Mesih Meryem Oğlu İsa

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • kuman
    Uzman Üye
    • Mar 2013
    • 583

    #16
    sayın galip yetkin,
    Bu siteden zaten bir şeyler öğrendim öğrendiklerim mantığıma göre de doğru şeyler. Burda öğrendiklerimi başka yazarlar bilimadamlarının yazdığı şeyler ile de doğruladım. Doğrulamadan beynim asla, kesin olarak kabul etmez.

    Benim kavga ettiğim yada edeceğim tartıştığım tartışacağım kişiler belli ortak noktaları olan kişilerdir.

    Ben bu vatanı seviyorum, milleti seviyorum, kimse yalan yanlış saçma sapan bir şeyler söyleyemez.

    Kaldı ki kimle kavga ettim onuda bilmiyorum.

    Yakında bazı konularıda ki bazı şeyleri sabırsızlıkla bekliyorum.

    Not: Darıldıysan senin yazdığın yazılara karşı bir şey yazmam benim için sorun değil.

    ve ben hala bu notu tam olarak anlayabildiğimi söyleyemem.

    Comment

    • merdem
      Uzman Üye
      • Nov 2012
      • 1364

      #17
      galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
      Al'i İmran 59: "Muhakkak ki İsa meselesi Allah katında, Adem meselesi gibidir. O'nu da topraktan yarattı. Sonra da "ol" dedi; O da oluverdi".

      Bu ayette Adem'in yaratılışından bahsedildiği zannedilmiştir. Halbuki bu ayette "Ehl'i kitab"ın İsa Peygamber'e ilahlık vermesi ele alınmış ve kınanmışlardır. Onlar sadece babasız olması sebebiyle İsa'ya "ilâhlık" veriyorlardı ve O'nu O'nun hayata geliş tarzını mucize kabul ediyorlardı. Allah da onlara "madem ki size göre "sadece babasız" olan İsa'ya ilahlık veriyorsunuz, mucizevi kabul ediyorsunuz da yine size göre ''hem anasız hem babasız" olan "Adem"e niye ilahlık vermiyor sunuz, mucizevi kabul etmiyorsunuz? O daha layık diyerek yaratılan bir varlığa ilahlık verilemiyeceği ve mucizelere konu olamıyacağı belirtilmektedir. Önceki sayfadaki yazımda geçen İsa İbn Meryem ifadesinin üç ana mesajı da bunun üzerinedir. Ayetteki ''Allah katında'' ifadesine dikkat edilmelidir.

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      (Not: Sayın Kuman sorularına devam et yakında bu siteden kendi kendine bazı cevaplar bulacaksın ; ama lütfen hem kendi kendinle, hem de etrafınla kavga etme; çekiş.Yakında bazı konularda bazı şeyler yazılabilir. merdem dışında kimse kavga etmek istemiyor.)
      Hugh! Beyaz adam yine güzel konustu!

      "Kavga" dan maksadin nedir Galip Agabeyim? Ben Amazonemiyim?

      Comment

      • merdem
        Uzman Üye
        • Nov 2012
        • 1364

        #18
        Galip Agabeyimin Hatirina....

        ...kendimi tedavi yollarina yöneleyim dedim... Ätsch!

        Merdem kiz ögrenmeye devam ediyor

        Olur ya, bu yoldan baskalarina da belki bir faydam dokunur.

        Konuyla alakasi yok demeyin, böyle barisci bir peygamberin tavsiyeleriden olabilir, elimizde belgeler yok ama, akil yolu he diyor.


        ****


        Öfke kontrolü nasıl sağlanır?




        Zor bir gün geçirdiniz. Eşinizle telefonda atıştınız, en yakın arkadaşınızla bozuştunuz, annenizle tartıştınız. Trafik berbat, sokaklar pis, insanlar saygısız... Sanki dünyanın bütün çirkinlikleri ve terslikleri aynı anda önünüze serilmiş gibi ve siz kendinizi her an patlamaya hazır bir saatli bomba gibi hissediyorsunuz. Her an şiddetli bir öfke nöbeti geçirebilir, omzunuza ilk çarpanı bir güzel pataklayabilirsiniz. Nitekim bunu yapıyorsunuz da... Üstelik son zamanlarda böyle anları sık sık yaşıyor, kendinize dışarıdan bir gözle baktığınızda gördüklerinize inanamıyor ve şu soruyu sormadan edemiyorsunuz: Bu gerçekten ben miyim? Ne zaman ve nasıl bu hale geldim?

        Duygusal tepkiler

        Öncelikle şunu bilmelisiniz ki, özel hayatınızda ve işyerinde her şey yolunda gitse bile şehir hayatının bitmek bilmeyen stresi içinde zaten farkında olmadan geriliyor, sinirleniyor ve zaman zaman öfkeleniyorsunuz. Bu gerilime bir de kişisel problemler eklenince abartılı duygusal tepkiler vermeniz gayet normal. Ama bu, tabii ki böyle tepkiler vermeyi sürdürmenizin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Bir kere sonunda zararlı çıkan hep siz oluyorsunuz. Yakınlarınıza ya da tanımadığınız insanlara patladıktan sonra içinizi kaplayan pişmanlık duygusu bir yana, kişisel ilişkilerinizi bozuyor, iletişim kurma yeteneğinizi hiçe saymış oluyorsunuz. Yani içinizde zaman zaman kopan fırtınaları dindirmeniz şart. Bunun için de ilk olarak ne tür bir öfke nöbeti geçirdiğinizi belirlemeniz ve sonra da önleminizi ona göre almanız gerek. Şunu aklınızdan çıkarmayın ki aynı derecede sinirlenen insanlar kişilik yapılarına göre farklı tepkiler verir ve bu tepkilere göre birkaç gruba ayrılırlar. Acaba siz hangi gruba giriyorsunuz?..

        Ruh sağlığı için riskli mevsim...

        Baharla gelen aşırı neşe, para harcama isteği, abartılı giyinme, sürekli konuşma gibi davranış değişikliklerinin “iki uçlu duygu-durum bozukluğu”nun göstergesi olabileceği belirtildi. Davranış değişiklikleri, hastalıkların habercisi olabilir. Ruh sağlığı açısından sorun yaşayan kişiler için, baharı “riskli” olarak tanımladıklarının altını çizen uzmanlar, şunları söylüyor: “Mevsim değişikliklerinde uykusuzluk, yorgunluk, isteksizlik, iştahsızlık gibi durumların ortaya çıkması normaldir. Bunlar günlük yaşantımızı etkilemeyecek düzeyde olduğu sürece problem yok. Ancak, çalışma hayatımızı ve çevremizle ilişkilerimizi engelliyor ve bu olumsuz durum sürekli hale dönüşüyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalı. Çünkü çok sayıda depresyon türü mevsim değişiklikleri döneminde ortaya çıkar.” Bahar aylarını problemsiz atlatmak için uzmanların tavsiyesi; hafif gıdaların ve açık havada gerçekleştirilen etkinliklerin tercih edilmesi. Kendinize daha çok vakit ayırmak, uzun ve hafif tempolu yürüyüşler yapmak bahara uyum sağlamayı kolaylaştıracaktır.

        Yenilmez savaşçı

        Bazı kadınlar sinirlendikleri anda otomatiğe bağlanmış gibi sözlü saldırya geçerler. Karşılarındaki kişiye yüklenir, onu suçlar, sürekli şikayet eder, bağırıp çağırırlar. Aslında bu gruptakilerin öfkesi sabun köpüğü gibidir. Eğer siz de öfke nöbetine girince tıpkı bir volkan gibi patlıyor ve etrafınıza lav saçıyorsanız, öncelikle konuşma tarzınızı değiştirmeye çalışmakla işe başlayın. Kelimeleri doğru kullanmayı bilirseniz, insanları gücendirmeden sizi rahatsız edenin ne olduğunu çevrenize anlatabilirsiniz.

        Pembe dizi kahramanı

        Bazıları da önemsiz bir şaka karşısında bile kendilerini yerden vere atıp gözyaşları döker, zavallı kız pozlarına girer. Bu şekilde trajedi yaşayan bir insan, çevresindekiler için son derece rahatsız edicidir. Siz teselliye muhtaç ve çaresiz bir pembe dizi kahramanı değil, aklı başında ve güçlü bir kadınsınız. Zırlamayı kesin ve biraz daha soğukkanlı olmaya çalışın! Gücünüzü gözyaşlarınızı tutmaya harcayın ve gerekirse sakinleşmek için önce bulunduğunuz ortamdan bir süreliğine uzaklaşın.

        Buzlar prensesi

        Bazı kadınlar da kriz anlarında kendilerinden beklenmeyecek derecede soğukkanlı davranırlar. Eğer karakteriniz itibariyle öfkelenince böyle bir tepkisizlik içine giriyorsanız, sizi az tanıyan insanların yanında gayet iyi yapıyorsunuz. Ama söz konusu olan kişisel ilişkileriniz, mesela aileniz, arkadaşlarınız ya da eşinizse duygularınızı onlarla paylaşmamanız kesinlikle doğru değil. Öfkenizi doğru bir biçimde dile getirmeyi becerebilirseniz, içinizdeki gerginlikten kolaylıkla kurtulabilirsiniz.

        Comment

        • mustafabey
          Katılımcı Üye
          • Aug 2012
          • 92

          #19
          merdem Nickli Üyeden Alıntı
          Degerli Mustafabey Kardesim,

          hele su namazdan ne anliyorsun onu bir acikla da, sonra neden namaz kilanin önünden gecilmezi bir izah ediver.

          Din kimsenin tekelinde değildir, islamda ruhbanlık yoktur, kimse kimseden üstün değildir, takva üstündür.


          Birileri herhalde dini tekeline almis olmali ve ruhbanliga sarilmis olmali ki hiç kimsenin başkasının yaşamına müdahale etme hakkı yoktur yasamiza müdahale ederek zor/farz kosarak bir seyleri yutturmuslar.


          Selam ve dua ile
          Akıl devre dışı kalınca, insan kendini tutmayı öğrenemeyince, iradesini duygulara, istek arzularına ve hayallerine teslim eder dengesizlik ortaya çıkar. Ani duygu boşalmaları, ağlamalar, gülmeler , hırs, öfke yaşamdaki çaresizlik, çözümler üretememe sonucunda ortaya çıkabilir. Yaşam içerisinde insanları dengeye ulaştıracak, bilince ulaştıracak akıldır, iradesine sahip çıkan, kendini kontrol edebilen aklı ortaya çıkarmak için mücadele edilmelidir. Tek çare aklı devreye sokmak, akletmek, düşünmek, huzur akılda. Dengeli bir toplum için aklı başında insanların yetişmesi, insanların kendini yetiştirmesi şart.

          Günlük yaşamda karşılaştığımız sorunları yine kendi ellerimizle yapıyoruz, karşılaştığımızda çözmediğimiz, çözüm üretmediğimiz problemler, başkalarının evlerini de birer birer dolaşıp tekrar bizi buluyor. Yolda gördüğümüz bir taşa kendimiz takılmasak da , kaldırmadığımız için bir başkası takılıp düşebiliyor. Başkasının görüpte kaldırmadığı taşlara bizde takılıp düşebiliyoruz. Onun içindir ki yoldaki taşları kaldırmak, insanların önlerindeki engelleri kaldırmak, göremediklerini algılatabilmek ibadettir. İbadetlerin amacı, insanı ortaya çıkarmak içindir, Allahın bizim yaptığımız hiçbir ibadete ihtiyacı yoktur, şükretmeliyiz, her şeyin hakkını vererek mücadele etmeliyiz. Müslüman olmak, islama girmek, insana, insanlığa hizmet etmektir. İnsanın önünde eğilmek, ademe secde etmek, insani değerleri hayatımızda sergilemektir. Biz ademe secde ettik mi? Büyütüp beslediğimiz şeytanlarımızı ademe kim secde ettirecek? Herkes müslümanın diye ortada geziyor, Allaha teslim olabildik mi? Müslümanlık gösterişle olur mu?, irademizi şeytana mı yoksa akıl yoluna(sıratı müstakim) mı teslim ediyoruz.

          Yanlış yapılaşma, şehirleşmedeki çarpıklıklar, medenileşememek, toprakların çoraklaşması, yeşile, suya toprağa hasret kalmak, temiz hava soluyamamak, her yerin betonla kaplanması, insanları rahatsız edecek derecede sürekli gürültüye maruz kalmak, besinlerin kimyasallarla zehirlenmesi gibi çevresel faktörler haliyle insan bedeninde bozukluklar yarattığı gibi insanın ruh halini de bozuyor, huzursuzluk baş gösteriyor.
          Ruh hali bozulan insanlar birbirinden kaçıyor, bir araya gelip çözüm üretecek akılları üretemiyorlar, toplumun kendini onaracak ruhu aklı oluşmuyor.

          Kendi iradesine sahip olamayan duygularını öfkesini, stresini veya sevinçlerini ölçülü sergilemeyi öğrenememiş güruh duygu boşalmalarını, patlamalarını birbirlerine anlatıp aktarıp geçici bir rahatlığa kavuşmaya çalışıyor. Bu dengesizlikler bir ateş topu gibi toplumda yayılarak insanlar birbirlerini yakmaya başlıyor. Toplum içten içe yanıyor, cehennemi içinde taşıyor insanlar. Cahillikte aynı şekilde bulaşıcıdır, insanlar yalan yanlış bildiklerini, kulaktan dolma yarım anlayışları birbirlerine anlatarak, bilmedikleri konular hakkında zanda bulunarak, akıl ürünü olamayan, içinde düşünce dahi olmayan fikirleri, naklederek satıyorlar ve hastalık her eve bulaşıyor. Onun için herkes başını örtmelidir. İnsanın içinde olgunlaştıramadığı, yaşamda bir sonuca ulaşamadığı fikirleri bilgi gibi satmaması gerekir. Her insanın yaşantısı kendi dinidir, namazını da kendi hayatında kılar. Ama küfür üzere ama İslam üzere.

          Ritüel olarak kılınan namaz eğitimdir, insanın kendini yaşama hazırlamasıdır, günün belli vakitlerinde Allahı anması, kendine islama gireceğine söz vermesi, Allaha teslim olacağım demesi, kurandan okudukları ile kıyama durması (uyanması), rüku etmesi uyandığı değerlere eğilmesi kabullenmesi ve secde etmesi de İslam çizgisine girilmesi, aklımızın iman etmesidir. Ritüel olarak yapılan aklımızın hazırlanmasıdır, hayatımızda gidilecek yolun tayin edilmesidir, niyettir. İbadetin aslı ise yaşamda, yaşantıda kılınacak olandır. Sürekli hazırlık yapıp, talim yapıp, niyet edip de uyacağız diye söz verilenler yaşantıda sergilenmezse, hayatımızı dosdoğru olarak kılamazsak, doğrulmazsak, istek ve arzularımıza uyarsak o zaman münafıklık ortaya çıkar. Bu durumda maun suresinde açıklanmıştır;

          MÂÛN SURESİ

          1 Gördün mü o, dini yalan sayanı?

          2 İşte odur yetimi itip kakan;

          3 Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

          4 Vay haline o namaz kılanların ki,

          5 Namazlarından gaflet içindedir onlar!

          6 Riyaya sapandır onlar/gösteriş yaparlar.

          7 Ve onlar, kamu hakkına/yardıma/zekâta/iyiliğe engel olurlar.


          Dinde varolan tüm ritüeller hazırlıktır, ibadetin kendisi değildir, yaşamda hayatta kılınacak, ikame edilecek olan ibadetlere insanın kendisini hazırlamasıdır.


          Akıl girmeyen, düşünce üretemeyen eve cahillik girer, körlük, sağırlık ve dilsizlik baş gösterir. Aynı zamanda atalar zihniyetini, geçmişten gelen her türlü mirası tartmadan, ölçmeden yersek; aklı, düşünceyi, idraki öldürürsek, ölü bir toplum haline dönüşürüz, dönüştük de, koyun gibi, davar gibi güdülen, domuz gibi arzulara sahip, maymun gibi iştahlı, balık gibi doymayan, şeytanın vesveseleriyle hayal kuran insan bedenine girmiş vasıfsız, olgunlaşamayan topluluklar haline dönüşürüz.

          Toplum olarak ruh halimizi düzeltmeliyiz.

          Maide 110: Hani Allah demişti ki: "Ey Meryem oğlu İsa! Senin üzerinde ve annenin üzerinde olan nimetimi hatırla! Hani Ben seni Ruhü'l-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikteyken ve yetişkinken insanlarla konuşuyordun. Hani sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Hani Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyordun ve üflüyordun, o da Benim iznimle kuş oluveriyordu. Anadan doğma kör olanı ve alaca hastalığına yakalanmış kimseyi iznimle iyileştiriyordun. Yine Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. Ve hani İsrailoğulları'na apaçık mucizelerle geldiğin ve onlardan inkâr edenlerin "Bu ancak apaçık bir sihirdir" dedikleri zaman seni, onlardan korumuştum."
          Last edited by mustafabey; 7. May 2013, 03:36 PM.

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #20
            Selamun aleyküm! Değerli Kardeşlerim!

            Beşikteki bir çocuğun konuşması Sünnetullaha aykırıdır.


            Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
            Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
            Sevgi,saygı ve muhabbetle.
            Allah'a emanet olunuz.
            Halil Ay

            Comment

            • merdem
              Uzman Üye
              • Nov 2012
              • 1364

              #21
              De ki: “Benim salatım [sosyal desteğim], ibadetim, hayatım ve ölümüm sadece kendisinin ortağı olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir.
              Enâm Suresi ; Sure 6, Ayet 162

              Burada bahsedilen salat namaz anlaminda dahi olsa:

              Benim ibadetim sadece Allah icindir. Bu yüzden Kur'an da izah edilen sekilde ibadet ederim. Sagdan soldan derlemelerle yapacagim ibadet Rabbime ulasmaz.

              Bana ahiret günü neden Kur'an dan degilde baska kaynaklardan faydalanarak (!) ibadet yollarina basvurdugum soruldugunda ne cevap verebilirim?

              Atalarima hürmet olsun diye mi?

              Ben ne Son Elcinin hatirina ne Isa Peygamberin hatirina nede herhangi baska bir Allah'in Resullerinin hatirina ibadetlerde bulunmuyorum, bulunamam yoksa sirk kosmus olurum. Onlar da sadece Allah'a ibadet etmislerdir. Bizlerinde sadece Allah'a iman etmemizi devamli ifade etmislerdir.

              Allah hükümlerinde ortak kabul etmez, kim olursa olsun hic bir kul Allah'in yanisira bir takim kurallar getiremez ibadetlere, din hususunda hele hic degil.

              Islam dini Kur'an in son ayetiyle tamamlanmis kemale ermistir, eksik birakilmamistir icinde.



              Ne arabi ne acemisi ne yahudisi ne de hiristiyani; Ya Muhammed, Rabbine sor bakalim, namazi Ibrahimin namazi gibi mi Zekeriya'nin namazi gibi mi yoksa Isa'nin namazi gibi mi kilacagiz diye bir Allah'in kulu merak edip te NAMAZ hakkinda bir soru sorma lüzumunda bulunmamistir. Kadinlarin hayizlarina varana kadar sorularin icinde bir namaz-sorusu dahi yoktur.

              ****




              Bir kişi İblis’i boş oturur gördü.

              -“Neden rahatsın?” dedi.

              -“Bu zamanın kötü âlimleri bizim vazifemizi görüyorlar” diye cevap verdi. (M.İ.R. M. 123)




              ****

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #22
                Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

                En'am;162: "Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.

                Bu ayette geçen ve ibadetlerim olarak meallendirilen "nusuki" sözcüğü نسيكةNesike” sözcüğünden alınmadır. “ نسيكةNesike”nin ilk vaz’ı (koyuluş) anlamı, “altın ve gümüşün eritilerek cüruftan temizlenmesi, saf hale getirilmesi” demektir. Bu durumda “Nüsk, Nüsük’ün de esas anlamı “Saf altın, gümüş parçası” demektir.

                Allah'a kul olanın Allah'ın isteklerini yapmadaki durumu saf altın gibi olmalıdır. İçerisinde asla katkı olmamalıdır. Yapılacak her kulluk sadece Allah için olmalıdır saf olmalıdır bu kulluk içerisinde hiçbir dunillah olmasın..

                Ne mutlu kulluklarını sadece Allah için saflaştıranlara. Ne mutlu salatını sadece Allah için 24 ayar altın gibi saflaştıranlara.

                Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                Allah'a emanet olunuz.
                Halil Ay

                Comment

                • bartsimpson
                  Super Moderator
                  • Mar 2012
                  • 692

                  #23
                  dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                  Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

                  En'am;162: "Kul inne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbil âlemîn.

                  Bu ayette geçen ve ibadetlerim olarak meallendirilen "nusuki" sözcüğü نسيكةNesike” sözcüğünden alınmadır. “ نسيكةNesike”nin ilk vaz’ı (koyuluş) anlamı, “altın ve gümüşün eritilerek cüruftan temizlenmesi, saf hale getirilmesi” demektir. Bu durumda “Nüsk, Nüsük’ün de esas anlamı “Saf altın, gümüş parçası” demektir.

                  Allah'a kul olanın Allah'ın isteklerini yapmadaki durumu saf altın gibi olmalıdır. İçerisinde asla katkı olmamalıdır. Yapılacak her kulluk sadece Allah için olmalıdır saf olmalıdır bu kulluk içerisinde hiçbir dunillah olmasın..

                  Ne mutlu kulluklarını sadece Allah için saflaştıranlara. Ne mutlu salatını sadece Allah için 24 ayar altın gibi saflaştıranlara.

                  Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                  Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                  Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                  Allah'a emanet olunuz.
                  sevgili halil ağabey,

                  dualarımızda nasıl 24 ayar olabiliriz...

                  diğer türlüsü bana riyakarlık gibi geliyor (el aç onu iste bunu iste...)

                  mümkünse görüşleriniz nedir?
                  "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                  Comment

                  • mustafabey
                    Katılımcı Üye
                    • Aug 2012
                    • 92

                    #24
                    dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                    Selamun aleyküm! Değerli Kardeşlerim!

                    Beşikteki bir çocuğun konuşması Sünnetullaha aykırıdır.


                    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                    Allah'a emanet olunuz.
                    Aleyküm Selam Dost1 Kardeşim


                    Beşikteki çocuğun konuşması, çamurdan kuşunda canlı kuşa dönüşmesi, bir anneden babasız bir çocuk doğması dünya gerçeklerine aykırıdır, kurandaki kelam ve kelimeler akıl sahiplerine indirilmiştir, duygusal bakanlara, hayalden bakanlara, istek arzulardan bakanlara indirilmemiştir, bu yönden görmeye yönelten atalarımızın anlayışıdır, geçmişte yanlış anlaşılanları biz devam ettirmemeliyiz, akletmeliyiz, bu akletmelere ulaşacak bilgilere insanlık yaklaşmaktadır. Herşeyin doğrusunu Allah bilir, çalışanlar mücadele edenler bu doğrulara yaklaşır.


                    Her anlatılan kıssayı düz mantık yürüterek, somut olarak anlamaya çalışırsak Allahın yarattığı kanunlara ters, aykırı sonuçları mucize olarak algılarız ki böyle somut gerçeğe aykırı durumları kabul etmeyi iman zannederiz, bu bizi istenilen akletmeye ve düşünmeye, tefekküre insani melekelere ulaştırmaz, aksine uzaklaştırır. Allahın yarattığı ayetleri, apaçık olan kitabı gözardı etmemeliyiz, Allah herşeyi bir ölçüye, kadere göre yaratmıştır, araştırıp aklımızı bütün etmeliyiz.

                    İndirilen ayetler ,kelamlar insanlık için rehberdir, öğüttür, temeldir, bu temeller üzerinde binayı kurmalıyız, sağlam temel ibrahimin hanif dinidir.


                    127. Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (şöyle diyorlardı Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.

                    128. Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.

                    129. Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.

                    130. İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada (elçi) seçtik, şüphesiz o ahirette de iyilerdendir.

                    131. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol, demiş, o da: Alemlerin Rabbine boyun eğdim, demişti.

                    132. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakub da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi).

                    Tüm ibadetler Allahın rızalığını kazanmak için yapılır, aklımızı secde ettirmeliyiz, saflaştırmalıyız, imana yaşamda mücadele ederek nail olmaya çalışmalıyız. Müslüman olabilmek, islam üzere olmak için kuranı kerimin arkasında namaza durmalıyız, Allaha teslim olmak demek, kelamları algılamak, özümsemek ve yaşamda sergileyebilmektir, elimizden gelen mücadele etmektir,hidayeti Allah verir, Allah çalışanı, düşüneni, aklını işleteni destekler. İnsan yaşamda arınır, temizlenir, yaşayarak üzerimizdeki ağırlıklardan kurtuluruz, yoksa hep yükleri yanımızda taşır dururuz, kitap yüklü eşeklere döneriz.

                    İnsan düşünmezse, aklını işletmezse, yere bakmazsa göğe bakmazsa, gündüzü geceyi, güneşi, ayı, Allahın apaçık yarattığı ayetleri görmezden gelirse aklımızı şeytanın vesveseleri esir alır, bizi hayal alemine doğru çeker. İnsan şeytanın vesveseninden korunmak için Allahın yarattığı ayetlere bakarak düşünmesi, tefekkür etmesi gerekir, aklımızı başımıza toplamalıyız secde ettirmeliyiz.

                    Allahın yarattığı ayetleri, kitabı kimse değiştiremez, kimsenin elinde böyle bir güç yoktur, yanlış bir algımız varsa bu bizim noksanlığımızdan kaynaklanır, aklımızı bütün ederek noksanlıklarımız gidermek için çabalamalıyız.

                    selamlar...

                    Comment

                    • ates demir

                      #25
                      Ondan önce sorulması gereken şey bence şu;
                      Geleneksel anlamda duanın anlamını az çok hepimiz biliyoruz. Peki Kuranın dua kelimesine bindirdiği anlam ne?
                      Acaba farklı mı?
                      Her dua edenin duasına yanıt veriliyorsa neden bana piyangodan para çıkmıyor diyen adama verilecek yanıtımız ne?
                      Selam ve sevgiyle

                      Comment

                      • merdem
                        Uzman Üye
                        • Nov 2012
                        • 1364

                        #26
                        ates demir Nickli Üyeden Alıntı
                        Ondan önce sorulması gereken şey bence şu;
                        Geleneksel anlamda duanın anlamını az çok hepimiz biliyoruz. Peki Kuranın dua kelimesine bindirdiği anlam ne?
                        Acaba farklı mı?
                        Her dua edenin duasına yanıt veriliyorsa neden bana piyangodan para çıkmıyor diyen adama verilecek yanıtımız ne?
                        Selam ve sevgiyle
                        Lotto dan para cikmasini bekleyen adam önce Sura Suresi 27. Ayeti bir okuyup, üzerinde düsünüversin derim Ates Kardesim

                        Ve eğer Allah rızkı kullarına yaysaydı/döşeseydi [bol bol verseydi], kesinlikle yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Velâkin O [Allah] dilediğini belli bir ölçüye göre indiriyor. Şüphesiz ki O, kullarına en çok haberi olandır, en iyi görendir.

                        Selam ve dua ile.

                        Not: Dua hususunda baska bir kardesimiz verecek insaAllah cevabini.

                        Comment

                        • bartsimpson
                          Super Moderator
                          • Mar 2012
                          • 692

                          #27
                          ates demir Nickli Üyeden Alıntı
                          Ondan önce sorulması gereken şey bence şu;
                          Geleneksel anlamda duanın anlamını az çok hepimiz biliyoruz. Peki Kuranın dua kelimesine bindirdiği anlam ne?
                          Acaba farklı mı?
                          Her dua edenin duasına yanıt veriliyorsa neden bana piyangodan para çıkmıyor diyen adama verilecek yanıtımız ne?
                          Selam ve sevgiyle
                          Sevgili ateş

                          bu konuda burada da bazı katkılar olmuştu

                          http://www.hanifler.com/showthread.php?t=3198

                          sana "padawan" olarak bir sorum oldu cevabını alamadım?
                          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                          Comment

                          • dost1
                            Site Yöneticisi
                            • Sep 2008
                            • 1905

                            #28
                            Selamun aleyküm! Değerli bartsimpson Kardeşim!

                            bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
                            sevgili halil ağabey,

                            dualarımızda nasıl 24 ayar olabiliriz...

                            diğer türlüsü bana riyakarlık gibi geliyor (el aç onu iste bunu iste...)

                            mümkünse görüşleriniz nedir?
                            Duâ, ibadetin/kulluğun beynidir.


                            Mümin suresi âyet 60:
                            “Rabbiniz buyurmuştur ki: “Duâ edin bana, cevap vereyim size. Kibre saparak bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir.”

                            Furkan suresi âyet 77:
                            “De ki: “ Duânız yoksa, Rabbim sizi ne yapsın! Yalanladınız; bu yüzden azap kaçınılmaz olacaktır.”


                            Allah kuluna cevap vermek için onun her ne vesilesiyle olursa olsun kendisine başvurmasını istemektedir. Bu vesileler, hayranlık, hamd, şükür olabileceği gibi, ihtiyaç, korkulandan kurtulma ve yapılan hataların bağışlanması isteği de olabilir.


                            Bakara suresi âyet 152:
                            “Anın beni ki anayım sizi. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin.”


                            Hud suresi âyet 90:
                            “Rabbinizden af dileyip O’na yönelin. Rabbim Rahîm’dir, rahmeti sınırsızdır; Vedûd’dur, çok sevgilidir.”


                            Zümer suresi âyet 53:
                            “De ki: “ Ey kendi aleyhine sınırı aşan/aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah, günahları tümden affeder. Çünkü O, mutlak Gafûr, mutlak Rahîm’dir.”


                            Şu kesinlikle bilinmelidir ki, duânın kabulu için ilk adım mutlaka kul tarafından atılmalıdır. Allah ile kul arasındaki ilişki konusunda Peygamber efendimize sorular yöneltilmiştir.

                            Bu sorulan sorulara cevap olarak cenabı hak şu âyeti indirmiştir.


                            Bakara suresi âyet 186:
                            “Kullarım sana benden sorarlarsa ben gerçekten çok yakınım. Duâ edenin çağrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doğruyu ve iyiyi bulabilsinler.””



                            Duâ yalnızca Allah’a yapılır:


                            Kur’ân’ı Kerim’de duânın sadece Allah’a yapılması vurgulanır. Allah’tan başkalarına, putlara veya kendilerine kutsallık izafe edilmiş kişi ve meleklere duâ kesinlikle yasaklanır.


                            Şuara suresi âyet 213:
                            “O halde Allah’ın yanında bir başka ilaha daha yalvarma. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.”

                            Kasas suresi âyet 88:
                            “Allah’ın yanında diğer bir tanrıya daha kulluk etme. İlah yok O’ndan başka. O’nun yüzü dışında herşey helak olacaktır. Hüküm yalnız O’nundur ve O’na döndürüleceksiniz.”

                            Ayrıca Allah’tan başkasına duâ edenler kınanmış ve uyarılmışlardır.


                            Ra’d suresi âyet 14:
                            “Gerçek duâ yalnız O’na yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemezler. Küfre sapanların duâ ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.”


                            A’raf suresi âyet 194, 195:
                            “Allah dışındaki yakardıklarınız sizin gibi kullardır. Eğer iddianızda haklıysanız, hadi çağırın onları da size cevap versinler.
                            Ayakları mı var onların ki, onlarla yürüsünler; ellerim mi var onların ki onlarla tutsunlar; gözleri mi var onların ki, onlarla görsünler; kulakları mı var onların ki, onlarla işitsinler. De ki: “ Ortaklarınızı çağırıp bana tuzak kurun. Hadi, göz açtırmayın bana!”



                            Nahl suresi âyet 20:
                            “Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır.”

                            Nisa suresi âyet 117:
                            “Allah’ın dışındakilere duâ edenler sadece dişilere duâ ederler. Ve Onlar inatçı bir şeytandan başkasına çağırıp yakarmıyorlar.”


                            Hacc suresi âyet 12, 13:
                            “Allah’ı bırakır da kendisine zarar veremeyecek, yarar sağlamayacak şeylere kulluk eder. Dönüşü olmayan sapıklığın ta kendisidir bu.
                            Zararı, yararından daha yakın olan kişiye yalvarır. Ne kötü bir destekçidir o, ne kötü bir efendidir!”


                            Duânın âdabı:


                            Nisa suresi âyet 32:
                            “Allah’ın, bir kısmınıza bir kısmınızdan farklı olarak lütfettiği şeyleri isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir nasip var; kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay var. Allah’tan, o’nun lütfunu isteyin. Allah, her şeyi iyice bilmektedir.”


                            Nisa suresi âyet 134:
                            “Dünya nimeti ve bereketi isteyen bilsin ki, dünya nimeti de ahiret mutluluğu da Allah katındadır. Allah, çok iyi işitir, çok iyi görür.”


                            A’raf suresi âyet 29:
                            “Şunu da söyle: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun. Dini yalnız O’na özgüleyerek, O’na yalvarın. Tıpkı sizi ilk yarattığı gibi O’na döneceksiniz.”


                            A’raf suresi âyet 55, 56:
                            “Rabbinize boyun bükerek, gizlice/ürpererek yakarın. O, haddi aşanları/azmışları sevmez.
                            Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Ürpererek ve ümit ederek duâ edin O’na. Hiç kuşkusuz, allah’ın rahmeti güzel düşünüp güzel iş yapanlara çok yakındır.”


                            A’raf suresi âyet 180:
                            “En güzel isimler Allah’ındır; O’na onlarla duâ edin. O’nun isimlerinde ters bir tutum izleyenleri bırakın. Yapıp ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.”

                            A’raf suresi âyet 205:
                            “Rabbini, kendi içinden yalvarıp ürpererek, bağırtılı olmayan bir sesle sabah-akşam zikret. Sakın gafillerden olma.”


                            Bakara suresi âyet 186:
                            “Kullarım sana benden sorarlarsa ben gerçekten çok yakınım. Duâ edenin çağrısına, bana çağırıp yakardığı anda cevap veririm. Hadi onlar da bana karşılık versinler, bana inansınlar ki doğruyu ve iyiyi bulabilsinler.”


                            Yusuf suresi âyet 86, 87:
                            “Dedi ki: “Ben, içimi doldurup taşan özlemimi, kederimi Allah’a arz ederim. Ve Allah’ın yardımıyla sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim.
                            Ey oğullarım! Gidin, artık Yusuf’u ve kardeşini bulmak için dikkat kesilin. Allah’ın rahmetinden de ümit kesmeyin. Çünkü, Allah’ın rahmetinden, küfre sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez.”



                            Mü’min suresi âyet 60:
                            “Rabbiniz buyurmuştur ki: “Duâ edin bana, cevap vereyim size. Kibre saparak bana ibadetten uzaklaşanlar, aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir”

                            Enbiya suresi âyet 90:
                            “Kendisine hemen cevap vermiş, Yahya’yı ona hediye etmiş, karısını kendisi için doğurmaya elverişli hale getirmiştik. Onlar, hayırlarda yarışırlar, umarak ve korkarak bize yalvarırlardı. Onlar, bize ürpererek saygı gösterirlerdi.”

                            Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                            Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                            Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                            Allah'a emanet olunuz.
                            Halil Ay

                            Comment

                            • mustafabey
                              Katılımcı Üye
                              • Aug 2012
                              • 92

                              #29
                              Selam Dostlar;

                              İnsanın içinden söylediği, okuduğu sözler, kelamlar tekrardır, bu tebliğler insanın kendi beynine söylediği tebliğlerdir, insanın akletmesi, düşünmesi, beyninin uyarılması içindir.

                              Dua çağrıdır, davettir; daha önce edilmiş duayı(daveti, çağrıyı) insanın kendine telkin etmesi, tebliğ etmesi yöneltmesidir. (Dua Arapça bir kelime Türkçesi davet, çağrı)

                              Biz dua etmiyoruz daha önce edilmiş duaya(davete) kendimizi yönlendirmeye, tebliğleri almaya kendi aklımızı ikna etmeye çalışıyoruz. Duaya(davete) icabet etmeye, hak yoluna girmeye, doğrulara kendimizi çağırıyoruz.

                              Çağrı insan olmaya çağrıdır, davet akladır, Allah yoluna girsin diye. İnsanı uykudan uyandırmaya çağırmadır dua.

                              Yoksa istek arzuların, hayalin ve duyguların doyurulmasını talep etmek değildir. Şunu isterim bunu isterim diye isterik haller dua değildir, insanın kendi beyniyle konuşmasıdır.

                              Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).

                              Kullarım, sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben, muhakkak onlara pek yakınım. Beni çağıran, bana dua eden kişiye çağırdığı, dua ettiği anda icabet ederim. Artık onlar da benim çağırmama koşsunlar, bana inansınlar da doğru yolu bulsunlar.
                              Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.



                              Ud’u ilâ sebîli rabbike bil hikmeti vel mev’ızatil haseneti ve câdilhum billetî hiye ahsen(ahsenu), inne rabbeke huve a’lemu bi men dalle an sebîlihî ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne).
                              Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.


                              Ve lâ yasuddunneke an âyâtillâhi ba’de iz unzılet ileyke ved’u ilâ rabbike ve lâ tekûnenne minel muşrikîn(muşrikîne).
                              Allah’ın âyetleri sana indirildikten sonra, sakın seni onlardan çevirmesinler. Rabbine çağır ve sakın Allah’a ortak koşanlardan olma!


                              Kulid’ullâhe evid’ur rahmân(rahmâne), eyyen mâ ted’û fe lehul esmâul husnâ, ve lâ techer bi salâtike ve lâ tuhâfit bihâ vebtegı beyne zâlike sebîlâ
                              Diyanet İşleri : De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur.” Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.
                              Abdulbaki Gölpınarlı : De ki: İster Allah adıyla duâ edin, ister rahman adıyla, hangi adla duâ ederseniz edin, gerçekten de bütün güzel adlar, O'nundur ve namazında pek yüksek sesle okuma, sesini pek de yavaşlatma, ikisinin arasında bir yol tut.


                              Fe li zâlike fed’u vestekım kemâ umirt(umirte), ve lâ tettebi’ ehvâehum, ve kul âmentu bi mâ enzelallâhu min kitâb(kitâbin), ve umirtu li a’dile beynekum, allâhu rabbunâ ve rabbukum, lenâ a’mâlunâ ve lekum a’mâlukum, lâ huccete beynenâ ve beynekum, allâhu yecmeubeynenâ, ve ileyhil masîr

                              Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.”


                              Ve kâlû yâ eyyuhes sâhırud’u lenâ rabbeke bimâ ahide ındeke innenâ le muhtedûn

                              (Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
                              Last edited by mustafabey; 8. May 2013, 02:44 PM.

                              Comment

                              • ates demir

                                #30
                                Kuranın dua kelimesine bindirdiği anlam çağrı/davettir.
                                Allah ı davet eden hiç Rabbini/yol göstericisini şahdamarının da yakınında bulmaz mı?
                                Her davet edenin davetine yanıt veriliyor.
                                Fakat egosu için yani egodan gelen piyangodan para çıkması dileği ve bu dileğin gerçekleşmesi için Allah ın davet edilmesi Rablik sıfatına aykırıdır. Rab yol gösterir, hidayet eder.
                                Selam

                                Comment

                                Working...