Bu Bizim Vasiyet mı?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #16
    Selamun aleyküm değerli galibyetkin kardeşim,


    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    Saygın kuman.
    Anlatılanlar karşısında bir açıklama beklemen gayet normal.

    Biraz rahatsızım.
    Düzelince bazı açıklamalarım yanında, bazı açıklamalar da isteyeceğim.
    Geçmiş olsun. Tez zamanda iyileşirsiniz inşaAllah.

    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    İlk şuradan başlamış olayım.
    Kenz gibi, varlıkların ihtiyaç dışında elde bulundurulması;
    Kenz, definedir. Define de:“Bir şeyi örtmek, gizlemek; ölüyü gömmek” anlamındaki defn kökünden türemiş olup “gizlenen şey” mânasına gelir.

    Kur'an'da geçen ayetlere bakalım:

    Kehf 82; Ve emmel cidaru fekâne li ğulameyni yetiymeyni fiyl mediyneti ve kâne tahtehu kenzün lehüma ve kâne ebuhüma saliha* feerade Rabbüke en yeblüğa eşüddehüma ve yestahrica kenzehüma* rahmeten min Rabbik* ve ma fealtühu an emriy* zâlike te'vilü ma lem testı' aleyhi sabra;

    “Duvara gelince: O, şehirde iki yetim oğlanın idi. Onun altında onlara /iki yetim çocuğa ait bir hazine var idi. Ve babaları da salih idi. Bundan dolayı Rabbin diledi ki, o iki çocuk buluğ çağına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben onu EMR’imden yapmadım. İşte senin sabretmeye güç yetiremediğinin te’vili budur”.

    Kasas76: İnne Karune kâne min kavmi Musa febeğa aleyhim* ve ateynahu minel künuzi ma inne mefatihahu letenuü bil usbeti ülil kuvveti, iz kale lehu kavmühu la tefrah innAllahe la yuhıbbül ferihıyn;
    Muhakkak ki Karun, Musa’nın kavminden idi de onlara haddi aşıp zulm etti... Ona öyle hazineler vermiştik ki onların anahtarları kuvvet sahibi sargın bir topluluğa zor-ağır gelirdi. Hani kavmi ona dedi ki: “Şımarıp sevinme, muhakkak ki Allah şımarıp taşkınlık gösterenleri sevmez”.

    Tevbe34: Ya eyyühelleziyne amenu inne kesiyren minel’ahbari ver ruhbani leye'külune emvalenNasi bil batıli ve yesuddune an sebiylillâh* velleziyne yeknizunez zehebe vel fiddate ve la yünfikuneha fiy sebiylillâhi febeşşir hüm Bi azâbin eliym;
    Ey iman edenler!. Muhakkak ki ahbar’dan ve ruhban’dan bir çoğu insanların mallarını batıl olarak yerler ve Allah yolundan alakoyarlar. Altın ve gümüşü depolayıp gizleyen ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince, onları elim bir azab ile müjdele!

    Tevbe35: Yevme yuhma aleyha fiy nari cehenneme fetükva bi ha cibahühüm ve cünubühüm ve zuhurühüm* haza ma keneztüm lienfüsiküm fezuku ma küntüm teknizun;
    Cehennem Narı’nda, onların/altın-gümüş’ün üzeri kızdırılıp, bunlarla onların alınları, yanları ve sırtları dağlanacağı gün: “İşte bu kendi nefsiniz için toplayıp sakladıklarınız; artık tadın hazine edindiğinizi/depolayıp gizledikleriniz”.

    Tevbe Suresi Medine dönemi ayetlerindendir.Zekatın, sadakanın beytul mala toplandığı dönemdir bu dönem.
    Kenzin yasaklanması Tevbe 34 de baktığımızda Ahbar ve Ruhbanlar içindir. Bu sayılanlar o zamanda devleti yönetenlerdir ve vergileri toplayanlardır. Halktan toplananlar halk için harcanmaz ve gizlenip depolanırsa bunu yapanlar için de ne yapılacağı tevbe 35 de belirtilmiştir.

    İnananlar Zekatını verecek sadakasını verecek ve ihtiyaçtan arta kalanları infak edeceklerdir. Beytülmalı elinde bulunduranlar da bunları kenz etmeyecekler/gizlemeyecekler ve halkın refahının artması için Allah yolunda harcama yapacaklardır.


    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    İhtiyaçtan olmayan kat-kat Riba gibi, faizin vs'nin de mal varlığına katılarak
    mizanda vezin kuralının
    şu anda anladığımız miras(hissesi ifadesi) veya vasiyet ile aşılmaya kalkışılması güç sahibi olmayı; haramı doğurur.
    Riba haram olduğu için müslüman olduğunu söyleyenler için bunun olması olası değildir.

    Miras kişilerin ihtiyacı olarak kullandıklarının varislerine bırakılması olayıdır kenz olayı değildir.

    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    O halde burada miras/vasiyet ile anlatılmak istenen, malımızın mülkiyetinin akrabalar içerisinde dönüp dolaşan bir mal/devlet/güç olması olmamalı. Yoksa aksi eylem Kur'an ayetlerini torpillemedir.

    Saygılarımla.
    Galip Yetkin.
    Allah ne dediyse o kardeşim. Müslümanlar ihtiyacında olan malların ya da paraların tasarrufunu varislerine ve dilediği kişilere bırakabilir.


    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
    Allah'a emanet olunuz.
    Halil Ay

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #17
      Selamun aleyküm değerli galibyetkin kardeşim,

      galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
      Sevgili bart.

      31.Ocak.1944.
      Bu benim doğduğum yıl.

      31.Ocak.2017.
      Bu benim, uzun yıllar evvel adıma aldığım, oğlum tarafından kullanılan mobil telefon hattını onun adına geçirmek istediğim tarih.

      İki tarihin de 31.Ocak olması bir tesadüf.

      İşlemin yapılacağı yetkili firmada buluştuktan sonra bir anda konuşmam ve beynim kilitleniyor/felç geçiriyor ve bende film kopuyor.
      O andan itibaren ben yokum.

      İkinci gün bir hastahanenin acilinde serum takılı ve gırtlağımda hortumlarla; ben varım.

      Şimdi de evde ikinci gün; açılmış vaziyette, görünürde hasarsız, istirahat etmekteyim.

      Olay bu.

      Herkese teşekkür ederim.

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      Gelmiş geçmiş olsun büyük bir badire atlatmışsın. Dinlenin kendinizi toplayın inşaAllah. Ben İzmir'de bulunuyorum. Bizlerin yapabileceğimiz birşey olursa bildirin lütfen.
      Sizleri seviyoruz. Herşey gönlünüzce olsun. Sevgiyle kalın. Tez zamanda iyileşmeniz dileğiylehoşçakalınkardeşim.
      Halil Ay

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #18
        Burada yazacaklarım bir çekişme veya bir polemik yaratmak için değil, bildiklerimin açık ve anlaşılır bir şekilde ifadesidir. Ama ne yazık ki bazı dostlarımızın görüşlerine ters düşmektedir.

        Bizim bildiğimize göre Müslümanlıkta ekonomik şartlardan biri de ihtiyaçtan fazlasının elde bulundurulmamasıdır. Bu nedenle herkesin sahip olması gerektiğinin üstündeki fazlalık elden çıkartılmalıdır.

        Bu duruma göre herkes ekonomik yönden aynı şartlara sahip olduğuna göre bir kişiye mal veya hak vasiyeti o kişinin fazlalıklı olmasına neden olur. Aynı şekilde miras da mirasçıların fazlalıklı olmasına sebeptir. Dolayısı ile
        "Nahl-71-: Diyanet İşleri: Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar?"
        ayetine ve "mizanda vezin/objektif ölçü" kuralına uyabilmek ve eşit olabilmek için ihtiyaç fazlasını elden çıkartılması gerektiğinden, bizim bakış açımıza göre miras ve vasiyet mealleri anlatıldıkları mânâ ile lüzumsuz ve yanlış olmalıdır.
        Yani Müslümanlığın prensiplerine aykırı.

        Miras ile veya vasiyet ile elde edilecek mallar veya haklar ekonomik eşitliği bozacağından, bunları elde eden kişilerin diğerlerinin seviyesine inmesi için bunları elden çıkartma mecburiyeti dini bir kural olarak konulmuşsa, miras ve vasiyet maddi mal edinme olarak, niye mal varlığına katılmak üzere "aykırı" olarak düzenlensin ki/ayetlerde aykırılık bulunmaz ki.

        Hem edin, hem de anında elinden çıkar!....

        Elden çıkartılmaz ise miras ve vasiyet yolu ile edinim imtiyaz sağlamaz mı?
        Ama bakıldığında bir aykırılık var ve nedeni de ayetler olamayacağına göre izah edilmek mecburiyeti de var.

        Acaba bu ayetler kişilere menfaat/imtiyaz değil de bazı sorumluluklar/mecburiyetler yüklüyor olmasın?....
        Mesela, devlete borçlarının ödenmesi için birisini görevlendirme gibi....
        Odünç/emanet olarak alınmış bir malın iadesini sağlamak için birisini görevlendirmek gibi ....

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Last edited by galipyetkin; 20. June 2017, 03:42 PM.

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #19
          Selamun aleyküm, değerli galipyetkin kardeşim,

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Burada yazacaklarım bir çekişme veya bir polemik yaratmak için değil, bildiklerimin açık ve anlaşılır bir şekilde ifadesidir.Ama ne yazık ki bazı dostlarımızın görüşlerine ters düşmektedir.
          Sizin içtenliğiniz ve polemik yaratmak için tartışmayacağınız, kendinizce doğru bildiklerinizi yazdığınız ile ilgili şahsen en ufak bile kuşkum yok. Müzakereler, mütalalar bunun için vardır. Kişiliğe hakarete gitmeyen fikirler üzerinde yapılan bu müzakere ve mütalalar insanların bilgi ve dostluklarının artmasını sağlarlar.

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Bizim bildiğimize göre Müslümanlıkta ekonomik şartlardan biri de ihtiyaçtan fazlasının elde bulundurulmamasıdır. Bu nedenle herkesin sahip olması gerektiğinin üstündeki fazlalık elden çıkartılmalıdır.
          Kuran'dan beslenerek mü'min olabilmiş her müslümanın bilmesi ve uygulaması gereken emirdir ihtiyaçtan arta kalanın infak edilmesi. Burada gözardı edilmemesi gereken şey; ihtiyacın ne olduğunun bulunduğu yerin ekonomik,coğrafik vb özelliklere göre göreceli olacağı gerçeğinin unutulmamasıdır.

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Bu duruma göre herkes aynı şartlara sahip olduğuna göre bir kişiye mal veya hak vasiyeti o kişinin fazlalıklı olmasına neden olur. Aynı şekilde miras da mirasçıların fazlalıklı olmasına sebeptir. Dolayısı ile
          "Nahl-71-: Diyanet İşleri: Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorlar?"
          ayetine uyabilmek için bu fazlalıkların "mizanda vezin/objektif ölçü" kuralına göre elden çıkartılması gerektiğinden bizim bakış açımıza göre miras ve vasiyet mealleri anlatıldıkları mana ile lüzumsuz ve yanlış olmalıdır.
          Yani Müslümanlığın prensiplerine aykırı.
          Ne yazık ki herkes aynı şartlara sahib olmaz. Her insanın eşit koşullara sahib olması demek zulümdür. Hiçbir insanın hiçbir insana iş yaptıramamışız demektir.
          Kişiye mal ve hak vasiyeti haksızlığı ortadan kaldıran bir durumdur.

          Bir örnek verelim: Bir baba,anne, iki kız,üç oğlan olan bir aile var. Bu ailenin geçimini sağlayacak bağ ve bahçelerine var. Kendilerinin olan bir evleri, bir otomobilleri var. Bir kız ile iki oğlana öğretim olacağı sunuldu. Bağ ve bahçede çalışanlar öğretim olacağı bulamayan ya da kendisi tercih etmeyen bir kızla bir oğlan var. Kız da gelin oldu gitti. Evde kalan oğlan anne ,baba tarla ve bağlarını işletiyorlar ve bir kız ile iki oğlanın öğretimlerinin devamını sağlıyorlar. İki oğlan bir kız üniversiteyi bitirdiler işe başladılar ve baba öldü. Geriye kalan bağ ve bahçe miras hukukuna göre dağıtıldığında eğer baba vasiyet ile durum belirtmemişse evde olan kız ve oğlan çocuğuna zulmedilmiş olur. Mirassa adaleti sağlayan tek şey vardır o da vasiyettir. Bu örnekler daha çoğaltılabilir.

          Nahl 71 ise bağlamından koparılarak okunduğunda bizleri yanlış anlamalara götürür.
          Nahl71:71Ve Allah rızık konusunda kiminizi kiminize fazlalıklı kılmıştır. Kendilerine fazlalık verilenler, kendi rızıklarını; yiyip içeceklerini, servetlerini, sözleşmeler gereği himayelerinde bulundurdukları kimselere, hepsi rızıkta eşit olmak üzere vermezler. O hâlde bunlar Allah'ın nimetini bilerek örtbas mı ediyorlar?

          Bu ayette, dünya hayatında carî olan ast-üst ilişkisinin insanlığa konulan sosyolojik bir yasa olduğuna işaret edilerek Allah’ın insanlara eşit muamele etmediğini ileri süren zihniyete cevap verilmiştir. Ayette şu noktalar üzerinde durulmuştur:
          * Allah bazı kişileri malca, mülkçe, evlatça, ömürce, akılca fazlalıklı kılmıştır. Fazlalıklı kılmak, “üstün kılmak” anlamında anlaşılmamalıdır.
          * Fazlalığa sahip kişiler, sahip olduklarından ellerinin altındakilere, işçilerine, memurlarına, çalışanlara eşit olarak vermezler; bazı gerekçeleri dikkate alarak farklı farklı verirler. Onlardan hiçbirini kendileriyle aynı seviyede tutmazlar. Onlarla paylaşmazlar.
          Bu açıklamalardan sonra Rabbimiz “O halde bunlar Allah’ın nimetini bilerek inkâr mı ediyorlar?” buyurarak zımnen şu mesajı vermektedir: “Siz bile çalışanlarınızı; kölelerinizi, işçilerinizi kendinize eşit ortak [şerik] kabul etmiyorsunuz. Efendi ile köle, işçi ile patron arasındaki ayırımı kabul ediyorsunuz da Allah ile yaratıkları arasında fark olması gerektiğini neden kabul etmiyorsunuz? Allah hiç kullarını kendine ortak [şerik] kabul eder mi?”

          Rum 28: Allah, size kendinizden bir örnek veriyor: Hiç size rızık olarak verdiğimiz şeylerde yasa ile size teslim edilen kişilerden ortaklarınız bulunur da onlarla siz eşit olur ve kendinize çekindiğiniz/ değer verdiğiniz gibi onlarla da karşılıklı çekinir misiniz/ birbirinize aynı değeri verir misiniz, eşit olur musunuz? İşte Biz, aklını kullanan bir toplum için âyetleri böyle açıklarız.


          Allah’ın nimetlerini kullarına farklı ölçülerde vermesi ve bundan dolayı da bazılarının bazılarından fazlalıklı olması, sosyal düzenin yürümesi içindir:

          Zuhruf32: Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Şu basit dünya hayatında, onların geçimliklerini aralarında Biz paylaştırdık Biz. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye Biz, onların bir kısmını bir kısmının üzerine derecelerle yükselttik. Ve Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.


          Hayattaki ast-üst ilişkisi, toplumsal yaşama konulan ve insanların birbirleriyle çeşitli sosyal ilişkiler kurmasını sağlayan, böylece insanların bu ilişki kurma biçimleriyle sınandıkları ilahî bir yasadır. Burada konu edilen “derecelerle yükseltme”, keramet, üstünlük, saygınlık bakımından değil, ekonomik güç, akıl, zekâ, anlayış, bilgi-bilgisizlik bakımından oluşan farklılıklardır. Herkesin ekonomik güç, zekâ ve anlayış bakımından eşit olduğu bir toplumda “insanların birbirlerine iş gördürmeleri” demek olan “istihdam” ve “iş üretme” mümkün olmaz; “İstihdam” ve “iş üretme”nin olmadığı ortamlarda ise hayat durur. Ancak bilinmelidir ki, insanın ahlakî tutumunun esas alındığı “Hesap Günü” kriterleri arasında ekonomik ya da diğer dünyevî fazlalıkların hiçbir yeri yoktur. Hatta bu fazlalıklar, kişinin ahlakî olgunluğuna katkıda bulunmadıkları sürece, hayat yolundaki en zorlu sınanma alanlarını da oluştururlar.

          Ta Ha 131: Ve kendilerini imtihan etmek için, basit dünya hayatının süsü olarak, onlardan kimi çiftleri kendileriyle yararlandırdığımız mal, mülk, evlat ve saltanata sakın gözlerini dikme/rağbetle bakma. Ve Rabbinin rızkı daha iyi ve daha süreklidir.


          Hıcr 88,89: Sakın onlardan bazı kimselere verip de kendilerini onunla yararlandırdığımız şeylere; mal ve servete heveslenip gözlerini dikme. Onlar hakkında üzülme de... Sen kanatlarını mü’minler için indir. Ve: “Şüphesiz ben, apaçık bir uyarıcının ta kendisiyim” de.

          Değerli kardeşim. Kur’an kamu kaynaklarının harcanmasında servetin zenginler arasında dolaşan bir değer olmaması onun yerine dengeli dağılımını esas almasını emretmektedir.
          Haşr7,8: Allah'ın, o kent halkından, Elçisi'ne verdiği fey'ler [savaşmadan zahmetsizce elde edilen gelirler], içinizden yalnız zenginler arasında devlet; gücün getirdiği refah olmasın diye Allah'a, Elçi'ye, yakınlık sahiplerine; göç eden fakirlere –ki onlar, Allah'ın armağan ve rızasını ararken yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah'a ve Elçisi'ne yardım ederler. İşte onlar, doğruların ta kendileridir–, yetimlere, miskinlere, yolcuya aittir. Elçi, size ne verdiyse onu hemen alın. Sizi neden alıkoyduysa ondan geri durun. Allah'ın koruması altına da girin. Şüphesiz Allah, kovuşturması/azabı çok çetin olandır.

          Bu emir eşitleme emri ya da sıradan insanların mal biriktirmelerini yasaklayan, eşitlemeyi isteyen bir emir değildir.

          Kur’an’a göre insanlar arasında maişetleri Allah bizzat taksim eder. Bu taksimatta kimisi kimisinin yanında çalışır. Allah kimisini kimisinin emrinde çalıştırır ki, bu durum yukarıda Zuhruf Suresinin 32. Ayetinde belirtilmiştir. Burada kamu otoritesine düşen görev, Allah’a yardım edip, ortaya çıkan durumu ‘ıslah’ etmek. Paylaşımcı ekonomik politikalar uygulamak. Dengeli bir dağılımı sağlamaktır.

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Miras ile veya vasiyet ile elde edilecek mallar veya haklar ekonomik eşitliği bozacağından, bunları elde eden kişilerin diğerlerinin seviyesine inmesi için bunları elden çıkartma mecburiyeti dini bir kural olarak konulmuşsa, miras ve vasiyet maddi mal edinme olarak, niye mal varlığına katılmak üzere "aykırı" olarak düzenlensin ki/ayetlerde aykırılık bulunmaz ki.
          Miras ve vasiyet ile elde edilecek mallar ve haklar ekonomik eşitliği bozmazlar. Miras bırakacak olanların bırakacakları miras, bırakılacak olan malın edinilmesinde ortak çalışmışlar mıdır çalışmamışlar mıdır? Vasiyet ile bu durum giderilir. Ayetlerde hiçbir aykırılık yoktur.

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Hem edin, hem de anında elinden çıkar!....
          Bu durumda miras ve vasiyet yolu ile edinim imtiyaz sağlamaz mı?
          Ama bakıldığında bir aykırılık var ve nedeni de ayetler olamayacağına göre izah edilmek mecburiyeti de var.
          Ölenin geriye bıraktıklarının paylaştırılacağı kişiler bellidir. Bunlar, eş,evlat, anne,baba bazılarının yokluğu durumunda kardeşlerdir. Bir ailedir yani. Kaç ailenin bireylerinin hepsinin evi arabası ve ihtiyacını karşılayacak malı vardır? ihtiyacı olmayan neden alsın ki gönüllü olmayana bırakır. Vasiyet bu tür durumları engellemek için vardır. Aile bireylerinden ihtiyacı olanlara vasiyet edersin ki, zulmü engellenmiş olsun.

          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
          Acaba bu ayetler kişilere menfaat/imtiyaz değil de bazı sorumluluklar/mecburiyetler yüklüyor olmasın?....
          Mesela, borçlarının ödenmesi gibi....

          Saygılarımla.
          Galip Yetkin.
          Ayetler kişilere menfaat ve imtiyaz vermiyor. Allah'ın emrinin yerine getirilmesini istiyor.

          Devlet kendinde toplanan vergi vb gelirlerle borçluların borcunu ödemelidir. İslam asla sentez kabul etmez. Bütünlüğü içerisinde değerlendirilmelidir herşey.
          Devletlerin günümüzdeki uyguladıkları kapitalist,liberalisin ekonomiler ne yazık ki çoğunlukla zulümlere neden olurlar.

          Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
          Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
          Sevgi,saygı ve muhabbetle.
          Allaha emanet olunuz.
          Halil Ay

          Comment

          • kuman
            Uzman Üye
            • Mar 2013
            • 583

            #20
            Sevgili yetkin abi
            Hastalığınız umarım geçmiştir eğer geçtiyse Halil bey ecevabınızı bekliyorum
            Halil beyin yazdıkları yenilir yutulur değil
            Allah ne dediyse o ise Sanırım ben Allah'a karşı geliyor oluyorum ki öylebirşey asla yapmam.
            Önceden insanlar eşitti sonra insan sahip olmayı öğrendi ve eşitlik bozuldu.
            Sahip olan sahip olmayana hükmetmeye başladı be firavunlar oluşmaya başladı.
            Sahip olanlar dediler ki biz diz aynı olurmuyuz biz seçildik ve sizinle eşit olmamız sadece bir zulüm dür.
            Peygamberler de dedi ki; Asla! Sizler çamur gibi bir şeyden yaratıldınız nasıl oluyorda büyüklük taşlıyorsunu.
            Sahip olanlar güçlendi kendilerini Tanrı'mın yeryüzünde ki Halife'si olarak gördüler çünkü sahip olmak böyle bir şeydir ne kadar çok şeye sahip olursanız o kadar kendinizi büyütürsünüz, eşitliği bozdukça sadece zalim olursunuz.

            Çünkü Allah yasa koymuştu . İnsan SAHİP olmaya değil TANIK olmaya gönderilmişti

            Sahip olan mutlak olandı.

            Ama insanlar sahipliği terletmemek için bu sefer vasiyet ve miras bıraktılar tüm insanlığın olan varlıklar toplum yada kişilerce el konuldular sonuçta 1.000.000.000 aç 1.500.000.000 obezite sorunu yaşayan insan deposu haline geldi dünya

            İnsanlar birbirlerine iş yaptırabilmek ve iş yaptıran olmak için gözü kapalı hiç bir değere sahip olmadan maymunlar gibi saldırdılar ve her defasında yenildiler be yenilecekler aç gözlülük böyle bir şey işte Sahip ol ki bu dünya da ki rab liğin devam etsin vasiyet etki sahiplik yer değiştirmesin devamlı senin genlerinde kalsın.

            Bazen diyorum da sanırım ilk insanlar daha bir insan dı şimdilerde ise insanlık YÖK denecek az.

            Comment

            • galipyetkin
              Uzman Üye
              • Sep 2011
              • 1389

              #21
              Saygın kuman.

              Ben bu hususta sahip olduğum bilgileri yukarıda kısa ve öz bir şekilde yazdım. Bu yönde daha fazla üstelemek polemik yaratmak olur ve fikir alış verişini çekişmeye dönüştürür. Bu yazdıklarım üzerinde derinlemesine düşünülürse benim maksadım anlaşılır. Hatta bunun için daha evvel yazmış olduğum ve konuya açıklık getirecek bazı yazılarım da olmuştu. Bunları senin okumuş olman gerekiyor. Her halde unuttun.

              Bak şimdi ben sana o yazıların linkini vereceğim. Uzun bir yazı dizisi
              Bu linkte başka linkler de var. Bu linki okurken diğer linkleri de okuduktan sonra ana linke/ana yazıya dönmeyi ihmal etme. Konuları direkt olarak "miras" veya "vasiyet" olmayıp bunlara ışık tutacak "mülkiyet" ile ilgili konular.

              Link şu: http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2695

              Rahatsızlık yönünden şimdilik iyiyim. Teşekkür ederim. Fakat nedenlerini araştırıyoruz.

              Saygılarımla.
              Galip Yetkin

              Comment

              • HanifTürk
                Katılımcı Üye
                • Sep 2008
                • 43

                #22
                Konunun sonuçlanmasını bekliyorum.

                Bende özel mülkiyetin olmadığını düşünüyorum tabi ki ALLAH özel mülkiyet var diyorsa da boynum kıldan ince. Lakin ayetler sanki özel mülkiyeti yasaklıyor gibi geliyor. Saygılar

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #23
                  Sayın HanifTürk.

                  Sayın arkadaşım. İslam özel mülkiyeti yasaklamıyor.
                  Yoksa evimiz, barkımız, işimiz, iş yerimiz, bağımız, tarlamız olamayacağı gibi işçilerimiz de olmaz
                  ve yetimleri de toplumsal bunalıma sebep olmamaları için "ikişer-üçer- dörder" işe almamız,
                  onlara iş vermemiz da imkansız olur.

                  O zaman "Nahl-71". ayet ile
                  "zekat" ve "zekatı ita"
                  işlevsiz/anlamsız kalır.

                  Kaldı ki aksi düşünce "sovyet komünizmi/işçi diktatörlüğü" getirir ki işte İslam, kapitalizme/emperyalizme olduğu gibi buna karşı olup, "haram usulü" denilen "bir nevi devletçilik ile, "helal usulü " denilen bir nevi özel teşebbüsçülük karışımı karma, toplumcu/kollektivist bir ekonomik düzen getirmiştir.
                  Bu yönde sitede çeşitli makale ve açıklamalarımız var.

                  İsterseniz şuraya bir göz atıverin:
                  http://www.hanifler.com/showthread.php?t=664

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.
                  Last edited by galipyetkin; 5. May 2017, 08:38 PM.

                  Comment

                  • HanifTürk
                    Katılımcı Üye
                    • Sep 2008
                    • 43

                    #24
                    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                    Sayın HanifTürk.

                    Sayın arkadaşım. İslam özel mülkiyeti yasaklamıyor.
                    Yoksa evimiz, barkımız, işimiz, iş yerimiz, bağımız, tarlamız olamayacağı gibi işçilerimiz de olmaz
                    ve yetimleri de toplumsal bunalıma sebep olmamaları için "ikişer-üçer- dörder" işe almamız,
                    onlara iş vermemiz da imkansız olur.

                    O zaman "Nahl-71". ayet ile
                    "zekat" ve "zekatı ita"
                    işlevsiz/anlamsız kalır.

                    Kaldı ki aksi düşünce "komünizmi" getirir ki işte İslam, kapitalizme/emperyalizme olduğu gibi buna karşı olup, "haram usulü" denilen "bir nevi devletçilik ile, "helal usulü " denilen bir nevi özel teşebbüsçülük karışımı karma, toplumcu/kollektivist bir ekonomik düzen getirmiştir.
                    Bu yönde sitede çeşitli makale ve açıklamalarımız var.

                    İsterseniz şuraya bir göz atıverin:
                    http://www.hanifler.com/showthread.php?t=664

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin.
                    Sn. Galip yetkin

                    Uzun uzun yazmayı sevmiyorum. Bugün ki düzenden bakarsak haklı olabilirsiniz. Lakin şöyle düşünün ilk insanlar dünya üzerinde yayılmaya başladığında Yaratan dünyanın dünya üzerindeki yaratılmış her şeyin hatta sizin de sahibiniz olan malikül mülk benim diye ferman buyurduğun da kim hangi saikler ile bu hükmün muhalifine hareket ederek tüm yeryüzü ALLAH ın iken kendi nefsine uygun sınır çizerek burası benim ve tasarrufu da bana aittir diye diğer insanların da hakkı olan bir yer üzerinde başkalarının söz hakkını tanımayarak özel mülkiyeti meşru saymıştır.

                    Cennet sınıf, sınır,(hadsizlik manasında değil) savaş ve sömürünün olmadığı bir düzen bir dünyadır.

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #25
                      Sayın HanifTürk.

                      1)Uzun yazmanıza gerek yok.
                      Bakara-219/2 ayetini biz değişik anladığımızdan buraya koymadık. Ama orada şöyle deniyor: "ihtiyaçtan artanı". İllaki ihtiyaçtan artan diyeceksek önüne zaruri kelimesi eklenerek "zaruri ihtiyaçtan artan" denmelidir. Fakat bu zorlama bir ifade olur. Kitapta yoktur. "Afve" ihtiyaç ya da zarurti ihtiyaç demek değildir.
                      Biz bu deyişi/ihtiyaçtan artanı "zekat" olarak anlıyor ve Mu'minun-4 ve Nahl-71. ayetleri içinde görüyoruz

                      Ve demişiz ki:
                      O zaman "Nahl-71". ayet
                      ve
                      "zekat" ve "zekatı ita"
                      işlevsiz/anlamsız kalır.

                      Bunları anlatsanız yeterli olur.

                      Şimdi diyelim ki bir "papuc"a ihtiyacınız var. Papucçuya gittiniz bir çifti ayağınıza geçirip çıkıp gitseniz ne olur?
                      Papucun malzemeleri Allah'ın, imalatçının emeğini de Allah verdiğine göre:
                      -"Ne parası kardeşim"
                      deyip çekip gitseniz ne olur?
                      Sizi ne yaparlar?

                      2)Bir de şöyle yazmışsınız:
                      "Bugün ki düzenden bakarsak haklı olabilirsiniz. Lakin şöyle düşünün ilk insanlar dünya üzerinde yayılmaya başladığında Yaratan ...."

                      Allah fikir mi değiştirmiş?

                      Saygılarımla.
                      Galip Yetkin.
                      Last edited by galipyetkin; 6. June 2017, 08:23 PM.

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #26
                        Bu konuda daha açıklayıcı bilgiler gerekiyor.

                        Mülk Allah'ındır. Bundan şüphe yok. Her şeyin yaratanı O olduğundan da maliki/sahibi O.

                        Fakat Allah "El Müstağni" yani hiç bir şeye ihtiyacı olmayan; her ol dediğinde istediği olan, oldurandır. Bu nedenle yarattıklarını insanların istifadesine bırakmış fakat denetimini de sürdürmektedir.

                        <-....Bakara 30. ayete baktığımızda şöyle bir anlatım var:"Ben bir HALİFE yaratmaktayım." Yani yeryüzünde bir MEMUR/GÖREVLİ (ki halen yaratılmaya devam ediliyor)....->

                        İnsanlar da bunların üzerinde iradeleriyle hakimiyet kurup istifadeye başlamışlardır. Buna mülkiyet demişler ve mülkiyetin sınırlarının da İslam anlayışına göre nasıl olması gerektiği de tarafımızdan Mülk ayrımı altında etraflı olarak izah edilmiştir.
                        http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2695

                        Fakat hem bu özelliği, hem de "Bahçe sahipleri" ve benzeri kıssaları göz ardı etmemek gerekir:

                        Bir balıkçıyı ele alalım. Tuttuğu balıkları satarak hayatını kazanmaktadır. Kapitalist anlayışa göre bu kişi balığa da, emeğine de, kullandığı malzemelere de vs. hepsine karşılık bir değer alır, çünkü balık kendi mülkü olmuştur.

                        Müslüman ise balığa bedel alamaz. O Allah'ındır ancak o balığı tutmak için sarflarının ve emeğinin karşılığını "kat kat riba"ya kaçmayan bir kar ile alır.

                        Diyelim ki bahçenizden menbaa suyu çıktı. Bu suyu çıkartıp içime sunulacak hale getirene kadarki emek ve masraflarınıza uygun bir kâr ekleyerek satabilirsiniz, suya para alamazsınız. Su Allah'ındır.

                        Bahçenizden topladığınız zeytinleri para karşılığı satamazsınız. Yetişmeleri için bir çaba emek ve masraf yaptı iseniz bunları ve uygun bir kârı alabilirsiniz.

                        İşte zekatı da bu elde ettiğiniz bedellerden verirsiniz.
                        Emeğinizin değerini veya kârınızı istediğiniz kadar yüksek tutun , size bir fayda sağlamaz, nafiledir. Çünkü eşitliği bozan fazlayı veya mizanda vezin kuralına göre belirlenmiş/tayin edilmiş hak edişinizden/"zorunlu ihtiyacınızdan" fazlasını alamazsınız, o kısmı zekat olarak vermek zorundasınız.

                        Kapitalist ise hem malın kendinden kâr eder, hemde vergi vermez sermayeye ekleyip bir de oradan kâr eder; yani kat kat riba yer. Bu nedenle yüksek oranlı kâr onun için önemlidir.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 20. June 2017, 03:50 PM.

                        Comment

                        • HanifTürk
                          Katılımcı Üye
                          • Sep 2008
                          • 43

                          #27
                          galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                          Bu konuda daha açıklayıcı bilgiler gerekiyor.

                          Mülk Allah'ındır. Bundan şüphe yok. Her şeyin yaratanı O olduğundan da maliki/sahibi O.

                          Fakat Allah "El Müstağni" yani hiç bir şeye ihtiyacı olmayan; her ol dediğinde istediği olan, oldurandır. Bu nedenle yarattıklarını insanların istifadesine bırakmış fakat denetimini de sürdürmektedir.
                          İnsanlar da bunların üzerinde iradeleriyle hakimiyet kurup istifadeye başlamışlardır. Buna mülkiyet demişler ve mülkiyetin sınırlarının da İslam anlayışına göre nasıl olması gerektiği de tarafımızdan Mülk ayrımı altında etraflı olarak izah edilmiştir.
                          http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2695

                          Fakat hem bu özelliği, hem de "Bahçe sahipleri" ve benzeri kıssaları göz ardı etmemek gerekir:

                          Bir balıkçıyı ele alalım. Tuttuğu balıkları satarak hayatını kazanmaktadır. Kapitalist anlayışa göre bu kişi balığa da, emeğine de, kullandığı malzemelere de vs. hepsine karşılık bir değer alır, çünkü balık kendi mülkü olmuştur.

                          Müslüman ise balığa bedel alamaz. O Allah'ındır ancak o balığı tutmak için sarflarının ve emeğinin karşılığını "kat kat riba"ya kaçmayan bir kar ile alır.

                          Diyelim ki bahçenizden menbaa suyu çıktı. Bu suyu çıkartıp içime sunulacak hale getirene kadarki emek ve masraflarınıza uygun bir kâr ekleyerek satabilirsiniz, suya para alamazsınız. Su Allah'ındır.

                          Bahçenizden topladığınız zeytinleri para karşılığı satamazsınız. Yetişmeleri için bir çaba emek ve masraf yaptı iseniz bunları ve uygun bir kârı alabilirsiniz.

                          İşte zekatı da bu elde ettiğiniz bedellerden verirsiniz.
                          Emeğinizin değerini veya kârınızı istediğiniz kadar yüksek tutun , size bir fayda sağlamaz, nafiledir. Çünkü ihtiyaçtan fazlasını veya mizanda vezin kuralına göre belirlenmiş/tayin edilmiş hak edişinizden fazlasını alamazsınız, o kısmı zekat olarak vermek zorundasınız.

                          Kapitalist ise hem malın kendinden kâr eder, hemde vergi vermez sermayeye ekler.

                          Saygılarımla.
                          Galip Yetkin.
                          Sn galip yetkin verdiğiniz linkleri inceleyeyim teşekkürler

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #28
                            Bir not.
                            Alıntının sonunda geçen "ihtiyaçtan fazlası" ibaresi alıntı yapılan yazıda "eşitliği bozan fazla" diye değiştirilmiştir.Bu şekilde dikkate alınmalıdır.

                            Saygılarımla.
                            Galip Yetkin.

                            Comment

                            • kuman
                              Uzman Üye
                              • Mar 2013
                              • 583

                              #29
                              Sevgili galip abi

                              Eşya İLE mülk biraz karışmış gibi sanki birde rızk konusunda ihtilafa düşecek gibiyiz
                              Galip abi

                              Comment

                              • galipyetkin
                                Uzman Üye
                                • Sep 2011
                                • 1389

                                #30
                                Saygın Kuman.

                                Biraz açar mısın?

                                Saygılarımla.
                                Galip Yetkin.

                                Comment

                                Working...