Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • ozkanates
    Uzman Üye
    • May 2014
    • 291

    #1

    Jean-Paul Roux, Türklerin Tarihi

    Jean-Paul Roux:

    Günümüzün önemli Türkologlarından biri olan Roux, araştırma alanını Orta Asya Türk kültürü ve tarihi üzerine yoğunlaştırmış, zamanla konunun uluslararası düzeydeki büyük uzmanlarından biri olarak kendini tanıtmıştır. Yayınları dolayısıyla çeşitli ödüller almış pek çok bilimsel kuruma üye seçilmiştir. Bunların içinde en önemli iki tanesi Fransız Akademisi Başarı Ödülü ve Türkiye Cumhuriyeti tarafından kendisine takdim edilen Liyakat ödülüdür.


    Türklerin Tarihi, Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl:

    Türklerin insanlık serüvenindeki rolü temel nitelikte olmuştur. Bu nedenle de bu serüvenin onlara büyük bir yer ayırmaksızın anlatmak hemen hemen olanaksızdır. Osmanlı İmparatorluğunun özellikle XVI yüzyılda dünyanın en büyük güç olduğu bilinir. Buna karşılık, Türklerin göçebe sürülerinin Mançurya’dan Macaristan’a tüm Avrasya bozkırlarını baştanbaşa sardığı, Türklerin Avrupa ve Uzakdoğu’yu saldırılarıyla bunalttıkları, Hindistan’a pek çok akın yaptıkları, bu akınların çılgınca korkulara neden olduğu, Ruslara boyun eğdirdikleri ve egemenliklerini Pekin’e, Delhi’ye, Kabil’e, İsfahan’a, Bağdat’a, Kahire’ye, Şam’a, Konstantinopolis’e, Tunus’a, Cezayir’e kadar yaydıkları bilinmez. Türk toplulukları, bozkır sanatını, Sibirya’da Yenisey kıyılarına, Çin sınırlarına kadar yaymışlardır. Long-men mağaralarındaki heykelleri diktiren Çin Vey hanedanlığı aslında bir Türk hanedanlığıdır. Kahire’deki Ibn Tolun Camii bir Türk tarafından yaptırılmıştır ve Hindistan’daki Agra’da benzersiz Tac Mahal, Türk kanı taşıyan bir prensin eşi için diktirdiği anıtmezardır.

    Kuşkusuz Avrasya’nın bir ucundan diğerine sürüklenen iki bin yıllık bir macerada yaşam koşulları aynı olmamıştır. Siyasal, ekonomik, kültürel koşullarda köklü değişiklikler olmuştur. Ama bazı gelenekler varlığını sürdürmüştür. Örneğin Afganistan’daki Türk köylülerinde, Anadolu’daki göçebe ve yerleşiklerde, çağımızın birinci bin yılının son yüzyıllarında, güney Sibirya’da yazılmış metinlerin açığa kavuşturduğu ayinlere şahit oldum. Öte yandan ortaçağın başlangıç dönemlerindeki Uygur toplumlarına, Hazar Denizi kıyısındaki Hazar Krallığına, Altınordu Hanlığına ve Osmanlı İmparatorluğuna özgünlüğünü veren bazı tutum ve davranışlar da aynı kalmıştır: maddi ve manevi sağlamlık, yüksek onur, verilen söze sadık kalmak, ihanet edenlere karşı acımasızlık, ırkçılıktan uzak oluş, vurgulu bir askeri anlayış ve buna uygun erdemler, gözü peklik, savaşçılar arası dayanışma, üste kesin itaat, kendisinin ve başkalarının yaşamını hiçe saymak, idarecilik ve muhasebe anlayışı, arşivleme becerisi, toplumsal sınıflar çok güçlü bir biçimde yapılandırılmış olmakla birlikte aralarında geçiş yapma kolaylığı, bilim ve sanat sevgisi, büyük mimarlık başarıları, İslamiyetin (OA düzeltme: benimsenen Arap geleneklerinin) ancak çok yavaş bir süreçle yok edebildiği, kadınların toplum içindeki şaşırtıcı sağlam konumları, din alanında bitmek tükenmeyen bir merak ve kiliseleri örgütleme çabası, hoşgörü, tasavvuf merakı ve bir tür alaycı kuşkuculuk.

    Türk, Türkçe konuşandır.

    Bu ölçüt asla etnik değildir. Türklerin ilk kolunun belirgin bir ırkın özelliklerini taşıdığı doğrudur. Ama bu antropolojik niteleme ayırıcı özelliğini hemen kaybetmektedir. Hıristiyanlıktan hemen önceki dönemde, uzun boylu, sarışın, mavi gözlü paleo-Asyalılar ya da Türkleştirilmiş Hint-Avrupalılar olması gereken insanlardan oluşan Kırgız halkından Türk olarak söz edilir. Bu durum, yüzyıllar boyunca artarak sürmüştür. Türkler dışarıdan evlenme eğiliminde oldukları ve eşlerini Türk olmayanlar arasından seçtikleri, rastladıkları her kavimle karıştıkları, dilleri çok büyük bir çekim gücüne sahip olduğu ve pek çok topluluk da bu dili benimsediği için Türklerle ilgili karakteristik denebilecek fiziksel herhangi bir özellik saptama özelliği kalmamıştır. Yeryüzünde saf ırk olmadığını biliyoruz. Ama bu konuda daha ileri gitmek ve Türklerin karma bir ırk oluşturmadıklarını söylemek zorundayız. Türklerin hiçbir ırksal özelliği yoktur. Dolayısıyla kendi içinde bir Türk ırkından söz edemeyiz. Belki sadece Orta Asya’nın ücra dağlarından dünyanın herhangi bir yerine, Türklerin damarlarında, eski Türk kanından, elmacık kemikleri çıkık ve gözlerini çekik yapan o kandan daha çok yabancı –Moğol, Çinli, İranlı, Yunanlı, Kafkas, Rus, Afrikalı- kanı akmaktadır.

    ------------------

    Etnik karşılığı olmayan Türk sözcüğü herhangi bir devlet ya da ulus kavramını da akla getirmez. Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde, tek bir yerde, belirli sınırlar içinde, ortak bir buyruk altında bir arada olmamışlardır. Kurdukları en büyük imparatorluklar bile içlerinden ancak bir bölümünü ilgilendirmiş ve kendilerinden daha kalabalık Türk olmayan topluluklara dayanmıştır. Özetle Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasında önce gerçek bir Türk devletinin, yani çoğunluğunun Türklerin oluşturduğu, Türklerin yönettiği ve kendini Türk olarak kabul eden bir devletin hiç var olmadığı bile söylenebilir. Bunun tek istisnasının, Çin transkripsiyonu T’u-kü-e olan Türük devleti olduğu söylenebilir.

    Savaştan söz etmeksizin bir Türk olgusundan söz edemeyiz. Yalnız bununla Türklerin savaşı diğer uluslardan daha fazla sevdiğini söylemiyoruz; bu, Türklerin evrensel barış özlemlerini yok saymak olur. Kimi zaman bazı halklar Türkler tarafından ezildiklerini söylemişlerdir. Örneğin Altınordu döneminde Ruslar için durum böyleydi. Ama genelde Türkler egemenlikleri altına aldıkları halklara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır. Bu durumun örnekleri ise Selçuklular dönemi İran’ı, Tabgaçlar dönemi Çin’i, ve Memluklar dönemi Mısır’ı ve Moğollar zamanı Hindistan’ıydı. Öte yandan Osmanlı İmparatorluğu da dünyanın en büyük güçlerinden biriydi.

    Türklerde imparatorluk kurma eğilimi vardır. Türkler sözcüğün tam anlamıyla yeryüzünün hükümdarlarıdır. Kurdukları ve hiçbiri diğerine benzemeyen imparatorluklar iki bin yıl boyunca bazı temel özellikler taşımaktadır. Bu imparatorluklar birer halk mozaiğiydi; Türkler bu imparatorluklarda, halkları uyum içinde bir arada yaşatmaya çalışıyor, onlara güçlü bir biçimde merkezileştirilmiş bir iktidarın altında kimliklerini, dillerini, kültürlerini, dinlerini, hatta çoğunlukla önderlerini muhafaza etme hakkını da tanıyorlardı. Fetih hakkı olarak en yüksek görevler kendilerinin olduğu halde, ele geçirdikleri ülkenin insanları onlardan uygarsa, yerli halkı güven gerektiren makamlara getirmekten çekinmemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğunda yüksek devlet görevlerinin çoğu Ermeni, Rum, Arnavut kökenliydi. Hatta Latin kökenli paralı askerlerin bile devlet hizmetine alındığı görülüyordu. Devlete yaralı olabilecek yabancıları çekiyorlardı, Hıristiyan İspanya’dan kovulan Yahudiler gibi. Hatta onların, kendilerine yararlı olacağını düşündükleri tekniklerini, kimi zaman yaşam tarzlarını, kimi zaman dinlerini, kimi zaman da dillerini almışlardır. Başlıca kaygıları ise onları örgütlemek, idare etmek, savaşa sürmek, ticaretlerini, sanayilerini geliştirmek, sanat eserleri üretmelerini sağlamak, arşivler kurmak olduğu anlaşılmaktadır. Neden genel olarak sonuçta ele geçirdikleri ülkelerin halklarının içinde eridikleri de böylece daha iyi anlaşılmaktadır.

    ------------------

    Çok uluslu ve çok dinli varlıklarını ancak herkesin uzlaşmasıyla sürdürebilen devletler kuran Türkler nasıl fanatik olabilirlerdi. Hoşgörüsüzlük, temel yönetim esaslarına ters düşen ve onların mahvını getiren bir kusur olurdu. Türkler, imparatorluk kurucuları olarak kavimlerini düzene koydukları gibi, dinleri düzene koymayı, onlara hak ettikleri yeri vermeyi, birinin diğerini ezmesine izin vermemeyi de kendileri için görev sayıyorlardı. Bunu her zaman başaramadılar ve Budistler, Taocular, Hıristiyanlar ve Müslümanlar verilen ödünlerden, sağlanan kolaylıklardan zorbalıklarını uygulamak için yararlandılar; sonunda suçlanan Türkler oldu!

    Türkler doğaüstü güce sahip olduklarına ya da tanrıyla ilişkili olduklarına inandıkları her şeye karşı doğuştan saygılıydılar ve bunlardan çekinirlerdi. Kilisenin önde gelenleriyle çatışma içine girmekten kaçınmışlar, onlara iyi davranmış, onları ayrı tutmuş ve büyük bir beceriyle onlara hizmet eder gibi görünüp, onların kendilerine hizmet etmelerini sağlamışlardır. Devletlerinin teokratik olduğu söylenmektedir, ancak dine hizmet eden genelde devlet olmamıştır; ama dinden yararlanmışlardır, her zaman ustalıkla dinsel duyguları kullanmasını bilmişlerdir. Her zaman devlet ve din kurumunun uyumla çalışmasını sağlayamadılar ve çatışma kaçınılmaz olduğunda, baştaki hükümdarın din sınıfına üstün gelmesi her şeyden öncelikli olmuştur. Ancak hükümdarlar yine de din erkine ya da en azından onun temsil ettiği ruhani erke her zaman saygılı olmuşlardır.

    Türklerin dinle ilgili her şeye karşı büyük bir merakları olmuştur. Batılılara Muhammed ve Kuran’ın ateşli yandaşları, ardılları olarak görünseler de aslında Türkler, İslamiyet’te yollarını bulmadan önce birbiri ardınca dünyanın bütün büyük evrensel dinleri kabul etmiş ve çoğu zaman bu dinleri başarılı biçimde temsil etmişlerdir. Müslüman olduktan sonra bile diğer dinsel inançlara ilgi göstermeyi sürdürmüşlerdir. Kutsal metinleri dillerine çevirtmişler, teologlara sorular sormuşlar, kolokyumlar düzenlemişler ve bunlara çeşitli dinsel inanç temsilcilerinden olabildiğince çok sayıda kimsenin katılmasına çalışmışlardır.

    Halkın, hükümdarın dinini benimsemesini isteyen Avrupa’nın tersine oldukça şaşırtıcı biçimde cujus regio ejus religio (insanın yaşadığı yer onun dinidir) ilkesini benimseyen Türkler, tüm din ve inançların bir arada barış içinde yaşayabileceği düşüncesini kabul ettirmeye çalışmışlar, ancak Müslüman olduklarında Müslüman olmayanlara “kafir” olarak nitelendirerek bunun aksi tutumlarda da bulunmuşlardır (OA düzeltme: bu terimin Türk yorumu Batıdakinden farklıdır). Yine de bu konudaki tavırları evrensel uygarlığa en büyük katkılardan birini sağlamıştır.

    ------------------

    Türklerde hiçbir zaman soyluluk kurumu olmamıştır. Tarımcının, çiftçinin sürekli olarak hor görülmesine de rastlanmaz. Türkler, kendilerini tarıma vermeye eğilimlidirler ve toprağa bağlandıkları zaman da bugünkü Anadolu halkı gibi, en dayanıklı köylü soylarından biridirler. Dünyanın en eski maden işleyicilerinin, yontucularının mirasçıları Türkler madenci, sanayici, zanaatçı olmuşlardır. İstanbul’da Rum, Ermeni ve Musevi satıcıların oldukça fazla sayıda olması aksine işaret etse de Türkler iyi tüccarlardır. Uygur belgeleri arasında, bono ve poliçe niteliğinde olanlara ayrı bir yer vermek gerekir. Öte yandan Küçük Asya’daki son derece güzel Selçuklu kervansarayları da görülmemiş bir olguyu, Müslüman bir toplumda ticarete dinden önce yer verildiğini ortaya koymaktadır.

    Türklerin mimaride, heykel sanatında, resimde ve güzel sanatlarda oynadıkları rolü, genelde tebaasının rolünden ayırt etmek güçtür. Türkler iyi sanatçılardı, bunu kimse inkar edemez. Sanatçılara karşı her zaman saygılı davranıp, onları korumuşlar, saraylarına, başkentlerine götürmüşlerdir ve bu, bir biçimde, onlara sunulan bir onurdu. Eski zamanlarda oldukça ender görülen bir olgu olarak Türkler antikacı ve oldukça tutkulu koleksiyoncuydular; dünyanın başka bir yerinde kim Türklerden daha fazla geçmişin eserlerine ilgi göstermiştir?

    Türklerin edebi yetenekleri üzerine tartışabiliriz, çünkü sanat eserleri henüz yeterince tanınmamaktadır. Çağdaş roman yazarlarının nitelikleri bize arkalarında büyük bir geleneğin olduğunu gösteriyor. En geniş Türk edebiyatı olan Osmanlı edebiyatı İslam, Arap ve Fars edebiyatlarıyla karşılaştırıldığında çok öne çıkamıyor ve yüzyıllar içinde birbirine dolaşmış cümle yapısı da işini kolaylaştırmıyor. Ancak popüler metinler dikkate değer güzelliktedir: Kitab-ı Dede Korkut, hala coşkuyla okunan Yunus Emre şiirleri, Nasreddin Hoca’nın mizah dolu, nükteli fıkraları… VIII yüzyılda karşımıza çıkan ilk örneklerinden, Babur Şah’ın Vekayiname’sine, oradan 2000 yılı eserlerine kadar Orta Asya da bu anlamda oldukça bereketli bir topraktır.

    Kırtasiyeci batı uygarlığında, Türk arşivlerinin gerçekten şaşkınlık verici nitelik ve niceliklerini kavramak güçtür. Kütüphaneler de olağanüstü zengindir. İstanbul’da yirmi kadar kütüphane vardır ve bunlardan sadece Süleymaniye Camii Kütüphanesi’ndeki elyazması sayısının 56.483 olduğu düşünülmektedir. Kıyas açısından, Fransa kralı V. Charles’ın kitaplığındaki 1.200 elyazmasının son derece yüksek bir miktar sayıldığı, bu nedenle “kitaplığın” Avrupa’nın seçkin aydınları için bir çekim merkezi olmuş olduğunu anımsatmakla yetinelim.
  • ozkanates
    Uzman Üye
    • May 2014
    • 291

    #2

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #3
      Türk'ün ve Türk'ün karakterinin böyle gerçek tanımına ve tanıtımına ilk defa rastlıyorum.
      Çok güzel.

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin

      Comment

      • kuman
        Uzman Üye
        • Mar 2013
        • 583

        #4
        Baska turkologlarida okumanizi tavsiye ederim. Soz konusu kitap genel ve bir cok bilgi verir ancak daha unlu pek cok turkolog vardir.
        Irk tanimi ise evet haklilik payi vardir ancak yetersizdiR ve tam dogru degildir. Bilimsel degil dusunceseldir.

        Comment

        • Saadettin Sipehsalar
          Katılımcı Üye
          • Mar 2015
          • 38

          #5
          Esenlikler,
          Bir tarihçi olarak yorum yapacağım...
          Esas itibarı ile muhtevası bakımından ağır bir kitaptır. Günümüze göre biraz daha erken dönemde yazılmış bir kitap olması hasbiyle de bazı bilgiler güncel değildir. Yeni yapılan araştırmalar, akademik çalışmalar ve bilhassa arkeolojik kazılar sonucu Türk Tarihi hakkında yeni bilgiler elde edilmiş, mevcut bazı bilgilerin yanlış olduğu anlaşılmış ve değiştirilmiştir. Bunun dışında özel bir kaynak eserdir; fakat Türkler hakkında bir takım olumsuz ve önyargılı nesnel olmayan bilgilerde içermektedir. Kısmen oryantalist zihni ile yazıldığı için, Türkler hakkında farklı yaklaşımlar görebilirsiniz. Yukarıda belirttiğim husular neticiesine son tahlilde söyleyeceğim şudur: bu kitab önemli bir kitaptır, fakat Türkler ve Türk Tarihi hakkında genel ve temel bilgisi olmayanların, özellikle de gençlerin başlangıç için bu eseri okumasını tavsiye etmiyorum. Başlangıçta ağır gelecektir ve kafa karışıklığı yaratacaktır. Benim tavsiyem bu eser muhakkak okunmalı, içindeki muazzam hazineden istifade edilmeli; fakat öncelikle temele sahip olunmalıdır.
          Selam ve dua ile...
          Allah'ın selamı üzerinize olsun.
          Saadettin Sipehsalar
          Last edited by Saadettin Sipehsalar; 14. April 2015, 08:18 PM.
          "Fe-eyne teżhebûn / Hal böyle iken nereye gidiyorsunuz?"
          Tekvir/26

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #6
            Gerek Sayın kuman'ın gerek Sayın Saadettin Sipehsalar'ın yazdıkları benim için üstündür. Fakat ben kitap ve yazarından değil, Sayın Özkanateş'in ilk yazısında bahsettiği, yazarın Türk ve Türklük tanımı üzerinde duruyorum.
            Çünkü o yazılanlar bana Atatürk'ün Türk tanımını hatırlatıyor. Çünkü ben Türküm.
            Şöyle söylemişti: Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Halkına-Milletine Türk denir.
            Bu tanım üzerinden baktığımda Sayın Özkanateş'in ilk yazdıkları benim yönümden epeyi değerli.
            İsterseniz bir daha okuyun.

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.
            Last edited by galipyetkin; 15. April 2015, 10:18 PM.

            Comment

            • bartsimpson
              Super Moderator
              • Mar 2012
              • 692

              #7
              Hey Allahım ne günlere kaldık.
              Türklüğümüzü de Fransızlardan öğreniyoruz ya.
              Acaba bu, konuya Fransız kalmamızdan kaynaklanıyor olabilir mi?
              "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

              Comment

              • galipyetkin
                Uzman Üye
                • Sep 2011
                • 1389

                #8
                Hayır.
                Ulaşamadıkları için "BOY" olmaya uygun bozukları bulup satın alma yoluyla devşiriyorlar.
                Ne kadar da çoklar.
                Bir şairimiz söylemişti %60 diye.

                Devşirilenler Çanakkale savaşını bile bulutlar arasından inen sarıklılara Mustafa Kemal'siz kazandırırken sen oradan kalkıp ulu ulu laflar ediyorsun!

                "Yahu, sen kendini ne sanıyorsun"
                Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı.
                Vatan Gazetesi 15.Nisan.2015.

                Haklısın bartsimpson. Sayın Cumhurbaşkanı bu hususta kim bilir neler söyler. Biz de kalkmış elin gavurunun laflarına bakıyoruz yahu!

                Saygılarımla.
                Galip Yetkin
                Last edited by galipyetkin; 16. April 2015, 02:10 AM.

                Comment

                • bartsimpson
                  Super Moderator
                  • Mar 2012
                  • 692

                  #9
                  galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                  Hayır.
                  Ulaşamadıkları için "BOY" olmaya uygun bozukları bulup satın alma yoluyla devşiriyorlar.
                  Ne kadar da çoklar.
                  Bir şairimiz söylemişti %60 diye.

                  Devşirilenler Çanakkale savaşını bile bulutlar arasından inen sarıklılara Mustafa Kemal'siz kazandırırken sen oradan kalkıp ulu ulu laflar ediyorsun!

                  "Yahu, sen kendini ne sanıyorsun"
                  Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı.
                  Vatan Gazetesi 15.Nisan.2015.

                  Haklısın bartsimpson. Sayın Cumhurbaşkanı bu hususta kim bilir neler söyler. Biz de kalkmış elin gavurunun laflarına bakıyoruz yahu!

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin
                  Ama bak ne demişim?

                  "Acaba bu, konuya Fransız kalmamızdan kaynaklanıyor olabilir mi?"

                  Hakkımı yeme ağabey.

                  Saygılarımla...
                  "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                  Comment

                  • kuman
                    Uzman Üye
                    • Mar 2013
                    • 583

                    #10
                    Daha once ayni turkolog hakkinda ozkan atese sorular sormustum ama cevap alamamistim gecistirici ve sordugum soru ile alakasiz cevap gelmisti ki obemli degil o sohbet bitmisti.

                    Tam mesaji okumadim anca bir paragraf okudum.

                    Turkolig demis ki;
                    Tur turkce konusandir.
                    Su an Turkce konusan bir ingiliz acaba Turk mudur ? Yada Afrika kokenli biri yada bir Rus? Ulkemizde Turkce konusan pek cok yabanci var.

                    Turklerin bir irksal ozelligi olmadigini soyledikten sonra Asyanin balta girmemis daglarinda yasama ihtimali olan Turklerin irksal ozelliklerini soylemeside ilginc.

                    Turkler madem turkceyi bu kadar yayginlastirmislar ve neredeyse dikta etmisler neden bugun hala farsca, ermenice, kurtce, arapca konusanlar var cok az olmalilardi hatta olmamaliydi yazsra gore 1100 sene burda yasa 7 yada 8 devlet kur ama turkceyi ogreteme.... Cok yazik.
                    Soylenecek cok soz var ancak gereksiz. Turkolog sonucta yazar.

                    Onun niyetini kavramak herbir okuyucuya duser.

                    Irk kavramina inanmayan insanlara sozum olamaz. Haklidirlar. Ama irklarin varligini kabul eden kisiler Turk irkinin olmadigini soylerken onlarda iyi niyet aramak oldukca guc...

                    Aslinda yazar kisaca Turk irki olmadigi icin Turklerin bir Ulus devletininde olamayacagini belirtiyor herkes buna inaniyor...

                    Merak ediyorum bu kitabi okuyan kac kisi kac farkli Tukolugun kitaplarini okudu yada kac tane Turkolog ismi biluyor???

                    Ve neden piyasa kitabi olarak bu Turkologun kitabi cikar da digerleri sadece fakultelerdeki mastir ogrencileri tarafindan bilinir....

                    Komplo teorisi degil sozlerim. Insanlik tarihinde TURK adi gecmez... yazmazlar...

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #11
                      Dostum bartsimpson.

                      Güzel arkadaşım. Ne senin ne de benim "mevkii"miz öyle "ulu ulu laflar" etmeye müsait değil. O sana söylenmiş gibi gözükse de sana değil.
                      Alınmadığını umarım.

                      Saygı ve sevgilerimle.
                      Galip Yetkin.

                      Comment

                      • khaos
                        Uzman Üye
                        • Apr 2012
                        • 346

                        #12
                        -Nerede bu Türkler?
                        diye hönkürüyordu yanımızdaki koğuşta bulunan Hırvat askeri. Ta ki çenesinin altına yumruğumu yeyinceye kadar. Buradayım! buradayım lannn diye bağırıyordum.
                        Hey gidi günler...
                        Bir gün bu cümleleri benimde kuracağım hiç aklıma gelmezdi.

                        Vatan toprakları sağa sola peşkeş çekilirken, sınırları köstebek yuvasına dönmüşken, en kritik kurumları yabancılara satılırken, ordusu, istihbaratı, yargısı sindirilmişken her gün varlığına, kimliğine, diline, ceddine, cumhuriyetine küfredilirken neredesin Ey Türk Milleti diye soruyorum kendi kendime.

                        Ben işin genetik kısmında değilim. Ne Y-dna ne de Haplogrup dağılımları beni ilgilendirmiyor. Evet... arı ırk yada saf ırk yoktur. Tüm toplumlar çeşitli ve karmaşık dna dizilimlerine sahipler. Anadolu gibi binlerce yıldır göçlere maruz kalmış bir bölgede gen değişimlerinin ve etkileşimlerinin olması da gayet doğaldır. Bu gün biliyoruz ki aslında millet dediğimiz kavram dna kombinasyonlarından daha çok ortak dil, ortak tarih ve ortak kültür gibi kavramlarla daha iyi tanımlanabiliyor.
                        Zamanımızda Türk tarihini Göktürklerden öteye götürmeyen batılı tarihçiler olduğu gibi Proto Türklerle M.Ö 2500 tarihlerine kadar dayandıran tarihçiler de var. Eğer bu gün ütopya gibi görünen Mu Kıtası efsanesinin gerçek olduğu ispatlanırsa kim bilir belki geçmişimizin izleri buzul çağı öncesine kadar dayanabilir.

                        Evet belki çok eski hatta kadim bir uygarlığız.
                        Bundan sonra sorulacak soru ise şu; Peki öyle kalacak mıyız? Bu günkü halimizle çok zor görünüyor.Bilmiyorum belki rahata fazla alıştık.Belki de okkalı bir şok yaşamamız gerekiyor yeniden.Ama hali hazırda Türk denen koyun keyfiyetindeki kurtların artık avlanma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

                        Benim her okuduğumda tüylerimi diken diken eden bir kaç söz paylaşmak istiyorum. Zaten çoğunuzda aşinadır.


                        Divânü Lügati't-Türk
                        Esirgeyen, koruyan Allah'ın adıyla

                        "Allah'ın, devlet güneşini Türk burçlarından doğurmuş olduğunu ve Türklerin ülkesi üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş olduğunu gördüm. Allah onlara Türk adını verdi. Ve yeryüzüne hâkim kıldı. Cihan imparatorları Türk ırkından çıktı. Dünya milletlerinin yuları Türklerin eline verildi. Türkler Allah tarafından bütün kavimlere üstün kılındı. Hak’tan ayrılmayan Türkler, Allah tarafından hak üzerine kuvvetlendirildi. Türkler ile birlikte olan kavimler aziz oldu. Böyle kavimler, Türkler tarafından her arzularına eriştirildi. Türkler, himayelerine aldıkları milletleri, kötülerin şerrinden korudular. Cihan hâkimi olan Türklere herkes muhtaçtır, onlara derdini dinletmek, bu suretle her türlü arzuya nail olabilmek için Türkçe öğrenmek gerekir.


                        Bilge Kağan
                        Kaynakların, servet ve zenginliklerin
                        Ülkemden dışarıya değil,
                        Dışarıdan ülkeme akmasını sağladım.
                        Başka milletlerin sarı altınını,
                        Beyaz gümüşünü, kenarlı ipeğini,
                        İpekli kumaşını, binek atını,
                        Aygırını, kara samurunu, mavi sincabını,
                        Türküme, milletime kazanıverdim.
                        Milletimi kimsenin boyunduruğuna sokmadım.

                        M.Kemal ATATÜRK
                        Milliyetin çok bariz vasıflarından biri dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.
                        (FOR RAVEN)

                        Comment

                        • galipyetkin
                          Uzman Üye
                          • Sep 2011
                          • 1389

                          #13
                          İLBER ORTAYLI.

                          Prof. Dr. İlber Ortaylı’yla yeni kitabı ‘Türklerin Tarihi’ hakkında konuştu. Ortaylı, "Türk Türk’tür, Türkiyeli diye de bir şey yoktur. Bu kadar açık. Beğenmeyen Türklüğü, başka kimliği varsa söyler! Böyle Türkiyeli – Mürkiyeli diye bir şey olmaz, bunlar özenti. Türk vardır.Türk’tür. Beğenmeyen Türk olmayı, başka bir kimliği varsa söyler.Ama tabii gülünç olmasın, mesela Gürcü’yse Gürcüce bilsin, çok rica edeceğim" dedi.

                          Saygılarımla.
                          Galip Yetkin.

                          Comment

                          • ozkanates
                            Uzman Üye
                            • May 2014
                            • 291

                            #14
                            .
                            Mustafa Kemal ve sonrası yakın Türkiye tarihi:




                            Mustafa Kemal ve sonrası yakın Ortadoğu tarihi:




                            Türkiye'nin yakın tarihini baz alarak kültürün atar damarlarını yakalayan ve kılcal damarlarına kadar resmeden, birbirini tamamlayan önemli iki çalışma.

                            Comment

                            • bartsimpson
                              Super Moderator
                              • Mar 2012
                              • 692

                              #15
                              galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                              Dostum bartsimpson.

                              Güzel arkadaşım. Ne senin ne de benim "mevkii"miz öyle "ulu ulu laflar" etmeye müsait değil. O sana söylenmiş gibi gözükse de sana değil.
                              Alınmadığını umarım.

                              Saygı ve sevgilerimle.
                              Galip Yetkin.
                              Ellerinden saygı ile öperim sevgili Galip Ağabey.
                              "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                              Comment

                              Working...