Sağ ve sol (Meymene ve meşeme)

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #1

    Sağ ve sol (Meymene ve meşeme)

    Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

    Meymene
    Sözlüklerde “ميمنة meymene” sözcüğü için, “يمين yemin” veya “يمن yumn” sözcüklerinden türemiş olmasına göre “sağ el” veya “uğurlu / bereketli” karşılıkları verilmiştir.
    Burada, sözcüğün “يمن yumn” sözcüğünden türediği kabul edilirse “ashab-ul meymene” deyimi; “bahtı iyi olan, bereketli, mutluluk sahibi” anlamına gelir.
    Eğer “meymene” sözcüğünün “yemin” sözcüğünden türediği kabul edilirse bu takdirde ayetteki “ashab-ul meymene” deyimi “sağ el” anlamına gelir ve bu deyimin “yüksek mertebe” belirtmek için kullanıldığı anlaşılır. Çünkü Araplar için “sağ el”, kuvvet ve şerefin sembolüdür. Nitekim hürmet edilen kimseler meclislerde sağ köşeye oturtulur ve bir kimseye verilen değer “فلان منّى باليمين Fulanun minnî bil-yemin (o benim sağ kolumdur)” ifadesi ile belirtilirdi. Bu ifade günümüzde de aynen kullanılmaktadır.

    meşeme

    "مشئمة Meş`eme" sözcüğü, "شئم şum" kelimesinden türemiş olup; "uğursuzluk, talihsizlik" demektir. Araplar, "şu`ma (uğursuzluk)" sözcüğü ile "شمال şimal (sol el)" sözcüğünü aynı anlamda kullandıklarından sözlüklerde "şu`ma" sözcüğünün anlamı "sol el" olarak belirtilmiştir. Sefere çıkan bir kimsenin sol tarafından bir kuşun uçmasını uğursuzluk sayan Araplarda "sol el", zayıflığın ve zilletin simgesidir. Nitekim önemsiz ve aşağı mevkide görülen kimseler meclislerde sol tarafa oturtulur ve bir kimsenin değersiz olduğu "فلان منّى بالشّمال Fulanun minnî bi-l şimal (O benim sol kolumdur)" ifadesi ile belirtilirdi. Özetle "اصحاب المشئمة ashab-ul meş`eme"; Allah`ın aşağıladığı, bedbaht kimselerdir ve O`nun huzurunda sol tarafta bulunacaklardır.

    Rabbimiz bu iki grup insandan Vakıa suresinin 27. ve 41. ayetlerinde de bahsetmiştir.

    Burada yüce Allah, "sol ehli" olan zümre için "ayetlerimizi inkâr edenler" nitelemesinden başka bir nitelemede bulunmamıştır. Bunun sebebi ise, kâfirliğin bütün kötülükleri kapsaması ve hatta kötülüklerin tümünden baskın çıkmasıdır. Yani kâfirlikle birlikte hiçbir iyi amel düşünülemez, onlar iyi davranışlarda bulunsalar dahi bu iyiliklerin kendilerine hiçbir yararı olmaz, onların kâfir olmaları her şeyi siler bitirir. Dolayısıyla kâfirlerin köle azat etmediklerini, yoksulu doyurmadıklarını ayrıca belirtmeye hiç gerek yoktur. Onlar; uğursuz, kötü, defterleri sol taraftan verilecek olan "meş`eme" ehlidirler. Onlar; sarp yokuşun gerisinde kalmışlar ve onu aşmak için o yokuşa saldırmamışlardır.
    Kaynak:işte Kur'an (Hakkı Yılmaz)

    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
    Allah'a emanet olunuz.
    Halil Ay
  • mavera
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 126

    #2
    Selamlar.

    Bu konu dönüyor dolaşıyor, tuvalete sol ayakla gir, evden sağ ayakla çık, ayak yetmiyor, suyu sağ elle iç, yemeği sağ elle ye vb. şekiller ile inancın bir sembolü olarak karşımıza gelebiliyor.

    Comment

    • Barış
      Uzman Üye
      • Sep 2008
      • 569

      #3
      Annem Kuran kursunda eline yediği sopalar yüzünden, solak iken sağ elini kullanmayı da mecburen öğrenmiş. Gerçi sonradan faydasını gördü, iki elini de kullanabilmenin...

      Ben de bir solak olarak, zamanında az düşünmedim değil yani, ben neden sol elimi kullanıyorum, cehennemlik miyim yoksa diye...

      Bilginin olmadığı ya da yanlış bilginin olduğu yerde insan nelere takılıp kalabiliyor, çok üzücü aslında.
      Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

      Comment

      • Ali Rıza Borazan
        Uzman Üye
        • Feb 2009
        • 399

        #4
        evet sol ehli Kuranın bütünselliğinde Allahın gönderdikleri kitapları ve peygamberleri kabul etmeyen ahiret alemine inanmayanlar olarak anlatmış olup sağ ehlini de takva yolunu seçen müslüman olanlardan bahsetmiş ve hayatın yükünü omuzlayan insanlara yardımcı olup sarp yokuşa Allah rızası için boyun eğen anlamında anlatılmıştır.

        Comment

        • galipyetkin
          Uzman Üye
          • Sep 2011
          • 1389

          #5
          Eğer bir toplumda "zaruri ihtiyaçtan" fazla kazanç elde edenler var ise, bu olay mutlaka bir çok insanın mağdur ve mahrum edilmesine sebep olur. Bunlardaki bu fazla ve elde tuttuklarına faiz, nema vs. denilir ve bunlar başkalarına gidecek olanları imkân bolluğu ve ellerini çabuk tutmaları nedeniyle zimmete geçirenler olduğundan, bu kişiler faiz yiyenlerdir. Bunlara toplumun geri kalanının hakkını haksız yere yiyenler denilir.

          Bunun zıttı ise Salât-Salâvat(Havra -Manastır-Mescid-el haram) ehli olan ve mülkte iştirak içinde olup "sadaka" verenler veya "zorunlu ihtiyaçtan" artanın hepsini topluma iade ederek hakkıyla "zekât/vergi" verenlerdir. Bu zekât verme türü, cimrilerin verdikleri zekatlarından(1/40-kırkta bir) farklı olarak (Nahl-71; Muminun-4,5)" eşit olmak için mizanda vezin kuralı ile belirlenenden artanının hepsi olarak verilen" denilen türden hakiki zekâttır.

          Ya mülkte iştirak halinde malik olup "salatı/karşılıklı yardımlaşmayı" hakkıyla eda edenlerden olacaksınız; ya da mülkte iştirakı(Haram usulünü) tercih etmemişseniz, bu kez de girişimcilik yolu(Helâl usulü) ile elde ettiğiniz kazancı servet ve sermayeye çevirmeyip/eklemeyip, sizin ve bakmakla yükümlü olduklarınızın günlük zaruri ihtiyacından fazlasını aynı gün sebile(devlet hazinesine-beyt-ül mal'a-kamuya-topluma) ''Muminun:4-5, Nahl:71'' şartlarında geri iade edeceksiniz.

          İşte ahıret gününe hakkıyla inananlar ve ''Karz-ı Hasene'' ilkesini uygulayanlar bunlardır.

          Günümüzde sebil kavram ve kurumunun karşılığı devletçilik, sosyalizm ve kollektivizm'dir ki Havra'yı, Manastır'ı, Mescid-el haram'ı(salât-Salavât'ı) ayağa dikerek/hayata geçirerek, sadakayı ve de zaruri ihtiyaçtan artanı vergi olarak vermektir. İşte bunu yerine getirmeyip , bunun yerine ticaret yapıp da zaruri ihtiyaçtan artanı /kârı sermayeye ekleyip de bunun üzerinden tekrar kazanç elde etmeye çalışanlar/kat kat riba yiyenler, liberalist-kapitalist sistemi uygulayanlardır /mescid'i aksa'da olanlardır.

          Allah onları düştükleri liberalist-kapitalizm delâletinde bırakır, asla onlara Hidayet ederek basiretlerini açmaz. Onlar helâke ve hüsrana düşmüşlerdir de, yine kendilerini hak yolda zannederler.(Nisa-167-168-169-170)

          Bunların bir kısmı Allah'a inanır ama güvenmezler, münafık bunlardır. ''Hasbüna Allah'' sözünü, inanarak ve kalpten söylemezler; çünkü servetsiz duramazlar. Bunlar ''liberalist tutucu''durlar.
          (Oysa Allah yasaklanmış şeyleri yapmaktan sakınmayı ve bireysel zenginlikten kaçınarak kavâm miktarının aşılmamasını ister. Bu kaçınanlar kendi ellerinde bulunanlara değil, Allah'tan olanlara daha çok güvenenlerdir. Hakkıyla Allah'ı veli ve vekil edinenler de bu kaçınanlardır.)

          Bir kısım halk ''Ashab el Yemin'' ile liberalist-kapitalist sağcılığı aynı şey zanneder. Oysa ''Ashab el Yemin'' kendisinin değil, güçlenmeye muhtaç olanlara sadakat ile davranan erdemli insanlardır ve safta öne geçmeyen, geri de bırakmayan, eşitlikçi, mülkte iştirak içinde olanlardır. Kur'an bunlara meymenetliler, sağcılar der(ki bu gününün anlatımı ile sol/halkçı dünya görüşündedirler).

          ''Sahib ül Yemin'' ise eşitliği ret ile, kendi mutluluğu için güç-kuvvet ve servet sahibi olmak isteyendir. Kur'an bunları ''kumarbaz diye tanıtır.(lütfen Sitemezin Ekonomi başlığının Kumar bahsindeki Bakara:219/1 yazımız bakar mısınız). Bunlar refah içinde yüzen kapitalistlerler ve kapitalizmi savunanlardır ki, Kur'an bunlara şomluk anlamında Meymenetsizler veya solcular/(bu günün sağ kesiminde olanlardır ki) hırsızlar der. Allah'ı gerçek anlamda veli-vekil edinip O'na güvenme ve Sebil sosyo-ekonomi politiğini kurarak kavâm içinde yaşama yerine mevkii, makam, iktidar, servet ve sermayeye güvenmeyi yeğlerler. Ferdiyetçidirler, sebil karşıtı (özelleştirmeci) oldukları ve refah içinde yaşamayı yeğledikleri için Kur'an nezdinde solcu-meşemedirler. Halbuki bu gün ekonomi ve siyasette-Avrupa'da- ''sağcılık'' ile Liberalist ve Kapitalist olmak kastedilir. Bunu Kur'an şomluk anlamında solculuk kabul eder. Bunlar da liberalistliği dindarlıkmış gibi halka yuttururlar. Bunlar sanki mülkten hesaba çekilmeyeceklermiş gibi umursamazlık içindedirler. Oysa Hak Din liberalizm- kapitalizmden uzaktır. Hak Din ile liberalist-kapitalizmi bağdaştırıp mülkü fitne yaptıkları için bunlara Meymenetsizler anlamında solcular der Kur'an.

          Vakıa Suresinden bakalım:
          ''Soldakiler; ne yazık o soldakilere!'' (Vakıa-41)
          ''İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde'' (Vakıa-42)
          ''Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar'' (Vakıa-43)
          ''Serin ve hoş olmayan'' (Vakıa-44)
          ''Çünkü onlar bundan önce varlık içinde safahata dalarlardı'' (Vakıa-45)
          ''Büyük günahı işlemekte direnir dururlar.'' (Vakıa-46)

          Bunlar bu gün tanımladığımız kapitalistlerdir. İşte Avrupa'nın tanımladığı sol ile Hak Din'in tanımladığı solculuğun aynı olmadığını, hatta alansal olarak zıt şeylere sol dediklerini gördük.

          Sosyalizm anlamındaki sol, halkçılık, devletçilik, başta Leyl suresi olmak üzere başka surelerde de ''ihsan'' olarak tanımlanarak övülür. Çünkü sebil olan Allah Yolu toplumculuktur. "Saff suresi" kollektif mücadeleyi över. "Leyl" de bunu tavsiye etmiştir. "Saffat suresi" de sağdan gelenleri ki bunların davetine uyarak kapitalizme,ekonomik sağcılığa kayanlarla birlikte ateşe sürüleceklerini anlatır. Çünkü ten zevklerinden olan mülk tutkusundan kurtulamamışlar, kendi mutlulukları başkalarının felâketi olmuş, başkalarının ekmek paralarını yemişlerdir.

          Hak Din, başkalarına yümünlü-bereketli olanlara ''Ashab ül Yemin'' demiştir. Başkalarına yümünlü olmanın yolu ise, çok toplayıp vermek değil, aksine az ile yetinmektir. Bu ise samimi dost, yaren ve yoldaş olmaktır. Bunu ret ise bireycilik-bencillik olduğu için orada ancak ''Sahib ül Yemin'' vardır ki kendi mutluluğu için güç, kuvvet ve servet sahibi olmaktır. Bu, ''Ashab ül Yemin'' olmayı reddetmek; sağda veya sağcı olmakla, sağdan gelmekle liberalist olmaktır. Burada rekâbet, haset, cimrilik(servet ve sermaye biriktirmek) olmadığı için kalpler ancak işlerin ve amaçların birleşmesiyle sulha ve sukûna varır.

          YEMİN:
          1-Sözü, Allah'ı zikrederek kuvvetlendirmek.
          2-El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek ve birbirlerine söz vererek ahitlaşmek.
          3-Mübarek
          4-Sağ el, sağ taraf.

          İkinci sıradaki anlama baktığımıda:
          a) Merkezde hiçbir insan bulunmamaktadır; sadece Allah'a izzet verildiği ve Allah'a güvenildiği, gerçek güçlü ve tam adil olana yaslanmak ve güven duymak olduğunu,
          b) Hiçbir hiyerarşi bulunmadığı, toplumun bütün fertleriniğn birbirinin aynı ve özgür haklara sahip özgür bireyler olduğunu,
          c) Allah'la yapılan ahidin toplumla yapılan ahit ile tamamlandığını,
          ç) Tek taraflı bir vaat bulunmadığı, karşılıklı taahhüdün varlığını,
          d) Herkes, ahde konu olan ''şeylerin'' hem alacaklısı hem de borçlusu oldığunu,
          e) El ele tutuşarak dostluk ve saadet ile yardımlaşmanın el birliğiyle yerine getirileceği, kaderde ve kııvançta birlikteliği, yek vücut olmayı,
          f) Tanımlamanın 4. sırasındaki ''sağ taraf-sağ el'' ile, bu yöndeki hareketin kuvvet olduğu ve bütün buna ''sağcılık'' dendiğini,
          tesbit ederiz.

          Şu halde Kur'an'ın tanımladığına göre sağcılık ekonomik ve sosyal yaşamda kollektif, el birliği ile bir düzen, kollektivizmdir.

          Halbuki bugün, Avrupa yaşam tarzına ve tanımına göre yaptığımız tanımlamalar Kur'an tanımının tam tersini vermektedir. Biz dinin tanımladığı solculuğu sağcılık, sağcılığı ise solculuk olarak tanımlamaktayız. Kur'an okurken bu kıstas göz önünde bulundurulmalıdır. Mesela Saffat 28'dekiler, kapitalistler tarafından aldatılanlardır.

          Camiden çıkmayıp 1/40 veren ve kendini kılık kıyafetiyle dindar ve mütedeyyin ilan edip, sağcılıklarıyla hava atan bir kesimin kendilerini bu kıstaslara vurup ne olduklarını fark edip, hal, tutum ve davranışlarını gözden geçirmeleri galiba şart.

          Saygılarımla.
          Galip Yetkin.
          Adalet ve rahmet sitesinden derlenmiştir.)
          Last edited by galipyetkin; 12. March 2019, 04:47 PM.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #6
            Noktasına virgülüne dokunmadan Av. İlhami Çetinden bir sayfa. Takdirlerinize.

            ''EKONOMİK SOLDA OLANLAR (YESİR).

            Şimdi Mümin’in sosyo ekonomi politiğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyan surelerden birsi olan haşır suresine geldik. Önce ganimet ve fey kavramına kısaca değinelim. Az zahmet ederek ve zahmete göre çok gelir getiren işler ganimet niteliğindedir.Yine çark ve benzeri dönen şeylerin, işi ve gücü arttırıcı düzeneklerin üretimi ve magnetik alanın arttırıcı ve kolaylaştırıcı üretime v.s.’ye katkıları hep fey’dir. Bütün kolay kazançlar da kumara benzetilerek, yesere tanımı içersindedir.

            Sanayi devrimi, canlı emeği gözden düşürmüş, teknoloji ve insan dışı enerjiyi devreye sokarak az canlı emekle çok kazanç elde etme yoludur. Bu gelirler fey ve ganimet hükmünde olup, Enfal suresinin 1. ayetindeki hükme tabidir. Yani, müktesibin başkaca geliri yoksa içinden geçimliğini alarak gerisini Kuranda belirtilmiş kesimlerin hayat sevilerini geçimlik seviyesine çıkartmak için kullanılır. Kazancın tamamı beş gurup insan arasında taksim edilir. Yani onların yararlanacağı fonlarda biriktirilir. Ganimet işte bu beş gurup muhtacındır. Birisi hazinenin genel masrafları, dördü ise muhtaç ve mahrumlar için ayrı fonda biriktirilir. Enfal–1 hükmün, Enfal–41 ile Nesh edildiğini savunan GAFİLLER'e burada cevap vardır. Enfal–41 tahsis ayetidir. Fey niteliğindeki gelirin 1/5 hissesi devletin genel giderleri için tahsis edilir. Geriye kalan dört pay ise nitelikleri belirtilen insanların hayat seviyelerini yükseltmek için kullanılmak üzere ayrı fonlara konulur. Hak dinde “Gurkalık”(Paralı asker) olmadığı için, savaş ganimetlerinden gaziye pay verilmez. Meğer ki, onun da geliri ihtiyacının altında kalanlardan olsun.

            Çünkü ganimetten savaşana pay verme usulü cahiliyenin talan kültüründe vardır.

            Mümin cihad eder, talan savaşı yapmaz. İslam bu cahiliye âdetini tasfiye etmek için düzenleme yapmıştır. Onun için Resulullah atfedilen birçok hadisde muharibin ganimetten pay almasının, ahirette cihat sevabı almaktan mahrum kalacağı söylenmiştir.

            Şimdi bunun tekrar edildiği haşır suresinin 7. ayetinden başlayalım ki, işletme sahiplerinin gelirlerinin içinden sadece ailelerinin geçimlerini sağlayacak miktarı alıp, gerisini hazineye vergi olarak vermelerinin doğru iş olduğunu, hazinece tasarruf edenlerin de, bunun 4/5 hisse miktarını belirtilen mahrum bırakılanlar, zayıf ve mağdurların hayat seviyelerini yükseltmek, çalışabileceklerini iş sahibi yapmak için harcanacağını bilmeleri ve burada kullanmalarını ayet açıklar.

            Bunun sebebinin ise, varlıkların belli bir sınıfın refah içinde yaşaması sonucunu doğurmamasının önlemi olduğu bize açıklanır.Çünkü hak dinde özel girişime iş yaptırmak zorunlu hale gelmişse, bunu kâr için değil, fi Sebilullah için yapması koşulu vardır (Bakara-218).

            Şimdi önceki sure ve ayetlerde niçin liberalistlerin kötü akıbetinden bahsedildiğini daha iyi anlamış oluruz. Çünkü onlar bunun tersini yaparlar. Toplumda devlet teşvik ve desteğiyle zenginler oluştururlar. Bunlardan hem az vergi alarak Yemin-i Bânus üzere Minhaç uygularlar. Hem de milletin malından onlara üstte haraçlar verilerek teşvik edilirler… Bundan daha büyük zalimlik olur mu?

            “Allah'ın, (fethedilen) ülkeler halkından Peygamber'ine verdiği ganimetler, Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet( İyi şans, meymenet)olmaz. Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.”(Haşır–7)

            Savaşların zorunlu sonucu olan menkul ve gayrimenkul ağırlıkların ele geçirilmesindeki usul burada da hatırlatılıyor. Peygamber size bu meblağdan bir pay vermek zorunda değildir. Sizin savaşınız talan savaşı değil, kendini savunma savaşıdır. Size haraç taksimi yapmıyor, küçük hediyeler veriyor.

            Allah ve onun dinine yardım eden fakir Müslümanlar; doğrular, sadıklar, Sıddıklar olarak tanımlanır. Ashab-ül Yeminlik de budur: başkaları için yümün getirmek. Erdemli olanlar, semirmeden ve meleleşmeden yardımlaşanlardır. Bunun en münasip uygulanacağı yer ise Devletçilik ve sosyalizmdir.

            ”(Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.”(Haşır–8)

            Şimdi yine Ensariyet Kurumu açıklanır. Bu, olması gereken idealist Hıristiyan’a (Nasranî) da isim olan bir niteliktir. Bu isme layık olmayan çokça Hıristiyan bulunduğunu da bilmekteyiz. Kavramsal olarak Ensâriyet, selam onlara Meryem, Zekeriya, Yahya ve İsa’nın yaşam biçimleridir. Manastırda kendilerini nezrederek ve canlı emeklerini Karz-ı Hasene olarak rıza için Allah’a, fiilen kamuya tahsis edenlerdir (işte kurbanı kesenler bunlardır). Öyle ki, bunlar eşitliğin de ötesine geçerek, gönül rızasıyla eşitler arasında sonunculuğu kabul eden gani gönüllülerdir. Bunların yaptığına ''îsâr'' denilir ki, nefsin cimriliğinden ve onun lanet edilmiş bencillik sistemlerinden korunmanın yoludur. Kurtuluşa ermenin kolay ve kestirme yolu da budur. Kazançları kamuya vermek, ama geri alırken oradan sadece ihtiyacı olan maişetini geri almak.

            ’Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.’(Haşr-9)

            Yukarıdaki ayet hak dinin sosyo ekonomi politiği ve onun kemal arayışı içindeki insanının asla cimrilik(ferdiyetçi sistem) içinde bulunmamasını vurgular ve kurtuluşa erenlerin nefsin cimriliğinden korunduklarını açıkladıktan sonra, aşağıdaki Hışr–10 ayet yine kâmil insan ve onun sosyo ekonomi politiğinin kinden arınmasını ilke yapmıştır. Bu ikisinin mutlaka bir insanda bulunması şartı ise, liberalizm-kapitalizm fâsık ve fâcir sisteminin olmazsa olmazlarıdır. Yani hased, kin ve cimrilik üzerine kurulmuş ve başarıyı buradaki yoğunlaşmaya bağlamış olan bir sistem olduğu herkesçe bilinmektedir. Demek ki insan YA MÜMİN, YA DA LİBERALİST olur. Hem müminim, hem liberalistim demek yalan ve yanlış bir sözdür. Çünkü, mademki imanın şartı bu dinin doğru sözlü nebisi tarafından şarta bağlanarak, ferdiyetçilikten vazgeçmeye endekslenmiş ve deniliştir ki, “kendin için istediğin her iyi şeyi başkası içinde istemedikçe iman etmiş sayılmazsın…” Liberalizm ise hayatta kalabilmek ve başarılı olmak için bu sözü ret etmeni senden istiyorsa, bunun anlamı şudur. BİR KİMSE HEM MÜMİN HEM LİBERALİST OLAMAZ; olsa da, mümin kalamaz. Şimdi kinden arınmayı dilemeğe dair ayeti verelim.

            ”Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!”(Haşır–10)

            Şimdi hak din ve onun inananları için en büyük tehlike olan münafıklara söz getirilmiştir. Çünkü kâfir zaten kendisini inkâr etmez ve ona karşı önlem almak kolaydır. Ama münafık içimizdedir ve birçok insan onu mümin zanneder. Tehlike de buradadır.
            (En büyük tehlike de siyasettedir. Türk siyeset tarihini 1950'den itibaren gözden geçiriverin; her mahallede bir milyonerden, babalar gibi satışların neyi ifade ettiğini bir araştırın ve tefekkür edin.G.Y.)

            ”Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: Eğer siz yurdunuzdan çıkarılırsanız, mutlaka biz de sizinle beraber çıkarız; sizin aleyhinizde kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız, mutlaka yardım ederiz, dediklerini görmedin mi? Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik eder.”(Haşır–11)

            ”Andolsun, eğer onlar çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar; savaşa tutuşmuş olsalar, onlara yardım etmezler; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçarlar, sonra kendilerine de yardım edilmez.”(Haşır–12)

            ”Onların içlerinde size karşı duydukları korku, Allah'a olan korkularından daha şiddetlidir. Böyledir, çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.”(Haşır–13)

            İşleri ayrı ayrı olan liberalistlerin aralarındaki birleştirici unsur sadece çıkar birliğidir. Ama çıkarları çatıştığında bu birliği de koruyamazlar. Çünkü işleri ve çıkarları bireysel olanların kalpleri de birlikte çarpmaz. Kimin serveti nerede ise, kalbi oradadır. Nitekim Avrupa devletleri ferdiyetçi dünya görüşünü benimsediklerinden aralarında birçok defa dünyayı yeniden paylaşım savaşları süregelmiştir. İşte ayet bize bu gerçeği açıklayarak, Leyl suresi 4. ayette vurgulanan(İşlerin Kollektif yapılmayıp bireysel girişime sapılmasını kınar) hususu tekrarlayarak pekiştirmiş olur. Göğüslerini siper edecek kadar fedakârlıkları yoktur, Kalelerin zırhların arkasından yiğitlik yaparlar.

            ”Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir(Çıkar savaşları). Sen onları derli toplu sanırsın, hâlbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanmayan bir topluluktur.”(Haşır–14)

            Kâfir ve münafıklara Allah adaletinin sünneti ise, zulümlerinden dolayı hep aynı olmuştur. Çünkü Allah inkâra karşı hâlimdir ama, zulme karşı bu kadar affedici değildir. İnsan haklarına tecavüz edenlerin tarih boyu akıbetleri bellidir…

            ”(Onların durumu) kendilerinden az önce geçmiş ve yaptıklarının cezasını tatmış olanların durumu gibidir. Onlara acıklı bir azap vardır.”(Haşır–15)

            Münafıkların güvenilmez kişiler olduğunu, zora geldiklerinde müttefiklerini terk etmeyi her zaman tercih edeceklerini de aşağıdaki ayet bize bildirir. Bu huylarından dolayı da kâfir ve fâsıklar dahi onları müttefik olarak görmezler. Hele stratejik ortak hiç saymazlar. Münafıklar, kapitalist-emperyalistleri, kendi kendilerine stratejik müttefik ilan etseler de, kâfir ve fâsıklar, küfürde ileri gitmenin gerektirdiği acımasız katliamlar için onların geri döneceklerini bildikleri için onlara güvenmezler. Onlar, aldattıkları kendi toplumunun insanlarını dahi ahirette terk eder, kendilerini kurtarmanın yollarını ararlar…

            ”Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkâr edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der”(Haşır–16)

            Yine aşağıdaki ayeti güncelleştirerek daha algılanır hale getirirsek, zulümde sonuna kadar kâfir, fâsık ve fâcir müttefikleriyle gitmeseler dahi, onlara ''üs''ler vererek, limanlar açarak yardımcı olmalarından dolayı cezaları eşittir. Birlikte cezalandırılacaklardır. Yani bizzat Deccal ile birlikte Irak’a girip Müslüman kanı dökmeseler de, Müslüman kadınların ırzlarına geçmeselerde, emperyalist sözde stratejik ortaklarının bu işlerde ortaklık teklif eden sözleriyle cesaret ve destek verdiklerinden birlikte olamasalar da, cezalarından bir indirim yapılmaz, müstevlilerle birlikte cehenneme yuvarlanırlar.

            ”Nihayet ikisinin de sonu, içinde ebedî kalacakları ateş olacaktır. İşte bu, zalimlerin cezasıdır.”(Haşır–17)

            Münafık ve fâsıkların durumu açıkça ortaya konulduktan sonra, hakiki müminler uyarılıyorlar. AMELLERİNİZ imanlarınız kadar önemlidir. Onun için bu münafık zalimlere dikkat edin ki sizi de saptırmasınlar…

            ”Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.”(Haşır–18)

            ”Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir.”(Haşır–19)

            ”Cehennem ehliyle cennet ehli bir olmaz. Cennet ehli, isteklerine erişenlerdir.”(Haşır–20)

            Münafığın mizacı, ten(beden-ceset) zevklerinden olan mülkleşmeden yanadır. Bu haliyle, terimsel dini grubu neyle anılırsa anılsın, kavramsal anlamda Mecusileşmiştir. Bunun için dünyada ateşten, hararetten, susuzluk ve doymazlıktan uzak duramadığı için, ahirette ateşini ateşle tasfiye etmeye tabi tutulur.''

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.
            Last edited by galipyetkin; 8. February 2013, 01:16 AM.

            Comment

            • pramid
              Uzman Üye
              • Sep 2010
              • 984

              #7
              KURANDA ALEYNA (bizim üzerimize) kelimesini kızına isim olarak koyan ile...(anlamını bilmeden)

              sağın yaranlarını kurandan okuyup sağcı olana şaşarım...

              sol-sosyalist-kominist : amerikan düşmanı diye bilinir.

              amerikada kominizm/sosyalist düşmanı....


              hepimiz amerikayı sevmeyiz ve düşmanımız deriz (!)

              BİR GARİPLİK YOK MU? ( ben ist/izm karşıtıyım. hepsine)

              Comment

              • galipyetkin
                Uzman Üye
                • Sep 2011
                • 1389

                #8
                Sayın pramid.

                'Rızkı ben veririm ve bu rızkı edinmekte de herkes eşittir. Kimse benim sizlere verdiğim bu rızıkları sahiplenip de, benim yerimi alıp kendi düşüncesine göre benim rızıklarımı dağıtma hakkı yoktur. Sizin, yani yönetime getirilmiş kişilerin görevi benim adaletimi yerine getirmek değil midir? Bu adalete de ancak size peygamberlerin vasıtası ile gönderdiğim iradem olan ayetleri uygulamakla ulaşırsınız'' diyen ve Beyt sistemini ve kollektivizmi öneren Allah'ın sistemini ortadan kaldırmak için para babaları kapitalistlerin islama ait ortak yaşamı ortadan kaldırmak için ortaya attığı komünizmin bir bulandırıcılık olduğunun farkını anlayabilmelisiniz.

                Kur'an'ın tanımlarından ''beyt yaşamı''nı ve

                (Mu'minun-4, 5 ve Nahl-71) ile izin verilmiş yaşam ve

                cebellezicilerin empoze ettiği (1/40=%2,5) tanımlar arasındaki farkı anlayabilmelisiniz.

                Sağdan gelenler ile soldan gelenler hakkındaki bu sitede yazılar var. Onları iyi ve sindirerek okumalısınız.


                Sayın pramid.
                Lütfen bu yazdıklarımı yalnış anlamayın.Yazdıklarım sizi kendimce bilgilendirmektir.
                Hiç yılmadan her yazılanı lütfen en katı şekilde eleştirin. Ki en güzele, kimlik kartı olan müslümanlığa değil de ideal olana ulaşalım.

                Teşekkürlerimle.
                Galip Yetkin.
                Last edited by galipyetkin; 26. April 2017, 12:57 PM.

                Comment

                • pramid
                  Uzman Üye
                  • Sep 2010
                  • 984

                  #9
                  'Rızkı ben veririm ve bu rızkı edinmekte de herkes eşittir. Kimse benim sizlere verdiğim bu rızıkları sahiplenip de, benim yerimi alıp kendi düşüncesine göre benim rızıklarımı dağıtma hakkı yoktur. Sizin, yani yönetime getirilmiş kişilerin görevi benim adaletimi yerine getirmek değil midir? Bu adalete de ancak size peygamberlerin vasıtası ile gönderdiğim iradem olan ayetleri uygulamakla ulaşırsınız'' diyen ve Beyt sistemini ve kollektivizmi öneren Allah'ın sistemini ortadan kaldırmak için para babaları kapitalistlerin islama ait ortak yaşamı ortadan kaldırmak için ortaya attığı komünizmin bir bulandırıcılık olduğunun farkını anlayabilmelisiniz.
                  sevgili galip. anlıyorum ama soru basit... NE BU GARİPLİK ?

                  ÜMMETÜN VAHİD ve parçalı ülkeler...
                  İslam, eşitlik, Sosyal adalet....
                  Toplum, biribirinden emin, dayanışmacı ve güvende silm toplumu.
                  bireyci,birbirine güvenmeyen ve yardım etmeyen ortam...(Sağdan gelenlere kananlar "size ne oluyorduda birbirinize yardım etmiyordunuz." (Saffat Suresi)
                  Last edited by pramid; 3. February 2012, 10:57 AM.

                  Comment

                  • galipyetkin
                    Uzman Üye
                    • Sep 2011
                    • 1389

                    #10
                    Sayın pramid.

                    Garipliği biz yaratıyoruz. Çelişki bizde.

                    Bize öğretilmedi ve doğru olan bize öğretilmiyor.

                    Kaç kişi ''AVF'' ifadesinin anlamını biliyor ki? Bırakın anlamını, bu kelime ile karşılaşmış mı?

                    Bakın ukalalık naraları atan ben Sitenin ekonomi bölümünde ''Meysır'' kısmında ''Bakara-219/1'' yazımda bunu atlamışım. Bu yazımdan sonra bu eksikliği gidereceğim.

                    İsa Peygamber kendisine katılmak isteyen zengine ''git neyin var neyin yok, elden çıkar da öyle gel.'' der. Bu avf'tır, vaftizdir, abdest almadır. Bu kilometre göstergesini sıfırlamak, saati 0'dan başlatmaktır; tevbe edip ''Ha bismillah'' demektir, Bakara 279'u uygulamaktır.

                    Yani Allah'ın yoluna dönmek istiyorsan sadece gayrimeşru işini terk değil, bu yoldan kazandığın tek kuruşu dahi elden çıkartıp(sahibine-kamuya iade edip), ondan sonra kazandıklarında ihtiyaç sınırını göz önünde bulunduracaksın diyen bir öğretiye rastladınız mı?

                    Hangimiz bunu yapıyoruz?

                    Allah'ın ayetlerini tatbik etmiyor, kendimize güvenmiyoruz. Sindirememişiz.

                    Cesedimizin arzuları üstün. Reklam bombardımanı içindeki çelişkilerimizden ancak biri bu.

                    Saygılarımla
                    Galip Yetkin.
                    Last edited by galipyetkin; 13. October 2014, 04:10 PM.

                    Comment

                    • pramid
                      Uzman Üye
                      • Sep 2010
                      • 984

                      #11
                      ihtiyaç fazlanı vermen için önce ihtiyacını karşılayacaksın.
                      Bu arada mal sayıp durmayacaksın.
                      Kendi ihtiyaçları olsa bile onları kendilerine tercih ederler(haşr suresi)

                      Eğer Rabbinden ummakta olduğun bir rahmeti beklerken (darlıkta olduğundan) onlara sırt çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle.
                      Elini boynuna bağlı kılma, tamamen de açıp saçma. Sonra kınanmış, hüsrana uğramış halde oturur kalırsın.Şüphe yok Rabbin, dilediğinin rızkını genişletir, daraltır, şüphe yok ki o, kullarından haberdardır, onları görür.(isra 28-29-30)

                      avf: Birisine yemek yedirdiğimiz zaman bizlere teşekkür eden birisi için "afiyet olsun" deriz. Avf/afiyet aynı köten gelir.

                      avf: kadına, hakkını bağışlar(bakara 237)( أَنْ يَعْفُونَ)
                      avf: çoğalmak (araf 95)(حَتَّى عَفَواْ)

                      afiyet olsun: demek isteriz ki "bunun hepsi senin olsun; benden çıktı. zira ihtiyacım yoktu."

                      affetmek: hakkı olanın hepsini bağışlamak.(günahımızın bir kısmının durmasını ister miyiz. hepsinin bağışını isteriz..)

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #12
                        Sayın pramid.

                        Aramızdaki anlayış farkı bakın ne?

                        Diyorsunuz ki: ''........ Zira ihtiyacım yoktu.'' Yani ''zulanız'' sağlam. Kendinizin güvencesi o ''zula''.

                        Ben ''zula'' edinmiyorum. Benim güvencem başka. Benim anlayışım Haşr-9.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.

                        Comment

                        • pramid
                          Uzman Üye
                          • Sep 2010
                          • 984

                          #13
                          tamam öyle algıladıysanız öyle olsun. selam

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #14
                            Sayın pramid.

                            Benden de size selâm ve nezâketiniz için teşekkürler.

                            Hürmetlerimle.
                            Galip Yetkin.

                            Comment

                            • galipyetkin
                              Uzman Üye
                              • Sep 2011
                              • 1389

                              #15
                              Kur'an'dan Sağcılık Çıkar mı?
                              Kur'an'da kapitalist yönde ekonomik bir yaşam veya sistem var mı?

                              Kuran’dan Sağcılık Çıkar Mı?
                              Yılmaz YUNAK'tan.

                              İkiyüzlülükten, cahillikten, kalleşlikten ve ihanetten gına geldi arkadaş!

                              Bugüne kadar sürekli olarak “Kuran’dan solculuk çıkar mı/Kuran’dan sosyalizm çıkar mı” türünden yazılar okudunuz. Hatta kimi hain kalemler, bu kutsal çabayı “Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları” türünden bel altı vuruşlarla alaya almaya çalıştılar.

                              Kısa keseceğim ve net soracağım arkadaş!

                              Bana, tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle!

                              Kıvırtma, yalana dolana sapma, inanmadığın şeyleri eveleyip geveleme!

                              Bana, tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle!

                              Kim?

                              Marx mı, Lenin mi, Mao Zedung mu, Che Guevara mı?

                              Kim?

                              İnsanların tüm mal ve nimetlerden, rızıklardan eşit biçimde yararlanmaları gerektiğini, sosyal statü olarak mümkün olduğu kadar eşit biçimde bulunmaları gerektiğini anlattığım sağcı Müslüman(!) bir genç, “İyi de, komünistler hep silah kullanarak bir şeyler yapmaya, iktidarları devirmeye çalışıyor!” diye aklınca tavır koydu.

                              Tamam!

                              Kabul!..

                              Sorumu bu minvalde geliştirerek tekrarlayacağım o zaman.

                              Bana silah kullanarak devrim yapan, silah kullanarak iktidar deviren, silah kullanarak/savaşarak statüyü alt üst eden tüm zamanların en büyük Devrimcisini söyle!

                              Kıvırtma, yalana dolana sapma, inanmadığın şeyler konusunda eveleyip geveleme!

                              Kim bu tüm zamanların en büyük silahlı Devrimcisi?

                              Marx mı, Lenin mi, Mao Zedung mu, Che Guevara mı?

                              Kim?

                              Neden bu denli sinirli, bu denli hırçın, bu denli isyankâr olduğumu sorgulayıp duruyorsunuz!

                              Bıktım ikiyüzlülüğünüzden birader!

                              Yetti!..

                              Gına geldi!..

                              Bana öyle bir Devrimci söyleyin ki, bu devrimcinin yaptığı tüm zamanların en büyük devrimi hâlâ taş gibi sağlam olarak hüküm sürüyor olsun! (Pratiğini yozlaştıran sahtekârların eylemlerini bu muazzam devrimle karıştırmayın sakın; onlar hırsız, onlar hain, onlar sahtekâr!)

                              Hadi size bazı ipuçları vereyim:

                              Bir gün içinden gelen bir sese kulak vererek bir “dağa” çıkıp bir mağaraya kapanmasıyla başladı her şey.

                              Sonra silah kullanmaya, bizzat savaşmaya başladı.

                              Kime karşı savaşıyordu peki?

                              Oligarşiye!.. (Komünist ağzı oldu değil mi; sizi gidi kırtosbağaları sizi!)

                              Sizin gibi oturduğu koltuklarda klavye başında ona buna çamur atarak savaşmadı O; elde kılıç, elde mızrak, elde ok ve yay kendinden katbekat güçlü orduların içine daldı.

                              Sizin atalarınız çok kızıyorlardı O’na; çünkü “kurulu düzen”i değiştirmeye çalışıyordu; nitekim, o denli büyük bir devrimciydi ki, o kahrolası düzeni değiştirip paramparça etti.

                              Hâlâ anlamak istemediğinizi biliyorum; bu nedenle, kitlelere söylediği bazı garip(!) şeyler konusunda ipuçları vereceğim biraz da.

                              Bu arada, sonradan kıvırtmamanız için “solculuk” nedir, ona kısaca değineyim; siz bunun tam tersini “sağcılık” olarak kabul edin. Aşağıdaki paragrafı “Vikipedi”den aldım; laf aramızda, bu satırları, sırf bu çalışmam nedeniyle ısmarlama yazdırsaydım, hatta ben yazsaydım, bu kadar isabet sağlayamazdım. (Bu arada, bu fakirin “solcu” olmadığını da biliyor olmalısınız.)

                              Bakın, solculuk neymiş:

                              “İyileştirme arayan veya var olan sosyal hiyerarşiyi (insanlar arasındaki sosyal yapıdan kaynaklanan üstünlük) kaldırmak isteyen ve zenginliğin ve imtiyazların eşit dağılımını destekleyen politik harekete karşılık gelen terim.”

                              Sizi gidi ahlâksız kırtosbağaları sizi!

                              Bakın o tüm zamanların en büyük Devrimcisi neler söylemiş(Çok kısaltarak veriyorum):

                              “Ahlâk yoksunları bir gün hesaba çekildiklerinde malları onları kurtarmayacaktır. (Leyl, 4-11)

                              “Arınıp temizlenmek için malını harcayan, kesinlikle mutlu olacaktır. (Leyl, 18-21)

                              “Hayır! Bilakis asıl siz öksüze izzeti ikramda bulunmuyorsunuz. Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. Her şeye açgözlülükle saldırıyorsunuz. Mala mülke gözünüz doymuyor; yığdıkça da seviyorsunuz…” (Fecr, 17-20) (Ben de bir ekleme yapayım: Gizli banka hesaplarıyla ünlü İsviçre’yi marazi bir tutkuyla seviyorsunuz! Neden acaba!)

                              “Mal ve servet arzusu nedeniyle gözünüz öylesine dönmüş ki, ele geçirme hırsı gözünüzü bürümüş! (Adiyat, 8

                              Ve muhteşemlerin muhteşemi, okuduğunda insanı hüngür hüngür ağlatan o muazzam sözler; iyi okuyun, ezberleyin; bir kağıda yazıp, her an görebileceğiniz bir yere asın!

                              “Dini yalanlayanı, yetimi itip kakanı, yoksulun doyurulmasını özendirmeyeni, yardıma ve iyiliğe engel olanı gördün mü! Bunlar namaz kılarlar, ama namazları riya içindir! Vay haline bu namaz kılanların! Vay haline bu kuru kuruya yatıp kalkanların! Vay haline bu riyakârların!” (Maun, 1-7)

                              “Vay haline bunların ki, boyuna mal istif edip sayarlar da sayarlar; bunlar mallarının kendilerini sonsuza kadar yaşatacağını zannederler!” (Hümeze, 2-3)

                              “Ölçeği tam ölçün, hak yiyenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların malına mülküne göz dikmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak sağa sola saldırmayın.” (Şuara, 181-183)

                              Sizi “konjonktür gereği” amerikanın dostu kesilen riyakârlar sizi; tüm zamanların en büyük Devrimcisinin bu son sözlerini tekrar edeceğim; bakın “artık” ağzınıza almaya çekindiğiniz “emperyalizm”i nasıl mahkûm ediyor:

                              “Yeryüzünde bozgunculuk yaparak sağa sola saldırmayın!”

                              Sizi riyakârlar sizi; her Cuma çıkışında tekrarlanan o kutsal amerikan karşıtlığı neden birden bıçak gibi kesildi?!. “Kadim dostunuz” amerikan haydudunun Müslüman Irak’ta 2.000.000 insan öldürmesine neden sessiz kalıyorsunuz?!.

                              Sizi kırtosbağaları sizi; Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları ha!

                              Devam edelim; bakalım bu eşi benzeri görülmemiş “Devrimci” başka neler söylemiş:

                              “O ülkede Firavun büyüklük taslamış ve halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir grubu ezmek istiyordu. Oğullarına kurbanlık muamelesi yapıyor, kadınlarını hayasızlığa zorluyordu. Sürekli terör estirip duruyordu. Biz ise o ülkede ezilenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve Firavun’un yerine geçirmek istiyorduk” (Kasas, 4-5)

                              Vay canına be!

                              Sırf bu paragraf için üç ciltlik kitap yazamazsam namerdim!

                              Yerimiz dar; bu nedenle, “sınıflar”, “bir grubu ezmek”, “sürekli terör estirmek” gibi sözler için bir şey söyleyemeyeceğim; ama “kadınlarını hayasızlığa zorluyordu” için şunu söylemeden geçemeyeceğim:

                              Devlet İstatistik Enstitüsü, “sağcı” Özal zamanında, Türkiye’de “vesikalı orospu” sayısının % 500 arttığını söylemişti, % 500… (Şu anda, bir mucizeye tanıklık ediyorsunuz; Firavunların ortadan kalkmadığını en yetkin ağızdan, Kuran’dan okuyor; Allah’ın mucizesine tanıklık ediyorsunuz!) Devlet, uyguladığı ekonomi politikalarıyla kadınları orospuluğa itiyordu; bu kadınlar durup dururken ahlâksızlaşmamıştı! Dikkat edin; bunu söyleyen Devletin resmi kuruluşuydu, komünistler veya solcular değil!

                              “Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz?!.” (Kasas, 60)

                              “Allah pisliği aklını kullanmayanların üzerine bırakır!” (Yunus, 100)

                              “İçinizden erdemli kişiler pek az çıkıyor. Bu nedenle siz de zalimlere uyuyor, refah ve lüks hayat uğruna günaha gömülüp gidiyorsunuz!” (Hud, 116)

                              “Andolsun, size hakkı okuyorum, ama çoğunuz haktan tiksiniyorsunuz!” (Zühruf, 78)

                              Buraya kadar okuduklarınız için, hiddetten köpürüp durduğunuzu bilmiyor değilim; ama “hatırlatıp öğüt vermenin inananlara yarar sağlayacağını” umut ediyorum. (Zâriyat, 55)

                              Şimdi dikkat kesilin sahtekârlar!

                              “Rızık bakımından kiminiz kiminizden zengin kılınmışsınız. Ama siz zenginler (ve zenginliği savunan siz sağcılar.Y.Y.) arada fark kalmaz, eşit hale geliriz diye bu rızıkları yanınızdakilerle/seviyeniz altındakilerle paylaşmıyorsunuz! Allah’ın nimetini mi inkâr ediyorsunuz!”(Nahl, 71) (Dikkat edin; cümleyi ünlemle bitirdim)

                              N’oldu; hani eşitlik komünistlikti?!.

                              Hiç kıvırtmadan söyleyin bakayım; siz Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorsunuz? (Bu kez soru işaretiyle bitirdim; size hâlâ bir şans verdiğimi gözardı etmeyin.)

                              Hey yüce Yarabbim!

                              “Eşitlik”, bu tüm zamanların en büyük Devrimcisinin ağzından çıkan sözlerle nasıl da güzel anlatılmış, nasıl da güzel!

                              Ne diyor Devrimci?

                              Eşitliği reddedenler Allah’ın nimetini, dolayısıyla Allah’ı inkâr ediyorlar!

                              “Yuh size ve Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza!” (Enbiya, 67)

                              Bakın uyarmadı demeyin; “Siz, rahat ve lüks içinde yaşayanlar azaba çekildiğinizde çok kötü feryat edeceksiniz!” (Mü’minun, 64)

                              Arkadaş, siz gayba inanıyor, hatta namaz bile kılıyorsunuz değil mi; o halde tüm zamanların en büyük Devrimcisinin sözünü dinleyip neden “size rızık olarak sunulanlardan başkalarına pay çıkarmıyorsunuz?” (Bakara, 3) Siz, “gerçeği örtenler için rezil edici bir azap olduğuna” da mı inanmıyorsunuz yoksa?!. (Bakara, 90)

                              “Paylaşımcılar” diye sözüm ona aşağıladığınız insanların iki eli ahrette yakanızda olacak unutmayın; çünkü bakın tüm zamanların en büyük Devrimcisi ne diyor:

                              “Sana neyi paylaşacaklarını soruyorlar. Onlara söyle: İhtiyaç fazlası olan her şeyi.” (Bakara, 219)

                              Ne diyor Devrimci?

                              İhtiyaç fazlası her şeyi paylaşacaksınız!

                              Bu kadar!

                              “Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları” ha!

                              Hangi sağ görüş bugüne dek ihtiyaç fazlası her şeyin paylaşılması gerektiğini söyledi?!.

                              Anlama güçlüğü çektiğinizi (aslında “çeker gibi görünmenin” daha kârlı olduğunu bildiğinizi) bildiğim için tekrar edeceğim:

                              Tüm zamanların en büyük Devrimcisi; eline silahı alarak hakim sınıflarla göğüs göğüse savaşmış olan, oligarşiye karşı silahlı isyan başlatmış olan o Aziz Devrimci ne diyor?

                              “İhtiyaç fazlası her şeyi paylaşacaksınız!”

                              Daha ne konuşuyorsun birader!

                              “Faiz”den konuşalım mı biraz da?

                              Hangi “sağcı” doktrin “faizin serbest piyasanın meşru araçlarından biri” olduğunu inkâr edebilir; böyle bir şey mümkün mü? Şu anda (2010) iktidarda bulunan sağcı parti, faiz gelirlerini beyan bile ettirmiyor! Açın Gelir Vergisi Kanunu’nu bakın; stopaja tabi tutulmuş faiz gelirleri isterse katrilyon lira olsun, beyan bile edilmiyor! Borsadan trilyonlar kazananlar gelir vergisi beyannamesi bile vermiyor!

                              Bakın, oligarşiye karşı silahlı isyan başlatan, tüm zamanların en büyük Devrimcisi ne diyor:

                              “Faiz yiyenler, şeytan çarpmış saralı gibi kalkarlar. Çünkü, ‘Faizin alışverişten farkı yok’ derler. Oysa Allah alışverişi helâl faizi haram kılmıştır. Kim bu öğütlere kulak verir de faizi hemen terk ederse, geçmişine sünger çekilir. Artık gerisi Allah’a kalmıştır. Kim de tekrar başlarsa cehennemi boylar; bir daha da oradan çıkamaz.” (Bakara, 275)

                              Yerimiz dar, uzun uzun yazma şansımız yok; bu nedenle bu tüyler ürpertici sözler üzerinde daha fazla duramıyorum; ama “bir daha da oradan çıkamaz” kısmına dikkatinizi çekmekten de kendimi alamıyorum.

                              Kötü yoldasınız arkadaş; gelin vakit varken “Kuran’da sağcılık aramak”tan bir an önce vazgeçin; sonra gerçekten çok pişman olacaksınız!

                              Of yarabbim of!

                              Savaştan söz ediyorduk değil mi?

                              Bakın, sizin şu “piyasanın meşru aracı” için Devrimci ne diyor:

                              “Ey iman edenler! Allah’ın öfkesini çekmekten sakının. Eğer gerçekten iman etmişlerdenseniz faizi terk edin. Eğer terk etmezseniz, bilin ki, Allah’a ve Peygamberi’ne savaş açmış olursunuz.” (Bakara, 278-279)

                              Savaş açmak, harp etmek!..

                              Kime karşı?

                              Allah’a ve Elçisi’ne karşı!..

                              Ne dersiniz; yukarıda sözünü ettiğim Müslüman gencin söylediği gibi hakim sınıflara karşı mı savaş açmak istersiniz, yoksa Allah’a ve Peygamberi’ne mi?!.

                              Savaştan söz ediyoruz burada sahtekârlar sizi, savaştan!

                              Allah sizi affeder inşallah…

                              Bugünlerde “ballı ihalelerden” Kuran okumaya fırsat bulamıyorsunuz; ben size yardımcı olayım:

                              “Yolsuzluk yapanlar, kıyamet günü bu yolsuzluklardan kazandıklarıyla gelirler. Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz!” (Ali İmran, 161)

                              Özelleştirmeler, satılık kalemşörler, özelleştirmeler… Konuşturmayın beni; çünkü yerim dar! Bundan on yıl önce yazdığım kitapta “Allahaşkınıza Telekom’u özelleştirmeyin, bu kurum Türkiye’nin en çok kurumlar vergisi ödeyen kuruluşu, sizin aklınızdan zorunuz mu var!” demiştim; ve o tarihlerde beni çok sevmiştiniz, televizyonlarınızda konuk etmiş, ana haber bültenlerine çıkarmıştınız! O zaman “komünist” değil miydim de şimdi oldum?!. Bu denli değişmenizi nasıl açıklıyorsunuz? O zamanlar muhalefette idiniz de, şimdi iktidar mı oldunuz yoksa!?.

                              Allah’tan hiç mi korkmuyorsunuz arkadaş!

                              Allah inşallah sizi affeder, inşallah…

                              Tüm zamanların en büyük Devrimcisi ne diyor:

                              “O servetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın!” (Haşr, 7)

                              Ne demek bu?

                              Bu devrimci zengin düşmanı mı, servet düşmanı mı?!.

                              Hangi sağcı görüş sahibi böyle bir sözü söyleyebilir; bugüne kadar hangi sağcı görüş sahibi böyle bir şey söylemeye cesaret edebilmiş veya gerek görmüş?!.

                              Bakın, bulunduğu ayetin ismi bile insanı mest eden o güzelim sözlere:

                              “Siz, Kuran’ın anlamını inceden inceye de düşünmüyor musunuz? Yoksa kalplerinizin üzerinde kilitler mi var?!.” (Muhammed, 24)

                              Hadi, altına ve gümüşe geçelim:

                              Bana, altın ve gümüş biriktirmeyi tasvip etmeyen bir sağ doktrin gösterebilir misiniz? Hangi sağcı siyasetçi hayatı boyunca bir kez olsun böyle bir şey söyleyebilmiş veya söylemiş?!.

                              Bakın, Devrimci ne diyor:

                              “Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azabın beklediğini haber ver.” (Tövbe, 34)

                              (Kolayını bulduğunu sanıyor ve Dolar veya Yuro biriktiriyorsunuz, değil mi? Allah yardımcınız olsun!)

                              Son bir şey…

                              Size göre insanlar malları hususunda diledikleri gibi davranabilirler değil mi? Hatta bunun gavurcasına bile nasıl da aşık olmuşsunuz: Usus-fructus-abusus; kabaca, kullanma, faydalanma, tasarruf…

                              Öyle mi?

                              Mallarım hususunda dilediğim gibi davranabilir miyim sahi?!.

                              Size ve savunduğunuz görüşe göre böyle tabii.

                              “Paran kadar konuş!”; öyle mi?!.

                              Bakın, Devrimci ne diyor:

                              “Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarını terk etmemizi veya mallarımız hususunda dilediğimizi yapmamamızı sana namazın mı emrediyor?” (Hud, 87)

                              Hz.Şuayb’e “namazı” ne “emrediyor”muş?

                              Namazı!..

                              Namazı!..

                              Emretmek!..

                              Bundan daha açık bir söz söylenebilir mi?!.

                              Namaz kılan biri, malları hususunda dilediği gibi davranamaz!

                              Kuran yalan mı söylüyor?!.

                              Boşuna yazıyorum, biliyorum bunu; çünkü tüm zamanların en büyük Devrimcisi uyarıyor bu konuda beni:

                              “İşte Allah’ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimseler bunlardır. Çünkü onlar duygusuz, kör ve sağır olmayı tercih ettiler.” (Nahl, 108)

                              Dikkat edin; “tercih ettiler” diyor Devrimci…

                              Tercih ettiler…

                              Aynen sizin gibi…

                              Tüm zamanların en büyük Devrimcisini, eline silah alarak oligarşiye karşı göğüs göğüse savaşmayı şiar edinen bu mümtaz Devrimciyi hâlâ çıkaramadığınızı, “çıkaramamayı tercih ettiğinizi” biliyorum.

                              Hadi, “Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları” diye alaycı ısmarlama yazılarınıza devam edin!

                              Allah sizi affetsin.

                              Sana selam olsun ey Muhammed Mustafa…

                              Önemli Notlar:

                              1) Bu çalışma “sağcıları” tahkir için kaleme alınmamıştır; çünkü dostlarımdan birçoğu sağcıdır. Bu çalışma, “Kuran’dan sosyalizm çıkarma çabaları” ve benzer isimler altında “ısmarlama” yazılar yazan kalemşörleri uyarmak, mümkünse doğru yola çekmek için yapılmıştır.

                              2) Üslup hırçıncadır, evet; ama böyle olması için yeterli nedenlerimin olduğu teslim edilmelidir.

                              3) Çalışmada, R.İhsan Eliaçık’ın üç ciltlik mealinden yararlanılmıştır. (yaşayan KUR’AN/Türkçe Meal-Tefsir/İnşa Yayınları, 2007)

                              4) Ayetler çoğu kere birebir verilmemiş; çalışmanın içeriği doğrultusunda kısmen kısaltılmış, kısmen birleştirilmiştir. Mealin tam metni için sözü edilen esere başvurulmalıdır''.

                              Hürmetlerimle.
                              Galip Yetkin.
                              Last edited by galipyetkin; 19. April 2015, 12:29 PM.

                              Comment

                              Working...