Toplum bilinci

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • kuman
    Uzman Üye
    • Mar 2013
    • 583

    #61
    Birileri bir maket yapmış,

    Yaklaşık %22 5 vakit namaz kılıyor.
    Yaklaşık %26 cuma ve bayram namazlarını kaçırmıyor.
    Yaklaşık %17 Kur an okuyor.

    Yaklaşık %54 halifeliğin gelmesini istiyor
    Yaklaşık % 51 oy kullanırken oy verdiği kişinin dindar olması gerektiğini söylüyor.

    Bunun sosyolojik ve psikolojik bir açıklamasını yapacak birine ihtiyaç duyuyorum.

    Comment

    • bartsimpson
      Super Moderator
      • Mar 2012
      • 692

      #62
      kuman Nickli Üyeden Alıntı
      Birileri bir maket yapmış,

      Yaklaşık %22 5 vakit namaz kılıyor.
      Yaklaşık %26 cuma ve bayram namazlarını kaçırmıyor.
      Yaklaşık %17 Kur an okuyor.

      Yaklaşık %54 halifeliğin gelmesini istiyor
      Yaklaşık % 51 oy kullanırken oy verdiği kişinin dindar olması gerektiğini söylüyor.

      Bunun sosyolojik ve psikolojik bir açıklamasını yapacak birine ihtiyaç duyuyorum.
      Anket demek istedin herhalde...

      Anketi kim yapmış? Bu çok önemli?
      "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

      Comment

      • kuman
        Uzman Üye
        • Mar 2013
        • 583

        #63
        Son yayınlanan KHK herkesin dilinde kim ateş püskürüyor kimi olur mu böyle saçma ucu açık bir konu diyor
        Kimi bu paramiliter bir grubu kurma ve kollama kararnamesi dir diyor diyor....

        Herkes takmış bilmem kaçıncı KHK geçen AF olayına.

        Ancak asıl durum farklı sanırım herkes bu ad İLE uğraşıp aşağıda yazan makale konusunu tartışmasın diye

        Hürriyet yazarı Uğur Gürses bugünkü köşesinde, yeni çıkan KHK'lara değinerek, tartışılmayan üç düzenlemenin üzerinde durdu.


        Tavsiyem okumanız

        Comment

        • kuman
          Uzman Üye
          • Mar 2013
          • 583

          #64
          " Bir semtin sokak hayvanları siZden kaçmıyorsa orada yaşayın çünkü komşularımız güzel insanlardır."

          Eskişehir Belediyesi

          Hanif olmak tartışma kavga yada suçlama değil bu şekilde olmalı sanırım
          Güçsüzlere karşı sevgi duyan.

          Comment

          • kuman
            Uzman Üye
            • Mar 2013
            • 583

            #65
            1,500,00 tl ile taksi plakası alın
            ÖTV siz araç alın
            KDV den muaf tutulun
            Geçici vergi ödemeyin
            Stopaj dan muaf tutulun
            Basit usul vergi öde
            8.000 tl nemalan
            Yılda 6000 tl vergi öde
            Senede en az 43,000 tl kazan

            Sonra ayaklan. sen kimsin ki taksici
            Asgari ücretli 2-3 bin vergi ödüyor yıllık Kazancı'da 20,000 bile değil

            Über yabancıymış Türk olsa idi sorun olmayacaktı yani
            Sıra kavgasında bile adam öldüren bu adamların artık ciddi bir şekilde rehabilite edilip topluma kazandırılmaları gerekir.

            Comment

            • kuman
              Uzman Üye
              • Mar 2013
              • 583

              #66
              Tarımı doğduğu topraklarda öldürüp, hayali rakamlarla "Tarımda Avrupa birincisiyiz" diyen bakanların ülkesinde halkın sanal çiftlik oyunuyla dolandırılmasında şaşılacak bir şey yoktur...

              Kendi üreticisini desteklemeyip, "daha ucuz" diye Ukrayna'dan, Rusya'dan ithal ettiği buğdayla Gaziantep'te makarna yapıp Ortadoğu'ya satarak "tarımsal ihracatta rekor kırdık" diye övünen bakanların ülkesinde, sanal tarım oyunlarıyla bir halkın dolandırılmasında şaşılacak bir şey yok. Milli Tarım diye diye tarımın bel kemiği olan dev kamu fabrikalarını satan, şeker fabrikalarını satışa çıkaran iktidarın iş başında olduğu bir ülkede ithal ineklerden milli gelir elde etmeye çalışan yığınların olmasında yadırganacak bir şey yoktur.

              Türkiye günlerdir olağanüstü gündeminin arasında Çiftlik Bank dolandırıcılığını konuşuyor. Arabesk rap'ten, "milli soygun"a evrilen profiliyle dikkat çeken 27 yaşındaki Mehmet Aydın'ın, sanal çiftlik oyunlarıyla son 15 yıldır zihni tütsülenmiş olan milyonların zihnindeki geniş otlakları keşfedince yaklaşık 80 bin kişiden topladığı milyarlarla kayıplara karıştı...

              ÜRETİMİN BAŞLADIĞI TOPRAKLAR NASIL BU HALE DÜŞTÜ

              Sanal çiftlik oyununa para yatırarak zahmetsizce bir koyup üç alma hayali kuran on binlerce insanın dolandırılma öykülerini dinledikçe Türk toplumunun içinde bulunduğu haleti-ruhiyenin derin dehlizlerinde kaybolup gidiyorsunuz...
              İnsanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan tarım devrimi bu topraklarda başladı. Tarım ve hayvancılık üretiminin yazılı olmayan kitabı, on bin yıldır bu coğrafyanın insanlarının hafızalarına 'yaşayarak' kazındı.
              Bu yüzden yeni doğmuş bir oğlağın, kuzunun sesi Anadolu insana ruh köklerinden gelen bir ilahi gibi gelir...

              Bu yüzden toprağın, samanın, elmanın, ayvanın, kavunun, domatesin, yeşil soğanın kokusu bu ülke insanının hafızasına tapuludur. Çökeleğin, kıllı tulumun, külek yoğurdunun, karın tereyağının kokusu-tadı beş duyusuna kazınmıştır...

              Güneşin altında uzanan geniş ovalardan, Torosların teraslanmış dağlık yamaçlarına uzanan binlerce yıllık üretim kültürü en büyük savaşların bile yok edemediği benzersiz bir mirastı. En ağır savaşların ardından toprağına dönüp sarılan Anadolu insanı, Hititlerden bugüne hep üreterek ayakta durdu.

              Bu yüzden Türkiye, bir zamanlar ürettikleriyle kendi kendine yeten dünyanın 8-10 ülkesinden biri olarak adını yazdırdı...
              10 BİN YILLIK KÜLTÜR, TOKİ EVLERİNDE ÖLÜMÜ BEKLİYOR

              Türkiye son yıllarda üretimden koptu. Son 15 yılda Belçika büyüklüğünde ekilebilir tarım arazisi terk edildi. Kırsaldaki üretici nüfusun 'ucuz ve niteliksiz işgücü' olarak kentlere yığılmasıyla yalnızca kırsaldaki tarım arazileri boşalmadı, aynı zamanda 10 bin yıllık üretim kültürüne ait bilgiler de dolaşımdan çıktı. Kentlerde, TOKİ'nin diktiği ruhsuz apartmanlarda, kenar mahallelerin kömür kokan sokaklarında çocuklarının gözlerine baka baka ölümü gözleyen yüzbinlerce üretici, neolitik çağdan bugüne Anadolu insanının kolektif hafızasından aktardığı üretim bilgisini, kendinden sonra hiç bir kimseye emanet edemeyecek oluşunun iç burkulmasıyla sessizce sonunu bekliyor...

              Hiç bir kimyacının bilmediği peynir mayaları, hiç bir mimarın-mühendisin görmediği yapı ustalığı, hiç bir veterinerin duymadığı hayvan sağaltım yolları, hiç bir yaşam koçunun anlamadığı uçsuz bucaksız bir 'yaşama tutunma yolu', o yolu tevekkülle yürüyenlerle birlikte, üstelik bir daha geri gelmemek üzere yok olacak.

              NEREDE GERÇEK BİR ÜRÜN VARSA PLASTİĞE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR

              Binlerce yıldır bu coğrafyaya adapte olmuş, ayrıca bir maliyet gerektirmeyen hayvancılık ve hububat üretimi 'daha çok üretim ve kazanç' saplantısına kurban edilerek 'ıslah' hastalığının pençesinde yok edildi. Nerede bir kıl keçisi, nerede bir kara sığır, nerede bir yerel tohum görse, "bunu ıslah edelim" diyen bakanlar yönetiyor artık bu ülkeyi. Nerede gerçek bir ürün görseler, onu bağlamından koparıp sanal, plastik bir hale getirme histerisine tutulmuş bürokratların ülkesinde yaşıyoruz artık.
              TÜRKİYE'NİN EN GÜÇLÜ YANLARI EN ZAYIF YANINA DÖNÜŞÜRKEN

              Türkiye bütün yeryüzünde en güçlü olduğu alanlar olan "coğrafya+iklim+üretim+ biyoçeşitlilik= kültür" sarmalının dışına çıkarak kendi elleriyle en güçlü yanını 'en zayıf' yanı haline getirmeyi sırnaşık biçimde 'kalkınma' sayan karar vericiler eliyle adım adım bitirilirken, bu trajik çöküşe alkış tutanların da çoğunlukla o kültür sarmalının içinden gelen kitleler olması bu toprakların en büyük çelişkilerinden biridir.

              YEREL TOHUMU YASAKLAYIP SARAYDA DOMATES YETİŞTİRMEK

              Anadolu'nun en güçlü yanı olan tarımın, geleceğe giden yol olduğuna işaret edilerek kurulan Atatürk Orman Çiftliğinin arazisi üzerinde yükselen sarayın bahçesinde sebze-meyve, tavuk yetiştirip, "Herkes yerel tohum kullansın, sağlıklı beslensin. Ben öyle yapıyorum" diyebilen First Lady'lerin, atalık tohumları yasaklanan milyonlarla adeta dalga geçtiği bir ülkedir artık burası.

              ORTA REFÜJE FİDAN DİKİP 'ORMANLARIMIZI ARTIRDIK' DEMEK

              Tarım Bakanlarının 15 yıldır "Tarımda Avrupa'da birinciyiz" diye diye halkla alay ettikleri bir ülkedir burası. Dağı taşı, ağacı kuşu yağmaya açıp; mezarlıklara, cami avlularına ve otoyol kıyılarına, orta refüjlere fidan dikip "dünyada ormanlarını artıran tek ülkeyiz" diye hepimizin aklıyla maytap geçen bakanların ülkesidir burası. HES’lerin tahrip ettiği derelerde tören düzenleyip tel süzgeçlerle yavru balık bırakan, daha sonra da o balıkların yaşaması beklenen dereyi betonla dolduran iktidarların ülkesidir burası. 1000 yıldır Ege’de yaşamış olan zeytin ağacını yerinden söküp Antalya’ya EXPO alanına götürerek Cumhurbaşkanı’na yeniden diktirip, sırnaşıkça ibrikle can suyu dökerek “tutar inşallah” temennisinde bulunan, sonra da o ağacı kurumaya terk eden idarecilerin ülkesidir burası.

              RUSYA'DAN BUĞDAY ALIP IRAK'A MAKARNA SATARAK ÖVÜNMEK

              Kendi üreticisini desteklemeyip, 'daha ucuz' diye Ukrayna'dan, Rusya'dan ithal ettiği buğdayla Gaziantep'te makarna yapıp Ortadoğu'ya satarak "tarımsal ihracatta rekor kırdık" diye övünen bakanların ülkesinde, sanal tarım oyunlarıyla bir halkın dolandırılmasında şaşılacak bir şey yok. Milli Tarım diye diye tarımın bel kemiği olan dev kamu fabrikalarını satan, şeker fabrikalarını satışa çıkaran iktidarın iş başında olduğu bir ülkede ithal ineklerden milli gelir elde etmeye çalışan yığınların olmasında yadırganacak bir şey yoktur.

              ÇİFTLİK BANK DOLANDIRICILIĞINDA ŞAŞILACAK BİR ŞEY YOK

              Yıllardır ekonomiden tarıma, ormancılıktan turizme, bilimden teknolojiye, kültürden sanata, akademiden eğitime salt sanal rakamlarla kendini avutması istenen bir toplumun Çiftlik Bank gibi bir oyunda 500 milyarlık dolandırıcılığa kurban gitmesinde anlaşılmayacak bir şey yok.

              TARIMSAL ÜRETİM BÜTÜN ZAMANLARIN EN ZORLU DÖNEMİNDE

              Gidip bakın Anadolu'nun dört bir yanında üretim kültürü ne hallere sokulmuş. Üretmek, bizzat devlet eliyle bütün zamanların en karmaşık, zor ve insanüstü çaba gerektiren bir uğraşı haline sokulmuş. Yozgat'ın, Polatlı'nın, Konya'nın, Afyon'un, Isparta'nın sokaklarında üreticiler için "proje yazılır, destek, hibe alınır" afişleriyle süslenmiş binlerce ajans türemiş durumda. Üreticiler, dilini, anlamını bilmedikleri karmaşık bir kurgunun labirentinde adeta kayboluyor. Tarım, giderek daha çok rant alanı haline geliyor ve büyük şirketlerin yöneldiği, yığınsal üretim yapılan ve ağır maliyetli bir etkinlik alanına dönüşüyor.

              AVUCUNDAKİ TOHUMLA ORTADA KALAN ÜRETİCİLER

              Bir bakanlık düşünün, sorumlu olduğu alan tarım üretimi. Bunu da en yalın, en basit haliyle, üreticiyi zora sokmadan yapmak durumunda. Bir üretici düşünün; her yıl avucundaki tohumu toprağa atıp atmamak arasında gerili olan ipte ölüp ölüp diriliyor. Bakanlığın görevi o üreticinin tohumunu güvenli ve gelecek kaygısı taşımadan toprağa ekebilmesini sağlamak. Üreticinin sorumluluğu da binlerce yıllık insanlık emaneti olan elindeki tohumu ekip sevgi ve umutla üretimini sürdürerek gelecek kuşaklara aktarmak...

              MİLYONLARCA TOPRAK BİLGESİ ÇÖKÜŞÜ İZLERKEN...

              Ancak tarımsal üretim kültürü bu karmaşık ve dolambaçlı, yorucu hız tümsekleriyle doğduğu topraklarda göz göre göre öldürülüyor. Kırsaldaki üretici, dilini ve anlamını bilmediği bir oyunun içine çekilerek ürettikçe batıyor, varını yoğunu yitiriyor. Son 15-20 yılda üretimden kopan milyonlarca 'toprak bilgesi', betonun ve inşaatın kutsandığı bir kalkınma modelinin hızla çöküşe gidişini içi burkularak izliyor.

              Çiftlik Bank dolandırıcılığı, üretimdeki sanallaşmanın getireceği büyük çöküşün işaret fişeklerinden biridir...

              Yusuf Yavuz

              OdaTv den alınmıştır

              Comment

              • kuman
                Uzman Üye
                • Mar 2013
                • 583

                #67
                Matrix ten bir sahne;

                ''Bunun biftek olmadığını biliyorum ama bu eti ağzıma attığımda matrix bunun bana sulu lezzetli bir biftek olduğunu söyleyecek. Size bir şey söyleyeyim mi ? Cehalet mutluluktur.''

                Comment

                • yolcu42
                  Uzman Üye
                  • Oct 2016
                  • 183

                  #68
                  Amaç biftek yemekse, yani dünyada mutlu olmaya çalışmaksa cehalet mutluluktur.
                  Fakat bilinen bir gerçek vardır.
                  O biftek de,onu yiyen kişi de aslında topraktır ve toprak olacaktır.

                  Asıl mutluluk ise,
                  Herşeyin bir yaratıcısı olduğuna ve bunları tekrar yaratmanın ona göre çok kolay olduğuna kesin inanmaktır.
                  Ve bu o yaratıcının vaadidir.

                  O zaman tek çabamız biftek yemek olmamalı.
                  Ne yiyorsak bu bize yaratıcının sunduğu ikramdır.
                  Gayretimizden sonra tevekkületmeliyiz.
                  Bize verilene şükretmeliyiz.
                  Yaratıcı der ki,
                  «Hatırlayın ki Rabbiniz size: Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir! diye bildirmişti.»
                  (Sure No:14 Ayet No :7)

                  Asıl amacımız Yaratıcıya kendimizi sevdirmek olmalı
                  Last edited by yolcu42; 24. March 2018, 08:25 AM.

                  Comment

                  • galipyetkin
                    Uzman Üye
                    • Sep 2011
                    • 1389

                    #69
                    Sevgili yolcu42.

                    Eleştiriler hep benden geliyor.
                    Sakın yazdıklarımı dışlama olarak algılama.

                    Kendi kendine de söylediklerini istersen bir gözden geçiriver.
                    Ne dersin?

                    Mesela yazdığın "cehalet mutluluktur."
                    diyorsun.

                    -SAHİ Mİ?.... diye kendine sor,
                    ve çocuklarının geleceğini .......
                    sakın bilinç sahibi olmaları için okutma ve
                    "mehir" denilen uyduruk satış parasına, üç kuruşa kızlarını hazırla.
                    O modda mısın?
                    He; ne dersln?

                    Erkekler mi?
                    Meallerde ne yazıyor?


                    "Biftek yemek mi?"
                    "O da ne"?
                    mi deyip yok mu sayacağız?
                    Allah'ın yarattığını size göre kimler yemeli(ya da haram)?


                    DÖRT KİŞİLİK AİLENİN AÇLIK SINIRI 1.637 TL, YOKSULLUK SINIRI 5.331 TL. BİR KİŞİNİN AYLIK GEÇİM MALİYETİ 2.022 TL. MUTFAK ENFLASYONUNDA BİR AYLIK ARTIŞ YÜZDE 1,31.

                    BİFTEĞİN KİLOSU:60.-TL.

                    EN DÜŞÜK ÜCRET: 1.600.-Tl.

                    Ne diyeyim?

                    Ajda Pekkan'ın bir şarkısı var. "Hür doğdum ben , hür yaşarım" diye ........

                    Acaba:
                    "Allahım, şu gecekondu hayatımı gökdelenlerde yaşayanların çöplerini toplayarak sürdürebildiğim için sana şükürler olsun" mu demeliyim?

                    .....'salakça düşünceler işte' de diyebilirsin.


                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin
                    Last edited by galipyetkin; 23. March 2018, 09:16 AM.

                    Comment

                    • yolcu42
                      Uzman Üye
                      • Oct 2016
                      • 183

                      #70
                      Galip bey.
                      Bugüne kadar yazdıklarımdan hiç mi beni biraz anlamadınız.
                      Ben"cehalet mutluluktur" der miyim hiç?

                      Sadece Dünyada mutluluğu ararsan
                      "cehalet mutluluktur"

                      Yarın ölecek ve ahirette gözünü açacak olduğuna kesin inanırsan,(zaten bu akılla olur)
                      O zaman akıl ışıktır ve dünyayı fazla önemsemezsin.

                      Örneğin diyelim ki,
                      Düşünüyorım aklediyorum, fakat dünyada mutluluk arıyorum.
                      Sonra farkediyorum ki,

                      1.bir taşın üstünde ayaklarımızın altında magma,üstümüzde dondurucu ölümcül uzay,göktaşları...pamuk ipliğine bağlı dünya.
                      Enbiya 32.Ayet: Biz, gökyüzünü korunmuş bir tavan gibi yaptık. Onlar ise, gökyüzünün âyetlerinden yüz çevirirler.

                      Enam 65.Ayet: De ki: «Allah´ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeğe ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter.» Bak, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!

                      2.ne kadar kazanırsam kazanayım,en fazla 50 yıl sonra ben,sevdiklerim,gördüğüm herkez çürümüş et ve kemik olcak
                      Araf 185.Ayet: Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah´ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur´an´dan sonra hangi söze inanacaklar?

                      Nisa 78.Ayet: Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa «Bu Allah´tan» derler; başlarına bir kötülük gelince de «Bu senden» derler. «Hepsi Allah´tandır» de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar!



                      3.acaba yarın başıma ne gelecek kaygısı

                      Bunları bilipte mutlu olabilirmiyim bu dünya da.
                      Ve derim ki "bunları bilmeyen umursamayan insanlar ne kadar mutlu"

                      Hayatın gerçeğini bilipte dünyada mutlu olmayı amaç edinen kişi için dünya cehennemdir bence.
                      Ve der ki" cehalet mutluluk"

                      Fakat asıl amacın yarın ki ahiret olursa ve bugünü rahmana teslimiyetle,şükür sabır,tevekkülle yaşarsan,
                      Rahmanın krallığında bugün de yarında mutlu olursun inşallah.

                      Tekasür5-6"eğer bilseniz cehennemi görürdünüz"
                      Last edited by yolcu42; 1. April 2018, 11:31 AM.

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #71
                        Saygın yolcu42.

                        Ben seni ilk yazdığından beri tanıyorum. İfadelerin senin kimliğini faş ediyor. O nedenle senin düzgün düzene gelmen için dışlamıyor, eleştiriyorum.
                        Nedir düzen diyebilirsin.
                        Düzen her zaman var olanı/doğruları bu sitede saptırmadan ifadedir. Onun için buradayım. Birçokları gibi.
                        Konu kafandaki esintilerle toplumun önüne çıkmak değil. Tefekkür et.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 24. March 2018, 09:11 PM.

                        Comment

                        • yolcu42
                          Uzman Üye
                          • Oct 2016
                          • 183

                          #72
                          Bu dünya hayatı sadece bir eğlenceden, bir oyundan ibarettir. Ahiret yurduna (oradaki hayata) gelince, işte asıl yaşama odur. Keşke(eğer) bilseler!
                          (Sure No:29 Ayet No :64)

                          Dünya hayatının durumu, gökten indirdiğimiz bir su gibidir ki, insanların ve hayvanların yiyeceklerinden olan yeryüzü bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Nihayet yeryüzü zinetini takınıp, (rengârenk) süslendiği ve sahipleri de onun üzerinde kudret sahibi olduklarını sandıkları bir sırada, bir gece veya gündüz ona emrimiz (âfetimiz) gelir de onu sanki dün yerinde yokmuş gibi kökünden koparılarak biçilmiş bir hale getiririz. İşte iyi düşünecek kavimler için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.
                          (Sure No:10 Ayet No :24)
                          Last edited by yolcu42; 24. March 2018, 08:31 AM.

                          Comment

                          • yolcu42
                            Uzman Üye
                            • Oct 2016
                            • 183

                            #73
                            Hani siz (verilen nimetlere karşılık): Ey Musa! Bir tek yemekle yetinemeyiz; bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın, dediniz. Musa ise: Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var, dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah´ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına), Allah´ın âyetlerini inkâra devam etmeleri, haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebiyledir.
                            (Sure No:2 Ayet No :61)

                            Daha iyiyi daha kötüyle değiştirmek nedir acaba?
                            Onların istediği gıdalar kötü müydü.

                            Yoksa onların,
                            Onlara verilene şükretmeyip daha fazlasını istemeleri mi kötüydü

                            Ayrıca ayetin sonunda geçen,
                            "nebileri öldürmek" ifadesi acaba nebinin yaşamına son vermek mi yoksa ayette ki durum gibi,
                            Nebiyi zora sokarak nebilik görevini yaptırmamaya çalışmak mı.

                            Ayete göre musa nebiyi öldürmüyorlar orada.
                            Daha önceden peygamber öldürdüklerine dair bir ifade de yok.

                            Lütfen,
                            Kafamızda bize şirin gözüken yaşam tarzını kurana yapıştırmaya çalışmak yerine
                            Allahı daha fazla anlamaya çalışmak için ayetleri analiz etmek daha hayırlı olur.
                            Last edited by yolcu42; 25. March 2018, 01:24 PM.

                            Comment

                            • yolcu42
                              Uzman Üye
                              • Oct 2016
                              • 183

                              #74
                              Bir arkadaşımla kuran üzerine konuşurken şöyle demişti.
                              "aslında peygamberimiz de kominizm temelli bir toplum kurmaya çalışmış"

                              Dedim ki,
                              "hayır,aslında onun ekonomik düzeyde kurmaya gayret ettiği toplum şu olabilir,
                              Azim ve tevekkülle kazanan,fakat bu kazancını kendi bilgisi ile değil,allahın ona verdiği bilgi ve fırsatlarla olduğunu ve sınandığını bilerek bu kazancından gösteriş veya itibar için değil daha çok yoksullar yetimler için harcamaya gayret gösterebilen ve kibre kapılmayan bireyler yetiştirmek ve infak ederken ne eli sıkı olan ne de saçıp savuran bireyler yetiştirmek. Diye düşünüyorum."

                              Furkan 67.Ayet: (O kullar), harcadıklarında ne israf ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.

                              Herkes zihninde şirin gözüken yaşam tarzını kuranda arayabilir fakat bilmeliyiz ki,

                              Bizim zanlarımızla allahın dini aynı olmak zorunda değildir.

                              Rabbin sözleri hiç değiştirilmeye ihtiyaç duyulmayan yaşadığımız çağa uyarlamaya gerek duyulmayan kalıcı kelimelerdir.
                              Last edited by yolcu42; 1. April 2018, 10:01 AM.

                              Comment

                              • kuman
                                Uzman Üye
                                • Mar 2013
                                • 583

                                #75
                                Matrix ten

                                Bir alıntı daha.
                                Gemide yemek yerken;
                                '' Bu yemeğin tadı mısır gevreği tadına benziyor, Diğer kişi; Peki makineler mısır gevreğinin tadının nereden biliyor ki belki mısır gevreği tadı aslında tavuğun tadı idi ''

                                Comment

                                Working...