Nasibin Kokusu

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • TUĞÇE DENİZ AKIN
    Katılımcı Üye
    • May 2009
    • 93

    #1

    Nasibin Kokusu

    Biz ayetlerimizi ufuklarda ve kendi nefislerlerinde onlara
    göstereceğiz.(41/53).


    Ölüyken hidayetle dirilttiğimiz kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nur verdiğimiz kimse………..(6/122)

    O onları sever ve onlar da O’nu severler. (5/54)



    Söz düştü!

    İnsan kelimelerin tadını unuttu!

    Ve o varlıkla olan derin yakınlığını kaybetti!




    Hızla değişen değerler yaşam tarzları artık hayatı kökleri ötelerde olan
    çok ciddi bir faaliyet alanı olarak görmekten çoktandır vazgeçti. İnsan
    sadece hızla değişen oyunlar kurup oynuyor yada bu oyunları sadece
    seyrediyor.

    Olgunluk yerini hiç bitmeyen bir ergenliğin uçarı neşesine ve
    denetimsizliğine bıraktı. Kemal gizlendi insanın bu yeni hayalî dünyasında.

    İnsan artık seve seve tembelliğe övgüler sunarak seyirci koltuğuna
    oturdu. Hızla değişen görüntüler ve tüketilen duygular aklı vicdanı adaleti
    ve muhabbeti her gün biraz daha rahatlıkla seyrederek yok ediyor.

    Elveda derken idrak insancık arayışını kaybetti. Çünkü ya herşeyi var yada
    olsun hırsıyla dopdolu ve peşi sıra gelen doyumsuzluk huzursuzluk ve
    dengesizlik.

    Açıkça yada gizlice ama bencilce "bu bu da bunu da" kelimeleriyle tükettiği
    yaşamın karmaşasında RIZKINI-NASİBİNİ kaybetti. Mükemmel şekli ile nefes alıp dururken şeylerin çokluğunda insaniyeten boğuldu.

    Bu şuur kaybında ne kadar yaşayabilir? Yüksek teknoloji rahatlayan
    şartlar uydurulan (benliğe) maneviyatlar yükseltilen benlikle daha ne kadar
    devam eder rızıksız ve nasipsiz yaşam. Rızıksızlık-nasipsizlik dünyanın her
    yerini kaplamış. Zahiren ve batınen. İnsanın bu varlık içindeki yokluğunda
    yeniden hayatlanmaya ve hakiki bir rızka ihtiyacı var sadece.

    O ki seyirci koltuğundan bir kalksın hele. Kendine ve etrafına ihtiyacı aczi
    ve fakrıyla bir bakabilsin. Muhabbet ve hikmet boy verecektir şuurunun
    toprağında. İlk alemin rengi değişir; lebaleb dolu nimetleri ve onlar içindeki
    kendi özelini fark ettiğinde. Tüketimi tükenir önce. Bu alem mükemmeldir ve
    ona da özeldir. Ve bu şuurla insan benzersiz bir değerdedir. Nihayetsiz bir fakr ve acz şuuruyla varlığının ilahi köklerine yönelebilir insan ve bu ona sınırsız bir rızk sarayına doğru rehberlik eder ve onu ilmek ilmek hikmetle örülmüş ve ona tahsis edilmiş bir rızıklar sarayının kapısına kadar eşlik eder. Ve o eşikte anahtarın başından beri elinde olduğunu anlar. Ve kendine baktığında açıkça sarayın kapısındaki ismin kalbinde yazdığını görür.İçini ve dışını aynı isim kaplamıştır. Ve bu onu sarayın içine dahil eder.Ballar balını bulmuş benlik çölünden geçmiştir artık.

    Ve söz böylece ayağa kalkar. Kelimelerin tadını almaya başlar. Varlığın
    rızkıyla zayıflayan bağları kuvvetlenir. Nasibinin kokusunu içine çeker. Böylece seyir biter. Hayatı o isimden gelen gınayla hayatlanır gerçeklik kazanır şuurlanır nurlanır. Rızk ve nasibiyledir artık. Ve insan buna aşkla ve rızayla bağlıdır. İnsan ve kalbindekinin sahibi bundan
    memnundur.
    Yemin olsun ki biz bu Kur'ân'da insanlar için çeşitli misaller vermişizdir. Yine de insanların çoğu inkârlarında ısrar ederler.(17/89)
Working...