Ölümden sonra hayat var mı?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • hiiic
    Uzman Üye
    • Mar 2010
    • 1980

    #31
    sıkışınca küsüyor bu,,,

    tambi değirmen usulu, dön dön yine aynı yerdesin,,, işte sizin yolda böyle dön dön yine aynı yer... bozuk plak gibi hep aynı, sonsuza dek gider bu,,, cennette boş söz yok dedikleride bu işte..

    Comment

    • FEDAKARADAM
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 418

      #32
      KABİR AZABIYLA İLGİLİ MÜTEVATÜR HADİSLER

      Ebû Hureyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
      Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
      “Sizden biriniz veya ölü kabre konulunca simsiyah mavi gözlü iki melek ona gelir onlardan birine münker diğerine nekîr denilir. O iki melek şöyle derler:
      Bu Muhammed denilen adam hakkında ne dersin? O kimse ise ölmeden önce söylediğini aynen tekrar ederek: O Allah’ın kulu ve Rasûludür. Ben şehâdet ederim ki Allah’tan başka gerçek ilah yoktur. Muhammed’de onun kulu ve elçisidir. O iki melek derler ki: Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk. Sonra o kabir yetmiş arşın kadar genişletilir ve aydınlık hale getirilir ve rahatça yat uyu burada denilir. O kimse bu durumu benim aileme dönüp haber verebilir miyim? Deyince o iki melek; gelin güvey gibi rahatça uyu gelin güveyi olan kimseyi ailesinden en çok sevdiği kimse uyandırır derler. O kişi o kabirde mahşer için diriltilinceye kadar rahat rahat uyur.

      O kabre konulan kimse münafık ise Muhammed (s.a.v.) hakkında sorulan soruya; İnsanların peygamber dediklerini duydum bende aynen öyle söyledim, gerçek midir? değil midir? bilemiyorum diyecek. Bunun üzerine o iki melek; senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler. O kabre, sıkıştır onu denilir, kabirde onu sıkıştırır da kaburga kemikleri yerlerinden oynar. Allah onu böylece mahşer günü uyandırıncaya kadar azab etmeye devam eder.”
      (Nesâî, Cenaiz: 114; Buhârî, Cenaiz: 86)

      * Bu konuda Ali, Zeyd b. Sabit, İbn Abbâs, Berâ b. Âzib, Ebû Eyyûb, Enes, Câbir, Âişe, Ebû Saîd’den de kabir azabıyla alakalı hadis rivâyet edilmiştir.

      İbn Ömer (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:
      Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
      “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir.”
      (Buhârî, Cenaiz: 89)

      * Tirmîzî: Bu hadis hasen sahihtir.

      el-Berâ b. Âzib -Radıyallahu anh-dan rivayete göre o şöyle demiştir :
      Mümin kula :
      Ona iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da: Rabbim Allah’tır der, dinin nedir? diye sorarlar. O da, dinim islam’dır der. Ona, şu aranızda peygamber olarak gönderilen adam nedir? diye sorarlar, o da: O Allah’ın Rasûlüdür, der. Yine iki melek ona: Senin bilgin nedir? diye sorarlar, o: Ben Allah’ın Kitabını okudum, ona iman edip tasdik ettim. Bunun üzerine sema’dan bir münadî; Benim kulum doğru söylemiştir, ona cennetten bir döşek yayınız ve ona cennetten bir kapı açınız, diye seslenir. Bunun üzerine cennetin hoş ve güzel kokuları ona gelir ve gözünün alabildiği kadar bir mesafe kabrinde ona genişlik verilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu bir adam ona gelir. Bu adam ona: Seni sevindirecek şeylerin müjdesini sana veriyorum. İşte bugün sana vadolunan gündür, der. Ona: Sen kimsin? Yüzün hayır ile gelen kimsenin yüzüne benziyor, diye sorar. Ona, ben senin salih amelinim der. Bu sefer o kişi: Rabbim kıyameti kopart ki ben de aile halkımın yanına ve malıma geri döneyim, diye yakarır.

      Kafir Kula :
      Yanına iki melek gelir, onu oturturlar ve ona Rabbin kimdir? derler. O da; hah, hah bilmiyorum der. Bu sefer ona: Aranızda peygamber olarak gönderilen bu adam ne idi? derler. O yine, hah, hah bilemiyorum der. Bunun üzerine semadan bir münadî: O yalan söyledi. Ona cehennemden bir döşek yayınız ve ona cehennem ateşine giden bir kapı açınız, diye seslenir. Cehennemin o yakıcı ve kavurucu sıcağı ona gelir. Kabri üzerine öyle bir daralır ki kaburga kemikleri birbirine girer. Son derece çirkin yüzlü, çirkin elbiseli, pis kokulu bir adam ona gelerek; Senin hoşuna gitmeyecek şeyleri müjdelemeye geldim. İşte (dünyada iken) sana vadolunan günün budur, der. Sen kimsin? diye sorar. Senin yüzün kötü şeyler getiren birisinin yüzüne benzer, der. O da: Ben senin kötü amelinim, der. Bu sefer o kimse: Rabbim kıyameti kopartma! der.
      Musned, IV, 287, 295-296; Ebû Davûd 4753./ Bu hadisi İmam Ahmed ve Ebu Davud rivayet etmişlerdir. Nesaî ve İbn Mace onun baş taraflarını rivayet ettikleri gibi, Hakim ile Ebu Avane el-İsferayinî, Sahih’lerinde ve İbn Habban da rivayet etmiştir.

      Bütün ehl-i sünnet ve hadis ehli bu hadisin gereğini kabul etmişlerdir. Bu hadisin Sahih(-i Buharî)de de destekleyici rivayetleri vardır.


      عن عائشة عن النبي صلى الله عليه وسلم قال : ان للقبر ضغطة ولو كان أحد ناجيا منها نجا منها سعد بن معاذ
      { …. Aişe r.a dan. Rasulullah s.a.v buyurdular ki :
      Muhakkakki kabrin bir sıkıştırması vardır. Eğer ondan kurtulacak olan olsaydı, Sa’d bin Muaz olurdu. }
      AHMED : 6 / 55 – 23762.N , HEYSEMİ : 3 / 46 – 4255.N , S.SAHİHA : 1695.N

      { … Enes İbni Malik r.a dan :
      Peygamber s.a.v buyurdular ki :
      Eğer ölülerinizi defnetmeme endişesi olmasaydı, kabir azabından sizlere işittirmesi için muhakkak Allah’a dua ederdim. }
      MUSLİM : 8.C.2868.N , AHMED : 6. 21149 , İBNİ EBİ ASIM ES-SÜNNE : 868.N , İBNİ EBİ ŞEYBE MUSANNEF : 3/373


      { … İbni Abbas r.a şöyle demiştir :
      Peygamber s.a.v iki kabrin üzerine uğradı da :
      - Bu iki kabrin içerisindekiler muhakkak ki azab olunuyorlar. Halbu ki büyük bir şeyden dolayı da azab olunmuyorlar,buyurdu. Sonra da :
      - Bunlardan birisi koğuculuk ederdi, diğeri de idrarından sakınmazdı, buyurdu.

      Ravi dedi ki : Bundan sonra rasulullah s.a.v bir yaş çubun aldı,onu iki parçaya böldü, sonra o parçalardan her birini bir kabrin üzerine dikti. Sonra da : Bunlar yaş kaldıkları müddetçe umulur ki bu kabir sahiplerinden azab hafifletilir, buyurdu. }
      BUHARİ : 3.C.1300.S , İBNİ MACE : 1.C.347.N ,MUSLİM : 1.C.292.N


      ﴿ سُؤَال الَمَلَكَيْنِ الْمَيِّتِ فِي الْقَبْرِ وَهُوَ فِتْنَتُهُ ﴾

      “İki meleğin, kabirde, ölüye sorguya çekmesi ve bunun, ölü için bir fitne olması ile ilgili hadisler"
      Bu iki melek, insanlara, bilmedikleri ve görmedikleri bir şekilde göründüklerinden “Münker” ve “Nekir” isimleriyle isimlendirilmişlerdir.

      Konu ile ilgili hadisler için : Buhârî, Cenaiz 66, 85, 86, Meğazi 44; Muslim, Küsuf 3, Cennet 70 (2870), 73 (2871); Ebu Dâvud, Cenaiz 72, Sunnet 27; Tirmizî, Cenaiz 70; Nesâî, Cenaiz 109-110, 113, 115; İbn Mâce, Zuhd 32; Musned: 2/146, 172, 3/3, 4, 126, 233-234, 346, 4/63, 139-140, 352, 6/252; Taberânî, el-Kebir, el-Evsat; Hâkim, Mustedrek, 1/370; Bezzâr; Beyhakî, Kitabu azabi’l-kabr, s. 21, 26, 38; İbn Ebi Dunya; İbn Ebi Hâtim


      Suyûtî (ö. 911/1505) “el-Ezhâr”da bu hadisi şu yollardan getirmiştir:

      1.Enes
      2.Esmâ’ bint. Ebi Bekr
      3.Amr ibnu'l-Âs
      4.Berâ’ b. Âzib
      5.Hz. Osmân
      6.Ebu Hureyre
      7.Câbir b. Abdullah
      8.Abdullah ibn Amr
      9.Ebu Saîd el-Hudrî
      10.Hz. Aişe
      11.Abdullah ibn Abbâs
      12.Abdullah ibn Mes’ud
      13.Hz. Ömer
      14.Ebu’d-Derdâ’
      15.Ebu Râfi’
      16.Ebu Musa el-Eş’arî
      17.Atâ’ ibn Yesâr (mürsel olarak)
      18.Temîm ed-Dârî
      19.Ubâde b. es-Sâmit
      20.Beşîr b. Ekâle
      21.Ebu Umâme
      22.Sevbân
      23.Hamza b. Hubeyb (mursel olarak)
      24.Abdullah ibn Ömer
      25.Muâz b. Cebel
      26.Ebu Katâde
      Toplam, 26 kişi.
      Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

      Comment

      • FEDAKARADAM
        Uzman Üye
        • Dec 2010
        • 418

        #33
        Suyûtî (ö. 911/1505) “Şerhu’s-Sudûr”da aynen şöyle der:
        “Kabrin fitnesi, iki meleğin (ölüyü) sorguya çekmesidir. İki meleğin kabir de ölüyü sorguya çekmesi ile ilgili Enes, Berâ’ b. Âzib, Temîm ed-Dârî, Beşîr b. Ekâle, Sevbân, Câbir b. Abdullah, Abdullah ibn Revâha, Ubâde b. es-Sâmit, Huzeyfe, Hamza b. Hubeyb, Abdullah ibn Abbâs, Abdullah ibn Amr, Abdullah ibn Ömer, Abdullah ibn Mes’ud, Hz. Osmân, Hz. Ömer, Amr b. el-Âs, Muâz b. Cebel, Ebu Ümâme, Ebu’d-Derdâ’, Ebu Râfi’, Ebu Saîd el-Hudrî, Ebu Katâde, Ebu Hureyre, Ebu Musa el-Eş’arî, Esmâ’ bint. Ebi Bekr, Hz. Aişe’den naklen gelen hadisler, tevatürdür.”
        Suyûtî, bu sahabilerin naklettiği hadislerin hepsini (bu kitapda) aktarmıştır. Dolayısıyla da (bu konuda daha geniş bilgi için) bu kitaba bakabilirsiniz.

        İbn Teymiyye (ö. 728/1327) ise ‘ölünün, meleklerin; Rabb, Din ve Peygamber ile ilgili sorularına cevap vermesi şeklinde meydana gelecek kabir fitnesi’ hakkında aynen şöyle der:
        “Bu fitne hususunda Berâ’ b. Âzib, Enes b. Mâlik, Ebu Hureyre ve daha bir çoklarının, Hz. Peygamber (s.a.v)’den naklettiği hadisler, tevatürdür.”

        İbn Kayyim (ö. 751/1350) “Kitâbu’r-Rûh”da derki:
        “Kabir azabı ve Münker ile Nekir adlı meleklerin (kabirde ölüyü) sorguya çekmesi ile ilgili Hz. Peygamber (s.a.v)’den gelen hadisler, pek çok olup (bunlar) mütevatirdir.”
        Daha sonra İbn Kayyim, bu hadislerin bir kısmını nakletmiştir. (Bu konuda daha geniş bilgi için) bu kitaba da bakabilirsiniz.

        Zebîdî “Şerhu’l-İhyâ’”da derki:
        “Kabir fitnesiyle ilgili hadisler, tevatürdür.”
        Daha sonra Zebîdî, bu hadisleri rivayet eden 25 sahabinin ismini saymış, bu sahabilerin naklettiği hadislerin lafızlarını aktarmış ve bu hadislerin tahricini yapmıştır.

        Gülşânî’de “Şerhu’r-Risâle”de derki:
        “Kabir fitnesi ve azabı hakkında gelen haberler, tevatür derecesine ulaşmıştır.”
        Yine Ubbî (ö. 827/1424) “Şerhu Muslim”de, Kabir azabından Allah’a sığınma ile ilgili hadislere dair yerde, “İrşâd” şarihinden naklen kabir fitnesi ve azabından (Allah’a sığınma) ile ilgili bütün hadislerin, mütevatir olduğunu ve bu konuda Hak Ehlinin icma’ ettiğini belirtmiştir.

        Sa’d et-Taftazânî (ö. 792/1389)’de “Şerhu’n-Nesefî”de derki:
        “Kabir azabı, kafirler ve bazı asi müminler için haktır. Yine kabirdeki nimetlendirme ise, -Allah’ın bildiği ve dilediğ şekilde- itaat ehli için haktır. Münker ile Nekir’in (kabirde ölüyü) sorguya çekmesi haktır. Bütün bunlar, Sem’i (ve Nakli) Delillerle sabittir.

        ﴿ عَوْد الرُّوحِ لِلْبَدَنِ وَقْت السُّؤَالِ ﴾
        “(Kabirde ölüyü) sorguya çekme sırasında ruhun bedene geri dönmesi ile ilgili hadisler
        Suyûtî (ö. 911/1505)’nin “Şerhu’s-Sudûr” da, İbn Teymiyye (ö. 728/1327)’nin konu ile ilgili olarak şöyle söylediğini nakletmiştir:

        “(Kabirde ölüye) soru sorulması sırasında ruhun bedene geri dönmesi ile ilgili hadisler, mütevatirdir.”

        ﴿ عَذَاب الْقَبْرِ وَنَعِيمه ﴾
        Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

        Comment

        • FEDAKARADAM
          Uzman Üye
          • Dec 2010
          • 418

          #34
          “Kabir azabı ve nimetleri” ile ilgili hadisler
          Konu ile ilgili hadisler için : Buhârî, Cenaiz 32, 45, 66, 84, 85, 86, 87, 88, Sehv 64, Rikak 42; Müslim, Mesacid 35, Cenaiz 4, 9, 12 (924), 26, 61 (950), 72 (957), Cennet 65 (2866), 67 (2867), 68 (2868), 69 (2869), 76 (2873); Tirmizî, Cenaiz 24, 70, 71, Zühd 5 (2309); Ebu Dâvud, Taharet 11, Cenaiz 73 (3221), Cihad 27 Sünnet (4751, 4750); Nesâî, Taharet 25, Cenaiz 10, 12, 20, 21, 23, 44, 48, 49, 69, 78, 110, 114, 115, 116, 117; İbn Mâce, Taharet 26 (346), Salat 6, İkame 26, Cenaiz 53 (1589), 54 (1594); Dârimî, Rikak 94; Müsned: 2/172, 441, 3/3-4, 38, 259, 296, 353, 4/287-288, 295, 6/364; Hâkim, Müstedrek, 1/35; Taberânî, el-Kebir, el-Evsat; İbn Mende, Kitabu’t-Taharet; Bezzâr; Ebu Musa el-Medini, et-Terğib ve’t-Terhib

          Kabir azabı ve nimetleri konusunda Sa’d et-Taftazânî (ö. 792/1389) ile bir çoklarının görüşü daha önce geçmişti.
          el-Fâsî (ö. 1052/1642)
          “Şerhu’t-Tesbît”de (konu ile ilgili olarak) aynen şöyle der: “Kabir fitnesi ve azabı, bir grup sahabeden rivayet edilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:

          1.Enes b. Mâlik -Bu hadis, Enes’ten çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          2. Ebu Hureyre -Bu hadis, Ebu Hureyre’den çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          3. Abdullah ibn Amr ibnu’l-Âs
          4. Esmâ’ bint. Ebi Bekr -Bu hadis, Esmâ’ bint. Ebi Bekr’den çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          5. Hz. Aişe -Bu hadis, Hz. Aişe’den çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          6. Berâ’ b. Âzib - Bu hadis, Berâ’dan çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          7.Hz. Ömer


          1.Abdullah ibn Mes’ud
          2.Zeyd b. Erkam
          3.Meymûne bint. Sa’d
          4.Hz. Peygamber (s.a.v)’in hanımı Meymûne
          5.Zeyd b. Sâbit
          6.Ebu Eyyûb el-Ensârî
          7.Abdullah ibn Abbâs
          8.Ebu Saîd el-Hudrî- Bu hadis, Ebu Saîd’den çeşitli yollardan rivayet edilmiştir.
          9.Abdurrahman b. Semure
          10.Ebu Katâde el- Ensârî
          11.Abdullah ibn Ömer
          12.Sa’d
          13.Ebu Bekre
          14.Hz. Ali
          15.İbn Ebi Eyyûb
          16.Ümmü Hâlid
          17.Câbir b. Abdullah
          18.Ummü Mübeşşir
          19.Abdurrahman b. Hasene” (el-Fâsî’nin sözü burada bitmektedir.)

          (Aynî) ”Umdetu’l-Kârî”nin “Bâbu men kâle fi’l-hutbeti ba’de’s-senâ emmâ ba’d” (Hutbede Hz. Peygamber (s.a.v)’e övgüde bulunduktan sonra “emmâ ba’d = Bundan sonra” ifadesini söyleyen kimse hakkındaki bâb) da derki:
          “Anlatıldığına göre; kabir azabı, bir grup sahabeden rivayet edilmiştir.”
          Daha sonra Aynî, bu sahabilerin isimlerini saymış ve daha sonra da (yukarıdakilere ek olarak) bunlardan birisini de şöyle saymıştır:
          20.Esmâ’ bint. Yezîd
          Aynî, bir başka yerde ise bu sahabilerin bazılarının isimlerini şöyle saymıştır:
          21.Ubâde b. es-Sâmit
          22.Ebu Musa el-Eş’arî
          23.Ebu Ümâme
          24.Ebu Râfi’
          25.Hz. Osmân
          Ubbî (ö. 827/1424) ise “Şerhu Müslim”de, ‘Kabir üzerine yaş dal dikilmesi ile ilgili hadislere dair yerde aynen şöyle der:
          “Bu tutum, kabir azabından (Allah’a) sığınma ile ilgili bir meseledir.
          (Derim ki ) Bu, mütevatirdir. Ehli Sünnet de, bu meselede icma’ etmiştir.”
          Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

          Comment

          • FEDAKARADAM
            Uzman Üye
            • Dec 2010
            • 418

            #35
            ﴿ اَلْإِسْتِعَاذَة مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ ﴾
            “Kabir azabından Allah’a sığınma” ile ilgili hadisler

            Bir çok kimsenin anlattığına göre; bu hadisler, mütevatirdir.
            Fâsî (ö. 1052/1642) “Şerhu’t-Tesbît”de (konu ile ilgili olarak) aynen şöyle der: “Raesulullah (s.a.v)’in, kabir azabından Rabbine sığınması ile ilgili haberler, mütevatirdir. Rasulullah (s.a.v), bu konuda nakledilen dualarda sözü uzatmıştır. Bir çok kimse de, bunu, sahabeden rivayet etmiştir.”


            KABİR AZABINA DELALET EDEN AYET’İ KERİMELER


            فَوَقَاهُ اللَّهُ سَيِّئَاتِ مَا مَكَرُوا وَحَاقَ بِآلِ فِرْعَوْنَ سُوءُ الْعَذَابِ النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْن أَشَدَّ الْعَذ

            “ Allah onu – yani Musa’yı – onların kurdukları tuzakların kötülüğünden korudu ve Fravn ailesini azabın en kötüsü kuşattı.Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de,Fravn ailesini azabın en çetin yerine sokun denir.”
            (Mu'min 45-46)

            Bu Ayet’i kerimelerde zikredildiği gibi, Fravn ailesi kıyametten önce kabirlerinde sabah akşam azaba sunulmaktadırlar. Kıyamet koptuktan sonra ise ikinci bir azabtan ve bunun da şiddetinden bahsedilmektedir.

            Bu ayetin tefsirinde İbni Kesir r.h birkaç rivayetle , zikredilen bu Ayet’i kerimelerin kabir azabı ile alakalı olduğunu anlatmaktadır.
            İbn'i Kesir :C.13 , S. 7000

            Allah’u Azze ve Celle yine bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır :
            وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

            “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse,onun için dar bir geçim vardır.Kıyamet gününde de onu kör olarak haşrederiz. (Ta ha 124)


            { … Ebu Hureyre r.a dan. Dedi ki : Rasulullah s.a.v “ …. Onun için dar bir geçim vardır…. “ Ayet’i hakkında ; “ Bu kabir azabıdır“ buyurmuşlardır. }

            Ebu Zura kanalıyla : Bezzar :
            { … Ebu Said el-Hudri r.a dan.Dedi ki : Rasulullah s.a.v : Allah’u Teala’nın "Onun için dar bir geçim vardır…." ayet’i hakkında ; "Bu kabir azabıdır" buyurmuşlardır. }
            Ebu Zura kanalıyla : İbni Ebu Hatim :
            İbn'i Kesir : C: 10, S. 5280

            Allah’u Azze ve Celle yine bir Ayet’i celilesinde şöyle buyurmaktadır :

            يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّهُ مَا يَشَاءُ

            "Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder.Allah zalimleri ise şaşırtır.Allah dilediğini yapar". (İbrahim 27)
            Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

            Comment

            • FEDAKARADAM
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 418

              #36
              Bera İbni Azib r.a dan : Peygamber s.a.v :
              “ Allah iman edenlere dünya hayatında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder.Allah zalimleri ise şaşırtır.Allah dilediğini yapar. “ Ayet’i kabir azabı hakkında indi.
              Kabirde ölüye : Rabbin kimdir ? diye sorulur. O da : “ Rabbim Allah ve Peygamberim Muhammad s.a.v dir “ der. İşte bu,Aziz ve Celil olan Allah’ın : “ Allah iman edenlere dünya haya-tında da ahirette de o sabit sözde daima sebat ihsan eder…. “ Ayetindeki sabit kavlin delalet ettiği sözdür“ buyurdu. }
              Muslim : C.8 ; Hadis no : 2871



              { … Rasûlullah'ın zevcesi mü'minlerin annesi Aişe R.A'dan şöyle haber verdi : Rasûlullah s.a.v namaz'ın sonunda :

              " Allah’ım ! kabir azabından sana sığınırım. Mesih deccalin fitnesinden sana sığınırım. Hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım. Allahım ! günahtan ve borçlanmaktan sana sığınırım “ diye dua ederdi. Biri kendisine :
              " Yâ Rasûlullah borçtan ne de çok istiaze ediyorsun " dedi. Bunun üzerine :
              " İnsan borçlandığı vakit söz söyler de yalan uydurur, söz verir de sözünde durmaz " buyurdu. }
              Buhari : C 2 , Hadis No 820 ; Muslim : C 2 ; Hadis No 589

              Ehli Sünnet de, bu meselede icma’ etmiştir.”








              "Firavûn ve adamları sabah akşam ateşe arzedilirler. Kıyametin kopacağı (koptuğu) gün de denilir ki, Firavûn hanedanını ateşin en şiddetlisine sokun" (El-Mu'min Sûresi: 46)

              Bilindiği gibi Firavûn'un (denizde boğulduğu için) kabri mevcût değildir. Fakat sabah-akşam arzedildiği haber verilmiştir. Ehl-i sünnet alimlerinin bu ayetten istinbat ettikleri hüküm şudur: Kıyamet kopmadan önce (Berzah aleminde) Firavûn ve adamları, kendilerine hazırlanan azabın keyfiyetini, sabah-akşam idrak edeceklerdir. Mu'tezîle fırkasına mensub bazı müfessirler "Bu azabın sadece Fir'avn ve adamlarına (hanedanına) mahsus olabileceğini" ileri sürmüş ve ayetin hükmünü tahsis etmişlerdir.
              (İmam-ı Zemahşerî -El Keşşaf- Beyrut: 1947 C: 2 Sh:36 )

              Ancak bu tahsisin; habere dayananbir tefsir değil, şahsî bir tevil olduğu sabittir. Zira Hz. Abdullah Ibn-i Ömer'den (ra) rivayet edilen Hadis-i Şerif'te, Peygamber Efendimizin (sav) şöyle buyurduğu bilinmektedir:
              "Sizden birisi öldüğü zaman, sabah-akşam ahiretteki makamı (cennet veya cehennemdeki yeri) kendisine arzolunur ve kendisine şöyle denilir: "Bu senin makamındır."
              (Sahih-i Buhârî -Ist: 1401 C: 2 Sh: 102 K. Cenâiz: 90, Ayrıca Sahih-i Müslim Ist:1401 C: 3 Sh: 2199 K. Cenâiz: 17)

              İslam tarihinde ilk defa "Kur'an'ın Mahlûk" olduğunu ileri süren ve kabir azabının mümkün olamıyacağını iddia eden Cehm b. Safvân ve talebeleridir. İmam Ebû Muin En-Nesefî "Tebsîratû'l-Edille" isimli eserinde;
              "Cehmiyye ve bazı Mu'tezile fırkasına mensub kimseler, hayat sahibi olmayanlara soru sorup, cevap almak imkansızdır. Dolayısıyla kabir azabı sözkonusu değildir. Onlara göre hayat olmadan ilimden, beden olmadan da hayattan söz edilemez. Mezara konan ve bölünemeyecek kadar küçük parçalara ayrılan cesetlerde hayatın olmadığı, akli ve nakli delillerle sabittir. Bu sebeble onlar için elem ve lezzet gibi duygulardan söz edemeyiz" iddiasını ortaya attıklarını belirtmiş ve şu tesbitte bulunmuştur:
              "Hayat için mutlaka bedenin bulunması şart değildir. Zira herhangi bir sıfatın bir mahalde bulunabilmesi için, onun bir zat ile birlikte bulunmasından başka bir şart yoktur. Mu'tezile bu görüşünü, zatın canlı olabilmesi için, özel bir bedeni şart gören filozoflardan almıştır. Bu felsefî anlayış doğru değildir. Eğer bu iddia doğru olsaydı; Allah (cc) için beden (cisim) imkansız olduğuna göre, O'nun hayat sahibi olmasının imkansız olduğunun ileri sürülmesi gerekirdi. Bunun doğru olmadığı, yani Allahû Teâlâ'nın (cc) mutlak hayat sahibi olduğu malumdur"
              (Imam Ebû Muîn en-Nesefî -Tebsirâtû'l Edille- Şam: 1993 C: 2 Sh: 763).

              Mu'tezile fırkasına mensup alimlerin büyük çoğunluğu; kabir azabının hak olduğunu ve bu azabın hem beden, hem ruhla hissedileceğini belirtmişlerdir. "Tebsîratû'l-Edille"de zikredilen görüşler, Mu'tezile'den Dırar b. Amr ve talebelerinin görüşleridir. Imam-ı Eş'arî "El-Ibâne" isimli eserinde; kafirler için, kabir azabının hak olduğunu ayetlerle izah etmiştir.( Imam-ı Eş'arî -El Ibane- Beyrut:1994 Sh: 164 )

              Ehl-i sünnet ulemasına göre; dinde inanılması zaruri olan hükümlerin kaynağı Kur'an-ı Kerim ve mütevatir sünnettir. Hesap gününe hazırlanan her müslümanın; hem Allahû Teâla'ya (cc), hem O'nun Rasûlüne (sav) itaat etmesi farzdır. Usûl alimleri, mütevatir hadisi şöyle tarif etmişlerdir: "Yalan üzere birleşmeleri aklen ve adeten mümkün olmayacak kadar çok kimsenin, senedinin başından sonuna kadar birbirinden rivayet ettikleri hadistir."
              (El Accac -Usûl-i Hadis- Beyrut: 1981 Sh: 301)

              Bir hadisin mütevatir olabilmesi için, öncelikle yalan üzerinde birleşme ihtimali bulunmayan bir cemaat tarafından nakledilmiş olması şarttır. Mütevatir hadisler, zaruri bilgiyi ifade ederler. Eğer bu bilgi; iman edilmesi gereken bir hususu ifade ediyorsa, tasdik etmek farzdır. Amelle ilgili bir meseleye taalluk ediyorsa, onunla amel edilmesi şarttır. Zira mütevatir haberler âyân (görünen, sarih olarak bilinen) menzilesindedir ve bizzat Rasûl-u Ekrem'den (sav) işitilmiş gibi kabul edilir. İnkar eden kimse, kasden Peygambere (sav) muhalefet ettiği için küfre düşer."
              (Imam Abdulaziz el-Buhârî -Keşfû'l Esrâr- Ist: 1307 C: 3 Sh: 688 vd, Ayrıca Molla , Hüsrev - Mir'at el Usûl Şerhû Mirkat el Vusûl- Ist: 1308 C: 2 Sh: 8. Şeyh, Nizamuddin ve Heyet -Feteva-i Hindiyye- Beyrut: 1400 C: 2 Sh: 265 )

              Bu hakikati dikkate alan bir mükellefin, mütevatir sünnetin teşri değerini bilmemesi mümkün değildir. Kütüb-ü Sitte'de; berzah hayatı ve kabir azabıyla ilgili mütevatir, meşhûr ve haber-i vahid hükmünde olan hadislerin varlığı malumdur. Münker ve Nekir'le ilgili hadis-i şerif'ler; mütevatir vasfına haiz oldukları için, akaid kitaplarında zikredilmişlerdir.

              Peygamberimiz Efendimiz'in (sav) "Kabir hayatının iman eden ve salih amel işleyen kimseler için cennet bahçelerinden bir bahçe, kafirler için de cehennem çukurlarından bir çukur" olacağını haber verdiği malumdur.
              (Sunen-i Tirmizî Ist: 1401 K. Kıyamet: 26 )

              Dolayısıyla başta Allah (cc) yolunda savaşırken ölen şehidler olmak üzere; muttakî, muhlis ve muhsin vasfına haiz olan mü'minler, berzah aleminde ilâhi nimetlerle mükafatlandırılacaklardır. Tuğyan eden müşriklerin, münkirlerin, zındıkların ve kafirlerin büyük sıkıntılarla ve azapla baş-başa kalacakları mütevatir haberlerle sabittir.
              ( Imam-ı Taftazânî , -Şerhu'l Akâid- Sh: 251; Ayrıca Imam-ı Münâvî-Feyzû'l Kadîr- Beyrut: 1972 C: 3 Sh: 29 vd)

              İstisnasız bütün Akaid kitaplarında "Kabir azabı haktır" hükmü yer almıştır. Tarih boyunca bütün islâm alimlerinin "dalâlette ittifak ettiklerini" söylemek mümkün müdür?
              Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

              Comment

              • hiiic
                Uzman Üye
                • Mar 2010
                • 1980

                #37
                copy paste...

                Allah bu dini sizin gibi cahillerin elinden kurtarsın,,, dini hristiyan dinine çevirdiniz... islamın tadıda kaçtı,,, bu kadar savunmanızdan anladığım da şudur,, sizler NAMAZ KILDIRMA MÜDÜRÜ olabilirsiniz,, yani bildisğimiz imam,,, ekmek paranızı koruyosunuz ama yapacak bişi yok, ahirette ateşi yiyince aklınız başınıza gelir ancak, sizin gibileri cehennem paklar


                yazdığınız hadislerin ve ayetlerin gerçeğini önceki sayfada cevapladık,,, ama hala sallayın bakalım nereye kadar...

                Comment

                • FEDAKARADAM
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 418

                  #38
                  "O Resûl size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, cezası (ikabı) pek şiddetli olandır. "(HAŞR SURESİ-7)

                  Resûlüne imân ve itâat olmadan Allah'a imân ve itâat olmaz. Çünkü Allahü teâlâ, kendine itâ'ati, bir çok âyette, Resûlü ile birlikte zikretmistir. Meselâ buyuruyor ki:

                  (Resûle itâ'at eden, Allah'a itâ'at etmis olur.) [Nisâ 80]



                  (De ki "Eger Allah'i seviyorsaniz bana uyun ki Allah da sizi sevsin!") [A.İmrân 31]

                  [Bu âyet-i kerîme inince, münâfiklar, simdiki mürted ve zindiklar gibi, "Muhammed kendine tapilmasini istiyor" dediler. Bunun üzerine asagidaki âyet-i kerîme indi. (Sifâ-i serîf)]

                  (De ki, "Allah'a ve Peygambere itâ'at edin! Eger [Peygambere uymayip] yüz çevirirlerse, [kâfir olurlar] Elbette Allah kâfirleri sevmez.) [A.İmrân 32]

                  Allahü teâlâ, Peygamber efendimize itâati emrettigi gibi, ona muhâlefeti, isyâni da yasaklamistir:

                  (Kim Allah'a ve Resûlüne isyân eder ve hududullahi asarsa Allah onu, temelli kalacagi Cehenneme sokar.) [Nisâ 14] [Hududullah, Allah'in emir ve yasaklari]


                  (Dogru yol belli olduktan sonra, Peygambere karsi geleni ve mü'minlerin yolundan baska bir yola uyani, o yolda birakir ve cehenneme sokariz.) [Nisâ 115]

                  Allah'a, Resûlüne isyân

                  (Allah ve Resûlüne karsi gelen, bilsin ki Allah'in azâbi çetindir.) [Enfal 13]

                  (Ey îmân edenler, sizi hayat verecek seylere [dinin emîrlerine] da'vet edince, Allah'a ve Resûlüne icâbet edin!) [Enfâl 24]

                  (Allah'a ve Resûlüne karsi gelen, apaçik bir sapikliga düsmüs olur.) [Ahzâb 36]

                  Sünnet-i seniyyeye uymanin farz oldugunu yukarida âyet-i kerîmelerle bildirmistik. Bu konudaki hadîs-i serîflerden birkaçi da söyle:

                  (Bana uyan Cennete girer, isyân eden giremez.) [Buhârî]

                  (Resûlün harâm kilmasi, Allah'in harâm kilmasi gibidir.) [Tirmizî]

                  (Allah'in kitabina, Peygamberin sünnetine sarilan sapitmaz.) [Hâkim]

                  (Sünnetimden yüz çeviren benden degildir.) [Müslim]

                  (Benden sonra ihtilâflar çikar. O zaman sünnetime ve hülefa-i râsidînin sünnetine uyun!) [Tirmizî]

                  Kur'ân-i kerîm, Peygamber efendimize inmistir. Muhatabi odur. Eshâb-i kirâm, Peygamber efendimize, Kur'ân-i kerîmin açiklamasini suâl ederlerdi. Açiklamayi gerektirmiyen âyetler hariç, her âyetin açiklamasini bilen yalniz odur. Resûlullah efendimizin bildirdiginden baska türlü açiklamak yanlis olmakla kalmaz, Allah'a ve Resûlüne iftirâ olur. Hiç bir kimse, Peygamber efendimizden daha iyi bildigini söyleyemez. Çünkü Allahü teâlâ buyuruyor ki:

                  (Size kitabi, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi ögreten bir Peygamber gönderdik.) [Bakara 151]

                  Demek ki, Peygamber efendimiz, Kitabin [Kur'ân-i kerîmin] disinda, bir de hikmet getirmistir.

                  Ayrica, Kurân-i kerîme ragmen, insanlarin bilmedigi seyleri de ögretmistir. Allahü teâlâ, hikme ehlini de övmüstür:

                  (Allah, hikmeti kime dilerse ona verir. Kime de hikmet verilmisse, muhakkak ona çok hayr verilmistir.) [Bekara 269]

                  Hikmet, fen ma'nâsina geldigi gibi, fikih ilmi ma'nâsina da gelir. (Dürr-ül muhtâr)

                  Peygamber efendimiz, 0bin Abbâs hazretleri için, (Yâ Rabbî, bunu fakîh kil, hikmet sâhibi eyle ve buna Kur'ân-i kerîmin bilgilerini ihsân eyle) buyurdu. (Buhârî)

                  Kur'âni ehli olan açiklar

                  Peygamber efendimiz, fikh bilgilerini de eshâb-i kirâma ögretmistir. Peygamberimizin ögrettiklerine sünnet dendigi için, ögrettigi fikh ilmine de sünnet de denir.

                  0mâm-i Sâfiî hazretleri, (Bu âyetteki hikmet'ten maksat, Resûlullahin sünnetidir. Önce Kur'ân zikredilmis pesinden hikmet bildirilmistir) buyuruyor. (Risâle s.78)

                  Kurân-i kerîm açiklamasiz ögrenilseydi, Peygamber efendimize, (teblig et yeter) denilirdi, ayrica (açikla) denmezdi. Halbuki, açiklanmasi da emredilmistir:

                  (Kur'âni insanlara açiklayasin diye sana indirdik.) [Nahl 44]

                  (Biz bu Kitabi, hakkinda ihtilâfa düstükleri seyi insanlara açiklayasin ve imân eden bir kavme de hidâyet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]

                  Bu âyet-i kerîmeler, açiklamayi gerektiren âyetlerin bulundugunu gösterdigi gibi, bunu açiklamaya Resûlullah efendimizin yetkisi oldugunu da göstermektedir.

                  Kurân-i kerîmde her bilgi vardir. Ancak açik degildir. Peygamber efendimiz bunlari vahy ile ögrenmis ve ümmetine bildirmistir. Bir âyet-i kerîme meâli:

                  (Onun sözleri vahydir.) [Necm 4]

                  Hz.Cebrâil, Peygamber efendimize gelip 5 vakit namazin her seyini bizzat tatbîkî olarak ögretmistir.

                  Peygamber efendimiz de (Namazi benim kildigim gibi kiliniz) buyurmustur. (Buhârî)
                  Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                  Comment

                  • Anonymous
                    Uzman Üye
                    • Dec 2010
                    • 179

                    #39
                    FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
                    Mehmet Okuyan inanmadığı hadisleri uydurma diyor.Bunun neresine biz güveneceğiz?
                    Sevgili kardeşim yalnızca kendin gibi olanlara güvenirsen yanlış yaparsın.
                    Çünkü eğer yanlışın içinde isen sadece senin gibi yanlışın içindekilere güvendiğin için burnun yanlıştan kurtulmaz. Yanlışın içinde olup olmadığımızı Allah'tan başkası bilemez bizler yalnızca birbirimizi kırmış oluruz. Eleştirdiğimiz birisi bizden daha hayırlı olabilir.

                    Benim de Mehmet Okuyan ile görüşlerim bir değildir. Fakat kendisi "bana nazaran" alimdir. O yüzden benden çok bilen herkese davrandığım gibi görüşlerini temellendirdiği delillerini okurum. Kendi birikimime göre kimisini kabul ederim kimisini etmem. Benden çok bilen herkes bana göre bir alimdir, okurum değerlendiririm ama benim kitabımda alimleri Rab edinmek yoktur. O yüzden Müslüman mı değil mi diye bile bakmam, ne dediğine bakarım.

                    Zaten birebir benim gibi düşünen adamdan ne öğrenebilirim ki?

                    Comment

                    • hiiic
                      Uzman Üye
                      • Mar 2010
                      • 1980

                      #40
                      Kurân-i kerîmde her bilgi vardir. Ancak açik degildir. Peygamber efendimiz bunlari vahy ile ögrenmis ve ümmetine bildirmistir. Bir âyet-i kerîme meâli:

                      (Onun sözleri vahydir.) [Necm 4]

                      Hz.Cebrâil, Peygamber efendimize gelip 5 vakit namazin her seyini bizzat tatbîkî olarak ögretmistir.
                      siz apaöık sapıklık içindesiniz,,, tevbe edin... Gerçekten büyük şirke bulaşmışsınız,,, çok büyükde cahilliğin pençesine düşmüşsünüz... komple bütün siteyi önce baştan sona okuyun sonra konuşuruz sizle,,, önce biraz bilgi alın böyle kuru gürültü olmuyor..

                      Comment

                      • FEDAKARADAM
                        Uzman Üye
                        • Dec 2010
                        • 418

                        #41
                        sizler, o Allah'ın resulünü bir kenara ittiniz ondan sonra da biz müslümanız diyorsunuz?

                        Peygamber efendimizin sözleri nefsinden değil Allah'ın ona verdiği ilham ile bizleri aydınlatmıştır.

                        Hadisleri inkar etmekten vazgeçin!

                        Islam'ı dar kalıba sığdırdınız..
                        Allah bu amellerinizden sizi sorgu ve suale çekecektir.

                        Tevbe edin ve hadisleri yalanlamayın.

                        Peygamber efendimiz kendisinden olan sözleri niye anlatıp söyletmesin ki?eğer peygamberimizin sözleri olmasaydı ibadetleri nasıl yapacaktık?

                        Sizler gafil ve cahil insanlarsınız.Kaç tefsir okudunuz, kaç hadis-i şerif biliyorsunuz?.

                        Burada bana karşı ahkam kesilmek erdemlik değildir.

                        Sizlere ben en doğru yolu göstermek için elimden gelen gayreti gösteriyorum siz ise bizi kaalaya almıyorsunuz...
                        Aklınızı başınıza alın ve iyice düşünün artık!...
                        Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                        Comment

                        • hiiic
                          Uzman Üye
                          • Mar 2010
                          • 1980

                          #42
                          Sen ayet yalanlıyorsun, biz rivayet yalanlasak ne olur?

                          hem o dediklerin hadis değilller onlar rivayet,,, önce bunu öğren, peygamberden 300 yıl sonra toplandı o rivayetler... yanlış nakiller, hatalı kayıtlar, yanlış duyumlar, ve uydurmalarla beraber ne oluyor? içtiğiniz suya bakın? siz hiç içine pislik damlamış suyu içermisiniz? ama bakıyorumda rivayetler lıkır lıkır götürüyorsunuz..

                          çok düşündürücü,,, imam mısınız merak ettim? ekmek parası sonuçta savaşını veriyorsunuz ama..

                          Comment

                          • FEDAKARADAM
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 418

                            #43
                            hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                            Sen ayet yalanlıyorsun, biz rivayet yalanlasak ne olur?

                            hem o dediklerin hadis değilller onlar rivayet,,, önce bunu öğren, peygamberden 300 yıl sonra toplandı o rivayetler... yanlış nakiller, hatalı kayıtlar, yanlış duyumlar, ve uydurmalarla beraber ne oluyor? içtiğiniz suya bakın? siz hiç içine pislik damlamış suyu içermisiniz? ama bakıyorumda rivayetler lıkır lıkır götürüyorsunuz..

                            çok düşündürücü,,, imam mısınız merak ettim? ekmek parası sonuçta savaşını veriyorsunuz ama..
                            Direkt peygamberimizden nakledilen kaç hadis biliyorsunuz?

                            BEN İMAM DEĞİLİM SIRADAN BİR MÜSLÜMANIM.

                            HADİSLERİN HEPSİ SİZE GÖRE YALANSA SİZE ARTIK NE ANLATABİLİRİM Kİ?
                            BEN HANGİ AYETİ YALANLAMIŞIM HALA ONU GÖSTERMEDİN!

                            İFTİRA ETTTİĞİNİZ İÇİN BENDEN ÖZÜR DİLEMENİZ GEREKİYOR...
                            Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                            Comment

                            • snobyx
                              Katılımcı Üye
                              • Sep 2008
                              • 62

                              #44
                              Ya bırakın adam illa kabirde bana azap edilsin diyorsa karışmayın.Belki de gizli bir mazoşizm vardır.Zevk meselesi sonuçta
                              Yusuf 76:Ve her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.

                              Comment

                              • Miralay
                                Uzman Üye
                                • May 2010
                                • 372

                                #45
                                Buyrunuz size kabir azabının olmadığına dair en sağlam delil. (Kur'an'dan yani Allah'ın kelamından)
                                Kopyala-yapıştırı sevmem ama kusura bakmayın,idare edin işte

                                Yasin Suresi 52.Ayet

                                Arapça Metin
                                قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

                                Türkçe Transcript(*)


                                Kâlû yâ veylenâ men be’aśenâ min merkadinâ(k-s) hâżâ mâ ve’ade-rrahmânu vesadeka-lmurselûn(e)

                                Abdülbaki Gölpınarlı


                                Ve demişlerdir ki: Yazıklar olsun bize, kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden; bu, rahmanın bize vaadettiği şey ve peygamberler gerçek söylemişler.

                                Ali Bulaç Meali


                                Demişlerdir ki: 'Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahmanın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş'.

                                Ahmet Varol Meali


                                Derler ki: "Eyvah bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti? Bu Rahman'ın vaad ettiğidir. Demek ki peygamberler doğru söylemişler."

                                Ahmet Tekin


                                Onlar:
                                “Vah, eyvah başımıza gelenlere! Ölüm uykumuzdan bizi kim dirilterek uyandırdı? Rahman olan Allah’ın va’dettiği tehdidi bu imiş, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderilen peygamberler de doğru söylemişler.” derler.

                                Diyanet İşleri Meali(Eski)


                                "Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.

                                Diyanet İşleri Meali(Yeni)


                                Şöyle derler: “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip mezarımızdan çıkardı? Bu, Rahman’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.”

                                Diyanet Vakfı Meali


                                (İşte o zaman) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.

                                Edip Yüksel Meali


                                "Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti."

                                Elmalılı Hamdi Yazır


                                Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.

                                Elmalılı Meali (Orjinal)


                                Eyvah, başımıza gelenlere derler: kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? Bu işte, o Rahmanın va'd buyurduğu, doğru imiş o gönderilen Resuller

                                Hayrat Neşriyat Meali


                                Derler ki: “Eyvâh bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Bu, Rahmân’ın va‘d ettiği şeydir; demek peygamberler doğru söylemiş!”

                                Ömer Nasuhi Bilmen


                                Demiş olurlar ki, «Eyvah bize! Bizi kim uyuduğumuz yerden kaldırdı? İşte bu, Rahmân'ın vaadettiğidir ve gönderilmiş olanlar, doğru söylemiş.»

                                Muhammed Esed


                                “Eyvah!” diyecekler, “Kim bizi [ölüm] uykumuzdan uyandırdı?” [Bunun üzerine onlara şöyle denecek:] “İşte Rahmân'ın vaad ettiği budur! Demek ki O'nun elçileri doğru söylemişlerdi!”

                                Suat Yıldırım


                                “Eyvah bize! Kim kaldırdı bizi yatağımızdan?” diyorlar...“İşte Rahmân'ın vâdi: Resuller doğru söylerler!”

                                Süleyman Ateş Meali


                                Dediler: "Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!"

                                Şaban Piriş Meali


                                -Eyvah bize, mezarımızdan bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman’ın tehdididir. Demek ki elçiler doğru söylemiş, derler.

                                Ümit Şimşek Meali


                                “Eyvah bize!” derler. “Kim kaldırdı bizi kabirlerimizden? İşte bu Rahmân'ın vaad ettiği şey; demek peygamberler doğru söylüyormuş!”

                                Yaşar Nuri Öztürk


                                Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? Rahman'ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler."

                                Yusuf Ali (English)


                                They will say: "Ah! Woe unto us! Who hath raised us up from our beds of repose?"...(3998) (A voice will say) "This is what ((Allah)) Most Gracious had promised. And true was the word of the messengers!" *

                                M. Pickthall (English)


                                Crying: Woe upon us! Who hath raised us from our place of sleep? This is that which the Beneficent did promise, and the messengers spoke truth,

                                Comment

                                Working...