Vahşi hesap

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • kuman
    Uzman Üye
    • Mar 2013
    • 583

    #16
    Son olarak insan vahsilikten ne zaman kurtulacak?

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #17
      Leyhte ve aleyhte veya daha başka katılımlarla değişik düşünce ve fikirlerin ileri sürülmesi için uzun bir süre bekledim. Ama, nedense kimse katılmıyor.

      Şimdi Sayın Kuman'ın yazısını eleştirel bir bakış açısıyla şöyle bir ele alacağım. Bu eleştiri kendisini yeniden düşünmeye ve yeni araştırmalara ve yazılarıyla verimli olmaya itmeli ama kavgaya itmemeli.


      "Kapitalizm neyse onun anti tezi olan sosyalizm de yumuşatılmiş kapitalizm dir" ifadesinin bilimsel tanımına varamadım. Çünkü böyle bir tanıma öğretide rastlamıyoruz. Açıklanması gerekiyor. Hem anti-tez hem de yumuşatılmış aynılık nasıl bir şey ki?

      Ama "Ancak kalkıpta bu konuyu tartışaca halim yok" derseniz; her halde "kuyuya bir taş atıyorum ve kaçıyorum. Siz deliler bunu çıkarmaya çalışın" demek olur.

      "Bireyi yok sayip toplumu iyilestiremezsiniz bireyi on plana alarak ta toplumu iyilestiremezsiniz. Ikisini ayni anda ele almak gerekir ki toplum duzelsin."derseniz de
      "toplum düzelsin" diyerek çelişkiye düşersiniz.

      "Bu konuda ki amac eger dogruyu bulmaksa ne lanet kapitalizm de nede sosyalizmde dir.
      diyerek çözümü de:

      "Kuran in mantigi bellidir yaradilisa gore yasam tarzi." diye gösterirseniz:

      YARADILIŞA GÖRE YAŞAM TARZI'nın da ne olduğunu açıklamanız gerekir.

      "Ilk sorun insanin insan omasini saglamaktir diye bir ifade var.
      Nedir ve nasıl? ve
      Her insan degerli degildir
      deyişi ile nasıl bağdaştırılır.

      Eger siz insani insanlastirirsaniz sorun cozulur ifadesindeki "insanlaştırma eyleminin" kriteri nedir, Kur'an'ın neresinde?

      Insana deger atfeden onun imanli ve saygili olup olmamasiyla ilgilidir. derseniz: ekonomik ve sosyal bir durumu konu ettiğimize göre "iman ve saygılı olmanın ekonomi ve sosyal yaşam içerisindeki konumunun izahı, bilhassa bir sonraki cümlede "Bu gerceklesirse toplumda rahat eder uretim pazarlama finans konularida cozume kavusur. denerek "PAZARLAMA ve FİNANSA vurgu yapılmışsa, önem kazanır.

      Bu anlatılanlar İslam'ın "sosyo ekonomi politik"ini izaha yeterli midir?

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      Last edited by galipyetkin; 6. August 2014, 09:08 PM.

      Comment

      • kuman
        Uzman Üye
        • Mar 2013
        • 583

        #18
        Saygılarımla
        Last edited by kuman; 7. August 2014, 11:40 AM.

        Comment

        • kuman
          Uzman Üye
          • Mar 2013
          • 583

          #19
          Ssyin yetkin
          soylediklerimin nesi ters? Ogretide olmayabilir sistem kendisi ile celiskiye dusmek istemez.
          kapitaliszm de siniflar varmidir evet vardir kim karsi cikabilir ki hemde cok sinif var. Sosyalizm de yok mu yok bence var en az iki sinif Yonetici sinif ve yonetilen sinif. Sosyalizm de insanlar acliktan olmez . Bu sosyal adelet mi getiriyor sizce.
          Iki sistemde aynidir tek farki biri digerine gore yumasak demeyelim insancil diyelim benim icin fark etmez.

          Ikinci olarak bireye onem verirseniz ve sadece ki bu bireyler beceriklidir genelde, toplum dejanere olur. Keza ayni sekilde toplum toplum derseniz bireyler dejanere olur. Bu gayet acik nesini anlatayim.

          Ucuncu olarak cok tuhafiniza gitti sanirim Kur ana gore yasam tarzi ancak kur an bir yasam kitabi nesi tuhafiniza gitti anlamadim.
          Acin kitaba bakin yasam tarzini bulursunuz.
          Insani insan yapan tum ozellikler orda anlatilmistir ve insani vasiflara haiz olmayan degersizler toplumlara ve bireylere zararlidir elimine etmek gerekir. Nedi tuhaf anlamadim.
          Besinci olarak ekonomininalt yapisi kur anda varfir sistemi onun ustune insa ederseniz gayet duzgun bir sistem olusturursunuz.
          Illaki ornekletle acikla diyorsaniz bunu sizde yapabilirsiniz ki yazdiklarimin hepsini kabul etmeseniz bile cogunu kabul ediyorsunuz yazdiklarinizdan belli.

          Bilkmsel yazalim fiyorsaniz ben bilim adami degilim. Zaten yeterince var ve kimse onlaru dinlemiyor.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #20
            Dostum Kuman.

            Uzun bir zaman önce okuyup tarttığım, yani üzerinde düşünüp benimsediğim bir yazı var. İçeriğini daha iyi şekilde ifade eden başka bir yazıya rastlamadığım için bu yazı bende yer etti; benimsedim. Bu benimsemeyle edindiğim düşüncelerimi kendi ifademe göre yazmak istedim; fakat öğrendiğim kaynağı aynen aktarmanın daha uygun olacağını hem de daha düzgün ifadeler ile konunun aydınlığa kavuşacağını düşündüm.

            Sayın Avukat İlhami Çetin tarafından yazılmış olan bu yazının başlığı "Sıla-i Rahim" yani "beşeri-insani ilişkiler".

            Acaba bu yazının bu günkü terminolojiye göre neyi amaçladığını ve neyi tanımladığını söyleyebilir misiniz: Komünizm, Sosyalizm.......gibi emeğe dayanan toplumculuğu mu, yoksa Sosyal Demokrasi, Muhafazakarlık, Faşizm...... gibi, sermayeye dayanan bireyciliği mi? Bir isim verin.

            Yukarıda başlığını verdiğimiz yazı şu:

            -"Acımak", "şevkât duymak" anlamındaki "Rahmet"ten gelen "RAHİM", akrabalık, hısımlık, yakınlık, kuvvet, yakın ilişkiler gibi farklı kelimeler ile dile getirilen "beşeri/insani yakınlık"ı ifade ederken, "SILA" ise ulaşmak, kavuşmak mânâsına gelir.

            Öyle ise tabir olarak kısaca "akrabalara kavuşmak" mânâsına gelirse de yakınlarımıza karşı sosyal hayatın/dinin yüklediği bir kısım vazifeler vardır ki bunların yerine getirilmesine de "sıla-i rahim" denmiştir. Söz gelimi, uzakta isek zaman zaman akrabaları ziyaret etmek; onların meseleleriyle ilgilenmek, hal-hatır sormak vs........ hepsi sıla-i rahim'e girer. Fertleri bencillikten, yalnızlıktan ve böylesi durumlardan korur.

            Sıla-i rahim öncelikle akrabalara karşı talep edilmişse de, komşulara, arkadaşlara, meslekdaşlara, iş arkadaşlarına, din kardeşlerine ve her çeşit tanıdıklara karşı vazife ve borçtur. Yani "sıla-i rahim" bir çeşit dayanışmadır, beşeri bağdır.

            Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki bu, bir dağ keçisi gibi toplumdan uzakta durmayıp, sosyal dayanışmanın en âlâsıyla kederde, kıvançta "bir olma"yı ifade eder. Ferdiyetçiliğin zıttı bir "sosyo ekonomi politik"tir.

            Sıla-i rahim yakınlıktır. Bu kavramı "kan akrabaları" gibi kısır bir mânâ ile ziyan edenler olmuştur. Elbette ki dostane ilişkilerin "en yakın"dan başlaması gerekir.

            Toplumsal ve beşeri ilişkilerde "iffet" diye bir kavram ortaya çıkar. Bir insanın hak din yani topluma karşı borcu açısından iffetli olması kazancından "maişetini/ihtiyaç kadarını" ayırıp fazlası için bir hesap tutmadan olduğu gibi, infak edilmek üzere devlet hazinesine teslim etmesi, bunu servet ve sermaye yapmamasıdır. Bütün bunlara uyarak insani ilişkileri doğruluk ve "hududu aşmama" üzerine devam ettirmek,beşeri münasebetlerin/insancıl ilişkilerin en faziletli olanıdır. İşte böyle kardeşçe, dostça insani ilişkilerin kurulup sürdürülmesi "Sıla-i Rahim"dir.
            Tasada-kıvançta bir olmaktır. Başkalarını kendisinden ayırmamak, herkesi kendisine eşit görmek ve nimetleri eşit paylaşmaktır.
            Kendisi için istediği her iyi şeyi düşman olmayan, kuyu kazmayan her insan için istemek ve fiilen sahip olması için elinden geleni yapmaktır.
            Bunun zıddı ise "globalleşme"nin kök kavramı olan "glob", yani insanları küçük görüp onlara üstünlük kurmak ve hegemonyası altında tutmaktır.

            "Sıla" ve "sıla-i rahim" toplumcu insanın yüksek ahlâkı iken, İngilizce sözlüklerde aynı kökten gelen"glob"dan sonraki "glot" ise başkalarının felaketine sevinmek,memnun olmaktır, düşük ahlâklı insanın tutumu yani ferdiyetçi-bencil insanın kötü ahlâkıdır.

            "Sıla-i rahimi kesmek" de ferdiyetçi sistemlerden başkası olmayıp bu halde her şey kişinin kendi çıkar ilişkilerine göre düzenlenmiştir. İnsanlar birbirlerinin dostu değil, rakip ve hasımlarıdır. Sıla-i rahimi kesmek tek kelime ile bencil bir karaktere, liberalist-kapitalist bir dünya görüşüne, düşük ahlâka sahip olmaktır.
            Seçim liberalizm ise , insan sıla-i rahimi de kesmek zorundadır; çünkü "rekabet" vardır. Rekâbet ise kardeşliği, dostluğu kesmeyi gerektirir. Çünkü o sistemde kişinin başarılı olması ve başkalarını geçip geride bırakması, hasım algılaması ve insanların kötülüğünü istemekle mümkündür.

            "Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız, ve içtimai/sosyal yakınlık bağlarınızı kesmeniz gerekmez mi? İşte Allah'ın lânetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır. Bunlar Kur'an'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?" (Muhammed:23-24)

            Kur'an sıla-i rahmi kesenlere Allah'ın lânetini yani rahmetinden mahrumiyeti haber vermektedir. Buna hangi müslümanın gönlü razı olur.-

            Evet yazı bu. Neyi anlatıyor? Bu günkü geçerli terminolojiyle hangi ekonomik ve sosyal sistemi ?

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin

            Comment

            • kuman
              Uzman Üye
              • Mar 2013
              • 583

              #21
              Guzel bir yazı altına imza mı atarım.

              Sorun şu mülk ve servet nasıl dağıtılacak yada kim tarafından dağıtılacak.

              Hangi sistem insanı mutlu kılar?

              Yaratılışa aykırı bir sistem doğru bir sistem olabilirmi?
              Devam ederim daha sonra
              Saygılar

              Comment

              • galipyetkin
                Uzman Üye
                • Sep 2011
                • 1389

                #22
                Bre arkadaşım.

                Yeni bir din kurdun da veya kurmaktasın da onun mu reklamını yapıyor, bizi ona alıştırmaya kalkıyorsun.

                Hangi sistem insanı mutlu kılar?

                Yaratılışa aykırı bir sistem doğru bir sistem olabilirmi?


                diyerek yazmayı yarım bırakıp gidiyorsun. Evvelki yazdıklarında da yaratılışa uygun sistem diye bir şey ortaya attın; "sorduk bu ne?" diye........ Tınmadın bile.
                Gene aynı şeyi söylüyorsun.

                Kur'an okumuyor musun?

                Nuh Peygamber'den beri süregelen bir ekonomik ve sosyal sistemi ilke olarak koyduğunu, her Müslümanın buna uyması gerektiğini Kur'an'ın her satırından anlamıyor, her satırında görmüyor musun?

                "salât-ı ikâme ve zekât-ı ita" birleşikliğini, "beyt"i, "mescid'il haram'ı(haram kelimesinin diğer bir okunuşuyla mescid'il harim'i)", "mescid'il aksayı", "bekke'de olmayı", "İhrama girmeyi", "ihramdan çıkmayı", "mizanda vezin"i, "teraziyi doğru tartmayı" ve .................... gibi ifadelere ekonomik ve sosyal bir bakış açısıyla bakmak hiç aklına gelmedi mi? Üzerlerinde bir nebze olsun düşünmedin mi?

                Bırak insanlara kafanda yarattığın ekonomik ve sosyal modeli empoze etmeyi de bize Kur'an'ın zaten ilke olarak koyduklarını izahlı olarak anlat da belki bizim de atladığımız, düşünemediğimiz şeyleri ortaya koyarsın da bilgileniriz.

                Saygılarımla.
                Galip Yetkin.

                Comment

                • kuman
                  Uzman Üye
                  • Mar 2013
                  • 583

                  #23
                  Sorulara soru ile karsilik verilmez.
                  seni mutlu edecek sistem sosyalizm anladigim kadariyla. Sosyalist bir ulkede yasadin mi? Sosyalizm hakkinda anlatilanlari dogru kabul edip sosyalizm propagandasi yapiyorsun.
                  Sosyalizm icinde yasayan insanlarin mutlu oldugunu nereden cikariyorsun.
                  sosyalizm insanin deger vermemesi gereken hirs sehvet gibi duygulari bastiracagini idda ediyorsun nasil yapabilir onu bende merak ettim.
                  Kac kisi ile sohbet ettin hayatlarinin bir kismini sosyalist bir devlet icinde gecirmis olan kisilerle?
                  Madem sosyalizm yasama en uygun sistem neden durmadan degistirilmis tutmamis mi?

                  Sosyalizm servet ve kaynak dagilimini kendisini ayakta tutmak icin mi yapar yoksa toplumun refahi icin mi?
                  Sorulari artirmak mumkun.

                  Nuh peygamberden beri gelen ekonomik ve sosyal sistemin bugunku terminolojide sosyalizm oldugunu soyluyorsun. Kanitinda kur an da sosyalizm de topluma onem vermesi mi ?

                  Yazdigin kur an terminolojisin de aynen dedigin toplumsal ogretidir ancak sen hangi kanitla bunlari sosyalizm ile birlestiriyorsun

                  Sosyalizm felsefe olarak gercege ne kadar yakindir ki. Newtoon madddeciligini felsefe haline getirmistir. Newton da curutuldugune gore neye dayaniyor sosyalizm artik?
                  Kur an terminolojisini sosyalizm ile nirlestirebildigine gore Allahin insanlara onerdigi sistemi sosyalizm olarak goruyorsunki bence yanlis.

                  Kur an okuyorsun yaradilis gayesine en uygun sistemin sosyalizm oldugunu soyluyorsun.

                  kur anin insanlara soyledigi emrettigi ilk kanunlardan biri olan oldurmeyeceksin emri yaratilisa uygun hayat tarzinin ekonomisinin ve sosyal hayatinin ilk bolumudur. Bundan sonrasini da dusun ve sen cikar.

                  ve toplumsal kurallar butunu olan kur ani bir kerecikte sosyalizm den ayri dusun ola ki ya yanlistir sosyalizm.

                  sosyalizm yardimlasmayi mi oneriyor pratige dokulumeyen yardimla inssnlarin kafasinda dir sadece.

                  Sosyalizm devlet kapitalizm den farki ne....?

                  Comment

                  • kuman
                    Uzman Üye
                    • Mar 2013
                    • 583

                    #24
                    Yaratilisa uygun yasam tarzini bu kadar kuran okuyup anlamaman beni dehsete dusuruyor.

                    ademin iki oglu kissasinda ben yaratilisa uygun yasam tarzi kurali cikariyorum sen kapital ile sosyalizm savastiriyorsun.
                    Last edited by kuman; 9. August 2014, 11:40 AM.

                    Comment

                    • kuman
                      Uzman Üye
                      • Mar 2013
                      • 583

                      #25
                      Kuranda ayet vardir hadi sizde bir ayet yazsaniza, getirsenize. Toplanin ve yazin bir ayet diye.
                      Bu ayet meydan okumadir sizin yazdiklarinizi kimse takip etmez etseler bile durmadan degisir ve sonunda da yok olur gider. Kimse uygulayamaz sizin yazdiklarinizi.
                      Kominist menifosta nedir adam smith nedir yazdiklari getirdikleri teori sosyal hukuksal yasam tarzlari degilmidir.
                      allah ne diyor uygulanamaz kargasa cikarir ve yok olur gider. Eger siz kur an bugunku terminolojide sosyaliz der diyorsaniz bir daha dusunun

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #26
                        Bu senenin Nisan Ayının 8'inde şurada:"tıklayın"

                        http://www.hanifler.com/showthread.php?t=3496

                        4 bölümden oluşan bir makale astım. Okudunuz mu? "Toplu Yemek-Toplumcu Kültür" başlığını taşıyor, yani diğer bir ifadeyle kollektivist yaşam tarzı.

                        Bir daha okuyun; faydanıza....

                        Yaratilisa uygun yasam tarzini bu kadar kuran okuyup anlamaman beni dehsete dusuruyor. demişsin sevgili Kuman. Gel seni bu dehşetten kurtarayım: Sorduğuma ki şıklarını da gösterdim ki zorluk çekmeyesin, bu günkü terminoloji ile cevap veriver.
                        Ne olur? Dinden çıkmazsın. Nasıl ki arada toplumculuğa kollektıvızm dediğin gibi.

                        Bak arkadaşım bu güne kadar yazdığım tüm yazılarımda savunduğum ekonomik düzen Kur'an'da İLKE olarak bahsedilen Beyt sistemi, Mescid'il haram ekonomik ve sosyal toplumcu yaşam sistemidir. Bu sisteme şıp diye ulaşılınamamıştır.

                        Nuh Peygamber Allah'a "bunları helak et" diye beddua ederek bunlarla savaşmış, oğlunu bile feda etmiş, İbrahim peygamber babasıyla çekişmiş, Musa Peygamber Firavunla savaşmış, İsa Peygamber ise savaştığı ideali uğrunda çarmıha gerilmiş, ve nihayet Muhammed Peygamber göç ederek ölümden kurtulup anlatılan bu safhalardan sonra Medine'de Medeniyeti kurabilmiştir. Bu medeniyet Bakara 144 ve devamında "yüzünü mescid-i harama çevir" komutunun yerine getirilmesi, yani "Beyt ekonomik ve sosyal yaşam tarzıdır."

                        Adem'in iki oğlunun kıssasına dayandırdığın "ne idiğü" belirsiz bir "yaratılışa uygun yaşam tarzı" dediğin ve uydurduğun kendi doktrinini sana açıklatamazken bile, Kapitalizmin işgali altındaki dünyada sana "beyt" sistemine şimdilik, bu gün geçerli olan terminolojiye göre sosyalizm dedirtebilmek bile büyük bir uğraşı gerektiriyor. İbrahim Peygamber de Nuh Peygamber zamanından kalma "temeller" üzerine ancak duvar yükseltmesi yapabilmişti.

                        Sana bir sır daha vereyim; bakalım ne olacak. "Salat-ı ikame- zekat-ı ita" terimindeki ilk emir yani "salat-ı ikâme" bu günkü terminolojiye göre "komünizm-koyu devletçilik-cemaiyyun"dur.

                        "Evet bu güne göre o sisteme 'sosyalizm' diyebiliriz" diyemiyor binbuçuk şelaleden su getirttiriyorsun.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 11. August 2014, 08:39 AM.

                        Comment

                        • kuman
                          Uzman Üye
                          • Mar 2013
                          • 583

                          #27
                          Devlet kapitalizminin adi terminolojide Sosyalizm oldugu umarim kafana bir gun dank eder.
                          ve bir sosyalist gibi yasamaktan vazgecer kur an ile sosyalizmi ayirabilecek gorus acisina ulasabilirsin.
                          Bir gun koyu bir kapitalist oldugun gercegine ulastiginda umarim gec olmaz.
                          Elbete yaratilisa uygun yasam tarzini anlayabilecegini dusunmek benim buyuk bir hatam idi. Bunu duzeltigin icin tesekurler.

                          Insan neden toplumda yasar? Surumudur ki insanoglu. Insanlarin toplumda yasamalarinin sebebi ihtiyaclarini tek baslarina karsilayamamalarindandir.

                          Yani nedir insanoglu bireycidir toplum olusturmasinin sebebi ihtiyaclarin karsilanmasidir.....

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #28
                            Sevgili Kuman.

                            Düşüncelerimi bir daha açıklama fırsatı verdiğin için sana teşekkür ederim. Belki faydalanan arkadaşlarım olur.
                            Evet Sayın Kuman teşekkürler.

                            Bir ayetle son vereyim.

                            Haşr-9:"Onlardan önce o yurda ve imana yerleşmiş olan kimseler, kendilerine hicret edenleri severler. Onlara verilenlerde gözleri yoktur; buna ihtiyaç duymazlar! KENDİLERİ İHTİYAÇ İÇİNDE OLSALAR DA: ONLARI KENDİ NEFİSLERİNE TERCİH EDERLER! Kim nefsinin (bilgisinin) cimriliğinden-ihtirasından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."

                            Saygılarımla.
                            Galip Yetkin.

                            Comment

                            • kuman
                              Uzman Üye
                              • Mar 2013
                              • 583

                              #29
                              Sevgili yetkin
                              Ayni sekilde tesekkurler.
                              Umarim insanlar gercegi gorecek olgunluga ulasip vahsetten uzak dururlar. Bu dunya ya gelis amaclarina gore yasama saygi duyarak yasamayi ogrenirler

                              saygilarimla

                              Comment

                              • dost1
                                Site Yöneticisi
                                • Sep 2008
                                • 1905

                                #30
                                Selamun aleyküm, Değerli Kardeşlerim,

                                Tefekkürlerimize ışık olması dileğiyle. İhsan Eliaçık''ın Dr Hikmet Kıvılcımlı ile ilgili paylaşımını sizlerle paylaşmak istedim.

                                HİKMET KIVILCIMLI'NIN KUR'AN TEFSİRİ

                                (18 Ocak 2013'de Kıvılcımlı Sempozyumu'nda sunduğum tebliğin yazılı metnidir.)
                                Hikmet Kıvılcımlı din konusunda konuşurken “üzerinde en çok spekülasyon: düşünce vurgunculuğu yapılan alan” olduğunun farkındadır. “Oysa tam tersi olması gerekir: öyleyse bilimin en çok kılıç kuşanması gereken alanlardan birisi de din konusu olmalıdır. Bu yüzden bu alanda "İdeoloji" ve "politika" sökemez, sökememelidir. O yavanlıklar ancak bilim ateşiyle durdurulup dönüştürülebilir.” der.
                                Kıvılcımlı’ya göre mesele “hiç de İkincil-üçüncül kategoriden bir iş sayılamaz. Çünkü din konusu, sadece toplumun çatısında tıkırdayan bir kültür meselesi değil, insan beyninde düşünce mekanizmalarında işleyen adeta sistemleşmiş canlı bir düşünce biçimidir. Ve insan beyninde kolayca sökülüp atılamayacak derinliklere yapışmış köklere sahiptir. Söküldü sanıldığı yerde, başka bir nesnenin veya konunun Fetişe edilişine: tapımına dönüşmüştür: İnsan şuuru kendisini bilemedikçe ne maddi nesnelerin ne de manevi konuların fetişizmini (tapıncını) aşamaz.”
                                Bu nedenle maddiyatın maneviyatı ezişi devam etmektedir. Ona göre tapınç sadece manevi alanda olmaz, maddi alanda da insan matahları tapınç nesnesine dönüştürür; “Stalin ve Maoların buldukları ilk fırsatta saraylara taşınmaları tesadüf sayılamaz.”
                                Demek ki Kıvılcımlı’ya göre din meselesi “toplumun çatısında tıkırdıyan bir kültür meselesi”değildir; “insan beyninin derinliklerine yapışmış köklere sahiptir.”
                                Burada Kıvılcım’lının dini egemenlerin baskı aracı olarak gören klasik anlayışı aşan bir yaklaşıma sahip olduğunu görüyoruz. Doktor’un dini kavrayışı doğrudan insanla ilgilidir ve çok derindir. Tapınç sadece manevi değil; maddi alanlarda da olmaktadır ve bu insan beyninin üretmekten vazgeçemediği bir durumdur. Mesele “üst yapı kurumu” diye geçiştirilemeyecek kadar ciddidir.
                                Kıcvılcımlı tarih boyunca ortaya çıkmış dini görünümleri, insan beyninden bir şekilde atılması gerekin bir virüs olarak değil; bir anlama alanı olarak görmektedir. Ona göre bunun adı“kutsallaştırma prosesi”dir; “Komün, Totemi'ni kutsallaştırıp o'nu kendi ruhu üzerinde egemenleştirir.” Peygamberlerde bu “Allah” şeklinde ortaya çıkar. “Peygamberler, ne zaman toplumcul evrimin ağdalı-karmaşık akışından başları dara düşse; kendi çağlarında tarihsel determinizmin en yüksek ifadesi olan "Allah" yorumculuğuna sığınırlardı. Tıpkı modern sosyal devrimcilerin sıkıştıkça "Bize tarihsel determinizm yeter !" demeleri gibi.”
                                Bu durumda Kıvılcımlı , peygamberleri bir tür “determinizm müfessirleri” olarak görmektedir. Peygamberler bunu “kutsallaştırma prosesesi”ne tabi tutarak yapmaktadırlar. Modern insanın“bilim”, “evrim kanunları”, “determinizm” adıyla yaptıklarını, onlar “Allah” diyerek yapmaktadırlar. Birinde maddi diğerinde manevi “proses” söz konusudur.
                                Kıvılcımlı’ya göre baki (ebedi) olan Tarihsel Determinizm (evrim kanunları; doğa ve toplumun gidiş yasaları) dır. Her tür kutsallaştırma prosesi (süreci) geçicidir. Ona göre önce insan toplumu vardı. Allah insan toplumundan çıktı. Sonra insan, Allah'tan yaratıldı gibi oldu. Allah'ı insan yarattığı halde, insanı yaratanın Allah olduğu sanıldı. Neden?
                                Kıvılcım’lının bu yorumu kimi sufilerdeki “vecd” (buluş) yorumuna benzer. Şöyle derler: Allah insanı yarattı ki, insan da onu kendi vicdanında bulsun/keşf etsin. Kıvılcımlı’nın “Allah’ın keşfi” dediği şey bu noktada Müslüman taosofların “vecd” dedikleri şeyle örtüşür.
                                Vecd buluş demektir, vicdan da buluş/bulma yeri. Allah insanı yaratır, insanın ise, aynı yaratıcı faaliyetle vecde gelip, Allah’ı vicdanında bulması/ keşfetmesi gerekmektedir. Bu karşılıklı dinamik ilişkiye Muhammed İkbal, “Allah’ın insan ile birlikte tarihsel yürüyüşü” yani kader der. Mevlana ise şöyle der: “Muhammed’in Allah’tan aldığı, bir okyanustan bardağına doldurduğu kadardır.”
                                Bu durumda Allah mı insanı yarattı, insan mı Allah’ı yarattı sözünün, her ikisi de doğru olmaktadır.
                                Kıvılcımlı bu noktada Muhammed, bardak ve bardağa dolan (materyal) ile ilgilenmektir. Yani insan Allah’ı neden, niçin ve nasıl yarattı? Ondan bundan fazlasını bekleme hakkımızın olmadığını düşünüyorum. Çünkü o bir materyalisttir ve materyale konu olmayan şeyle ilgilenmesi ondan beklenemez.
                                Sırf bu çabanın Kur’an tefsiri açısından değeri var mıdır? Vardır.
                                Çünkü Kur’an’ın tefsir edilmesi, sadece Kur’an müminlerine mahsus olamaz. Kaldıki Kıvılcımlı’nın şaşmaz bir şekilde mümini olduğu şeyin Tarihsel Determinizm yani evrim kanunları; doğanın ve toplumun oluş ve bozuluş yasaları olduğunu görüyoruz. Bu öyle baki (ebedi) bir kanundur ki Muhammed’in kutsallaştırma sürecindeki “Allah” bile bu ebediliğin gelip geçici bir anını ifade eder. Marks-Engels’in maddi kutsallaştırma sürecindeki “Tarihsel maddecilik” ile aynıdır… Proses (süreç) birinde Allah-Kitap-Peygamber olarak diğerinde Arz-Talep-Fiyat kanunları olarak dile gelip konuşuyor.
                                Kıvılcımlı’yı bu noktada inançlı bir mümin olarak rahatlıkla görebiliriz. Çünkü inandığı, güvendiği, değişmez ve şaşmaz kabul ettiği bir şey var. Ona “Tarihsel Determinizm” veya Evrim Kanunları ya da Doğanın ve Toplumun Gidiş Kanunları demektedir.
                                Kur’an’ı açıklarken “Allah”ın yerine neyi koyduğunuza göre tefsir anlayışınız değişir. Ali Şeriati sosyal içerikli ayetlerde Allah’ın yerine “Halk” kavramını koyarsak durumun pek değişmeyeceğini söyler. Kıvılcımlı’da bu kavram “Tarihsel Determinizm”dir.
                                Kıvılcımlı, bu tefsir ilkesine bağlı kalarak Kur’an’ı baştan sona ve tek tek olmasa bile önemli ölçüde tefsir etmiştir. Şüphesizki bu bir Kur’an tefsiri olarak görülmek ve değerlendirilmek durumundadır. Ancak şu ana kadar bu Türkiye’de ne görülmüş, ne İlahiyat Fakülteleri’nin tefsir kürsülerinde tez konusu olmuş, ne de Türkiye Marksistlerince ilerletilip geliştirilmiştir. Adeta sessizliğe gömülerek yok sayılmıştır.
                                Tarafımdan yazılan “Yaşayan Kur’an” adlı tefsir çalışmamız, bu noktada, Şeriati’nin ve Kıvılcımlı’nın tefsir ilkelerinin yeniden ele alıanıp canlandırılışı ve tefsir bütünlüğü içinde Kur’an metinlerine uygulanışı olarak görülse yeridir.
                                Bu noktada Kıvılcımlı’nın Kur’an ayetlerine getirdiği yorum ile ilgili örnekler vermek istiyorum. Zira bizi daha çok bir Marksist ve Komünist olarak Kıvılcımlı değil; bir müfessir olarak Kıvılcımlı ilgilendirmektedir.
                                İlk olarak Fatiha suresine getirdiği yorum, ikinci olarak Kur’an’ın ilk surelerine ve son alarak da Esmau’l-Hüsna ile ilgili yorumlarından örnekler vereceğim. Bunlar katıksız tefsir yani ayet yorumu ve açıklaması sınıfına girecek ve pratik olduğu kadar akademik değeri de olan metinlerdir.
                                (1-"Âlemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun.") Burada, Fatiha Suresinde ilk ayetinde de Tarihsel Determinizm doğa ve toplum gidişi olarak tümlük içinde sezilir: "Alemlerin Rabbi" bütün insanların ve doğanın, hatta evrenin yaratıcısı - kanunlarını koyup yöneticisi: terbiye edip yetiştiricisi olarak anılır. Ve O'na şükredilir: "Allah'a hamdolsun."!
                                Marks ve Engels bile, Allah'ı ve tek tanrılı dinleri, doğal olarak o günkü bilgileri ışığında "Arz - Talep - Fiyat" kanunlarının yansıması olarak yorumlamışlardır. Çünkü henüz Toplumsal gidişin en çok görünen üretici güçler kanununu keşfedebilmişler, O'nu da ancak kapitalizme uygulayabilmişlerdir.
                                Allah'ın anlamı, bütünüyle irdelediğimizde daha iyi anlaşılacaktır ki, tamamıyla, Tarihsel Determinizmin veya doğa ve insanın temel kanunlarının tümlüklü akışında kendini gösterir ve bulur. Evrimin bütünlüğü ortaya çıktıkça Allah daha iyi anlaşılır.
                                Dolayısıyla Kur'an'ın ve Hz. Muhammed'in Allah'ı kavrayışı kendi çağı itibariyle bilimcil değil sezi düzeyinde, doğa ve insanı tümlükle kapladığı için, altşuurca Marks - Engels'inkinden daha derinliklidir, diyebiliriz.
                                (2-"(O),Rahmân'dır, Rahîmdir": ) Yaratıcıların yaratıcısı sonsuz hoşgörülüdür. Alemlerin yaratıcısı ve yönlendiricisi olarak, iyilik ve kötülükleri sunan ve insan toplumunun bu yüzden düştüğü - düşeceği iyilik ve kötülüklerle yine, iyilik ve kötülüklerle yanıt verip onları kendi dengelerine oturtan - oturtacak olan yine Allah'ın (Tarihsel Determinizmin) kendisidir. Bu yüzden sonsuz hoşgörülüdür.
                                (3-"Din gününün (ödül ve ceza gününün) sahibidir": ) Antik Tarihte Barbarlar (Araplar onlara yani komün insanlarına "cahiliyeti yaşayanlar" derlerdi. İşte o kollektif komün insanları) Medeniyetilere Tarihsel Devrim yaparak medeniyete (sınıflı topluma) geçerler sonra da her antik medeniyet gibi iç savaşlarla çökkünleşirler ve başka barbar tarihsel devrimleri beklerlerdi.
                                Antik Tarih'te bu "ödül ve ceza günü" olurdu. Bu dinlerin bilinçaltıyla sezerek öngördüğü bir "Din günü" haline gelmiştir. Kur'an yeri gelince göreceğiz, hep bu tarihsel devrimleri örnek gösterir ve eski medeniyetler gibi çöküp yıkılmayacak bir medeniyete geçişi prensipleştirir. Yani komün gelenek göreneklerini medeniyet içinde sentezleştirmeyi geliştirir. Ama yine de o "Korku"yu içinden atamayarak insanları "Din günü" ile uyarır:
                                İşte bu binlerce yıllık gelenek - görenekten sezilerle ders alarak "Din günü"nü kendi toplumu için olabilecek bir "Mükafat ve Ceza"dan çıkaracak; insanlığın en son yaşayacağı evrensel sosyal devrimi ve ondan sonra gelecek olan dengenin egemen olacağı gerçek insancıl toplumu sezerce, insanlığın sınıflı toplumunun sınıfsız topluma dönüşeceği o yılları öngörürce; "Din günü"nü bu gelecek günlere yakıştırır; Allah sistemi'ni bu yönde geliştirir. "Allah" (Tarihsel Determinizm) şüphesiz ki bu "Din gününün" de biricik "sahibidir"
                                (4- "Ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz.") Bu yüzden sadece Allah'tan (Tarihsel Determinizm'den) korkulmalı O'na kul olmalı ve ondan yardım istenmelidir. Bu aynı zamanda, "insan" karakterinin sezisi - isteği - uygulaması ve besleyicisidir de. Köle ruhlu insanlar ne bu seziyi ne isteği ne uygulamayı ne de ondan beslenmeyi başaramazlar. Bilinçaltaları köreltilmiştir çünkü. Peygamberler bu yüzden özlerinde hep komün gelenek görenekli olmuşlardır. Ve bunu geliştirmek istemişlerdir. Toplumun temeli de, Doğa'nın temeli gibi doğallıktan kalkan ve daima kendi kanunlarını yeniden gelişmiş biçimde üretmek üzere yol alır...
                                (5- "Bizi doğru yola ilet") İnsanları daima, peygamberlerinin sezdiği - kavradığı ölçülerde, Tarihsel Determinizmi anlama ve ona uyma yoluna girmesini ister. Bu yüzden Kur'an hep eski skolastik düşünce ve davranışlara karşı savaş verir. Kendi kavrayışı da skolastiktir şüphesiz ama, antika insanlığın içine girdiği Tarihsel Devrimleri sezer görür ve o gidişe ayak uydurur. Bu yüzden Tarihsel Devrim'e karşı duran Tefeci-Bezirgan ve Derebeylere karşı daha "determinist" bir skolastik olur.
                                (6- "Nimet verdiğin kimselerin yoluna" 7- "Kendilerine gazap edilmiş olanların ve sapmışların yoluna değil" ) Çok tanrıcılığı ve herşeyi tefeciliğe ve bezirganlığa çevirmiş olan Mekkelilerin ve benzerlerinin yoluna değil; peygamberlerin, özgür insanların, Tektanrı (Allah) biçiminde ortaya çıkan daha gerçekçi deterministlerin - dolayısıyla hak - adalet sahibi olanların yoluna ilet. Çünkü bu gidişi kavramak büyük bir "Nimet"tir. Bizi doğru yola; bu nimeti verdiğin kimselerin yoluna ilet!
                                Görüldüğü gibi Kıvılcımlı tefsiri tabiat olaylarına uyumu esas alan, doğalcı, ekonomi-politik tefsirdir. Bu haliyle İslam düşence tarihi içinde Mutezile düşünürleri Nazzam ve Cahiz’in doğa ve akla dayalı tefsiri, Farabi ve İbn Rüşd’un doğalcı felsefeleri ile çağımızda Muhammed İkbal, Seyyid Ahmed Han, Ali Şeriati, Muhammed Mahmud Taha, Cabiri ve Hasan Hanefi tefsirlerinin karışımı bir tarzı vardır.
                                İlki surelere ve Esmau’l-Hüsna’ya getirdiği yorumlar bunu daha çok ele verir;
                                Zuhruf suresi: 31 nci ayeti tefsiri: (Ve dediler ki: "Bu kur'an iki kentten büyük bir adama indirilmeli değil miydi?)
                                Velid ibn Muğre: Mekke ulularından ve zenginlerinden idi. Yakınışı ve yaydığı hep şuydu: "Kureyş'in büyüğü ve efendisi olan ben, yahut Sakil'in ulu kişisi Ebu Amr İbni Ümeyr es- sekafi dururken Kur'an Muhammed'e mi inecek? Peygamber'in yanıtı kesin ve can alıcı yere olur: "...Rabb'in rahmeti, onların toplayıp yığdıklarından (maddi zenginliklerden ve şöhretten) daha hayırlıdır.
                                Determinizm, kendisini en iyi temsil edecek insanları, zenginlerden - soylulardan - ulu kişilerden değil; bilhassa en "aşağıdan gelme" ve çok yönlü donatılarak determinizmce yetiştirilmiş insanlar içinden seçer, ki "aşağının" susadığı adalet gerçekleşsin...
                                Bu yüzden Allah'ın "Tarık" yıldızı veya gök üzerine, ay ve güneş üzerine yemin etmesini, Peygamber'in eski tanrı etkilerinden kurtulamayışı veya bu tür etkilere karşı taktik yapışı gibi yorumlamak gerçekçi olmaz; çok tanrıcı tefeci - bezirganlar bile, Tektanrıya dönmeye hazırdırlar; yeter ki çıkarlarına dokunulmasın; iktidar onlarda kalsın. Mekke ve Medine'nin bilgi - kültür birikimi yeni - oijinal bir medeniyet yaratmaya yeterlidir. Çok tanrıcı etkiler güçlerini yitirmek üzeredirler. Ve Muhammed kesin biçimde çoktan tek tanrı cephesine geçmiş durumdadır. Aslında biliyoruz ki bu tarihsel devrim akışının sembolü olduğu için, kopuşma ve cepheleşme, dini fikirlerden önce, derinden etkilerle; üretici güçlerin gelişimiyle belirmeye başlamış bulunan sosyal sınıf ve zümrelerin çıkar çatışmalarıyla toplum temelinde çoktan oluşmuştur. Bu temeldeki çelişki sonradan yavaş yavaş fikirlere işler ve dini sembollerini bulur...
                                Kureyş Ulularıyla - Muhammed'in alıp veremediği bir tek "Allah" meselesi midir? Öyle görünür. Gerçekte Kureyş - Mekke Uluları; tefeci-bezirganlıkta azgınlaşmış, daha çok zenginlik isteyen gözleri dönmüş babahanların bozuldukları şey "Allah" meselesi değil, Muhammed'in fakir fukarayı tutuşu ve kollektivizm isteyişidir.
                                Çünkü "Allah" Mekke - Medine'de - Hicaz Toplumunda ilk kez duyulmuş bir şey değildir. İbrahim'den beri ulaşan geleneklerle, "Hanif"ler tek tanrıcılığı yaymışlardır. Yahudilerden de Allah fikri ulaşmıştır. Mekke ve Kureyşliler de "Allah"ın adını çağırmaktadırlar. Ama Muhammed'in "Kesin"; devrimci koyuşu, toplumu kıyasıya bir savaşa - altüstlüğe sürüklemeyi veya o sürüklenişi öngörmektedir. Temeldeki bu savaş din çıkarlarına yansır ve din buyrukları, temeldeki bu uzlaşmaz - şiddetli devrimsel gidişle, ordulaşıp cepheleşirler. Bu şiddetli ayrılış - ordulaşma - cepheleşme ve çatışmaların başlangıçları ilk Mekki surelerde görebiliriz: Kalem suresi: (9- "Onlar istediler ki sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar." 10- "Şunların hiçbirine itaat etme! Yemin edip duran aşağılık!" 11- "Kınayan-dedikoduyla fitne yapan" 12- "İyiliğe engel olan, saldırgan, günahkâr" 13- "Kaba, sonra da kötülükle damgalı")
                                Kureyş uluları, Ebu Sufyan ve Muhammed'in Amcası: Ebu Leheb gibileri böyledirler. Muhammed'i görünce ve duyunca çıldırıyorlardı: (51- "O inkâr edenler zikri: Kur'an'ın ilk öğütlerini işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O delidir" diyorlardı. ") Tek yaptıkları aşağılamak - alaya almak - küçümsemekti önce: "Kendisine ayetlerinin okunduğu zaman : "Eskilerin masalları" dedi. " "Cinlenmiş" dediler. "alaya aldılar"...)
                                Peygamber işe önce akrabalarını uyarmakla başladı. Kureyş ulularından gizlice hiçbir şey uzun ömürlü olamazdı. Peygamber onların da yüzlerini gözlerini yakından görüp, gözlerine baka baka onları da Allahın birliğine davet etti. Belki biraz umudu da vardı. Safa dağında Kureyş Ulularıyla görüşmeye bile zaman bulamadığını ibretle yaşadı. Başta amcası Ebu Leheb kudurmuştu: lanetler - beddualar - küfürler savurarak toplantıyı dağıttı.Peygamber bundan sonra daha kesin Cihad ayetleri aldı: Göze göz dişe diş; kıran kırana bir devrim içine giriliyordu: Mesed Suresi: (1- "Ebu Leheb'in iki eli kurusun; zaten yok oldu ya. 3- "Alevli bir ateşe girecektir" 4- "Karısı da odun hamalı olarak" 5- "Boynunda hurma lifinden bir ip. ")
                                Devrim ne amca ne yenge ne de yeğen tanıyordu; hepsi birbirleri için ölümden başka bir şey dileyemezdi. Var olma savaşıydı:Yoksul tefeci - bezirganlar (plepler), zengin tefeci - bezirgan asiller: (patrici) Kureyşliler'e karşı yoksul köylü ve esnafı peşlerine takıp uzun ömürlü bir medeniyete geçecekler ya da doğmadan öleceklerdi; Kureyş asilleriyse öyle uzun boylu "Tevhid" mücadelesine gelemiyorlardı, zaten zengin olmuşlar, ezici zenginlikleriyle iktidarı elde tutup kısa ömürlü de olsa böyle medeniyete geçişi öngörüyorlardı. Oysa bu tip kent medeniyetleri çarçabuk yıldız gibi kayıp gidiyor, tarihten siliniyordu. Muhammed önderliğindeki plepler bunu sezmişler ve tarihin sunduğu bu fırsatı ölümüne değerlendirmek için kendiliğindenmişçe ordulaşıyorlardı: Pleplere düşen fakir - fukara halkı yanına çekmekti: Ma'ün Suresi (1- "Dini yalanlayanı gördün mü?" 2- "İşte o öksüzü iter, kakar" 3- "Yoksulu doyurmaya önayak olmaz")
                                Bunun en iyi yolu yeni bir din bayrağı açmaktı. Çünkü kutsallaştırma gidişi, o çağda biricik geçer ilgi alanıydı. Fakir - fukara edebiyatı ancak din bayrağının içinde değer kazanabilirdi: Kafirûn Süresi(1- "De ki: Ey nankörler!" 2- "Ben sizin yaptığınız ibadeti yapmam" 6- "Sizin dinininiz size, benim dinim banadır")
                                Kıvılcımlı’nın Esmau’l-Hüsna olarakak bilinen Kur’an’da Allah’ın isimleri olarak geçen kavramlara getirdiği yorum onun tefsirini anlamamızda çok önemlidir. “Tarihin ve doğanın kanuncul gidişi”olarak gördüğü Esmau’l-Hüsna’yı tek tek açklamış ve tefsir etmiştir. Bu açıklamaların Kur’an tefsir tarihi açısından tefsir değeri vardır. Ancak yeter derecede ilgiyi ve alakayı gördüğü söylenemez. Bunlardan sadece 10 kadarına bakacağız. Diğerlerini eserlerinden okuyabilirsiniz.
                                "Huvallâhüllezi lâ ilâhe illâ hû") Allah'ın bütün diğer adlarını kendinde toplayan adlar adıdır: "İsm-i âzam": en yüce ismidir. Şu manaya gelir: O öyle bir Allah'tır ki ondan başka tapılacak hiç bir nesne-ilâh yoktur. Tarihsel determinizm veya doğanın ve toplumun kanunları: evrim öyle yüce bir gelişimdir ki, her şeyi kapsar; her şeyle sayısız örgüsünü kurarak ilerler. Onu ne kadar inceleyip araştırsak tam olarak ele geçiremeyiz. Ancak gidiş kanunlarını yakalayıp onlara sürekli uyum yapmaya çalışabiliriz. Bu çabalarımız ona tapma olmasa da tapmaya benzer bir korku saygı dikkat içerir ve gerektirir. Bu yüzden ondan başka korkulacak duyumda kusur etmemeye çalışılacak hiç bir nesne abartılamaz. Yani para-pul aşk-ideoloji-teori-insan-doğa aklımıza ne gelirse her şey tarihsel determinizmin kapsadığı. parçalarıdır; sadece mesele onu topyekün kavramak ve uyum yapma çabasını sürekli artırmaktır. Yoksa her hangi bir yansımasını parçasını abartarak tapınçlaştırmak değil.
                                Doğanın insanlıkla birlikte akışı. Öyle akıl almaz birdüzenlilikte işler ki, onu topyekün hisseden modern bilim adamlarını bile kendisine secde ettirip "Allah" dedirtirse; yüzlerce yıl öncesindeki aşiret çocuğu Muhammed'e daha koyu bir mistisizm içinde benzer duygu ve sezileri yaşatabilir.
                                (El Melik: Mülkü- tasarrufu bir an dahi yok olmayandır.) Tarihsel Determinizmin doğa ve insan üzerindeki sahipliliği ve onları yönetişi bir an için olsun duraksamaz. Her şey o'nun kanunları uyarınca düzenlice akıp gider.
                                (El Kuddüs: O noksansızdır.) Tarihsel Determinizm'in kanunları öylesine girift ve her şeyi kapsayan şaşmaz düzenlikte akıp gider ki "her şey olacağına (kanunların kendi ilk dengelerine) varır".
                                (Es-Selâm: Selâm ve Selâmetin ta kendisidir.)Tarihsel Determinizm'de en çözümsüz problemlerin bile çözümü bulunur. Kanunların yayı her yönde ve canlılıkta kurulmuştur; Kendisini dayatıp her engeli aşar.
                                (El Mümin: Güven verendir. )Tarihsel Determinizmin kanunlarına bir kez vakıf olusak, o kanunların işleyişine bir kez uyum çabasına başlamışsak verim aldığımızı görürüz. Ve sonsuz bir güven içinde huzura ulaşırız. Bunu sezerek yapan halklar da öyledir. İlkel toplumlar gibi... Yozlaşmamış; doğadan ve toplumsallıktan kopmamış halklar gibi; doğayı, bitkileri, hayvanları, ataları sayan totemizm geleneği veya kutsallaştırma boşuna değil, bu derin determinizm: kanunlara uyum zorunluluğunun ilkel beyinleri işleyişi icabıdır.
                                (El Aziz: Mutlak galiptir.) Tarihsel Determinizm, her şeyi belirlendiricidir. Atom'un Hücre'nin ve insan toplumu'nun en temel kanunları, kendi dengesini bulmak üzere açılıp-kapanarak ilerlerken her şeyi kendisine uydurur. Uyum yapamayanları eler: seleksiyondan geçirir. Bu yüzden biricik galip evrimin kanunlarıdır.
                                (El Cebbâr : Yarattığı her şeyin hallerini ihtiyaçlarını verendir. ) Evrimsel akış her şeye kendi ölçülerinde kendi varlıklarını sürdürebilme gücü vermiştir. .
                                (Malik'ül Mülk: Mülkün ezeli ebedi sahibidir: ) Sınıflı topluma çözülen bedevi Medineli Mekkeli fakir fukara: ipotek altında yoksullaştırılmış köylü esnaf ve züğürt bezirganların ganimet: mal mülk gösteriş düşkünlüklerini gördükçe; Muhammed derinden sarsılıp üzülüyordu. Kuracağı yeni islam medeniyeti de öncekiler gibi bu arsız maddiyatçılık içinde çökecek miydi? Sık sık ayetlerde azarlayarak korkutarak uyardı. Ama en şiddetlisi enfal suresiyle oldu: "Ganimet Allah'ın ve paygamberinindir" keskin savaş komünizmi hükmü bildirilmiştir. Bu hükmü sonradan esnetmek zorunda kalmıştı, çünkü medeniyeti yayılırken kişi mülkü gelişimini gemlemek olanaksız kaldığı gibi, bendledikçe selleşiyordu. Gözleri doyar da belki maneviyata islamın dediklerine uyarlardı...
                                Muhammed'in iyi dilekleri Hülafayı Raşidiyn: cennetle muştulanmış dört halife devri kadar, bir çeyrek yüzyıldan biraz aşırı tuttu. Mekke'nin Ebu Sufyan bezirganları-tefecileri iktidarı almakta gecikmediler ama yine de Allah'ın kamunun mallarını özelleştirmeleri kolay olmadı. İslam yavaş yavaş bezirganlaştırıldı. Muhammed'in mülk allahındır prensibi yelle yuf oldu, içi boşaltıldı.
                                Gerçek değişti mi?
                                Aradan yüzlerce yıl geçti azgın bezirganlık yerini azgın finans kapitalizme bıraktı dünya malı Allah malı durmadan kişi mülküne devşirildi, devşiriliyor...
                                Muhammed'den 700 yıl sonra gelen İbn Haldun; Muhammed'in geleneklerle: Naklen alıp kendi aklıyla sezdiklerini de geleneklerle Allahçılığa tabi tutarak koyduklarını, akılla - nakili ayırarak gerçeklerle koymak zorunda kaldı: gerçek bir kez daha hatırlatıldı: mala mülke düşen medeniyetler toplumlar çürüyüp batıyorlardı. Kamu Malına kollektif aksiyona gelenekle olsa değer veren o değeri içinde taşıyan göçebeler yerleşikler durumlarını bozmadıkça daha canlı ve uzun ömürlü medeniyetler devletler geliştiriyorlardı...
                                Muhammed'den 1200 yıl sonra gelen Marks -Engels aynı şeyi üretici güçler temelinde Kapitalist toplumun gelişim biçimiyle koydu: modern sosyalizmi müjdeledi.
                                Ve Marks'tan sonra dünyanın üçte biri sosyalist oldu. Olaylar inatçıydı. Gerçekler neyseler öylece, gidiş kanunları bilinmeli ve uyulmalı aksi takdirde aşırı kayıplarla uymak zorunda kalınırdı.
                                Muhammed geleneksel olarak, her akılcı sentezini veya sentezlerini Allah'a dinine bağlayarak ilerliyordu. Aklıyla, nakille gelen din geleneklerini ayıramıyordu henüz; tersine aklını da o skolastik din geleneğine sımsıkıca bağlıyordu. O zamanlar içinde öyleydi. Ama bütün o batıni mistik gelişim içinde bile aklını köreltmedi. Aklı kullanmayı Allah emri yaptı. Bizim şu akıllıca rasyonalist geçinen kütüphane fareleri uzmanlar, erüdisyon kırkanbarları şüphesiz ki Muhammedi beğenmezler, ama kendileri akılcı makyajlarının altında bin beter skolastiktirler ve yaşamdan koparak kitap kemirirken akıllarını törpülerler aslında; gerçeklerden uçup giderler.
                                Bu yüzden, Muhammed, içinde bulunduğu tarihsel devrim derslerini Allah kanunu yapıyordu. Bizler o batını mistik skolastik kabuğa aldanmadan içindeki özü bulup ortaya çıkarabilirsek dersimizi alabiliriz.
                                "Mülkün ezeli - ebedi sahibi sadece Allah'tır" sözü yabana atılabilir mi? Sınıflı toplumun yaşanan realitesi ne olursa olsun, tarihsel akışa kabaca bakan temiz bir akıl, Allah'ın yani doğanın ve kamunun malını varlığını yağmalıyorlar demez mi? Ve çocuklar bile sezmekte gecikmiyorlar. Lakin sınıflı toplum çalmayı öğrettiği için eğitim şimdilik kişi mülkünden yana geliştiriyor..


                                Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                                Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                                Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                                Allah'a emanet olunuz.
                                Halil Ay

                                Comment

                                Working...