Orjinal Taşkent Nüshası...

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • kamer
    Super Moderator
    • Sep 2008
    • 272

    #1

    Orjinal Taşkent Nüshası...

    Selam Dostlar,

    Kur'an'ın Harekesiz Orjinal Taşkent Nüshası...

    Halife Osman zamanında çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir . Bunlar Medine, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra'ya gönderilerek müslümanlar arasında çıkabilecek farklı okuyuşlar önlenmiş oldu. (Muhammed Hamidullah, a.g.e., II, s.763).

    Halife Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar asırların geçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı müzesinde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent'te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır. Şu anda dünyanın her yanında okunmakta olan Kuran'larla Topkapı ve Taşkent'teki mushaflar arasında Kur'an'ın Halife Osman'ın emri ile Mekke-Kureyş şivesiyle yazılması yüzünden kısmi şive farkları, imla farkları, harflere nokta konması, ünsüzleri okutan ünlüler /harekeler konması dışında fark yoktur. (Muhammed Hamidullah, İslam'a Giriş, Ankara, t.y, s.41; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, s. 763).


    Konuyla ilgili yakın tarihde eski diyanet işleri başkanı Sn.Tayyar Altıkulaç bir çalışma yaptı. HZ. OSMAN'A NİSBET EDİLEN MUSHAF-I ŞERİF adıyla (2 CİLT) olarak İSLAM ARAŞTIRMALARI MERKEZİ tarafından basıldı ve yayınlandı.Dr.Tayyar Altıkulaç’a ait esere "BURADAN" ulaşılabilir.

    Taşkent Nüshasını indirmek için “TIKLAYINIZ.”

    Mutlu ve esen kalın.
    Attached Files
    Last edited by kamer; 4. October 2008, 07:29 PM.
    And olsun Biz Kur`an`ı düşünme/öğüt için kolaylaştırdık/hazırladık. O hâlde var mı ibret alıp düşünen? Kamer/17-22-32-40
  • kuman
    Uzman Üye
    • Mar 2013
    • 583

    #2
    Halife Osman doneminden kalma bir kur an mushafi olduguna eminmisiniz?
    En eski mushaf Taskent mushafidir ancak o da Osman zamanindan kalma degildir. Konu mushaf tam tarihi olmamak ile birlikre 750 yillarina aittir.

    Osman zamanindan kalma mushaf yok...

    Muslumanlar hirka i serif sakali serif elcinin ayak izi gibi kutsal(!) Emanetleri muhafaza etmisler ancak kur an ayetlerinin ilk yazildigi nesneleri tutamamisler va hatta Osman doneminde yazildigi siylenen mushafi bile muhafaza edememisler.

    Eeee tabi sakali serif hirka i serif elcinin bize emaneti....

    Comment

    • han
      Katılımcı Üye
      • Jul 2012
      • 37

      #3
      Selam,
      Konu ile ilgili Karbon testleri hakkında bilgi için;
      A brief discussion of radiocarbon (carbon-14) dating and its application to the dating of the Qur'anic manuscripts.
      Last edited by han; 3. January 2015, 12:12 AM.
      1:6 İlet bizi O dosdoğru yola...

      Comment

      • kuman
        Uzman Üye
        • Mar 2013
        • 583

        #4
        Kur an degismistir demiyorum. Ancak yapilan karbon testi sonuclarida evet degistirilmis olabilir diyor.
        %100 dogruluk veremiyor.
        Asil onemli olan kelimelerin degisme ihtimali zaten.
        Kur an bir katilin bagislanip hayati yasamasina izin veriyor ama hirsiza aynisini sunmuyor.
        Kur an hristiyanlari ve yahudileri dost edinmeyin diyor ama evlenebilirsiniz diyor.
        Kur an zinayi sucsayip ceza veriyor ama tecavuz ile ilgili en ufak bir cezadan bahsetmiyor.
        Ornekleri cogaltabiliriz.

        Siz kur an yanlis anlasiliyor diyebilirsiniz sizin ki dogru digerleri yanlis ta diyebilirsiniz karsinizdakilerde aynisini size soyler.
        Siz onlarin soylediklerini takmazsiniz ama onlar 2000 kisi yada onlarca kisinin yasamina son verebilir.
        Bunu yaparken de biz kur an dan feyz aldik derler siz onlar musluman degil dersiniz.

        Incil yada tevrat degismis midir ? Yoksa kelimeleri mi degismistir ?

        Bu dunyada yasayan tum canlilarin en onemli hakki ilk olarak yasama sonra da adelettir. Su an mealler bu iki hakki da verebiliyor mu?
        Egere veremiyorsa evet kelimeler degismistir. Eger ayetler bir butun olarak birbirini tamamlamiyorsa evet kelimeler degismistir.
        Peki biiz nasil bilecegiz ? Sozlukle bu olayin ustesinden gelemeyiz.

        Kitaplar neden indirilmistir ? Yasayan insanlarin sorunlarina cozum olsun ve duzgun yasayabilsinler diye. Peki okudugumuz mealler buna ne kadar cevap verebiliyor?

        Karbon testi falan bunlar bos seyler, biz bir turlu kitaba ulasamiyoruz. Alkah nasip ederse zikre ulasiriz insallah.
        Last edited by kuman; 11. January 2015, 02:37 AM.

        Comment

        • han
          Katılımcı Üye
          • Jul 2012
          • 37

          #5
          kuman Nickli Üyeden Alıntı
          Kitaplar neden indirilmistir ? Yasayan insanlarin sorunlarina cozum olsun ve duzgun yasayabilsinler diye.
          Kuran'da bazı yerlerde KİTAB kelimesi geçse de, henüz inmekteyken, günümüzde yüklediğimiz mushaf anlamında bir kitap olmadığı görülmektedir. Yine "oku" ayeti anında da okunacak olan şeyin normal bir kitabe olmayışı daha akla yatkındır. Öyleyse okunacak olan nedir? Korunacak olan nedir?

          Şüphesiz biz indirdik o Zikri. Ve şüphesiz biziz onun koruyucuları 15:9

          Z-K-R = anmak, hatırlamak, akla getirmek, tefekkür etmek, telkin/tembih etmek


          Ben bu kelimeyi, "öğreti" kelimesi ile özetliyorum. Öğretilerin oluşturulması, geliştirilmesi ve aktarılması için daima kafa yorulur, teoriler irdelenir ve öğretiler güncellenir. Böylece düşünme yükü ile yüklenmiş olan kullar; öğretiyi dogmalatmadan, ancak ana sınırların dahilinde(tevhid), daima gelişerek Sırat-ı Mustakim(Dosdoğru yol)'e kılavuzlanır.

          Bence Kitaplar(ilahi öğretiler), insanları rahat-düzgün yaşatmaktan öte ebedi Dosdoğruluğa kılavuzlamak ve varlığı-kulluğu sorgulamaya/araştırmaya teşvik etmek için indirilmiş olmalı.

          Selamlar.
          1:6 İlet bizi O dosdoğru yola...

          Comment

          • kuman
            Uzman Üye
            • Mar 2013
            • 583

            #6
            Ustad orjinal KUR AN yok....
            Sorun bu.

            Comment

            • han
              Katılımcı Üye
              • Jul 2012
              • 37

              #7
              kuman Nickli Üyeden Alıntı
              Ustad orjinal KUR AN yok....
              Sorun bu.
              Dediğiniz kısmen doğru. Elimizde geleneksel inanışa göre olması gereken korunmuş bir yazıt-mushaf-kitap olmadığı malûm.

              Ancak böyle bir kitap olması gerekseydi, tertibini-yazımını bizzat Hz. Peygamber yaptırabilir veya hiç değilse vasiyet edebilirdi. Bunun yanında, daha önce de paylaştığım şu durum çok ilginçtir:
              Kur'an'ın toplanması meselesi, Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer arasında tartışma konusu olmuştur. Ömer, hafizlarm harplerde öldü! Sayılarının azalması dolayısiyle kurulacak ehil bir komisyona Kur'an'ın toplanma işinin havale edilmesini isterken, Ebu Bekir, Hz. Peygamberin hayatta iken böyle bir şey yapmadığı gerekçesiyle bu teklifi red etmek istedi. Fakat, sonunda diğer müslümanların da ısrarı ile Ebu Bekir ikna edildi ve Kur'an'ın toplanmasına karar verildi. Işte bugün elimizde bulunan metin, Hz. Osman'ın hilâfeti sırasında toplanması tamamlanan Kur'andır.

              Bk. C. Brockelma, anılan eser, s. 66; Sahihu'l —Buldiri C. VI, s. 98-100.
              KAYNAK: Ankara Üni.-İlahiyat Fak. Yayınları - LXXVI - Sf.26
              Hz. Peygamberin kitaplaştırmaması ve O'nun can yoldaşlarının dahi kitaplaştırma konusunda ihtilaf yaşamış olmaları, Kuran ile kastedilen şeyin bir mushaf-yazıt mı yoksa bir öğreti vb. mi olduğu sorusunu akla getiriyor.
              1:6 İlet bizi O dosdoğru yola...

              Comment

              • kuman
                Uzman Üye
                • Mar 2013
                • 583

                #8
                Soru su degil; Omer in israri ile ebu bekirin kur an ayetlerini toplatmasi.
                Kaldi ki madem Omer Kur an in toplanmasi icin bu kadar israrli neden Kur ani cogaltan kisi o olmadi. Bu hikaye tarihi bilgi olarak kullanilmasi yanlis.

                Ancak evet Kur an bir ogreti fikri daha uygun kaliyor gibi. Insanin icinde olan vicdan belki de ayni zamansa kur an demek.

                Bu forum da bile bir kelime hakkinda mutabik kalinmiyor.
                Salat nedir de her kafadan ayri bir yorum cikiyor...
                Bu kadar yorum Allah tarafindan gonderilen bir kitapta olmamali.

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #9
                  Sayın Kuman.

                  Allah'ın vahyi bir emir olarak Peygamber'e inerse, Peygamber bunu yerine getirmemiş olabilir mi?. Herhalde cevap "asla" olacak.

                  Şimdi bir ayet veriyorum: Tûr Suresinden.

                  ",Ve kitâbin mestûrin."

                  1. ve kitâbin : kitaba andolsun
                  2. mestûrin : satır satır yazılmış


                  İmam İskender Ali Mihr : Satır satır yazılmış Kitab’a andolsun.
                  Abdulbaki Gölpınarlı : Ve yazılmış kitaba.
                  Abdullah Parlıyan : satır satır yazılmış kitaba,
                  Adem Uğur : Satır satır yazılmış Kitab'a,
                  Vs....................

                  Evet bu gün orijinal Kur'an yok.

                  Takdirini size bırakıyorum.

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.
                  Last edited by galipyetkin; 12. January 2015, 11:11 PM.

                  Comment

                  • han
                    Katılımcı Üye
                    • Jul 2012
                    • 37

                    #10
                    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                    ",Ve kitâbin mestûrin."
                    ....
                    Evet bu gün orijinal Kur'an yok.
                    Takdirini size bırakıyorum.

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin.
                    Bu ayeti hatırlatmanız iyi çok yerinde oldu. Bu durumda ayete göre "Kitap"; aynı zamanda yazıya dökülmüş bir kaynak-öğreti olarak da değerlendirilmeli...

                    Öğreti/vahy yazıyla kayıt edilmiş ancak mushaflaştırılmmamış olmasına rağmen ayette "Kitap" sözcüğü kullanılmış. Aynı, elde okunacak somut bir yazı olmamasına rağmen emredilen "ikra" gibi...

                    Sizin çıkarımınız nedir Sn. Galip Yetkin?
                    Bu ayete rağmen mushaflaştırma yapılmayıp ve hatta buna tereddüt edildiyse...?
                    1:6 İlet bizi O dosdoğru yola...

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #11
                      Tûr Suresi ayet 3:

                      "3- Yayılmış ince deri üzerine"

                      Saygılarımla.
                      Galip Yetkin.

                      Comment

                      • dost1
                        Site Yöneticisi
                        • Sep 2008
                        • 1905

                        #12
                        Selamun aleyküm.

                        kuman Nickli Üyeden Alıntı
                        Ustad orjinal KUR AN yok....
                        Sorun bu.
                        Değerli Kardeşim,
                        Bu ifade "Kur'an" için değil ancak, "mushaf" için olursa doğru bir ifade olabilir.

                        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                        Allah'a emanet olunuz.
                        Halil Ay

                        Comment

                        • dost1
                          Site Yöneticisi
                          • Sep 2008
                          • 1905

                          #13
                          Selamun aleyküm, değerli Kuman kardeşim,

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Kur an degismistir demiyorum. Ancak yapilan karbon testi sonuclarida evet degistirilmis olabilir diyor.
                          %100 dogruluk veremiyor.
                          Yapılan incelemeler, mushaf üzerinedir. İncelemeler yazıların yazıldığı sayfa ve mürekkepleredir, içeriğine değildir.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Asil onemli olan kelimelerin degisme ihtimali zaten.
                          Mushaflara yazılı olan sözcüklerde anlam değişikliğine neden olacak okumalar sözkonusu değildir. Kopyalama hataları vardır. Halife Osman zamanında yazılan mushaflarda hareke ve noktalama olmadığı için tüm kullanılan harf sayısı 15 olduğu için aslolan kıraaattır. Kıraatlarda da okunan sözcüğün anlamını değiştirecek farklı okumalar sözkonusu değildir.

                          1. Nâfi' b. Abdurrahman el-Leysî(ö. 169/785). Aslen İsfahanlıdır. Kıraatte Medine imamı olarak tanınmış olup muttasıl kıraat senedi Resûlullah'a Übey b. Kâ'b yoluyla ulaşır. Yetmiş kadar tabiîden kıraat alan Nâfi' onların okuyuşlarından tercihler yaparak kendi kıraatini oluşturmuştur. Hocaları arasında Abdurrahman b. Hürmüz el-A'rec, Ebû Ca'fer el-Kârî ve Müslim b. Cündeb başta gelirken talebelerinden Kâlûn ve Verş onun kıraatini rivayet konusunda en meşhur iki isimdir. Mekkî b. Ebû Tâlib. Nâfi' ve Âsım'ın okuyuşlarını kıraatlerin en evlâsı, senedi en sağlam olanı ve Arapça bakımından en fasihi olarak kabul eder.(Zerkeşî, el-Burhan I, 331)
                          2. Ebû Ma'bed Abdullah b. Kesîr (ö. 120/738). Aslen İranlı olup İbn Kesîr künyesiyle meşhur olmuştur. Mekke kıraat imamı olarak tanınan İbn Kesîr'in kıraati Hz. Peygamber'e Mücâhid b. Cebr - Abdullah b. Abbas - Übey b. Kâ'b senediyle ulaşmış, talebelerinin talebelerinden olan Bezzî ve Kunbül'ün rivayetleriyle yaygın hale gelmiştir.
                          3. Ebû Amr b. Alâ el-Basrî(ö. 154/771). Mekke'de doğan ve Basra kurrâsından olan Ebû Amr'ın kıraati Hz. Peygamber'e Mücâhid b. Cebr - Abdullah b. Sâib - Zeyd b. Sabit, Yezîd b. Rûmân - Abdullah b. Ayyaş -Übey b. Kâ'b, Hasan-ı Basrî- Hittân b. Abdullah - Ebû Mûsâ el-Eş'ari gibi senedlerle ulaşmış, talebesi Yahya b. Mübarek el-Yezîdî'nin talebeleri Dûri ve Sûsî'nin rivayetleriyle yaygınlık kazanmıştır.
                          4. Abdullah b. Âmir el-Yahsubî (ö. 118/736). Aslen Yemenli olup İbn Âmir künyesiyle tanınmıştır. Şam kurrâsındandır. Kıraati Hz. Peygamber'e Mugire b. Ebû Şihâb el-Mahzûmî- Hz. Osman senediyle ulaşmaktadır. Talebesi Yahya b. Hâris'in râvilerinden kıraat alan Hişâm b. Ammâr ve Ebû Amr İbn Zekvân'ın rivayetleriyle meşhur olmuştur,
                          5. Âsim b. Behdele (ö. 127/ 745). Küfe kurrâsından olup kıraati Ebû Abdurrahman es-Sülemî - Ali b. Ebû Tâlib ve Zir b. Hubeyş - Abdullah b. Mes'ûd isnadlarıyla Resûlullah'a ulaşmış, talebeleri Ebû Bekir Şu'be b. Ayyaş ve Hafs b. Süleyman'ın rivayetleriyle meşhur olmuştur.
                          6. Hamza b. Habîb (ö. 156/773). Fars asıllı olup Küfe kurrâsındandır. Kıraati Resûl-i Ekrem'e Muhammed b. Abdurrahman b. Ebû Leylâ - İsâ b. Abdurrahman b. Ebû Leylâ - Abdurrahman b. Ebû Leylâ - Hz. Ali ve Humrân b. A'yen - Ubeyd b. Nudayle - Abdullah b. Mes'ûd isnadlanyla ulaşmış, bu ilmi onun talebelerinden tahsil eden Hallâd b. Hâlid ve Halef b. Hişâm'ın rivayetleriyle meşhur olmuştur.
                          7. Ali b. Hamza el-Kisâî (ö. 189/805). İran asıllı olup küfe kurrâsındandır. Kıraati Hz. Peygamber'e Hamza b. Habîb, İsâ b. Ömer el-Hemedânî ve diğer bazı hocalarının isnadlanyla ulaşmakta, talebelerinden Ebü'l-Hâris ve Dûrî'nin rivayetleriyle yaygınlık kazanmış bulunmaktadır.
                          8. Ebû Ca'fer Yezîd b. Ka'kâ' el-Kârî (ö. 130/747-48). Medine kurrâsındandır. Kıraati Hz. Peygamber'e Abdullah b. Ayyaş, Abdullah b. Abbas ve Ebû Hüreyre - Übey b. Kâ'b isnadıyla ulaşmakta olup talebeleri İbn Cemmâz ve İbn Verdân'ın rivayetleriyle yaygınlık kazanmıştır.
                          9. Ya'küb el-Had-ramî (ö. 205/821). Basra kurrâsındandır. Kıraatteki isnadlan Sellâm b. Süleyman b. Münzir, Abdurrahman b. Muhaysın, Mehdî b. Meymûn ve Ebü'l-Eşheb Ca'fer b. Hayyân gibi hocalardan başlayıp Hz. Ömer. Ebû Mûsâ el-Eş'arî, Abdullah b. Mes'ûd ve Übey b. Kâ'b gibi sahâbîlere uzanan zincirlerle Hz. Peygamber'e ulaşır. Kıraati talebelerinden Ravh ve Ruveys'in rivayetleriyle meşhur olmuştur.
                          10. Halef b. Hişâm el-Bezzâr (ö. 229/844). Küfe kurrâsındandır Hamza b. Habîb'in kıraatini Süleym b. İsâ'dan. Âsım b. Behdele'nin kıraatini Ebû Yûsuf Ya'kub b. Halîfe el-A'şâ'dan ve Nâfi'in kıraatini İshak el-Müseyyebi'den alan Halefin isnadı Hz. Peygamber'e bu hocalarının yukarıda zikredilen yollarıyla ulaşmakta olup onun kıraati talebelerinden İdris b. Abdülkerîm ve İshak b. İbrahim el-Verrâk'ın rivayetleriyle meşhur olmuştur.

                          Bu on imamdan başka dört imamın ilâvesiyle oluşturulan on dörtlü sistem içinde yer alan imamlar ise şunlardır: Hasan-ı Basrî (ö. 110/728), İbn Muhaysın (ö. 123/741), A'meş (ö. 148/ 765), Yahya b. Mübarek el-Yezîdî (ö. 202/ 817).



                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Kur an bir katilin bagislanip hayati yasamasina izin veriyor ama hirsiza aynisini sunmuyor.
                          MAİDE;38: Hırsız erkek ve hırsız kadın; bunların yaptıklarına karşılık, Allah'tan bir engelleyici uygulama olarak hemen ikisinin de gücünü/ellerini [ikiden çok el] kesin. Ve Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
                          MAİDE;39: Sonra kim yaptığı haksızlıktan sonra tövbe eder ve düzeltirse, bilsin ki, şüphesiz Allah, onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, Gafûr'dur [çok bağışlayandır], Rahîm'dir [çok merhamet edendir].
                          MAİDE;40: Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmedin mi? O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar? Ve Allah, her şeye en iyi güç yetirendir.

                          Bu Âyetlerde toplumda vuku bulabilecek olan hırsızlık hâdisesine karşı tedbirler öngörülmektedir. 33. Âyette, yeryüzünde fesat çıkaranların cezalandırılması konu edilmişti. Burada ise, yeryüzünde fesat çıkarma kapsamındaki hırsızlık konu edilmekte ve hırsızlığa karşı önlemler ve hırsızlara uygulanması gereken yaptırımlar bildirilmektedir.

                          Âyette geçen أيد - eyd sözcüğü, يَد - ye sözcüğünün çoğulu olabileceği gibi, أيَدَ -eyede filinden tekil mastar ve isim de olabilir. ( Sâd Sûresinin 17, Zâriyât Sûresinin 47, Sâd Sûresinin 45. Âyetleri) Tekil olduğu ve eyede fiilinden geldiği kabul edilirse sözcük. "kuvvet" anlamına gelir. Yedsözcüğünün çoğulu olduğu kabul edilirse sözcük, "eller" [üç ve daha fazla el] anlamını ifade eder. Hırsızın ikiden fazla eli olmadığına göre, buradaki "eller" sözcüğü, mecazî olarak anlaşılmalıdır. Bu sözcük, yedullâh [Allah'ın eli] şeklinde de birçok Âyette geçmektedir. Allah'ın eli olmadığından, buralarda da sözcük, mecazî anlamıyla kabul edilmelidir.
                          Yed sözcüğü mecazen, "kuvvet, zenginlik, iktidar, saltanat, nimet, yay, elle yapılan işlerin tümü" anlamında kullanılır.
                          Anlaşılan o ki, O ikisinin ellerini kesin ifadesi, "onların hırsızlık yapma güçlerini, gerekçelerini ortadan kaldırın" anlamındadır. Burada kesme işini, – Yûsuf Sûresinin 31. Âyetinin delâletiyle– elinde bir iz bırakmak üzere kesme şeklinde yorumlamaya gerek olmadığı gibi, Âyetin metni de buna izin vermez.
                          Hırsızlık, "kendine ait olmayan bir şeyi gizlice almak"tır. İnsanlık tarihi kadar eski olan hırsızlığı, şekli ve niteliği çağlara göre değişebilir. Bir bahçeden gizlice meyve koparmak, okulda bir kalem-silgi araklamak hırsızlık olduğu gibi, banka soymak, hortumlamak, vergi kaçırmak v.s. gibi davranışlar da hırsızlıktır. Hayati tehlike durumunda ihtiyaç miktarı yiyecek çalmak, hırsızlık sayılmaz.
                          Buradaki, ellerini/güçlerini kesin ifadesi, en geniş kapsamıyla, "önce onları hırsızlığa iten açlık ve muhtaçlık gibi gerekçeleri ortadan kaldırın, malı-mülkü kontrol altına alın, teşhir ederek kimsenin iştahını kabartmayın, kapınızı-pencerenizi açık bırakmayın, eğitim, rehabilite merkezleri kurun; keyfî olarak hırsızlık yapanlara karşı da hapis, sürgün vs. gibi caydırıcı cezalar tayin edin, büyük soygun ve vurgunlara karşı hukukî boşlukları doldurun" şeklinde anlaşılabilir.
                          İslâm, cahiliye Araplarının hırsızlık için uyguladıkları el kesme cezasını farklı bir boyuta çekmiş; hırsızlığa karşı tedbirler alınmasını emretmiş ve hırsıza verilecek cezanın şeklini toplumlara bırakmıştır.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Kur an hristiyanlari ve yahudileri dost edinmeyin diyor ama evlenebilirsiniz diyor.
                          Kur'an'daki emir, "dost" edinmeyin değil de "veli" edinmeyin şeklindedir.
                          Maide;51: Ey iman etmiş kimseler! Yahudileri ve Nasara'yı/Hristiyanları yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar edinmeyin. Onlar birbirlerinin koruyucu, yol gösterici yakınıdırlar. Sizden kim onları mütevelli [koruyucu, gözetici, yönetici] yaparsa, artık o, şüphesiz onlardandır. Şüphesiz Allah, şirk koşarak, küfrederek yanlış; kendi zararlarına iş yapanlar topluluğunu kılavuzlamaz.

                          Hud;113: Ve Allah'ın ortağı olduğunu kabul ederek yanlış, kendi zararlarına iş yapan kimselere meyletmeyin, sonra size ateş dokunuverir. Ve sizin için Allah'ın astlarından yardım eden, yol gösteren, koruyan yakınlar yoktur. Sonra yardım göremezsiniz.

                          Âl-i İmrân;28: 28Mü’minler, kendilerinden seviyesiz, kâfirleri; Allah'ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kimseleri yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınlar edinmesinler/yönetici yapmasınlar, yaşamlarını onların ellerine teslim etmesinler. Artık onu her kim yaparsa, Allah'tan hiçbir şeyi yoktur. Ancak onlardan bir korunma/takıyye yaparak korunmanız başkadır. Allah sizi Kendisinden sakındırıyor. Ve oluş/varış yalnızca Allah'adır.


                          Âl-i İmrân;118: Ey iman etmiş kimseler! Kendi seviyenizde olmayanlardan sırdaş/sıkı arkadaş edinmeyin. Onlar, size fenalık etmekten geri kalmazlar. Onlar, sıkıntıya düşmenizi istediler. Kesinlikle kinleri ağızlarından dışa vurmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şeyler de daha büyüktür. Eğer siz, aklınızı kullanacaksanız, Biz, sizin için âyetleri/alâmetleri/göstergeleri kesinlikle açığa koymuşuzdur.



                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Kur an zinayi sucsayip ceza veriyor ama tecavuz ile ilgili en ufak bir cezadan bahsetmiyor.
                          Zina, insanın isteyerek kendisini sıkıntıya sokması halidir ki, nikahsız ilişki de sıkıntıya soktuğundan bu sözcükle belirtilmiştir ve karşılığı vardır. Tecavüz ise, belirlenen kuralları çiğneme, aşma,geçme işidir ki, karşılığı da vardır ve kamu otoritesince konulan ilkelere uyularak düzenlenebilir ki, Kur'an'da kısas olarak,Allah ve Resule savaş açmak olarak belirtilmiştir.
                          Kısâs kelimesi, “kesmek” veya “iz takip” etmek anlamlarında kullanılan قصَ [qassa] sözcüğünün türevlerinden olup “ölüme ölüm, yaralamaya yaralama” anlamındadır.

                          Maide;33,34: Allah'a ve Elçisi'ne karşı savaşan; bozum yapmaya teşebbüs etmiş olan ve yeryüzünde kargaşa çıkarmaya çalışanların –siz onlar üzerine güçlü olmazdan/onları yakalayıp denetim altına almazdan önce hatalarından dönenler hariç– karşılığı, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama/ arka arkaya kesilmesi, ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir aşağılıktır. Âhirette de onlar için büyük bir azap vardır. Artık iyi bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.


                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Siz kur an yanlis anlasiliyor diyebilirsiniz sizin ki dogru digerleri yanlis ta diyebilirsiniz karsinizdakilerde aynisini size soyler.
                          Kur'an'ın bütünlüğüne uyulması halinde,Nisa 82 gözönünde bulundurulduğunda bu tür bir yargı sadece inatlaşmadan kaynaklanabilir. Kur'an'ı bütünlüğü içerisinde değerlendirerek bilenler arasında ise asla böyle bir şey olmaz.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Siz onlarin soylediklerini takmazsiniz ama onlar 2000 kisi yada onlarca kisinin yasamina son verebilir.
                          Sorun Allah'a secde ve iman sorunudur. Secde ve iman Allah dışındakilere olduğunda bu dediğiniz gerçek olur.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          KBunu yaparken de biz kur an dan feyz aldik derler siz onlar musluman degil dersiniz.
                          Kur'an'ı bütünlüğü içerisinde değerlendirerek bilenler arasında asla böyle bir şey olmaz.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          KIncil yada tevrat degismis midir ? Yoksa kelimeleri mi degismistir ?
                          Değişip değişmediğinin cevabını en iyi var olduğu sanılan bu kitapları okuyanları verir. Bunun içindir ki, bunlarda inanç önemlidir akıl devre dışıdır. Sorgulanması sözkonusu bile değildir.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Bu dunyada yasayan tum canlilarin en onemli hakki ilk olarak yasama sonra da adelettir. Su an mealler bu iki hakki da verebiliyor mu?
                          Mealler verir de, halk ve yöneticiler vermezler. Önemli olan sorun; vahye bağlı bilinçte halk ile bunların seçeceklerinin olup olmaması sorunudur.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Egere veremiyorsa evet kelimeler degismistir. Eger ayetler bir butun olarak birbirini tamamlamiyorsa evet kelimeler degismistir.
                          Dediğim gibi bunun cevabını bu kitapları okuyanları bilir.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Peki biiz nasil bilecegiz ? Sozlukle bu olayin ustesinden gelemeyiz.
                          Kur'an'da çelişki olmama özelliğinden bileceğiz. Bunun için de sözcüklerin kökenini bileceğiz ki, sözcüklere sonradan yamanan anlamları ayıklayarak gerçek anlama ulaşmış olabilelim.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Kitaplar neden indirilmistir ? Yasayan insanlarin sorunlarina cozum olsun ve duzgun yasayabilsinler diye. Peki okudugumuz mealler buna ne kadar cevap verebiliyor?
                          Sorun, Allah'a iman ve Allah'a secde sorunudur. İstenildiği kadar doğru meal olsun iman olup meallerdekiler davranışa dönüşmedikçe hiç bir şey olmaz.

                          kuman Nickli Üyeden Alıntı
                          Karbon testi falan bunlar bos seyler, biz bir turlu kitaba ulasamiyoruz. Alkah nasip ederse zikre ulasiriz insallah.
                          Mushaf içindekiler okunmadıkça ve davranışa dönüştürülmedikçe zikre ulaşabilmek sözkonusu değildir.


                          Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur
                          Doğrusunu en iyibilen Allah'tır.
                          Sevgi,saygı ve muhabbtle.
                          Allah'a emanet olunuz.
                          Halil Ay

                          Comment

                          • dost1
                            Site Yöneticisi
                            • Sep 2008
                            • 1905

                            #14
                            Selamün aleyküm Değerli Kardeşlerim,

                            Çok önemli bir konuya değinmişsiniz. Allah Razı olsun.

                            Kur'an'ı daha iyi anlamak için nüzul sırasının bilinmesi gerekmektedir.

                            Mushaf diye bildiğimiz ve Halife Osman tarafından tertip ettirilen Mushaf'taki tertip sahabenin içtihadıyla oluşturulmuştur.

                            Kur'an hakkında yeterli birikimi olanlar için bu sahabe içtihadıyla oluşturulan sıra önemli değildir.

                            Ancak, Kur'an ile yeni tanışacak insanlar için aynı şeyi söyleyebilmek mümkün olmamaktadır.

                            Bu resmi sıra ilk okuyan insanların kafasının karışmasına neden olmaktadır. Özellikle meallerde hata da varsa bu olumsuz tepkilere neden olmaktadır.

                            Çokca şahit olmuşumdur ki Kur'an'ı iniş sırasına göre okumalarını önerdiğim tüm kardeşlerimiz, daha önce anlam veremedikleri çoğu şeyin anlamlı hale geldiğini söylemişlerdir.

                            Değerli Kardeşlerim,

                            Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah:

                            Bakara 23:"Kulumuza indirdiğimiz Kuran'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sure meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın."

                            Tövbe 64:"İkiyüzlüler, kalblerinde olanı haber verecek bir surenin inmesinden çekiniyorlar. De ki: «Alay edin bakalım, Allah çekindiğiniz şeyi ortaya koyacaktır.»


                            Tövbe 86:"«Allah'a inanın ve Peygamberinin yanında savaşın» diye bir sure inmiş olsa, onların gücü yetenleri sizden izin isterler ve «Bizi bırak oturanlarla beraber kalalım» derler."

                            Tövbe 127:"Bir sure inince, «Sizi bir kimse görüyor mu?» diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Anlamaz bir güruh olmalarına karşılık Allah onların kalblerini imandan döndürmüştür."

                            Yunus 38:"Senin için, «Onu uydurdu mu?» diyorlar. De ki: «Onun surelerine benzer bir sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.»"

                            Nur 1:"Bu, indirip, hükümlerini kesinleştirdiğimiz suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik."

                            Muhammed 20:"İman etmiş olanlar: Keşke cihad hakkında bir sûre indirilmiş olsaydı! derler. Ama hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur!"

                            Hud 13:"Senin için: «Onu uydurdu» diyorlar, öyle mi? De ki: «Öyleyse onun surelerine benzer uydurma on sure meydana getirin, iddianızda samimi iseniz, Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.»


                            Abese 13:"Sahifeler içindedir: Değer verilen,"
                            Abese 13:"Sahifeler içindedir: Değer verilen,"

                            diye buyuruyor.

                            Bu ayetlerde sözedilen sayfalar bu gün elimizde olan sayfalar mıdır?

                            Bu ayetlerde sözedilen sureler bu gün için 114 adet diye bildiğimiz sureler midir?

                            Ne yazık ki bu sorulara cevabım hayır olacaktır.

                            Bu gün elimizde bulunan Mushafın sayfaları hattatların yazdığı sayfalardır.

                            Bu gün 114 adet olarak belirlenmiş sureler de yukarıdaki ayetlerde geçen sure değil yıllar sonra sahabenin içtihadıyla belirlenmiş surelerdir.

                            Sözlerim yanlış anlaşılmasın.Bu gün elimizde bulunan Mushaftaki tüm ayetler aynen Allah'ın Resul'ü Muhammed'e (selam olsun Ona)inen ve tebliğ edilen ayetlerdir. Ama sayfalar, sureler ve tertip o günkü değildir. Yani Mushaf Allah'tan bu sıra ve tertip üzere gelmemiştir. Bu nedenle de surelerin tertibi konusunda İslam bilginleri ve tüm araştırmacılar arasında oldukça yoğun bir ihtilaf vardır.

                            Bu günkü tertibin dışında tertiplenmiş Ali Mushafı, İbni Mesud Mushafı, İbni Abbas Mushafı, Ubey bin Kab Mushafı gibi Mushaflar da bulunmaktadır.

                            Kur'an, bilindiği gibi bir kerede toplu olarak inmemiştir. Kur'an, iyice sindirilsin, ortaya çıkan her problem çözülsün vb nedenlerle parça parça inmiştir.

                            Furkan 32:"Kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler: “Kur’ân o'na bir defada topluca indirilmeli değil miydi?” de dediler. Biz, onu senin kalbine iyice yerleştirelim diye böyle parça parça indirdik. Ve Biz, onu tane tane/ birbirine karıştırmadan vahyettik."


                            Furkan 33:"Onların sana getirdikleri hiçbir temsil yoktur ki, sana doğrusunu ve daha açığını getirmeyelim."

                            Parça parça inen ayetler sayfa sayfa yazılmış ve sure haline getirilmiştir.

                            Rabbim, İslam alemine, Kronolojik olarak parça parça inen ayetleri arka arkaya getirerek yeniden tertiplemeyi nasip eder.İnşaAllah.

                            Rabbim cümlemizin ilmini artırsın. Gelecek her türlü haksız itham ve yargılara karşı dayanma gücü versin. İşlerimizi kolaylaştırsın. Elhamdü liillahi Rabbil Alemin.

                            Kur’an ilahi kitaptır. Kendisinde hiç şüphe yoktur. Kur’an Allah’ın vahyidir. Kur’an’ın bir benzeri oluşturulamaz. Kur’an asırlardır aklına işletenlere meydan okur. Kur’an gönüllere şifadır. Kur’an korunmuş kitaptır.


                            Hicr: 54/9O:”Zikri{Kitab)ı biz indirdik biz; ve O'nun koruyucusu da elbette biziz!”

                            54/9'ncu âyette Zikr'i Allah'ın indirdiği ve onu koruyacağı buyurulmaktadır. Gerçekten Kur'ân-ı Kerîm inince, yazı bilenler tarafından yazılmış ve Peygamber'in işaretiyle âyetler sûrelerdeki yerlerine konmuştur. Peygamber'in vefatından altı ay sonra, dağınık halde bulunan Mushaf sayfaları bir araya toplanıp bir cild haline getirilmiş ve üçüncü halîfe Osman zamanında da yeniden derlenip çoğaltılarak başlıca eyalet merkezlerine gönderilmiştir.

                            Çoğaltılan Mushaflardaki ayetler Allah'ın Resul'ü Muhammed'e inen ve vahyedilen vahiylerin tâ kendisidir. Onlarda bir değişiklik ve tahrîf olmamıştır. Özel kişi mushaflarında bazı âyetlerin cümlelerinde veya kelimelerinde farklar görülür. Bazı kıraatlerde kelime hem gâib, hem muhatab, hem tekil, hem çoğul okunduğu gibi bazı kelimeler de aynı anlamı veren başka kelimelerle okunur. Ama bunlar, cümlenin anlamını değiştirecek nitelikte değildir. Bu tür cüz'î farklar, Taberî' nin Câmi'u'l-beyân'ı, Râzî' nin Mefâtîh' i, Kurtubî'nin el-Cami' li ahkâmi'l-Kur'ân'ı gibi kaynak tefsir kitaplarında gösterildiği gibi Ebû Dâvûd es-Sicistânî'nin oğlu Abdullah'ın derlediği ve Arthur Jeffery'nin yayınladığı Kitabu'l-Mesâhif'te daha detaylı olarak zikredilmiştir.

                            Muhammed İzzet Derveze şöyle diyor: "Kaynaklarda mevcut kanıtlar, bazı kişilerin de özel mushaflarında, Halife Osman'ın resmî Mushafındaki bazı kelimelerin eşanlamlılarıyla yazıldığını gösterir. Ya özel mushaf sahipleri yanılarak bu kelimeleri yanlış yazmışlardır, ya da onların yazımı doğrudur ama resmî olduğu için Osman'ın Mushafı çoğunlukça kabul edilmiştir. Fakat kıraatlerde bu farklara işaret edildiği gibi Sicistânî de bunları Kitabında derlemiştir. Âyetin anlamı değişmedikten sonra herhangi bir kelimenin, sinonimi ile yazılmış olması, fazla bir şey değiştirmez ve Kur'ân 'ın korunmuş olduğu hükmünü de bozmaz.

                            "Kur'ân korunmuştur. Hz. Peygamber'den sonra, özellikle Halife Osman zamanının yazarlarından itibaren başlayan bölünmeler, ortaya çıkan fırkalar, kendi görüşlerini desteklemek, fıkıh mezhepleri de ictihadlarına destek bulmak için birçok hadîs uydurup bu sözleri Peygamber Efendimize mal etmişlerdir. Ancak Kur'ân'a uydurma âyetler sokmayı başaramamışlardır. Allah'ın buyurduğu gibi Kur'ân, bozulmaktan, tahrîften korunmuştur".(Muhammed İzzet Derveze, el-Kur'ânu'1-mecîd: s. 52-115.)

                            Bazı kelimelerin eşanlamlılarıyla okunmasına veya bazı fiillerin kiplerinin değişmesine neden olan kıraat farkları, o zaman henüz tekâmül etmemiş olan Arap yazısının noktasız ve harekesiz olmasından da kaynaklanmıştır.

                            Allah, Peygamberine gönderdiği vahyini, şeytân müdâhelesinden korumuştur. Şeytân, hiçbir suretle vahy sözlerine sokulup bâtıl sözler karıştıramaz. Çünkü Allah, vahy götürmekle görevlendirdiği meleğin, bu görevini güvenlikle yapabilmesi için muhafız melekler de görevlendirmiştir. Melek, o koruyucuların gözetimi ve koruması altında vahyi getirip insan elçiye ulaştırır. Bu husus, vahy meleğinin ağzından şöyle ifade edilmiştir: 'Biz ancak Rabb'inin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir. Rabb'in, asla unutkan değildir." (Meryem: 44/64.)

                            Ayette "Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan her şey O'na aittir." cümlesi, vahy meleklerinin Allah'ın buyruğundaki muhafızlar tarafından korunduğunu gösterir. "Rabb'in, asla unutkan değildir." sözü şu anlama gelir: Allah bizim aracılığımızla elçisine hangi buyrukları gönderdiğini bilir, onları unutmaz. Şayet O'nun bize verdiği herhangi bir mânâyı değiştirmiş veya tebliğ etmemiş olsak, O bunu bilir ve bizi şiddetle cezalandırır.

                            Aynı mânâ, Cin Sûresinde de vurgulanmıştır:

                            26- Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.

                            27- Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar. 28- (Böyle yapar) Ki onların, Rab'lerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan her şeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymış(hesabetmiş)tir. (Cin: 40/26-28)

                            Alemlerin Rabbi olan yüce Allah, Hicr: 54/9'ncu âyette de o Zikr'i, yani temel İlâhî Kitabı kendisinin indirmiş olduğunu ve onu koruduğunu bildirmektedir. Allah, gönderdiği elçileri aracılığı ile Kitabını korumakta, ona tazelik ve etkinlik kazandırmaktadır.

                            Devam edecek inşaAllah.
                            Halil Ay

                            Comment

                            • kuman
                              Uzman Üye
                              • Mar 2013
                              • 583

                              #15
                              Yazilanlari okuyamadim goz gezdirdim. Okuyacagim kismetse.
                              Ancak sunlarida aciklarsan daha iyi kapsamli okuyup sorularimi tekrarlarim.
                              Simdi faiz alan allaha savas acmis kimsedir ve bununla savasmak gerekir. Kim savasiyor? Zina haramdir kim genelev onunde bekleyip bunlari ifsa ediyor.
                              Tecavuz mevzuu kisasa tabi ise olum mu yoksa yaralamami ?
                              Yoksa o kisiye ayni aciyi yasatma mi wger yasatma ise nasil ?

                              Comment

                              Working...