KISAS: (İmansızların müslümanları döndürmek için kullandıkları ayet: bakara-178

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #1

    KISAS: (İmansızların müslümanları döndürmek için kullandıkları ayet: bakara-178

    Allah’ın selamı üzerinize olsun.

    Sevgili kardeşlerim,

    Kısas konusu, özellikle imansızlar tarafından, Müslüman kardeşlerimizi avlamak için çok sık gündeme getirilir.

    İnsan hakları, medeniyet, çağdaşlık adı altında kuranı küçük düşürmek için bu kısas konusunu çok işlerler.

    Modern hukuk diye insan icadı hukuklarla; kısasın aksine hükümler koyarak, güya adaleti temin ettikleri ve kısasın çağdaş olmadığı iddialarını ortaya atarlar.

    Özelliklede BAKARA 178.ayeti aleyhte delil olarak kullanarak; “hüre karşı hür, köleye karşı köle, dişiye karşı dişi” deniyor, böyle ilkellik olmaz! diye başlayıp aşağıdaki sorularla Müslümanları sıkıştırmaya ve dinden çevirme çalışmalarına devam ediyorlar.


    İMANSIZLARIN TUZAK SORULARI;

    1- Hür birisi cinayetle bir köleyi öldürürse; bu hür yerine, köleye karşı başka köle kısas edilecek öylemi?
    2- Yani öldüren hür olduğu için ona dokunulmayacak, bir köle bulunarak kısas ona uygulanacak öylemi?
    3- Bu mantıklımı sizce?

    İMANSIZLARIN BU SORULARLA VARDIĞI SONUÇ:

    Bakın kuran böyle çağdışı, mantık dışı bir kitap. Aklınızı kullanın, bırakın şunu!

    Diğer dişi ile ilgili olarak ta benzer sorular varsada, bu kadarı konuyu anlatmaya yettiği için diğerleri atlanacaktır.

    BAZI MÜSLÜMANLARIN DURUMU:

    Bu soruyla karşılaşan ve kuranı bilmeyen Müslüman kardeşimiz, buna cevabı olamadığı gibi, aksine sorudaki iddilalar kendisine de mantıklı geliyor ve kafası karışabiliyor.

    Yine bu tip başka konularla da bu müslümanın karşısına çıkan imansızlar, müslümanı mantık kıskacına alarak dinden döndürebiliyorlar.

    İşte, Müslüman kardeşlerimiz, kuranı tam olarak okuyup, anlamak için çaba göstermeden dini yaşamaya çalışınca, bu durum imansızların arasında olan çoğu için kaçınılmaz oluyor.

    Kendilerine alim diyen ve dedirten zalimlerimiz ise Müslümanları; “kuranı siz anlamazsınız, onu ancak peygamber ve onun mirasçıları olan alimler açıklar, siz bunları uygulayın yeter!” diyerek, müslümanın kuranla irtibatını kesince bu sadece dinin yaşanamamasının küçük bir örneği oluyor.

    Bu, kurandan uzaklaştırılma yüzünden, dinden dönmeyenler olsa dahi, dini; kuranı merkeze alarak, yaşam biçimini belirleyecek şekilde yaşamayan kişiler oluşuyor ve fakat aslında atalar dini yaşayan kimseler olduğunu göremeden Müslüman olarak yaşadıklarını sanma yanlışıyla hayatlarına devam ediyorlar.

    İmansızların yanı sıra ve hatta onlardan daha büyük tehlike olarak; insanları kurandan uzaklaştıran bu zalimlere dikkat edilmelidir, uyanık olunmalıdır.


    Bu kısımdaki kimselerle ilgili tehlikelere inşallah devam yazımda değineceğim.

    [i]Daha sonra; kısas konusu ile ilgili olarak; gerek konferanslarda, gerek tartışma ortamlarındaki anlatımlarımdan özetlediğim; yurt içinde ve dışında imansızların kurdukları sitelerde; kısas konusu ile ilgili her yerde asmaya çalışarak, kısasın ilkelliği iddialarının yanlışını hem onlara hem de oraya girerek onlara kanabilecek kimselere göstermek için astığım biraz uzunca sayılabilecek bir yazım vardı, onu bulmaya ve buraya asmaya çalışacağım.

    İnşallah burada da asınca; tam bilgisi olmayan Müslüman kardeşlerimin bu ciddi konuyu sabırla sonuna kadar okumalarını ve bu konuda bilinçli olmalarını; kısasta hayatın olduğunu göğüslerini gere gere anlatmalarını bekliyorum.

    Saygılarımla…
    aorskaya
    Last edited by aorskaya; 15. August 2012, 05:08 PM.
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #2
    Selamun aleyküm,

    kısasla ilgili çelişkili rivayet örneği ve kuranı terk ederek, rivayetler dini yaşatmak isteyenlerin çıkmaza düşmeleri yüzünden, daha önceki yazımda belirttiğim tehlikeli kabulleri anlatmaya çalışacağım.

    MÜSLÜMANLARIN; KURANI TERK EDEREK RİVAYETLER SARMALINA GİRMESİ HALİNDE NASIL REZİL DURUMA DÜŞECEKLERİNİ AŞAĞIDA AYNI KONUDA BİRBİRİYLE ÇELİŞEN RİVAYETLER ÇOK İYİ ÖRNEKLEMEKTEDİR.

    BU RİVAYETLERE GÖRE MÜSLÜMANLAR NASIL KISAS YAPABİLECEKLERDİR, ÇÖZÜMÜ OLAN BUYURSUN!

    1 - (KATİL KİM OLURSA OLSUN KISAS UYGULANIR) DURUMUNA ÖRNEK:

    Bundan dolayı kasden bir insan öldürmenin asıl gereği kısastır.

    "el-katlâ" kelimesi çoğul ve başında lâm-ı tarif bulunduğundan, kasden ve haksız yere öldürülenlerin hür, köle, erkek, dişi, müslüman ve müslümanların himayesinde bulunan diğer din mensuplarının hepsini kapsamaktadır.
    Her birinin katili kim olursa olsun, karşılığında kısas yapılır. Açıklanacağı üzere, kısası düşürme sebebi olan af veya anlaşma olmadıkça bu kısasın uygulanması, bütün iman edenlere farzdır.

    Özellikle hür hüre, köle köleye, dişi dişiye, yani bir hür bir hürü, bir köle bir köleyi, bir dişi bir dişiyi öldürdüğü zaman, öldürülen hür karşılığında o katil hür, öldürülen köle karşılığında o katil köle, öldürülen dişi karşılığında o katil dişi, kısaca her öldürülen kimsenin karşılığında kendi katili aynı şekilde öldürülür. Bu öldürme yeterli bir kısas olur. Cahiliye devri âdeti gibi şeref ve kıymet davasıyla katilden başkasının öldürülmesine kalkışılmaz.
    Bu kayıtlar, âyetin nüzul sebebi olan olayda olduğu gibi, katilden başkasının öldürülmesinden kaçınılması içindir. Bundan başka bir mefhûm-i muhalifi kastedilmiş olmadığında ittifak vardır.


    2- (KÖLESİNİ ÖLDÜREN KATİLE VE GAYRİMÜSLİMİ ÖLDÜREN MÜSLÜMANA KISAS UYGULANMAZ) DURUMUNA ÖRNEK:
    Bununla beraber İmam Malik ve İmam Şafiî hazretleri, erkek ve dişi arasında fark olduğu görüşünde bulunmadıkları ve öldürülen bir hür karşılığında katil köleyi kısas yoluyla öldürmeyi yeterli gördükleri halde, öldürülen bir köle karşılığında bir hürün ve öldürülen bir gayri müslim karşılığında müslümanın öldürülmesini caiz görmemişlerdir.


    (Fakat bunu, bu âyetin mefhûm-i muhalifinden de çıkarmamışlardır.
    Çünkü "dişiye dişi"nin mefhûm-ı muhalifine mutlak olarak, "köleye köle"nin mefhûm-i muhalifine bir yönden itibar etmediklerinde söz yoktur.
    Buna karşılık "Hüre hür"ün mefhûm-i muhalifinin geçerli olması da çelişki olur. )

    Ancak her iki İmam da bu hususta Hz. Ali'den rivayet edilen şu hadislere dayanmışlardır.

    Buyurmuştur ki:
    1- "Bir adam kölesini öldürmüştü. Resûlullah ona celde vurarak bir yıl sürgüne gönderdi. Kaved yani kısas yapmadı."
    2- "Müslümanların himayesinde olan bir gayri müslim karşılığında müslümanın, bir köle karşılığında hür kimsenin öldürülmemesi sünnettendir."


    Bir de, "Hz. Ebu Bekir ve Ömer, köle karşılığında hürü öldürmezlerdi, ashabdan buna itiraz eden de olmamıştır." diye delil ileri sürmüşler ve bunu organ kısasına kıyas etmişlerdir.
    ÖZET SONUÇ:

    Her okuyanın rahatlıkla göreceği gibi astığım tefsirde bu kısımlar hemen dikkati çekmektedir.

    Dolayısıyla burada; Kuran “Cana karşılık can, göze karşılık göz…” diye devam eden ayetle de pekiştirdiği gibi; bir kimsenin (dikkat edin, müslümanın denmiyor, bir kimsenin deniyor) canını haksız yere alan kim olursa olsun, (o kimsenin velisi tarafından affedilmedikçe ) kısasa tabi olacaktır.

    Ancak; yukarıda rivayetlerde [/b]H[b]z. Ali başta olmak üzere, peygamber efendimize, Hz. Ömer’e, Hz. Ebubekir’e, imam Malik’e ve imam Şafi’ye iftira durumu ortaya çıkmaktadır. İşte bu nedenle, sahih kaynaklardan olduğu iddia edilse dahi hadis, sünnet ve rivayetler konusunda dikkatli olunmalıdır diyorum.

    KURANI TERK EDİP, RİVAYETLER DİNİ YAŞAYANLARA SESLENİYORUM:

    Buyurun şimdi, işinizi biraz daha kolay kılarak cevabınızı bekliyorum.

    Siz, hangi düşüncedesiniz cevaplayınız.
    1-Katil kim olursa olsun (af edilmedikçe) kısasmı edilmelidir?
    2- Köle öldüren Köle sahibi yada gayrimüslim öldüren Müslüman birine kısas uygulanamzmı?

    Lütfen nedenlerinizle birlikte cevaplayın.

    ...DEVAM EDECEK...

    saygılarımla...
    aorskaya
    Last edited by aorskaya; 15. August 2012, 05:19 PM.

    Comment

    • Zinedov
      Katılımcı Üye
      • Aug 2012
      • 68

      #3
      Bakara 178 deki Q-S-S kelimesinin Bakara 180, 181, 182...... ile ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Bir HESAP meselesi olabilir.
      www.facebook.com/zinedov

      Comment

      • aorskaya
        Uzman Üye
        • Aug 2009
        • 932

        #4
        Zinedov Nickli Üyeden Alıntı
        Bakara 178 deki Q-S-S kelimesinin Bakara 180, 181, 182...... ile ilgili olduğunu tahmin ediyorum. Bir HESAP meselesi olabilir.
        Selamun aleyküm,

        sevgili kardeşim, "nasıl bir ilgi kurduğunuzu görebilmemiz için" yazıyı açarak düşüncenizi paylaşmanız mümkünmüdür?

        saygılar
        aorskaya

        Comment

        • Zinedov
          Katılımcı Üye
          • Aug 2012
          • 68

          #5
          aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
          Selamun aleyküm,

          sevgili kardeşim, "nasıl bir ilgi kurduğunuzu görebilmemiz için" yazıyı açarak düşüncenizi paylaşmanız mümkünmüdür?

          saygılar
          aorskaya
          Mesajımda belirttiğim gibi bu -şimdilik- yalnızca bir tahmin. Henüz vakit bulup da detaylı inceleyemedim. Konusu açılmışken söylemek istedim çünkü böyle bir tahmini söylemek bile tahmini görenlerden ayetleri iyi bilenlerin ve araştırmak isteyenlerin farklı bir bakış açısı edinmesini ve aynı ayetlere farklı bakmalarını sağlayabilir.
          Last edited by Zinedov; 17. August 2012, 03:54 AM.
          www.facebook.com/zinedov

          Comment

          • aorskaya
            Uzman Üye
            • Aug 2009
            • 932

            #6
            Selamlar,

            Başka konular öncelikli olarak araya girdiğinden bu yazıma devam edememişken, başka bir başlık altında, "piramid" kardeşimizin Bakara 178. ayetinin insanlarla ilgili olmayıp, hayvanlarla ilgili hüküm içerdiğini iddia etmesi üzerine önce bu iddiaları cevaplayıp daha sonra sadece bu ayeti değil, bireysel suçlarda uygulanmak üzere kuranda yer alan kısas cezasını genel hatları ile anlatacağım inşallah.

            Şimdi kardeşimizin yazısını hiç atlama yapmadan cevaplamak üzere olduğu gibi buraya alıntılıyorum:

            pramid Nickli Üyeden Alıntı
            İşte tahlil edeceğimiz kısas ayeti:

            2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.


            Öncelikle kısasقصاص ne demek onu öğrenelim:

            adil öc, adil intikam

            * Yukarıdaki ayeti nasıl yorumlamalıyız? "Vay anam sen misin benim annemi öldüren" diye olaydan bir haber anneyi mi öldüreceğiz? Ya da sen benim kölemi öldürdün ben de senin köleni öldüreceğim mi diyeceğiz?


            فَمَنْ

            femen

            ve her kim

            عُفِيَ

            ‘ufiye

            affedilirse

            لَهُ

            lehu

            ona

            مِنْ أَخِيهِ

            min eḣîhi

            kardeşinden

            شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ

            şey-un fettibâ’un bilma’rûfi veedâun ileyhi bi-ihsân(in)

            bir şey bilinenlere uyun ve ona güzellikle ödeme yapın

            Yukarıdaki ayetin ortasında kardeşi (ehihi) tarafından bağışlanan suçlu anlatılıyor. Daha sonra aynı suçlu kişinin ihsan ile ödeme yapması isteniyor. Bundan sonra da haddi aşmaması isteniyor. Yusuf Suresinde “kişinin velisi” olarak farklı bir kelime kullanılmıştır. Ayetin muhteşemliği de “ey insanlar” olarak değil “ey iman edenler” olarak gelmiştir. Şu da unutulmasın ki “Müminler kardeştir.”. Ayetteki kardeşi “iman ederek kardeş olmuş davalılardır Aksi halde kardeşi olmayan adam ne yapacak kime gidecek gibi abuk sabuk fıkh-i soru ve sorunlar ortaya çıkacaktır.


            Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor. Buradaki ;

            HÜR: kimseye bağlı olmayan, şimdiki ev hayvanları benzeri gibi atıl eşya, meyvesi olmayan ağaç, tarla sürmeyen öküz,

            ABD: (ra-ga-be= köle değil) olanlar ise insanların ihtiyaçları için beslenen hayvanlar gibi çalışılıp para kazanılan eşya, meyve veren ağaç, tarla sürebilen öküz gibi.

            UNŚE:diye çevrilen kelime (unśe) ise dişidir. Aynı kelimenin çoğuluna (unśeyeyn) 6:143 ve 6:144. ayetlerde rastlıyoruz ve bu ayetler de hayvandan bahsediyor. Artı 75:39 ayetinde Allah cinsiyetleri dişi (ünse) ve erkek (zeker) diye aynı kelime ile veriyor. Zarara uğratılmış mallar eğer birilerinin geçim kaynağı ise, ödenecek tazminat o eş değer yani kısasta olmalıdır. (yani adil bir ödeşme)

            Kuran’da kullanılan nefs ise sadece insan değil bütün canlıları ifade etmek için kullanılmıştır:

            17:33 Ve la taktülün nefselletı harramellahü illa bil hakk ve men kutile mazlumen fe kad cealna li veliyyihı sültanen fe la yüsrif fil katl innehu kane mensura

            Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana(nefs) kıymayın. Kim haksız yere katlederse, biz onun velisineyetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.

            ولي(veli) : koruyucu; yardımcı; dost; mirasçı

            Veli ile ehl (aile) aynı şey değildir:

            27:49Kalu tekasemu billahi le nübeyyitennehu ve ehlehusümme le nekullenne li veliyyihıma şehidna mehlike ehlihı ve inna le sadikın

            Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: "Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz sonra da ehline; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz."

            Burada EHL’in karar mekanizmasında yardımcı olan kişi olduğunu görüyoruz.

            …felâ yusrif fî-lkatl(i)…

            Ve haddi aşmasın (israf kelimesiyle aynı kök) cinayette / öldürmede

            Öldürmede israf nasıl olacak? Ailesini de öldürmeyin mi demek isteniyor? 4:92’e kimseye verilmiş bir yetki yok fakat 2:178’de var. Bu da bu ayetin de hayvanlardan bahsettiğini doğrulamaktadır. Doğru çeviri:

            Allah’ın yasakladığı cana kıymayın haksız yere. Haksız yere öldürülenlerin VELİSİNE / KORUYUCUSUNA / BAKICISINA biz yetki verdik. O yüzden öldürmede haddi geçmesin. Ona yardım edilmiştir.


            5:32. İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Anolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.


            men katele nefsen biġayri nefsin:
            kim bir nefsi başka bir nefs İLE/iÇİN/YERİNE olmaksızın öldürürse


            bi kelimesinin anlamları: için, ile, (birşey) yerine

            Buradaki ile anlamına gelen “bi” değiş tokuşlarda kullanılan kelime. Yerine gibi. Burada kurtarılan bir insan için öldürülen bir insan anlatılıyor.


            5:33 Allah ve Peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu onlara dünyada bir rezilliktir. Onlara ahirette büyük azab vardır.


            İşte Kur'an karşıtlarının en sık alıntıladığı cümlelerden biri. Bu savaş ile ilgili bir ayet. Allah'a savaş açanların başlarına gelebilecek olanlar anlatılıyor. Burada ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi de yanlış çeviridir.


            خلاف (hilaf) kelimesinin sözlük anlamları:itaatsizlik, reddetme; karşı, tersine, çaprazlama, bir şeye karşıdan bakan

            min ḣilâfin:itaatsizlikten (çaprazlama değil!)

            Ellerin ve kolların da kesilmesi aynı hırsızlık ayetinde olduğu gibi yine mecazi. Bir şey yapamayacak hale gelmek, her türlü güçten kesilmek anlamına geliyor.



            5:45Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffaret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.

            Bu ayetteki anahtar kelime ise sadaka vermek (tesaddeka bihi). Hiçbir yara diğerine eş değildir. Tek gözü olan adamın gözünü çıkaracak olursanız kör kalır, iki gözü de yerinde olan adam ise yalnızca birini kaybeder. İnsan canı sadakayla satın alınacak kadar ucuz değildir. Göze göz, buruna burun ise istisnasız bütün yaralarda kısas (yani adil bir ödeşme) olacağını vurgulamak içindir. Sünnetullah değişmeyeceğine göre Maide suresinde geçen bu ayette hayvanlar üzerinden mal kısası hakkındadır.
            Last edited by aorskaya; 19. October 2012, 07:09 PM.

            Comment

            • aorskaya
              Uzman Üye
              • Aug 2009
              • 932

              #7
              pramid Nickli Üyeden Alıntı
              İşte tahlil edeceğimiz kısas ayeti:

              2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.


              Öncelikle kısasقصاص ne demek onu öğrenelim:

              adil öc, adil intikam

              * Yukarıdaki ayeti nasıl yorumlamalıyız? "Vay anam sen misin benim annemi öldüren" diye olaydan bir haber anneyi mi öldüreceğiz? Ya da sen benim kölemi öldürdün ben de senin köleni öldüreceğim mi diyeceğiz?


              فَمَنْ

              femen

              ve her kim

              عُفِيَ

              ‘ufiye

              affedilirse

              لَهُ

              lehu

              ona

              مِنْ أَخِيهِ

              min eḣîhi

              kardeşinden

              شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ

              şey-un fettibâ’un bilma’rûfi veedâun ileyhi bi-ihsân(in)

              bir şey bilinenlere uyun ve ona güzellikle ödeme yapın

              Yukarıdaki ayetin ortasında kardeşi (ehihi) tarafından bağışlanan suçlu anlatılıyor. Daha sonra aynı suçlu kişinin ihsan ile ödeme yapması isteniyor. Bundan sonra da haddi aşmaması isteniyor. Yusuf Suresinde “kişinin velisi” olarak farklı bir kelime kullanılmıştır. Ayetin muhteşemliği de “ey insanlar” olarak değil “ey iman edenler” olarak gelmiştir. Şu da unutulmasın ki “Müminler kardeştir.”. Ayetteki kardeşi “iman ederek kardeş olmuş davalılardır Aksi halde kardeşi olmayan adam ne yapacak kime gidecek gibi abuk sabuk fıkh-i soru ve sorunlar ortaya çıkacaktır.


              Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor.

              .
              Bakara 178 deki kısas açıklamasını dahi, diğer ayetleri farklı anlamak için yaptığınız özel çabadaki gibi, insanlar yerine hayvanlar yada eşyalara yorumladınız ya size ne denilebilirki artık…

              Demek bu ayet insanlardan bahsetmiyor sonucuna vardınız? Gerekçeniz de;

              “* Yukarıdaki ayeti nasıl yorumlamalıyız? "Vay anam sen misin benim annemi öldüren" diye olaydan bir haber anneyi mi öldüreceğiz? Ya da sen benim kölemi öldürdün ben de senin köleni öldüreceğim mi diyeceğiz?” şeklinde, tam da iman etmeyenlerden çok sık duyduğumuz şekilde traji komik bir şekildedir.

              Halbuki, bakara 178. Ayeti gerçekten konu içindeki yerine koyarak anlamaya çalışsaydın, bu ayetin insanlara yapılacak uygulamayı anlattığını ve böyle denmeyeceğini de görecektin.

              Yine ayetin ortasındaki, suçun bağışlanması ve “ey iman edenler” denmesini de kendine göre fakat aslında hiç de ilgisi olmayacak şekilde bu sözlerine destek olarak yorumlayarak muhteşem tespitini

              “Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor. “ şeklinde yapıyorsun.

              Hayır efendim, bu ayet tam da insanların haksız zararlarının ödettirilmesine yönelik ve insanlara uygulamadan bahseder.

              Burada, bu yazına; yine iyice düşünmeden ve yeterince anlamadan destek veren kardeşlerimizinde ilgili yerdeki yazılarıma bakarak, hem kısasın gerçekte ne olduğu, hem de bakara 178 in açıklamasına bakmalarını ve görüşlerini yazmalarını bekliyorum.

              Bundan sonrasını ise, yine bu başlık altında açıklamaya devam etmem daha uygun olur diyerek, burada açıklamaya çalışayım.

              Selamlar,
              aorskaya
              Last edited by aorskaya; 19. October 2012, 11:28 PM.

              Comment

              • aorskaya
                Uzman Üye
                • Aug 2009
                • 932

                #8
                pramid Nickli Üyeden Alıntı
                İşte tahlil edeceğimiz kısas ayeti:

                2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.

                ......................
                ..............................


                Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor.

                Buradaki ;

                HÜR: kimseye bağlı olmayan, şimdiki ev hayvanları benzeri gibi atıl eşya, meyvesi olmayan ağaç, tarla sürmeyen öküz,

                ABD: (ra-ga-be= köle değil) olanlar ise insanların ihtiyaçları için beslenen hayvanlar gibi çalışılıp para kazanılan eşya, meyve veren ağaç, tarla sürebilen öküz gibi.

                UNŚE:diye çevrilen kelime (unśe) ise dişidir. Aynı kelimenin çoğuluna (unśeyeyn) 6:143 ve 6:144. ayetlerde rastlıyoruz ve bu ayetler de hayvandan bahsediyor. Artı 75:39 ayetinde Allah cinsiyetleri dişi (ünse) ve erkek (zeker) diye aynı kelime ile veriyor. Zarara uğratılmış mallar eğer birilerinin geçim kaynağı ise, ödenecek tazminat o eş değer yani kısasta olmalıdır. (yani adil bir ödeşme)

                Kuran’da kullanılan nefs ise sadece insan değil bütün canlıları ifade etmek için kullanılmıştır:

                17:33 Ve la taktülün nefselletı harramellahü illa bil hakk ve men kutile mazlumen fe kad cealna li veliyyihı sültanen fe la yüsrif fil katl innehu kane mensura

                Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana(nefs) kıymayın. Kim haksız yere katlederse, biz onun velisineyetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
                Yukarıda yazılanları gördükten sonra, bu ayeti anlamaya çalışmadan önce kuranda geçen hür, köle ve kadın (dişi) konularının bilinmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

                Kuranda, “hür” denince özgür kimseler anlaşılırken, “köle” denince bu gün alışılageldiği gibi; “batılıların yada Avrupalıların çalıştırmak dahil her şeyinden faydalanmak üzere istila ettikleri yerlerden tutsak aldıkları ve alım satım konusu yaptıkları, zenci veya diğer insanların aksine; Müslümanlarla savaşan kimselerden esir düşenlerinden; fidye, okuma-yazma öğretme, takas vb. nedenlerle bırakılamayarak, belli eğitim ve güç kazandırıldıktan sonra, yani toplumda kendi ayakları üzerinde durabilecek aşamaya geldikten sonra azad edilmek üzere, ülkedeki koruyucu ailelerin yanına verilen kimselerin anlatıldığı görülür.

                (İslamda alım satım konusu yapılabilen, istila yada başka şekilde elde edilen köleliğe kesinlikle yer yoktur)


                “Kadın yani dişi”yi ise açıklamaya gerek yoksa da, insanların her dönemde kadınları daha aşağı sınıflarda görmek, kabul etmek istemeleri yüzünden ayrı olarak ele alınmaktadır.

                Şimdi, bu açıklamalardan sonra, sayın piramid kardeşimizin hür, köle ve kadın konusunda yaptığı açıklamayı hatırlayalım ve benim anlattıklarımla mukayese edelim. Bunun sonucunda, kurandaki diğer ayetlerden de bu isimlerin kimler için kullanıldıklarını görebiliriz.

                İşte bakara 178 te belirtilen hür, köle ve kadın piramidin tanımladığı hayvan veya eşyalar olmayıp, hepsi de insanlardır. Bu nedenle, kısas vardır.

                Şimdi de ayetleri ve piramidin açıklamalarını yazarak yorumlara devam edelim.

                2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.

                Piramid :
                “Varacağımız sonuç:bu ayet insanlardan bahsetmiyor. “


                Açıklamam:
                Tam aksine, tam da insanlara hitap ediyor. Haksız yere zarar vermelerde, bu tür suçların önlenmesi için en etkili, en kesin ve en adil çözüm, aynıyla karşılık verilmesiyle olur.

                Bu nedenle rabbimiz; “kısasta hayat vardır” demiştir.

                Yoksa; zamanımızda olduğu gibi suçların cezası insanlara bırakılırsa, aynı suç için, farklı ülkelerde farklı cezalar belirlenir. Hatta, aynı ülkede, aynı suç bir zamanda farklı, başka zamanda yine farklı belirlenebilir. Bu da, suç ve ceza kavramlarında, adaletsizliği doğurur ve kabulünü zorlaştırır.

                (Bakara 178. Ayeti tam olarak sonraki yazımda kısasla ilgili asıl çekirdek hükümün açıklamasında ele alacağımdan şimdi yazmaya gerek duymuyorum.)

                Piramid :
                “UNŚE:diye çevrilen kelime (unśe) ise dişidir. Aynı kelimenin çoğuluna (unśeyeyn) 6:143 ve 6:144. ayetlerde rastlıyoruz ve bu ayetler de hayvandan bahsediyor. Artı 75:39 ayetinde Allah cinsiyetleri dişi (ünse) ve erkek (zeker) diye aynı kelime ile veriyor. Zarara uğratılmış mallar eğer birilerinin geçim kaynağı ise, ödenecek tazminat o eş değer yani kısasta olmalıdır. (yani adil bir ödeşme) “

                Açıklamam:
                Türkçede de insanlar ve hayvanlar için dişi-erkek cinsiyet ayrımı vardır. Şimdi, her hangibir cümlede “dişi” hayvanlar için kullanılınca, başka bir cümlede “dişi” kelimesini insanlar için kullanmazlık edebiliyormuyuz? Hayır.

                O halde, bir yerde kullanılan “dişi” kelimesi başka yerde başka bir dişiyi ifade etmek içinde kullanılabilir değilmi?

                Mala yada hayvana zarar verilmesi halinde bakara 178 e uygulanmaz. Çünkü, bu ayette her şeyden önce ölümle sonuçlanan fiil düzenlenmiştir. O halde suçlunun hayvanı öldürmesi yada malı yok etmesi, kullanılamaz hale getirmesi halinde, aynı şekilde suçlunun malına yok ederek yada hayvanını öldürerek kısas olmaz. O halde, bu ayet insanların öldürülemesi halinde (velisi tarafından affedilmedikçe) aynı şekilde suçlununda öldürülmesine hükmeder.

                İşte; "kısasta hayat vardır" sözünü tam kavrayamayan kimseler, kısası ilkel bularak, onun yerine müebbet, ağırlaştırılmış müebbet vb. çeşitli hapis cezaları verirler. Ama, her ülkede aynı suç farklı şekilde süreyle cezalandıralıbailir. Yada aynı ülke de önceleri başka sürede cezalar verilirken sonra bu ceza değiştirilebilir. Bu durumda da ülkeler arasındaki farklılıktan yada aynı ülkede değişik zamanlardaki uygulama farklarından dolayı suçlular arasında adil olmayan sonuçlar yaratılır.

                Haklı bir sebep yokken, birini öldürenin bütün insanlığı öldürmüş gibi kabul edilmesi de kısası destekler.

                Selamlar,
                aorskaya
                Last edited by aorskaya; 19. October 2012, 11:30 PM.

                Comment

                • aorskaya
                  Uzman Üye
                  • Aug 2009
                  • 932

                  #9
                  pramid Nickli Üyeden Alıntı
                  İşte tahlil edeceğimiz kısas ayeti:

                  2:178 Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısasfarz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.

                  ...............
                  .....................


                  …felâ yusrif fî-lkatl(i)…

                  Ve haddi aşmasın (israf kelimesiyle aynı kök) cinayette / öldürmede

                  Öldürmede israf nasıl olacak? Ailesini de öldürmeyin mi demek isteniyor? 4:92’e kimseye verilmiş bir yetki yok fakat 2:178’de var. Bu da bu ayetin de hayvanlardan bahsettiğini doğrulamaktadır. Doğru çeviri:

                  Allah’ın yasakladığı cana kıymayın haksız yere. Haksız yere öldürülenlerin VELİSİNE / KORUYUCUSUNA / BAKICISINA biz yetki verdik. O yüzden öldürmede haddi geçmesin. Ona yardım edilmiştir.
                  Piramid:
                  Öldürmede israf nasıl olacak? Ailesini de öldürmeyin mi demek isteniyor?

                  Açıklama:
                  Öldürmede aşırıya gitmek şöyle olur.

                  Bir toplumda iyi yer edinmiş birisi haksız yere öldürülebilir ve ceza uygulayıcıları katile, normal ölüm dışında acı çektirerek, işkence yaparak öldürmek isteyebilir. İşte, bu şekilde öldürme kısas olmamakta, haddi aşmak olmaktadır. Rabbimiz bunu istemiyor. Ölüme karşılık, en kısa ve acısız yoldan ölüm, kısas budur.

                  Kısas uygulanmakla zaten, suçlu bedelini ödemiş olacağı için kan davası da olmayacaktır. Aksi halde buda kısas olmaz, aşırıya gitmek olur. Kaldıki, kan davalarını önlemek için, kısası zaten ölenin velisi yapmaz. Kısasa karar verecek İslami bir otorite yani mahkeme ve yine bunu uygulayacak yönetim sözkonusudur. Bu da suçluda olsa kısas uygulanan kişinin yakınlarının, kan davası sürdürmesini engellemek içindir.

                  İşte, bakara 178 e göre, suçlu halksız öldürmenin bedelini kendi hayatı ile öder. İman edenlerde, bu hükmü bildiklerinde, haksız yere öldürme eyleminde bulunmaları halinde kendilerininde öldürüleceğini bilirler ve suç her dönem ve her yerde böylece önlenir.

                  Farklı hapis cezaları ile bu tür suçler önlenemez ve nitekim bunun uygulandığı zamanımızda önelenemediği de görülmektedir. Çünkü, katil bir şekilde, hapisten kaçmak, genel af ilanı gibi beklentilere girerek suçu işlemekte karar kılabilir. Ama, kendininde öleceğini bilen az akıllı biri bunu göze alamaz. Dolayısıyla bu tür suçlar, akıllı insanların işleyeceği suçlar olmaktan çıkar.

                  Yani, hayvanlar bakara 178 in konusuna girmez.

                  Selamlar,
                  aorskaya
                  Last edited by aorskaya; 19. October 2012, 11:31 PM.

                  Comment

                  • aorskaya
                    Uzman Üye
                    • Aug 2009
                    • 932

                    #10
                    pramid Nickli Üyeden Alıntı
                    5:45Tevrat'ta onlara şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş (karşılık ve cezadır). Yaralar da kısastır (Her yaralama misli ile cezalandırılır). Kim bunu (kısası) bağışlarsa kendisi için o keffaret olur. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar zalimlerdir.

                    Bu ayetteki anahtar kelime ise sadaka vermek (tesaddeka bihi). Hiçbir yara diğerine eş değildir. Tek gözü olan adamın gözünü çıkaracak olursanız kör kalır, iki gözü de yerinde olan adam ise yalnızca birini kaybeder. İnsan canı sadakayla satın alınacak kadar ucuz değildir. Göze göz, buruna burun ise istisnasız bütün yaralarda kısas (yani adil bir ödeşme) olacağını vurgulamak içindir. Sünnetullah değişmeyeceğine göre Maide suresinde geçen bu ayette hayvanlar üzerinden mal kısası hakkındadır.
                    Tek gözü olan biri, tek gözü olduğunu ve onu kaybedeceğini bilerek haksız yere birinin gözünü çıkarırsa, onun tek gözünün çıkarılması şeklindeki kısas neden olmasın? Bunu bilerek suçu işlerse bedelini de öder, bu kadar basit.

                    Göze göz, buruna burun, kulağa kulakta aynı şekilde, başkasına haksız yere ne kadar zarar verirsen misli ile karşılığını görürsün. Çok adil bir uygulama, gerçekten hayat veren bir uygulama.

                    Ben, haksız yere senin gözünü çıkartacağım, sonra, bunun karşılığı olarak, gözüm çıkartılırken adaletsizlikten bahsedeceğim öylemi?

                    Ayrıca, yazın kendi içinde çelişmektedir sevgili piramid,

                    Hem; “Göze göz, buruna burun ise istisnasız bütün yaralarda kısas (yani adil bir ödeşme) olacağını vurgulamak içindir” yazmışsın, hem de insanların yaralaması olmaz bir şeymiş gibi, bu ayet te hayvanlar üzerinden kısastır” demişsin.

                    Kısas, yapılana aynıyla, yani misli ile karşılık vermek demektir. Bu kısas ayetleri, hep hayvanlara uygulanacaksa, insanı öldürene kısas sana göre nedir?

                    Yada insanın gözünü çıkaranın cezasını, her zaman ve her ülkede aynı olacak şekilde, nedenlerinide açıklayarak sen belirleyebilirmisin?

                    Selamlar,
                    aorskaya
                    Last edited by aorskaya; 19. October 2012, 11:33 PM.

                    Comment

                    • aorskaya
                      Uzman Üye
                      • Aug 2009
                      • 932

                      #11
                      aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                      [i]Daha sonra; kısas konusu ile ilgili olarak; gerek konferanslarda, gerek tartışma ortamlarındaki anlatımlarımdan özetlediğim; yurt içinde ve dışında imansızların kurdukları sitelerde; kısas konusu ile ilgili her yerde asmaya çalışarak, kısasın ilkelliği iddialarının yanlışını hem onlara hem de oraya girerek onlara kanabilecek kimselere göstermek için astığım biraz uzunca sayılabilecek bir yazım vardı, onu bulmaya ve buraya asmaya çalışacağım.

                      İnşallah burada da asınca; tam bilgisi olmayan Müslüman kardeşlerimin bu ciddi konuyu sabırla sonuna kadar okumalarını ve bu konuda bilinçli olmalarını; kısasta hayatın olduğunu göğüslerini gere gere anlatmalarını bekliyorum.

                      Saygılarımla…
                      aorskaya
                      Rabbime hamd olsun. Kısasla ilgili yazımı aşağıya asıyorum:


                      GENELDE KURAN’DA SUÇ VE CEZA, ÖZEL DE İSE KISAS AÇIKLAMALARI


                      İslam’da suçları ve bunlara verilecek cezaları iki grupta incelemek mümkündür. Bunlardan ilki topluma karşı işlenen suçlar (örneğin; zina ve 100 sopa yada hırsızlık suçu ve el kesme cezası) ikincisi ise bireysel yani kişilere karşı işlenen suçlar (birisinin; kaşına, gözüne, kulağına, canına vb. verilen zararlar ve kısas cezaları) olmaktadır. (1)

                      Toplumsal suçlarda cezanın insanlar, yöneticiler tarafından affı mümkün değilken kişisel suçlarda kişi yada yakınlarının affedebilmek seçeneği vardır. (2)


                      Yine islamda en önemli müesseselerden biri de gerek toplumsal suçların gerekse bireysel suçların ve bunların cezalarının kişiselliği prensibidir. İslam’da kim suç işlerse cezayı da ancak o çekmelidir. Birinin işlediği suçlar yüzünden başka bir kimse (hangi nedenle olursa olsun) cezalandırılamaz. (3)

                      Yine cezalandırma esnasında, suçu işleyenin karşı tarafa açtığı zararın aynısıyla suçlu cezalandırılmalıdır. İntikam yada diğer insanlara ders olsun gibi gerekçelerle verdiği zarardan daha fazlası suçluya uygulanamaz. (4)

                      Suçluya hak ettiğinden fazla ceza uygulanması durumunda fazlalık bakımından ceza verenler de suçlu duruma düşerler ve kendilerine de bu kısım kadar ceza uygulanması sonucunu doğururlar. (5)

                      Ayrıca gerek toplumsal suçların cezalarının ve gerekse bireysel suçların cezalarının (kısas) uygulaması bu suça maruz kalan kimseler tarafından değil, İslami yönetim tarafından yerine getirilir.


                      Bu cezaların yönetim tarafından yerine getirilmesi de “bu suçlar yüzünden kan davası vb. hesaplaşmaları” olmadan önler. Suçlu cezasını çekince (ölenin yakını tarafından affedilmesi halinde de) herkes ödeşmiş olur ve bu olay kapanır, sürdürülmez. Bunlardan sonra sürdürülürse, sürdürenler aynı kısasa tabi olurlar. (6)

                      Kuran’da bu suç ve cezaları gibi konular ile başka konularda, tek yada birden fazla ayetlerle fakat topluca (bütün ayetler bir arada) değerlendirilerek hüküm konulur. Bir konu hakkında ne yapılması gerektiği ayet yada ayetlerle bildirilir. Uygulama mevcut ayetlere göre sürdürülür.

                      Ancak zamanla mevcut bilgilere göre yapılan uygulamalarda; problem çıkaranlar, itiraz edenler, işi yokuşa sürenler ve/veya söylenenlerin yanlış uygulandığını iddia edenlerin çıkması gibi sebepler yüzünden yine konunun bütünlüğü içerisinde değerlendirilmek, konunun özüne uygun olmak üzere; bu sorunları giderecek kesinlikte açıklayıcı ayetler gelir. Bundan sonra tüm itirazları sonlandıracak şekle bürünen ayetler topluluğu oluşturulur. Bu defa ilgili konu artık kesin olarak, o konudaki önceki ayetlerin yanında bu ayet hükmü de birlikte değerlendirilerek çözümlenir, uygulanır. (örneğin inek kesilmesinin istenmesindeki ayetler ve örtünme ile ilgili ayetler)

                      Kısaca konuyu toparlamaya çalışırsak; bireye karşı işlenen suçlar, (zarar gören bireyin yakınları tarafından affedilmez ise) yönetim tarafından suçluya aynı şekilde uygulanacaktır. Suçludan başka kimseler (bu kimseler kendileri gönüllü olarak isteseler bile) bu suçla cezalandırılamayacaktır. Konular hakkında çekirdek ayetler yeterli olmaktaysa da tüm itirazları engellemek için yardımcı ayetlerde çekirdek ayetlerle birleştirilerek uygulamaya son şekli verilmiş olur.

                      Konuya daha iyi nüfuz edilebilmesi için şimdi bütün bu anlatılanları hayata geçirmeye çalışalım.

                      Topluma karşı işlenen suçlarda suçlunun mutlaka öngörülen cezayı alması gerektiğinden ve bu kısım ile ilgili olarak anlaşılmayan hususlar olduğu ileri sürülmediğinden açıklanmayacaktır. Ancak bireye karşı işlenen suçlarda uygulama ile ilgili bazı itirazlar olduğundan ve özelliklede günümüzde kısasla ilgili hükümlere itirazlar çoğaldığından burada sadece “KISAS HÜKÜMLERİ” açıklanmaya çalışılacaktır.

                      Yukarıda anlattıklarımı kurandan delillerle yeniden açıklamaya çalışayım.

                      A) KISASLA İLGİLİ ÇEKİRDEK HÜKMÜN OLUŞMASI

                      Kuran hükümlerinden biliyoruz ki yüce Allah Tevratta kişilere karşı işlenen suçlar için ceza olarak kısası öngörmüş ve (en az) Musa peygamberden beri de kısas hükümleri bu suçlar için uygulanmaktaydı.

                      Uygulanmakta olan kısasın şekli ise; “cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas” biçimindeydi.

                      Ancak yine de suçtan zarar görene (yada ölmüşse yakınına) bu suçu bağışlayarak Allah katından ödüllendirilmeyi beklemesi önerilmekteydi.

                      Yine yönetimin de bu hükümleri uygulamak zorunda oldukları, kim bu şekilde uygulamazsa onların zalim kabul edilmesi gerektiği bilinmekteydi.

                      Yani yöneticiler, bağışlama olursa, suçu işleyene karşı gelebilecek saldırılardan onu korumayı, bağışlama olmazsa da suçlunun makamı, mevkisi ne olursa olsun, kimlerden gelirse gelsin yukarıdaki biçimdeki kısası uygulamak zorundaydılar. Suçtan zarar gören kişi yada yakınlarıda bu uygulamadan sonra başka bir taşkınlığa kalkmadan durumu kabul edeceklerdi.

                      İşten kuran inene kadar zaten toplumlarda kısas yukarda anlatıldığı üzere uygulanması gerekiyordu.


                      Muhammed peygamber zamanında ise bu esas (çekirdek) korunmuş ve bu hüküm Muhammed peygamberin ümmetinin de ( itirazları edebilecekleri öngörüsüyle) aynen kabul etmeleri için aynı şekilde kuranda da aşağıdaki ayetlerle yeniden belirtilmiştir.


                      İsra (17) 33 - Allah'ın haram kıldığı bir nefsi (kişiyi), haksız yere öldürmeyin! Kim mazlum olarak (haksız yere) öldürülürse, o taktirde onun velîsini sultan (hak sahibi) kıldık. Artık öldürmede haddi aşmasın. Çünkü o, yardım görmüş olandır. (iniş_50)

                      Nahl (16) 126 - Eğer (bir suçtan dolayı) ceza verecek olursanız size yapılan azab (ceza) nın misli ile ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. ( iniş_70)

                      Dolayısıyla, Kısas hükümleri Muhammed peygamber zamanında da çekirdek hükümlere göre kişinin, mevkisine ve konumuna bakılmaksızın işlediği suçun cezası (af edilmemişse) “cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas” olarak veriliyordu. Özetle KISAS kimseye ayrıcalık tanınmadan suçlunun kendisine uygulanıyordu.


                      Ancak insanoğlunun olduğu yerde; çıkarlarına uymadığında ( işine gelmeyince) itirazların ardı arkası kesilmeyebiliyor.


                      B) KISASLA İLGİLİ ÇEKİRDEK HÜKMÜN (itirazları kaldırmak için) AÇIKLANMASI-DESTEKLENMESİ:

                      Kurandan önce uygulanmakta olan ve kuranın yukarda yazdığım ayetleri ile de desteklenen yukarıdaki gibi kısas uygulamasına bu defa inananlar arasında tereddüt oluştuğunu, (belki de peygamberimiz zamanında kabileler arası yaşamın getirdiği anlayış farkları ile kabilelerin üstünlük vb. dayatmaları nedeniyle) KISAS’ın mevcut şekliyle değil de, önemli şahsiyetlerin suçlarına karşılık kendilerinin değil (önemsiz buldukları) köle yada kadınların kısasa tabi tutulmasını istediklerini görüyorum.

                      Bunu neden böyle görüyor, düşünüyor yada nereden çıkarıyorsun diye sorulacak olursa, Bakara-178 ayetinden (özelliklede girişteki açıklama kısmından) çıkarttığımı rahatlıkla söyleyebilirim.

                      Sevgili okuyucular; aşağıdaki Bakara (2) -178 ayetini dikkatle incelersek; ayetin hiçbir açıklama yapmadan hemen ”hüre karşılık hür… “ diye başlamadığını görürüz. Eğer ayet başındaki açıklama olmadan “hüre karşılık hür…” diye başlayıp devam etseydi; belki benim yukarıdaki çıkarmam, görüşüm mümkün olmayabilirdi.

                      Ancak dikkat edilirse ayet “ey iman edenler, öldürmede SİZE kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın…” şeklinde önce inananların dikkatini KISAS ın hala mevcut haliyle yürürlükte olduğuna çekerek itirazlarının geçersiz olduğunu gösteriyor.

                      Sonra da “hürün işlediği suça karşılık o hürün, kölenin işlediği suça karşılık o kölenin, kadının işlediği suça karşılık ta o kadının (affedilmedikleri durumlarda) mevcut kısasa hükümleri gereğince (ve suçun şahsiliği ilkesi gereğince) kısas olunacağını bildiriyor.


                      Sevgili okuyucular, bakara 178 ayeti (önceki kısas hükümlerinden) bağımsız bir hüküm olarak değil, başındaki açıklama ile birlikte kısas hükümlerini tamamlayıcı bir hüküm olarak getiriliyor.

                      Şimdi, bu ayeti tarafsız olarak değerlendirirsek; öldüren hür ise öldürmesine karşılık (hür olarak) kendisinin, köle ise öldürmesine karşılık (köle olarak) kendisinin, kadın ise öldürmesine karşılık (kadın olarak) kendisinin kısas olunacağı bir kez daha vurgulanarak anlatılıyor.

                      Çoğu kimse ve özellikle de (ayeti çarpıtmak isteyen) ateistler ayete tarafsız yaklaşmayıp, öldürülenin tarafına geçerek ve ayeti bağımsız olarak ele alıp anlamaya çalışıyorlar. Bu durumda da suçludan ziyade öldürülen ön plana çıkarılarak, öldürülen hüre karşılık (sanki) başka hür biri, öldürülen köleye karşılık (sanki) başka köle biri, öldürülen kadına karşılık (sanki) başka bir kadın anlatıldığı yanlışına düşüyorlar.

                      Halbuki, kısasta ölen yada öldüren bir tarafın tasarrufu yoktur. Kısas, ölen yada öldürenin ailesi tarafından değil, İslami otorite tarafından yapılacaktır. Bu da kısasla ilgili bu ayete tarafsız yaklaşılmasını gerektirmektedir.

                      Otorite, öldüreni bulacaktır, hür, köle, kadın oluşuna göre, başka kimseyle takas etmeksizin cezayı uygulayacaktır. Yani hürün (öldürmesine karşılık) hür olan, kölenin (öldürmesine karşılık) köle olan, kadının (öldürmesine karşılık) kadın olan kısasa tabi tutulacaktır.


                      Yukarıda anlattığım gibi bakara 178 ayeti bağımsız olarak ele alınamaz ve ancak yukardaki ayetlerle birleştirilerek hüküm verilebilir. Bu ayet, itirazlara karşı önceki ayetleri uygulamayı açıklayan ayettir.


                      Bakara (2) 178 - Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır. (iniş_87)

                      Bu ayetten sonra da hala içine sindiremeyen, bu uygulamayı hala kabul edemeyenler olmalı ki bu defa “sadece iman edenlere değil, temiz, samimi akıl sahiplerine seslenilerek kısas şekline itiraz etmemeleri, kendileri anlamasa da onda hayat olduğunu belirten ayet gelmiştir.

                      Bakara (2) 179 - Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz. (iniş_87)

                      Gerçekten de İslami otorite tarafından kısas, suçlunun durumuna bakılmaksızın uygulandığı zaman, başka kimselerin eli kana bulanmadan suçun sahibi yok edileceğinden, ölenin tarafından olabilecek kinleşmeler ve kan davası vb. olaylarda önlenmiş olacaktır.

                      Ama hür kimsenin cinayetine karşılık o hür, kölenin cinayetine karşılık o köle, kadının cinayetine karşılık o kadın kısas edilmezse, bunların yerine başka biri kısas edilirse hiçbir suçlunun hak ettiğini bulmadığı gerçeği örtülemeyecek ve bu defa adaleti kişiler sağlamaya çalışarak şahsi olan problemi toplumsal vaka haline getirebileceklerdir.



                      Bakara 178 ayetinin bağımsız olmayıp açıklama ayeti olarak geldiğini düşünmemizin bir delili de yine kuranda inek kesilmesiyle ilgili ayetlerdir.

                      Bilindiği üzere, Allah bir ineğin kesilmesini isteyen ayet indirmişti. Sonra insanlar Musa peygambere “Allah’ına sor bakalım, nasıl bir inek kesmememizi istiyor?” diyerek inek kesmemek için bahaneler üretmeye başlayınca, her defasında başka bir ayetle açıklama ile ineğin kesilmesi sağlanmıştı.

                      Buraya kadar olanı özetlersek, Musadan beri uygulanmakta olan kısas hükümlerinde değişiklik yapılmadan kuranla da devam edilmiş, itiraz, tereddüt yada önemli buldukları asıl suçlu yerine önemsiz buldukları köle,kadın gibi başka insanların kısas edilmesi istemi reddedilmiş ve uygulama bu şekilde devam olunması istenmiştir.

                      C) KISASTA VURUCU DARBE (KISAS TA SON DURUM)


                      Bütün yukarıdaki gelişmelere rağmen hala, kısas biçimine, içeriğine itirazlar ve değiştirme istekleri devam etmeli ki bu defa Allah Teala inananlara hiçbir açık kapı bırakmayacak şekilde, Musa Peygamber zamanında başlanılan kısas uygulamasının içeriğinin kendisi tarafından belirlendiğini, buna uyulması gerektiğini ve hiçbir tereddüte ve itiraza meydan bırakmayacak şekilde Maide (5) 45 ayetini indirmiştir.


                      Bu ayetle inananlara adeta; “ siz nasıl olurda hala inanmazsınız. Musa peygamberden beri uygulanan ve benim daha önceki ayetlerimle de belirttiğim halde hala itirazmı edersiniz, sizhiç aklınızı kullanmayacakmısınız? temiz bir akılla düşünüp kısastaki hayat kazanımları görmek istemezmisiniz? Siz mi daha iyi biliyorsunuz?” der gibi, tokat gibi bir hüküm indirmiştir.

                      Maide (5) 45 - Onun içinde (Tevrat'ta) onlara, cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse) artık o kendisi için (günahlarına) kefâret olur. Ve kim, Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir. (iniş_112)

                      SONUÇ: işte bütün bu ayetlerle yukarda anlattığım gibi, tevrattan bu tarafa uygulandığı gibi bu gün de kısas kim suçlu ise ona uygulanır. Af edilirse affeden için daha iyi olur. Ama affetmez ise kısas ille de suçlu kimse (özel durumuna bakılmaksızın)ona uygulanır.

                      Şimdi burada ” peki kardeşim, madem her durumda suçlunun kendisine kısas uygulanacaksa, ayette neden katile kısas uygulanır demedi de hüre hür, köleye köle, kadına kadın dedi” diye bir soru yada itiraz gelebilir.

                      Bunu da;
                      Allah zaten kısasın ta en başında “cana can, göze göz, dişe diş, yaraya da kısas” diyerek ve “kimse başkasının suçu yüzünden cezalandırılamaz” diyerek öldürme eyleminde katilin bizzat kısasa tabi olduğunu belirtmişti.

                      Buna rağmen, “katilin kendisi açıklıkla işaret edilmesine ve herkesin bilmesine rağmen yine de kısasta kişileri değiştirme istekleri, çabaları yüzünden”; bu çabada bulunanların daha iyi anlaması için tokat gibi “hür birine (öldürmesine karşılık) hür olarak kendisinin, yine köle ve kadında da aynı durumun” kabul edilmesi gerektiği bilidirilmiştir. diye açıklayabilirim.


                      Yazıdaki tüm anlayışlar bana ait olup, kimse bundan dolayı sorumlu değildir. Dileyen bunlara inanır kabul eder, dileyen kendi inancını başka şekilde belirler.
                      Herkese selam ederim.

                      Saygılarımla…
                      aorskaya


                      ALINTILANAN AYETLERİN ORİJİNALLERİ

                      İsra (17) 33

                      وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا
                      Ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katl(katli), innehu kâne mensûrâ(mensûran).
                      Nahl (16) 126

                      وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُواْ بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُم بِهِ وَلَئِن صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِّلصَّابِرينَ
                      Ve in âkabtum fe âkıbû bi misli mâ ûkıbtum bih(bihî), ve le in sabertum le huve hayrun lis sâbirîn(sâbirîne).
                      Bakara (2) 178

                      يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالأُنثَى بِالأُنثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاء إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
                      Yâ eyyuhellezîne âmenû kutibe aleykumul kısâsu fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ fe men ufiye lehu min ahîhi şey’un fettibâun bil ma’rûfi ve edâun ileyhi bi ihsân(ihsânin), zâlike tahfîfun min rabbikum ve rahmeh(rahmetun), fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm(elîmun).

                      Bakara (2) 179

                      وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَاْ أُولِيْ الأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
                      Ve lekum fîl kısâsı hayâtun yâ ulîl elbâbi leallekum tettekûn(tettekûne).
                      Maide (5) 45 -

                      وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالأَنفَ بِالأَنفِ وَالأُذُنَ بِالأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَا أنزَلَ اللّهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
                      Ve ketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâs(kısâsun) fe men tesaddeka bihî fe huve keffâretun leh(lehu) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humuz zâlimûn(zâlimûne).
                      Last edited by aorskaya; 20. October 2012, 12:03 AM.

                      Comment

                      • aorskaya
                        Uzman Üye
                        • Aug 2009
                        • 932

                        #12
                        hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                        Piramid teşekkür ederim.

                        Kıssas adil değildir.
                        internette oluşan bir problem nedeniyle yazı iki defa çıktığından, bu kısım silinmiştir. Özür diler, aşağıdaki yazımın dikkate alınmasını rica ederim.
                        Last edited by aorskaya; 21. October 2012, 12:25 AM.

                        Comment

                        • aorskaya
                          Uzman Üye
                          • Aug 2009
                          • 932

                          #13
                          hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                          Piramid teşekkür ederim.

                          1- Kıssas adil değildir. Örneğin 10 cocuklu bir ailenin evladı giderek başka bir ailenin tek evladını öldürdü.
                          Kıssas uygulandı, 10 cocuklu 9 a indi.
                          Diğer ailede ise hiç evlat kalmadı. Bu mudur adalet?


                          2- Örneğin değerli bir toplum insanı öldürüldü. Onu öldüren gerizekalının canı ile öldürülen düşünürün hayatı bile eşit değildir ki kıssasla eşitlik/adalet sağlansın.
                          Birisi ömrünü toplumu için harcamış, diğeri ise boş işler ve boş batıl inançlarla beynini doldurmuş, "İslam oldum" niyetine yoldan hep çıkmış, saldırgan barbar bağnaz olmuş. İkisinin canı eşit değil...
                          Tam da güzel bir yazısına denk gelerek sevindiğim bir zamanda, "hiic" bu yazıları yazan biri olarak kendini "hiç" ediverdi.

                          "Kısas adil değildir" diyen "hiic", senin bu sözüne karşılık rabbimizin "kısasta hayat vardır" dediğini bilmiyormusun, yoksa, onu bilerekmi "kısas adil değildir" diyorsun.

                          Halbuki, burada verdiğin örneklerde bile, kısas en adil çözüm olarak karşımıza çıkar. Sen ne dediğini bilmiyor durumdasın galiba... Şimdi sana kendi örneklerinden soralım, senin kısastan daha adil çözümlerinin neler olduğunu görelim:

                          1- Örneğin 10 cocuklu bir ailenin evladı giderek başka bir ailenin tek evladını öldürdü. Kıssas uygulandı, 10 cocuklu 9 a indi. Diğer ailede ise hiç evlat kalmadı. Bu mudur adalet?

                          Senin, verdiğin örnekten bile haberin olmadığı anlaşılıyor. Şimdi bu örnekte; sen kısasla bile yetinmeyen bir cezalandırma bekliyor gibi bir yazı yazmışsın.

                          10 çocuktan biri diğer ailenin tek çocuğunu öldürürse; sana göre kısas adil olmadığından;

                          a- öldüren için, kısas uygulanmayıp, örneğin müebbed hapismi uygulanmalıdır?
                          b- öldüren için, tek çocuklu ailenin tek çocuğunu öldürmesi nedeniyle, acılı ölüm yani işkence ile öldürmemi olmalıdır?
                          c- öldüren için, tek kişi ile geçinen ailenin, geçim kaynağı yok edildiğinden, 10 çocuklu ailenin geçim kaynaklarıda yok edilmek üzere, 10 çocukmu öldürülmelidir?
                          d- senin kısastan daha adil yukarıdakiler dışında başka bir ceza önerinmi vardır?

                          2- Örneğin değerli bir toplum insanı öldürüldü. Onu öldüren gerizekalının canı ile öldürülen düşünürün hayatı bile eşit değildir ki kıssasla eşitlik/adalet sağlansın.
                          Birisi ömrünü toplumu için harcamış, diğeri ise boş işler ve boş batıl inançlarla beynini doldurmuş, "İslam oldum" niyetine yoldan hep çıkmış, saldırgan barbar bağnaz olmuş. İkisinin canı eşit değil...


                          şimdi, kısas adil değilse, bu katil için senin adil ceza tespitin nedir?

                          a- toplumun değerli önderini öldüren kimse için, bir ölüm yerine bin ölümü tercih edeceği bir cezalandırmamı yapacaksın?

                          b- yoksa, çok önemli bir toplum önderini öldürse bile, öldürmeyi ilkel bularak, onu çeşitli şekilde hapisle cezalandırmayımı adil bulacaksın?


                          Son olarak; "kısasta hayat vardır" diyen rabbimizin sözünü doğru bulmuyormusun?

                          Bu defa, hiç mazeret üretmeden bunları cevaplamanı ve daha cevaplarken ne denli büyük yanlış yaptığını görmeni ve hatanı düzeltmeni umut ediyorum.

                          selamlar,
                          aorskaya

                          Comment

                          • hiiic
                            Uzman Üye
                            • Mar 2010
                            • 1980

                            #14
                            Tam da güzel bir yazısına denk gelerek sevindiğim bir zamanda, "hiic" bu yazıları yazan biri olarak kendini "hiç" ediverdi.
                            Kimin ne olduğunu yaratan Allah daha iyi bilir.

                            "Kısas adil değildir" diyen "hiic", senin bu sözüne karşılık rabbimizin "kısasta hayat vardır" dediğini bilmiyormusun, yoksa, onu bilerekmi "kısas adil değildir" diyorsun.
                            kıssasın ne olduğunu bilmediğinizi iddia ediyorum. Bu gün uygulanan yöntem en ilkel göçebe toplulukların uygulamasıdır.

                            a- öldüren için, kısas uygulanmayıp, örneğin müebbed hapismi uygulanmalıdır?
                            b- öldüren için, tek çocuklu ailenin tek çocuğunu öldürmesi nedeniyle, acılı ölüm yani işkence ile öldürmemi olmalıdır?
                            c- öldüren için, tek kişi ile geçinen ailenin, geçim kaynağı yok edildiğinden, 10 çocuklu ailenin geçim kaynaklarıda yok edilmek üzere, 10 çocukmu öldürülmelidir?
                            d- senin kısastan daha adil yukarıdakiler dışında başka bir ceza önerinmi vardır?
                            vardır...

                            2. maddede açtığın başlıklara da cevap olarak vereyim.

                            Kuranda öldürmek ve diriltmek bir kısım yerde soyut manada kullanışmıştır.
                            Ölü kalper gibi.

                            Toplumda, düşünürleri öldürmeyi emreden zihniyetin topluca yok edilmesi gerekir. "Onları bulduğunuz yerde öldürün" emri de esasında bunu ifade eder. Toplumdaki yobaz bağnaz v.s. olan ve felsefecileri, bilim adamlarını, adil laik yöneticileri "dinsiz" damgasıyla öldüren ve öldürülmesini emreden geri kafalılara karşı topluca sefer düzenlenmeli. Onların kafalarındaki yanlışlar düzeltilmeli.

                            Kısaca, toplumun değerlerini öldürenleri öldürmek, asmak, işkence etmek bir çözüm değildir, hayat da bağışlamaz tam tersine hayatı kendisi alıyor.
                            Bunun yerine o zihniyetin öldürülmesi gerekir, hem de bulunduğu yerde...

                            Son olarak; "kısasta hayat vardır" diyen rabbimizin sözünü doğru bulmuyormusun?
                            Benim rabbin sözüne karşı düştüğüm bir durum yok,
                            Ben hezeyanlara, yanlış yapılan açıkşamalara, cahilce hükümlere karşıyım.

                            Bu defa, hiç mazeret üretmeden bunları cevaplamanı ve daha cevaplarken ne denli büyük yanlış yaptığını görmeni ve hatanı düzeltmeni umut ediyorum.
                            Allah hangimiz yanlış yolda ise ona hidayet versin.
                            senin kıssas konusundaki anlayışına katılmıyorum.

                            Comment

                            • hiiic
                              Uzman Üye
                              • Mar 2010
                              • 1980

                              #15
                              izin verirse ben de bir soru sorayım.

                              yaklaşık 90 yaşlarına gelmiş birisi, 18 yaşında daha hayatının baharını bile yaşamamış bir genci öldürdü diyelim.

                              Burada Allahın emrettiği kıssas acaba; 90 yaşındaki dedenin aynı şekilde öldürümesi midir?
                              Yoksa cinayete sebep olan fikrin, zihniyetin, anlayışın yok edilmesi midir?

                              Allah ilmimizi artırsın. Artırsın ki, "Bulunduğu yerde öldürülmesi gerekenlerin" insanlar olmadığını, "şiddetle bağa vurulması gerekenlerin" canlılar olmadığını anlamayı nasip etsin inşAllah...

                              Comment

                              Working...