Warning: Undefined array key "birthday_search" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "joindate" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "posts" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "posts" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "userid" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "userid" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "privacy_options" in phar://.../vb/vb.phar/api/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "userid" in phar://.../vb/vb.phar/library/user.php on line 7 Warning: Undefined array key "userid" in phar://.../vb/vb.phar/library/user.php on line 2 Warning: Undefined array key "lastactivity" in phar://.../vb/vb.phar/library/user.php on line 2 Warning: Trying to access array offset on false in .../vb5/route/profile.php on line 86 Firavun (ve Musa Peygamber) - hanifler.com Kuran odaklı dindarlık

Firavun (ve Musa Peygamber)

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • galipyetkin
    Uzman Üye
    • Sep 2011
    • 1389

    #1

    Firavun (ve Musa Peygamber)

    Firavun.

    “Firavun” ismi Kur’an’da tam 74 kez geçer.
    70’li yılların muhafazakâr dergilerinin başlık altında
    geçen ifadesiyle; dinî, millî, ilmî, siyasî, iktisadî ve
    ictimaî bir “kenz” (biriktirme) ve “temerküz”
    (merkezileştirme) karakteri olarak betimlenir.
    Bütün zamanlara ve mekanlara taşınabilsin diye mümkün
    mertebe yer ve mekan isimlerinden arındırılarak
    anlatılır.
    Kitab’ın en güncel, en yaşayan karakterlerinden
    birisidir.
    Hatta baş karakteridir bile diyebiliriz.
    ***
    Yaygın dini zihne göre Firavun “iman etmemenin” tipik
    karakteridir. Çünkü Musa ona hakâik-i imaniyeyi (iman
    hakikatlerini) götürmüş ve fakat o imana yanaşmamıştır.
    Ömrü boyunca imana gelmemiş, en son boğulurken “son
    dakika imanı” izhar etmişse de kabul edilmemiştir.
    Demek ki nasıl ki her binanın bir mimarı var, şu kainat
    mucizesinin da bir yüce mimarı var ve Firavun onu “kalp
    ile tasdik” etmiyor, bunun için de “imansız” giderek
    azabı hak ediyor.
    Buradan bakılınca mesele “inandın-inanmadın” meselesi
    oluyor.
    Acaba öyle mi?
    ***
    Kur’an’da geçen Musa-Firavun diyaloglarına baktığımızda
    bir “inandın-inanmadın” tartışması yapılmadığını
    görüyoruz.
    Çünkü Firavun, Musa’nın getirdiği ayetlerin ‘Göklerin ve
    Yerin Rabbin’den geldiğini çok iyi “bilmektedir” (İsra;
    102). Üstelik de halkı doğru yola (sebilu’r-reşâd)
    ilettiği iddiasındadır (Mu’min, 29). Yani Firavun için
    mesele “iman etmek” değil; bu işin “kendisinden izin
    alınmadan” yapılmaya kalkışılmasıdır (Araf; 123).
    O zaten kendi tanrısına iman etmektir. İman etmesi mi var
    adam “Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi/gözü” olduğunu iddia
    ediyor. Firavunluk eski çağların aynı zamanda çok esaslı
    bir “dinî” kurumu…
    Peki, o zaman mesele nedir?
    Mesele hangi Tanrı, hangi din meselesidir.
    Musa’nın tanrısı “Mülk Allah’ındır” diyor. Firavun ise
    tanrısı Ra adına “Mısır mülkü benim” diyor. Amon
    tapınağının rahipleri de “Evet, öyle efendimiz” diye
    fetva döşeniyor…
    Klasik zihin Mekke’de “salât eden” Ebu Cehil’de
    göremediğini “Tanrı’nın yeryüzündeki gözü/oğlu” olan
    Firavun’da da göremiyor.
    Yani ortada “iki din” olduğunu, her iki tarafında Allah,
    din, iman iddiasında bulunduğunu ve fakat birbirinin
    dinini (yolunu, söylemini, taleplerini, yaşantısını)
    reddettiklerini, arada şiddetli bir “mülk, kenz”
    tartışması olduğunu anlayamıyor.
    Bunun, bütün zamanların mülk, kenz ve temerküz karakteri
    olarak ele alınan Firavun için de geçerli olduğunu,
    esasında Firavun’un Mekke’deki Ebu Cehil, Ebu Leheb ve
    Velid bin Muğire’ye çok benzediği için sıklıkla örnek
    verildiğini fark edemiyor.
    Şu halde “Firavun” kimdir?
    Nelere sahiptir?
    Nasıl yönetmektedir?
    Ne şekilde davranmaktadır?
    İtiraz edeni ne ile itham etmektedir?
    Buradan aynı şeylere sahip olanların, aynı tarzda
    yönetenlerin, aynı şekilde davrananların ve aynı şekilde
    itham edenlerin de genetiğini çıkarmış olacağız.
    Demek ki Firavunluğun itikat/iman kategorisinde değil;
    sahip olma, yönetme, hükmetme, ekonomi-politik duruş ve
    siyasal davranış kategorisinde yaşayan bir kuramsallık
    olarak ele alınması gerekiyor.
    ***
    Önce Firavun’un sahip olduğu şeyler nelerdi onlarla
    başlayalım.
    [Firavun kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır
    mülkü benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan
    akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?"] (Zuhruf; 51).
    [Ey kavmim! Bugün yeryüzüne egemen kimseler olarak mülk
    sizindir.] (Mu’min; 29).
    Demek ki Firavun o kimsedir ki kendisini ülkenin mutlak
    sahibi olarak görür. Öyle ki tüm ülke onun mülküdür.
    Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Dilediğini ihya
    eder, dilediğini ifna eder. İstediğine verir,
    istediğinden geri alır. Demek ki Firavunluk bir ülkede
    “mülkün” ele geçirilmesi ile başlıyor.
    Peki, bu mülkten maksat nedir?
    [Firavun ‘Onları bahçelerden, pınarlardan, hazinelerden
    ve itibarlı makamlardan uzaklaştırdığımız için böyleler.’
    diyordu.] (Şuara; 57-58)…
    [Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbimiz! Gerçekten sen Firavun’a
    ve onun ileri gelenlerine, dünya hayatında nice zinet ve
    mallar verdin.] (Yunus; 88)
    Demek ki Firavun’un sahibi olmakla övündüğü “Mısır mülkü”
    ayette geçtiği gibi ırmaklar (enhâr), bahçeler (cennât),
    pınarlar (uyûn), hazineler/servetler (kunûz) ve itibarlı
    makamlar (meqâm kerîm) idi.
    Bunların bütün zamanlar için anlamı bir
    ülkenin/yeryüzünün yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yani
    tüm zenginliklerini, en itibarlı makamlarını (köşe
    başlarını, stratejik noktalarını) ele geçirmek ve geri
    kalan herkesi bundan mahrum bırakıp muhtaç duruma
    düşürerek kendinde “kenz” ve “temerküz” etmektir.
    İşte Firavunluğun başlangıç noktası budur.
    Bunun içindir ki güç bir kişide veya gurupta kenze
    (birikmeye) ve temerküze (merkezîleşmeye) başladı mı
    Firavunluk iklimine girilmiş demektir.
    Bundan sonra Firavun kenzin ve temerküzün tabiatında
    olanı yapar yani hegemonyaya yönelir. Kur’an buna
    taşmak/haddi aşmak (tuğyân), bunu yapana da taşan/haddini
    aşan (tâğût) der: [Firavun’a git, çünkü o tuğyân
    etti/tâğût oldu.] (Naziat; 17).
    Bu noktada “Lehu’l-Mülk” (Mülk Allah’ındır) ne demek
    anlaşılıyor olmalı…
    Mülkü kenz ve temerküz eder işte böyle yoldan çıkar
    Firavun.
    ***
    Madem bunlara sahip olmakla Firavunluk iklimine
    giriliyor, bakalım bundan sonra Firavun nasıl davranıyor,
    edip eyliyor.
    [Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora
    halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor,
    oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu.
    Şüphesiz o, fesat çıkaranlardandı.] (Kasas; 4)
    Demek ki Firavun, sahip olduğu mülk (bahçe, pınar,
    servet, makam) ile büyüklük taslamaya (istikbar) başlar.
    Halkı ezer, sınıflara ayırır, erkeklerine kurbanlık koyun
    muamelesi yapar, kadınlarını hayasızlığa zorlar.
    Sahip olduğu mülkü korumak ve kollamak için halkı baskı
    altında tutmak, göz açtırmamak, takip etmek, fişlemek,
    dinlemek, bölmek, parçalamak, halkın bir kısmını dili,
    ırkı, dini, mezhebi nedeniyle diğer kısmına karşı
    kışkırtmak, birini tutup diğerine vurmak, sınıf,
    hiyerarşi, kast yaratmak… Bunların hepsi “ezmek ve
    sınıflara ayırmak” olup tipik
    Firavun davranışlarıdır…
    İtiraz edeni ve başkaldıranı biçmek, öldürmek, fail-i
    meçhullere kurban etmek, ağır hapislerde süründürmek,
    genç fidanları dar ağaçlarında sallandırmak, bir kuşağı
    yok etmek, kendi evlatlarını kıyıma uğratmak, ret, inkar,
    asimilasyon politikaları uygulamak, kimlikleri ve
    kişilikleri yok saymak, babaları kredi kartı kölesi
    haline getirmek… Bunların hepsi “oğullarını boğazlamak”
    olup tipik Firavun davranışlarıdır…
    Anaları ağlatmak, nişanlıları sızlatmak, geride dul ve
    yetimler bırakmak, 12 saat çalıştırmak, asgari ücretle
    çalışan kadınları sellere kaptırmak, karnındın sıpayı
    sırtından sopayı eksik etmemek, hayasızlığa zorlamak,
    beyaz kadın tacirlerine, uyuşturucu kaçakçılarına zebun
    etmek, güvencesiz çalıştırmak, ırgat gibi koşturmak,
    bedenini kullanmak, ruhunu kirletmek… Bunların hepsi
    “kadınlarını sağ bırakmak” olup tipik Firavun
    davranışlarıdır…
    Ayrıca “oğullarını/erkeklerini boğazlamak” şu anlama da
    gelir: Firavun eril çıkışları boğazlar, öldürür. Yani
    erkekçe dik duruşları sevmez. Başkaldıranı, itiraz edeni,
    muhalif olanı boğazlar. Bu durumda “kadınlarını sağ
    bırakmak” da şu demek olur: Dişil davranışlara ses
    çıkarmaz, hayat hakkı tanır, yaşatır. Yanaşmaları,
    sokulmaları, suyuna gitmeleri sağ bırakır hatta
    ödüllendirir…
    Keza oturduğu yerden para kazanmak, emeğe, alınterine el
    koymak, başkasının sırtından zengin olmak, arsa, tarla,
    ihale, yatırım adı altında oraya buraya sahip olmaya
    kalkmak, insanların barınma ihtiyaçlarını kullanarak 30
    yıl vadeyle ev taksidine bağlamak, sonra bir gecede kiriz
    çıkarıp hepsini geri almak, sıcak para adı altında
    ülkeyle para sokup insanları iliklerine kadar faizle
    sömürmek, yılda 56 milyar dolar faiz hortumu ile
    insanların kanını emmek… Bunların hepsi “fesat çıkarmak”
    olup Firavun-Karun ikilisinin banka-borsa-tahvil üç kağıt
    fasadına denir. Kur’an’da fesat sanıldığının aksine sahip
    olmak (mülk) yani ele geçirmek ile ilgilidir…
    Halkını sınıflara ayırır, yaşatır, öldürür, zebun eder
    işte böyle yürütür mülkünü Firavun.
    ***
    Firavun bunları yaparken hep dini diyaneti kullanır.
    [Firavun, ‘Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir
    ilâhınız olduğunu bilmiyorum. Ey Hâmân! Benim için bir
    ateş yakıp tuğla pişir de bana bir kule yap! Belki
    Mûsâ’nın ilâhına çıkar bakarım (!)] (Kasas; 38)
    Görüldüğü gibi Firavun kendine “ilah” diyor. Sahip olduğu
    mülk (bahçe, pınar, servet, makam) ile büyüklük taslıyor
    ve yıkılmaz bir güce sahip olduğunu düşünüyor.
    Demek ki, esasında, Kur’an’ın “ilah” dediği gökte uyduruk
    tanrılar veya yerde cansız, tahtadan taştan putlar
    değildir. Kur’an’ın “ilah” dediği mülkü ele geçirmiş,
    kenz ve temerküz sahibi içimizden birileri yani
    insanlardır.
    Bunlar mülkü (bahçe, pınar, servet, makam) ele geçirir,
    kenz ve temerküz eder, tabiatı icabı da hegemonyaya
    (tuğyan) yönelirler. Bununla halkı ezer, sınıflara
    ayırır, oğullarını boğazlar, kadınlarını sağ bırakır ve
    fasat çıkarırlar. İşte buna Kur’an ilahlaşmak diyor.
    Bu noktada “Lailahe illallah” (Allah’tan başka ilah
    yoktur) ne demek anlaşılıyor olmalı…
    Sonra Firavun, Hâmân (din adamı) ile de halka kumpas
    kurar. Ondan Musa’nın itiraz ve isyanı karşısında halkı
    afyonlayacağı bir uyuşturucu ister. “Bana ateş yak, tuğla
    pişir, kule yap” der. Bununla Musa’nın tanrısına
    çıkacaktır. Yani Musa’nın tanrısından aldığı şeylerin bir
    benzerini getirecektir. Ancak bir farkla ki onda
    Tanrı’nın Firavun’un yanında olduğu, Firavun’a (ulu’l-
    emre) itaatin farz olduğu, Musa’nın isyankar, ihtilalci
    ve servet düşmanı olduğu yazılı olacaktır. Çünkü Musa’ya
    karşı koymanın en etkili yolu onun konuştuğu kaynaktan
    (Allah, din) konuşmaktır. Hâmân’ın ateş yakması, tuğla
    pişirmesi ve kule yapması bu demektir…
    Din adamına fetvayı verdirtir, halkı işte böyle uyuşturur
    Firavun.
    ***
    Firavun muti kullarına bol rızık dağıtır, ödül verir.
    [Sihirbazlar Firavun’a geldi ve ‘Eğer yenersek ödül var
    mı?” dediler. Firavun, “Evet, en yakınlarımdan
    olacaksınız.’ dedi.] (Araf; 113-114)
    Görüldüğü gibi Firavun “sihirbazları” ile de halka kumpas
    kurar.
    Sihirbazlarına (göz boyacılarına, yandaşlarına,
    şaklabalanlarına) muhalefete karşı başarılı olurlarsa
    ödül vadeder. Bu ödül ise onları en yakınlarından
    yapmaktır. Yani yükselmeleri, kariyer yapmaları, iyi para
    kazanmaları, yönetimin gözdesi haline gelmeleri, en iyi
    makamlara yükselmeleri, birinci halka içinde yer
    almaları, majestelerinin uçağına binebilmeleri vs.dir.
    Bunun karşılığı olarak iyi göz boyamaları, yeni numaralar
    icat etmeleri, toz pempe tablolar çizmeleri, her şeyi iyi
    gidiyor göstermeleri, muhalefet edene iyi vurmaları,
    deşifre etmeleri, andıçlamaları, çok iyi teoriler
    yazmaları, kalemlerini, köşelerini, ekranlarını çok iyi
    kullanmaları yani asalarını yılana çevirebilme başarısını
    çok iyi göstermeleri gerekir.
    Sihirbazına tasmayı takar, işte böyle kendisi için
    havlatır Firavun.
    ***
    Firavun için önemli olan bir şeyin yapılması değil;
    yapılırken “kendisinden izin alınması”dır.
    [Firavun dedi ki: ‘Ben size izin vermeden ona iman
    ettiniz ha! Bu açıkça, kendi ülkemde halkı benden
    koparmak için kurulmuş bir tuzaktır. Göreceksiniz!]
    (Araf; 123).
    Görüldüğü gibi Firavun otoriter olduğu gibi totaliterdir
    de. Her şey için ondan izin alınmalıdır. Kuşlar bile
    uçarken ondan izin almalıdır. Memlekete komünizm lazımsa
    onu da o getirecektir. Ondan habersiz bir şey düşünmeye,
    bir karar almaya, bir eylem planlamaya gerek yoktur. Her
    şeyi zamanı geldiğinde o düşenecek ve yapacaktır. Bize
    düşen dinlemek, itaat etmek, gözlerimizi Firavun’dan
    ayırmadan, o ne yöne esiyorsa o yönde hizalanmaktır.
    Zatını aleme çok lazım sanır, işte böyle herkesi kör,
    sağır ve dilsiz eder Firavun.
    ***
    Ve gün olur asra bedel bir “uyarıcı, elçi” Firavun’un
    karşısına dikilir. Firavun ve âvanesinin ithamları
    sıradan mı sıradan, klasik mi klasiktir:
    [Firavun dedi: ‘Seni biz küçük bir çocuk olarak alıp
    aramızda büyütmedik mi? (Şuara; 18)… Firavun’un kavminden
    zenginlikten şımarmış ileri gelenler dedi ki: ‘Bu adam
    usta bir sihirbazdır. Sizi yerinizden çıkarmak istiyor.
    (Araf; 109-110)… Firavun ‘Bu size gönderilen elçiniz
    mecnundur” dedi] (Şuara; 27)… Bu iki sihirbaz,
    sihirleriyle sizi yerinizden etmek ve rejiminizi yıkmak
    istiyor.] (Taha; 63).
    İtiraz, isyan ve uyarı önce görmemezlikten gelinir. (Musa
    Mısır’a geldiğinde iki yıl saraydan randevu
    verilmemişti). Derin bir sessizlik ve kale almama
    pozlarına bürünülür…
    Sonra başa kakma, ardından alay…
    Ve ithamlar başlar: Sihirbaz, mecnun, yalancı…
    “Sihirbaz” yalanları ortaya çıkaran, sahtekarlığı deşifre
    eden manasındadır. Elçilerin sihirbazlıkla suçlanması,
    şapkadan tavşan çıkardıkları için değildir. Firavun ve
    kavmin zenginlikten şımarmış ileri gelenleri (mele-i-
    mütref), halkın “kendilerinden izin almadan” nasıl olup
    da bu “saçma sapan” sözlere rağbet ettiğini anlayamaz ve
    büyülenmiş/kandırılmış görürler. Kurdukları yalan dolan
    düzenini deşifre ettikleri, sahtekarlıklarını ortaya
    döktükleri için de elçileri sihirbazlıkla suçlarlar.
    “Mecnun” ise delice sözler söyleyen, aklı başında
    konuşmayan, “reel-politiğe” uygun olmayan, akıntıya kürek
    çeken, uygulanabilirliği olmayan laflar edip duran,
    Firavunu kızdıracak, majestelerini rahatsız edecek sözler
    eden manasındadır.
    Ayette geçen “Yerinizden sizi çıkarırlar/çıkaracaklar”
    (yuhricâkum min arzıkum) tabiri “Sizi koltuğunuzdan
    edecekler, iktidarınızı elinizden alacaklar, buralardan
    sürüp çıkaracaklar, devirecekler” manasına geliyor. Keza
    “Örnek/üstün yolunuzu giderirler/giderecekler” (yezhebâ
    bitarîgatikumu’l-müslâ) tabiri de “Kurduğunuz herkese
    örnek ve üstün yolunuzu/sisteminizi/rejiminizi
    giderecekler, yıkıp çökertecekler” manasındadır. “Müsla”
    kelimesi örnek, üstün, ideal anlamına geliyor. Put,
    heykel (temâsil) kelimesi de bu köktenden. Bu durumda
    “Putlarınızı yıkacaklar, heykellerinizi devirecekler”
    manasını da zımnen içerir…
    İtirazı hiç sevmez, muhalefetten nefret eder, isyan
    karşısında panikler ve işte böyle itham eder Firavun.
    ***
    Tanıyın bunları.
    Dinî, millî, ilmî, siyasî, iktisadî ve ictimaî “kenz” ve
    “temerküzün” olduğu yerde görülür.
    Yeri, zamanı, mekanı, dini, mezhebi, ırkı, milliyeti
    yoktur.
    Kitab’ın en güncel, en yaşayan karakterlerinden
    birisidir.
    Kur’an’da tam 74 kez geçer.

    R.İhsan ELİAÇIK''

    Saygılarımla
    Galip Yetkin.
  • merdem
    Uzman Üye
    • Nov 2012
    • 1364

    #2
    Iki Kelimelik Kur'an

    Iyi güzel hos da, bazen insani derin derin düsündürüyor, neden Kur'an 23 sene gibi uzun bir zamanda indirildi diye.

    Ihsan hocamizin izah sekillerine baktigim zaman, icimden gecirdigim su oluyor: Rabbimiz neden o kadar uzun bir zamanda ve bir sürü sayfalar kaplayacak sekilde indirdi Kur'ani acaba, iki kelime de yeterli gelebilirdi herkesin anlayabilecegi bir bicimde MALINI PAYLAS. Anlayisi kit olan da anlardi amacin ne oldugunu.

    O kadar sikintilara, savaslara hic lüzum kalmazdi. Musa peygamberin 10 emri de eklenince her sey halledilmis olur zaten, onca mezheplerin ortaya cikmasiyla insan da dinden cikmaz olurdu.

    E öyle ya, namaz kilmissin oruc tutmussun hacca gitmissin, malini paylasmadiktan sonra her ibadetin bosa gider.

    Carsaflara, salvarlara, tepihlere bürünüp günün 24 saati senenin 365 günü LA ILAHE ILLALLAH demissin hepsi bos, cünkü yanisira malini paylasmadin.



    Firavun dahi ben ilahim diye bangir bangir bagiriyor, sanki elinin altindakileri milleti ile paylasmis olsaydi, Rabbimiz aferim diyecek ve onu affedecek bizlere örnek mi gösterecekti.

    Herifcioglu düpedüz ben ilahim diyor, benden izinsiz hic bir sey yapilamaz diyor, istedigimi hayatta birakir istedigimi öldürürüm diyor, bunun yanisira birazcikda mal dagitmis olsa ortalik bayram yerine mi dönecekti?

    Bir cok ayetlerde "Allah'i bilerek inkar edenler..." le ifade edilen satirlar var, acaba o inkar edenler mallarini paylasmayanlar midir?

    Din kavgasi degilde nedir mesele? Fuhus yoluyla, kumarla, hirsizlikla kazanilan mal ve mülkten dagitildiginda marifet mi olacak?

    Hic bir mali olmayan nasil cennetlik olacak? Yoksa onlar insan olarak sayilmayacakmi?

    Islam dininde her sey madde ile basliyor ve madde ile mi bitiyor, manevi hic bir anlam yokmu?

    Hatta ve hatta en basta Ademoglunun yaratilisiyla MALINI PAYLAS slogani alinlara daglanmis olsa hersey bastan halledilmis olurdu. Belki de ahirette alinlarda bulunacak bu yazi. PAYLASANLARDANDI.

    Ihsan Eliacik, Edip Yüksel ile bir videoda bir ücüncü sahisin tepkisini simdi daha iyi anliyorum. Demistiki: Yalniz infak olarak anmayin Islam'i, bir eksiklikler oluyor.

    Arapcam hic yoktur, ama benim icin Kur'an cok seyler ifade ediyor. Agirligimi bir noktaya vermiyorum. Yoksa tüm anlami bozuluyor. Nasil ki hava, su, toprak ve ates bizler icin vazgecilmez unsurlardan ise, hayat icin ne kadar lüzumlu iseler, Kur'an in da tüm ayetleri öylesine lüzumludur hayatimiz icin.

    Haniflik, iman, temizlik, infak, güzel ahlak dört unsur gibi bir arada degerlendirilirse bir anlami olur. Aynen kadin erkek, hür köle arasindaki saglanmasi gereken harmoni gibi.

    Hepimiz birimiz icin birimiz hepimiz icin.

    Comment

    • merdem
      Uzman Üye
      • Nov 2012
      • 1364

      #3
      Her seyden evvel insanoglunun Allah'in TEK'ligini idrak etmesi ve kendisini Rabbine yöneltmesi gerekmezmi. Böylece Nuhu'un gemisine binmis ve Ibrahim Peygamberin milletine kayit olur.

      Böylece insanoglu Rabbinin korunmasi altina girer, üstüne düsen vazifeleri halletmesi insanogluna agir gelmez.

      Evet, her seyin basi saglam ve sasilmaz bir imandir.

      Rabbine siginan bir insan nasil olur da ben ilahim ayaklarina gider? Ancak gercek YARADAN'a iman etmeyenler kendilerini ilah eder.

      Ancak egoist bir yaratik bu benim bilgimle, bu benim kuvvetimle elde ettigimdir diyebilir. Haddini bilen birisi o nimetlerin SAHIBI'ni zaten idrak etmistir. Yasadigi müddetce o nimetlerden faydalanir ve faydalandirir.

      Hakiki iman sahipleridir neyin ne zaman ve nasil paylasilmasi lazim geldigini idrak edenler.

      Allah TEK'tir diyenler ve O'na siginanlar ne olursa kim olursa olsun MÜMIN degillermidir? ISLAM'in korumasi altina girmemislermidir?

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #4
        Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

        Bugün "Ben müslümanım" diyen kime sorarsanız sorunuz cevabı "Allah tektir." olacaktır. Ancak sıra Allah'ın Rabliğini kabullenmeye geldiğinde ulaşacağımız sonuç çok farklı olacaktır.

        Allah Resulunun İslamı tebliğ ettiği toplumun hemen hepsi "Allah tektir." diyen insanlardan oluşuyordu. Ancak müşriklikten de asla geri kalmıyorlardı. Allah'ın Rabbliğini asla kabullenmek istemiyorlardı. Yaşamlarının tek gerçeği "zulüm" üzerine olmalarıydı.

        Kur`an`daki “مولى Mevlâ” kelimesi ile eş anlamlı olan "الرّب Rabb", şu özellikleri taşır:
        1. Rabb; emri, kudreti altında bulunan bir şeyin yegâne sahibi ve yöneticisi olup, her şey üzerinde kendi isteği ve ilmine uygun olarak tasarrufta bulunandır.
        2. Rabb; kendisine itaat edilerek boyun eğilecek, emirlerine uyulup, yasaklarından uzak durulacak yegâne, tek efendidir.
        3. Rabb; her şeyi düzelten, sivrilikleri çıkıntılıkları tesviye eden, yaratılışı tam bir şekilde hâlden hâle geçirerek düzenleyen, arıtıp saflaştırıp olgunlaştıran, ıslah eden, terbiye edendir.
        Özetle Rabb; “terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak bir takım hedeflere götüren, tekâmülü programlayıp yöneten” demektir.

        Değerli Kardeşim.

        Sancısını çektiğimiz en büyük illet şirk illetidir. Şirk, sözlükte; mülk ve saltanatta ortaklık demektir. Dinî açıdan ise; Allah`ın yetki ve imtiyazlarından, zatî ve sübutî sıfatlarından, en güzel isim ve sıfatları arasında yer alan sıfat ve tasarruflarından birinin ya da bir kaçının, Allah`tan başka somut ya da soyut herhangi bir şeye yakıştırılması, verilmesi ya da uyarlanmasıdır.

        Nerede zulüm varsa orada mutlaka müşriklik hüküm sürüyordur.

        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
        Allah'a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • merdem
          Uzman Üye
          • Nov 2012
          • 1364

          #5
          Degerli Dost1 Kardesim,

          Allah Resulunun İslamı tebliğ ettiği toplumun hemen hepsi "Allah tektir." diyen insanlardan oluşuyordu. Ancak müşriklikten de asla geri kalmıyorlardı. Allah'ın Rabbliğini asla kabullenmek istemiyorlardı. Yaşamlarının tek gerçeği "zulüm" üzerine olmalarıydı.

          Allah Tek tir diyen ama O'nun Rabbligini kabullenmeyen kimi ALLAH diye nitelendiriyor acaba?

          Düpedüz ALLAH'i inkar ediyorlar desek daha dogru olmazmi?

          Şüphe yok ki Allah benim de Rabbimdir, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse, ona ibadet edin. İşte bu doğru yoldur. 3 / ÂLİ İMRÂN - 51

          1. inne allâhe : muhakkak ki Allah
          2. rabbî : benim Rabbim
          3. ve rabbu-kum : ve sizin Rabbiniz
          4. fa'budû-hu : o halde O'na kul olun
          5. hâzâ : bu
          6. sırâtun mustakîmun : Allah'a ulaştıran yol


          Bir isci ben bu isyerinde calisiyorum ama is yerinin sahibi benim sefim degildir,
          Beni bu kadin dogurdu ama o benim annem degildir,
          Ben bu okulda bu sinifta ders aliyorum ama beni ögreten benim ögretmenim degildir,
          Ben bu binada oturuyorum ama ev sahibi degildir kirayi ödeyecegim denilebilinirmi?

          Allah da benim Allah'imdir ama benim Rabbim degildir ?!?!?! denilirmi?

          Allah Tek'tir denilecek ama Rabbligi kabul edilmeyecek.

          Sirkin daniskasina katilanin Allah'i olurmu?



          Selam ve dua ile.

          Comment

          • ates demir

            #6
            Şirk koşmadan günah işlenemez.
            İşte bu yüzden olsa gerek benim içinde günahsız geçirdiğim her gün bayramdır bana.
            Hem Rabbim Allahtır diyeceksin hemde vahye kulağını tıkayıp iblisinin işaret ettiği bencillik yolundan gideceksin. Şirk bu değilse nedir?
            Sizi doğruya kılavuzlayan herzaman ve her şartta doğruya kılavuzluyor. Sizi doğru yoldan saptırmak isteyen her şart ve zamanda sizi yanlışa kılavuzluyor. Fıtratınızı keşfedin. Ateşi de toprağı da suyu ve havayıda içeren sizsiniz. 4 element sizsiniz. İnsan.
            İslam dini fıtrat dini.
            Rum 30; bence defalarca okuyun.
            Bugün benim için 1 değil 2 kere bayram
            Selametle
            Last edited by Misafir; 25. April 2013, 11:18 PM.

            Comment

            • dost1
              Site Yöneticisi
              • Sep 2008
              • 1905

              #7
              Selamun Aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

              Allah'ın Hakk Dininin dışında bir dini benimseyen insanlar müşriktirler.
              Kur'an okumayanların şirki anlamaları o kadar zor kılınmıştır ki, Emevilerin yaptığı en büyük zulümlerden birisidir bu. İnsanlar şirki bilmeden tevhidle avunsunlar dursunlar. Zümer suresi baştan aşağı şirk ve tevhide vurgu yapar. İnşaAllah geniş bir zamanda daha detaylı değerlendirenlerden oluruz.
              Lütfen bir Allah'ın Hakk dinine bakınız bir de "Elhamdülillah müslümanım." diyen insanların "din" diye yaşadıklarına bakınız.

              Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
              Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
              Sevgi,saygı ve muhabbetle.
              Allah'a emanet olunuz.
              Halil Ay

              Comment

              • mustafabey
                Katılımcı Üye
                • Aug 2012
                • 92

                #8
                Allaha iki yol gider, bunlardan birincisi rahmani, ikincisi de şeytanidir.
                Bilgisizliğin olduğu yerde şeytan hakimdir. Şeytan insanı ateşe çeker.
                Bilginin olduğu yerde ilmetme, öğrenme, Allaha yönelme, akla sahip olma vardır.

                Rahmani yol insanı aydınlığa, din gününe ulaştırır.
                Şeytani yol insanı karanlığa çeker, dinin karanlık yönüne çeker. (buda karanlık din)

                Her yol Allaha gider ama rahmani, ama şeytani, tercih etmek için bilmek öğrenmek lazım.


                Herkes lafta sözde iman ediyorum der, iman lafta olmaz. Söylediklerimizin anlaşılması çözülmesi ile olur. Ezbere taklitle iman olmaz. İman akletme ile olur.


                Şeytan insana vesvese verir, insanı hayale çeker, ömürden çalar.



                Toplumun genelinde bir akıl oluşmadığı için gidilen akıl yolu değildir. Cahil insanlardan oluşan, atalarının izinden giden, doğruyu dokuz köyden kovan bir topluluğun gittiği yol akıl yolu değildir. Karanlık dinde insanlarda istek ve arzular hakimdir, insanlar hayalle yatıp kalkarlar, duyguların esiridirler. Akıl denince bizdeki gibi toplumlarda suya götürüp susuz getiren, menfaatini iyi güden anlaşılır. Bun aklın dinde bahsedilen akılla bir alakası yoktur.
                Akıl Allahın insana verdiği en büyük lutufdur, insanı insan yapan en önemli değerdir.



                Rabbin hükümleri geneldir, evrenseldir, her anlayışa hitap eder. Mesala firavunun koyduğu hükümler, kendi çıkarını gözetmek için kurduğu düzeni sağlamak içindir. Din adına fetva verilmiş toplumda doğru zannedilen ama genele, evrensele, yani Rabbin hükümlerine uymayan görüşlerin, anlayışların insanları götüreceği yer ateştir.


                Rabbin hükümlerine uyan onu anlayanlardır.
                Rabbin hükümlerine uymayanlar onu anlamayanlardır.
                Ateş halkı ile cennet ehli birbirinden ayrılmışlardır.



                İki türlü ayet vardır; bir Allah adına indirilen ayetler, ikincisi Allahın yarattığı ayetlerdir.
                Yaratılan ve yaratılmaya devam eden ayetlerin insanlara tebliğ edilmesi için insanların anlayacağı bir düzeye indirilerek kelimelere dökülmesi okunması işini resuller yerine getirmiştir. İnsanlara bir öğüt , doğru yola girmeleri için rehber, uyarıdır. Bize kadar ulaşmış yazıt edilmiş Kurandaki ayetler üzerinde düşünerek, aklederek, arayarak, mücadele ederek, doğru yola girmek için İNSAN olmak için çabalamalıyız. Kendimize her zaman sormalıyız, acaba ben doğru yolda mıyım? Akıl yolunda mı ilerliyorum? Kendimizi her zaman yoklamalıyız, bir hesaba çekmeliyiz!


                Çabalamazsak, içimizdeki firavun halihazırdaki düzenini karanlık dinini bizde kurar, toplum olarak bizde istek ve arzularımızın peşinde koşar, hayallerle yaşar, duygular içinde boğulup gideriz. Bunu da din zannederiz.


                Rabbin hükümleri apaçık bir kitapta, yaratılan ayetlerde yazılmıştır, yazılmaya devam edilmektedir. Allahın yaratma sıfatı her şeyde kendini göstermektedir. Delili görmek için yaradılan her şeye bakmak, incelemek, anlamaya çalışmak, ilmetmek lazım gelir. Hiç cahille ilmeden bir olur mu? Yoksa hep karanlıkta, gecede kalırız. Gün Aydınlanana kadar, şafak açılana kadar gece yolculuğuna devam….
                Last edited by mustafabey; 26. April 2013, 03:22 PM.

                Comment

                • ates demir

                  #9
                  Gün aydınlanana kadar, şafak sökene kadar gece yolculuğuna devam.
                  Gündüzün beyaz ipliğinin gecenin siyah ipliğinden net olarak ayırt edildiği ana dek gece yolculuğuna devam.

                  Comment

                  • galipyetkin
                    Uzman Üye
                    • Sep 2011
                    • 1389

                    #10
                    Yazmamak için direndim. Ama olmuyor. Yazsam küçük hanım darılıyor; yazmasam hataya ortak oluyorum.
                    "(herkesin anlayabilecegi bir bicimde MALINI PAYLAS. Anlayisi kit olan da anlardi amacin ne oldugunu.) (Hatta ve hatta en basta Ademoglunun yaratilisiyla MALINI PAYLAS slogani alinlara daglanmis olsa hersey bastan halledilmis olurdu. Belki de ahirette alinlarda bulunacak bu yazi. PAYLASANLARDANDI.)" demiş. Hayır.

                    Olması gereken "zorunlu ihtiyaç fazlasını infak et". Yani "kenz"e olanak yok. Yukartıdaki ifade ise Allah'ın/toplumun malını mülkünü sahiplenmektir.

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin.
                    Last edited by galipyetkin; 24. April 2017, 10:54 PM.

                    Comment

                    • merdem
                      Uzman Üye
                      • Nov 2012
                      • 1364

                      #11
                      galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                      Yazmamak için direndim. Ama olmuyor. Yazsam küçük hanım darılıyor; yazmasam hataya ortak oluyorum.
                      "(herkesin anlayabilecegi bir bicimde MALINI PAYLAS. Anlayisi kit olan da anlardi amacin ne oldugunu.) (Hatta ve hatta en basta Ademoglunun yaratilisiyla MALINI PAYLAS slogani alinlara daglanmis olsa hersey bastan halledilmis olurdu. Belki de ahirette alinlarda bulunacak bu yazi. PAYLASANLARDANDI.)" demiş. Hayır.

                      Olması gereken "ihtiyaç fazlasını infak et". Yani "kenz"e olanak yok. Yukartıdaki ifade ise Allah'ın/toplumun malını mülkünü sahiplenmektir.

                      Saygılarımla.
                      Galip Yetkin.
                      Sonunda yazip ta rahatladiysaniz mesele yok degerli Galip Agabeyim. Kücük hanim darilir diye de yazmamazlik etmeyin üzülürüm.

                      anladik iste ayaklarimi yere vurup israr etmiyorum.

                      Selam ve dua ile.

                      Comment

                      Working...