Kuantum fiziği ve düşünce dünyamızın kontrolü

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #1

    Kuantum fiziği ve düşünce dünyamızın kontrolü

    Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!
    İlginizi çekeceğini düşündüğüm bir makaleyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

    KUANTUM FİZİĞİ VE DÜŞÜNCE DÜNYAMIZIN KONTROLÜ
    Prof. Dr. Mustafa EROL
    Dokuz Eylül Üniversitesi,
    Buca Eğitim Fakültesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı, İZMİR.
    mustafa.erol@deu.edu.tr

    “Yaşamdaki temel amacımız nedir?”… sorusunun en mantıklı cevabı sanırım “Mutlu olmak” olmalıdır. İstisnasız tüm insanların yaşlısı genci, yoksulu zengini, Paris’lisi İzmir’lisi…ne kadar farklı yaşam tarzlarına sahip olursak olalım ne kadar farklı çevrelerde yaşarsak yaşayalım temelde ihtiyaçlarımız aynıdır. Ancak günlük yaşam içinde hepimizin sıkıntıya girdiği oldukça mutsuz olduğu adeta aşılması imkansız bazı sorunları vardır. Bu sorunlar dış etkenlere bağlı olabileceği gibi büyük bir oranda aslında kendi düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı sorunlardır. Bu nedenle gerçekte insanoğlu sorunları aşmaya çalışırken en büyük mücadeleyi yine kendisine karşı vermektedir. Karşılaştığımız sorun ne denli büyük ya da aşılmaz olursa olsun aslında düşünce sistemimizin ortaya çıkardığı ve dolayısıyla da yine beynimizin çözebileceği sorunlardır. Burada esas olan insanın düşünce sistemini değiştirmesi ya da sorunu çözebilecek şekilde soruna adapte etmesidir. Bu ise gerçek anlamda zihinsel, bedensel eğitim ve ciddi çalışma gerektirmektedir. İnsanın mutluluk sorunu felsefe, psikoloji, nöroloji, psikiyatri, sosyoloji, fizik…gibi aslında bütün bilimlerin ortak sorunudur.

    İnsan düşüncesinin oluştuğu ve yönetildiği yer olan beynimiz bilindiği gibi yaşamımıza dair olumlu ya da olumsuz her şeyden adeta sorumludur. Bu durumda bütün mesele beynimizin işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi düşüncelerin nasıl oluştuğunun ve nasıl yönetildiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu ise sadece nörologların ya da tıp biliminin altından kalkabileceği bir sorun değildir. Zaten şu ana kadar da bu alanda fazlaca bir yol kat edilememiştir. Aslında insan beyninin ürünü olan düşünce ve eylemler yine o kişinin geçmişte yaşadığı olaylar ve deneyimler tarafından belirlenmektedir. Kişilik dediğimiz kavram tüm bunların bileşkesidir. Geçmişte yaşanılan her olay deneyim ya da bilgi, beyin hücrelerinin içinde bir takım protein zincirlerinin oluşmasına ya da bir çeşit yolların oluşmasına neden olmaktadır. Bu yollardan daha sonra düşünce oluşumu ve yönetimi esnasında elektronik sinyaller rahatlıkla geçerek çeşitli kararların alınmasını ya da alınamamasını ve uygulanmasını sağlarlar. Örneğin iğne battığında acı hissini yaşamamızın ya da çok sevdiğimiz bir tatlıyı yediğimiz zaman mutluluk hissini yaşamamızı sağlayan bu elektronik sinyal bağlantılarıdır. Bütün bunlar aslında yaşadığımız olaylara beynimizin getirdiği yorumla ilişkilidir ve bu yorum da beynimize yine geçmişte yaşanan olaylar esnasında öğretilmiştir. Örneğin aynı restorana gittiğimizde aynı yemeği yeme eğilimimiz bu şekilde kolayca oluşmaktadır. Sigara içen bir kişinin bir türlü bu alışkanlığından kurtulamamasının nedeni de yine budur.

    B&#252;t&#252;n bu beyinsel aktiviteleri bilimsel a&#231;ıdan incelediğimizde b&#252;t&#252;n olup biten yaklaşık 1200 g olan beynimizde bulunan yaklaşık 100 milyar kadar h&#252;cre arasındaki &#231;ok k&#252;&#231;&#252;k elektriksel sinyallerin s&#252;rekli olarak merkezler arasındaki hareketidir. D&#252;ş&#252;ncenin oluşumu da bunun eyleme d&#246;n&#252;şmesi de tamamen elektronik sinyaller aracılığı ile olmaktadır. Bu sinyaller boyutların &#231;ok k&#252;&#231;&#252;k olduğu mikro evren de ger&#231;ekleşmektedir. Mikro evrende (uzunluk<< 10-6m) ger&#231;ekleşen bu olaylar yine bu evrenin kurallarıyla ancak ger&#231;ekleşebilir. Mikro evreni y&#246;neten yasaları konu alan kuantum fiziği bu alanda yapılacak &#231;alışmaların olmazsa olmazı konumundadır. Zira kuantum fiziği mikro evreni y&#246;neten yasaları aslında 1900 yılından beri araştırmakta ve &#231;ok &#246;nemli &#246;l&#231;&#252;de de &#231;&#246;z&#252;mlemiştir. Bu nedenle insan beyninde meydana gelen d&#252;ş&#252;nceler ve bunların y&#246;netilmesi, eyleme d&#246;n&#252;şmesi konusu kuantum fiziği yasalarının y&#246;netimi altındadır. &#214;rneğin mikro evrende t&#252;nel olayı ger&#231;ekleşir, yani bir elektron kendi enerjisinden daha b&#252;y&#252;k bir enerji barajını aşıp barajın arka tarafına ulaşabilir. Bu kuantum mekaniksel ve mikro d&#252;nyaya ait bir olaydır ve her an ger&#231;ekleşir. Buna benzer bir&#231;ok olay yine kuantum d&#252;nyasında şuanda ger&#231;ekleşmektedir.

    Kuantum fiziğinin d&#252;ş&#252;nce d&#252;nyamız ve bunun y&#246;netilmesinde nasıl kullanılabileceğine ge&#231;meden &#246;nce mikro d&#252;nyayı şekillendiren ya da y&#246;neten kuantum evreni nin bazı &#231;ok temel bulgularına kısaca g&#246;z atarsak şunları &#246;zetleyebiliriz.

    1-Mikro Evrenin Hareketliliği (Dinamizmi): Kuantum Fiziğinde ve dolayısıyla mikro evrende her şey mutlak anlamda hareket halinedir. Durağan ya da statik hi&#231;bir tanecik yoktur. Zaten kuantum fiziği statik sistemlerle ilgilenmez. O halde mikro d&#252;nyanın en temel &#246;zelliklerinden birisi mikro evrenin dinamik olmasıdır.

    2-Mikro Evrende Kesiklilik (s&#252;reksizlik) ya da Kuantizasyon: Enerjinin aslında s&#252;rekli olmadığı fikri ilk kez kuantum fiziğinin en &#246;nemli kurucularından biri olarak anılan Max Planck tarafından 1900 yılındaki fizik kongresinde ortaya atılmıştır. (Enerji = n h f ….burada n bir tam sayı, h Planck sabiti olarak adlandırılan evrensel bir sabit ve f de frekanstır.) Bu d&#252;ş&#252;nce o g&#252;ne kadar var olan d&#252;ş&#252;nceleri temelden sarsmış ve yeni bir d&#252;nyanın yani kuantum d&#252;nyasının doğmasına neden olmuştur. Madde yani k&#252;tle mikro d&#252;nyada kuantizedir yani madde belli noktalarda bulunan atomlardan meydana gelmiştir. Einstein’ın “Enerji ile k&#252;tle eşdeğerdir.” ( E=mc2 ) ifadesi ile bu fikir birleştirildiğinde enerjinin kuantize olması gerektiği hemen anlaşılabilir. Artık hakkında hi&#231;bir kuşku bulunmayan bu kesin ger&#231;ek bizi daha sonra momentum, konum, hız ve a&#231;ısal momentum gibi bir&#231;ok kavramın mikro d&#252;nyada kuantize olduğunu keşfetmemizi sağlamıştır.

    3- Mikro Evrende Dalga Fonksiyonu (Ψ): Mikro evrenin kuantize oluşu daha sonra Erwin Schr&#246;dinger’i mikro d&#252;nyadaki b&#252;t&#252;n taneciklerin uyması gereken bir denkleme g&#246;t&#252;rm&#252;şt&#252;r. Bu denklem &#252;nl&#252; Schr&#246;dinger Dalga Denklemi’dir. Bu denklemin en &#246;nemli yeniliklerinden biri taneciklerin davranışının bir matematiksel fonksiyon (Ψ) tarafından tanımlanmasıdır. Bu fonksiyonun belirlenmesi ile s&#246;z konusu taneciğin b&#252;t&#252;n &#246;zellikleri belirlenmiş oluyor. Bu şekilde (Ψ) nin devreye girmesi ile bunun karesine eşit olan olasılık yoğunluğu devreye giriyor. Yani par&#231;acıklar uzayın belli noktasında belli bir anda belirli bir olasılıkla var olabilmektedir. B&#246;ylece klasik fizikteki determinizm ortadan kalkıyor ve olasılıklar devreye giriyor. Artık hi&#231;bir şey eskisi kadar kesin değil ya da hi&#231; kesin değildir. Ancak bazı olasılıklarla tanecikler belli yerlerdedir. &#220;nl&#252; fizik&#231;i Einstein dahi bu ger&#231;eği kabul etmekte zorlanmıştır ve “Tanrı asla zar atmaz” demiştir. Ancak ger&#231;ek odur ki mikro d&#252;nyada kesinlik yok ve olasılıklar vardır.

    4- Mikro Evrende Heisenberg Belirsizlik ilkesi: Olasılıklar fikri daha sonra Heisenberg’i olasılıkların olduğu yerde belirsizlikler de vardır fikrine g&#246;t&#252;rm&#252;ş ve kendi adıyla anılan yine &#231;ok &#246;nemli bir yasa olan belirsizlik ilkesini ortaya koymasını sağlamıştır. Artık yapılan &#246;l&#231;&#252;mler kesin değildir. Her &#246;l&#231;&#252;mde bir belirsizlik vardır. Eğer siz &#246;rneğin elektronun konumunu ve ona bağlı olan hızını &#246;l&#231;mek isterseniz, konumu ne kadar doğru &#246;l&#231;erseniz o &#246;l&#231;&#252;de hızını &#246;l&#231;emezsiniz ya da hızını &#246;l&#231;medeki belirsizlik artar. Bu belirsizlik sadece mikro evrende etkili olabiliyor. Makro evrende belirsizlik &#231;ok k&#252;&#231;&#252;k olduğu i&#231;in hi&#231;bir etkisi yok biz bunu doğal olarak algılamıyoruz.

    5- Mikro Evrenin Dual (ikili) Yapısı: Fizik&#231;ileri şaşırtan bir başka &#231;ok &#246;nemli konuda mikro evrende ya da atomik boyutlarda maddenin ve ışığın dual (ikili) karakteridir. Diğer bir deyişle madde yani tanecik bazen dalga karakterine bazen de tanecik karakterine b&#252;r&#252;n&#252;r. Aynı dual karakter ışık i&#231;in de net bir şekilde g&#246;zlenmiştir. Işık bazen tanecik yani foton gibi bazen de dalga gibi davranır. Ancak ya biri ya da &#246;teki duruma hakimdir. İkisi de aynı anda varolamazlar.

    6- Mikro Evrende T&#252;nel olayı: Kuantum fiziğinin diğer bir&#231;ok &#246;nemli g&#246;zlemi t&#252;nel olayı olarak isimlendirilen olaydır. Bu olay bize mikro d&#252;nyada &#246;rneğin bir elektronun olmaması gereken yerde bulunabileceğini g&#246;stermiştir. Klasik a&#231;ıdan bir elektron kendi enerjisinden b&#252;y&#252;k bir duvarı aşarak duvarın arka tarafına ge&#231;emez. Oysa kuantum mekaniksel denklemler ve g&#246;zlemlerimiz g&#246;stermiştir ki, bu mikro d&#252;nyada her an ger&#231;ekleşen olağan bir olaydır. &#214;rneğin elektronik aletlerimizde kullandığımız transistorler de bu olay &#231;ok olağandır.

    7-Karşılıklı Etkileşim (Correspondence) İlkesi: Kuantum fiziği ile klasik fizik arasındaki ilkeler ve yasalar bu denli &#231;elişkili olduğuna g&#246;re acaba nerede ve nasıl bu ikisi kesişebilir diye bakıldığında ise şu sonu&#231; net olarak bulunmuştur. Kuantum fiziği yasalarından klasik fizik yasaları elde edilebilmektedir (t&#252;mevarım ilkesi). Yani mikro d&#252;nyanın verilerinin birleştirilmesi ile makro d&#252;nya hakkında bilgiler elde edilebilmektedir. Bu tersinir olmayan bir ilişkidir. Yani makro d&#252;nya (klasik fizik) yasalarından mikro d&#252;nya (kuantum fiziği) yasaları elde edilemez.
    Halil Ay
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #2
    Yukarıda &#231;ok kısaca ifade edilen ve bunlar gibi bir&#231;ok bilimsel yasa insan d&#252;ş&#252;ncesinin de &#252;retildiği ve y&#246;netildiği yer olan insan beyninde ger&#231;ekleşmektedir. Dolayısıyla insan beyninin işletim sisteminin bu yasalara uymak zorunluluğu a&#231;ıktır. Normal insan sağduyusu ve mantığı ile &#231;elişen bu bulgular mikro evreni şekillendirdiğinden insan d&#252;ş&#252;ncesini de mutlak anlamda şekillendirmektedir. O halde yapılması gereken şey bu yasaların yardımıyla insan beyninin işleyiş mekanizmasını kuantum fiziği yasaları ile yeniden &#231;&#246;z&#252;mlemektir. Ancak bu konu o kadar da kolay olamamaktadır. Aslında olduk&#231;a farklı ve karmaşık bir &#231;alışma alanına girmiş oluyoruz. Zira insan yaşamını y&#246;neten beyinsel aktiviteler ya da kısaca d&#252;ş&#252;ncelerin &#231;&#246;z&#252;mlenmesi ya da y&#246;netilmesi konusu bir &#231;ok disiplinin birlikte &#231;alışmasını gerektiren bir konudur. Ancak &#231;&#246;z&#252;mlemenin belki de en &#246;nemli aşamasını, mikro evrendeki kuantum fiziksel yasaların insan d&#252;ş&#252;ncesine uyarlanması oluşturmaktadır.

    Mikro d&#252;nyayı y&#246;neten kuantum fiziksel yasalar ile yine mikro d&#252;nyanın &#252;r&#252;n&#252; olan insan d&#252;ş&#252;ncesi birleştirildiğinde &#231;ok temel anlamda &#246;ne &#231;ıkan bazı noktalar şunlardır.

    1- D&#252;ş&#252;ncenin Kuantizasyonu: İnsan d&#252;ş&#252;ncesi fiziksel a&#231;ıdan incelendiğinde enerji anlamına gelmektedir. D&#252;ş&#252;nce, mikro tanecikler olan beyin h&#252;creleri tarafından meydana getirildiğine g&#246;re mikro evren in yasalarıyla y&#246;netilmelidir ve kuantize olmak zorundadır. Ger&#231;ekte yaşam, beyinde d&#252;ş&#252;nce kuantları nın oluşması ve bunların insan bedenini y&#246;netmesi anlamını taşımaktadır. Herhangi bir d&#252;ş&#252;ncenin y&#246;netilmesi ya da y&#246;nlendirilmesi o d&#252;ş&#252;nceyi oluşturan &#231;ok k&#252;&#231;&#252;k elemanter par&#231;acıklar olan d&#252;ş&#252;nce kuantlarının y&#246;netilmesi anlamına gelmektedir. Bu olay ise b&#252;t&#252;n bir d&#252;ş&#252;ncenin kontrol edilmesine oranla &#231;ok daha kolay olmalıdır. &#199;&#252;nk&#252; d&#252;ş&#252;nce kuantları enerji miktarı olarak değerlendirildiğinde d&#252;ş&#252;ncenin tamamına g&#246;re &#231;ok daha k&#252;&#231;&#252;kt&#252;r. Bu anlamda yapılması gereken şey kuantum fiziği yasalarını kullanarak d&#252;ş&#252;nce kuantlarının ortaya &#231;ıkışı ve gelişiminin &#231;&#246;z&#252;mlenerek kontrol edilmesidir. Her hangi bir olay ya da konu hakkındaki &#246;zellikle olumsuz ve rahatsız edici istenmeyen d&#252;ş&#252;nceler bu şekilde ayıklanarak yok edilebilir ve istendik t&#252;rden yapıcı ve olumlu d&#252;ş&#252;ncelerin ortaya &#231;ıkması sağlanabilir.

    2- D&#252;ş&#252;ncenin Matematiksel İfadesi: İnsan d&#252;ş&#252;ncesi bir &#231;eşit enerji olduğuna g&#246;re ona eşlik eden ve onu tanımlayan bir matematiksel dalga fonksiyonu yani d&#252;ş&#252;ncenin fonksiyonu olmalıdır. Bu fonksiyon o d&#252;ş&#252;nceye ait her t&#252;rl&#252; bilgiyi i&#231;inde barındırır. Dolayısıyla tespit edilmesi durumunda o d&#252;ş&#252;nceye ait her şey bilinir duruma gelecektir. &#214;zellikle istenmeyen d&#252;ş&#252;ncelere ait fonksiyonların belirlenmesi ile o d&#252;ş&#252;ncenin &#231;&#246;z&#252;mlenmesi ve ortaya &#231;ıkmasının ya da yok edilmesinin sağlanması m&#252;mk&#252;n olabilecektir. Burada &#246;nemli olan nokta kuantum fiziği yasaları ile dalga fonksiyonunun bulunmasıdır.


    3- D&#252;ş&#252;ncedeki T&#252;nel Olayı: İnsanların yaşamları boyunca karşılaştıkları ve aşılması m&#252;mk&#252;n olamayan engeller (d&#252;ş&#252;nsel ve yaşamsal sorunlar) ger&#231;ekte &#246;zel bir teknik ile yani t&#252;nel olayı ile aşılabilir. Bu bir elektronun ger&#231;ekleştirdiği t&#252;nel olayından asla farklı değildir. Bunun i&#231;in gerekli koşulların sağlanması ve nasıl yapılacağının kuantum mekaniksel anlamda belirlenmesi gerekmektedir. B&#246;ylece &#252;stesinden bir t&#252;rl&#252; gelemediğimiz yaşamsal sorunlarımızı bu &#246;zel teknik sayesinde yeterli enerjimiz olmasa dahi aşabilecek ve yeni ufuklara doğru rahatlıkla yol alabileceğiz.

    4- D&#252;ş&#252;ncede T&#252;mevarım ilkesi: İnsan beyninde meydana gelen d&#252;ş&#252;nce kuantları nın birleştirilmesi ile d&#252;ş&#252;ncenin b&#252;t&#252;nl&#252;ğ&#252; yani makro d&#252;ş&#252;nceler elde edilebilir. B&#246;ylece mikro d&#252;ş&#252;nce kuantları ndan makro d&#252;ş&#252;nce bloklarına ge&#231;iş yapılabilir. Bu d&#252;ş&#252;nce blokları doğrudan yaşamımıza ait d&#252;ş&#252;nceleri, kararları, eylemleri kısacası her şeyi kapsamaktadır.

    Sonu&#231;ta insan beynindeki d&#252;ş&#252;ncelerin fizyolojik anlamda &#231;ok k&#252;&#231;&#252;k elektronik sinyallerden meydana geldiği ve dolayısıyla da enerji olduğu ger&#231;eğinden hareketle insan d&#252;ş&#252;ncesinin de kuantize olduğu ortaya &#231;ıkmaktadır. O halde sorun bu d&#252;ş&#252;nce kuantlarının kontrol edilmesi ve y&#246;netilmesi sorunudur. D&#252;ş&#252;ncenin s&#252;reksizliği ya da kuantize olduğu ger&#231;eğinden hareketle hepimizin sıkıntıya girdiği ve istemediği ya da kurtulmaya &#231;alıştığı d&#252;ş&#252;ncelerden ve dolayısıyla da eylemlerden kurtulması m&#252;mk&#252;n olabilecektir. Bir anlamda insanın mutluluğu bu şekilde ciddi olarak artırılabilir. Ancak bunun i&#231;in sadece d&#252;ş&#252;nce y&#246;netiminin kuantum mekaniksel teorilerinin geliştirilmesi yetmez, buna ilaveten bu modellerin insana kazandırılması i&#231;in nasıl bir eğitim s&#252;recinin gerektiği de ortaya konmalıdır. Bu ger&#231;ekte ciddi &#231;alışma ve sabır gerektirmektedir. Her şeye rağmen, kısa bir s&#252;re sonra insan zekasının harika birikimleri ve kuantum fiziği sayesinde yine insan zekasının ortaya &#231;ıkardığı ve insanın mutluluk yollarını tıkayan engeller rahatlıkla aşılabilecektir.
    Halil Ay

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #3
      Prof. Dr. Mustafa EROL
      Dokuz Eyl&#252;l &#220;niversitesi,
      Buca Eğitim Fak&#252;ltesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı, İZMİR.

      Irade
      --------------------------------------------------------------------------------

      “İradene egemen ve fakat vicdanına esir ol.” Eflatun
      “Nereye gittiğini ger&#231;ekten bilen insana, D&#252;nya kenara &#231;ekilir.”

      İRADE KAVRAMIS&#246;zc&#252;k kapsamında irade, &#246;zt&#252;rk&#231;e karşılık olarak isten&#231; ile eşdeğer olup: “İnsanın herhangi bir eylemi ger&#231;ekleştirme yolunda i&#231; ve dış koşullarıyla belirlenen bilin&#231;li kararlılığı” olarak tanımlanabilir. Diğer bir deyişle, bir şeyi yapmayı, ya da yapmamayı se&#231;tiren ve ger&#231;ekleştirebilen g&#252;&#231;t&#252;r.
      İrade, ruh bilim a&#231;ısından ise, itici bir g&#252;&#231; ve bilim yetisidir. Duygusallığa karşıt olarak ussallık anlamında kullanılır. İnsan iradeli veya iradesiz olarak doğmaz. İrade, bireyin toplumsal deney ve bilgilerinden doğar.
      Kalıtımla gelen genlerinden yansıyan &#246;zelliklerin, eğitim, &#231;evre koşul ve etmenlerinin geliştirilmesi sonucu, kişiyi yaşam boyu etkileyen bir &#246;ge olarak, bireyin azmini y&#246;nlendiren ve d&#252;zenleyen İrade, kişiye &#246;zg&#252; karakteristikler g&#246;sterir.

      İRADENİN TEMEL BİLEŞENLERİ VE OLUŞUM EVRELERİ&#199;ocuğun gelişimsel d&#246;nemleri ve &#246;zellikleri dikkate alındığında, birinci yaşın sonuna doğru &#231;ocuğun kas ve hareket dizgesi iyice gelişir. (Ayağa kalkmak ve y&#252;r&#252;yebilmek, &#231;ocuğun anne kucağından &#231;evreye doğru uzanması; yatay ve bağımlı var oluştan, dikey ve hareketli, &#246;zerk varoluşa ge&#231;işin ilk adımlarıdır.) Hareket dizgesinin gelişmesi yanı sıra, &#231;ocukta işeme ve dışkılama işlevlerini g&#246;ren b&#252;zge&#231; kaslar olgunlaşmakta, bu faaliyetler artık isteğe g&#246;re yapılabilmektedir. Yani &#231;ocuk isterse tutabilir, isterse bırakabilir. B&#246;ylece birbirlerine karşıt iki istek, iki eğilim ortaya &#231;ıkar ve birbirine karşıt iki istek arasında &#231;ocuk se&#231;im yapabilme durumuna girer. Bu durum, insanoğlu i&#231;in yepyeni bir yetinin gelişmesi demektir; istemek ya da istememek; yapmak ya da yapmamak. İşte, &#246;zerklik duygusu, birbirine karşıt istek ve eğilimler arasında bir se&#231;im yapabilme g&#252;c&#252;d&#252;r. İşeme ve dışkılamayı isteyince tutabilme ya da bırakabilme, giderek toplumsal anlam taşıyan bir&#231;ok davranış g&#246;r&#252;nt&#252;lerine de ge&#231;er ve genelleşir... Bu evrede, &#231;ocuk birbirine karşıt duygu ve eğilimler &#252;zerinde giderek bir denge kurmayı, se&#231;im yapabilmeyi ve isten&#231;(İrade) yetisini geliştirir. Kendi benliğine saygısını yitirmeksizin, kendi kendini denetleyebilme duygusundan iyi niyet ve onur duygusu doğar. Bu bağlamda &#246;zerklik duygusu, bireyin yalnızca ayrılaşmış bir varlık olduğunun algılanması değildir. Aynı zamanda, karşıt d&#252;rt&#252; ve eğilimler arasında bir se&#231;im yapabilmesi; benlik saygısını yitirmeden, utan&#231; ve kuşkuya kapılmadan kendi kendisini denetleyebilmesidir.

      Nasıl bir insan diğerine benzemiyorsa, irade g&#252;&#231;leri de her insanın doğuştan gelen fiziksel ve ruhsal yapısına, aldığı eğitime ve yaşadığı toplumsal &#231;evreye g&#246;re farklılıklar g&#246;sterir. Bundan dolayıdır ki, &#231;eşitli olaylar karşısındaki davranışlarına g&#246;re insanlardan pısırık, zayıf iradeli, kuvvetli iradeli ve h&#252;r iradeli diye bahsederiz.
      İradenin iki temel bileşeni vardır. Bunlardan biricisi “se&#231;me ve karar verme”, ikincisi ise “eylemdir”.
      1. Se&#231;me ve Karar verme: Kişi &#246;zg&#252;r se&#231;imlerini eyleme d&#246;n&#252;şt&#252;rebildiği &#246;l&#231;&#252;de iradesini kullanmış olur. &#214;zg&#252;r se&#231;imler yapamadığımız, se&#231;im yapsak bile bu se&#231;imler doğrultusunda eylemde bulunamadığımız zaman bir irade eksikliği i&#231;inde yaşarız. İrade eksikliği g&#246;sterdiğimizde de kalitesi d&#252;ş&#252;k bir varoluş[1] sergilemiş oluruz. İradenin yaşamımızdaki temel işlevi, kişiye &#231;evresini kontrol etme fırsatını vermesidir.
      Karar vermek, sorun &#231;&#246;zmede ve bir engeli aşmanın her evresinde temel işlemi oluşturur. “Karar” s&#246;zc&#252;ğ&#252; genel ve yalın olarak, “bir sorun &#252;zerinde d&#252;ş&#252;n&#252;p, taşınıp uygun olan &#231;&#246;z&#252;m&#252; bulmak ve bu &#231;&#246;z&#252;m&#252; eyleme ge&#231;irmek” anlamına gelir.
      Oluşturulan davranış kalıbının, yapılacak eylemin niceliğine ve niteliğine g&#246;re kimi kez bir se&#231;im yapabilmek i&#231;in birbirini izleyen kararların alınması gerekli olabilir. Bir davranış kalıbı se&#231;iminden, eylemin yapılmasından &#246;nce alınacak kararların sayısı bellek deposunda bulunan bilginin miktarıyla orantılıdır.
      Sibernetik dilinde karar, b&#252;t&#252;n karmaşık işlemlerin, s&#252;re&#231;lerin sonucunda ulaşılan “evet” ya da “hayır” cevabıyla verilir. Kararlı davranış, alışılagelen, s&#252;regelen iradeli davranış anlamına gelir. Kararsızlık ise, insanın davranış ve eylemlerindeki dengeyi, d&#252;zeni, &#246;l&#231;&#252;y&#252;, uyumu bozar.
      Karar vermenin ve buna bağlı olarak eyleme ge&#231;menin &#246;nemi, televizyon kanalları arasından izlenecek programın se&#231;iminde bile ortaya &#231;ıkar &#220;lkemizde televizyonlarda yayınlanan &#231;eşitli yerli ve yabancı kanallar arasından izleyeceği programı se&#231;emeyen, bu nedenle saatlerce kanaldan kanala atladığı i&#231;in doğru d&#252;r&#252;st televizyon izleyememekten yakınan insanların sayısı pek &#231;oktur. Bu kararsızlık, fiziksel ve i&#231;sel &#231;atışmaya, &#231;elişmeye yol a&#231;ar, bireyin huzuru ve rahatını ka&#231;ırır.
      &#214;nemli, &#246;nemsiz pek &#231;ok konuda iradeli davranışa ihtiyacımız vardır. Meslek se&#231;erken, iş veya eş se&#231;erken, g&#246;mlek alırken bile irademizi sergilemeye ihtiyacımız vardır. Nice yetişkin yaştaki erkeğin, &#246;v&#252;nme mi yoksa sızlanma mı olduğu belli olmayan bir &#252;slupla; “Ben kendime bir &#231;&#246;p alamam; g&#246;mleklerimi bile eşim se&#231;er” dediğini duyarız. Pek &#231;oğumuz mağazalarda iki g&#246;mleğin veya iki kazağın &#246;n&#252;nde dakikalarca kararsızlık i&#231;inde dururuz. Kısaca se&#231;me, &#246;n&#252;m&#252;zdeki se&#231;eneklerden bir tanesini diğerlerinden ayırmak, ger&#231;ekleştirmek demektir. Bu konuda bir k&#246;şe yazarı ş&#246;yle demektedir:
      “S&#252;rekli fark etmez diyen insanlar g&#246;r&#252;yorum. ‘Efendim kahveniz nasıl olsun?’ yanıt ‘fark etmez’, ‘Ne zaman yemek yiyelim?’ yanıt yine ‘fark etmez’ . Oysa fark eder ve hem de &#231;ok fark eder! Kahveyi nasıl istediğimizi s&#246;ylemeliyiz, yemeği “saat 20.00’de yesek iyi olur’ demeliyiz.
      Ger&#231;ekten de ne istediğimizi fark etmemiz ve s&#246;ylememiz, yani se&#231;im yapmamız , hem bizler hem de başkaları i&#231;in fark eder. Sağlıklı se&#231;imler yapabilmek bireyi g&#252;&#231;l&#252; kılar.
      Doğmak elimizde değildi, &#246;lmemek de elimizde değil (bunları kabul etmeliyiz), ancak bu ikisi arasında nasıl bir &#246;m&#252;r s&#252;receğimiz bir &#246;l&#231;&#252;de elimizdedir ve yapacağımız se&#231;imlere bağlıdır.
      Se&#231;im yapmakta sıkıntıya d&#252;şmemizin temel nedeni, i&#231;imizdeki duygu ve istekleri yeterince bilmemektir. Ger&#231;ek isteklerimizi fark edebildiğimiz &#246;l&#231;&#252;de, sağlıklı se&#231;imler yapmamız, kararlarımızı sıkıntıya d&#252;şmeden vermemiz kolaylaşır. &#214;l&#252;mc&#252;l hastalıklar karşısında bile, yaşamayı bırakmak veya kalan g&#252;nlerin tadını &#231;ıkarmak gibi, en azından iki se&#231;enek vardır &#246;n&#252;m&#252;zde. Hangisinin se&#231;ileceği bireye kalmıştır.

      2. İradenin ikinci boyutu “eylem”dir. Yaptığımız se&#231;imler, g&#246;zlenebilir nitelikte olur veya olmaz. Eylemde bulunduğumuzda, yaptığımız se&#231;imler g&#246;zlenir hale gelir. Eylem ve davranış kavramları eş anlamlı olmayıp, t&#252;m davranışlarımız i&#231;inden bilin&#231;li, ama&#231;lı ve &#246;rg&#252;tl&#252; olanlara “eylem” adı verilir.

      Bir kişinin eylemleri başlıca iki nedene dayanabilir:

      İlk neden, eylem, bireyin kendi se&#231;imine dayanabilir. Eğer kendi se&#231;imlerimize dayanarak eylemde bulunursak, bu durumda irademizi sergiliyoruz demektir. &#214;rneğin, i&#231;imizdeki isteklere uygun bir meslek se&#231;mişsek ve bu mesleğe adım atmışsak, bu konuda irademizi sergilediğimiz s&#246;ylenebilir.

      İkinci neden ise, bireyin eylemi, başkalarının se&#231;imlerine dayanabilir. Eğer başkalarının se&#231;imlerine dayanarak eylemde bulunuyorsak, irademizi sergilemiyoruz demektir. Bu koşulda eylemlerimiz bir başka iradenin &#252;r&#252;n&#252;d&#252;r. &#214;rneğin, &#231;evremizin isteklerine kapılarak, bize uygun olmayan bir mesleğe girmişsek, bu konuda kendi irademizi sergilemediğimizi d&#252;ş&#252;nebiliriz.
      Bazen de i&#231;imizdeki isteklere uygun doğru se&#231;imler yaparız, ancak bunları eyleme d&#246;n&#252;şt&#252;rmekte g&#252;&#231;l&#252;k &#231;ekeriz.

      Gerek isteklerimize uygun se&#231;imler yapabilmek, gerek bu se&#231;imleri eyleme d&#246;n&#252;şt&#252;rebilmek, insanların kendilerini ve birbirlerini eğitmeleri ile m&#252;mk&#252;nd&#252;r. İrade eğitimi her yaşta olasıdır; ancak bu eğitimin &#231;ocuklara verilmesi daha işlevsel olabilir. &#199;ocuklara irade eğitimi vermek istediğimizde temel strateji ve yaklaşımımız, &#231;ocuğun tek başına verebileceği temel bir takım kararları ona bırakmak olmalıdır. Bir takım k&#252;&#231;&#252;k kararları s&#252;rekli &#231;ocuklar adına verdiğimiz zaman, onları gelecekte &#246;zg&#252;r se&#231;imler yapamayan, iradesi zayıf bireyler haline getiririz.
      “K&#252;&#231;&#252;kken doğru ayakkabıyı kendi iradesiyle se&#231;erek yaşama adım atan kişi, b&#252;y&#252;d&#252;ğ&#252;nde mesleğini, arkadaşlarını, eşini se&#231;erken de doğru adımlar atabilecektir.” Aksi halde birey “Ben kendime bir g&#246;mlek bile alamam” diyen bir yetişkin haline gelecektir.

      Bu &#231;er&#231;evede irdelendiğinde, sorumluluğu &#246;tekine atmak, değişmeye direncin bir g&#246;stergesidir. Başımıza gelenlerin sorumluluğunu başkalarına y&#252;klediğimizde, satır arasında farkında olmadan şunu s&#246;ylemiş oluruz:
      “Başıma gelenlerin sorumluluğu bana değil, bir başkasına ait; o halde i&#231;inde bulunduğum durumdan kurtulmam i&#231;in bir şeyler yapmamın faydası yok.” Bu d&#252;ş&#252;nce şekli yanlıştır, yanlıdır, bir şeyler yapmaya direncin ifadesidir.

      Sorumluluğu başkalarına atmak, başlıca iki alanda sorun yaratır. Bireylerin ruhsal sorunlardan kurtulmalarını g&#252;&#231;leştirir, bunun yanısıra toplumların ve organizasyonların gelişmelerini engeller ve bir anlamda onların ruh sağlıklarını ve y&#246;netim sağlıklarını bozar.
      &#199;atışmaların ve hataların sorumluluğunu tamamen karşımızdakine y&#252;klememeliyiz; ancak t&#252;m&#252;yle biz de y&#252;klenmemeliyiz. Bu konuda elden geldiğince objektif olmakta yarar vardır. Genel bir ilke olarak, bir &#231;atışmanın nedenini ararken, bir parmağımızı karşımızdakine doğru uzatırken, diğer parmağımızı da kendimize uzatmalıyız. G&#252;zel bir İngiliz &#246;zdeyişi vardır bu konuda: “Su&#231;lamak i&#231;in işaret parmağımızı karşımızdakine uzattığımız zaman, &#252;&#231; parmağımızın y&#246;n&#252; kendimize d&#246;ner.” Ancak &#231;oğunlukla bizler, o &#252;&#231; parmağı farkedemeyiz.
      Halil Ay

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #4
        D&#220;Ş&#220;NSEL BOYUTTA İRADENİN VARLIĞIAkıl, sezgi, eğitim ve k&#252;lt&#252;r gibi bireyin d&#252;ş&#252;nce ve bilincini oluşturan temel olgular, bireyin iradi davranışlarını da belirlemektedir. Bu şekilde, bir davranışın iradi olarak değerlendirilebilmesi i&#231;in, o davranışın d&#252;ş&#252;nce ve sorumluluk &#252;r&#252;n&#252; olması gerekecektir.

        Yaşamda d&#252;ş&#252;nce her zaman eylemden &#246;nce gelir. Yani kişinin bir eylem yapabilmesi i&#231;in, &#246;nce o eylemi yaptıran d&#252;ş&#252;ncenin olgunluğuna erişmesi gerekir. Bir kişinin yaptığı eylemlere bakarak, aldığı kararları irdeleyerek, o kişinin d&#252;ş&#252;ncesinin akış şeklini ve formasyon’unu anlamamız her zaman olasıdır. İnsan d&#252;ş&#252;nceleri ve dolayısıyla davranışları, diğer insanların d&#252;ş&#252;nce ve s&#246;zlerinden etkileniyorsa, bu noktada bu insanlar tarafından y&#246;nlendiriliyor ve programlanıyoruz demektir. &#199;&#252;nk&#252;, d&#252;ş&#252;nce o kadar hareketli ve o kadar ele avuca sığmayan bir g&#252;&#231;t&#252;r ki, odaklayacağımız &#246;zdirencimiz bile, ne kadar iyi niyetle hareket etsek de s&#252;rekli aksayacaktır. &#199;&#252;nk&#252;, ne kadar g&#252;&#231;l&#252; olursak olalım, d&#252;ş&#252;ncenin akışına set &#231;ekmek olası değildir. Bizim ısrarımız, d&#252;ş&#252;ncenin sağa sola, olumluya olumsuza kaymasına engel değildir. D&#252;ş&#252;nce, t&#252;m &#231;atışan g&#252;&#231;lerin, t&#252;m olumlu ve olumsuzlukların birbirleriyle karşı karşıya geldikleri ve s&#252;rekli savaştıkları bir arenadır.

        İnsanın d&#252;ş&#252;nce tarzını değiştirebilmesi, ge&#231;mişinin derinliklerinde adeta g&#246;m&#252;l&#252; bulunan; eski, k&#246;hnemiş ve peşin yargılı d&#252;ş&#252;nce ve alışkanlık putlarından kendisini sıyırma &#231;abasına girmesi ile olasıdır. Olumlu y&#246;nde d&#252;ş&#252;nce alışkanlığı edinme; bir eğitim olayı, bir yaşam felsefesidir. &#199;&#252;nk&#252; insanoğlu hep olumsuz ifadeler, korkular ve yorumlarla d&#252;ş&#252;nmeye alışmıştır.

        Doğru D&#252;ş&#252;nememek:
        Bir konuyu iyi anlayabilmek i&#231;in, &#246;ncelikle, zihnin, o konuyu doğru anlayacak şekilde donatılması, ya da konuyu doğru anlamaya hazır hale gelmesi gerekmektedir. Bunun adı, doğru d&#252;ş&#252;nmeyi bilmektir. İnsanların yanıldıkları noktalardan birisi, doğru d&#252;ş&#252;nmeyi bilip bilmedikleridir. Herkes, doğal olarak, doğru d&#252;ş&#252;nmenin ne olduğunu d&#252;ş&#252;nmeden doğru d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; d&#252;ş&#252;n&#252;r. Oysa, insanoğlunun &#246;nyargıları vardır; zaman zaman, bazı olay ve olguları, işine geldiği şekilde anlama ve değerlendirme gibi k&#246;t&#252; bir alışkanlığa s&#252;r&#252;klenebilmektedir. Bazen, &#231;ıkarlar insanın doğru d&#252;ş&#252;nmesini engellemektedir. Bazen de sosyal baskı, insanı doğru d&#252;ş&#252;nme y&#246;ntemleri konusunda miyoplaştırabilmekte, hatta k&#246;rleştirebilmektedir.
        Doğru d&#252;ş&#252;nmek, insanı, olay ve olguları oldukları gibi g&#246;rmek, fikirler ve olaylar arasındaki bağlantıları doğru tespit etmek, doğru a&#231;ıklamak, doğru anlamak ve doğru yorumlamaktır. Normal sınırların &#246;tesindeki korku, sevgi, bağımlılık, duyarsızlık, insanın doğru d&#252;ş&#252;nmesini engelleyen hususların başında gelmektedir.
        Doğru &#231;alışabilmesi i&#231;in, insan aklının &#231;elişkileri kolayca fark edebilme &#246;zelliğinin k&#246;relmemiş olması lazımdır. Bir &#231;elişmeyle karşılaştığı zaman aktif hale ge&#231;mek insan aklının &#246;zel niteliklerinden biridir. İnsanlık tarihindeki her t&#252;rl&#252; ilerleme buradan kaynaklanır. İnsan, &#231;elişmeleri bilin&#231;li şekilde fark edip de buna karşı eylemle tepkide bulunmaktan alıkonacak olursa, bu &#231;elişmelerin varlığı ister istemez inkar edilecektir. &#199;elişmeleri uyumlu bir hale getirme, b&#246;ylece onları inkar etme, bireysel hayattaki rasyonalizasyonlarla toplum hayatındaki ideolojilerin (yani sosyal olarak kalıplaşmış rasyonalizasyonların) sayesinde ger&#231;ekleşmektedir. Bununla birlikte, eğer insan aklı yalnızca akla uygun cevaplarla ve ger&#231;ekle tatmin olabilseydi, bu ideolojiler etkisiz kalırdı. Şu var ki, kendi k&#252;lt&#252;r&#252;nden olan insanların &#231;oğunun paylaştığı, ya da g&#252;&#231;l&#252; otoritelerin &#246;ne s&#252;rd&#252;ğ&#252; d&#252;ş&#252;nceleri ger&#231;ekmiş gibi kabul etmek de insanın &#246;zelliklerinden biridir. &#199;elişmeleri uyumlu hale getirmeye &#231;alışan ideolojiler kamuoyu ya da otoriteler tarafından desteklenecek olursa, insanın kendisi tam olarak huzura kavuşmasa bile, aklı yatışmış olacaktır
        Halil Ay

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #5
          SOSYAL PARAMETRELER Y&#214;N&#220;NDEN (AHLAK-HUKUK-DİN) İRADEİnsan, toplum denen sosyal bir &#231;evre i&#231;inde doğar, yaşar ve &#246;l&#252;r. Aristo'nun deyimiyle "Sosyal bir Yaratık" olan insanın yaşadığı bu sosyal d&#252;zeni sağlayan sosyal ilişkilerinin temel zeminini oluşturan hukuk, din ve ahlak kuralları mevcuttur. İnsan kendi iradesiyle b&#252;t&#252;n yaptıklarından veya yapamadıklarından dolayı kendine karşı birey olarak sorumlu olmanın yanı sıra, topluma karşı hukuken, din’en ve ahlak'en de sorumludur.
          Ne bireysel, ne de sosyal hi&#231;bir varlığın bilin&#231;sizce veya tes&#226;d&#252;f&#238; hareket ettiği d&#252;ş&#252;n&#252;lemez. Her hareketi meydana getiren neden olarak mutlaka bir iradenin, başka bir deyişle sebebin ve belli bir amacın varlığı ka&#231;ınılmazdır. Sosyal değişmeler olarak da g&#246;rebileceğimiz toplumsal hareketlerde sosyal bir irade de s&#246;z konusudur. Bunu, bireysel iradenin toplumsal boyuttaki bir a&#231;ılımı olarak da ele alabiliriz.
          Ahl&#226;k boyutu
          Ahl&#226;k sorununa isten&#231; &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; a&#231;ısından bakan Thomas’a g&#246;re, tinsel yetilerin en &#252;st&#252;n&#252; Akıl ile İradedir. Aklın iradeye &#252;st&#252;n olmasına, onu y&#246;nlendirmesine karşın, irade &#246;zg&#252;rd&#252;r, se&#231;me yeteneği vardır ve bu se&#231;me &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; ahl&#226;kın temel ilkesidir. Bu nedenle ancak &#246;zg&#252;r iradeye dayanan bir eylem iyi olabilir. Eylemlerin &#246;zg&#252;r irade ve d&#252;zenleyici akıla dayalı d&#252;ş&#252;ncelerden oluşması gerekir.
          Ahl&#226;ki sağduyuya varmanın bir yolu da halihazır değerlere karşı gelmektir. Sina Dağı’ndaki bir ayin sırasında İsa tekrar tekrar bir şeyin altını &#231;izer: “Size s&#246;yleyeceklerimi eskiler de bilirler ama ben yine sizlere s&#246;yl&#252;yorum...” Ahlaki a&#231;ıdan hassas olan bireyin dilinden eksik etmediği s&#246;zlerdir bunlar: “yeni şarap eski şişede saklanmaz, saklanırsa şişeler patlar ve şarap yerlere d&#246;k&#252;l&#252;r.”
          Hukuk boyutu
          Hukuk kuralları, zorla yaptırım g&#252;c&#252; olan davranış kuralları olup, bireysel irade tarafından konulan ve insan davranışları y&#246;nlendiren emir, yasak ve izinler olarak tanımlanabilir.
          Hukuk kuralları bir emir, yasak veya izin i&#231;erir. Bu emrin, yasağın veya iznin konusu da bir toplumsal bir davranış olup, bu emrin, yasağın veya izinin bireysel irade tarafından konulduğu hususu kabul g&#246;ren bir g&#246;r&#252;şt&#252;r. Diğer bir ifadeyle hukuk kuralları, “olması gereken”i ifade eden; konuları bireysel davranış; koyucuları da bireysel iradedir. Ancak bu &#252;&#231; &#246;zelliğe sahip her kural hukuk kuralı değildir. Diğer toplumsal d&#252;zen kuralları (ahl&#226;k ve &#246;rf ve &#226;det vb) da bir olması gerekeni ifade ederler, yani bir şeyi emrederler, bir yasak koyarlar, yahut bir şeye izin verirler. Dolayısıyla diğer toplumsal d&#252;zen kuralları da normatif (kural g&#252;c&#252;n&#252; taşıyan-d&#252;zg&#252;sel) niteliktedir. Diğer toplumsal d&#252;zen kurallarının da konusu insan davranışıdır. Emrettikleri şey, koydukları yasak insan davranışları &#252;zerinedir. Dahası diğer toplumsal d&#252;zen kuralları da bireysel irade, yani insanlar tarafından yaratılır.

          Hukuk da, hukuk kurallarının b&#252;t&#252;n&#252;nden oluşmuş bir d&#252;zendir. O halde, hukuk d&#252;zeni, insan davranışın bireysel irade tarafından yaratılan zorlayıcı d&#252;zeni olarak tanımlanabilir .
          Halil Ay

          Comment

          • dost1
            Site Yöneticisi
            • Sep 2008
            • 1905

            #6
            Hukuk Kurallarının Koyucusu: İnsan İradesi
            Yukarıda vurgulandığı şekliyle hukuk kurallarının, bir emir, yasak veya izin i&#231;erdiğini, bu kuralların konusunun bir insan davranışı olduğunu ve bunlara iznin yine insanlar tarafından verildiğini ifade ederek, bu bağlamda da hukuk kurallarının yaratıcısının bireysel irade olduğunun altını &#231;izelim. Kısacası hukuk kuralları, insan iradesi tarafından yaratılan ve ortaya konulan olgulardır. Dolayısıyla insan iradesi tarafından konulmayan bir yaptırım da hukuk kuralı olamaz . Bu şu anlama gelir ki, bir irade tarafından, en azından bir insan iradesi tarafından konulmayan tabi&#238; hukukun ilkeleri birer hukuk kuralı değildirler. Hukuk kuralı insan iradesinin bir &#252;r&#252;n&#252;d&#252;r; kural koyan irade yoksa kural da yoktur .

            İnan&#231; ve din boyutu
            Dinler a&#231;ısından irade, bir Tanrı g&#252;c&#252;d&#252;r.
            Origenes’in &#252;nl&#252; teslisi (&#252;&#231;leme) ş&#246;yledir: “İnsanda Akıl, Tin ve İrade olmak &#252;zere &#252;&#231; Tanrısal &#246;ğe vardır ve insanın başlıca &#246;zelliği, &#246;zg&#252;r bir iradesinin bulunmasıdır
            İnsanoğlunun varoluşundan g&#252;n&#252;m&#252;ze dek, “kader” ve “irade” kavramları &#252;zerinde d&#252;ş&#252;nmeye ve fikir &#252;retmeye başladığında, bireysel ve toplumsal boyutta kendine sorduğu ve yanıtlarını aradığı temel soruları genelde değişmemekte olup, bunlar:
            • Bir Tanrının varlığına inanmamız gerekli midir?
            • Tanrı var ise, kaderin belirlenmesi ve ger&#231;ekleşmesi yalnız onun tekelinde midir?
            • Kadere, bireyin iradesinin etkisi var mıdır? Eğer varsa sınırları nedir? Birey, kendi kaderini değiştirme şansına veya becerisine sahip midir?
            • Eğer her şey Tanrının iradesinin altında belirleniyor ve ger&#231;ekleşiyor ise, bireyin sorumluluğu s&#246;ylemi anlamsız olmuyor mu?,
            şeklinde sıralanmaktadır.
            İnsanın varoluş &#246;yk&#252;s&#252;yle birlikte, akıl, sezgi ve ş&#252;phe silahlarını kullanarak yanıtlamaya &#231;alışıp, &#231;&#246;z&#252;m arayışlarına girdiği yukarıdaki soruları, daha da &#231;eşitlendirmek olasıdır. Bu soruların yanıtlarının dayandığı temel etmenler, kader ve iradenin, birey ve toplumlarca nasıl anlaşıldığı veya modellendiği ile ilgili olduğundan, &#246;nce din felsefesinin bu soruna yaklaşımına bakalım. Din felsefesinde bu sorunun &#231;&#246;z&#252;m&#252;ne ilişkin &#252;&#231; farklı g&#246;r&#252;ş genelde egemen olmuştur. Bu g&#246;r&#252;şlerden:
            Birinci g&#246;r&#252;ş, katı kaderci g&#246;r&#252;şt&#252;r. Bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re varolan her şey ile ilgili olup, b&#252;t&#252;n durumlar ve olaylar Tanrının takdirindedir. Olayların bireyin iradesine bağlı olmadan, Tanrı tarafından &#246;nceden değişmez bir şekilde belirlendiğine inanan bu katı g&#246;r&#252;şe g&#246;re, iyilik ve k&#246;t&#252;l&#252;k Tanrı’dandır. Bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re insanın hi&#231; bir &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; olmayıp kaderi karşısında boyun eğmeye mecburdur.
            İkinci g&#246;r&#252;ş, iradeci g&#246;r&#252;ş olup, birinci g&#246;r&#252;ş&#252;n neredeyse tam tersini &#246;ne s&#252;rmektedir. Bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re, bireyin tam bir &#246;zg&#252;r iradeye sahip olup, b&#252;t&#252;n eylemlerinden sorumludur. Aksi halde bireyin yaptığı k&#246;t&#252; işlerinde, Tanrının iradesi ve kulunu mecbur edişi s&#246;z konusu olur. Bu durumda Tanrı, zorla yaptırdığı k&#246;t&#252; bir davranış ve eylemden dolayı kulunu sorgulayıp sonra da cezalandıran, ona zulmeden durumuna d&#252;şer ki, Tanrı, tanımı gereği b&#246;yle vasıflandırılamaz. Bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re, bireyin karar verebilecek, eylemlerini se&#231;ebilecek irade g&#252;c&#252;ne ve akla sahip oluşundan dolayıdır ki, eylemlerinden bireysel olarak insanın kendisi sorumludur.
            &#220;&#231;&#252;nc&#252; g&#246;r&#252;ş, din felsefesinde savunulan son g&#246;r&#252;ş olup, orta bir yol izlemekte ve yukarıdaki iki g&#246;r&#252;şten bir sentez oluşturmaktadır. Bu g&#246;r&#252;şe g&#246;re kader, Tanrının elinde kapsayıcı, b&#252;t&#252;n olan (irade-i k&#252;lliye) ve bireyin elinde sınırlı olan (irade-i c&#252;zziye), olmak &#252;zere ikiye ayrılır. Birey kendi elinde olan sınırlı iradesiyle neyi ne kadar ve nasıl isterse; Tanrı da onu yaratır. Bu g&#246;r&#252;ş, Tanrının meydana gelecekleri, bireyin se&#231;imlerini, ezelden beri biliyor olmasının, bireyin iradesini kullanmasına mani olmadığını savunur. Bireyin bir durum karşısında se&#231;im yapması, o olayın Tanrı tarafından ezelden beri bilinmemesinden değil, bireyin sınırlı iradesi ve kendi &#246;zg&#252;r se&#231;iminden ileri geldiği, bu g&#246;r&#252;ş tarafından savunulur.

            Konuyu kader kavramı y&#246;n&#252;yle biraz daha a&#231;maya &#231;alışırsak, bireylerde ortaya &#231;ıkan eylem ve hareketler iki t&#252;rl&#252;d&#252;r. Bunlar:
            1. İsteğe Bağlı eylemler: Yapmak ve yapmamak bireyin elindedir. Birey, irade-i c&#252;zziyesi ile bunu ister, Tanrı’da yaratır. O y&#252;zden birey, kendi yaptığı işlerden sorumlu olur. Okumak, ders &#231;alışmak, namaz kılmak, i&#231;ki i&#231;mek... gibi. İnsan, kendisinde bulunan ve bir b&#252;t&#252;n olarak kabul edilen iradesini kullanarak bu hareketleri yapar ve bunları kendisi i&#231;in iradi fiil haline getirir. &#214;rneğin, bireyin &#246;n&#252;nde gece kul&#252;b&#252;ne, sinemaya, ibadet mekanına veya k&#252;t&#252;phaneye gitmek veya gitmemek şeklinde tercihler bulunsa, insanın bunlardan birini tercih etmesi istense, bu taktirde insanda hem k&#252;lli iradenin, hem c&#252;z'i iradenin varlığı g&#246;r&#252;l&#252;r. S&#246;z konusu insan, bu mekanlardan birine gidip gitmeme noktasında k&#252;lli, bunlardan birini tercih ettiğinde ise c&#252;z'i iradesini kullanma halindedir.
            Ger&#231;ekte insan yaşamı, s&#252;rekli bir tercihler zinciri şeklinde devam edip gitmektedir. İnsan kendisinde bulunan irade-i c&#252;zziyesiyle Tanrı'nın emirlerine uygun veya ters tercihlerde bulunur. Tanrı da, bireyin tercihine uygun olarak o fiilleri yapma kudretini yaratır. O fiilleri isteyen ve yapan birey, eylem ve fiillerinden de sorumlu olur. Bu eylemlerinde kendisi tercih yaptığından, eylemlerinde mecbur değildir. B&#246;ylece bu y&#246;n&#252;yle yapılan tercihler, hayat boyu bireyin uygulamaları ve yaşam tarzını oluşturur.
            2. İsteğe Bağlı olmadan yapılan eylemler (refleks hareketler): İnsanların kendi iradesi ve isteği olmadan oluşan eylem ve hareketlerdir. İnsanın acıkması, hasta olması, unutması ve yanılması gibi hareket ve eylemler olup, bu olgular iradenin etki ve kapsama alanına girmeyen eylemlerdir.
            Halil Ay

            Comment

            • dost1
              Site Yöneticisi
              • Sep 2008
              • 1905

              #7
              H&#220;R-&#214;ZG&#220;R İRADE KAVRAMI“
              H&#252;r İrade, konuyu bilerek karar verme g&#252;c&#252;nden başka bir şey değildir.” Engels
              SOKRAT, &#246;ğrencilerini yetiştirirken "okuduklarınızı ve duyduklarınızı değil, kendi &#246;z d&#252;ş&#252;ncelerinizi, kendi i&#231;inizde olup bitenleri s&#246;yleyin. Başkalarının ağa&#231;larından meyve yeme alışkanlığından sıyrılarak, kendi bah&#231;enizin fidanlarını yetiştirin. İşte o zaman, meyve yemenin zevkini tadacaksınız" diyerek, &#246;ğrencilerinin kendi kişiliklerini ve iradelerini &#246;zg&#252;r d&#252;ş&#252;nce ortamında geliştirmeye y&#246;neltmiştir.

              Akıl ve &#246;zg&#252;r irade &#246;n plana &#231;ıkmasıyla ilk fikir &#231;atışmaları, farklılık ve anlaşmazlıklar da su y&#252;z&#252;ne &#231;ıkmaya başlar. Bu, bir yerde bir yığın anlaşmazlıklar olarak g&#246;r&#252;nse bile insanın gelişmesinin de başlangı&#231; noktasıdır. Yaşamda hi&#231;bir şey, &#246;n&#252;ndeki engelleri yıkmadan elde edilemez. Bir insanın ger&#231;ek varoluşunu kabullenebilmesini engelleyen şeyler, hep haz arzuları ve ıstırap korkularıdır.

              İnsanlarda karar alma ve kararı yerine getirebilme &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; vardır. Karar alma bir ka&#231; olanak karşısında bunlardan birini se&#231;ebilme serbestisidir. İnsan bu yetkiyi k&#252;&#231;&#252;kl&#252;ğ&#252;nden beri kendinde bulur. Dolayısıyla d&#252;ş&#252;nce &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; ve bunu uygulama yani h&#252;r irade doğal olarak insanda doğuştan vardır. Ancak h&#252;r irade insanın; her istediğini yapması, başkalarının zararına da olsa h&#252;r d&#252;ş&#252;nd&#252;ğ&#252;n&#252; uygulamaya koyabilmesi değildir. Oysa hangi t&#252;r &#246;zg&#252;rl&#252;k olursa olsun, insanlara hi&#231; bir zaman ve mekanda sınırsız olarak verilmemiştir. Zira sınırsız &#246;zg&#252;rl&#252;k fayda yerine zarar getirdiği gibi, toplumu fikir, d&#252;ş&#252;nce ve ahl&#226;k kargaşasına ve yozlaşmaya g&#246;t&#252;r&#252;r. Tıpkı, “Demokrasilerde de, demokrasiyi yok etme &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252; bulunmaması” gibi...
              Tasarladığımız bir eylemi, d&#252;ş&#252;nceye uygun olarak ger&#231;ekleştirebilme, ancak i&#231; ve dış koşulların uygunluğuyla m&#252;mk&#252;n olur. &#214;rneğin, fiziksel bedeni koşulları uygun olmayan bir şahıs, ne kadar &#231;ok parası olursa olsun i&#231;ki i&#231;emez. Buna karşı parası olmayan insan da, beden yapısı ne kadar uygun olursa olsun i&#231;ki i&#231;emez. Demek ki, İrade uluorta bir &#246;zg&#252;rl&#252;k değil, &#231;eşitli koşullara bağlı ve onlarla belirlenen ve onları bilerek bir karar verme &#246;zg&#252;rl&#252;ğ&#252;d&#252;r.

              Nedensellik ilkesine g&#246;re evrende oluşan her hareketin bir nedeni olmak zorundadır ve ortaya &#231;ıkan hareket veya enerji de başka sonu&#231;lara neden teşkil etmektedir. Filmi geriye doğru oynattığımızda, evrende ilk atomun ya da ilk enerjinin oluşum anı, yine evrendeki son atomun ya da son enerjinin oluşumunun veya yok olmasının nedeni olmaktadır. Kısacası katı ve değiştirilemez bir neden - sonu&#231; ilişkisi i&#231;inde kesin ve değiştirilemez bir kader kavramı ortaya &#231;ıkmakta olup, b&#246;yle bir evren modelinde, &#246;zg&#252;r iradeden bahsetmek doğru mudur acaba?
              Bu yaklaşımda yanılgı, filmi geriye oynattığımızda olanın, yanlış algılanmasında yatmaktadır. Eğer, evrenin t&#252;m yaşamını filme alır ve tersten oynatırsak, ortaya &#231;ıkan manzara bizim evrenimize ait olmaz. &#214;rneğin kaynayan bir sudan &#231;ıkan bir buhar yığını, yoğunlaşıp aynı sırayla tekrar aynı kabın i&#231;ine "bu evrende" dolmaz. Ama film geri sarıldığında bunun olduğu g&#246;r&#252;l&#252;r. Bunun en &#246;nemli nedeni, bazı fizik kanunlarının, &#246;zellikle "entropi"nin "zamanda tersinmez" olmasıdır. Bu bizim evrenimizde b&#246;yledir; d&#252;zensizlik s&#252;rekli artma eğilimindedir. R. Penrose ve I. Prigogine'in dediklerine g&#246;re, "zamanın oku"nu (y&#246;n&#252;n&#252 yapan da bu entropi artışı veya termodinamiğin ikinci kanunu olan "maksimum entropi" ilkesidir. Demek ki zamansal olarak, kader tam da bizim tahmin ettiğimiz şekilde işlemiyor. Yani arada bir ka&#231;ak var. Fakat &#246;rneğin, Ben Goertzel'in dediği gibi bu bir "yanılsama" da olabilir ama artık bu nokta objektiflikten hızla uzaklaşır, &#231;&#252;nk&#252; artık felsefenin alanına gireriz
              Halil Ay

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #8
                İRADE VE UYGARLIK ETKİLEŞİMİ
                Yunan Mitolojisinde Prometheus, tanrılara karşı bir silah olarak kullansınlar diye ateşi insanlara armağan etmişti. İnsanlar da bu tanrısal g&#252;c&#252;, Prometheus’un &#246;c&#252;n&#252; almada, yani insanı k&#246;le durumuna d&#252;ş&#252;ren bağlardan kurtarmada, aklın ışığıyla doğayı yenmede, yeniyi, sonsuz yeniyi aramada kullandılar, kullanıyorlar da. Bu bağlamda, her yaratıcı insan bir ateş yakıcıdır. Konf&#252;&#231;y&#252;s, İsa, Solon, Muhammed, Copernicus, Newton, Ganhi, Darwin, Einstein, Freud, Marx birer ateş yakıcıdır &#246;rneğin.

                Her ateş yakıcı, kendinden sonraki yaratıcı atılımları i&#231;in bir başlangı&#231; noktası ve atlama tahtası olmuştur. İsa Platon’dan, Muhammed Musa’dan, R&#246;nesans d&#252;ş&#252;n&#252;rleri ise Eski Yunan’dan, Roma’dan ve İslamiyet’ten “ateş” almışlardır. Uygarlık, d&#252;nya yuvarlağının şurasında, burasında, zaman zaman yakılan ateşlerin, her t&#252;rl&#252; sınırlar &#246;tesinde, birbirine eklenen alevleriyle beslenip gelişmiş ve gelişmektedir. Ancak, hi&#231;bir ateş başlı başına y&#252;zyılların sınavına dayanamamış, er ge&#231; s&#246;n&#252;p ge&#231;miştir. G&#246;&#231;&#252;p giden nice uygarlıklar ve dinler bunun tanığı olmuşlardır. Her s&#246;nen ateşin ilerisinde ve ufkunda başka ateşler yanıp insanlığa yeni gelişme olanakları, yeni mutluluk yolları getirmesiydi, d&#252;nyamız birbirine sadece i&#231;g&#252;d&#252;lerini, biyolojik &#246;zelliklerini ge&#231;iren hayvanlardan farksız g&#252;d&#252;k bir insan soyunun korkun&#231; kalabalığıyla taşardı &#231;oktan.

                Uygarlık denilince, birbirinden iki farklı kavram anlaşılır:
                Bir anlamıyla uygarlık, barbarlığın karşıtı olan durumu anlatmakta olup, bu anlamda “uygar toplum” denilince, “gelişme yolunda hayli ilerlemiş, ideal &#246;l&#231;&#252;lere hayli yaklaşmış bir topluluk” anlaşılmaktadır.
                Bir başka anlamıyla ise uygarlık, “bir toplumu başka toplumlardan ayıran, onun &#246;zg&#252;n yanını ortaya koyan, yaşam bi&#231;imlerinin, kullanılan alet ve teknolojinin, &#231;alışma bi&#231;im ve y&#246;ntemlerinin, inan&#231;ların, d&#252;ş&#252;nsel ve sanatsal faaliyetlerin, siyasal ve sosyal &#246;rg&#252;tlenme bi&#231;imlerinin b&#252;t&#252;n&#252;d&#252;r.”
                Bir topluluğun uygarlık aşamasına vardığını s&#246;yleyebilmek i&#231;in, kendisine bazı koşulları ve nitelikleri toplamış olması gerekir. Bu koşullar kısaca:
                - Her uygarlık, belli bir iktisadi yapının bi&#231;imlendirdiği bir değerler sistemidir. İktisadi yapı denilince &#246;ncelikle, insanların doğa ile m&#252;cadelesini ve o m&#252;cadelenin ortaya &#231;ıkardığı ilişkileri i&#231;ine alan, doğayı aşabilmek i&#231;in &#231;alışıp, &#252;retmek ve &#252;retim faaliyetinde kullandıkları maddesel ara&#231;lar, teknoloji ve bu faaliyetin doğurduğu ilşkileri kapsayan &#252;retim bi&#231;imi algılanmaktadır.
                - İktisadi yapı, &#252;retim faaliyetinde kullanılan maddesel ara&#231;lar ve teknoloji, sonu&#231;ta b&#252;t&#252;n bunları kapsayan &#252;retim bi&#231;imiyle, insan toplulukları, uygarlığın temel yapısını oluşturmaktadır. Ne var ki, bir uygarlığı oluşturan yalnızca bu etmen değildir. Uygarlık bir yerde bu temel yapının &#252;st&#252;ne kurulan ve onun bi&#231;imlendirdiği değerler sistemidir. Bu değerler sisteminin i&#231;ine; siyasal ve hukuksal kurumlar, din, ahlak, felsefe, edebiyat, sanat, &#246;zetle bir k&#252;lt&#252;r&#252; oluşturan b&#252;t&#252;n &#246;geler girmektedir.

                Bir &#252;lkenin &#231;ağdaşlaşabilmesi ve belirli bir uygarlık d&#252;zeyini yakalayabilmesi, bireysel ve toplumsal sorumluluk bilincine dayanmaktadır. &#214;ncelikle, toplumda yaşayan bir birey olarak g&#246;rev ve sorumluluklarımız olduğuna inanmamız gerekiyor. Birey olarak, "b&#246;yle gelmiş, b&#246;yle gider" t&#252;r&#252; ve benzeri yerleşik yaklaşım ve anlayışlardan kendimizi arındırmamız gerekir. İstek, irade, cesaret ve kararlılığın olmadığı yerde değişim, reform ve gelişim olamaz. Bu değişim ve gelişimin itici g&#252;c&#252; de, bireyden topluma uzanan &#231;izgideki tutarlı, dengeli ve &#246;zeleştirisel boyutu &#246;n plana &#231;ıkarılmış bireysel ve toplumsal iradenin varlığı ile kendini g&#246;sterir.

                SONU&#199;

                İrade, başarının temelidir. Kaygıdan uzaklaşıp, kendine g&#252;venmenin bir &#246;nemli bağlantısı da "irade" ile olur. &#199;evremize baktığımızda, &#246;yle pek &#252;st&#252;n zek&#226; veya bilgi d&#252;zeyinde olmayan, fakat sarsılmaz bir irade sahibi olmasından dolayı, b&#252;y&#252;k işler becermiş, başarılı insanlar g&#246;rebiliriz.
                Bireyin yapıp etmelerindeki se&#231;eneklere kendi istem ve eğilimleri doğrultusunda karar verme yeteneği ya da g&#252;c&#252; olan irade, insana doğuştan verilme bir yeti olmayıp, bireyin bu yetiyi yaratıcı ve etkin şekilde kullanabilmesi i&#231;in bir m&#252;cadele vermesi gerekmektedir. Bu uğraş ve m&#252;cadele iki ayrı alanda s&#246;z konusudur. Bunlardan ilki ve m&#252;cadelesi daha kolay olanı, baskılara ve dış etkilere karşı olan savaşımdır. Bu savaşımı kazanabilen birey, kendisine ait t&#252;m d&#252;ş&#252;nce, davranış ve eylemlerine kendi karar verebilir. Diğeri ve daha zor olanı ise, bireyin kendi benliğine karşı olan i&#231;sel savaşımıdır. Bu savaşımın belirgin &#246;zelliği de, kişinin &#246;ncelikle d&#252;r&#252;stl&#252;k ve cesaretle eylem ve davranışlarındaki hata ve kusurlarından dolayı, vicdan &#246;ğesini &#246;n plana &#231;ıkararak &#246;zeleştiride bulunabilmesidir.
                Merhum Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in "Gen&#231;lerle Başbaşa" isimli yapıtından irade ile ilgili bir alıntı ile konuyu sonu&#231;landırmak istiyorum:
                "Daha iyi d&#252;ş&#252;n&#252;rsek, iradeli olmak, sadece maddi ve i&#231;timai (toplumsal) anlamda bir başarının değil, mesut olmanın bile temel şartıdır. İnsanların &#231;oğu bindiği eşeği unutup da, kaybolduğunu sanarak pazarda eşeğini arayan Nasrettin Hoca'ya benzer. Onlar da saadetin kendi i&#231;lerinde olduğunu unutarak; onu barlarda, kahvelerde ve eğlence yerlerinde ararlar. Sen bu gaflete d&#252;şme ve inan ki, başarının sırrı gibi, saadet kuşu da kendi i&#231;imizde ve i&#231;imizin en orijinal ve en insani bir kudret kaynağı olan, irademizin altın kafesi i&#231;indedir. Saadet, define gibi bir tesad&#252;f kazması darbesiyle bulunuveren bir nimet değildir. O ne şanstır, ne mirastır, ne piyangodur, ne servettir. Saadet, ceht ile (&#231;aba ile) ve irademizin kuvvetiyle zapt edebileceğimiz bir kaledir. İradenin &#252;st&#252;n kuvvetine, bunun cehtle ve iyi bir terbiye yardımı ile elde edilebilmesinin m&#252;mk&#252;n olduğuna mı inanıyoruz? Bu taktirde hayatımızın planı şu olur: Her g&#252;n biraz daha gayret... Yavaş da olsa daima iyiliğe ve kem&#226;le doğru emin bir ilerleyiş. İradenin insan i&#231;in y&#252;ksek değerine kulak asmıyor ve bunun elde edilemeyeceğine mi inanıyoruz? Bu takdirde de tutacağımız yol, ya k&#246;r talihe k&#252;serek uyuşukluğa ve miskinliğe d&#252;şmek, yahut da, hava ve hevese uyarak kendimizi hoppalık ve z&#252;ppeliğin pen&#231;esine kaptırmaktır. Fakat bilelim ki, her iki takdirde varacağımız nokta aynıdır: Sefalet ve pişmanlık.”
                [1] Varoluş&#231;u felsefeye g&#246;re, nesneler ve hayvanlar kendi varoluşlarına katkıda bulunamazlar; ancak insan, kendi varoluşuna katkıda bulunabilir; insan, ne ise &#246;yle kalmak zorunda değildir, &#246;zg&#252;r se&#231;imlerle kendisini değiştirebilir.

                Prof. Dr. Mustafa EROL
                Dokuz Eyl&#252;l &#220;niversitesi,
                Buca Eğitim Fak&#252;ltesi, Fizik Eğitimi Anabilim Dalı, İZMİR.


                KAYNAK&#199;A
                BENAZUS, Hanri -D&#252;ş&#252;ncenin Istırabı
                D&#214;KMEN, &#220;st&#252;n ( Prof.Dr.) -Varolmak,Gelişmek,Uzlaşmak
                FROMM, Erich - Erdem ve Mutluluk
                G&#220;NYOL, Vedat-Yeni T&#252;rkiye Ardında
                HAN&#199;ERLİOĞLU, Orhan - Felsefe S&#246;zl&#252;ğ&#252;
                K&#214;KNEL, &#214;zcan (Prof.Dr.) - Yaşamın Zaferi
                MAY, Rollo - Kendini Arayan İnsan
                SAYGIN, Hasan - Kader ve İrade
                TANİLLİ, Server - Uygarlık Tarihi
                YILDIZ, Beyza - &#199;ocuğun Gelişimsel D&#246;nemleri
                Halil Ay

                Comment

                • eğitimci
                  Yeni Üye
                  • Oct 2008
                  • 1

                  #9
                  acele cevap istiyorum

                  selam.kuantum fiziği ile düşünme tarzı ile ilgileniyorum.bir arkadaş birkaç dua okuyarak kendimi prizmaya alıyorum ....gibi şeylerden bahsetti .bununla ilgili bildiklerinizi paylaşır mısınız?teşekkürler

                  Comment

                  • Toslunba
                    Uzman Üye
                    • Sep 2008
                    • 217

                    #10
                    Nasıl yani eğitimci?Arkadaşının tam olarak ne yaptığını anlatırmısın.Merak ettim?Bu ne prizmasıymış?
                    Bu arada aramıza hoş geldin.
                    Selametle.

                    Comment

                    Working...