Dinler Arası Diyalog

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #16
    14. MÜSLÜMAN DİYALOGÇULARIN PAPAYA GÖNDERDİKLERİ "ARAMIZDAKİ ORTAK KELİME" BAŞLIKLI MEKTUP

    Müslüman dinlerarası diyalogçular, aynı garabeti, 138 imzayla 12 Ekim 2007 günü Papa XVI. Benedikt'e gönderdikleri, "Sizin ve Bizim Aramızdaki Orta Kelime" başlıklı mektupta da sergilemişlerdir.

    Ürdün Amman'daki Kraliyet Ehli Beyt İslâm Düşüncesi Müessesesi başkanı Prens Gazi bin Muhammed bin Tala'nın girişimiyle yazılan ve 5'i Türk 138 kişinin imzaladığı meşhur mektubun son III. kısmında şöyle deniyor:
    (Tercümeyi mektubun Arapça aslından yapıyoruz)

    "İslâm ve Hıristiyanlık arasındaki bazı şekli ihtilafların azaltılması bulunmadığı zamanda İslâm ve Hıristiyanlık muhtelif iki din olarak değerlendirilmesine rağmen, açıktır ki iki büyük vasiyet, Kur'ânı Kerim, Tevrat ve Ahdı Cedid (İncil) arasında bir bağ ve ortak bir zemin teşkil etmektedir. Tevrat'ta ve AhdCedid'te iki vasiyete temel teşkil eden ve onlardan fışkıran şey, Allah'ın vahdaniyetidir; yani Tek İlâh'tır..." (Bkz. Belge 3).
    Belge 3



    Papa'ya Müslümanca bir mektup yazılıyor; fakat her şeyden önce mektubun en önemli kelimeleri bile İncil'den alınıyor. Şöyleki: "İki Büyük Vasiyet" Pavlus İncili'nin Arapça tercümelerinden alınmadır. Markos'ta (12. Bab, 2831. cümlelerinde Hz. İsâ'nın Yahudilerin "Yazıcılar" denen bir grubuna mensup birisiyle tartışması anlatılır ve o, Hz. İsâ'ya sorar:

    "Bütün vasiyetlerin ilki hangisidir?" Hz. İsâ cevap verir: "Birincisi, Ey İsrâil, işitin! Rabbimiz Tanrı'dır, Rabb bir'dir... İkincisi, komşunu kendin gibi seveceksin. Bu iki vasiyetten daha büyük vasiyet yoktur."

    Oysa Kur'ânî kavram, "Emr"dir. Emr ile vasiyet arasında anlamca nüans farkı olmalıdır. Bu, o kadar önemli değildir. Burada yanlış olan, yine, İslâm'ı ve Hıristiyanlığı eş tutma; tevhidi ve teslisi eş görme; teslisi, en önemli bir İslâmî kavram olan "Vahdaniyet" ve "Tevhîd" ile karşılama girişimidir.

    Aziz Egidio Cemaati tarafından 19 Kasım 2007 günü 42 kişilik farklı din mensubunun katılımıyla Napoli'de düzenlenen dinlerarası diyalog toplantısı vesilesiyle Napoli'deki Plebiscito meydanında diyalogçulann da hazır olduğu bir toplantıya hitab eden Papa XIV. Benedikt "Angelus" adlı bir konuşma yapmış ve özetle şu mesajlar vermiştir:

    Bu kültürel ve dinsel etkinliğin dünyada barışın güçlenmesine katkı olmasını diliyorum. Bunun için dua edelim. Ama bütün misyonerler için de dua edelim. Bütün insanlığın Hıristiyanlaştırılması hususunda, her kilise aynı derecede sorumludur. Zorluklarla yüz yüze olan, çoğu kez takibata maruz kalan, papazlarıyla, rahibeleriyle, sivilleriyle misyonerlik cephesine de çalışanlardan da dualarımızı esirgemeyelim demiş ve diyalogçuları Hıristiyanhğa davet etmiştir.(30)

    Papa kendi açısında doğru mantıksal bir çıkarım yapmıştır;Hıristiyanlara sürekli olarak "Aynı Tanrı'ya inanıyoruz", "İnancımız aynıdır" diyen Müslüman diyaloğçulara daha başka ne gibi bir teklif yapabilirdi Papa ?

    İşte Papa'nın mektuptan ve diyalogtan anladığı budur; kendi adına ve hesabına doğru anlamıştır. Biz iyi de anlıyoruz; fakat anlatamıyoruz! Bu şekliyle yaptığınız diyalog Hıristiyanlığa hizmettir diyoruz; eğer aynı Tanrı'ya inanıyorsanız ortada bir şey kalmıyor diyoruz. Fakat Papa bu işlerden doğru mantıksal çıkarım yaparak: Buyurun Hıristiyanlığa diyor. Haksız mı?!

    Daha da önemlisi mektuba imza koyanlardan beş kişiden birisi İstanbul müftüsü Mustafa Çağrıcı'dır; diğer dördü Ali Özek, İbrahim Kalın (SETA Başkanı), Ekmeleddin İhsanoğlu ve Caner Dağlı'dır. Ayrıca Yusuf Ziya Kavakçı'nın da imzası vardır.

    Çağırıcı'nın İstanbul Müftüsü ismi ve sıfatıyla mektuba imza atmasıyla Diyanet İşleri Başkanlığı da bu mektuba ortak olmuştur; böylece hem de Papa'nın Hıristiyanlığa davetine muhatap olmuştur, hem de tevhidin teslis ile denk tutulmasına katılmıştır.

    Ayrıca Ürdün Kraliyet ailesinin hazırladığı, böyle uluslar arası ilişkilerle ilgili bir mektuba imza koymak da bazen son derece tehlikeli olabilir. Geçen yıllarda da zaman zaman basına yansıdığı gibi, Batı ve Vatikan, küreselleşme siyaseti için İslâm dünyasına bir halife veya lider arıyor.

    Dedeleri Kral Hüseyin'den beri Ürdün Kraliyet ailesi, İngilizlerin girişimi ve tahrikleriyle taliptir. Bilindiği gibi Ürdün Krallığının bugün başta ABD ve Vatikan olmak üzere, Batı ile çok yönlü sıkı ilişkisi vardır; dinlerarası diyalog için verdiği çok yoğun faaliyetleri ile önde olmak istiyor. Nitekim de söz konusu Papa'ya gönderilen bu son ikinci mektup ve 2006 yılında yine onun girişimiyle hazırlanıp gönderilen birinci mektupla, bunu bir ölçüde de gerçekleştirdi. Bu mektuplara, bütün İslâm dünyasından dilayogçu kişilere ve resmi kurumların temsilcilerine imza koydurtarak önderliğini göstermiştir.
    Meselenin siyasi boyutuna böyle çok kısaca işaret ettikten sonra tekrar doğruların diyalog meselesine ve diyalog adına verilen tavizleri anlatmaya tekrar dönelim.
    Attached Files
    Last edited by kamer; 5. December 2010, 08:09 PM.
    Halil Ay

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #17
      15. CUMA HUTBELERİNE İTİRAZ

      2006 yılı içerisinde, eski ABD Türkiye Büyük Elçisi E.Edelman ve AB. Türkiye Deligasyonu başkanı Kretschmer'in Cuma hutbelerinde geleneksel olarak okunan 'Allah indinde din, İslâm'dır" (Âli İmrân, 19) meâlindeki ayetinin okunmasıyla dinler arasında ayırım ve Hıristiyanlığa tehdit yapıldığı iddiasıyla rahatsızlıklarını dile getirdikleri basında yer aldı. Hatta Edilman'ın bu rahatsızlığını AKP hükümetine mektupla ilettiği söylendi.

      Yine basında Diyanet İşleri Başkanlığının müftülüklere genelge göndererek, söz konusu ayetin okunmamasını talep ettiği yönünde haberler yer aldı. Bunun üzerine Başbakanlık 03.04.2006 tarihli basın açıklamasıyla olayı yalanladı.

      Benim de bildiğim kadarıyla Başkanlığın müftülüklere göndermiş olduğu resmi bir genelgesi yoktur.
      Ancak, o günden bugüne, gerek yut içindeki ve gerekse DİTİB bağlı Yurtdışı camilerde hutbelerde bu ayetin okunmasında kayda değer bir azalma olduğu gözlemlenmektedir. Bunda bazı imamların veya müftülerin şahsi tutumları da etkili olmuş olabilir.
      Halil Ay

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #18
        16. HIRİSTİYANLAR DOĞUŞTAN HIRİSTİYAN YARATILMIŞ

        Müslüman dinlerarası diyalogçularının İslâm'ı tahrif hareketlerinden birisi de, insanların doğuştan Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi vb. din mensubu olarak yaratılması iddiasıdır.

        Bakınız aynı Uşşak ne diyor: "Yani benim Müslüman, senin Hıristiyan olarak yaratılman ya da benim Türk, senin Kürt olarak sırf biz tanışalım, kesret içinde vahdeti bulalım diye. İşte bu çoğulculuk, çok dillilik, çok dinlilik ... Allah'ın muradı olduğunu kabullenmek."(31)

        Allah elbette insanları tanışmaları için kavim kavim yaratmıştır; ancak onları doğuştan ne şu dinin ne bu dinin mensubu olarak mı yaratmıştır? Acaib bir iddia. Böyle bir iddia, birçok İslâmî hakikati boşa çıkarmak olur.

        1.Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "Her çocuk, fıtrat üzere doğar. Çocuk ebeveyni yahudiyse Yahudi, hıristiyansa Hıristiyan, mecusiyse Mecusi olur." Şeklindeki meşhur hadislerine aykırıdır.

        2.Allah'ın adalet ilkesini zedeler. Çünkü Allah insanları doğuştan farklı dinlerde yaratacak, sonra da kafir ve müşrik oldukları için ahrette cezalandıracak! Bu Allah'ın âdil olmasına aykırı olduğu gibi, Allah'ın tahrif edilen her ilâhi dinden sonra dinini yenilemesi ve risalet tarihi gerçeğine de aykırıdır.

        3.İslâm'ın önceki dinleri nesh ettiği inancına aykırıdır: İslâm inancına göre, İslâm'ın Hz. Peygamber'e vahyedilmesiyle Yahudilik ve Hıristiyanlık nesh edilmiştir. İnsanları Allah doğuştan Hıristiyan veya Yahudi yaratıyorsa, o zaman Allah'ın ve Hz. Peygamber'in insanları İslâm'a davet etmesinin bir anlamı kalıyor mu?

        4.İslâm'ın son din olması inancını ortadan kaldırır. İslâm sadece tarih açısından son din değildir; bir dinde olması gereken en başta doğan insan ve ahret açısından da tam dindir. Nitekim Allah buyuruyor ki: "Bugün sizin için dininizi kemâle erdirdim, size nimetimi tamamladım, ve size din olarak İslâm vaz ettim." (Mâide:3)

        Uşşak gibi düşünen Müslüman dinlerarası diyalogçular, sap ile samanı birbirine karıştırma deyişinde ifade edildiği, hakikat de vahayı, doğru ile yanhşı birbirine karıştırıyorlar.
        Halil Ay

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #19
          17.TÜRKİYE'NİN ŞEHİRLERİNE HAÇ VE SİYON DAMGASI VURMAK

          Müslüman Hıristiyan diyalogçuların diyalog toplantıları için seçtikleri şehirlerimiz özellikle geçmişte Hıristiyanlık için önemli olmuş şehirlerimizdir: İstanbul, İzmir, Hatay, İskenderun, Urfa, Harran vb.

          25-30 Eylül 2005 tarihinde Hatay'da tertiplenen "I. Hatay Antioch Medeniyetler Buluşması, Antioch Güneşi Altında" adlı toplantı, bütün toplantıların en rezili ve aynı zamanda ibretle üzerinde durulması gereken bir toplantıydı. Uluslar arası nitelikli olan bu toplantı "akademik" görünümlü siyasi bir toplantıydı.

          Hatay'da dinlerarası diyalog neyi medeniyetler ittifakı buluşması yapmak için, Hatay ismini siyon yıldızına, Hıristiyan haççın çevirmek mi gerekliydi?

          Toplantının alt başlığı, "Antioch Güneşi Altında" ibaresi, güneş filan temsil etmiyor! Gökten inen, kanatlarını germiş beyaz güvercin ve ayakları altına yazılan ibare, sanmayın barışı temsil ediyor. O şekliyle o güvercin hıristiyanî bir semboldür; Teslis'in üçüncü tanrısı Kutsal Ruhu temsil eder. (Bkz. Belge 4).

          Bu sembol, varlığını şu İncil cümlesinden alır:

          "Bütün insanlar vaftiz edildiğinde, Mesih de vaftiz edildiğinde ve dua ettiğinde, gökler açıldı ve kutsal ruh, bir güvercin gibi kendi şekliyle onun üzerine indiğinde, göklerden bir ses geldi: Sen benim sevgili oğlumsun, seninle ben çok hoşnudum." (Luka: 3, 2122)

          Başka eski İncil nüshalarında, son cümle yerine "Bugün seni doğurttum" cümlesi vardır.(32)

          Bugüne dek, dünyanın çeşitli kentlerinde bir çok benzer toplantı yapıldı, o şehirlerden hangisinin ismine siyon yıldızı ve haç işareti kazındı?

          Burada Ziya Paşa'nın şu meşhûr beytini balısla hatırlamamak elde değil:

          "Ümmîdi vefa eyleme her şahsı değalde,
          Çok hacıların çıktı haçı zîri beğalden."
          (Her hileci kişiden vefa ümidi bekleme,
          Çok hacıların koltuk altında haçı çıktı.)


          Mason Mithat Paşa'nın yaptığını hatırlamamak olur mu?

          Mithat Paşa da, batının gelişmesini Hıristiyanlık sanarak batıcılık sevdasıyla bir Osmanlı bayrağının ay ve hilâlinin yanına haç resmi kondurtmuştur. Hatıratında kendi yaptığı edepsizliği üçüncü bir şahıs ağzından takdirle anlatmayı da ihmal etmemiştir.(33)

          Görüyorsunuz, bu ülke ne cevherler .insanlar yetiştirebilmiş! Gündüz elinde yanan fenerle sokaklarda dolaşan Sinoplu Diyogen'e sormuşlar: "Ne yapıyorsun!" Üstad? "Adam arıyorum, adam" demişti.

          Üstüne üstlük, Hatay Buluşmasını tanıtan kitapçığın içine bir de Atatürk resmi koymuştur.

          Misyoner okullarını kapatan ve misyonerleri Türk çocuklarını Hıristiyanlaştırıyorlar diye ülkemizden kovan Atatürk'ün resmi böyle bir kitaba niçin konuyor!?

          Öyle sanıyorum ki, verdiğimiz bu birkaç örnek, Müslüman dinlerarası diyalogçuların diyalog adına nasıl bir İslâm anlayışına doğru gittiklerini göstermeye kafidir.

          Müslüman diyalogçuların İslâm bahçesinde yetiştirmeye çalıştıkları bu acı meyveler, umarım genç nesillerimizi zehirlemez. Bunların en acısı ve zehirlisi de, daha önce de belirttiğimiz gibi tevhid ile teslisi denkleştirme aynileştirme girişimidir.

          Şimdi, tartışmasını yapmayı söylediğimiz soruya gelelim:

          Birçok dinlerarası diyalogçunun da dediği gibi Bekir Karlığa'nın "Allah aynı yollar farklı yaklaşımı doğrudur." (34) yargısının doğru olup olmadığı üzerinde duralım.

          Buradan maalesef tam bir sofistik mantık ve zihniyet sergileniyor. Belki, "Her dine göre ayrı Tanrı olmaz; Tanrı Tek'tir" doğru önermesi ve akidesinden hareket ediliyor; ancak bu, her dinin Tanrı tasavvurunun O'na imân şekli olan amentüsünün aynı ve tek tanrı olduğu sonucunu zorunlu olarak doğurmaz. "Tek Tanrı, yollar farklı" şeklindeki Müslüman veya Hıristiyan diyalogçuların sloganları, mantık, matematik ve bizzat farklı yollar, yani dinler açısından saçmalıktır; bizzat her dinin kendi akidesine aykırıdır.

          Tek Tanrı, Hıristiyanlıktaki teslisin hangi Tanrısı olabilir? Baba'ya mı, Oğul İsâ'ya mı, Kutsal Ruh Tanrı'ya mı karşılık gelecektir? Her üçüne de denirse bu, Tek = üç demek gibi bir şey olur.

          Bunlardan, sözgelimi Baba Tanrı, tek olarak nitelenirse, diğer ikisi artık Tanrı olmayacaklar mıdır? Teslis inancına göre üç tanrı ortak bir cevhere sahiptir; ancak her üçü de ayrı üç şahıstır (persona).

          Hıristiyanlar teslisi, "Scutum Fidei" (İmân Füzesi) dedikleri Şema l'de şöyle ifade ederler.
          Görüldüğü hepsinin ortak cevheri Tanrı'dır; ama Baba, ne Oğuldur ne de Kutsal Ruh'tur; aynı şey böylece diğerleri için de söylenir. Dolayısıyla ortada üç ayrı şahıs tanrı vardır. Diyalogçular bunu nasıl Tek Tanrı'ya indirgeyebiliyorlar da, "tevhid gibidir" diyebiliyorlar.

          Geçmişte Yahudiler gibi bazı Hıristiyan mezhepleri, özellikle Yahya İbn Adî gibi Hıristiyan teologları,(ŞEMA 1)
          Müslümanlarla tartışmalarında ve bir ölçüde de İslâm'dan etkilenerek, İsa Tanrı, babanın kelâm ve hikmet sıfatının ve Kutsal Ruh da O'nun güç ve kudret sıfatının tecellisidir; o halde durum, İslâm'daki Allah'ın sıfatlan gibidir demişlerdir. Bugün de bazı Cizvit diyalogcu papazlar Müslüman diyalogculara bu öğretiyi tekrarlıyorlar; bunların en bilinen örneği, Th. Michel'dir.(35)

          Diyelim, Müslümanlara yanaşmak için iddia ettikleri gibi Tek Tanrı'nın sıfatları olarak kabul edelim. İslâm'da Allah'ın sıfatlan veya isimleri, yine Allah'ın kendisini niteler ve Allah'dan başka ve ayrı tanrıların varlığına asla delâlet ve tekabül etmezler. Yani sıfatlarla Allah, hâşâ bir, iki, üç tanrı olmaz. Oysa Hıristiyanlıkta, İsâ'yı Tek Tanrı'nın kelâm sıfatı ve Kutsal Ruh'u güç sıfatı kabul edilse bile, bu sıfatlar Tek Tanrı (diyelim Baba Tanrı)dan ayrı varlıksal niteliğe sahip şahıs tanrılara tekabül ederler. Dolayısıyla İsâ'ya ve Kutsal Ruh'a Tanrı'nın sıfatları demek, tanrıları, Tek tanrı'ya indirgemez. Çünkü bilindiği gibi teslise göre, İsa tanrı ve Kutsal Ruh tanrı, Baba'dan sıfatları olarak birincisi "doğurtma" ve ikincisi "üfleme" yoluyla çıksa bile, İsa'nın kendi başına ve Kutsal Ruh'un kendi başına ayrı tanrısal varlıkları söz konusudur.

          Yahudilikte İslâm'a yakın Tek Tanrı inancı vardır; fakat onların Tanrı hakkında, Tevrat metinlerinde geçtiği şekliyle, Tanrı'ya Tanrılıkla asla bağdaştırılamayacak olumsuz nitelikte öğretileri vardır.

          Budizm'de ve Hinduizmde tek ve şahıs bir Tanrının olup olmadığı bile tartışmalıdır.
          O halde nasıl oluyor da Allah, bu dinlerin Tanrılarıyla aynı ve tek görülebiliyor? Bir dinde her şeyden önce esas olan Tanrı inancı ile bu inancın Tanrı'ya ait bildirilen nitelikleri, isimleri ve fiilleri vasıtasıyla insanda tasavvur ettirdiği tanrı anlayışıdır. Yollar böyle farkh olursa, nasıl bütün dinler Tek ve Aynı Tanrı inancını tasavvur ettirirler?

          Elbette Allah, Tek'tir; dinlere göre çok değildir, ancak, Allah, İslâm'da olduğu gibi insanlardan Kendisine doğru imanla, doğru Tanrı tasavvuruna sahip olmalarını ister. İmânın manası da budur.

          İhlâs Suresi: "De ki Allah Tek'tir, Samet'tir; doğmamış ve doğurtmamıştır. O'na başka bir şey eşit ve denk değildir."

          Kâfirûn Suresi: "Ey kâfirler! Ben sizin taptığınıza tapmam O halde sizin dininiz size, benim dinim bana."

          Fatiha Suresi: Râhman, Râhim Allah'ın adıyla... Ancak Sana ibadet eder ve Sen'den yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet.... Gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil" Âmin.

          Müfessirlere göre gazaba uğrayanlar Yahudiler; sapmışlar da Hıristiyanlardır.

          O halde "Yollar farklı" ise; bütün yollar Tek Tanrı inancına götürmüyor.

          Zikrettiğimiz bu ayetlerde Allah, zaten farklı yılların Tek Tanrı'ya götüren yollar olmadığını açıkça belirtiyor. Allah'ın kendinde Tek olması ayrı şeydir; insanların bu Tek Tanrı'yı dinlerinde ve imanlarında tasdik edip etmeleri ayrı şeydir. Dolayısıyla, farklı yollar, insanları farklı farklı Tanrı inancına götürüyor. Allah'a göre bu farklı ve tevhidçi olmayan inançların ise, hiçbir dini değeri yoktur. Çünkü Allah'ın tabiatı hakkında yanlış şeylere inanıyorlar.

          Bu, "Bütün yollar Roma'ya çıkar" gibi bir şey değildir. Kaldı ki, ancak ve ancak Roma'ya çıkan bütün yollar Roma'ya çıkar; yoksa bütün yollar Roma'ya çıkmaz.

          Diğer taraftan, bazı dinler arası diyalogcular "Diyalog, dinlerin inançları ve kelâmî teolojik meseleleri üzerinden yapılmamalı", "diyalog dinleri birleştirme girişimi değildir" gibi laflar ediyorlardı!

          Bütün insanlar Tek Tanrı'ya inanıyor demek ve böylece tevhidi ve teslisi aynı görmek nedir? Bu, kelâmî veya teolojik değil midir? Bütün iman ve inanışları denk ve aynı görmek dinleri bir görmek değil midir?

          "Yollar farklı, Allah Tek'tir" önermesi, zaten doğru sonuç vermeyen çelişkili bir önermedir. Yolların farklılığı neden ve neredendir? Eğer Hıristiyanlar da doğrudan Allah, Tek'tir; doğurtmaz ve doğrulmaz deselerdi yollar farklı olmayacaktı.

          Örneklerde ortaya koymaya çalıştığımız gibi, çıkarım, diyalog için anladıkları ve anlattıkları İslâm, Hz. Muhammed'siz ve Tevhid ile teslis arasında fark görmeyen, diyalog adına her türlü tavizin verildiği ılımlı başkalaştırılmış bir İslâm'dır.
          Attached Files
          Last edited by kamer; 5. December 2010, 07:40 PM.
          Halil Ay

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #20
            18. İSLÂM'IN HEDEFİ İNSANLIĞIN MÜSLÜMAN OLMASI DEĞİLMİŞ

            Polemik Değil Diyalog adlı kitabın "Ortak Söze Gelmek" başlıklı kısmına H.Karaman ile yapılmış bir sohbetin metni veriliyor.

            "Polemik"e yol açabileceği düşünülen bazı ayetler diyalog için yorumlanırken, şüphesiz doğru yorumlar da yapılarak güzel şeyler de söyleniyor.

            Müslümanların kafirler ve müşriklerle dostluk kurup kuramayacağı meselesi tartışmasını Karaman şu cümleleriyle bitiriyor: "Şimdi tekrar konumuza dönelim. Bütün insanların müslüman olmaları dinin, Kur'an'ın hedefi değildir. Kur'an'ın hedefi; din özgürlüğü ve adalet çerçevesinde, insanların birbirlerine karşı iyi ilişkiler içerisinde yaşadıkları bir dünya düzenidir. Kur'an bunu istiyor" (s .41)

            Cümlenin son ifadelerine bir itiraz olamaz : İslam kimsenin zorla ve kılıçla da Müslüman yapılmasını istemez. Ancak cümlenin anlamadığımız tarafı insanların müslüman olması Kur'an'ın değildir kısmıdır.

            Karaman, "Kur'an'ın hedefi insanları Müslüman yapmak değildir ." şeklinde bir şeyler söyleseydi belki cümlesinin son kısmıyla birlikte değerlendirildiğinde anlamlı olabilirdi; yani derdik ki Karaman, İslam insanların özgür iradesine ve seçimine seslenir, dileyen Müslüman olur.dileyen olmaz gibi bir düşünceyi ifade etmek istemiştir.

            Kur'an'ın hedefi insanların müslüman olması değilse, Kur'an'ın vahyedilmesinin ne anlamı var?

            Alemlere rahmet, müjdeci ve uyarıcı olarak Hz. Muhammed (sav.) risalatle görevlendirilmiş olması, sadece başka din mensuplarının misyonerlik yapmaları için özgürlükçü bir ortam ve düzen sağlamak için midir?

            Kur'an'da davet ve tebliğ emri hiç yok mudur? Kur'an'ın hedefi insanları Müslüman olması değildir derken Karaman'ın zihninde hidayet Allah'tandır yargısı; Peygamber'e " Sen dilediğini doğru yola eriştiremezsin.lakin Allah eriştirir" (Kasas 56) şeklindeki ayeti veya benzer ayetleri düşünmüş olabilir.

            Nevar ki, yine de bunlarla Karaman'ın kendi yargısı çelişiktir. Çünkü Allah, Hz. Peygamber'e senin vazifen ancak tebliğdir, hidayet ancak Ben'im işimdir derken tam da Kur'an'ın hedefinin insanların Müslüman olması olduğunu belirtiyor.

            Kısaca ifade edecek olursak, Kur'an'ın hedefinin özgür ve adil bir dünya düzeni olmasıyla, aynı zaman insanların müslüman olması veya insanlara müslüman olmaları için teklifte bulunmak çelişki teşkil etmez.

            Sonuç olarak diyebilirz ki, diyalog düşüncelerinden verdiğimiz bazı örneklerin de gösterdiği gibi, Müslüman diyalogçuların yaptıkları diyaloğun Hz. Muhammed 'e ve ümmetine bir faydası olmayacağı açıktır.

            Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, bu amaçlı ve gerekçeli 67 Haziran 1997 tarihinde istanbul Hilton Otel'de "Medeniyetlerarası Diyalog" isimli bir konferans tertip etmiştir.

            Tebliğleri, "Medeniyetler Çatışmasından Diyaloğa" adıyla istanbul, 2000 neşretmişlerdir.

            Paton ((D.R.): Breaking Barriers, Nairobi, 1975, Geneva,WCC, 1972, s. 73. Aydüz (D.): Tarih Boyunca Dinlerarası Diyalog, izmir, 2005, s. 2021.

            Neuner (J.) and Dupuis (S.J.): The Christian Faith in the Doctrinal Documents of Catholic Church, London, Collins, 1983, s. 323

            Zaman, "Dünya Barışı için" adlı M.Erişen ve M.Ermek'in haberi, 10Şubat 1998.

            Flannery (A.): Vatican Concil II, The Conciliar and Post Consiliar Documents, Dublin, 1981,s.819.

            Papa II. John Paul: Redemptoris Missio, Vatican, Roma, 1991, s. 5557.

            Gülen (F.): Kur'an'dan idrake Yansıyanlar, istanbul, 2000, s. 247248.

            Bu nikahlanma olayına eserin 146 nolu dipnotu ile Gülen, Ali elMuttaki'nin "Kenzu'lUmmaI"
            (11/424) adlı eserinden dayanak gösteriyor. Ancak rivayetin metnini vermiyor. Orada Hz.Peygamber'e isnad edilen söz şudur:
            "Sa'd ibn Cünade'den, Allah Resûlü dedi: Cennet'te Allah beni imrân kızı Meryem, Firavun'un hanımı ve Musa'nın kız kardeşi ile evlendirecek..." Bu rivayet farklı ravilerden az çok farklarla Taberânî: Mu'cemu'lKebîr, VI, 52, no: 5485;

            Heysemî: Mecmu'a, IX, 128, gibi diğer kaynaklarda da geçmektedir. Ancak rivayet sahih hadislerin kaynağı Kütubi Sitte'de yoktur.

            10 Karayeğen (i.): "10 Yıldır Doğru Adrestesiniz", Aksiyon Özel Sayı, No: 470, sAralık2003, s. 5.

            " Oruç (M.): Dinlerarası Diyalog Tuzağı ve Dinde Reform, 3. baskı, Arı Sanat Yayınları, istanbul, tz.S. 3031.

            12 Zaman On Line, 9.12.2006, N.Akman: "Kardinal Ratzinger Türkiye'de Papa Oldu."

            13 Hz.isâ'nın dönüşüyle ılgılı gösterilen ayetlerin yorumunda, meşhur tefsirci elKurtubi'ye göre,
            Sahabe ve Tâbi'ûn devrinde yorum ihtilafı çıkmıştır. Bkz. ElKurtubî: elCâmi'u li'lAhkâmi'l
            Kur'ân, Kelime, 1934, c. 16, s. 105.

            14 Yıldırım (S.): "Salat ve Selam Hz. isa için", Aksiyon, sayı 470, 8 Aralık 2003, s. 45.

            15 Yıldırım (S): Kur'ânı Hakîm ve Açıklamalı Meâli, istanbul, 2002, s. 9.

            16 Kutsal Kitap, Kitabı Mukaddes Şirketi, istanbul.2001, s. 1193.

            17 KutsalKitap, s. 1374.

            18 Batı'da Kur'an hakkında en son çıkan kitaplardan birisi olan "The Cambridge Companion to
            the Our'ân" (Cambridge University Press,2006) adlı eserde, H.Motzki "Altematif Acco
            unts of the Our'ân's Formation" adlı makalesinde, "Kur'an'ın yazarı Muhammet'tir"
            demektedir, bkz. s. 59.

            19 Mason (D.): Le Coran et la Revelation Judeo Chretienne, 2 cilt, Paris, 1958.

            20 VVİckvvire (D.): Yahudi, Hıristiyan ve islâm KaynaklarınaGöre Kutsal Kitabın Değişmezliği,
            istanbul 1999; Agy.: ilahiyata Ait Bir Kaynak Kitap (Henüz basılmamıştır)

            21 Milli Eğitim Bakanlığı Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, 5, istanbul 2002, s. 18.

            22 A.g.e, s. 29.

            23 A.g.e, s. 29.
            24 A.g.e, s. 29.

            25 Aslan (A.): Religious Pluralism in Christian and Islamic Philosophy, Surrey, 1998, s. 262.
            26 Kur'ân: ihlâs Suresi
            27 Tempo: Sayı 990, 23 Kasım 2006, s. 18.
            28 Tempo: 990. Sayı, 23 Kasım 2006, s. 19.
            29 http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=218557 (Hürriyet, 18 Nisan 2004)
            30 Vatan Gazetesi: "Herkes Hıristiyan Olsun",22.10.2007.
            31 Zaman, 09.12.2006, C.Uşşak: Diyalogda Herkez Kazanır, s. 3 http:/www.zaman.com.tr/webapptr/yazdır.do?haberno=465339.
            32 The Holey Bible, Reviser Standart Version, 2.baskı, 1974, s. 57,dipnotk.
            33 Mithat Paşa: Tabsırai ibret, istanbul, 1325H,c.l,s. 181.
            34 Tempo, s. 18
            35 Michel (Thomas): Tevhid Çizgisinde Müslüman Hıristiyan Dilayoğu, Hz. isa'nın Geri Dönüşü,istanbul, Yeni Asya Neşriyat, 2004.
            Last edited by kamer; 5. December 2010, 08:07 PM.
            Halil Ay

            Comment

            • hiiic
              Uzman Üye
              • Mar 2010
              • 1980

              #21
              bütün peygamberler aynı şeyi söylediler, hepsi aynı yerden aynı mesajı verdi ama gerçekten kafamız karıştığı için yada kötü niyetli kimselere inandığımız için yoldan çıkıyoruz,, ve üstelik kendimizi de doğru yolda sanıyoruz... Bu konuyla ilgili okadar çok ayet var ki ama önemli olan ayet değil, Allah okuyacak göz anlayacak idrak vere...

              Allah razı olsun...

              İslam dini yoktur, teslimiyet vardır
              müslüman diye grup yoktur, ayetlere inanan vardır
              ne müslümanım demekle müslüman olunur nede islamım demekle..

              biz iyiyiz demekle iyiler zümresine yazılabilir miyiz?? nasıl bu olmuyorsa müslümanım demeklede o zümreye yazınılmaz...

              Comment

              Working...