Dinin Afyon Yüzü (Güzel bir makale)

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Anonymous
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 179

    #16
    hiiic kardeşim sakin ol biraz

    Seninle aynı şekilde düşünen birisi olarak bu konuda heyecanından dolayı tamamen farklı hedefleri göstererek konuştuğunu ve konuyu dağıttığını düşünüyorum.

    İlmi ve bilgisi olmadığı halde yanlışı savunmayan, ikna olmadığı yerde doğruyu aramaya/araştırmaya devam eden ve doğruyu bulduğu kanıtlarla veya arayışta edindiği ilmi ile tespit edene dek "doğrusunu Allah bilir" diyen bir insan o an yanlışın içinde olsa bile müşrik olamaz Farklı düşünen herkese müşrik dersen ve hidayette olduğundan emin olup araştırmaktan vazgeçersen sakallı tekfirci amcalara benzersin ) Kimin hidayette olduğunu en iyi Allah bilir. Doğrunun tamamına sahip olan yalnızca O'dur.

    İlim sahibi olanın kim olduğunu da yalnızca Allah bilir. Ben kendim ilmi anlayacak kadar öğrenip de anlamadan, konuyu iyice enine boyuna araştırmadan kimin ilmine neden güveneyim? kimse benim babamın oğlu değil ki yorumlarına/ilmine bakıp onun yaptığı yorumu araştırmadan etmeden kalbim sorgulayıp iyice tatmin olmadan kabul edeyim. Bunu yaparsak eleştirdiklerinden farkımız kalmaz zaten.

    Seninle aynı şekilde düşünüyorum ama tavrın yanlış bence, bu konuya fikirlerini yazanlar senin yazdıklarının muhatabı olacak şekilde yanlışlara düşmüş kişiler değiller.

    Selamlar.
    Last edited by Anonymous; 1. May 2011, 03:31 AM.

    Comment

    • FEDAKARADAM
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 418

      #17
      Miralay Nickli Üyeden Alıntı
      DİNİN AFYON YÜZÜ

      Alıntıdır. Çok hoşuma gittiği için paylaşmak istedim.


      Böyle başlıklı bir yazıyı ancak Marksist/ateist birisi yazar; “Ne yapıyor bu adam?” diyeceksiniz…
      Belki bazıları öküz altında buzağı arayarak “kutsala saldırı” sanacak…
      Hayır!
      Dikkat edin “Din afyondur!” demiyorum. “Dinin afyon yüzü” olduğundan bahsediyorum. Afyon yüzden kastım ise saf dinde değil; mensuplarının din algısında ortaya çıkandır. Benim gördüğüm dinin en temel kavramı olan “Allah”ın dindarın zihninde rahatlıkla afyona dönüşebildiğidir. Bunun sebebi “Allah” kavramının doğrudan kendisi midir, yoksa onu algılayan zihin midir? Bu nedenle “Dinin afyon yüzü” ile içeriden yüzleşmenin ateistlere bırakılmayacak kadar önemli olduğunu düşünmekteyim…
      Evet, bütün dinlerde olduğu gibi, dünyanın gelmiş geçmiş en aydınlık, en gerçekçi dininde bile, malesef, Akif’in tabiri ile “çehre-i memsuh” (çirkin, karanlık bir yüz) oluşturulmuş durumda…

      Saf dinlerin asla yalan söylemeyeceğine inanırım. Ama onlar da zamanla yeryüzünün tozuna toprağına bulanırlar ve mensuplarının elinde afyona dönüştürülerek tanınamayacak hele getirilirler. Bununla hesaplaşmak, en çok da, bu dinlerin samimi bağlılarına düşer.

      ***

      Dünyada en çok istismar edilen kavram hiç şüpheniz olmasın “Allah”…

      Şu söz doğrudur: İyi bir insana kötü bir şey yaptırmak istiyorsanız önce Tanrı’ya inandırın. Sonra, örneğin “Tanrı şunu öldürmeni istiyor, farz” deyin, göreceksiniz gözünü kırpmadan yapacaktır…

      Şu söz de doğrudur: Kötü bir insana iyi bir şey yaptırmak istiyorsanız önce Tanrı’ya inandırın. Sonra, örneğin “Tanrı bunu yapma diyor, haram” deyin, göreceksiniz yapmaya eli varmayacaktır…

      Özellikle birinci halde dinin “afyon” yüzünü görürsünüz.

      “Afyon” uyuşturmak demek olduğuna göre, insani açıdan bu, zihni uyuşturan, donduran, çalışmaz hale getiren şey demek oluyor. “Allah” kavramının dinin afyon yüzünde tam da bu işlevi gördüğünü görüyoruz.

      ***

      Örneğin:

      Deniyor ki: Kayadan nasıl deve çıkar? Bugün bunun bir örneği var mı? Test edebilir miyiz?

      Diyor ki: Ne yani “Allah” yapamaz mı? Allah’ın kudretinden şüphen mi var?

      Deniyor ki: İsa evin bacasından nasıl göğe çıkar? Bunun bugün bir örneği var mı? Test edebilir miyiz?

      Diyor ki: Ne yani “Allah” yapamaz mı? Allah’ın kudretinden şüphen mi var?

      Deniyor ki: Bir insanı ateş nasıl yakmaz? Bunun bugün bir örneği var mı? Test edebilir miyiz?

      Diyor ki: Ne yani “Allah” yapamaz mı? Allah’ın kudretinden şüphen mi var?

      Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…

      Görüyoruz ki burada “Allah” kavramı “iman etmek” adı altında “afyon” işlevi görmektedir.

      Ne tarihten, ne hayattan, ne tabiattan, ne edebiyattan delil getirme, araştırma gereği duymuyor. Hatta Allah’ın kavli ayetini (Kur’an metnini) okuma gereği bile duymuyor. Dikkatle okusa orada öyle denmediğini görecek. Kevnî ayet (tarih, hayat ve tabiat) ile test etme ihtiyacı hele hiç hissetmiyor.

      Tam bir Hristıyan imanı: “Önce iman et sonra düşünürsün! Absürd ama inanıyorum. Zaten din dediğin de budur!”

      ***

      Kanımca bu Kur’an imanı değildir! Bu iman değil afyondur!

      Kur’an imanı, içinde akıl olan, düşünce olan, şüphelerden, sorulardan, arayışlardan, acı çekmelerden geçerek oluşur. Canlıdır, dinamiktir. İman şu an bilfiil yaşayan, hareket halinde olandır. İnip çıkan, artıp eksilen, yeni ve taze olandır.

      İtikat ise imanın külüdür. Donmuş kurallardır. Dogmatik eski akaidlerdir. İman işaret edilen yöne, itikat ise işaret parmağına yoğunlaşır. İman yaşayan hayattan, canlı tabiattan, aklın ve vicdanın uyanışından fışkırandır. İtikat ise donup kalmış olandır.

      İmanın 73 şubesi vardır, en küçüğü yoldaki taşı kaldırmaktır. Yani içinde insan, hayat ve tabiat olan şeydir iman. İtikat ise 73 maddeli bir deklarasyondur; eskilerin donmuş söz yığınıdır. En küçüğü de mesh üzerine mesh haktır, inkar eden kafirdir der.

      ***

      Şu halde, İslam’da imanın hangi köke dayandığını iyi anlamalıyız.

      Hiç şüphesiz bu “Allah ve ahiret günü”dür.

      Buna, aklın soruları, vicdanın sızlaması ve gönlün taşması ile ulaşılır. İman bu güvene ulaşmış dinginlikten doğan taşma, coşkunluk ve heyecanın adıdır. Taşmanın, coşmanın ve heyecanın olmadığı yerde iman da yoktur. İman hiç heyecansız olabilir mi?

      Demek ki dindara heyecan veren esas muharrik Allah ve kıyamet olayıdır. Bunların ise tarihte, hayatta ve tabiatta doğrudan karşılığı yoktur. Çünkü dış dünyada görünür birer “nesne” değildirler. Bilakis sürekli varoluş, vicdani bir arayış ve gerçekleşmesi beklenen umutturlar. Bunun için serazat bir imanın (taşmanın, coşmanın, heyecanın) konusudurlar. Dindarın gönül dünyasından pınarlardan fışkıran sular gibi taşıp gelirler.

      Tarihte, hayatta ve tabiatta karşılığı olan nesnel şeyler ise bilginin konusudur. Perde gerisine (verai’l-hicab) inersen yani araştırırsan, incelersen, derinliklerine dalarsan bilgisine ulaşır, ne olduğunu anlarsın.

      Ama Allah’ı ve ahiret gününü araştırsan da künhüne vakıf olamazsın. Allah’ı ancak yapıp ettiklerinden yani eserinden tanırsın. Bunun için İslam dil, tarih ve kültür evreninde İlmullah (Allah bilgisi/teoloji) denmemiş de Ma’rifetullah (Allah’ı tanıma) denmiş…

      Demek ki Allah’a sanki görmüşcesine (ihsan), ahirete de sanki gidip gelmişcesine (yakîn) iman etmeliyiz. Müslümana taşmayı, coşmayı ve heyecanı işte bu ikisi (ihsan ve yakîn) verir. İslam’da imanın kökleri bunlar olmak icap eder.

      ***

      Bu nedenle, Kur’an’ın tabiri caizse “şok” iddiası kıyamet iddiasıdır.

      İddiasıdır diyorum çünkü bunun ispatı ile uğraşmak söz konusu olamaz. Allah’a ve ahiret gününe imanın bilimsel ispatı olmaz. Bunun için “şok” iddiadır yani imana konu olan, ispatı veya gayr-i ispatı mümkün olmayan iman esasıdır.

      Şok iddia şudur: Ölüler dirilecek! Hesap ve mizan kurulacak! Cennet ve cehennem olacak! Bütün bunları Allah yapacak!

      İlginçtir, bugün daha çok “ateistlerce” sorgulanan bu şok iddia ile ilgili en esaslı soruları peygamberlerin sorduğunu görüyoruz:

      Hz. Musa: “Bana kendini göster!” (A’raf; 7/143).

      Hz. İbrahim: “Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster!” (Bakara; 2/260)

      Bugün bu tür soruları Müslüman zihin soramıyor. “Neden?”, “Niçin?”, “Nasıl?” sorularını “Şeytanca sorular” olarak görüyor. İmanı zayıf olmanın göstergesi sanıyor.

      Halbuki ilk soruyu da melekler sormuştu: “Kan dökecek ve fesat çıkaracak birisini mi yaratacaksın?” (Bakara; 2/30)

      Oysa bu sorularla bize, inkarın değil imanın yolu gösteriliyor. Bize çelik gibi imana bu tür soru ve sorgularla ulaşabileceğimiz gösterilmek isteniyor.

      Öyle ya, iman ile ilgili tartışmalar bu ikisi (Allah ve kıyamet) etrafında dönmüyor mu?

      Diyorlar ki: Allah nerede, hani göremiyoruz?

      Diyorlar ki: Ölüler dirilecekmiş! Şu toz toprak olmuş kemik yığınları tekrar dirilecek öyle mi?

      Peygamber de diyor ki: Ben ğaybı bilemem, meleğim de demiyorum. Fakat inanın, zaman bu Kitabı haklı çıkaracak. Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.

      ***

      Demek ki Kur’an’da kalbin eylemi olan iman fiilinin konusu Allah ve ahiret (kıyamet) günüdür. Geri kalan ne kadar konu varsa hepsi imanın değil; bilginin konusudur.

      Onun için “Ne yani olamaz mı, Allah’ın kudretinden şüphen mi var?” argümanı yalnızca burada kullanılır. Nesnesi tarih, hayat ve tabiat olan konularda da aynı argümanı kullanırsan işte “Allah” kavramı orada afyona dönüşür. İnsan zihninin tarihi, hayatı ve tabiatı kendi yalın gerçekliği içinde anlamasına engel olur. Tarihin, hayatın ve tabiatın “ne ise o şekilde” anlaşılmasına engel olan, olup bitenin içine girmemize, ona nüfuz etmemize imkan vermeyen ve bizi gerçekliğin doğasına yabancılaştıran bir fenomen haline gelir.

      Demek ki ne Salih’in devesi, ne İbrahim’in ateşe atılması, ne Süleyman’ın karıncaları, ne Ashab-ı Kehf’in üç yüz yıl uyuması, ne Musa’nın denizi yarması, ne İsa’nın ölüleri diriltmesi, ne de Peygamberimizin ayı yarması vs. imanın konusu değildir!

      Tamamen tarihin, hayatın, tabiatın ve bunları anlamamızı sağlayacak bilginin, belgenin, deneyin, kanıtın, araştırmanın, incelemenin konusudur. Ne dendiği üzerinde iyi çalış, tarihe, hayata, tabiata git ne olduğunu anlayacaksın. Zaten diğerlerine gitmeye bile lüzum kalmadan, daha metin üzerinde bunların hiç birisinin öyle sanıldığı gibi olmadığını göreceksin. Okumayı bilmemekten, ne dendiğini anlamamaktan, bilgiden korkmaktan, dahası “Ne yani olamaz mı? Allah’ın kudretinden şüphen mi var?” argümanını yanlış yerde kullanmaktan kaynaklanan kör bir “itikatın” sürüp gittiğini göreceksin.

      Görülüyor ki “Ne yani ‘Allah’ yapamaz mı?” argümanı, burada, Müslüman zihni uyuşturan, tarihe, hayata ve tabiata yabancılaşmasına neden olan bir afyona dönüşmüş oluyor. Allah’ın her şeyi yapabilirliği, buradan girerek Müslüman zihnin her şeye inanabilirliğine dönüşüyor. Bu durumda “Müslüman kimdir? denince akla gelen “Gerçek’e (Hakk’a) teslim olan” değil; “Allah” deyince her şeye teslim oluveren oluyor. Gerçekte “orada” ne olup olmadığının hiçbir önemi kalmıyor. Böyle işleyen bir zihnin araştırma yapması, bilginin, belgenin, delilin, kanıtın peşine düşmesi mümkün değildir. İslam dünyası bu yüzdendir ki uyuşmuş, donmuş vaziyettedir.

      “Allah” ile uyanan bir dünya, “Allah” ile uyuyan bir dünya haline gelmiştir.

      İşte buna dinin öteki yüzü diyoruz.

      Demek ki, kişiye bir şeyi inandırmak istiyorsanız, önce hikmetinden sual olunmaz, kudreti sonsuz, dilediğini istediği gibi yapan, keyfemayeşa bir Allah anlayışını benimseteceksiniz. Sonra, “Kudretinden şüphen mi var, hikmetinden sual mi ediyorsun, neyi dilerse onu yapar, onu da öyle yapmış işte..” diyeceksiniz. Böyle böyle inandıramayacağınız, kabul ettiremeyeceğiniz hiçbir şey yoktur.

      İşte bu da dinin afyon yüzü oluyor.

      ***

      Halbuki Kur’an’da “Allah” kavramının tam tersi bir işlev gördüğünü görüyoruz.

      “Akletmez misiniz, düşünmez misiniz, neden aklınızı kullanmıyorsunuz, aklını kullanmayanı Allah zillet (pislik) içinde bırakır , ya onlar yanıldılar ise?” vs. diyerek onlarca yerde tutulmuş akılları işletmeye ve donmuş vicdanları açmaya çağırır.

      Müslümanlar bunların hep inkarcılar için söylendiğini sanır. Öyle ya bir kez iman ettik mi bunlara ne gerek var. O imanla bütün her şeyi açıklarız. Sıkıştığın her yerde “Allah’ın kudretinden şüphen mi var, imanın yok mu?” de yeter.

      Oysa imanın 73 şube olması, bunun da en küçüğünün “yoldan bir taşı kaldırmak” gibi daima eyleme, amele, hayata, sokağa dönük yüzü olması gibi, bir zihin eylemi olan “anlama faaliyetinin” de otuz aşaması var. Bunların tamamı da insanoğlunun tarihi, hayatı ve tabiatı anlama ve kavrama faaliyetini ifade eder. Kur’an’da gözünü yumarak inanma (mit/mythos) yoktur. Tam tersi gözünü, kulağını, kalbini tarihe, hayata ve tabiata açarak gerçeğin peşine düşme vardır. Gözleri kör, kulakları sağır ve kalplerine mühür vurulmuş olanları, ellerini (eyd), gözlerini (ebsar) ve gönüllerini (fuad) harekete geçirmeyerek uyuşturup donduranları Allah hayvandan daha aşağı yerine koyar.

      Kur’an insanın idrak faaliyetine “derin kavrayış ve bilgelik” (hikmet) diyor. Türkçe’de algı, akıl, anlama, beyin, bilinç, feraset, havsala, irfan, izan, kafa, kavrayış, sağduyu, şuur, us, zeka, zihin dediğimiz şeydir.

      Bu faaliyetinin otuz aşamasından en önemlilerini şunlar: Fark etmek, ispat yolunu araştırmaksızın idrak etmek (şuur), idrak edilecek şeyin manasını resmetmek (tasavvur), resmedilen şeyi zihinde korumak (hıfz), hıfzedilmiş olan şeyi unuttuktan sonra zihne geri döndürmek, hatırlamak (zikr), sözü anlamak (fehm), sözün maksadını anlamak (fıkh), sebep-sonuç sürecini izlemek, sebebi sonuca, sonucu sebebe bağlamak (akıl), maksat ve öncüllerden hareketle bilmek (dirayet), bilgi kazanma gücü (zihin), mevcut olandan hareketle mevcut olmayana geçiş (fikr), arka planı düşünmek (tedebbür), çabucak kestirme (zeka), duyuların kaybolmasından sonra geriye kalan şekil (hayal), düşünmeksizin bir anda hâsıl olan bilgi (bedihe), görünen gerçeği görünmeyen konusunda delil olarak getirmek (feraset), iç görü, kalp gözü (basiret), içses, iç buluş, (vecd)…

      Bunların hepsine birden süzülmüş bilgi, bilgelik (hikmet) deniliyor. Şu halde bir kişiye hikmet verilmesi, kişinin bu melekelerini çalıştırması, işletmesi, harekete geçirmesi sonucu elde ettiği “derin anlayış ve bilgelik” demek oluyor. Demek ki Arap’ın “deveye/ata gem vurma” manasında kullandığı hikmet, bu durumda insanoğlunu gemleyici, yanlış işler yapmasını önleyici, suça ve günaha kaymaktan ve sorumsuzca yaşamaktan kurtarıcı, medeni bir insan haline getirici “gemler” olmaktadır. İşte bu gemlere Kur’an süzülmüş bilgi, bilgelik (hikme) diyor. Bu, bir insanda yukarıdaki anlama süreçlerinin tümü birden çalıştırıldığında gerçek anlamıyla ortaya çıkıyor. Aksi halde insan “gemi azıya almış at” gibi kontrolden çıkıyor…

      Kur’an otuza yakın kavramla yüzlerce yerde bizden ısrarla ve boyuna bunları istiyor.

      Böyle bir Allah hiç afyon olur mu?

      O Allah ki Olimpos dağında oturan Yunan Tanrısı Zeus gibi, bilgiyi kendisinden çaldığı için insanı (Prometeus) Kafkas dağlarında akbabalara yem ederek cezalandıran değil; bilgiyi yani bilme yeteneğini/eşyaya isim koyma kabiliyetini insana (Adem’e) yaratılıştan bizzat kendisi lütfedendir. Üstelik bunu kullanacak aklını işletmediği için de insana kızandır.

      Onun için Kur’an kendisine “zikr” der. Yani verileni/lütfedileni hatırlatma…

      Peygamberler yaptıklarına “inzar” der. Yani verileni/lütfedileni (aklı ve vicdanı) derin uykulardan uyandırma, uyanışa çağırma…

      Nedense bunları hep inkarcılara yönelik anlarız. “Ben zaten iman etmişim, bunlar bana hitap etmiyor” diye düşünürüz. Oysa iman sandığımız şey eskilerin “itikat” dediği donmuş kelime hisarlarından başka bir şey değildir.

      Kanımca, Kur’an’daki akletme çağrılarının tümü, bugün için, doğrudan doğruya İslam dünyasına hitap etmektedir. Tümüne öncelikle, evveliyetle ve behemehal biz iman iddiasında olan ve fakat gerçekte kör bir itikat sahibi olmaktan ötesi olmayanlar muhatabız.

      Çünkü kurtulmuşluk vehmi içindeyiz, uyarıları kendimize yönelik anlamıyoruz. Bir zamanların Yahudilerine dönmüşüz. İşte görüyorsunuz, şu an Allah bizi pisliğin, zilletin içinde bırakmış debelenip durmaktayız.

      ***

      Demek ki Ali Şeriati’nin dediği gibi dini ikiye ayırmamız gerekiyor: Halkların vicdanı olan din, halkların afyonu olan din…

      Kanımca buna İslam da dahildir.

      Bugün İslam’ın Emevî yüzü İkbal’in tabiri ile 590 yıldır, Akif’in tabiri ile “700 küsür yıllık kitaplarla avarelik ederek” Müslüman halkları iyiden iyiye afyonlamış bulunuyor.

      Müslümanın aklını, vicdanını, beynini, zihnini uyuşturmuş ve işlemez hale getirmiş bulunuyor…

      İnsanlık acı ve ızdıraplarının başkaldıran sesi olarak doğmuş bir din, insanlık acı ve ızdıraplarını “kader” diyerek bastırmanın aracına haline getirilmiş…

      “Zülme isyan” olarak doğmuş bir din, “ulu’l-emre itaat” adı altında zulme rızanın, harâmîye biatın telkin aracı olmuş…

      “Haksızlığa itiraz”nın soylu sesi olan bir din, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanların yalaka yuvasına dönmüş…

      “Hiçbir ücret istemiyorum” diyerek saf bir yürek temizliği ile başlayan bir din, pazarların en büyüğü, sektörlerin en kârlısı haline gelmiş… Kuru hurma yiyen bir kadının oğlu din pazarlarına meta yapılmış…

      “Kölelere özgürlük” (fekku raqabe) diye doğmuş bir din, insanları köleleştirmenin vasıtası haline gelmiş…

      “Aklını kullanmayan pisliğe batar” diyen bir dinin mensupları, insanlık liginde akıl tutulmasının şampiyonu haline gelmiş, “vahiy” adına akıl düşmanlığının kalesine dönüşmüş… Güya diğerleri de vahye karşı aklın yıkılmaz kalesi!?

      Sağlığında müşriklerin bütün mucize isteklerini ısrarla reddeden, “Bende de sizin gibi bir beşerim” diyen peygambere, ölümünden sonra müşrikler ne istediyse hepsi yaptırılmış… Açın bakın “700 yıldır âverelik edip durduğumuz âsâr” bunlarla dolu…

      ***

      Şahsen ben bütün bunlarda en etkili silahın hep “Allah” sihirli sözcüğü olduğunu gördüm: “Ne yani ‘Allah’ yapamaz mı? Allah’ın kudretinden şüphen mi var?”

      Oysa, Allah yapacağını yapmış, kudretini göstermiş, görmüyor muyuz? Kafamızı kaldıralım da bakalım, ayette (Mülk; 4) geçtiği gibi yorulup o kudret ve görkem karşısında aciz kaldığımızı göreceğiz. Yaşayan mucize bu işte! Ama biz bakmıyoruz, görmüyoruz…

      “Yaşayan Gerçek” gözümüzü yaşartmıyor ama ömrümüz “ölü menkıbelere” ağlamakla geçiyor. Biz yaşayana, gerçeğe, hayata, tabiata kör olmuşuz. Gözlerimiz var görmüyor, kulaklarımız var duymuyor. Geçmiş çağlarda yaşıyoruz, hatta geçmişe tapıyoruz, ölü seviciliği yapıyoruz. Ruhlardan , ölülerden medet umuyoruz. Ölülerin, cinlerin, perilerin dünyası bizim dini dünyamız. Gerçeğin, hayatın, tabiatın dünyası değil…

      Peygamberimizin “İyi bakın, ibret alın, işte Allah’ın apaçık ayeti!” diye işaret ederek gösterdiği gökteki ay -elân, şimdi, şu anda, hem de her gece- bizim de tepemizde… Mu’min ellerce tıpkı onun yaptığı gibi işaret edilip gösterilmeyi mahzun mahzun bekliyor. Biz bu yaşayan ayeti görmüyoruz da, kandil gecelerinde vaizin “yarıldı, bölündü” ölü anlatılarını “Alaaddin’in sihirli lambası” ve “Uçan halı” tadında, üstelik şekerleme yapa yapa nasılda dinliyoruz?

      İlkbaharda açan çiçek, sonbaharda dökülen yaprak, toprağın kokusu, göğün mavisi, suyun sesi, güneşın ışıltısı, ayın parıltısı nicedir bizi etkilemiyor. Doğayı dinlemiyoruz, oradan gelen sesleri duymuyoruz. Oysa Allah oradan her dem insanlıkla konuşuyor. Öyle ya naturalizm, sekülarizm olur!

      Buradan iman mı çıkar, sanat mı, yaratıcılık mı, estetik mi? Ne?

      Alıştık, alıştırıldık, “gerçek” bizi sıkıyor. Uçmak, uzaklaşmak, gerçeklerden kaçmak istiyoruz. Oysa Allah beşerle gerçeklikten uçmalar kaçmalar yoluyla değil; gerçekliğin tâ derunundan (perde gerisinden) konuşur. Biz muhtaç olduğumuzdan kaçmaktayız. Akıl ve bilgi ortaya çıktıkça dinimizin gerileyeceğini sanıyoruz. Oysa akıl ve bilgi ortaya çıktıkça gerileyecek olan “tapınak dinleri”dir; gerçek hayat dini değil…

      Çünkü aklı veren Allah…

      Esmayı (bilgi üretmeyi, eşyaya isim koyma yeteneğini) Adem’e veren Allah…

      Adem’e (bize) akıl ve vicdan koyan Allah! İnsana oradan her dem seslenen Allah!

      Onun için Cenâb-ı Hakk (Büyük, Yüce Gerçek) insan zihninin afyonu olamaz!

      Gerçeğin ta kendisi olan dini de (dinu’l-hakk) halkları uyuşturma rolü göremez!

      Gerçeği bilmeye ve anlamaya yarayacak aklı ve vicdanı insanoğluna kendisi veren Allah, nasıl insan zihnini uyuşturan bir afyona dönüşür? Olabilemez! Bu, varlık ve oluş tabiatına tamamen terstir. Burada bir yanlışlık var…

      Adam çıkmış televizyondan “ölü din” anlatıyor. Üstelik bunun için de milyarlarca dolar para alıyor. Manzaraya bakınız: Önce kocaman harflerle zoom: “Cinler ne yerdi? Azz sonra…” Arkasından kameraya çarpraz bakarak, genizden gelen sesle, fon eşliğinde ve ekolu sesle cevap: Cinler tezek yerdi (!)… Öyle ya “Allah”ın kudretinden şüphen mi var (!).

      Gel de Akif’i hatırlama:

      “Allah” de ne istiyorsan becer.

      Oh ne iyi, ne ala, ne şeker.”

      Ey millet-i merhume! İşte bu dinin afyon yüzüdür! Uyuşturuluyorsunuz, aklınız, zihniniz çalınıyor, hayvandan bile aşağı hale sokuluyorsunuz!

      Bu din afyon olsun diye gelmedi!

      Kisra’nın karşısına dikilen sahabenin diliyle: Dinlerin zulmünden/afyonundan insanlığı kurtarmak için geldi! Sonra keser döndü sap döndü, gün geldi hesap döndü kendisi afyon haline geldi ha?

      Öyleyse bu ne hazin bir tükeniş?
      Şu söz doğrudur: İyi bir insana kötü bir şey yaptırmak istiyorsanız önce Tanrı’ya inandırın. Sonra, örneğin “Tanrı şunu öldürmeni istiyor, farz” deyin, göreceksiniz gözünü kırpmadan yapacaktır…
      Bu senin dediğin tassup ehli olan cahil kimseler yapar.Akıllı, mantıklı müslüman böyle şeylere yanaşmaz.Yanlış düşünüyorsunuz...

      AKLINI İYİCE KULLANAN, AKLI SELİM, KALBİ SELİM SAHİBİ BİR MÜLÜMANIN TAAASUP EHLİ OLMASI ASLA KABUL EDİLEMEZ,DÜŞÜNÜLEMEZ. BU HİÇBİR ZAMAN OLMAZ.MÜSLÜMAN NEYE İNANDIĞINI NASIL İNANANACAĞINI ÇOK İYİ BİLİR.KÖHNE BAĞNAZ ZİHNİYET ONDA HİÇ YOKTUR.
      Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

      Comment

      • FEDAKARADAM
        Uzman Üye
        • Dec 2010
        • 418

        #18
        Asıl afyon olan bağnaz ve taassuplu düşüncelerdir.İşte bu gibi akla ve düşünceye sahip olan insanlar negatif olarak afyonlaşmıştır.

        ALLAH'I SEVEN VE ONDAN KORKAN KİMSE İSE HAYIR VE HASENATTAN ASLA VAZGEÇMEZ.

        İSLAM, GELENEKLERE GÖRE DEĞİL ALLAH'IN DİLEDİĞİ HÜKÜMLERE GÖRE İNSANLARA HAYAT DÜSTURU VERMİŞTİR.GELENEKSEL İSLAM ANLAYIŞI İLE İSLAM YÜCELMEZ.

        HAYAT; İLİM VE CİHATTAN İBARETTİR, BU DA ÜZERİMİZE FARZDIR.BUNU YAPMAK İÇİN İLİM VE İRFAN SAHİBİ OLMAK GEREKİR.KİŞİSEL EMEL VE ARZULAR İÇİN İSLAM İSTİSMAR EDİLEMEZ.HERŞEY SIRF ALLAH RIZASI İÇİN OLMALIDIR.
        Last edited by FEDAKARADAM; 1. May 2011, 03:50 AM.
        Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

        Comment

        • hiiic
          Uzman Üye
          • Mar 2010
          • 1980

          #19
          1- gayet sakinim. yorumumdaki sert eleştri şiirlerin sahibi M.Akif Ersoy'dur. kaynağıda tam altına iliştirilmiştir. Daha dikkatli okuyalım.

          2-Fedakar, ortaya bir pislik koysam ve desem ki, akıllı müslüman buna basmaz buna basacak olan zaten akılsız basiretsizdir, desem?! Yani bana kusur bulailir misiniz? nasıl olsa bu .oka sadece akılsızlar basacak. Küçük çocuklar basacak, akıllı adamın ne işi var üzerinden atlar geçer...
          İşte bu tür benzetmeler yapıyorum ki, dinin ortasına edilmiş, onu bırakanları temize çıkarmaya çalışma! O pisliği kaldırmayı düşünmeyip Hala yok akıllı müslüman kanmaz yok basiretli müslüman inanmasın diye kendimizi kandırıyoruz. Aklını kullanmayanlara pislik yağar.

          3-Konu dışına sapmadı... hurafeyi uydurmayı din diye islama sokamaz kimse...
          Üstelik kendi uydurduğu hurafeye inanmayanı kafir diye tenkid ederek!!!!..
          toplumsal gerçekleri göz önünde bulunduralım!

          4-Siz bi kere memet amcayı ayı yaran, denizi bölen, yanmayan, uzaya kaçan, Allah ile pazarlık eden, kimselere hurafelere yalanlara din diye inandırırsanız! onu bir kere bu yalanlarla Kuranda dahi olmayan rivayetlerle mütaşabihleri boyarda Memet amcayı bir kere kandırırsanız!
          Sorarım sizi o memet amcayı başka neyle kandıramazsınız? Sırattan mı kurtaramıcaz? Cehennemde mi çıkarıp alamıcaz? günahını mı affetiremicez baksaan 50 vakti bile indirdik? ben aslında peygamberim ümmet kılığına girdim, ben aslında tanrıyım insan kılığına girdim??? bunların hangisine kandıramazsınız sorarım size????

          BASİRETTTTTT!
          Last edited by hiiic; 1. May 2011, 12:35 PM.

          Comment

          • Derin Düşünce
            Katılımcı Üye
            • Feb 2011
            • 95

            #20
            Azizim Hiic

            Selam olsun sana
            Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

            Comment

            • hiiic
              Uzman Üye
              • Mar 2010
              • 1980

              #21
              siz dururken, estağfirullah.

              Comment

              • gerçek hanif
                Uzman Üye
                • Mar 2011
                • 117

                #22
                Hanifler sitesinde yeni bir üye olmama rağmen, burada şunu gördüm ; Sırf kendini farklı kılmak için , fark ettirebilme egosuyla haraket edip olur olmaz herşeye muhalefet eden,neredeyse kendini tatmim etmek için yeterki muhaliflik olsun diye beyaza siyah diyenleri gördüm.Böyle bir davranışı dışarıdan kim görse aynı şeyi düşünür.2x2:4 etmez diyen bazı arkadaşlar İslamı konulara sırf felsefe olsun yeterki mantığıyla tartışma konusu yapıyor.
                Bu düşünce ile islamın yeryüzünde yaşayan diğer dinlerden ne farkı var ?Belki bizde olan görüş ayrılıkları başka dinlerde yoktur.Neden kimse Kur'anı Hz Peygamberin ,sahabenin ve ondan sonra gelenlerin anladığı gibi anlamaz.Bu kitap oyuncak mı ?yaz boz mu ? Her çağda sırf bulunduğu çağa ayıp olmasın diye Allah'ın ayetleri eğilip bükülerek , seküler kesimlere ,güya Nakil yerine akıl dini olduğunumu ispatlayacağız ? kur'anı ve sünneti eğip bükmek onları ( inanmayanları ) hidayete mi erdirecek ? Ne dir bu halimiz ?İnsanların neye nasıl inanacağını biz mi tayin ediyoruz ?kur'an anlayışımız böyle olmamalıydı .ortada bir yanlış var!!


                Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca kaynar sular ve acıklı bir azab vardır.
                selam ile.

                Comment

                • hiiic
                  Uzman Üye
                  • Mar 2010
                  • 1980

                  #23
                  Öyleyse eğer ben bir insanın ateşte yanmadığını idda ederek senin inandığın islamı külliyen red ediyorsam günahını vebalini boynuna üstelenebilecek misin?

                  Kuran masal kitabı değildir, çelişkili dinden uzak durmamı bana ayetler emrediyor.
                  O kadar açıklamamaıza rağmen hala sanıyorsunuz ki yalandan muhalefet ediliyor,,, sanıyorsnuz ki ego tatmin edliyor (suçlamanızdan ötürüde teşekkür ederim, günahımı almasanız kim alacak)

                  İbrahimin mancıknıkla ateşe atılırkenki yaşadığı diyaloglar;;;;; (burayı dikkatli oku!) müslümanları en kötü savaş şartlarında işgallerde bile kolunu kıpırdatmayacak hale sokmak isteyen YHUDİLERİN uydurmasıdır ve buna inanmak insanı dinden çıkarır, kafir eder... bu iddalı konuşmamın hesabı bana ait,,, zaten sizin ortaya attığınız ve savunduğunuz kıssasların Vebali Sonucu da size aittir.

                  Sizin dininiz size bizim dinimiz bize..
                  Ama Kuranda böyle yazıyor diye iftira atmayın, kim bunu yaparsa adaletle şahitlik ederek doğrusunu savunurum...

                  Comment

                  • gerçek hanif
                    Uzman Üye
                    • Mar 2011
                    • 117

                    #24
                    Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."

                    Allah'ım ben bu ayetini okuyunca Ateşe atılan peygamberini yakmadığını anladım.Bunu anlamakla Dinin afyon yüzünü anladığım için pişmanlığımı dile getirsem Allah(c.c) bana ne derdi ?

                    Allah'ım kur'ana kıssalar koymuşsun biz bunları zahirde olduğu gibi anladık,Afyon yüzüymüş meğer ,şimdi burda anladık dersek bağışlanmazmıyız ?
                    selam hidayete tabii olanlara.

                    Comment

                    • gerçek hanif
                      Uzman Üye
                      • Mar 2011
                      • 117

                      #25
                      Akıl akıldan üstündür derler.Belki sizin aklınız ve ilminiz bizden fazladır.Allah ilminizi arttırsın.
                      Fakat dayatma insanları reflekse sürükler.İlla böyledir,benim dediklerimlerin dışındakiler hurafe,israliyat,menkıbe,Dinin öteki yüzü demek doğru değil. Benim onun ,bunıun dediği değil.Kur'an ne derse o.esenlikle.

                      Comment

                      • Derin Düşünce
                        Katılımcı Üye
                        • Feb 2011
                        • 95

                        #26
                        Kardesim hiic, kasıtlı olarak bilişsel carpıtma yapıyorsun gorunen bu. Gercekten bir algı sorunu var ortada. Neden sen herkesin anladıgı gibi anlamıyorsun yazılarımızı? Yoksa okumuyor musun? Bu konuda sadece sen varsın yazılanları anlamayan. Sadece algı sorunun oldugunu dusunmek istiyorum. Cunku ben degişik baslıklarda da senin bu tutumuna rastlıyorum. Biz bambaska seylere isaret ediyoruz sen bize zaten hemfikir oldugumuz, senden daha farklı dusunmedigimiz konuları getrip baska seyler anlatıyorsun. Ve işi cevirip bizleri sucluyorsun. Birde ustunune alakasız ayetler getirip bizlerin imanını sorguluyorsun, sirkle sucluyorsun. Aklın basındamı kardesim senin. Neden boyle yapıyorsun. Yahu konunun basından beri sadece bir seye itirazımız oldu nedir bu savruk savunma. Bak sana 2x2 nin 5 oldugunu ispatlayayım kucuk bir fıkra ile.

                        Unlu bir bilim adamı afrikada bir kabileye gider. Kabile liderine sorar
                        -2x2 kac eder
                        Kabile lideri:
                        -5 ader der.
                        -Nasıl olur? der bizim bilim adamı
                        Kabile lideri 2 ayrı ip alır. Once bir ipe 2 dugum atar sonra diğer ipe 2 dugum atar. Sonra bu 2 dugumlu 2 ipi birbirine baska bir dugum atarak baglar ve sayar. Toplam 5 adet dugum vardır.

                        Yani? Kime gore 5 kime gore 4..
                        Arife tarif gerekmez hiic. Acıkcası sana sasıyorum kardesim. Gercek ve dogru din seninse, sende kalsın. Umuyorum nefsin degildir sana yon veren. Demekki; kıssaları kurandan okudugu gibi anlayan herkes sirke dusmustur oylemi.? Yazık cok yazık. Evet ben kıssaları okudugum gibi anlamıyorum, aynen senin gibi anlıyorum. Ancak bizler gibi anlamayan insanların tumunu sirkle itham etmekten Allaha sıgınırım. Bu serdir. Bu fitnedir. Cesaret gerektirir. Bende o cesaret yok. Ben ilah degilim. Allah adına konusamam.

                        Son kez tekrar ediyorum…

                        Bu kitabın bir amacı var. Bu kitap bize dogru ile yanlısı gosteriyor, bir ögüt bir hatırlatma. Kendisine uyanlar icin sifa ve kurtulus kaynagı. Üzerinde cok spekülasyon yapılıyor. Dogaldır cunku Allah; her okuyanın aynısını anlamasını istese idi, herkesin aynı seyi anlayacagı bir kitap gonderirdi. Goruluyor ki o bunu arzu etmedi. Herkes yasadıgı tarihe, cografyaya, kültüre, cevreye, egitimine gore farklı anlamlar cıkarmaktadır. Bizim itirazımız; Afyon din kavramı ile yani sirk dini kavramı ile kastedilenin icine, kuran kıssalarını, "kurandan okudugu gibi anlayan" muminlerinde sokulmasınadır. Tevrat nakillerini bizde kabul etmiyoruz, okundugu gibi anlamaktan bahsediyoruz. Bunun dısında itirazımız yoktur. İnsanlara hem kuran yeter diyecegiz, hemde; hayır sen kurandaki deve kıssasını, yunus kıssasını okumussun ama yanlıs anlamıssın seni uyutmuslar, sirke dusmussun diyecegiz... Bu cehalettir. Bizce aslolan, kuranda anlatilan bu kissalardan cikarilacak asıl mesaj ve gayelerdir. Bizim uzerimize bizzat taalluk eden, bizi ilgilendiren asil is budur. Vakilik bizi bizzat ilgilendirmez. Konun icerigine takılıpta hayır kayadan deve cıkmaz, ates adamı yakmaz, sunnete aykırı diyerek, inanmıs insanların dimaglarını zorlamak gereksizdir. Sonucta ne turlu anlarsa anlasın kul asıl gayeyi bilir. Asıl Gaye Allahtır. Ondan hasyet duymak, ona saygı duymak ve onun bilincinde bir yasam surmektir. Bu kissalar ve mucizelerde anlatilan meseler nasil olursa olsun, nihayetinde cikaracagimiz mesaj ve gaye asla degismeyecektir. Kurandan; her asir ve millet, her fert kendi mesajini kendisi cikaracaktir. Bunun dısında itirazım yoktur.

                        Bu konuyada daha fazla yazı ve yorum yazıp, sen kardesimi daha fazla nefsinden konusturmayacak ve seytanlarımıza fırsat vermeyecegim.

                        Selam hidayete tabi olanlara.
                        Last edited by Derin Düşünce; 1. May 2011, 09:46 PM.
                        Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

                        Comment

                        • hiiic
                          Uzman Üye
                          • Mar 2010
                          • 1980

                          #27
                          Kusura bakmayın, siz daha etin ateşte yanacağı, denzin sopayla yarılmayacağı, ayın bölünmeyeceği, kuşların taşlıyamayacğı gerçeklerini kavrayamamışsanız,,, benim sizinle müzakere yapacak bir konumum yok.

                          Galileo inatla dünya yıvarlaktır derken, onu idama götüren din adamları ile kendi aranızdaki benzerliği anlayabilecek olgunluğa erişemediyseniz de zaten sizinle müzakere yapacak değilim.
                          Sizin dininiz (hurafeleriniz) size benim dinim bana.
                          Yakında kimin hak kimin sapıklık olduğunu göreceğiz nasıl olsa. Benim sizden öğreneceklerim gerçekdışı alakszızlıktan başka bişey de değil.

                          ------------------------
                          İki doğru birbiriyle asla çelişmez "Galileo" (din adamları kendisini çok iyi tanır) Allah rahmet eylesin.

                          Comment

                          • hiiic
                            Uzman Üye
                            • Mar 2010
                            • 1980

                            #28
                            Bu kitabın bir amacı var. Bu kitap bize dogru ile yanlısı gosteriyor, bir ögüt bir hatırlatma. Kendisine uyanlar icin sifa ve kurtulus kaynagı. Üzerinde cok spekülasyon yapılıyor. Dogaldır cunku Allah; her okuyanın aynısını anlamasını istese idi, herkesin aynı seyi anlayacagı bir kitap gonderirdi. Goruluyor ki o bunu arzu etmedi. Herkes yasadıgı tarihe, cografyaya, kültüre, cevreye, egitimine gore farklı anlamlar cıkarmaktadır. Bizim itirazımız; Afyon din kavramı ile yani sirk dini kavramı ile kastedilenin icine, kuran kıssalarını, "kurandan okudugu gibi anlayan" muminlerinde sokulmasınadır. Tevrat nakillerini bizde kabul etmiyoruz, okundugu gibi anlamaktan bahsediyoruz. Bunun dısında itirazımız yoktur.

                            Demek ki; Okuduğunuz mealler metne bağlı değil, hurafe ve rivayet kaynaklı, buradan bu anlaşılıyor... Allaha dua ile ilminizi artırmasını dileyiniz. Allah hidayet versin.

                            Örnek;

                            -Müslümanlar alnındaki secde izinden tanınır DEĞİL müslüman vechinden yaptığı işten tanınır

                            Örnek;

                            Ebabil Kuşları DEĞİL Fırtına Boran

                            Örnek

                            Musanın asa sı DEĞİL Musanın birikimi

                            Örnek;

                            İbrahimi ateşe atın ; İbrahimin hayatını yakın

                            Doğruyu aramak dururken dikilip çakılana ve atalarının sapıklığına devam edene diyecek sözüm yok bu saatten sonra


                            Allah ilmimizi artırsın hidayet versin...
                            Last edited by hiiic; 1. May 2011, 11:00 PM.

                            Comment

                            • Miralay
                              Uzman Üye
                              • May 2010
                              • 372

                              #29
                              Selam hiiiç kardeşim.
                              Hem sen hem de derin düşünce kardeşim çok takdir ettiğim kardeşlerimsiniz.
                              Savunduğun değerler çok kıymetli. Lakin Derin düşünce kardeşim de, defalarca sana muhalif olmadığını beyan etti. Sadece ortada bir yazılanları anlama sıkıntısı olduğuna kanaat getirdim. Evet doğrusun; insanlar rivayetlerin peşinde koştukça Kur'anı her zaman yanlış algılayacak. Fakat biz "Kur'an kendi kendisinin tefsiridir." diye savunmuyor muyuz? Kur'anda da böyle yazıyor. Azıcık Kur'anla haşır neşir olan birisi bile yanlış meal ve tefsir çevirilerini hemen yakalar. Sen bu konuda kafanı yorma. Yanlış algılayanları da uyarmak ve doğrusunu anlatmak zaten tüm müslümanların, yani bizlerin de görevi.

                              Bir kişinin yaptığı Kur'an meal,tefsir ve tebyinlerine bağlı kalırsak, biz de sapıtanlardan oluruz Allah korusun. Aksi takdirde tekrar başa döner ve "Allah odaklı değil, şahıs odaklı din" de kalakalırız. Biz değil miyiz adı alim ya da ne olursa olsun takılıp kalmayalım? Şahısları bir kenara koyalım. Onların isabetli ilimlerini alalım; gerisini aklımıza,mantığımıza ve Kur'ana sorgulatalım diye... Aksi takdirde biz de alimler sultasının çarkları içinde kaybolur gideriz. 1200 yıl öncesinin alimlerini bir kenara atıp ta, günümüz alimlerine mi sarılacağız. Ya hepsini kabul ederiz; ya hiçbirisini kabul etmeyiz; ya da doğru bilgi kimde varsa onu alırız. Bırakalım herkes Kur'anı okuduğu gibi anlasın. Sonuçta aklın yolu birdir. Bizim amacımız müteşabih ayetlere takılmamak. O ayetlerle ilgili ilimde derinleşmiş olanlara sözü bırakalım. Biz alacağımız dersleri alalım.

                              Hiç kimseyi tekfir etmeye, müşrik demeye hakkımız yok. Zira bizim bile gideceğimiz yerin cennet mi cehennem mi olacağını; hesabımızı nasıl vereceğimizi bilmez iken...

                              Bizler muhkem ayetlere bakalım; müteşabihlerden de ibret alalım.

                              Selam,saygı,dua ve muhabbetlerimle.

                              Comment

                              • Derin Düşünce
                                Katılımcı Üye
                                • Feb 2011
                                • 95

                                #30
                                Soylesem anlamı yok sussam gonul razı degil.

                                Kardesim Hiiic; senin bu kafandakiler, 1920 lerdeki İngilizlerin baslattıgı islamı islamla yok etme girisiminin, planının bir urunudur. Don ve aynaya bak kardesim, İslam adına bilinen ne kaldı elinde. Kurban? Hac? Namaz? Oruc? Zekat? Hepsini aldılar elimizden. Elbette bunlar yoruma acıktır velakin isin icinden cıkamayınca toptan terkettik. Kendi kendimizi bıcakladık. Gulumsemeyi zekattan, affetmeyi infaktan saydırdılar bize. Bizim gibi anlamayanı düsman gordurup, kafir ilan edip kırdırdılar. Allahın ipine sarılmaktan bahsederken hepimiz o ipi kendimizden baskasına layık gormedik. Hersey bittide... mutesabihatı tevil konusumu kaldı birbirimizi cehennemlik ilan edecek. Allah akıl fikir versin.

                                Sen hala anlamıyorsun. Yada anlamak istemiyorsun.
                                Ben seninle mezhep taassubu olmayan biri olarak konusuyorum.
                                Kuran kıssalarını bu sitede genelin ve senin anladıgın gibi anlayan, anlatan biri olarak konusuyorum.
                                Su yukarıda yazdıgın kıssaların teviline katılan ve hak veren biri olarak konusuyorum.
                                Bu kıssaları senin anladıgın gibi anlayan biri olarak konusuyorum.
                                Kıssaların tevilinde senden farklı dusunmuyorum daha kac sefer yazayım.?

                                Sen ısrarla ve buyuk bir cesaretle hepimizi cehennemle tehdit ediyorsun. Sizlerin Anneleriniz babalarınız, kardeslerinizde sizin gibi mi anlıyor kıssaları? Yoksa okudugu gibi mi anlıyorlar. Okdukları gibi inanıyorlarsa, Onlarda mı sirk icinde? Onlarada siz cehennemliksiniz dogrusu bu mu diyorsunuz? Senin benim gibi anlamayanları cehennem odunu yapacak kadar ileri gitmeyi bırak. Lutfen kardesim dur artık. Gittigin yol, dogru bir yol degil. Yontem yanlıs. Haddi zorluyorsun. Rijit bir tutum sergiliyorsun. Hatırla lutfen; herkesi tekfir ediyor, reddiyeler duzenliyorlar diye düne kadar kınadıgımız insanları dusun ne olur. Ne farkın kaldı senin onlardan. Aynı hastalıga tutulmussun. Bu hastalıgın adı Tekfir ve hakir gorme hastalıgıdır. Kibir ve nefs sarmasın ruhumuzu. Bu anlayısınla ilerlemeye devam edersen, tek kişilik dininle, tek basına yasar ve ölürsün. Cunku senden baska musluman yok etrafında. Boyle davranıslarda bulunanlar, hala Allah varmı yokmu ikileminin icinde suruklenir dururlar, velakin sitelere yazmaya geldimi mangalda kul bırakmazlar. Sen hala gecmissin karsımıza neyin dogru neyin hak oldugunu yakında gorecegiz diyor, alakasız ayetler getirip tehditler savuruyorsun. Yanlıs bir yontem.

                                Senden baska herkes anladı da bir tek sen anlayamadın. Belkide anladın ama kabullenmek zor geliyor. Bilmiyorum. Hem kardesim, Ne demek senin dinin sana benim dinim bana. Hangi dert icin buradayız bizler? Bu kadar kolay mı bunu soylemek. Bizemi layık gordun, gercekten bunu hak ediyormuyuz biz. Bunu hakedecek ne yaptık? Bu din hepimizin kimse kafasından dinler uydurup sahiplenmesin. Allahın acıkca uyarmadıgı konuları din haline getirip onumuze sunmayın. Ben hakkı yılmazın mealinede bakıyorum, Mustafa islamoglunun da, yasar Nurininde, edip yukselinde, ayrıca Kuranmeali.org sitesinden diğer meallerede.. Senin anlattıgın gibi meal cevirenide gormedim. Bu senin hezeyanın. O mealleri tefsir ve teybin edenler ise yorumlarını ve birikimlerini eklemislerdir eserlerine. Muellifinin bilgisi ve tefekkuru ile sınırlıdır hersey. Dikkat edin hepsi altına sunu yazar. “Dogrusunu Allah bilir” Ama sen bunu soylemeye bile gerek duymuyorsun. Ben dogruyum ben haklıyım diyerek reddiyeler yazıyor insanları sirk icinde yuzen cehennem odunları ilan ediyorsun. Sana gore senin gibi anlamayan herkes cehennemlik sirk icinde yuzuyor. Bu nasıl bir sapkınlık. Bu baslıkta boylesine gereksiz bir konuyu seninle tartıstıgım icin cok uzgunum. Velakin uyarmak borcumuzdur. Allah hepimize hidayet etsin.

                                Selam Hidayete tabi olanlara.
                                Last edited by Derin Düşünce; 2. May 2011, 09:23 AM.
                                Rabbim! ilmimizi, anlayışımızı, imanımızi ve sıdk üzere yakinimizi çoğalt! Rabbim! gerçeğe erdirdikten sonra kalplerimizi o gerçekten saptırma; bize indinden rahmet bağışla; kesinlikle sen sonsuz bağışlarda bulunansın. Rabbim! Dünyada ve ahirette sen bizim velimizsin. Bizim canımızi müslüman olarak al ve bizi iyilere kat. Rabbim! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında en iyi sen hükmedersin. Rabbimiz bizi, suan üzerinde bulundugumuzdan daha doğru olana ulaştır.

                                Comment

                                Working...