÜRŞİT LAKAPLI MÜŞRİKLER

          (İdris Suretinde İblisler)

          Din dilinde şirk, Allah’a, yâni tek olan Yaratıcı Kudret’e zatında (sayı olarak) veya tasarrufunda (yapıp-etmelerinde) ortak tanımaktır. Başka bir deyimle, şirk, Tanrı’nın ve Tanrılığın özelliklerinden birini bir başkasına tanımaktır. Bu, açık ve şuurlu olursa açık şirk, örtülü ve şuursuzca olursa gizli şirk adını almaktadır. Ragıb el-Isfahanî (ölm. 502/1108) bu noktada Büyük Şirk-Küçük Şirk ayrımı yapar.

          “Büyük şirk Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir ki, inkarın ve küfrün en büyüğüdür. Küçük şirk ise bâzı iş ve fiilleri icra ederken Allah dışında kişilerin rızasını da hesaba katmaktır. Riyakarlık, ikiyüzlülük bu cümledendir.”

          Peygamber, ümmeti adına şirkin en çok bu sinsi türünden korktuğunu söylemiş ve bu şirk türünü tanıtırken şöyle buyurmuştur:

          “Ümmetim adına en çok korktuğum şey Allah’a şirk koşmaktır. Ancak benim söylediğim, onların Güneş’e, Ay’a, puta tapmaları değildir. Benim korktuğum bu şirk, Allah dışındaki şeylerin hoşnutluğunu gözeterek ameller yapmak ve bir de gizli şehvettir.” (İbn Mâce, zühd, 21)

          Şunu asla unutmamalıyız: Din adı altında dinsizliğin en zehirlisini sahneleyenler, dine karşı olanlar değil, dinin savunucusu olduğunu iddia eden Allah ile aldatma sahtekarlarıdır. Birçok insanı dine-Allah’a düşman hale getirenler de bunlardır.

          Birlik ve kucaklaşmaya giden yol, bilgi ve bilinçten geçer. Bu yüzden, mürşit kılıklı müşriklerin belirgin özelliklerinden biri de bilgi, bilinç ve düşünce düşmanlığıdır.

          Mürşit patentli müşrikler yüzünden tam bir mahşer paniği yaşıyoruz. Mürşit kisveli müşriklerin şaşmaz, değişmez bir tek birlikteliği vardır: Siyaset ve saltanat çıkarları uğruna, adına Siyasal İslam denen dinciliğin öncülüğünde ve şemsiyesi altında toplanıp nimet ve imkanları paylaşmak. Onlar paylaşırken ülke ve kitle çürüyüş ve tükeniş sürecine girer.
          Halil Ay

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #6
            ALLAH İLE ALDATMANIN TEMEL DAYANAĞI:

            DİNE YALAN SÖYLETMEK

            İslam dünyası, o arada Türkiye, İslam’a yalan söyletmenin ağır ve kahırlı faturasını ödemektedir. Bulunduğumuz noktadaki zihin ve ruh halimize bakılırsa bu fatura ödeme süreci daha uzun süre devam edeceğe benziyor.

            İslam dünyasının durumu gerçekten çok kötüdür. Ve bu ‘çok kötü’nün en kötü yanı da durumun kötü olduğunun henüz bilincinde olmamamızdır.

            Dinde olmayan birçok haram, sevap, dokunulmaz alan, kural, ibadet icat edilmiştir. ‘Dindarlık’ yapay kutsallara saygıyla eşitlenmiştir. Bu durumda, Allah ile aldatanların anladığı anlamda ‘dindar’ olduğunuzda gerçek dinin dışına çıkarsınız. Onların anladığı gibi ‘dindar’ olmadığınızda ise ‘dinsiz’ diye damgalanırsınız. Tezgah işte böyle kurulmuştur.

            Bugünkü İslam dünyasında ibadetler imanın belirişi olmaktan çıkmış, inadın tatminine dönüşmüştür. Bunun içindir ki cami sayısı arttıkça dinden beklenen rahmet ve bereketin paydası düşmektedir. Allah, İslam dünyasına, özellikle Türkiye’ye, âdeta cami sayısıyla orantılı olarak tokat atmaktadır.

            Allah’tan başkasına teslim olmama anlamına gelen İslam, Allah dışında her şeye ve herkese teslimiyete dönüştü. Müslüman kitleler, özgürlük pankartları taşıyan kölelere dönüştürülmüştür.

            Sahte dinin sömürüsü pahasına ‘dindar’ olmaktansa, dinsiz kalmayı tercih edin! Çünkü bu takdirde hiç değilse gerçek dinî bulma ümidiniz canlı kalır. Kimseye zor veya garip gelmesin, Kur’an’ın yolu ve buyruğu budur.

            Dinî sömürenlerin Kur’an’dan duydukları rahatsızlık, dinsizliği bömürenlerin duydukları rahatsızlıktan birkaç kat daha fazladır.
            Halil Ay

            Comment

            • dost1
              Site Yöneticisi
              • Sep 2008
              • 1905

              #7
              ALLAH İLE ALDATMANIN SİVİL DESTEK KURULUŞLARI

              “Beni bir kez aldatırsan sana yazıklar olsun; beni iki kez aldatırsan bana yazıklar olsun.”(Çinli bilge Sun Tzu)



              Türk insanına yönelik Allah ile aldatma faaliyetine alt yapı oluşturan ve bunun için de sürekli dinci söylemler kullanan bâzı dinci gruplar ve etki imkanları şöyledir:

              Millî Görüş örgütü:

              37 yayın, 330 dernek, 33 vakıf, 8 dershane, 48 şirket...

              Fethullahçılar:

              16 yayın, 23 dernek, 220 vakıf, 24 pansiyon, 570 dershane ve okul, 96 şirket...

              Süleymancılar:

              6 yayın, 2100 dernek, 14 vakıf, 1750 pansiyon ve kurs, 28 şirket...

              Şiddetçi-radikal örgütler:

              89 yayın, 95 dernek, 19 vakıf...

              Muhtelif dinci gruplar:

              100 küsur yayın, 100 küsur dernek, 50 küsur vakıf, muhtelif pansiyonlar ve kurslar...

              Toplam rakamlar:

              170 yayın, 2570 dernek, 316 vakıf, 1780 pansiyon ve kurs, 580 dershane ve okul ile yaklaşık yüz seksen şirket...

              Ekleyelim ki, bu tablo, 2003 yılı itibariyledir. Allah ile aldatmayı en ileri boyutta kullanan AKP’nin iktidar dönemi olan son birkaç yılı da dikkate alarak yeni bir değerlendirme yaptığımızda burada verilen rakamların iki üç katına çıktığını söylemek gerekir.

              Bu sayılanlara siyasal, dinsel, ekonomik hesaplarla destek veren liberal patentli şirket, holding, basın kurumu gibi odakları da eklemeliyiz.

              Türkiye Diyanet Teşkilatı’nın, 700 yüz civarındaki imam hatip okulunun ve otuz civarındaki ilahiyat fakültesinin de büyük ölçüde bu dinci anlayışın güdümünde olduğunu unutmamak zorundayız. Dahası, yüz bin civarındaki cami de Allah ile aldatma harekatında şöyle veya böyle, az veya çok kullanılmaktadır.

              Özetleyelim: Türkiye’de bugün, Allah ile aldatma dinciliğinin ulaştığı ekonomik güç, devletin gücünün çok üstünde kabul edilmek gerekir. Bu gücün aşamayacağı tek ‘karşı güç’ Türk ordusudur. Sebep, ordunun silahlı bir kuvvet oluşudur. Eğer silahı kenara koyarak veya dikkate almayarak düşünürseniz, Allah ile aldatan güç yâni dinci siyaset ve saltanat, Türkiye Cumhuriyeti’nin tartışmasız en büyük gücü olarak kabul edilebilir.

              Türkiye’de rejim, kendisine açıkça kafa tutan bir karşı rejim oluşumuyla yüz yüzedir. Resmî rejimin tek şansı ve avantajı TSK’dır. ABD, AB ve içteki dinci gücün sürekli ve sistemli bir biçimde TSK’ya vuruşunun hikmeti ve sebebi üzerinde şimdi bir kez daha düşününüz.

              Allah ile aldatmanın ulaştığı bu korkunç güç, liberal, özgürlükçü, AB’ci, ABD’ci adlarıyla anılan, esasında ise çıkarlarını vicdan ve insanlık değerlerinin her zaman üstünde tutmuş olan ‘sözde Türk basını’ tarafından da desteklenmektedir.
              Halil Ay

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #8
                ALLAH İLE ALDATMANIN HÜKÜM ODAKLARI
                Dinde teşriî yetki kullanma suçu, İslam dünyasında tarikatlar ve mezhepler tarafından bilerek veya bilmeyerek asırlardır işleniyor. Son zamanlarda buna, din üzerinden siyaset yapanların ‘dinî siyasal parti ile eşitleme’ zulümleri eklendi. Bu zulüm, dinî kendisi ve partisiyle eşitleme ve kendisini Allah’ın vekili, sözcüsü gibi ortaya sürme zulmüdür. Dinci terörün başlangıç noktası da budur.
                Önce, dindarlık, birilerinin alâmeti fârikası ilan edildi. Ardından din baronlukları, din dükalıkları, dokunulmaz-eleştirilmez ‘efendiler, üstadlar, mücahitler’ (!) ve daha neler neler yaratıldı. Bunlara, sâdece ve sâdece peygamberlerin kullanabileceği bir yetki, dinde sözcülük hakkı verildi. Bunun ardından, bunların, halkı ‘iyi dindar, zayıf dindar, günahkar, dinsiz, din düşmanı, mürted’ gibi sınıflara ayırma hakkı kullanmalarına seyirci kalındı.
                Bu zihniyetin Allah ile aldatan tezgahı şöyle işletiliyordu:
                “İslam demek dinden bizim anladığımız demektir. O halde bizim ak dediğimize kara, iyi dediğimize kötü diyenler otomatik olarak İslam dışıdır. Müslümanlık belgesi, bizim defterimize kayıtlı olmanın ta kendisidir. Öteki yollar, İslam’a ve cennete değil, patatese çıkar.”
                Bu talihsiz mantık, bir şer formülü olarak şöyle der:
                “Müslüman vardır ve o biziz; kâfir vardır ve o da bize karşı olanlardır. Ve biz, bize karşı olanlara her şeyi yapma hakkına sahibiz.”
                Türkiye’de, siyasal İslamcılığın devreye girdiği günden beri namaz artık bir meydan malzemesine döndürülmüş, bütün ruhaniyeti, erdiriciliği, saffet ve güzelliği yok edilmiştir.
                Namaz, bugün hâlâ insanları aldatmanın temel araçlarından biri olarak insafsız ve acımasız bir biçimde işletilmektedir.
                Bu Kur’an dışı tahrip oyunu, 2000’li yılların Türkiyesinde hem de TBMM çatısı altında şu Kur’an ve akıl dışı talebin gündem yapılmasına yol açmıştır:
                “Millet, dindar cumhurbaşkanı istiyor.”
                Millet böyle bir şey istemişse bu vahimdir, eğer istememiş de birileri onun adına avukatlıkla söz söylüyorsa bu daha vahimdir. Din adına dinsizlik yapılıyor.
                Kur’an’ın insanlık tarihinde yaptığı en büyük devrimlerden biri, belki de birincisi, takvanın, insanlar arasında bir değer ve üstünlük ölçüsü olmaktan çıkarılmasıdır.
                Tüm dinci zümreler, az veya çok tekfir (başkalarını kafir ilan etme) tezgahını mutlaka işletirler. Bu tezgah, dine karşı olanların kâfir ilan edilmesi değildir; bu tezgah, dinci (dindar değil) kesimin hesaplarına uymayanların din dışı ilan edilip etkilerinin kırılması tezgâhıdır.
                Halil Ay

                Comment

                • dost1
                  Site Yöneticisi
                  • Sep 2008
                  • 1905

                  #9
                  ALLAH İLE ALDATMANIN ÖNCÜLERİ: DİN SINIFI
                  Din temsilcilerinin tarihsel kötülüklerinin eleştirilmesinin bir insanlık görevi olduğu bugün artık herkesçe, hâttâ din temsilcilerinin en önde gelenlerince kabul edilmektedir. Bunun en tipik örneği Katolik aleminin başı Papa’nın dünya önünde insanlıktan özür dileyen bildirgesidir. Benzerlerini diğer din temsilcilerinden de beklediğimizi ifâde ederek, bir basın organında ‘Papalığın Tarihsel Özrü’ başlığıyla yayınlanan deklarasyonu buraya alıyoruz:
                  “Papa 2. Paul ve Vatikan’ın 7 kardinali kilisenin bir günahını dile getirip insanlıktan özür diliyor.”
                  Bu günahları şöyle sıralıyorlar:
                  1. Dinler arası savaşlarla başka kök ve soydan gelen kitlelerin hakları yaralanmış, onların kültür ve inançlarına saygısızlık edilmiştir. Bu savaşların en büyüğü, kuşkusuz, Müslümanlara karşı sürdürülen Haçlı Seferleri’dir. Kudüs’e doğru yürürken her yâni yağmalamış, yakıp yıkmışlardır.
                  2. Engizisyon mahkemelerinde işkence ve katliamlar yapılmıştır.
                  3. Engizisyonun, kilisenin bölünmesinde ve Protestanlığın ortaya çıkmasında tarihsel bir günahı vardır.
                  4. Yahudilere karşı sürekli düşmanca tavır sergilenerek de günah işlenmiştir.
                  5. Amerika’nın keşfinden sonra yerli halk arasında zorla misyonerlik yürütülmüştür.
                  6. Kadınlara ve öteki ırklara karşı eşit davranılmamıştır.
                  7. İnsan hakları çiğnenmiştir.
                  “Papa, ayrıca, Katolik kilisesinin ateistlere karşı tavrından dolayı da özür dilemiştir. Papa, ateizmin de insanlar için bir dinsel inanç gibi hak olduğunu kabul etmiştir.”
                  Bu günahlar ve itiraf listesine, sanıyoruz, son papa 16. Benediktus’un, Hz. Muhammed’le ilgili yaptığı ve o Yüce Peygamberi ‘Ken, Şiddet ve şerrin yayıcısı’ olarak gösteren talihsiz sözleri için de ayrı bir özür ve günah çıkarma deklarasyonunun eklenmesi gerekir. İtiraf edelim ki, İslam dünyasının da bu anlamda dileyeceği epey özür vardır.
                  Halil Ay

                  Comment

                  • dost1
                    Site Yöneticisi
                    • Sep 2008
                    • 1905

                    #10
                    DİNCİYİ DİNDAR YERİNE KOYMA ALDATMACASI
                    Toplumumuzun temel sıkıntılarından biri de dindar-dinci ayrımında kilitlenmiş bulunuyor.
                    Dincilik (veya siyaset dinciliği); dinî, çıkar, koltuk, baskı, egemenlik aracı yapan bir sanayi koludur. İşin esası bakımından ne dinî vardır ne de imanı. Onun dinî-imanı, Tanrısı, ibadeti hep çıkarı ve hesabıdır.
                    Dincilik, tarihin en verimli ama en zalim iş kollarından biridir. Dinci ise bu sanayi kolunu meslek edinmiş olanların adı-unvanıdır.
                    Nedir dindar ve nedir dinci? Ana hatlarıyla görelim:
                    Dindar, her şeyden önce, dinî Allah’a varmanın, O’nun hoşnutluğunu kazanmanın, daha iyi ve daha yetkin insan olmanın yolu ve kurumu bilen ve bu anlayışla yaşamaya çalışan insandır. Bunun içindir ki, dindarın temel meselesi daha iyiye ve daha güzele ulaşmaktır.
                    Dinci için en büyük sıkıntı, dindarın varlığıdır. Çünkü dindar, başkalarının mutlu olmasını, cennete gitmesini sevinçle karşılamanın da dinin gereği olduğunu söylemektedir. Bu söylem, dinciyi çok öfkelendirir.

                    Dindar için din, daha çok sorumlu olmanın, daha çok paylaşmanın, daha çok fedakarlığın yoludur. Dinci için ise din, başkalarından daha çok almanın, başkalarını daha rahat itham etmenin dokunulmaz ve eleştirilmez kurumudur. Bu yüzdendir ki, dincinin elinde din bir ıstırap ve kahır kurumuna dönüşür ve insan haklarını çiğnemenin kutsal aracı yapılır.
                    Gıybet etmek, Allah’ın kurallarına suç ve ayıp bulmak, en küçük bir kızgınlık anında onları cehenneme göndermek dincinin âdeta alameti farikasıdır.
                    Dindar, ‘yaratılanları Yaratan’dan ötürü’ sever; dinci ise yaratılanları Yaratan’dan nefret ettirmek üzere rahatsız eder. İslam’ın vicdan adamlarından biri olan Muhammed İkbal (ölm. 1938), dinciden söz ederken onun sâdece dünyayı değil, cehennemi bile berbat edebilecek bir yaratık olduğuna dikkat çeker.
                    Dinci, çıkarına ters düşen hiçbir şeye ve hiçbir kişiye vefa göstermez.
                    Dincinin yoksun olduğu şeylerin başında ahde vefa gelmektedir. Bu tespitin bir uzantısı olarak, dindar, kıymet bilir, şükran bilir insandır. Dinci ise nankördür.
                    Emin olmayanın imanı olamaz. Bu bizzat, Hz. Muhammed’in bir beyanıdır.
                    Yüzlerce günahınız olabilir, yine de Müslüman olursunuz ama emin insan değilseniz, tüm zamanınız namazla-niyazla geçse de Müslüman olamazsınız. Çünkü emin olmamak, riyakar olmanın diğer adıdır. Riya ise, Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in açık beyanlarıyla şirktir.
                    Günahtan korkma, şirkten kork. Çünkü Allah, günahını itiraf edip boyun bükenleri affedecektir. Ama şirke bulaşanları asla affetmeyeceğini açıkça bildirmiştir. Evet, günahtan değil, şirkten kork, yâni olduğun gibi görenmemek veya göründüğün gibi olmamaktan kork!
                    Halil Ay

                    Comment

                    • dost1
                      Site Yöneticisi
                      • Sep 2008
                      • 1905

                      #11
                      ALLAH İLE ALDATANLARIN ‘TAHAKKÜM TEOLOJİSİ’
                      Allah ile aldatanlar dokunulmaz, eleştirilmez bir ‘tahakküm teolojisi’ oluşturmuşlardır.
                      21. yüzyıla egemen olacak din eksenli kutuplaşmayı başlatmadan önce İslam’ı, dünya önünde hiçbir itibara sâhip olmayan bir kabile dinine döndürmeyi planladılar ve bunda büyük ölçüde başarılı oldular. Onun ardından, ‘Medeniyetler Çatışması’ adı altında bir Haçlı-İslam savaşı başlattılar. Bu savaşta yenik düşecek olan baştan belliydi: İslam dünyası.
                      Bu işin başını birinci derecede İngilizler çekti. ‘Medeniyetler Çatışması’ tezinin babası sanılan Huntington, esasında bu fikrin öğrencisidir. Fikrin babasının, İngiliz düşünür ve istihbaratçısı Toynbee (ölm.1975) olduğunu unutmayalım. Huntington, Toynbee’nin resmen ve fiilen öğrencisidir.
                      İngilizler, İslam’ı İslam’la vurma siyasetinde en çok hilafeti kullandılar. Çünkü çöküşün oradan geleceğini ve tek elden kontrol için en emin aracın hilafet aldatmacası olduğunu biliyorlardı.
                      Amerikalı yazar Dr. Gibbons diyor ki: “İngilizler, dünyada toplu halde ne kadar Müslüman varsa kendi hükümleri altında görmek isterler.”

                      Kendi başına kaldıklarında demokrasi sözünü bile dinsizlikle eşanlamlı sayan dinci taife, Haçlı emperyalistlerin fesadıyla o hale geliyorlar ki, yıkmak istedikleri rejim ve yönetimlere saldırırken, Haçlı öncülerinin öğrettikleri sloganı Kur’an ayeti gibi tekrarlıyorlar: “Daha fazla demokrasi isterük.”
                      “Demokrasi istiyordunuz da yıllardır elinizin altında bulunan Suutlara, Katar’a, Umman’a, Bahreyn’e neden demokrasi getirmediniz de Irak’ı yerle bir etme pahasına demokrasi istiyorsunuz?”
                      Haçlılar, önce Müslüman’ı çağdışı hale getiriyor, ardından da “Böyle olmaz; ben bunu düzelteceğim” diye muhtarlık yapmaya başlıyorlar. Kural ve kader hep aynı: Muhtarlık Haçlı’dan, finans ve hizmet Müslüman’dan.
                      ABD’nin Marshall Yardımı, Müslümanı kendi yurdunda vurdu. Marshall Yardımı’nın Köy Enstitüleri’ni kapatma şartına bağlanması bile bizi yönetenleri uyandırmaya yetmedi.
                      Müslümanların kendi dinleriyle vurulmalarının ve kendi dinlerini yanlış anlamalarının yarattığı ıstıraplar, İslam düşmanlarının vücut verdiği kahırlardan çok daha büyük olmaktadır. Ve bu, asırlardır böyle olmaktadır.
                      Kur’an’ın son vahyedilen ayeti (Mâide, 3), dinin adının Allah tarafından İslam konduğunu, mükemmel hale getirildiğini, tamamlandığını ve bunun ismi üzerinde de oynanmaması gerektiğini söylüyor.
                      Şeriati bir devlet şekli gibi sunuyorlar. Oysaki, Kur’an, ima yoluyla bile bir devlet şekline temas etmiyor. Onu insan aklına bırakmış. İslâm devleti tabiri, siyasal İslamcı istismarın bir uydurmasıdır. Kur’an’da böyle bir tabir yok. İslâm evrensel ve ölümsüz ilkeler bütününün adıdır. O halde İslam’ın devleti olmaz, Müslümanların devletleri olur. Gerçek bu olunca da onlarca, yüzlerce devlet şekli bulunacaktır.
                      Ağzını açan herkesi, Allah ile susturmaya kalkanlar, din elbisesini bütün topluma tersine giydire giydire Müslümanları felaketlerin kucağına ittiler. Elbise mükemmel elbise ama giyen tersine giydiği için sahibini vezir etme yerine rezil ediyor. Ve bu rezilliği gören gayrimüslim kitleler İslam’dan da Müslüman’dan da nefret ediyor.
                      İnsanımızın Allah ile aldatılıp saptırılmasında bir numaralı araç sahte dindir. Bu aracın kullanımına son vermez isek dirilişimiz mahşere kalır.
                      Halil Ay

                      Comment

                      • dost1
                        Site Yöneticisi
                        • Sep 2008
                        • 1905

                        #12
                        ALLAH İLE ALDATMA ARACI OLARAK KORKU
                        Allah ile aldatma odaklarının olmazsa olmaz dayanaklarından biri de dine egemen kıldıkları korkudur.
                        Korkuyu egemen kılmanın en kalıcı ve güvenli yolu ise Allah’ı korku objesi haline getirmek ve bunu dinde ülkeleştirmektir. Ve bu yapılmıştır. Hem de çok erken devirlerde.
                        Dil açısından “Takva, bir şeyi kendisine sıkıntı ve zarar verecek şeyden korumaktır.”
                        ‘Korkulacak şeyden sakınmak’ başkadır, ‘korkmak’ başkadır. Birinci anlamdan yola çıktığınızda dine, Allah’a ve insana bakışınız başka olur, ikinci anlamdan hareket ettiğinizde başka olur. Birinci anlama göre Allah bir korku ve dehşet objesidir, ikinci anlama göre ise bir sakındıran, koruyan, acıyan ve uyaran kudrettir.
                        Dinî ve Allah’ı korku aracı haline getiren geleneksel korkucu din anlayışı, takva konusunda bilimsel açıdan da yanlışlar içindedir.
                        Halil Ay

                        Comment

                        • dost1
                          Site Yöneticisi
                          • Sep 2008
                          • 1905

                          #13
                          ALLAH İLE ALDATMANIN AFOROZ MEKANİZMASI
                          Allah ile aldatanlar, eleştiri kabul etmez. Kabul ettiği anda kendini inkar etmiş olur. İddiaları akıl ve din dışı da olsa o, ısrarla dinin temsilcisi ve göstergesi olarak kendini öne çıkarır. Dinin savunucusu da odur.

                          Allah ile aldatanları eleştirdiğiniz anda din dışı ilan edilirsiniz. Din dilinde buna ‘aforoz’ denir. İslâm’da din sınıfı olmadığı için aforoz da yoktur. Ancak bu, işin nazari yanıdır. Gerçekte İslam ülkelerinde aforozun en kahırlısı işletilmektedir.
                          Aforozculuğun kurumsallaşmasına çağımızda entegrizm denir. Ünlü Fransız düşünür, siyaset ve bilim adamı Roger Garaudy, İslam dünyasında entegrizmi en iyi niceleyen düşünce adamı oldu.
                          Halil Ay

                          Comment

                          • dost1
                            Site Yöneticisi
                            • Sep 2008
                            • 1905

                            #14
                            AFOROZUN KANSERLEŞMESİ: ENTEGRİZM
                            Entegrizm, Garaudy’nin eserlerinden birinin adı.
                            Entegrizm, Allah ile aldatanların tutuldukları temel hastalıklardan da biri. Taassubun kanserleşmesi diye tanıtabileceğimiz entegrizmin ne olduğunu ve Garaudy’nin bu kanserin İslam dünyasında vücut verdiği belaları nasıl fark edip nasıl ifadeye koyduğunu kısaca görelim.
                            Yobazlık, inat, dışa kapalılık ve dar kafalılığın kanserleşmesi olarak tanıtabileceğimiz entegrizm, Garaudy’ye göre bir kültürel intihardır.
                            Şöyle diyor Garaudy:
                            “Suut idarecilerinin ana meşgalesi, Batı’ya olan tam bağlılıklarını gizlemektir. 1928’de krallığını kuracak olan Abdülaziz, daha 1913’lerde iken Büyük Britanya siyasetinin izinden gidecek, bunun karşılığı olarak da Büyük Britanya onu gerektiğinde koruyacaktı. Biri için koruyucu olmaya, diğeri için ise uslu olmaya dayalı bu ilişkiler 1927’de Cidde Antlaşması ile yenilenir. İngiltere, taahhüdünde durur; 1948 Katif silahlı ayaklanmasını ezer.”
                            “Bundan altmış sene sonra, İran devrimi ertesinde, Reagan, ‘Suudi Arabistan’ın yeni bir İran haline gelmesine asla müsaade etmeyeceğiz’ beyanında bulunur. 1990Ağustosunda Suudi yöneticileri, sömürgeciliğin hizmetinde olduklarını tamamen açığa vururlar.”
                            “Halktan kaynaklanmayan ve siyasal bir temeli olmayan bu rejim, tam dört çeyrek asırdır, önceleri İngiliz ve bugün ise Amerikan himayesi ile ayakta durabilmektedir.”
                            Hırsızın elini keserek ‘şeriatı uyguluyor’ olduğunu sanmak, Suudi Arabistan’a has bir durumdur.
                            Ürkütücü cezaların Suudi buyurucuları sâdece ve sâdece küçük suçluları yakaladıkları için sistemin ikiyüzlülüğü apaçık ortaya çıkmaktadır. Zira, silâh siparişleri veya büyük işlerin kotarılması için Batı’nın büyük firmalarından ‘masa altından’ 500 milyon dolar alan ve gayri meşru yoldan elde edilen bu servetleri ABD’de yapılan milyonlarca dolarlık plasmanlarla gizleyen, Divone kumarhanelerinde veya Marbella içki alemlerinde dağıtan prenslerin ellerinin kesildiği bugüne kadar hiç görülmemiştir.
                            Garaudy’nin yakındığı bu, ‘İslam’ı çürüten yozlaşma’, bugün artık tüm İslam dünyasını sarmış bulunuyor.
                            Yakın tarihe değin, Türkiye bir istisna idi. BOP operasyonlarıyla ve BOP eşbaşkanı AKP’nin ABD ve AB güdümlü tahribatıyla o istisnanın da işini bitirmek istiyorlar.
                            Halil Ay

                            Comment

                            • dost1
                              Site Yöneticisi
                              • Sep 2008
                              • 1905

                              #15
                              İMANA KİM ONAY VERECEK?
                              İmana onay, din meselesinin en hassas konusudur. Bu onay hakkını Allah’ın dışında birilerine kullandırmaya kalktığınız anda din adına en zehirli dinsizliği yapmaya başlarsınız. Akıl almaz, sonu gelmez hatalar, zulümler birbirini izler.
                              Bir düşünün, yıllar ve yıllar, ‘Allahsız, komünist, münkir, din düşmanı’ damgası yemiş bir Nazım Hikmet, yıllar sonra bakıyorsunuz, Bükreş’te bir gece, mihmandarından kendisini camiye götürmesini istiyor.
                              Ünlü müzisyen Cem Karaca’nın yıllar ve yıllar, Ermenilik, solculuk, dinsizlik ve imansızlıkla suçlandığını yakından izledim.
                              8 Şubat 2004 günü hayata gözlerini yumduğunda basın onun vasiyetini açıkladı. Şunu vasiyet ediyordu rahmetli Cem:
                              “Namazımın Üsküdar’daki Seyit Ahmet Camii’nde kılınmasını istiyorum. Cenazemde alkış ve tören istemiyorum; sâdece dinî vecibelerin icrasını istiyorum...”
                              peki, ona yıllarca dinsiz-imansız damgası vuranlar yaptıklarının hesabını kime, nasıl ödeyecekler?
                              Kur’an’ın dinî; ruhbanlığı, din sınıfını, Allah ile kul arası aracılığı kabul etmediğine göre, imana, sâdece Allah onay verecektir.
                              Allah’a teslimiyet, Allah katında Müslüman olmanız için yeterlidir ama, Allah ile aldatan fesat dincileri için yeterli değildir.
                              Halil Ay

                              Comment

                              Working...