Kuran'daki İncil

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • mustafabey
    Katılımcı Üye
    • Aug 2012
    • 92

    #31
    Selamlar,

    Sayın Merdem yazdığınız son yazıda ilginç bir durum ortaya koydunuz; konuyu saptırmak, araya laf karıştırmak için mi yazdınız? Sayın Merdem ayetlere kim itiraz ediyor bir düşünün. Siz hala atalar telkininin öğretisinin sizdeki gücünü irdelemeden, araştırmadan savunuyorsunuz. Sizin fikirlerinize yön veren ne? Kuran mı? Yoksa Ataların veya başkalarının kelimeleri mi?
    Madem kuran tek rehberiniz kurana danışın. Bu tartışmada sizin neye inanıp inanmadığınızı tartışmıyoruz. Ayrıca bana cevabi yazınızda son yazdıklarıma atıfta bulunmamışsınız. Taşınıyormuşsunuz Allah kolaylık versin, yazı yazmada acele etmeyin, önce araştırın nasıl olsa yazılar sitede duruyor. Savunduğunuz iddialara kurandan bir kanıt bulursanız, yazın bilgilenelim. Amacımız bilgimizi artırmak, düşünmek, doğrulara ulaşmak olsun.

    merdem Nickli Üyeden Alıntı
    Cok haklisiniz, yüce Rabbimiz bosuna akildan bahsetmiyor ve en önemlisi Kur'anda hic bir sey eksik birakilmadi diyor ve Kur'andan ögüt almamiz gerektigini bildiriyor.

    Allah'in sözlerine mi inanayim yoksa bir "kiyamet" in ve "mustafabey" in sözlerine mi inanayim??? Hahamlardan papazlardan ders almak isteseydim yollarina kendim düserdim, sizlerin araci olmasina lüzum olmadan.

    Isra Suresine bir itiraziniz mi var?????????
    NOT: Tasınmakla mesgul oldugumdan dolayi sizlerle fazla uğrasacak vaktim yok
    Ayrıca hristiyanlar arasında,” iddianıza göre bozulmuş bir kitapla hükmedenler arasında” yaşamanın size nasıl zulum geldiğini, insanlıktan nasıl uzak olduklarını anlatmadınız! Yalancılar, ikiyüzlüler mi? Nedir anlatın, bilelim bizde, onların arasında nasıl zulme maruz kaldığınızı anlayalım, acele etmeyin düşünün.
    İddialarınızı hatırlatayım;
    merdem Nickli Üyeden Alıntı
    Bugün Kuran-ı kerimden başka hiçbir kutsal kitabın ne aslı ne lafzı hiçbiri yoktur işte unutturulma budur.Allah (cc) Daha önce indirdiği kitapları kaldırmış ve unutturmuş yerine Kuran-ı kerimi koymuştur.

    HÜKMÜ KALDIRILAN TEVRATTIR- İNCİLDİR

    Kur'an; öncekilerin yerine geçmek üzere indirilmiştir. Kur'an önceki kitapların tamamını nesh etmiştir.
    Ben neden sorumluysam O'na sarilirim O'nunla amel ederim. Gerisi beni ilgilendirmez.

    Ehl-i Kitap bu gün anlamis durumdadir, uyanik alimlerimiz Hadislerin sacmaligindan rahatlikla bahsedebiliyorlar. Bizleri Hadislerle uyutamayacaklarindan dolayi bir yeni moda olarak Incilin ve Tevratin öneminden bahsetmek de daha da sacma.
    Müslümanlar Kur'an'dan önce indirilen Kitab'lara inanirlar, ama onlarla iman etmezler. Müslümanlar Kur'an'dan sorguya cekileceklerdir, Tevrat ve Incil'den degil.
    Bu ayetlerden -zımnen- Tevrat ve İncil'in bozulmuş ve geçersiz olduğu anlaşılmaktadır.

    Şayet Hıristiyan ve Yahudilerin ellerindeki kitaplar bozulmamış ve halen geçerli olsaydı ve bu kitaplara bağlı kalanlar iman ehli sayılsaydı, Allah(c.c.) şöyle buyurur muydu?:
    Bunlara ilaveten Süleyman Ateşin bir yazısını ekliyorum, bizden daha çok Kuranla meşgul olduğu kesin, meallerini okuyoruz, prof yani ilim adamı kabul ederseniz, birde onun konuya bakış açısını görelim, sizin iddialarınızı destekliyor mu?

    Comment

    • mustafabey
      Katılımcı Üye
      • Aug 2012
      • 92

      #32
      Süleyman ATEŞ’in makaleleri

      ''KİTAB-I Mukaddes değiştirildi mi?''

      Kur'ân, Tevrat ve İncil'in, Allah'ın hükmünü taşıdığını ve hükümlerinin uygulanmasını emreder


      Soru: Biz Müslümanlar, Kitab-ı Mukaddes'in değiştirildiğine mi yoksa değiştirilmediğine mi inanmalıyız? Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif ayetlerinde özellikle Tevrat'ın değiştirildiğini ima eden anlatımlar gördüm ve bunun üzerine Tevrat'ı okudum. Hatta Tevrat'ta öyle çelişkiler ve ırkçı beyanlar gördüm ki kendi kendime, "Bunları, Kur'ân-ı Kerîm'i gönderen Rabbim söylemiş olamaz" dediğim oldu. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız? (Sanver Deren)

      Cevap: Kur'ân, Tevrat ve İncil'in, Allah'ın hükmünü taşıdığını ve hükümlerinin uygulanmasını emreder. Herhalde Kur'ân, değiştirilmiş, bozulmuş bir kitabın uygulanmasını emretmez. Tevrat'ın da İncil'in de nur olduğunu, Kur'ân'ın da onlara uygun olarak (musaddik) indirildiğini vurgular. Ayrıca Tevrat için "Allah'ın hükmünü içeren kitap" der. İşte ayet: "İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Onlar inanıcı değillerdir" (Mâide: 43). Kur'ân, İncil hakkında da şöyle der: "İncil sahipleri, Allah'ın indirdiğiyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar, yoldan çıkmışlardır" (Maide: 47).

      Kuşku yaratıyorlar
      Uydurulmuş bir kitabın uygulanmasını Kur'ân nasıl böyle vurguyla emreder? Kur'ân'ın hiçbir yerinde Tevrat'ın ve İncil'in tahrif edildiğinden söz edilmez. Tahrif, kitabın kendisinde değil, yorumlarında, onlara dayanılarak yazılan din ve fıkıh kitaplarında yapılmıştır. Konuyu biraz açmak gerekiyor.

      Bakara: 92/75'inci ayette Yahudilerden bir grubun, Allah'ın sözünü işitip manasını anladıktan sonra onu tahrif ettikleri, çarpıttıkları belirtilmektedir. Bu ifadeyle, onların kendi kitaplarını tahrif ettikleri anlaşılabileceği gibi Hz. Peygamber'den duydukları sözleri, Kur'ân ayetlerini başka anlamlara gelebilecek biçimde çevrelerine aktardıkları da kastedilmiş olabilir. Fakat bizim kesin kanaatimize göre ikinci ihtimal doğrudur.

      Çünkü kendi kitaplarına yaptıkları yanlış yorumlar ve anlam çarpıtmaları, Bakara: 92/79'uncu ayette anlatılmaktadır. 75'inci ayette işaret edilen, duydukları Tanrı kelamını tahrifleri, Hz. Peygamber'in okuduğu ayetlerin anlamını bile bile çarpıtarak aktarmaları ve böylece inananların gönüllerine kuşku sokmaya çalışmalarıdır.

      Comment

      • mustafabey
        Katılımcı Üye
        • Aug 2012
        • 92

        #33
        Süleyman Ateş makalesi,

        Tahrif edilen Tevrat değil

        Bakara 92/79'uncu ayette Yahudilerin elleriyle yazıp "Allah katından" dedikleri şey, Tevrat değil, ona yazıları şerhler, yorumlar ve güya ona dayanarak yazdıkları fıkıh kitaplandır. Bununla Allah'ın sözü diye yazdıkları muskalar da kastedilmiş olabilir. İşte asıl tahrif, Tevrat'ın tefsirlerinde yapılmış, Yahudi din adamları Tevrat ayetlerini istedikleri biçimde yorumlamış, o yorumlarla istedikleri hükümleri vermişler, sonra da bu hükümlerin Allah katından olduğunu söylemişlerdir.

        Esasen Kur'ân'ın bu kınaması sadece Yahudilere yönelik de değildir. Dini kitapları bu şekilde yorumlarla yozlaştırmak hemen her din mensuplarınca yapılmıştır. Pekâlâ İslâm mezhepleri de ayetleri kendi anlayışlarına göre yorumlamış, kendi kafalarında olan hükümleri bir takım akıl yürütmelerle ayete mal etmiş ve çıkardıkları, daha doğrusu Kur'ân'a ekledikleri, kendi akıllarının ürünü olan bu hükümleri Allah'ın hükmü diye göstermişlerdir. Nitekim Razi de bu noktaya parmak basmıştır.

        Müslüman yazarlar

        Klasik tefsirlerde diğer din mensuplarıyla hukuk kurallarıyla ve Allah'ın sıfatlarıyla ilgili ayetlerin nasıl çarpıtıldığı, Kur'ân'ın asla kastetmediği anlamların ayetlere nasıl monte edildiği ve bunlarla insan doğasına, yaratılış gerçeğine, sosyolojik yasalara uygun, an duru Kur'ân dininin nasıl kaydırılıp değiştirildiği, sağduyu sahibi düşünürlerin gözünden kaçmaz. Ama maalesef Kur'ân'ın yalın gerçeğini değil, uzman denilen kişilerin, müfessirlerin, muhaddislerin, fakihlerin, kelamcıların çarpıttıkları nass yorumları din olarak halka intikal etmiş ve böylece toplumun büyük kesimine bağnazlık egemen olmuştur.

        Şimdi hurafe anlatanlar "âlim" (!), Kur'ân'ın anlamını çarpıtmalardan arındırmaya çalışıp yalın Kur'ân gerçeğini anlatanlar "sapık" olarak nitelendirilmektedir. Ama "er yarın Hak divanında belli olur." İlk cağlarda kitabın tahrifi sorunu, öncelikli bir sorun değildi. Ancak 5'inci hicri, 11'inci miladi asırdan sonra Kitab-ı Mukaddes'in tahrif edildiği savı, Müslüman yazarların genel kabulü haline gelmiştir. Bu kabulde Mes'ûdî (Mürûcu'z-Zeheb: 1/118), Bîrûnî (el-Âsâru'1-Bâkıyeh 'ani'l-Kurûni'l-Hâliyeh, s. 20-21) ve Ibn Haz (el-Fasl R'l-Müel va'1-Ahvâi va'n-Nihal: 1/117, 198, 2/7-10)'ın büyük payı vardır.

        Comment

        • mustafabey
          Katılımcı Üye
          • Aug 2012
          • 92

          #34
          merdem Nickli Üyeden Alıntı
          Allah'in sözlerine mi inanayim yoksa bir "kiyamet" in ve "mustafabey" in sözlerine mi inanayim??? Hahamlardan papazlardan ders almak isteseydim yollarina kendim düserdim, sizlerin araci olmasina lüzum olmadan.
          Sayın Merdem, bu sorunuzu da Süleyman Ateş cevaplamış, Siz kuranda ne yazıyorsa ona inanın.


          'Eğer bilmiyorsanız kitap ehline sorun'



          Bir okuyucumun Tevrat ile ilgili sorusuna dünkü yazımda yer vermiştim. Aynı konuya bugün de devam ediyorum.

          Kur'ân'da Yahudilerin kitabı okuyup sonra onu çarpıttıkları söyleniyor. Demek ki kitap var ama duydukları kitabın sözlerini, yaptıkları yorumlarıyla tahrif ediyorlar. Bu eylem, bütün dinlerin ve ilâhi kitapların ortak kaderidir.

          Kitabın kendisi tahrif edilmez. Zaten edilemez de. Çünkü kitap sadece bir tek nüshadan ibaret değildir ki... Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış din mensuplarının elinde yüzlerce nüshası var. Bunlardan bir nüshada yapılacak değişiklik öteki nüshalara nasıl yansıyacak? Kaldı ki hangi millet, inandıkları kitabın cümlelerini bile bile silip başka cümleler koymaya cesaret edebilir? Bu olacak şey değildir.

          İbn Haldun gibi bir âlim, Tevrat'ın tahrif edildiğini söylemenin küfür olduğunu belirtiyor. Kur'ân'ın söylediği tahrif, Hz. Peygamber dönemindeki Yahudilerin, kitabın anlamını carpıtmalan yahut Hz. Peygamber'den duydukları sözleri kasten çarpıtarak başkalarına aktarmaları yani demagoji yapmalarıdır. Bunun, asıl Tevrat'ın tahrifiyle ilgisi yoktur. Bu iddia Kur'ân'a aykırıdır.

          Çünkü Kur'ân, "Bilmiyorsanız kitap ehline sorun" diyor. Kitap çarpıtılmış ise kitap ehline sormanın ne anlamı kalır? Sonra Kur'ân nasıl olur da çarpıtılmış kitabın uygulanmasını ister.

          Yüzlerce farklı görüş

          Maalesef bağnazlık ve önyargı insanları şaşırtmakta, yanlış yargılara götürmektedir. Bu tür tahrif, İslâm ulemasınca yazılmış birçok din kitabında yok mudur? Yoksa bu kadar fikir ayrılığı nereden çıktı? Aynı mesele üzerinde yüzlerce fetva, yüzlerce farklı görüş vardır. Şimdi bunlar Allah'ın sözü mü?

          Siz Tevrat ile uğraşacağınıza Kur'ân'ı düşünün. Başkalarının kitabını dışlamak, insanların inançlarını küçümsemek Kur'ân'a uygun bir eylem değildir.

          Ayrıntı için Kur'ân Ansiklopedisi adlı eserimizin, tahrif maddesine bakınız. Mesele orada bütün boyutlarıyla açıklanmıştır.

          2- "Allah dilediğini / dileyeni doğru yola iletir" anlamı, zorlama bir yorumdur. Kur'ân düşüncesini yansıtmaz. O zaman şu ayete nasıl mana vereceksiniz? "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslâm'a açar, kimi de saptırmak isterse onun göğsünü, (o kimse) göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık yapar. Allah, inanmayanların üstüne işte böyle pislik (sıkıntı) çökertir" (En'âm 125). Bu bağlamda ikinci bir seçenek koyabilir misiniz? Böyle zorlamalarla din çarpıtılmaktadır işte. Görüyorsunuz ki Müslümanlar da kitabın kendisini değil, anlamını çarpıtıyorlar! Sözüm ona akli yorum bulmak için. Ne gerek var?

          Alıntı; Süleyman ATEŞ’in 27.06.2003 tarihli köşe yazısı.

          Comment

          • aorskaya
            Uzman Üye
            • Aug 2009
            • 932

            #35
            Selamun aleyküm,

            Mustafabey kardeşim,

            Siz gerçekten şu anda sahiplenilen tevrat ve incilin bozulmamış şeklinin yani orijinalinin olduğunumu düşünüyorsunuz da merdem kardeşin yazılarına itiraz ediyor, hatta süleyman ateş yazılarını örnek veriyorsunuz...

            Tevrat ve incilin orijinaline elbette kimselerin ilave veya eksiltmeler yapamamaları mantık gereği büyük ihtimal olmaktadır.

            Ama, bu sadece ihtimaldir ve küçükde olsa aksi ihtimal de vardır. Konu bu yüzden bu husustan çok, insanların sahiplendiği, iman ettiği yani uyduklarını söyledikleri tevrat yada incilin orijinal halinin olup olmadığıdır.

            Merdem kardeşimiz yada başkaları, bunların orijinalinin bozulduğunu iddia etmek yerine, kuran indiğine göre orijinalliğini korusalar bile, insanların ellerinde bulunmadığını, insanların ellerinde bulunanların ise orijinalleri yerine kendilerine din alimi diyenler tarafından eklentiler, eksiltmeler yapılan, yani insan müdahelesi gören şirke bulaşmış şekli vardır denmektedir.

            Bu da, kuranın açıklamalarına uygundur.

            Şimdi sizler; tevrat ve incilin orijinallerinin kurana ters hükümler içerebileceğini kabul edebilirmisiniz? Kuranı reddetmedikçe, bunu kabul edemezsiniz değilmi?

            O halde, itiraz etmeden önce,

            1- birbirinden farklı dört incili ve kutsal üçlemeyi kurana nasıl ters düşmediğini açıklayarak,
            2- en basitinden evli kadına uygulanacak zina cezası olan recmin nasıl olupda kurana ters olmadığını açıklayarak, bizlere incil ve tevrata neden iman edilmesi gerektiğini anlatabilirmisiniz?

            Bakınız, daha başka soruları bile sormama gerek kalmadan bunları cevaplamaya çalışınca, nasıl bir hatay düştüğünüzü göreceğinizi sanıyorum!

            selamlarımla...
            aorskaya
            Last edited by aorskaya; 4. December 2012, 02:48 AM.

            Comment

            • mustafabey
              Katılımcı Üye
              • Aug 2012
              • 92

              #36
              Aleyküm Selam;

              Aorskaya Kardeşim, bizim elimizde okuduğumuz Kuran ayetlerini incelersek; Tevrat veya İncilin bozulması, hükmünün kalkması gibi çok önemli bir meseleye hiçbir atıf yoktur. Hatta tevrat veya incilde nur olduğundan bahseder. Daha önceki yazılarda bu konuyu işledik, eğer bir bozulma varsa bu bozulma, sapma, tevrat veya incilin hükümlerini uygulamayan, kelimeleri eğerek kendi menfaatlerine göre yorumlayan hristiyan veya yahudilerdedir. Bizimde bu konuda onlardan aşağı kalır bir yanımız yoktur. Peygamberimiz döneminde böyle bir sorun, incil veya tevratın bozulduğuna ilişkin bir algı yokmuş(Süleyman Ateşin yazısında var), bunlar sonradan ortaya konmuştur.

              Eğer Kuranı ön plana alıyorsak bir bozulma yok, eğer atalar (geçmiş) öğretisini kabul edersek bozulma var. Hangisini kabul etmek daha mantıklı. Ben kurandaki verilerin doğru olduğunu düşünüyorum. Atalar öğretisi o kadar baskın olmuş ki kuranda yazanları göremiyoruz, üstünü örtüyor. Doğruya yönelmek için eğriye eğri demeliyiz, burda eğrilik tevrat veya incile bozuldu demektir ve ondan uzak durmaktır. Kuranda bir bozulmadan bahsetmediğine göre, hatta nur var dediğine göre özü korunmuştur. Bu özüde dini kavramış olanlar anlar, DİN tekdir. Tevrat veya incil haktır, Allahın indirdiği ayetlerdendir. Biz tevrat ile incili incelemediğimiz için, anlatım tarzı, uslubu bizim anlayışımıza ters gelebilir. Ama mutlaka içinde ders alacağımız, ibretlik öğretiler vardır, Dini ortaya çıkarmak, anlamak için insani değerler vardır, incelemeden anlayamayız. Müslüman araştırır, bilgilenmekten korkmaz, bilgilendikçe iman artar. Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

              aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
              1- birbirinden farklı dört incili ve kutsal üçlemeyi kurana nasıl ters düşmediğini açıklayarak,
              2- en basitinden evli kadına uygulanacak zina cezası olan recmin nasıl olupda kurana ters olmadığını açıklayarak, bizlere incil ve tevrata neden iman edilmesi gerektiğini anlatabilirmisiniz?
              Aorskaya kardeşim, üçleme ile ilgili Kuranda yazanlar açıktır, bizim buradan elde ettiğimiz bie bilgi vardır. Ne diyor ayetlerde;

              Nisa 171;
              Ey kitab ehli! Dîniniz hakkında haddi aşmayın! Allah'a karşı haktan (doğrudan, gerçekten) başka bir şey söylemeyin. Mesih İsa, Meryem'in oğludur ve sadece Allah'ın resûlü ve O'nun kelimesidir. (Ruh'ûl Kudüs) Onu Meryem'e ilka etti ve o, kendisinden (Ruh'ûl Kudüs'den) bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin! Ve "Üçtür." demeyin (baba Allah, oğul Allah ve Ruh'ûl Kudüs diye üç Allah vardır demeyin), vazgeçin, sizin için hayırlıdır. Allah sadece tek ilâhtır. O'nu, “çocuk sahibi olmaktan” tenzih edin. Göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) O'nundur. Ve vekil olarak Allah yeter.
              Nisa 172;
              Mesih Allah'a kul olmaktan çekinmez; Allah'a yaklaştırılmış melekler de çekinmezler. Kim O'na kul olmaktan çekinir de büyüklenirse (bilsin ki) O, onların tümünü kendi huzuruna toplayacaktır.

              Maide 72
              Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem oğlu Mesih'tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih (Hz. İsa, onlara) şöyle demişti; “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah'a kul olun. Muhakkak ki, kim Allah'a şirk (eş, ortak) koşarsa, o taktirde Allah ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve zalimler için bir yardımcı yoktur.”
              Maide 73
              Andolsun ki, "Allah üçün, üçüncüsüdür." diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur. Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka “elîm azap” dokunacaktır.
              Maide 74;
              Meryem oğlu Mesih sadece bir Resûldür. Ondan önce de resûller (elçiler) gelip geçmiştir.Ve onun annesi sıddîktır (çok doğru ve iffetlidir). İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetleri nasıl açıklayıp beyan ediyoruz. Sonra da bak, nasıl (Allâh'tan) döndürülüyorlar.

              Yeterince ve açık bilgi var, şimdi bu üçlemeyi kim icat etmiş, haddi aşanlar yani hristiyan din adamları yunan kültürünün katkısıyla böyle bir karar almışlar, buda bizim için ikinci bir bilgi, hatta incilde böyle bir üçleme yok, bunları toplarsan yanlış hükme, yargıya kimin vardığı net bir şekilde ortaya çıkar. hristiyanlardan bazılarının böyle bir şirke düşmeleri, incilin bozulduğunu değil, bu inanca sahip olanların saptığını, yanlışa yöneldiklerini anlarız. Onların icadıdır, bu incili kirletmez, kendi zihinlerini kirletirler. Ayrıca bu çarpıtma işini Süleyman Ateş de yazısında açıklamış, din adamlarının yanlış yorum yaptığını fıkıh ve uygulamalarla kitabın dışına çıktıklarından bahsetmiş.

              İkinci soruna gelecek olursak, buda cevaplanır, şöyle bir durum var aramızda incil veya tevrattan anlayanlar yok, bende uzman değilim, sende uzman değilsin, kabataslak bakalım. Kuranda yeralan ayetlerden anlamaya çalışalım.

              Maide Suresi;
              46. Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nûr bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.

              47. İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.

              48. Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) gönderdik. Artık aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen gerçeği bırakıp da onların arzularına uyma. (Ey ümmetler!) Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Artık size, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri(n gerçek tarafını) O haber verecektir.

              Maide 48. Ayete bakarsak, “Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın.” Demekle dinde farklılık olmadığı ama şeriatte, uygulamada farklılık olduğu bahsediliyor. Farklı ümmetler var, farklı şeriat ve yollar var, iyi işlerde bir yarış var. Uygulamada Kuranda aynı, tevrat da aynı yazacak diye bir şey yok, bu bir bilgidir bunu anlayalım önce. Aorskaya kardeşim sen bu uygulamadaki, şeriattaki farklılıkları çelişki olarak görüyor ve kurana ters gibi anlıyorsun. Ama Kurana göre bu normal doğal bir durum, niye? Musa şeriatı farklı, İsa şeriatı farklı, Muhammed şeriatı farklı, yollar farklı ama DİN tek, hepsi Allaha gidiyor. Ve burdada ümmetler arasında bir yarış var, biz bu yarışta geri kalıyoruz.
              Bu konu her üç kitapda ayrıdır, şeriatler farklıdır, tevratta recm var, kuranda “Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun”, incilde ne varmış,

              Yu.8: 34 Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa'ya, "Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı" dediler.

              Yu.8: 5 "Musa, Yasa'da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?"

              Yu.8: 6 Bunları İsa'yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O'nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.

              Yu.8: 7 Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, "İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!" dedi.

              Yu.8: 8 Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.

              Yu.8: 9 Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.

              Yu.8: 10 İsa doğrulup ona, "Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?" diye sordu.

              Yu.8: 11 Kadın, "Hiçbiri, Efendim" dedi. İsa, "Ben de seni yargılamıyorum" dedi. "Git, artık bundan sonra günah işleme.

              Aorskaya kardeşim, bunlar çelişki değil; şeriatler, ümmetler farklı olduğu için uygulamalar farklıdır. Bu durumu görmek ve anlamak gerekir, biz yorum yaparak kitaplarda aynı hükümler yok diye reddedemeyiz. Kitaplarda yeralan bu kurallar katı kurallardır, toplumu düzene sokmak için, neyin doğru neyin yanlış olduğunun kavranması bilinmesi için yapılan uygulamalardır. Dinin olduğu yerde toplumsal düzen şarttır. Bu düzeni sağlamak için farklı uygulamalar kitaplarda yer almıştır, anlamak gerekir.


              Aorskaya kardeşim Tevrat veya incilde bulduğun sana göre çelişkileri benim çözmem için bana sunma, Tevrat veya incilin bozulduğunu düşünüyorsan Kurandan delil getirerek konuyu geliştir. Kuran bizi neye yönlendiriyor, o konular üzerinde duralım, biz Tevrat veya İncil uzmanı değiliz. Konuyu genel olarak kavrayalım. Ayrıca sadece soru değil açıklamalı katkı yaparsan konuların daha net anlaşılması sağlanır. Amacımız doğruya yönlenmek, görmek, anlamak olsun.

              Comment

              • kıyamet
                Yeni Üye
                • Nov 2012
                • 17

                #37
                Tevrat, Zebur ve İncil hakkında Kuran üzere yapmış olduğum araştırma sonucunda;

                Allah katından indirilen iki kitap vardır; Tevrat ve Kuran…

                -Bu kitaplar Allah katında bulunan büyük kitaptan birer parçadır…
                -Bu kitaplar kendi bünyelerinde bir bütünlüğe sahiptirler…
                -Bu kitapların birlikteliği yeni bir bütünlük oluşturur…
                -Bu iki kitabın birlikteliği ile oluşan bütünlük ise; Allah katında bulunan büyük kitaba ait bir parça oldukları gerçeğini değiştirmez…

                Kuran ve Tevrat,ayrı ayrı hem parça hem bütündür…
                Kuran ve Tevrat, birlikte hem parça hem bütündür…


                İncil bilgisi Allah katından indirilmiştir…
                İncil bilgisi Hz. İsa’nın benliği üzerine yazılmıştır…
                İncil bilgisi Hz. İsa tarafından insanlara sözlü ve görsel olarak aktarılmıştır…

                Dört incil ya da yüzlerce İncil nüshasının yazılması; insanların kendi iradeleri ile Hz. İsa’nın hayatını kaleme almalarından ibarettir…Tıpkı Hz. Muhammet’in hayatının insanlar tarafından kaleme alınması gibi…

                İncil; Kitap değildir…
                İncil; Allah’ın korumasında olan bir kitap hiç değildir…
                İncil bilgisi; Hz. İsa’dan sonra gelen ve son peygamber olan Hz. Muhammet’e yazdırılmıştır…
                Yazılı vahiy olarak İncil; Kuran’ın içerisindedir…

                Zebur; Tevrat’a ait bir bölümdür…
                Zebur; tek başına bir kitap değildir…
                Hz. Davud ise peygamber değil; İsrail oğullarına gönderilmiş bir yönetici (kral) dir…
                Kuran’da adı geçen Davud, Süleyman ve Eyub Allah’ın sevgili kulları olmalarına rağmen peygamber değillerdir…

                Comment

                • kıyamet
                  Yeni Üye
                  • Nov 2012
                  • 17

                  #38
                  Reenkarnasyon sisteminde insan geçmiş yaşantılarını neden hatırlayamaz?

                  TEKVİR SURESİ
                  7- Nefsler birleştirildiğinde
                  14- Her nefs ne hazırladığını bilecektir..

                  Kıyametten sonra, hesap gününden önce; insana ait tüm nefsler birleştirilerek kişi tek vücut haline getirilecektir…

                  İnsanın önceki yaşamlarına ait bilgileri hatırlamıyor olması; o yaşamlara ait birikimlerden sorumlu tutulmayacağı anlamına gelmez…

                  ARAF SURESİ-39
                  172-Hani rabbin, Âdemoğullarından bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: “ rabbiniz değil miyim? “ Onlar: “ rabbimizsin, buna tanıklık ederiz. “ demişlerdi. Kıyamet günü, “ biz bundan habersizdik! “ demeyesiniz.

                  İnsan şu an (yaratıldıktan sonra) Rabbine verdiği sözü de hatırlayamaz…
                  Fakat verdiği sözü şu an hatırlayamaması söz vermediği anlamına ve o sözden dolayı hesaba çekilmeyeceği anlamına gelmez…

                  İnsan, kendine ait nefslerin birleştirilmesi ile bütünsel hafızaya sahip olduktan sonra yaşamış olduğu ve bilmesi gereken her anı hatırlayacaktır…

                  Comment

                  • aorskaya
                    Uzman Üye
                    • Aug 2009
                    • 932

                    #39
                    Sevgili mustafabey kardeşim,

                    Ben, kuran kaynaklı olarak aklımın kabul ettiği şeyleri kabul ederim. Gerçekten doğru bulduklarım, bildiklerim varsa, başka şekli işime geliyor diye bu gerçeklerden ayrılıp onları dillendirmem, yaşamam ve savunmam. Çünkü, burada işime gelen, bana kolaylık, rahat veya zevk veren şeyler nedeniyle, ahiret hayatımı değişmem. Bu bana göre de kurana göre de akılsızlıktır.

                    Bu yüzden, dünya yaşamımda da kuranda anlatıldığı üzere geçmişteki kimselerin karşılaştığı zorlukların, sınavların benimde karşılaşacağım şeyler olduğunu bilir ve bunu kabul ederek mümkün olduğunca kurandan anladıklarıma göre yaşamaya çalışırım.

                    Mademki sizlerde gerçeklerin peşinde olduğunuzu ifade ediyorsunuz, sizin bu beyanınızda samimi olduğunuzu düşünerek konuyu biraz daha detaylı anlatmaya çalışacağım...

                    Sevgili kardeşim,

                    Öncelikle yazınızda, benim sorularıma cevap olarak yazdıklarınıza kısaca görüşlerimi belirteyim.

                    1- Kutsal üçlemenin kurana nasıl ters düşmediğini açıklamanızı istemem üzerine, kurandan kutsal üçleme ve İsa’nın rab kabul edildiğine ilişkin hataların anlatılarak ikaz edildiği bir kaç ayeti yazdıktan sonra ;


                    “Yeterince ve açık bilgi var, şimdi bu üçlemeyi kim icat etmiş, haddi aşanlar yani hristiyan din adamları yunan kültürünün katkısıyla böyle bir karar almışlar, buda bizim için ikinci bir bilgi, hatta incilde böyle bir üçleme yok (*), bunları toplarsan yanlış hükme, yargıya kimin vardığı net bir şekilde ortaya çıkar. hristiyanlardan bazılarının böyle bir şirke düşmeleri, incilin bozulduğunu değil, bu inanca sahip olanların saptığını, yanlışa yöneldiklerini anlarız. (**) Onların icadıdır, bu incili kirletmez, kendi zihinlerini kirletirler. Ayrıca bu çarpıtma işini Süleyman Ateş de yazısında açıklamış, din adamlarının yanlış yorum yaptığını fıkıh ve uygulamalarla kitabın dışına çıktıklarından bahsetmiş.” (***)

                    DEMİŞSİN.

                    Burada (kurandan ayetleri ilk bilgi kabul ettikten sonra);

                    a) “…buda bizim için ikinci bir bilgi, hatta incilde böyle bir üçleme yok”,
                    b) “…hristiyanlardan bazılarının böyle bir şirke düşmeleri, incilin bozulduğunu değil, bu inanca sahip olanların saptığını, yanlışa yöneldiklerini anlarız…” (**)
                    c) “…Ayrıca bu çarpıtma işini Süleyman Ateş de yazısında açıklamış, din adamlarının yanlış yorum yaptığını fıkıh ve uygulamalarla kitabın dışına çıktıklarından bahsetmiş.” (***)
                    Belirtmişsin.

                    a ve b şıklarında incilin bozulmadığına, bunun bazı insanların görüşleri olduğuna değinerek, sanki orijinal incile göre iman edenler varmış gibi bir durumu kabul etmişsin.

                    Halbuki, insanların elinde orijinal incil olmadığı gibi, bozulmuş incilde hepsi aynı içerik olmak üzere birden fazla nüsha değildir. Birbirinden farklı dört incil olduğunu sanırım kabul edeceksindir. Bu durumda, nasıl olurda hala bu incillere iman edilmesi gerektiğini savunabilirsin.


                    İncilleri tek tek belirtip, onlardaki yanlışları uzun uzun alıntılamak yazımızın konusunu aşarsa da kısaca zamanımızda incil dediğin kitapların ne durumda olduğunu kısaca belirteyim.

                    A) PAVLUS VE YUHANNA İNCİLİ'NE GÖRE ÜÇLEME İNANCI

                    Rab İsa Mesih'in lütfu, Tanrı'nın sevgisi ve Kutsal Ruh'un paydaşlığı hepinizle bir olsun. (2. Korintliler 13 / 14)

                    ...Beden bir, Ruh bir, Rab bir, iman bir, ... her şeyle ve her şeyde olan herkesin Tanrı'sı ve Baba'sı birdir. (Efesliler 4 / 4, 6)

                    Ben de Baba'dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruh'unu verecek. (Yuhanna 14 / 16, 17)

                    «...Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin.» (Matta 28 / 19)

                    B) SİNOPTİK İNCİLLERE GÖRE ÜÇLEME İNANCI

                    İsa şöyle karşılık verdi : En önemlisi şudur : Dinle ey İsrail! Tanrı'mız Rab tek Rab'dır... Din bilgini İsa'ya, “ İyi söyledin, öğretmenim ” dedi. “ Tanrı tektir ve O'ndan başkası yoktur ” demekle doğruyu söyledin.
                    (Markos 12 / 29, 32)
                    İsa ona şöyle karşılık verdi : “ Çık git, şeytan! Tanrın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin, diye yazılmıştır.” (Matta 4 / 10)
                    İsa ona şu karşılığı verdi : Tanrın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin” diye yazılmıştır. (Luka 4 / 8)

                    Sinoptik İnciller'de yukarıda ki ayetlerden de anlaşıldığı gibi “ (Teslis) Üçleme” ile ilgili herhangi bir öğreti bulunmamaktadır. Tevrat ve Zebur'da olduğu gibi “ Tanrı tektir ve O'ndan başkası yoktur ” inancı vurgulanmıştır. Matta 22 / 37 : « İsa ona şu karşılığı verdi : “Tanrı Rab'bi bütün yüreğinle, bütün canınla ve bütün aklınla seveceksin.” »

                    Ancak, bu inciller de de iyi bir inceleme ile başka konularda eklemeler yada eksilmeler yapıldığı, bu nedenle kurana ters düştüğü görüleceği ihtimalini dikkate almak gerekir.


                    c) Süleyman Ateş’i ise sanki yanılmaz biri gibi otorite kabul ederek kendi görüşünüzü destekleyen delil olarak kullanmanızı yanlış bulduğumu söyleyeceğim. Kuran dışında hiçbir kaynağın % 100 kesinlikte doğruluğuna inanmak kendini kandırmak olur. Sanırım yeterlidir.

                    2- Zina cezası olarak, recm cezasının kurana ters düşmesini açıklamanızı istemem üzerine de; kitapların ayrı olması nedeniyle bunun da normal olduğunu, çelişki olmadığını söyleyerek, bunların şeriat olduğunu ve kuran şeriatından farklı olarak (tevrata göre recm’e, incile göre ise tekrar yapmamak üzere cezasız bırakılmasına) ceza verme yada cezasız kalmasının normal olduğunu yazmışsın.

                    Buraya tevrattaki zina cezası ile incilde (senin yazdıklarını) zinaya ceza verilmemesini de ilgili pasajları alıntılayarak yazıyorum.

                    TEVRAT VE ZİNA HÜKÜMLERİ:

                    LEVİLLİLER BAP 20 - 10,11,12,13,14,15,16
                    "Ve başka birinin karısı ile zina eden komşusunun karısı ile zina eden adam hem o hem kadın mutlaka öldürülecektir. Ve babasının karısı ile yatan babasının çıplaklığını açmıştır. İkiside mutlaka öldürüleceklerdir. Kanları kendi üzerlerinde olacaktır. Ve bir adam gelini ile yatarsa mutlaka ikiside öldürüleceklerdir. rezalet ettiler kanları kendi üzerlerinde olacaktır. Ve bir adam kadınla yatar gibi erkekle yatarsa ikisi menfur şey yapmışlardır. Mutlaka öldürüleceklerdir. Kanları kendi üzerlerinde olacaktır. Ve bir adam bir kadınla beraber anasını alırsa alçaklıktır. Aranızda alçaklık olmasın diye kendisi ve kadınlar ateşte yakılacaktır. Ve bir hayvanla yatan adam mutlaka öldürülecektir. Hayvanıda öldüreceksiniz. Ve bir kadın bir hayvana yaklaşmak üzere onun yanına giderse kadını ve hayvanı öldüreceksin. Mutlaka öldürülecekler ve kanlar kendi üzerinde olacak."

                    TESNİYE BAP 22 - 22,23,24
                    "Eğer bir adam başka bir adamın karısı olan bir kadınla yatmakta olarak bulunursa ozaman kadınla yatan adam ve kadın, onların ikiside öleceklerdir. Ve kötülüğü israilden kaldıracaksın. Eğer kız olan genç kadın bir adama nişanlı ise, ve bir adam onu şehirde bulup onunla yatarsa ozaman onların ikisinide o şehrin kapısına çıkaracaksınız ve onları şehirde olduğu halde bağırmadığı için kadını ve komşusunun karısını alçalttığı için erkeği taşla taşlayacaksınız ve ölecekler. Ve kötülüğü aranızdan kaldıracaksın."

                    Yukarıdaki günümüz Kitabı Mukaddes kitabından alıntılar bize recm cezasının temelini ve yahudi şeriatında temellenen katı ve sürekli cezalandırıcı tanrı kavramını göstermektedir. Böyle bir tanrı anlayışı maalesef kendini İslam dairesi içinde zanneden insanların görüşlerine de bulaşmıştır.

                    İNCİL VE ZİNA HÜKÜMLERİ:

                    Yu.8: 34 Din bilginleri ve Ferisiler, zina ederken yakalanmış bir kadın getirdiler. Kadını orta yere çıkararak İsa'ya, "Öğretmen, bu kadın tam zina ederken yakalandı" dediler.

                    Yu.8: 5 "Musa, Yasa'da bize böyle kadınların taşlanmasını buyurdu, sen ne dersin?"

                    Yu.8: 6 Bunları İsa'yı denemek amacıyla söylüyorlardı; O'nu suçlayabilmek için bir neden arıyorlardı. İsa eğilmiş, parmağıyla toprağa yazı yazıyordu.

                    Yu.8: 7 Durmadan aynı soruyu sormaları üzerine doğruldu ve, "İçinizde kim günahsızsa, ilk taşı o atsın!" dedi.

                    Yu.8: 8 Sonra yine eğildi, toprağa yazmaya başladı.

                    Yu.8: 9 Bunu işittikleri zaman, başta yaşlılar olmak üzere, birer birer dışarı çıkıp İsa'yı yalnız bıraktılar. Kadın ise orta yerde duruyordu.

                    Yu.8: 10 İsa doğrulup ona, "Kadın, nerede onlar? Hiçbiri seni yargılamadı mı?" diye sordu.

                    Yu.8: 11 Kadın, "Hiçbiri, Efendim" dedi. İsa, "Ben de seni yargılamıyorum" dedi. "Git, artık bundan sonra günah işleme.


                    Bu yazılanları da kuranın evrenselliğine ( her zaman, her mekan ve her insan için geçerli olduğunu), göre ve kuranda her konunun tam olarak yeterince örneklerle açıklandığı yani, önceki kitaplardakini de kapsayan hükümleri içerdiği durumlar nedeniyle kabul etmek mümkün değildir.

                    KURAN HERŞEYİ (Tevrat, incil vb. bütün indirilenler) KAPSAMAKTADIR:
                    “…Ne yerin karanlıklarında bir dane, ne yaş ne de kuru (hiç bir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitap’ta (Kur'ân’da) bulunmasın.” (En’am, 59)


                    KURANDAKİ HÜKÜMLER EVRENSELDİR, BU BAKIMDAN TEVRAT, İNCİL VB. KURANA TERS OLAMAZ:
                    Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik fakat insanların çoğu bunu bilmezler.. (Sebe - 28)

                    Bu Kur'an, ancak âlemler için bir öğüttür.( Sad - 87)

                    Görüldüğü üzere; bir müslüman bu konuyla ilgili öncelikle şunları unutmayacaktır;

                    Kuran ayetlerinde kesinlikle nesh yoktur!!!! Yani hiçbir ayete hükmü geçersiz denilemez! Ancak, kurandan önceki indirilenlerden bazı ayetler ya unutturularak yada kuranla değişikliğe uğratılarak gerek önceki ile aynı şeyler ve gerekse önceki durumdan daha iyileri getirilmiştir.

                    Bu kısmı özetleyecek olursak;

                    "Şüphesiz ki Allah insanlara hiç zulmetmez. Ama insanlar kendilerine zulmederler." (YUNUS - 44)

                    Yani; zina gibi toplumun ahlaki değerlerini yok eden ve aile kurumunu sarsan bir günaha , rabbimizin “zinaya yaklaşmayın” demesine rağmen yaklaşmak yerine zina yapılması halinde elbette ceza olmalıdır. Ama bu ceza Kuran ayetlerindeki cezalarla olmalıdır.

                    BUNUN DIŞINDAKİ RECM GİBİ KATI ARAYIŞLAR VEYA ZİNAYI HOŞ GÖREN YAKLAŞIMLAR İSLAMDAN ONAY ALMAZ. İNSANLIĞIN YARATILIŞINDAN BERİ TEK OLAN DİNDE YUKARIDAKİ DURUMLAR ÇELİŞKİ OLUR. BU NEDENLE, YUKARIDAKİ CEZALARI İÇEREN TEVRAT VE CEZASIZ BIRAKAN İNCİL ORİJİNAL OLMAZ. BUNLAR İNSANLARCA DEĞİŞİKLİĞE UĞRATILMIŞ NÜSHALAR OLABİLİR VE BUNLARA KURAN GİBİ İMAN EDİLEMEZ.


                    Şimdi; genel olarak yeniden konuyu toparlamaya çalışalım:

                    1- Tevrat, incil vb. kitapların orijinallerinin bozulup bozulmadığı tartışmalarına girmeye gerek olmadığını söylemeliyim. Çünkü, orijinal olsa dahi, kitapların kronolojilerine ve iniş sırasına dikkat edilerek, hangi dönem insanlarının, hangi kitaplara nasıl iman etmeleri gerektiğini açıklayabilirsem, durum biraz daha netleşir diye düşünüyorum.

                    2- Tevrat, incil ve diğer kitap indirilenlerin, kuran inmeden önceki ve kuran indikten sonraki durumlarının iyi anlaşılması gerekir.

                    3- Bu kitaplara inanan kimselerden, kuran inmeden önce ölenlerin kendilerine inen kitapların orijinaline göre yaşamaları halinde onlar Müslümanlardır.

                    Kuranın indiği zamanlarda ve peygamberden tebliğ edilen ayetlere tanık olarak yaşayanların, artık önceki kitaplar yanında kurana da iman etmeleri gerekmektedir. Bunların, önceki kitaplarındaki bazı şeylerin kurana ters düşmesi halinde ise son inen kitap olması ve öncekileri de nesh etmesi nedeniyle kurandakine iman etmeleri gerekir.

                    4- Kuran tamamlandıktan sonra yaşayan herkesin ise artık evrensel ve her şeyi kapsayan kurana tabi olmaları, diğer kitapların bozulup, bozulmadığı ile dahi ilgilenmeden kuranı anlayıp, kurana göre yaşamaları gerekir.

                    5- Kuran inmeden önce, kendilerine inen kitabın orijinaline göre yaşayanlar Müslüman olurlarken, Kuran indikten sonra, diğer kitaba inananlar bu nedenle ehli kitap diye adlandırılırlar ve Müslüman sayılmazlar.

                    KURANLA BİRLİKTE, ARTIK HERKESİN İMAN ETMESİ GEREKEN TEK KAYNAK KALMAKTADIR. EVRENSEL VE İNSANLAR İÇİN GEREKLİ OLAN HER ŞEYİN YETERİNCE YER ALDIĞI KURAN… BUNA BU ŞEKİLDE İMAN EDEREK YAŞAYANLAR MÜSLÜMAN OLURLARKEN, AKSİNE YAŞAMAYA ÇALIŞANLAR İSE ŞİRKE DÜŞMÜŞ OLURLAR. BU NEDENLE, KONU BU BAKIMDAN ÇOK ÖNEMLİDİR, HATAYA TAHAMMÜLÜ YOKTUR.

                    Tüm kardeşlerimin bu durumu iyi anlamalarını umut ediyorum.

                    Saygı ve selamlarımla…
                    aorskaya

                    Comment

                    • mustafabey
                      Katılımcı Üye
                      • Aug 2012
                      • 92

                      #40
                      Selam Aorskaya kardeşim,

                      “Ben, kuran kaynaklı olarak aklımın kabul ettiği şeyleri kabul ederim.” Demişsin. Güzel bir noktaya temas etmişsin. İman edecek olan bizim aklımızdır, aklımız neye iman edecek, neleri kabul edecek, anlayacak, öğrenecek, nede ilerleyecek ve bilecektir?

                      İki türlü ayet vardır
                      1. Allahın yarattığı ayetler
                      2. Allahın indirdiği ayetler;
                      bunlar resullere indirilen kelamlardır. Bu kelamlar insanlara bir yol olsun, şeriat olsun, rehber olsun, ışık olsun, iyiyi kötüden ayırsınlar diye insanlara sunulmuştur. Bu kelamları maide 44 de belirtildiği gibi kendilerini Rabbe adayanlar ve alimler tarafından, hükümleri uygulamakla ve korumakla görevlendirilmişlerdir. İşte bu kişiler indirilen kelamlar kaybolmasın nesilden nesile aktarılsın diye bizim bildiğimiz kağıttan kitaplara yazmışlardır.
                      Resullere indirilen kelamlar bize hangi kitaplarla ulaşmıştır; Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran. İndirilen kitaplarda aynı şey birebir mi anlatılmış?, hayır herbiri farklıdır ve birbirini tasdik etmişlerdir. (önceki açıklamalarda var maide 41-48)


                      aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                      KURAN HERŞEYİ (Tevrat, incil vb. bütün indirilenler) KAPSAMAKTADIR:
                      “…Ne yerin karanlıklarında bir dane, ne yaş ne de kuru (hiç bir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitap’ta (Kur'ân’da) bulunmasın.” (En’am, 59)
                      Aorskaya kardeşim enam 59 suresinin yarısına değil tamamına bakarsak, senin iddia ettiğin Kuranın herşeyi (Tevrat, incil vb. bütün indirilenler) kapsadığı anlaşılmaz. Herşeyi kapsayan Allahın ilmidir, kuran bir lutuftur.
                      Ayetin tam metni;

                      Enam 59;
                      Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.

                      Aorskaya kardeşim enam 59 da bahsedilen kitap Kuran değildir. Ayrıca diğer aşağıda alıntıladığım ayetlerde geçen KİTAP kelimeside Kuran değildir.

                      Neml 75;
                      Gökte ve yerde gâib (gizli) hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.
                      Yasin 12:
                      Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) bir bir kaydetmişizdir.
                      Hadid 22:
                      Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır.
                      Kaf 4:
                      Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
                      Burüc 21-22
                      Hayır, o şanı yüce bir Kur’an’dır. O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz’da)dır.


                      Aorskaya kardeşim görüleceği üzere Levh-i Mahfuz dur ve Allahın bilgisi dahilindedir. Burüc 21-22 den anlayacağımız üzere Kuranda Levhu Mahfuzdadır. Kuranda işte bu ana kaynaktan Allahın lutfuyla bize kadar ulaşan Allahın ilminin kelam olmuş halidir.
                      Herşey Allahın ilmi dahilinde yani korunmuş levhalardadır, kuranda sadece bize açıklanan kelam edilen kısmı vardır, bizde ne kadarını anlıyoruz sen düşün. Aynı zamanda diğer kitaplarda Allahın ilminden resullre indirilen kelamlardır, onlarda aynı kaynaktan gelmediğini düşünebilirmiyiz vede hep aynı bilgi mi geliyordur?

                      Allahın insanoğlu için seçtiği DİN tekdir, oda İslamdır, İNSAN olmaktır. Dinin temel amacı insanı ortaya çıkarmaktır. Yani İNSAN dini bir kavramdır. İnsanlığı ortaya çıkarmak için, doğru yola girmek için hem indirilen ayetleri (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran) hemde yaratılan ayetleri okumamız, anlamamız, idrak etmemiz gereklidir. Yaratılan ayetleri okumak için faaliyete bulunmamız, doğayı, evreni, bedeni, kimyayı, fiziği, atomu incelemeyiz. Bunlar bir kişinin yapacağı şeyler değil topluca iştirak edilecek olanlardır.
                      Aorskaya kardeşim görüşeceği üzere, insanlığı ortaya çıkarmak yani dini yaşamak için çok mücadele etmemiz gerekiyor, biz yolun başındayız, daha yeni Kurandan habermiz oldu, diğerlerine sıra gelmedi, onlardaki bilgiyi almadan ilerleme olur mu? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu. Elimizdeki az bilgiyi savunmak için doğruları görmezden gelmemiz lazım toplum olarak, yoksa evrensel değerlere ulaşamayız, kendimizdeki eğrilikleri düzeltmeden doğruya yönelemeyiz.

                      Deveye sormuşlar neren eğri diye oda demiş ki nerem doğru, işte bizde toplum olarak bu haldeyiz, herşeyimiz eğri, eğriliğimizi kabul etmezsek düzelemeyiz, önce itiraf etmeliyiz. Biz hala herşeyimiz doğru diye iddia ediyoruz.
                      Doğruya yönelmek için düşünmeliyiz, mücadele etmeliyiz.

                      Comment

                      • mustafabey
                        Katılımcı Üye
                        • Aug 2012
                        • 92

                        #41
                        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                        KURANDAKİ HÜKÜMLER EVRENSELDİR, BU BAKIMDAN TEVRAT, İNCİL VB. KURANA TERS OLAMAZ:
                        Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik fakat insanların çoğu bunu bilmezler.. (Sebe - 28)

                        Bu Kur'an, ancak âlemler için bir öğüttür.( Sad - 87)

                        Görüldüğü üzere; bir müslüman bu konuyla ilgili öncelikle şunları unutmayacaktır;

                        Kuran ayetlerinde kesinlikle nesh yoktur!!!! Yani hiçbir ayete hükmü geçersiz denilemez! Ancak, kurandan önceki indirilenlerden bazı ayetler ya unutturularak yada kuranla değişikliğe uğratılarak gerek önceki ile aynı şeyler ve gerekse önceki durumdan daha iyileri getirilmiştir.
                        Aorskaya kardeşim, evrensel denir? Allahın yarattığı ayetler evrenseldir. Yaratılan ayetlerin içindeki kanunlar evrenseldir.

                        İndirilen ayetlerde nasıl bir evrensellik vardır: indirilen ayetlerde temel insani değerler vardır, İNSAN zaten dini bir kavram olduğu için insan evrenseldir. Dinde var olan evrensel değerler, hak, hukuk, adalet, mülk Allahındır, akıl,düşünce, doğruluk,dürüstlük, erdem, sevgi, saygı….

                        Şimdi bu evrensel değerlerden sadece Kuran mı bahsediyor, Tevrat ve İncilde yok mu, onları da Allah indirdi, şimdi bu hristiyanlar ve yahudiler kitaplarındaki evrensel değerlerin hepsini kaybetmişle mi yoksa yaşamda ortaya çıkartıyorlarmı? Maide 48 de ne diyordu “Her birinize bir şerîat ve bir yol verdik. Allah dileseydi sizleri bir tek ümmet yapardı; fakat size verdiğinde (yol ve şerîatlerde) sizi denemek için (böyle yaptı). Öyleyse iyi işlerde birbirinizle yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır” Şimdi bu diğer ümmetlerin elinde Kuran yok, ama nasıl oluyorda evrensel değerleri toplumsal yaşamlarında sergiliyorlar. Bu durumu görmezden mi geleceğiz, müslüman doğruya doğru der ki, eğrilik bitsin. Demekki ellerindeki kitaplarda maide 44 ve 46 belirtildiği gibi nur var ve ortaya çıkarabiliyorlar. Yarışta kim önde gidiyor?

                        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                        Bu kısmı özetleyecek olursak;

                        "Şüphesiz ki Allah insanlara hiç zulmetmez. Ama insanlar kendilerine zulmederler." (YUNUS - 44)

                        Yani; zina gibi toplumun ahlaki değerlerini yok eden ve aile kurumunu sarsan bir günaha , rabbimizin “zinaya yaklaşmayın” demesine rağmen yaklaşmak yerine zina yapılması halinde elbette ceza olmalıdır. Ama bu ceza Kuran ayetlerindeki cezalarla olmalıdır.

                        BUNUN DIŞINDAKİ RECM GİBİ KATI ARAYIŞLAR VEYA ZİNAYI HOŞ GÖREN YAKLAŞIMLAR İSLAMDAN ONAY ALMAZ. İNSANLIĞIN YARATILIŞINDAN BERİ TEK OLAN DİNDE YUKARIDAKİ DURUMLAR ÇELİŞKİ OLUR. BU NEDENLE, YUKARIDAKİ CEZALARI İÇEREN TEVRAT VE CEZASIZ BIRAKAN İNCİL ORİJİNAL OLMAZ. BUNLAR İNSANLARCA DEĞİŞİKLİĞE UĞRATILMIŞ NÜSHALAR OLABİLİR VE BUNLARA KURAN GİBİ İMAN EDİLEMEZ.
                        Aorsakaya Kardeşim toplumda suçları engellemek için konulan hükümlerin KATI kurallar olduğunu daha önce belirtmiştim. Bu kurallar dinin içindede vardır ve insanlara neyin doğru neyin yanlış olduğunun anlaşılması, toplumda bir düzen olması, kargaşa kaos, eşkiyalık yaşanmaması için farklı uygulamalar vardır. Toplumda düzeni sağlamak için şimdi devletin koyduğu yasalar var, gelişen bir hukuk sistemi var, hangi durumda nasıl ceza verileceğini uzmanlar belirliyor, yasalara göre karar veriyorlar, işte bu adalati adil bir şekilde kendi toplumumuzda egemen kılarsak evrensel değeri hayata geçirmiş oluruz.

                        Bu uygulamalar tevrat veya incilde kurandaki gibi geçmiyor diye içindeki nur kaybolmaz. O nuru ancak dini anlayanlar görür. Kuran bizim elbette temel kaynağımızdır, bizim toplumsal olarak kültürümüz, yapılaşmamız Kuran ekseninde olacaktır.

                        Kuranın, tevratın, incilin içinde nur kesin varda burdaki temel anlaşılması gereken bunu kim ortaya çıkaracak, yaşamda sergileyecek, işin esası bu ortaya ne çıkarıyoruz?

                        Bakara suresi 62
                        Kuşkusuz, iman edenler ile Yahudi inancının takipçilerinden, Hıristiyanlardan ve Sabiilerden Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanmış, doğru ve yararlı işler yapmış olanların tümü Rablerinden hak ettikleri mükafatları alacaklardır; ve onlar ne korkacak, ne de üzüleceklerdir.


                        Maide 68
                        De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat'ı, İncil'i ve size Rabb'iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb'inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık sen kâfirler topluluğuna üzülme.



                        Evrensel değerler ile ilgili internette bulduğum bir çalışma, bu değerleri anlamada katkısı olabilir.

                        Evrensel değerler;

                        Değer" kelimesinin sözlük anlamı "Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet, bir şeyin ya da şahsın taşıdığı yüksek ve yararlı nitelik ya da kıymet" olarak verilmiştir.
                        Değer kelimesini, psikolojik açıdan ele aldığımızda, düşünce, eylem işlem yada nesnenin insan için taşıdığı önemi belirleyen, niteliğe ve niceliğe ilişkin inançlardır şeklinde tanımlayabiliriz.
                        Bir insan, diğer insanların, onlara ait özellikleri, niyetleri ve istekleri, davranışları hakkında hüküm verirken, kendisine ait olan değerler penceresinden bakar. Bu pencereden gördükleri, çerçeve içerisinde kalıyorsa onaylar aksi taktirde yadırgar ve reddeder.
                        Değer kelimesine toplumsal açıdan baktığımızda, çeşitli olaylar, olgular ve fikirler karşısında bireylerin tepki ve fikir birliği olarak tanımlayabiliriz.
                        Anlaşılacağı üzere, kişi, çevresini sahip olduğu değerlere göre yargılar. Aynı zamanda, kişi çevre tarafından, toplum değerlerine göre yargılanır. Bu karşılıklı yargılamaların, toplum bireyleri arasında bir istikrara kavuşması noktasında, toplumsal bir kültür değerleri bütününün oluştuğu görülür.
                        Fakat oluşan her kültür, sahip olunması gereken değerleri ihtiva etmeyebilir.
                        Doğaya baktığımızda, onun her bir parçasının kusursuzluğunu ve sayılamayacak kadar çok parçanın, inanılmayacak kadar mükemmel uyumunu görürüz. Bunu, keşfedilmiş en büyük astronomik sistemlerden, gözümüzle görebildiğimiz en küçük parçasına kadar gözlemlemek mümkündür.
                        Bunun sonucunda ise, söyleyebiliriz ki; doğa belli doğrular, gerçekler, kurallara göre işler ve bu kurallar, gerçekler ve doğrular tüm evren için geçerli olacaktır.
                        Günümüzde, evrensel değerler denilince genel olarak, insanın doğuştan sahip olduğu hak ve özgürlükler, belli kriterlere bağlı olarak yaşamasını garanti altına almayı hedefleyen fikri, ahlaki ve sosyal değer yargıları anlaşılmaktadır. Kültürleşme sürecinde tüm dünya milletlerinin paylaşmaları gereken ortak kültür öğeleridir.
                        Uluslar arası düzeyde insan hakları, hayvan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, işçi hakları, hasta hakları ve azınlık hakları olarak algılanmakta ve uygulama alanı bulmaktadır.
                        Evrensel değerleri, doğanın içinde kendiğilinden var olan değerlerdir. Öte yandan, doğa kanunları ile uyumlu olan canlıların güçlendiği, uyumu yakalayamayanların zayıfladığı ve zayıf olanların yine tabiat tarafından elendiği, kanıtlanmış bir gerçektir. Bu gerçek “Doğal Seleksiyon” olarak adlandırılmaktadır.


                        Evrensel Değerler

                        Robert Edgerton’ın üç yüz uygarlığı inceleyerek tespit ettiği ve genel olarak altı maddede ifade ettiği evrensel değerler şunlardır:

                        Gerçeğe Saygı;
                        Gerçeğe saygı“gerçeğin bizim isteğimize göre değiştirilemeyeceği inancı” ve “davranışlarımızı gerçeği düşünerek yapmak” demektir.Gerçeğe saygı dendiğinde akla gelen bilimdir. Bilimin özünde gerçeğe saygı vardır. Bilimin gücü ve gerçeğe saygının önemi, insanoğlunun karşılaştığı büyük zorlukları bu yaklaşımla çözmüş olmasında yatar. Gerçeğin örtbas edildiği veya çarpıtıldığı yerde aklın ve sağ duyunun yerini korku almaktadır.

                        Kişisel Bütünlük:
                        Kişisel bütünlük insanın özünün, sözünün ve davranışının bir bütün içinde olmasıdır.
                        Kişisel bütünlüğün özünde gerçeğe saygı vardır. İnsanın her şeyden çok, kendisi ile ilgili bilgiye ihtiyacı vardır. Ahlaklı ve erdemli insan, kendisini tanıyan, tanımaya gayret eden, özellikle, farkına vardığında kendisine acı veren eksiklikleri ile yüzleşme cesaretini gösterebilen insandır.
                        Hakkaniyet:
                        Hak ve hakkaniyet, bütün kültürlerde yer alan değerlerdir. Adalet kavramının ve hukuk sistemlerinin özünde bu değerler vardır.
                        Hakkaniyet, haklı olana hakkını vermek demektir
                        “Yiğidi öldür, hakkını yeme” atasözümüz, hakkaniyet kavramının önemine işaret etmektedir.

                        İnsan Onuruna Saygı:

                        İnsan onuru “can”ın bir parçasıdır ve doğuştan gelir. Her insan ister yeni doğmuş bir bebek, ister fakir, ister zengin olsun onurları yönünden eşit bulunmaktadır.
                        Kültürü, insan onuruna değer veren bir toplumda çocuğa da değer verilir. Çocuğa gösterilen dikkat ve saygı aslında o toplumun geleceğine yapılan yatırımdır.
                        Bireyin en değerli varlığı onurudur. Birey onuruyla yükselir. Bir’in değeri olmadan, çoğun değeri olamayacağına göre, toplumdaki insana değer verilmeden bir ailenin, bir kurumun, bir ulusun değeri oluşturulamaz.
                        İnsan onuruna değer verilmeyen toplumda baskı ve korku kültürü gelişmekte ve insanların özgürce yeni şeyler üretmeleri de mümkün olamamaktadır.

                        Hizmet:
                        Kısaca “biz yaşadığımızdan dolayı birbirimize hizmet etmekle yükümlüyüz.” İfadesi hizmet değerini özetlemektedir.
                        Dünyadaki canlı cansız bütün varlıklar, aslında farkında olmadan birbirlerinin yaşamlarını devam ettirebilmelerine yardımcı olmaktadır.
                        Hizmet değerini yitiren toplumlar ulusal birlik kavramını da kaybettiğinden yok olmaya mahkum olmaktadırlar. Nitekim tarih böyle örneklerle doludur.

                        Sevgi;
                        Sevgi, insanın en temel ihtiyaçlarından birisidir. Sevgi, duygu ve düşüncelerin paylaşılması, incelmesi ve böylece tutarlı ve zengin hale gelmesidir.
                        Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/kultur/...#ixzz2EBilqzcC

                        Comment

                        • aorskaya
                          Uzman Üye
                          • Aug 2009
                          • 932

                          #42
                          Mustafabey kardeşim,

                          Yazımda, incilin farklı nüshaları ile tevrattaki recm cezalarının insan sokuşturması olduğuna ilişkin açıklamalarıma cevap vermeyerek;

                          Yazılarımdan, kuranı eksikleyerek ve onun evrenselliğine ilişkin bütünselliği anlamından kaydırarak, incilin bozulmamış, tevratın orijinal kalmış olduğunu kabul etmen, sadece kendini kandırman demek olur?


                          1-
                          Aorskaya kardeşim enam 59 suresinin yarısına değil tamamına bakarsak, senin iddia ettiğin Kuranın herşeyi (Tevrat, incil vb. bütün indirilenler) kapsadığı anlaşılmaz. Herşeyi kapsayan Allahın ilmidir, kuran bir lutuftur.
                          Levhi mahfuzda olan her şeyin, insanlarla ilgisi olmayan kısmı ne diye kuranda insanlara anlatılsın? Elbette levhi mahfuzda her şey yer almaktadır ve bu herşeyden biz insanları ilgilendiren kısmı olan herşey de kuranda yer almaktadır.

                          Sana göre, kuran eksik olmaktadır öyleyse değilmi? Levhi-mahfuzu her şeyi içeren ama kuranı eksik olarak anlayınca, tevrat ve incile gerek oluyor değilmi?

                          Ama, kuranda biz insanları ilgilendiren her konu ne eksik, ne fazla olarak yer almaz. yeterince yer alır... "Yeterince" kavramı üzerinde iyi düşünürsen, kuranın eksik olmadığını anlarsın! (yada hala anlamazsın!)


                          ENAM - 38.ayet:

                          وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ

                          Ve mâ min dâbbetin fîl ardı ve lâ tâirin yatîru bi cenâhayhi illâ umemun emsâlukum, mâ farratnâ fîl kitâbi min şey’in summe ilâ rabbihim yuhşerûn(yuhşerûne).

                          Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.


                          Bak, bu ayette sadece fîl kitâbi demiş rabbimiz. Yani, kurandan bahsetmiş ve hiç bir şeyi eksik bırakmadık demiş değilmi?

                          Yani, "fî kitâbin mubîn(mubînin)." dememiş. Yani, senin gibi sadece levhi mahfuzu eksiksiz kabul edenler olabileceği için ayrıca, "mubin" dememiş ve sadece "kitabi" diyerek, kuranın ne olduğunu bir kere daha anlatmış...

                          O halde, başka ayetler yazılmasına gerek bırakmadan; kuranı artık eksiksiz kabul edip, tevrata, incile muhtaç bırakmazsınız değilmi?

                          Çünkü, insanları kulluk etsinler diye yaratan rabbimizin, son kitabında ne unutacağını, ne de başka şaibeli kaynaklara muhtaç bırakmayacağını artık anlayabiliriz. (değilmi?)

                          2- Kuranın evrenselliği konusunda da yazdıklarınız yeterli değildir. Elbette, kuranın içeriği bütünüyle zaman ve mekan üstü olduğu gibi insanüstüdür de.

                          Bu nedenle kurana tanık olan herkes, kurana göre yaşamayı akıl edebilmelidir. Kurandaki hükümlerin tersine, senin dediğin gibi farklı yerlerde, farklı uygulamaları şeriat adı altında normal karşılamamalıdır.

                          Evrensel demek, bir konu her yer ve zamanda aynı olmak demektir. Daha önce zina örneği verdiğimizden yine zina suçu üzerinden gidersek, kurandan sonra kurana tanık olanlarca, zina cezası; bir bölgede öldürme, başka bölgede af olmaz. Her bölge de kurana göre 100 sopa olmalıdır.

                          Kimin ilkel yada çağdaş bulmamasına ve bu nedenle, insan yapımı hukukun buluşunu aklamasına aldırış etmeden, onun hak olmadığını görerek kuran daki ceza her yerde ve her zamanda geçerli olarak uygulanmalıdır.

                          Yoksa, bölgesel farklılıklar yada aynı bölgede zamana göre değişen uygulamalar, adil olmayan sonuçlar doğurur. Bu konuda da yeterince düşünmeden fikre varmayın.

                          Şimdi örneğin A ülkesinde B zamanında zina cezası olarak ölüm uygulanırken, C zamanında ise zina suç olmaktan çıkarsa, önceki dönem insanlarına haksızlık olmazmı? O halde, bu nasıl evrensel ilke olabilirki?

                          Daha fazla yazmama gerek yok diyerek bitiriyorum.

                          selamlarımla,
                          aorskaya

                          Comment

                          • mustafabey
                            Katılımcı Üye
                            • Aug 2012
                            • 92

                            #43
                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            Levhi mahfuzda olan her şeyin, insanlarla ilgisi olmayan kısmı ne diye kuranda insanlara anlatılsın? Elbette levhi mahfuzda her şey yer almaktadır ve bu herşeyden biz insanları ilgilendiren kısmı olan herşey de kuranda yer almaktadır.

                            Sana göre, kuran eksik olmaktadır öyleyse değilmi? Levhi-mahfuzu her şeyi içeren ama kuranı eksik olarak anlayınca, tevrat ve incile gerek oluyor değilmi?

                            Ama, kuranda biz insanları ilgilendiren her konu ne eksik, ne fazla olarak yer almaz. yeterince yer alır... "Yeterince" kavramı üzerinde iyi düşünürsen, kuranın eksik olmadığını anlarsın! (yada hala anlamazsın!)

                            ENAM - 38.ayet:

                            Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

                            Bak, bu ayette sadece fîl kitâbi demiş rabbimiz. Yani, kurandan bahsetmiş ve hiç bir şeyi eksik bırakmadık demiş değilmi?

                            Yani, "fî kitâbin mubîn(mubînin)." dememiş. Yani, senin gibi sadece levhi mahfuzu eksiksiz kabul edenler olabileceği için ayrıca, "mubin" dememiş ve sadece "kitabi" diyerek, kuranın ne olduğunu bir kere daha anlatmış...
                            O halde, başka ayetler yazılmasına gerek bırakmadan; kuranı artık eksiksiz kabul edip, tevrata, incile muhtaç bırakmazsınız değilmi?

                            Çünkü, insanları kulluk etsinler diye yaratan rabbimizin, son kitabında ne unutacağını, ne de başka şaibeli kaynaklara muhtaç bırakmayacağını artık anlayabiliriz. (değilmi?)
                            Aorskaya Kardeşim yukarıda yazdığın konuyu önceki yazımda izah ettim. Kuranda her şey bahsediliyor, Kuran bizi yönlendiriyor, çoğu yerde bir konuya atıf var, bu atıfların olması o konunun açıklandığı anlaşıldığı manasına gelmez. Bu konu başlıklarının içeriğini araştıracak, öğrenecek olan bizleriz. Bize düşünmüyor musunuz, akletmiyor musunuz diye bir görevi Kuran yüklemişken, sen ne diyorsun: sadece kuranda bulunan kelimeleri tekrar edelim, dışına çıkmayalım, böyle ilim mi olur? Yazıklarınla ilmetmeyi öğrenmeyi sınırlamaya çalışıyorsun! Sen kendi beynini sınırlayabilirsin, başkalarına Müslüman böyle yapar diye sınırlamalar koymaya çalışıp durma! Kendine göre bir iman tarifi, yaşantı tarifi oluşturarak sınırlamalar getirip, alan daraltarak, kuranın emrettiği öğrenmenin ve araştırmanın önünü kesmeye yönelik yazılar yazıyorsun. Hem kaynağımız Kurandır diyorsun, hemde Kuranın yönlendirdiğini yok öyle değil, Tevrat ve İncil şaibelidir gibi Kurana dayanmayan iddialar öne sürüyorsun . Daha önceki yazıda nasıl açıklama yapmışım; her şey indirilen ve yaratılan ayetler içindedir. Dini anlamak için olaya geniş açıdan bakmak gerekir, zaten Kuranda ona yönlendiriyor.
                            “Ben, kuran kaynaklı olarak aklımın kabul ettiği şeyleri kabul ederim.” Demişsin. Güzel bir noktaya temas etmişsin. İman edecek olan bizim aklımızdır, aklımız neye iman edecek, neleri kabul edecek, anlayacak, öğrenecek, nede ilerleyecek ve bilecektir?

                            İki türlü ayet vardır

                            1. Allahın yarattığı ayetler
                            2. Allahın indirdiği ayetler; bunlar resullere indirilen kelamlardır. Bu kelamlar insanlara bir yol olsun, şeriat olsun, rehber olsun, ışık olsun, iyiyi kötüden ayırsınlar diye insanlara sunulmuştur. Bu kelamları maide 44 de belirtildiği gibi kendilerini Rabbe adayanlar ve alimler tarafından, hükümleri uygulamakla ve korumakla görevlendirilmişlerdir. İşte bu kişiler indirilen kelamlar kaybolmasın nesilden nesile aktarılsın diye bizim bildiğimiz kağıttan kitaplara yazmışlardır.
                            Resullere indirilen kelamlar bize hangi kitaplarla ulaşmıştır; Tevrat, Zebur, İncil ve Kuran. İndirilen kitaplarda aynı şey birebir mi anlatılmış?, hayır herbiri farklıdır ve birbirini tasdik etmişlerdir. (önceki açıklamalarda var maide 41-48)
                            Allahın insanoğlu için seçtiği DİN tekdir, oda İslamdır, İNSAN olmaktır. Dinin temel amacı insanı ortaya çıkarmaktır. Yani İNSAN dini bir kavramdır. İnsanlığı ortaya çıkarmak için, doğru yola girmek için hem indirilen ayetleri (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran) hemde yaratılan ayetleri okumamız, anlamamız, idrak etmemiz gereklidir. Yaratılan ayetleri okumak için faaliyete bulunmamız, doğayı, evreni, bedeni, kimyayı, fiziği, atomu incelemeyiz. Bunlar bir kişinin yapacağı şeyler değil topluca iştirak edilecek olanlardır.
                            Aorskaya kardeşim görüşeceği üzere, insanlığı ortaya çıkarmak yani dini yaşamak için çok mücadele etmemiz gerekiyor, biz yolun başındayız, daha yeni Kurandan habermiz oldu, diğerlerine sıra gelmedi, onlardaki bilgiyi almadan ilerleme olur mu? Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu. Elimizdeki az bilgiyi savunmak için doğruları görmezden gelmemiz lazım toplum olarak, yoksa evrensel değerlere ulaşamayız, kendimizdeki eğrilikleri düzeltmeden doğruya yönelemeyiz.
                            Açıklamışım yeterince, ne diyoruz: Kuran bir rehber, ögüt, ibret, iyiyi kötüden ayıran kitapdır, müjdedir, nurdur. O zaman içindeki nurdan, öğütten, ibretten alacağımızı alalım bizi rehber nerelere yönlendiriyorsa araştıralım, bakalım! Tevratta, İncilde nur mu var diyor, ortaya çıkaralım!
                            Sen açıklamalarınla ne demek istiyorsun, Kuranda her şey var, bitti!, eee yaşamda neden bir ilerleme yok, Kuranın gönderdiği adresleri senin metodunla reddedersek, toplumdaki genel anlayış da senin gibi düşünüyor, gördüğün gibi hiçbir alanda bir gelişme yok. Dinin istediği İNSAN meziyetleri ortaya çıkmıyor.

                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            BUNUN DIŞINDAKİ RECM GİBİ KATI ARAYIŞLAR VEYA ZİNAYI HOŞ GÖREN YAKLAŞIMLAR İSLAMDAN ONAY ALMAZ. İNSANLIĞIN YARATILIŞINDAN BERİ TEK OLAN DİNDE YUKARIDAKİ DURUMLAR ÇELİŞKİ OLUR. BU NEDENLE, YUKARIDAKİ CEZALARI İÇEREN TEVRAT VE CEZASIZ BIRAKAN İNCİL ORİJİNAL OLMAZ. BUNLAR İNSANLARCA DEĞİŞİKLİĞE UĞRATILMIŞ NÜSHALAR OLABİLİR VE BUNLARA KURAN GİBİ İMAN EDİLEMEZ.

                            4- Kuran tamamlandıktan sonra yaşayan herkesin ise artık evrensel ve her şeyi kapsayan kurana tabi olmaları, diğer kitapların bozulup, bozulmadığı ile dahi ilgilenmeden kuranı anlayıp, kurana göre yaşamaları gerekir.

                            5- Kuran inmeden önce, kendilerine inen kitabın orijinaline göre yaşayanlar Müslüman olurlarken, Kuran indikten sonra, diğer kitaba inananlar bu nedenle ehli kitap diye adlandırılırlar ve Müslüman sayılmazlar.

                            KURANLA BİRLİKTE, ARTIK HERKESİN İMAN ETMESİ GEREKEN TEK KAYNAK KALMAKTADIR. EVRENSEL VE İNSANLAR İÇİN GEREKLİ OLAN HER ŞEYİN YETERİNCE YER ALDIĞI KURAN… BUNA BU ŞEKİLDE İMAN EDEREK YAŞAYANLAR MÜSLÜMAN OLURLARKEN, AKSİNE YAŞAMAYA ÇALIŞANLAR İSE ŞİRKE DÜŞMÜŞ OLURLAR. BU NEDENLE, KONU BU BAKIMDAN ÇOK ÖNEMLİDİR, HATAYA TAHAMMÜLÜ YOKTUR.
                            Bir yerde Kurana iman edelim diyorsun, başka yerde Kuranda var olan, kuranın bizi yönlendirdiklerini reddediyorsun, önemsizleştirmeye çabalıyorsun. Sen Kuranın dediğinin tersini iddia ediyorsun. Kendi kafana göre zina nasıl cezalandırılmış, farklılık var o zaman Tevrat ve İncil bozulmuş olabilir, kendi ürettiğin bir orijinalliğe göre orijinal değildir diyerek bir belirsizlik yaratmaya çalışıyorsun. Maide 44 e bakarsan nasıl önceki resullere indirilen kelamların nasıl korunduğu açıklanıyor.

                            Nisa 136
                            Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab'a, ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse sapıklığın en koyusuna düşmüş olur.


                            Aorskaya Kardeşim burada anlatılan İman edenlere daha önce indirilen kitaplara iman edin denmesi sözde bir iman mıdır? Sen bir söz mü aldın Allahtan. Diğer peygamberlere indirilen kitaplara iman edilmez, onlar orijinal değildir, bozulmuş olabilirler diye kendine göre hüküm vererek Kuranda istenilenlerin dışına çıkıyorsun. Kuranda orjinalliklerini yitirdikleri, önemsiz olduklarından bahsediliyor da biz mi anlamadık, sen nerede gördün araştırdın da buna iman ettin. Kuranı okuyup bir daha iman etmek gerekir.

                            Comment

                            • mustafabey
                              Katılımcı Üye
                              • Aug 2012
                              • 92

                              #44
                              aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                              Yazımda, incilin farklı nüshaları ile tevrattaki recm cezalarının insan sokuşturması olduğuna ilişkin açıklamalarıma cevap vermeyerek;

                              Yazılarımdan, kuranı eksikleyerek ve onun evrenselliğine ilişkin bütünselliği anlamından kaydırarak, incilin bozulmamış, tevratın orijinal kalmış olduğunu kabul etmen, sadece kendini kandırman demek olur?
                              Senin yazdığın yazıda Tevrat ve incille ilgili Kurana uymayan tanımlamalar var. Bu ortaya koyduğun anlayış Tevrat ve incille ilgili iddiaların Kuranın anlattıklarına uymuyor. Bu söylediklerin atalar öğretisinden esinlenerek oluşturduğun ve bizim toplumun zihninde de yer edinmiş Kurana dayanmayan, sözüm ona cahil, ön yargılı din adamlarının fikirleridir.

                              Bu senin çelişki olarak gördüklerini Süleyman ATEŞ açıklamış, hiç bilenle bilmeyen bir olur mu Aorskaya KArdeşim? Benim anlattıklarımı beğenmiyorsan bir ilahiyat hocası, profösör Süleyman ATEŞ nasıl değerlendiriyor bakalım...


                              İncil üzerine...

                              SORU: Yazılarınızda kitap ehli olan kişilerle evlenmenin mubah olduğunu belirtiyor, örnek olarak Tevrat ve İncil’i gösteriyorsunuz. Ancak ansiklopediler (örneğin Britannica), İncil’in Tevrat’tan kaynaklandığını yazıyor ve Tevrat’a “Eski Ahit”, İncil’e “Yeni Ahit” diyorlar. Belirtildiğine göre çok miktarda olan İncil sonradan dörde indirilmiş. (Aziz Matta, Markos, Luka ve Yuhanna) İslâm inancına göre Hz. İsa’ya vahyedilen kutsal kitap, sonradan Hristiyanlar tarafından çarpıtılmış ve bugüne ulaşamadan ortadan kalkmıştır. Bu durumda ortada olmayan fakat insanlar tarafından yazılmış İncil’e göre ibadet yapan Hristiyanlar nasıl kitap ehli olabiliyor? Onlar üçlü mukaddesiyata da (üçlemeye) inanıyorlar. Yani Allah’a şirk koşmuyorlar mı? (A. F.)


                              CEVAP: 20 yıldan beri bunlar soruluyor. İncil bugün yazılmış bir kitap değil. Bugünkü İncil ne ise Hz. Peygamber zamanındaki İncil de ana hatlarıyla odur. Sizin uydurma dediğiniz İncil hakkında Kur’ân, “İncil sahipleri, Allah’ın İncil’de indirdiği hükümleri uygulasınlar” diyor (Maide: 47). Kur’ân uydurma olan İncil’in uygulanmasını mı emrediyor? Bütün İslâm tarihi boyunca onlara kitap ehli denmiş ve onların kendi din yasalarına göre yargılanmaları uygun görülmüştür. Eğer onlar müşrik ise 1400 yıldan beri gelmiş olan yöneticiler hep yanlış mı yapmışlar? Kur’ân da onlara kitap ehli demekle yanlış mı yapmış? Kur’ân’ı bütünüyle okuyun ve söz konusu yazımda verdiğim ayetlerin meallerine bakın. Bir de büyük mutasavvıf İmam-ı Kuşeyri’nin Letaifu’l-İşarat adlı eserinde Bakara 62’nci ayet üzerindeki tefsirine bakın. Bunları yapamazsanız İslâm Ansiklopedisi adlı 30 ciltlik eserimin “Tahrif”, “Kitap ehli” ve “Hristiyanlar” maddelerini okuyun. Ben tekelci değilim, Allah’ın kullarını yakmaktan zevk alan bir varlık olduğuna kesin olarak inanmıyorum.


                              Yüce Allah İncil’in temel ilkelerini vahyetti

                              SORU: Hz İsa’nın sağlığında İncil var mıydı? İncil de peygamberimize geldiği gibi mi vahyoldu? Yoksa Hz. İsa’nın ölümünden sonra mı yazıldı? (Hüsamettin Yıldırım)

                              CEVAP: Hz. İsa’nın sağlığında İncil yoktu. Elbette yüce Allah ona vahiyler verdi, İncil’in temel ilkelerini vahyetti. Ama bunlar yazılmadı, onun zamanında kitaplaştırılmadı. Hz. İsa, kendisine vahyedilen öğretileri, vaazlarıyla halka anlatıyordu. Kendisinden sonraya yazılı bir kitap bırakmadı. İncil, müjde demektir. O, dini tamamlayamadığını, kendisinden sonra gelecek Fariklit’in (Perikletüs) Hakk’ın dinini tamamlayacağını müjdeledi. Esasen bir din bilgini olarak yetişmiş olan Hz. İsa, maddileştirilen Yahudiliği aslına döndürmeye çalıştı. Dinin ruhunu anlattı. Ama kendisi ortadan kayboldu. Hıristiyanlara göre çarmıha gerildi, cesedi diriltilip göğe kaldırıldı.

                              Yine Hıristiyanlara göre İsa çarmıh olayından sonra talebelerine görünüp onlara İncil’i vermiş, yani yazdırmıştır. İşin aslı, İsa ortadan kaybolduktan sonra öğrencileri, İsa’dan duydukları bazı sözleri, onunla birlikte yaşadıkları olayları, İsa’nın kısaca hayatını ve öğütlerini çeşitli yerlere gönderdikleri mektuplara yazdılar. Bu mektuplar zamanla derlenerek İnciller meydana getirildi. Matta, Luka, Markos Yuhanna diye dört İncil, İ.S. 325 tarihinde İznik’te toplanan Hıristiyanlar meclisince yüzlerce İncil’in arasından seçildi. Diğer İnciller uydurma kabul edildi. Hz. İsa’nın konuştuğu Arami dilinde bir İncil yoktur. İlk İncil Latince kaleme alındı.


                              Sezar’ın hakkı!

                              SORU: Hikâyeyi bilirsiniz: Hz. İsa’yı denemek için O’na, “Romalılara vergi vermek caiz midir?” diye sorarlar (Matt: 22.17). Hz. İsa kendisine sorulan sorunun amacını bildiği için onlara “Vergi ödediğiniz parayı bana gösterin” der. Kendisine gösterilen dinarın üzerindeki resme bakarak, “Bu resim kimin?” diye sorar. “Resim Sezar’ındır” cevabını alınca, İsa “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını da Tanrı’ya verin” diye cevap verir. Hz. İsa, bu sözleriyle daha sonraki yıllarda Hıristiyan dünyasının temel prensiplerinden olmuş bir kuralı da ortaya koymuştur: Tanrı’yı ve devleti birbirinden ayırmıştır. Bu iki otorite yani Tanrı ve Sezar (devlet), farklı konularla ve farklı kanunlarla çalışırlar. Dinin ve devletin birbirinden ayrı olduğu ve 2 bin yıl önce konulmuş olan bu kural maalesef Müslüman dünyasında mevcut değildir. Kutsal ve sürekli olanla (Tanrı) geçici olanın (insan) kurallarının, bizzat insanın gelişmesi için birbirinden ayrı olması gerekir. Çünkü insanoğlu geçicidir. Bu sebeple insanoğlunun tabi olduğu kuralların da zamana göre değişip gelişmesi, bizzat insanın gelişmesi için gereklidir. Dolayısıyla toplum düzenini korumak için 1400 yıl önce, o zamanın şartlarına göre yapılmış olan kuralların dünya durdukça geçerli olacağını düşünmek insan yapısına ve Tanrı anlayışına da aykırıdır. Çünkü Tanrı’ya bilgiyle ulaşılır. Bu konudaki görüşlerinizi açıklamanız bizler için çok faydalı olacaktır. (İbrahim T. Tüzün/New York)

                              Bedeni ruhtan ayıramazssınız

                              CEVAP: Evet, Hıristiyanlık için dediğiniz doğrudur. Hıristiyanlığın dünyaya ilişkin düzenleyici hukuk kuralları pek yoktur. Ama İsa zamanında Hıristiyanlar hukuk düzeni olarak Tevrat yasalarını kabul etmişlerdir. Çünkü bizzat İsa kendisinin, kitabı kaldırmak üzere değil uygulamak üzere geldiğini vurgulamıştır. Yani Hz. İsa, yeni bir din koyucu değil, önceki dinin kurallarını, dinin ruhuna uygun olarak uygulayıcı bir din bilgini rolünde görünmektedir. Hz. İsa’nın o sözünden de din ve dünya ayrılığı anlamı çıkmaz. Zira aleyhtarları İsa’yı devlet aleyhinde bir terörist gibi göstermeye ve onu yakalatıp mahkûm etmeye çalışıyorlardı. Soru da öyle masum bir soru değildi. Hz. İsa, o soruyu soranın amacını bildiği için devlet aleyhinde olmadığını kaydetmek üzere kendisinin insanları Hakk’a çağırmaya çalıştığını belirtmek istemiştir. Ama İslâm; ruh-madde, fizik-metafizik, dünya-ahiret bütünlüğü içinde dini sunmaktadır. Bedeni ruhtan veya ruhu bedenden ayıramazsınız. Kur’ân’da Allah’a yönelmeye, ibadete, namaza, oruca ilişkin hükümler yanında pekâlâ zina edene, hırsızlık edene, düzeni bozana, katile, caniye cezalar da belirlenmiştir. Hz. Peygamber, Tanrı elçiliği yanında kurduğu devletin de başkanı, yöneticisidir. Bu gerçeği nasıl göz ardı edeceksiniz? 1400 yıllık bir zaman aralığında kocaman bir İslâm hukuku oluşturulmuştur.


                              Kur’ân-ı Kerim’in kuralları evrenseldir


                              Fıkıh denilen hukuk kuralları içinde gerçekten kazuistik olan, zamanı geçmiş hükümler olduğu gibi evrensel olan kurallar da vardır. Kur’ân’ın hükümleri evrenseldir. Biz öyle biliriz. Kur’ân insanların elini kolunu bağlamış, düşüncelerine kilit vurmuş değildir. Getirdiği genel prensipler her dönemde uygulanacak esnekliktedir. “Akrabanızın, hatta kendi canlarınızın aleyhinde de olsa tanıklık yaparken gerçekten ayrılmayın” (Nisa: 135, Maide: 8), “İyilik ve takvada birbirinize yardım edin fakat günahta, düşmanlıkta yardım etmeyin” (Maide: 2) gibi hükümlerin modası geçer mi? Ama ayrıntı konularda Kur’an, içtihat yöntemini devreye sokmuş, “Ey akıl sahipleri ibret alın” demiş ve getirdiği kuralların motamot naslarının değil fakat zamanın şartlarına en uygun olanının uygulanmasını emretmiştir: “Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar sağduyu sahipleridir” (Zümer: 18), “Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun” (Zümer: 55) buyurmuştur. İşte bu gerçeği gayet iyi kavrayan büyük yönetici Hz. Ömer, müellefe-i kulûb hakkında olduğu gibi görünürde Kur’ân’ın hükmüne aykırı kararlar da vermiş ve asıl önemli olanın, Kur’ân emirlerinin amaç ve gayesi olduğunu belirtmiştir. Büyük İslâm hukukçusu İmam Tufi de dinin asıl amacının maslahat-i nas (kamu yararı) olduğunu söylemiş ve “İslâm’da ne zarar vermek ne de zarar görmek vardır” hadisini dini hükümlerin ana temeli saymıştır.

                              Recm Kur'an'ın hükmü değildir

                              Dün, Nijerya'daki Şeriat Mahkemesi'nin verdiği recm kararının Kur'an'a aykırı olduğunu nedenleriyle açıklamıştım. Bugün aynı konuya devam ediyorum.

                              Hz. Peygamber'in recmettirdiği yolundaki rivayetlerin hepsi bir iki kişinin aktarımı olup çelişkilerle akıl ve mantığa aykırı şeylerle dolu, Yahudilerden Araplara geçmiş olan geleneğin, Peygamber sözü (Hadîs) biçimine sokulmasından ibaret sözlerdir.

                              Kişi haberleri, fıkıh usulüne göre kesinlik değil, zan ifade eder. Kur'ân, zannın kesin bilgi olmadığını vurgular. Recm gibi ağır bir ceza, böyle zan ifade eden rivayetlere dayanılarak uygulanamaz. Kaldı ki Kur'an'ın belirlediği dövme cezasının uygulanması için de olayın, dört tanıkla, açıkça saptanması gerekir (Nisa: 15).

                              Nijerya'deki olayın, evli olmayan kadının çocuk doğurmasından başka kanıtı yoktur. İyi ama ya kadın, birleştiği erkekle resmen olmasa da Allah huzurunda evlenerek ilişkiye girmişse?

                              Gerçi şahitsiz nikâh, resmen kabul edilmez ama en azından cezayı kaldırır. Nitekim tanıksız yapılan geçici evlenmeyi geçerli görmeyen hukukçular, bu işi yapanlara ceza uygulamamışlardır. Çünkü bunda kuşkulu da olsa bir evlilik bağı görülmektedir. Kuşku ise cezayı kaldırır. Hasılı nereden bakılsa Nijerya mahkemesinin kararı, İslâm hukukuna uygun değildir.

                              Hiç kimse taş atmamış
                              Kur'an'a aykırı olan bu ceza, İslâm için utanç sebebi olmakta, İslâm'ın imajını bozmaktadır. Merhametlilerin en merhametlisi Allah, suçu ne olursa olsun, bir kulunun işkenceyle öldürülmesine razı olmaz ve böyle bir emir vermez. İnsanlar, kendi acımasızlığını Tanrı hükmü haline getirmişlerdir.

                              Hem günah, sadece dışta görünür eylemden mi ibarettir? Günah, insanın içini, düşüncesini kirleten şeydir. Hz. İsa'nın huzuruna zinayla suçlanan bir kadın getirmişler, Tevrat'ın hükmüne göre bunu recmettirmesini söylemişler. Hz. İsa, "Haydi, hiç günah işlememiş kimseler, bu kadına taş atsın" demiş. Kimse taş atamamış. Çünkü aslında ötekiler, o zavallı kadından daha günahkârdılar ama günahlarını gizleyebilmişlerdi. O zavallı, günahını gizleyememişti.

                              Hz. İsa, asıl günahın düşünce kirliliği olduğunu belirtmiştir: "Zina etmeyeceksin denildiğini işittiniz. Ben size derim:

                              Bir kadına şehvetle bakan her adam, zaten yüreğinde onunla zina etmiştir" (Matta: 5/27-29). İnanan erkek ve kadınların kötü düşünceyle bakmamalarını, kötü bakışlarını yummalarını emreden (Nur: 30-31) Kur'ân da aynı şeyi vurgulamaktadır.

                              Özetle, Recm Kur'an'ın hükmü değildir, Yahudilikten İslâm hukuk kitaplarına geçirilmiştir. Şimdi Yahudiler dahi kitaplarındaki açık hükmü uygulamazken Kur'an'ın kaldırdığı bu hükmü Müslümanların uygulamaları, İslâm'a leke sürmektedir. Siyasilere ve tüm etkili kişi ve kuruluşlara, Nijerya'daki bu kararın durdurulmasına yardımcı olmalarını rica ediyorum


                              Hristiyanlığın üçleme inancı

                              Hristiyanlığın üçleme inancı hakkında görüşlerimizi öğrenmek isteyen uzak yol kaptanı Burak Yalçın, eğer bir e-mail adresi verirse kendisine bu konuda yeterli bilgiyi göndereceğim. Şu kadarını belirteyim ki bu inanç, büyük bir karışıklık içindedir. Bu konuda en uzman Hristiyan teologların da kafası karışıktır. Hristiyanlar tarafından yazılıp 1994’te İstanbul’da basılan “Hristiyan İnancı” adlı kitapta üçleme inancı şöyle açıklanmaktadır: “Üçlü Birlik’te, tek bir Tanrı’ya ibadet ederiz. Peder ayrı bir kişidir, Oğul ve Kutsal Ruh ayrı birer kişidir. Ama Peder, Oğul ve Kutsal Ruh’un tek bir tanrılık niteliği, eşit onuru ve bir arada ebedi görkemi vardır. Üçlü Birliğe inanmak, tek bir tanrının varlığına inanmaktır. Ancak üç farklı kişinin başlangıçtan beri, aynı tanrısal yaratılışı paylaştıklarına da inanmak gerekir.”
                              Bu kitaba göre İncil’de Oğul’la Kutsal Ruh’un tanrı olduğu ancak Peder’den farklı kişiler oldukları açıklanır. İncil’de Üçlü Birlik (Teslis) sözcüğü yoktur. “İsa, Üçlü Birliğin gizini soyut bir dille bildirmedi ...” gibi karışık sözler vardır. Ünlü müfessir Mahmud Alusi, Hristiyanlığın Teslis İnancı’nı, bu uzman Hristiyanlardan çok daha açık biçimde ve tamamen yansız olarak açıklamıştır.

                              AKILLA İZAH EDİLEMİYOR

                              “Hristiyan İnancı” adlı eserde de İncil’de açık biçimde Üçlü Birlik (Teslis)’ten söz edilmediği belirtilir. Gerçi eser, Hz. İsa’nın açık ifade etmemesine karşın ima yoluyla üçlemeye işaret ettiği belirtiliyor ise de gerçekte Hz. İsa, üçlemeye işaret etmiş değildir. Hz. İsa, Allah için Baba, kendisi için Oğul tabirini kullanıyor ise de birincisini Rab, ikincisini de kul anlamında kullanmaktadır. Çünkü Oğul kelimesini, sadece kendisi için değil, bütün insanlar için de kullanmaktadır. Hz. İsa’nın kullanımında Oğul, asla üçleme denilen Triniti’deki Oğul anlamında değildir.

                              Mısırlı filozof Plotin’in (İ.S. 203-270), Hz. İsa’dan üç asır sonra Yunan felsefesinden Hristiyanlığa adapte ettiği üçleme inancını akılla izah etmek mümkün olmadığından Hristiyan yazarlar, bunun akılla anlaşılamayacağını, buna sadece inanılacağını vurgulayıp durmuşlardır: “Üç olan Tanrı’nın gizi, yaratılmış evreni o denli aşmaktadır ki, yaratılmış nesnelerle benzeşimler O’nu yeterli biçimde anlatamaz....”

                              Comment

                              • aorskaya
                                Uzman Üye
                                • Aug 2009
                                • 932

                                #45
                                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                                Mustafabey kardeşim,
                                Levhi mahfuzda olan her şeyin, insanlarla ilgisi olmayan kısmı ne diye kuranda insanlara anlatılsın? Elbette levhi mahfuzda her şey yer almaktadır ve bu herşeyden biz insanları ilgilendiren kısmı olan herşey de kuranda yer almaktadır.

                                Sana göre, kuran eksik olmaktadır öyleyse değilmi? Levhi-mahfuzu her şeyi içeren ama kuranı eksik olarak anlayınca, tevrat ve incile gerek oluyor değilmi?

                                Ama, kuranda biz insanları ilgilendiren her konu ne eksik, ne fazla olarak yer almaz. yeterince yer alır... "Yeterince" kavramı üzerinde iyi düşünürsen, kuranın eksik olmadığını anlarsın! (yada hala anlamazsın!)

                                ENAM - 38.ayet:

                                Yeryüzünde gezen her türlü canlı ve (gökte) iki kanadıyla uçan her tür kuş, sizin gibi birer topluluktan başka bir şey değildir. Biz Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda hepsi Rablerinin huzuruna toplanıp getirilecekler.

                                Bak, bu ayette sadece fîl kitâbi demiş rabbimiz. Yani, kurandan bahsetmiş ve hiç bir şeyi eksik bırakmadık demiş değilmi?

                                Yani, "fî kitâbin mubîn(mubînin)." dememiş. Yani, senin gibi sadece levhi mahfuzu eksiksiz kabul edenler olabileceği için ayrıca, "mubin" dememiş ve sadece "kitabi" diyerek, kuranın ne olduğunu bir kere daha anlatmış...
                                O halde, başka ayetler yazılmasına gerek bırakmadan; kuranı artık eksiksiz kabul edip, tevrata, incile muhtaç bırakmazsınız değilmi?

                                Çünkü, insanları kulluk etsinler diye yaratan rabbimizin, son kitabında ne unutacağını, ne de başka şaibeli kaynaklara muhtaç bırakmayacağını artık anlayabiliriz. (değilmi?)

                                mustafabey Nickli Üyeden Alıntı
                                Aorskaya Kardeşim yukarıda yazdığın konuyu önceki yazımda izah ettim. Kuranda her şey bahsediliyor, Kuran bizi yönlendiriyor, çoğu yerde bir konuya atıf var, bu atıfların olması o konunun açıklandığı anlaşıldığı manasına gelmez.
                                Yukarıdaki alıntıladığım yazıda gördüğün ayetlerde; Rabbim kuranda her şeyi örneklerle açıklandı diyecek, ama sen bu konunun açıklandığı anlamına gelmez diyerek, tevrat ve incil açıklamalarına ihtiyaç duyacaksın ve bizleri de rabbimizin sözü yerine senin sözüne davet edeceksin öylemi?

                                mustafabey Nickli Üyeden Alıntı
                                Bu konu başlıklarının içeriğini araştıracak, öğrenecek olan bizleriz. Bize düşünmüyor musunuz, akletmiyor musunuz diye bir görevi Kuran yüklemişken, sen ne diyorsun: sadece kuranda bulunan kelimeleri tekrar edelim, dışına çıkmayalım, böyle ilim mi olur?

                                Yazıklarınla ilmetmeyi öğrenmeyi sınırlamaya çalışıyorsun! Sen kendi beynini sınırlayabilirsin, başkalarına Müslüman böyle yapar diye sınırlamalar koymaya çalışıp durma! Kendine göre bir iman tarifi, yaşantı tarifi oluşturarak sınırlamalar getirip, alan daraltarak, kuranın emrettiği öğrenmenin ve araştırmanın önünü kesmeye yönelik yazılar yazıyorsun.

                                Hem kaynağımız Kurandır diyorsun, hemde Kuranın yönlendirdiğini yok öyle değil, Tevrat ve İncil şaibelidir gibi Kurana dayanmayan iddialar öne sürüyorsun . Daha önceki yazıda nasıl açıklama yapmışım; her şey indirilen ve yaratılan ayetler içindedir. Dini anlamak için olaya geniş açıdan bakmak gerekir, zaten Kuranda ona yönlendiriyor.
                                Sana tevrat, incil yada başka kaynaklara bakma diyen olmadığı halde, bunları yazman, üzerinde düşünülecek bir vakıadır.

                                Daha önce yazıdklarımı bir kere daha tekrarlayayım:

                                İstediğin her kaynağa bak, incele... Doğru olduğunu düşündüğün ve kurana ters olmayan bütün görüşlerden, kim yada nerden olduğuna bakmaksızın, hatta imansızlarda dahi olsa al, akıl et, faydalan... Bunu neden görmezden geliyorsun?

                                Ayrıca, evet şu anda insanların elinde olan tevrat ve inciller ekleme, eksiltme ve değiştirmelerle doludur. yani bunlara şirk bulaşmıştır. Sana sormuştum tekrar sorayım;

                                Bunların orijinalinin kurana ters olması mümkün olmamalıdır değilmi? Ama, incillerdeki birden fazla farklı nüshalar, teslis hükümleri, tevrattaki recm cezalarındaki saçmalıklar, insanın yaratılışı ve şeytana uymasının anlatıldığı pasajlarda aynı bahçede dolaşan Allah imajına rağmen, sen hala tevrat, incil değişmemiştir diye kabul etmek istiyorsan, öyle devam et ama, kalkıp bunlar olmadan kurana göre yaşanırsa din eksik olur deme!

                                Çünkü, kuran bunlardakini de kapsayacak şekilde inmiştir ve sana yukarıda ayetle bu ispatlanmıştır.

                                Daha önce, tam olanın kuran değil, levhi mahfuz olduğunu, bu nedenle kuranın incil ve tevratla tamamlandığını söylemen üzerine, sadece kuranın tek başına tamam olduğunu gösteren ayeti yazınca bu defa da, yukarıdaki gibi, rabbimizin sözüne rağmen, öyle denmekle kuranda konular açıklanmış olmuyor diyerek, ille de kuranla yetinmeme, kuran dışında arayışlara girmeye çalışıp, bir de bunun doğruı olduğuna bizleri inandırmaya çalışıyorsun.

                                Şimdi, yazışmanın gidişinden,

                                1- kuranın tek başına her konuyu tüm detayları ile kapsadığından başka kaynağa ihtiyaç bırakmadan dinin tek kaynağı olduğunun anlatılmasına,

                                2- farklı incil nüshalarına ve bozuk tevrat içeriğine anlatılmasına,

                                3- Evrensel olma özelliği gereği, bir hükmün her zaman, her yerde ve tüm insanlar için aynı olması gerektiği, bir ülkedeki örnek uygulama ile anlatılmasına
                                (daha fazla saymama gerek yok yetmelidir)


                                rağmen, hala polemiklerle, tevrat ve incilin kuranla birlikte dikkate alınması, aksi halde kurana ters düşülmüş olacağı iddiasına devamla, ne söylense ve delil getirilse dahi, bu düşüncenden vazgeçmeyeceğin, illede israiliyatı ve mesihhiyatı islama eklemeye çalışacağın görülüyor.

                                Ama, iman edenler için, son olarak rabbimizin kafalara çakarcasına söylediği sözlerinden birine ilişkin aşağıdaki ayetin daha fazla uzamayacak şekilde konuyu bitireceğine inanıyorum.

                                Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi mi? Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır.
                                (ANKEBUT -51)

                                a- Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz, onlara yetmedi mi?

                                Kuran şimdi size yetmiyormu? Kuran yetmediği içinmi içeriği şirke bulaşmış tevrat ve incili müslümanlara kabul ettirmeye çalışıyorsunuz?

                                b- Şüphesiz inanan bir toplum için bunda bir rahmet ve öğüt vardır.

                                halbuki yetmeliymiş! Çünkü, gerçekten iman edenler için ondaki öğüt yeterliymiş, başka şeye ihtiyaç bırakmadan ondaki var olan rahmetten nasibimizi almaya çalışmak gerekirmiş değilmi?

                                Bu ayete rağmen hala, tevrat ve incil diye devam edecekseniz, size başka şey söylememe gerek kalmayacaktır. Çünkü, rabbim başka açıklamaya anlatmaya gerek bırakmadan iman edenlere bunu deklare etmiştir.

                                selamlar,
                                aorskaya
                                Last edited by aorskaya; 6. December 2012, 05:11 PM.

                                Comment

                                Working...