Hz. HATİCE

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • merdem
    Uzman Üye
    • Nov 2012
    • 1364

    #31
    Enfal 41. ayette ganimetlerin nasıl bölüneceği açık olark anlatılmıştır. Ganimet 1/5'erden:
    a_Allah ve peygambere, b-yakınlara, c-yetimlere, ç-yoksullara, d-yolculara

    Bir ''üçkaat'' da ''b'' şıkkında yapılmıştır. Buradaki ''yakın'' ifadesi ''peygamber akraba çevresi'' olarak verilmiştir. Şimdi bir soru: ''savaşta elini, kolunu, bacağını kaybetmiş gaziler ile savaş nedeniyle tarlası, ekini hayvanı zarara uğramış kişiler veya onların eşleri nerede? bunlar ganimetten paya müstehak değil mi?''. İşte ''yakınlar'' olarak ifade edilenler de ''Savaşla yakınlığı olanlar'' manasında olup bu gazi ve zarar uğrayanlar olup, yan gelip de yatıp peygamberle yakınlığı nedeniyle beleşçiliği ifade eden bir ifade yoktur.

    ''Asalet, hem aristokrasi, hem liberalizm, hem feodal sistemlerde soydan geldiği kabul edilirken, bizim toplumlarımızda kişinin kendisinde-benliğinde güzel ahlaklı olmak diye kabul edilir. Buna ''erdem'' denilir ve islam bunun dışa yansımasına ''salih amel'' der. Kişi kendisinde güzel ahlak anlayışını toplamalı ve hareketlerine yansıtmalı ki, ona asil, asaletli kişi denilsin. Buna erdem-fazilet deniyor. Bunun ölçüsü de ''iffet'', yani ihtiyacı kadarla yetinip fazlasına tamah etmemek, elinde ise derhal zimmetten çıkarmaktır. İslam yaşamı da iffet-ismet üzerinedir. Bu nedenle de islam yaşamı seyitleri, eşraftanları, efendileri, şeyhleri, şıhları içinde barındırmaz. Barındırıyorsa düşünülmelidir. Bunlar mülkü ve maddi şeyleri, cahiller de bunları-bu asalakları veli edinmiştir.''



    Dogru sözü selamlamak lazim gelir.

    a_Allah ve peygambere,( peygamber öldü, Allah'a pay nasil verilecek? b-yakınlara, c-yetimlere, ç-yoksullara, d-yolculara

    Hasan ve Hüseyin öldürdüklerinde geride kalan cocuklari yetim ve öksüz sayilmazlarmi? Onlara bir pay verilse ganimetlerden cok mu görülür?

    Hem bir taraftan peygamber soyu katledilecek hemde geriye kalan aileleri orta yerde ac susuz birakilacak, bu mudur adalet.

    Hem illede peygamber soyundardir diye bir özellik verilmiyecek olurlarsa, neden 3. Halife Osman soyundan olduklari icin bazilarina özellikler taninsin?

    Madem soy sop ile halledilecek bir durum yok ise ortada, o zaman halkin oyuyla karar verilir. Ama silah kuvveti, para ve hile üzerine halka baskiyla degil.

    Comment

    • merdem
      Uzman Üye
      • Nov 2012
      • 1364

      #32
      Türkün akli sonradan gelir misali, benim de sonradan aklima geliyor.


      Galip Kardesim,

      bir yerlerde okumustum, Osmanli zamaninda da peygamber soyundan gelenlere devlet bir maas bagliyordu.

      Bana kalsa bu maas bir nevi susma payi rolünü oynuyordu, devlet islerine karismasinlar bir kösede uslu uslu otursunlar diye, hemde müslüman olarak halen kendilerini suclu hissediyorlardi zamaninda peygamber soyuna yapilan katliamlardan dolayi. Bu yüzdendir yapilan yardimlar. Kimsenin de sikayeti olmamistir bu neden böyledir diye.

      Ben hic kimseye soyundan dolayi bir üstünlük taniyanlardan degilimdir. Yardima ihtiyaci olan herkese yardim edilmesi gerektigini savunurum.

      Selam ve dua ile.

      Not: Güzel bir temaya deginmissiniz gercekten. Tebrik ederim. Hic olmazsa asirlardir süren ve tabu bir tema olarak görülen konular üzerinde paylasimlar yapabiliyoruz. Tuhaftir ama, halen Muaviye ve Ali hakkinda konusmaya gelince sanki insanlara göklerden bir yasak konulmus gibi kimse yanasmiyor konulara.

      Neymis efendim, müslümanligi bölmek olurmus sayet bu konulari acarsak. Bölüsmelerin sebebini bir arastirmak akillarina gelmiyor sanki, zaten tam da bu olaylar sebeb olmustur müslümanlarin arasina fitne sokup mezheblere bölen.

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #33
        Sayın merdem.

        Her müslümana kendi elinin emeği vardır.Yani bir müslüman üretecek çalışıp çabalayacak ve ürettiğini, emeğinin karşılığını tüketecektir. Asalak yaşam müslüman yaşamına aykırıdır.

        Biz listeler halinde yayınlanan ve bazı listelere göre (cariyeler hariç) 20+küsur, bazı lstelere göre 30+küsur eşli diye anlatılmaya çalışılan Peygamberimizin tek eşli (Haticenin vefatı ile Ayşe) olduğuna inananlardanız. Bu nedenle de binlerce ''şerifler'', ''şerif yardımcıları'', ''herifler'', ''filan-feşmekân'' (asaletli bir sınıf) icat edilmesine de karşıyız.. Yani Peygambere saygı peygamber enayiliği yaratmamalıdır. Bizim dinimizde ''peygamber soyu'' diye bir kavram yoktur; bu nedenle de bizim dinimizde ''peygamber atanmaz, peygamber seçilir''. Dolayısı ile bir soy-sop meselesi değildir peygamberlik. Hatırlayın bakara-l24. ayeti; Allah İbrahim'i bazı kelimeler ile sınar. Atanacak sınanmaz, yetiştirilir; seçilecek ise sınanır. O halde peygamber ailesi, Peygamber soyu diye bir üstün sınıf da yoktur.Dolayısı ile peygamber soyundan gelenler de genel esaslara tabidir.Bu genel esasları da şuradan okursanız ve fikrinizi beyan ederseniz memnun olurum:http://www.hanifler.com/showthread.p...0822#post10822

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.

        Comment

        • merdem
          Uzman Üye
          • Nov 2012
          • 1364

          #34
          Degerli Galip Kardesim,

          bir seye inanmak/zannetmek baska bir sey, gercekler baska bir sey ifade ederler.

          Lütfen bana asagidaki Ayetlerden ne anlatildigini izah edermisiniz. Neden tek esli bir peygambere Allah bu sekilde hitap ediyor cok esli bir peygamber olarak ? Yoksa arap dilindeki hitap sekli yüzünden mi böyle cümleler olusmustur?

          Selam ve dua ile.




          33:37 - Hem hatırla o vakti ki, o kendisine Allah'ın nimet verdiği ve senin de ikramda bulunduğun kimseye: "Hanımını kendine sıkı tut ve Allah'tan kork" diyordun da nefsinde Allah'ın açacağı şeyi gizliyordun. İnsanlardan çekiniyordun. Halbuki Allah kendisini saymana daha lâyıktı. Sonra Zeyd o kadından ilişiğini kestiği zaman, biz onu sana eş yaptık ki, oğulluklarının ilişkilerini kestikleri hanımlarını nikâhlamada müminlere bir darlık olmasın. Allah'ın emri de yerine getirilmiştir.

          33:50 - Ey peygamber! Biz bilhassa sana şunları helâl kıldık: Mehirlerini vermiş olduğun eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak ihsan buyurduklarından sahip olduğun cariyeleri, amcalarının kızlarından, halalarının kızlarından, dayılarının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle beraber hicret etmiş olanları, bir de mümin bir kadın kendini peygambere hibe ederse, peygamber nikâh etmek istediği takdirde, onu başka müminlere değil de sadece sana mahsus olmak üzere helâl kıldık. Onlara eşleri ve cariyeleri hakkında neyi farz kıldığımızı biliyoruz. Bunlar sana hiçbir darlık olmaması içindir. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

          33:52 - Bundan başka kadınlar sana helâl olmaz. Bunları başka eşlerle değiştirmek de olmaz. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin. Ancak sahip olduğun cariyen başka. Allah her şeye gözcü bulunuyor.

          Ahzab 28: Ey Peygamber, eşlerine şöyle söyle: "Eğer şu iğreti dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, haydi gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle serbest bırakayım.

          Ahzab 29: Eğer Allah`ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizden güzel davrananlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

          Ahzab 32: Ey Peygamber hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer (Allah`tan) korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir eda ile konuşmayın; sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Güzel söz söyleyin.

          Ahzab 33: Evlerinizde vakarla oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah`a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.


          Ahzab 53: Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamberin evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamberi üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allahın Resulünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.


          Ahzab 59: Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #35
            Sayın merdem.

            Sorduğunuz sorular başka bir başlık konosu ama sorularınızın cevabı da esasen 33/52.

            Tabiidir ki bizim de kendimize göre görüşlerimiz var fakat bu konunun kompetanı Sayın Hasan Akçay'dır ve bizim vereceğimiz bilgiler O'nu kopye etmek, sitede yazdığından da en azından kendisine ayıp etmek olur. Ahzab suresi üzerine bir ''çeviri-yorumu'' da var. Ait olduğu başlıktan bilgi edinmek veya fikrini öğrenmek için sorarsanız size açıklamalarda bulunmaktan zevk alacağını biliyorum. Nisa/3 hakkında da çok iyi bir araştırıcıdır.

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.

            Comment

            • merdem
              Uzman Üye
              • Nov 2012
              • 1364

              #36
              Sitede bulunan yazilari, makaleleri, aciklamalari bir okuyayim önce ( uff.... hayli bir vakit alacak ama, hic olmazsa bilgim olan konularda bir yazismada bulunabilirim.)

              Tavsiyenizden dolayi tekekkür ederim degerli kardesim Galip. Ben de ayni hataya düsmüs bulunuyorum bir cok üyeler gibi, en önce siteyi bir arastirmam gerekirdi, ondan sonra fikirlerimi sunmak.


              Selam ve dua ile.

              Comment

              • Miralay
                Uzman Üye
                • May 2010
                • 372

                #37
                Selam kardeşlerim,abilerim,üstadlarım,güzel insanlar.
                İşlerimin yoğunluğundan pek fırsat bulamasam da; bu konudaki yazışmalar hoşuma gittiği için az da olsa zamanımı ayırmak istedim.

                Öncelikle merdem kardeşim geçmiş olsun. Yanlış okumadıysam başınız ağrıyormuş. Allah şifalar versin.

                Seyitler,şerifler konusunu okuyunca aklıma komik bir anı geldi.

                25 yıl boşa geçen tarikat hayatımda, seyit olduğu iddia edilen her kim varsa; (isterse çocuk olsun) karşısında hürmetle eğilir, elini öperdik.

                İşyerinden bir bayan arkadaşım bizim bu halimize hayret ederek,neden küçücük bir çocuğun önünde eğilip,elini öptüğümüzü sordu.
                Biz de onun seyit olduğundan böyle yaptığımızı söyledik.
                Seyitin kelime anlamını sorunca, Biz de,"peygamber soyundan gelenlere seyit denir" demiştik.

                Bayan arkadaşımız da yarı hayret,yarı hiddet içerisinde, "O halde benim de elimi öpmeniz gerek!" dedi.
                Biz de ona gerçekten peygamber soyundan mı geldiğini sorunca.

                "Tabii ki ben de peygamber soyundanım, hadi elimi öpün bakalım. Adem peygamberin soyundanım." demez mi

                Comment

                • dost1
                  Site Yöneticisi
                  • Sep 2008
                  • 1905

                  #38
                  Selamun aleyküm! Değerli Merdem Kardeşim!

                  merdem Nickli Üyeden Alıntı
                  Enfal 41. ayette ganimetlerin nasıl bölüneceği açık olark anlatılmıştır. Ganimet 1/5'erden:
                  a_Allah ve peygambere, b-yakınlara, c-yetimlere, ç-yoksullara, d-yolculara

                  Bir ''üçkaat'' da ''b'' şıkkında yapılmıştır. Buradaki ''yakın'' ifadesi ''peygamber akraba çevresi'' olarak verilmiştir. Şimdi bir soru: ''savaşta elini, kolunu, bacağını kaybetmiş gaziler ile savaş nedeniyle tarlası, ekini hayvanı zarara uğramış kişiler veya onların eşleri nerede? bunlar ganimetten paya müstehak değil mi?''. İşte ''yakınlar'' olarak ifade edilenler de ''Savaşla yakınlığı olanlar'' manasında olup bu gazi ve zarar uğrayanlar olup, yan gelip de yatıp peygamberle yakınlığı nedeniyle beleşçiliği ifade eden bir ifade yoktur.

                  ''Asalet, hem aristokrasi, hem liberalizm, hem feodal sistemlerde soydan geldiği kabul edilirken, bizim toplumlarımızda kişinin kendisinde-benliğinde güzel ahlaklı olmak diye kabul edilir. Buna ''erdem'' denilir ve islam bunun dışa yansımasına ''salih amel'' der. Kişi kendisinde güzel ahlak anlayışını toplamalı ve hareketlerine yansıtmalı ki, ona asil, asaletli kişi denilsin. Buna erdem-fazilet deniyor. Bunun ölçüsü de ''iffet'', yani ihtiyacı kadarla yetinip fazlasına tamah etmemek, elinde ise derhal zimmetten çıkarmaktır. İslam yaşamı da iffet-ismet üzerinedir. Bu nedenle de islam yaşamı seyitleri, eşraftanları, efendileri, şeyhleri, şıhları içinde barındırmaz. Barındırıyorsa düşünülmelidir. Bunlar mülkü ve maddi şeyleri, cahiller de bunları-bu asalakları veli edinmiştir.''



                  Dogru sözü selamlamak lazim gelir.

                  a_Allah ve peygambere,( peygamber öldü, Allah'a pay nasil verilecek? b-yakınlara, c-yetimlere, ç-yoksullara, d-yolculara

                  Hasan ve Hüseyin öldürdüklerinde geride kalan cocuklari yetim ve öksüz sayilmazlarmi? Onlara bir pay verilse ganimetlerden cok mu görülür?

                  Hem bir taraftan peygamber soyu katledilecek hemde geriye kalan aileleri orta yerde ac susuz birakilacak, bu mudur adalet.

                  Hem illede peygamber soyundardir diye bir özellik verilmiyecek olurlarsa, neden 3. Halife Osman soyundan olduklari icin bazilarina özellikler taninsin?

                  Madem soy sop ile halledilecek bir durum yok ise ortada, o zaman halkin oyuyla karar verilir. Ama silah kuvveti, para ve hile üzerine halka baskiyla degil.
                  Tövbe Sûresinde hazineden kimlere harcama yapılacağı genel olarak açıklanmıştır:

                  (Tövbe: 60) Kesinlikle, Allah tarafından bir fariza [taksim/zorunlu görev] olarak; sadakalar [kamu gelirleri] ancak, fakirler, miskinler [yoksullar, işsizler] o iş üzerine çalışan görevliler [kamu görevlileri], müellefe-i kulûb [kalpleri İslâm'a ısındırılacaklar], boyunduruktakiler [özgürlüğü olmayan köleler], ağır borç altındakiler, Allah yolundakiler [askerler, öğrenci ve öğretmenler], yolda kalmışlar içindir. Allah her şeyi en iyi bilendir ve yasa koyandır.

                  Âyetteki, Eğer siz Allah'a iman etmiş, hakk ile bâtılın ayrıldığı o gün; iki ordunun karşı karşıya geldiği o gün [Bedir günü], kulumuza indirdiğimiz Âyetlere iman etmiş iseniz ifadesi, çok ciddi bir ikaz olup, "eğer Allah'a inanmışsanız sadakaları [kamu gelirlerini] böyle taksim edin, inanmıyorsanız ne yaparsanız yapın" demektir. Buradan, taksimatın böyle yapılmaması hâlinde Allah'a iman edilmiş olmayacağı anlaşılıyor.
                  Âyette, ganimetin öncelikle Allah için olduğu ifade ediliyor ki bundan maksat, –Allah'ın bir hissesi bulunduğunu bildirmek değil– söze tazim üslubu [Allah'ı zikretmek] ile başlamak ve kamu yararını ön plana çıkarmaktır. Çünkü her şey Allah'ın mülkü ve milkidir. Kur'ân'da Allah'a izafe edilen her şey, "kamu yararını" ifade eder; "Beytullâh, nâqatullâh" gibi.

                  Âyetteki, yakınlığı olanlar ifadesiyle, genellikle Peygamber'in yakınları, Ehl-i Beyt, Kureyş kabilesi, Hâşimoğulları, Muttaliboğulları gibi akrabalarının kastedildiği ileri sürülmüştür. Hâlbuki Haşr Sûresinde savaş ganimetlerinden bahsedilirken, yakınlığı olanlar ifadesi, bizzat Allah tarafından açıklanmıştır:

                  (Haşr: 7–8) Allah'ın, o kent halkından, Rasûlü'ne verdiği ganimetler, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşmasın diye Allah'a, Elçi'ye yakınlık sahiplerine; göç eden fakirler –ki onlar, Allah'ın lütuf ve rızasını ararken yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır, Allah'a ve Elçisi'ne yardım ederler. İşte onlar, doğruların ta kendileridir– yetimlere, miskinlere, yolcuya aittir. Elçi, size ne verdiyse onu hemen alın. Sizi neden aloyduysa ondan geri durun. Allah'a da takvâlı davranın. Şüphesiz Allah, kovuşturması çok çetin olandır.

                  "Ganimetlerin tümü, niçin gaziler arasında paylaştırılmayıp da beşte-biri kamuya ayrılıyor?" diye sorulabilir. Bunun birinci nedeni, İslâm'daki savaşın ana gayesinin dünyevî çıkar için olmayışıdır. İkinci nedeni de, yetimler, yoksullar vs.'nin de Allah için savaşa katılmak istediği hâlde imkân bulamamalarıdır. Bunlar savaşa katılamasalar da gönülleri savaşa katılanlarla beraber olmuş ve onların zaferi için dua etmişlerdir.
                  Âyette, ganimetin beşte-dörtlük kısmının ne yapılacağı belirtilmemiştir. Ancak, Âyetteki söz akışı ve Rasûlullah'ın uygulaması, kalan kısmın savaşa katılanlar arasında hakkaniyetle paylaştırılması gerektiğini göstermektedir.

                  Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                  Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                  Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                  Allah'a emanet olunuz.
                  Halil Ay

                  Comment

                  • seckin
                    Katılımcı Üye
                    • Nov 2012
                    • 74

                    #39
                    Kuran neden hiç isimden/haticeden bahsetmiyor.

                    Neden hep "peygamber eşleri" ifadesi geçiyor.

                    Comment

                    • raven
                      Uzman Üye
                      • Sep 2012
                      • 102

                      #40
                      Hadi bu sefer şeytanın avukatlığını yapayım... Hz. Peygamberin torununu ve ailesini katledenler neye göre hareket etti? ne düşündüler? Peygamberin kanını taşıyan o mübarek insanları öldürürken nereden(hangi kitaptan) ilham aldılar

                      ha birde bazı arkadaşlarda Hz.Peygambere ve eşlerine(validelerimize) karşı alerji olduğunu seziyorum.dikkat edin bu alerji sizde bulantı, kusma, karın ağrısı, gaz, karında şişkinlik, döküntü, dil ve damakta şişme, boğazda kaşıntı ve cehennemde yanmaya sebep olabilir.

                      Böyle küçük dağları ben yarattım havasıyla Hz Peygamberden ve eşlerinden bahseden zevat acaba günlük hayatta kendilerine bey,hanımefendi,sayın yada my lord diye hitap edilmemesinden hoşlanırlar mı acaba? (yazanların tavırlarına bakılırsa bu mümkün değil)
                      mesela;
                      komşunuzun on sekiz yaşındaki oğlu sizin yanınızda karınıza
                      -aysel naaber
                      derse ne yaparsınız.
                      yada sizin altınızda çalışan bir kadronun
                      -Murtaza şu yıllık izni bi imzalasana
                      demesine
                      Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

                      Comment

                      • bartsimpson
                        Super Moderator
                        • Mar 2012
                        • 692

                        #41
                        raven Nickli Üyeden Alıntı
                        Hadi bu sefer şeytanın avukatlığını yapayım... Hz. Peygamberin torununu ve ailesini katledenler neye göre hareket etti? ne düşündüler? Peygamberin kanını taşıyan o mübarek insanları öldürürken nereden(hangi kitaptan) ilham aldılar

                        ha birde bazı arkadaşlarda Hz.Peygambere ve eşlerine(validelerimize) karşı alerji olduğunu seziyorum.dikkat edin bu alerji sizde bulantı, kusma, karın ağrısı, gaz, karında şişkinlik, döküntü, dil ve damakta şişme, boğazda kaşıntı ve cehennemde yanmaya sebep olabilir.

                        Böyle küçük dağları ben yarattım havasıyla Hz Peygamberden ve eşlerinden bahseden zevat acaba günlük hayatta kendilerine bey,hanımefendi,sayın yada my lord diye hitap edilmemesinden hoşlanırlar mı acaba? (yazanların tavırlarına bakılırsa bu mümkün değil)
                        mesela;
                        komşunuzun on sekiz yaşındaki oğlu sizin yanınızda karınıza
                        -aysel naaber
                        derse ne yaparsınız.
                        yada sizin altınızda çalışan bir kadronun
                        -Murtaza şu yıllık izni bi imzalasana
                        demesine
                        Makamları ve statüleri insan kendisi oluşturur.

                        Asıl olan herkesin eşit olması gerektiğidir.

                        ... gerektiğidir ...
                        "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                        Comment

                        • merdem
                          Uzman Üye
                          • Nov 2012
                          • 1364

                          #42
                          Saygi. Sevgi, Nezaket

                          62. Mü'minler ancak, Allah'a ve elçisine inanmış, elçi ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken o'ndan izin istemedikçe çekip gitmeyen kimselerdir. Şüphesiz şu senden izin isteyen kimseler; işte onlar Allah'a ve elçisine iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

                          63. Aranızda elçi'yi çağırmayı, bazınızın bazınızı çağırışı gibi kılmayın. Saklanarak sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.

                          64. Gözünüzü açın! Şüphesiz göklerde ve yeryüzünde olan şeyler Allah'ındır. O, sizin ne üzerinde olduğunuzu kesinlikle bilir. Kendisine döndürülecekleri günde de, yapmış olduklarını hemen kendilerine haber verecektir. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.



                          Birtakım nezaket kurallarının öngörüldüğü bu Âyetler, Kur'ân indiği dönemdeki insanların çevresel ilişkiler, nezaket kuralları yönünden hangi seviyede olduklarını göstermektedir:



                          •Mü'minler, elçi ile birlikte sosyal bir işle meşgul iken o'ndan izin almadan gitmeyen kimselerdir. Şüphesiz şu senden izin isteyen kimseler; işte onlar Allah'a ve elçisine iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine izin ver; onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
                          •Mü'minler, elçi'yi çağırmayı, birbirini çağırmaları gibi saymamalıdırlar. Saklanarak sıvışıp gidenleri Allah kesinlikle bilmektedir. Bu sebeple, O'nun emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir fitnenin isabet etmesinden veya kendilerine çok acıklı bir azabın isabet etmesinden sakınsınlar.


                          Bu uyarı, Hucurât Sûresinde detaylı olarak beyan edilmiştir:



                          Ey iman etmiş kimseler! Allah'ın ve elçisinin iki eli arasında öne geçmeyin. Ve Allah'a takvâlı davranın. Şüphesiz Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir. Ey iman etmiş kimseler! Seslerinizi peygamber'in sesinin üstüne yükseltmeyin.

                          (Hucurât: 1–8) Birbirinize yüksek selse bağırdığınız gibi, peygamber'e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz bilincinde olmadan amelleriniz boşa gidiverir. Şüphesiz Allah'ın elçisinin huzurunda seslerini kısan kimseler; işte onlar, Allah'ın, kalplerini takvâ için imtihan ettiği kimselerdir. Onlara mağfiret [korunmuşluk] ve büyük bir mükâfat vardır. Şüphesiz sana odaların arka tarafından seslenen kimseler; onların çoğu akıllı davranmıyorlar. Ve eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Ve Allah, Gafûr'dur, rahîm'dir. Ey iman etmiş kimseler! Eğer fâsığın biri size bir haber getirirse hemen araştırın/tespit edin. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız [zarar getirirsiniz] da yaptığınıza pişman olanlar olursunuz. Ve şüphesiz içinizde Allah'ın elçisinin varlığını bilin. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, kesinlikle sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, Kendisinin bir lütuf ve nimeti olarak size imanı sevdirdi ve onu kalplerinize ziynet yaptı. Küfrü, fâsıklığı ve isyanı da size çirkin gösterdi. İşte bunlar, rüşde sahip kimselerin ta kendilerdir. Ve Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır.



                          Dershaneden bir sebeb dolayisiyla cikarken bir talebe ögretmenden izin alinir, lap diye cikilmaz.

                          Senelik iznini onyalatmak isteyen bir isci sefine; Imzala bunu diye önüne savurup atmaz.

                          Bir meclis toplantisinda hep bir agizdan konusulmaz, davarlarin ahirdaki halleri gibi ortalik karistirillmaz.

                          Düzenli tertipli olmak gibi, saygili ve hürmetli olmak güzel hareketlerdendir.

                          Hey, bir bardak limonata getir ordan diyerek bir garsona dahi cagirilmaz.

                          Komsuyla kapi önünde karsilasildigi zaman hürmetle selamlanir.

                          Sayet hürmet ve saygi karsisindakinin sirf serveti dolayisiyle gösteriliyorsa o zaman is degisir, hürmet ve saygi olmaktan cikar yaltaklanmaya dönüsür.

                          Görgü adetlerinden dolayi uygulanan davranislar dahi insanlar arasindaki sosyal yasami kolaylastirir, insanin huzurunu saglar.

                          Ay aman bu gü yine o herifin karsina cikip boynumu egmek zorunda kalacagim gibi bir durum olursa ortada, zaten bir seylerin raydan ciktigi besbellidir.

                          Saygi ve sevginin/hürmetin kula kulluk etmekle bir alakasi yoktur.

                          Kur'ana Mealen:

                          Nisa Suresi/ 36–38.

                          Ve Allah'a ibâdet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmayın. Ve de anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, uzaktan komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, yeminlerinizin malik olduklarına [himayenize verilmiş kimselere] iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen; cimrilik eden, insanlara cimriliği emreden ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiklerini gizleyen kimseleri ve Allah'a ve âhiret gününe iman etmedikleri hâlde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcayan kimseleri sevmez. Ve Biz, kâfirlere alçaltıcı bir azabı hazırladık. Ve şeytan kimin için karîn [yaştaş, yakın arkadaş] olursa, o ne kötü bir karîndir!


                          Tüm bu yardimlar köpege kemik atar gibi yapilmaz, seve seve, saygiyla yapilir. Her seyin bir yolu yordami vardir.

                          Comment

                          • raven
                            Uzman Üye
                            • Sep 2012
                            • 102

                            #43
                            bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
                            Makamları ve statüleri insan kendisi oluşturur.

                            Asıl olan herkesin eşit olması gerektiğidir.

                            ... gerektiğidir ...

                            benim söylediğim şeyle ne alakası var.ortada peygamberin torununu öldürmekten bahsediyorum.peygamberin öpüp kokladığı üstüne titrediği çok sevdiği canının parçasını öldürmek.... ne kadar acı
                            ben burda lord hüseyin neden öldürüldü demiyorum.
                            makamları ve statüleri insan kendisi oluşturuyorsa hadi sende peygamberle veya onun torunuyla kendini eşit yap bakalım.
                            herkes o zaman eşitse peygamberin hanımlarına Allah neden müminlerin annesi makamını verdi? her hangi bir kadın kendisini o sıfata koysun bakalım koyabiliyor mu?
                            bahsettiğim şeyler maneviyata dayalı şeyler.
                            siyasal haklardan veya eşitlikten bahsetmiyorum burda bana tipik solcu slagonları yazmana gerek yok arkasından ne gelecek
                            insanlık onuru işkenceyi yenecek mi?
                            siz yine bildiğiniz gibi yapın kardeşim peygambere Muhammed, karsına Hatice ,hz ebubekir den Hz Ali den askerlik arkadaşınız veya sarı çizmeli mehmet ağadan bahsedr gibi bahsedin.gururunuz okşansın kendinizi kandırmaya devam edin.
                            Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

                            Comment

                            • merdem
                              Uzman Üye
                              • Nov 2012
                              • 1364

                              #44
                              Hazret

                              Saygideger Kardesim Raven,

                              bakarmisin lütfen sana nasil hitap ettigime, sen hayattasin, seninle konusuyorum ve sana olan saygi ve sevgimden bu tür hitap ediyorum.

                              Cocuklugumuzdan beri bildigimiz gibi, aldigimiz terbiye usulünde kendimizden büyüklerimize hep amca, agabey, dayi gibi sifatlarla hitapda bulunmusuzdur ve bulunuyoruz da, cünkü bu bizim türklügümüzde bir saygi ifadesidir. Öldüklerinde de ayni sekilde bahsederiz kendilerinde.

                              Ama Islam'da uluhiyyet, rabbaniyet gibi yaklasimlardan mümkün mertebe uzak durulur. Acikcasi son elciden ve yakinlarindan ne sekilde bahsedecegimizi tam anlamiyla bilemiyoruz nedense.

                              Yüksek sifatlar yakistirmamiz uygun düsmüyor, amca dayi teyze diyemiyoruz. Tam bir zitlik icindeyiz.

                              Nerdeyse Allah'in sifatlarini, Allah'a uygun düsen terimleri yeri geldiginde, iyi niyetimizle de olsa yalnis yerlerde kullaniyoruz.

                              Besbelli ki, Rabbimizin deger verdigi üstün kisilikleri hic birimizin inkar yoluna gitmedigidir. Sever ve sayariz, ama ifade ederken yeterli veyahutta gerekli sifatlarin kullanamiyoruz.

                              Birileri bir takim sifatlar uygun görmüsler, ama bu sifatlari türkcemize cevirdigimizde birer ululuk tasiyan veyahutta hayatta olmayanlara uygun düsmeyen terimler oldugunu görüyoruz. Bu dünyadan göcmüs birisine nasil selam gönderilir? Hazret-i Allah derken kullandigimiz HAZRET sözcügünü Peygamberler dahil tüm yakinlari icin de kullanmamiz ne dereceye kadar uygun düsebilir?

                              Lütfen sakin bir sekilde bir kac makale okuyuver ve üzerinde düsün okuduklarinin. Bir iki sitede muhakkak uygun aciklamalar bulacaksin aradiginda.

                              Ben burada kisaca Hakki Yilmaz'dan bir örnek sunuyorum:


                              Degerli Kardesim Raven üzülmene dayanamadigim icin kopyaladim Belki biraz olsun sana faydasi dokunur bu aciklamanin.




                              SORU: Peygamberlerin isminin önüne eklenen hazret kelimesinin anlamı nedir? Bu kelimenin peygamberlerin ve diğer insanların isimlerinin önüne koyulması doğru mudur? Bu konuda kuran ışığında bilgi verirseniz sevinirim. Saygılar ve sevgilerle





                              “HAZRET” ne demektir?



                              CEVAP: Müslüman gençliğin, toplumda bilinçsizce kullanılan sözcükleri sorgulamaları bizleri gerçekten heyecanlandırıyor. Zira bu sayede, halis (ana sütü gibi tertemiz; Allah’tan başkasının ilkesi girmemiş) olması gereken İslam dinine bulaştırılmış tozlar birer birer siliniyor. Konumuz olan “Hazret” ifadesi de bu kapsam dâhilindedir.

                              Türkçe okuma ve söyleyişlerimizdeki, “HAZRET” ifadesi, Arapçada iki kökten kabul edilebilir.

                              Birincisi; bu sözcük, “ ح ز رH z r” harflerinden gelmiş olabilir. Buna göre anlamı, “malın; her nesnenin iyisi” demektir. Bu Araplarda nesneler için kullanılır, “hazreti falan, hazreti filan” gibi kullanılmaz. “Bana göre hazret; iyi olan şey, şudur”, “filana göre hazret; iyi olan şey budur” şeklinde kullanılır.

                              Demek oluyor ki, Türkçemizdeki, “Hazreti Allah”, “Hazreti Peygamber”, “Hazreti Kur’an”, “Papa hazretleri”, “Paşa Hazretleri”, “Mevlana hazretleri” vs. gibi saygı maksadı ile kullanılan “hazret” ifadesi bu kökten gelen değildir.

                              İkincisi; “ ح ض رH D (Dad), R” harflerinden gelmiş olabilir. Bu sözcüğün anlamı, “Hazır olmak, mevcut bulunmak, göz önünde olmak” demektir. Bu sözcüğün türevlerinden bazıları (Hazır, hazırlık, hazır olmak, hakkı huzur, huzurda bulunmak gibi) öz anlamıyla Türkçemizde de kullanılır. Söylenişine dikkat edilmese de Arapça metinlerde “Hazret” ifadesi “حضرت” şeklinde “ حH, ضDad ve رR” harfleriyle yazılır. Kök sözcüğün sonundaki “ تT” harfi, mübâleğa (abartı) için eklenmiştir

                              İşte üzerinde durulması gereken bu kökten gelen “Hazret” ifadesidir. Bu ifade ilk önce Allah için kullanılmış olmalıdır ki, “Allah hazretleri, Hazreti Allah” denince, “Her zaman ve her yerde var olan Allah” denilmek istenmekteydi. Bu ifade “Allah, Hâzır ve Nâzır’dır” şeklinde de söylenip gelmektedir.

                              Müslümanlar arasına pagan kültürü yerleşince bu ifade, yarı tanrılaştırılmış kişiler için de kullanılır olmuştur. Tarikat ve tasavvuf kültüründe belirli kişiler, “seyr-i sülüku ikmal edip vasılı illallah” olurlar. Bu mertebeye ermiş kişiler zaman ve mekan kaydından sıyrılırlar. Bunlar bir anda sayısız mekanda bulunurlar ve görülürler. Örneğin tarlasında ziraat ederken Mekke’de hacda yaparlar, köy odasında otururken cephede savaşta da bulunurlar. Bunların değişik yörelerde binlerce örneği bulunabilir. (!)

                              İşte, “zaman ve mekan kaydından kurtulan her yerde bulunabilen, görülebilen bu kimselere de “HAZRET” denir. (!)

                              On iki yaşlarımda, beynim yıkanmaya çalışılırken bize empoze edilen bir örneği paylaşmam bu konunun daha iyi anlaşılmasına yarar sağlar sanıyorum:

                              Anadolu’dan dört Arkadaş, alışveriş yapmak için İstanbul’a gelirler. Sultanahmet camiine cemaatle namaz kılmak için girerler. O vakit her nedense görevli imam camiye gelmemiştir. Bu durumda İmam cemaat arasından seçilecektir. İslam fıkıh kurallarına göre imam, cemaatin içinden, “Namazın hükümlerini en iyi bilen, Kur'an-ı Kerimi en güzel okuyan, En fazla günahlardan sakınan. En yaşlı olan, Ahlâkı en güzel olan, Yüzü daha çok nurlu olan, Sesi en güzel olan, Elbisesi daha temiz olan” seçilir. Bütün bu hususlarda eşit olurlarsa aralarında kur'a çekilir. Bu şartlarda imam aranırken, ahlakı takvası en güzel olan aranırken, cemaatin içinden İkindi namazının müekked olmayan (önemsenmeyen) sünnetini de hiç ihmal etmemiş bir kişi aranır. Cemaatin içinden bir zat kalkar bu özelliğin kendisinde mevcut olduğunu söyler. Ve cemaat imamı bu zat olur. Bu zat, Osmanlı Sultanlarından ll. Abdülhamid’dir.

                              Anadolu’dan gelen tüccarlar, cami çıkışında bu muhterem insanın elini öpme arzusuna kapılırlar. Ama caminin dört kapısı vardır, muhteremin hangisinde çıkacağı bilinmemektedir. Kendi aralarında her birinin bir kapıya gitmesi kararlaştırılır. Böylece içlerinden birisi nasıl olsa bu muhteremin elini öpme şerefine erecektir. Bu plana göre dört kapı tutulur. Cami boşaldıktan sonra hepsi de sevinç içinde buluşurlar. Hepsi de mübareğin elini öpmüştür.

                              Yani Osmanlı sultanı ll. Abdülhamit, zaman ve mekân kaydından sıyrılmış ve kapının dördünden de çıkmıştır. İşte “HAZRET”lik budur; tabii yiyene!!!!!!!!!!



                              NOT: Muhammed (İsminin Türkçesi); Çok Hamdeden, Allah’a Çok Şükreden; Övülmüş, Çok Övülmüş, Methedilen


                              Selam ve dua ile.

                              Comment

                              • raven
                                Uzman Üye
                                • Sep 2012
                                • 102

                                #45
                                Sevgili Merdem,

                                göstermiş olduğun hassasiyet için teşekkür ederim.Ne anlatmak istediğini katılmasam da anlıyorum.

                                Basit bir örnekle başlayacağım;
                                Sence ben Peygamberimize hazret derken onu tanrılaştırmak için mi bunu söylüyorum.

                                Hakkı Yıkmaz ne demiş yorum yaparken
                                ''kabul edilebilir''
                                ''bana göre''
                                ''olabilir''
                                aşağıdaki yorumu yaparken yukarıda yazdığım sözcükleri kullanmış yani yorum yapmış kendi düşüncesine göre
                                yorum.Herkes bir şekilde yorumluyor.
                                yorum yaparsın sunni olursun,yorum yaparsın alevi olursun,yorum yaparsın tarikatçi,cemaatçi yada kendine göre ''hanif'' olursun.

                                merdem Nickli Üyeden Alıntı

                                “HAZRET” ne demektir?

                                Türkçe okuma ve söyleyişlerimizdeki, “HAZRET” ifadesi, Arapçada iki kökten kabul edilebilir.

                                Birincisi; bu sözcük, “ ح ز رH z r” harflerinden gelmiş olabilir. Buna göre anlamı, “malın; her nesnenin iyisi” demektir. Bu Araplarda nesneler için kullanılır, “hazreti falan, hazreti filan” gibi kullanılmaz. “Bana göre hazret; iyi olan şey, şudur”, “filana göre hazret; iyi olan şey budur” şeklinde kullanılır.

                                Demek oluyor ki, Türkçemizdeki, “Hazreti Allah”, “Hazreti Peygamber”, “Hazreti Kur’an”, “Papa hazretleri”, “Paşa Hazretleri”, “Mevlana hazretleri” vs. gibi saygı maksadı ile kullanılan “hazret” ifadesi bu kökten gelen değildir.

                                İkincisi; “ ح ض رH D (Dad), R” harflerinden gelmiş olabilir. Bu sözcüğün anlamı, “Hazır olmak, mevcut bulunmak, göz önünde olmak” demektir. Bu sözcüğün türevlerinden bazıları (Hazır, hazırlık, hazır olmak, hakkı huzur, huzurda bulunmak gibi) öz anlamıyla Türkçemizde de kullanılır. Söylenişine dikkat edilmese de Arapça metinlerde “Hazret” ifadesi “حضرت” şeklinde “ حH, ضDad ve رR” harfleriyle yazılır. Kök sözcüğün sonundaki “ تT” harfi, mübâleğa (abartı) için eklenmiştir

                                İşte üzerinde durulması gereken bu kökten gelen “Hazret” ifadesidir. Bu ifade ilk önce Allah için kullanılmış olmalıdır ki, “Allah hazretleri, Hazreti Allah” denince, “Her zaman ve her yerde var olan Allah” denilmek istenmekteydi. Bu ifade “Allah, Hâzır ve Nâzır’dır” şeklinde de söylenip gelmektedir.

                                Müslümanlar arasına pagan kültürü yerleşince bu ifade, yarı tanrılaştırılmış kişiler için de kullanılır olmuştur.
                                yorum yapmak!

                                İmam-ı Azam yapınca sıkıntı ama Hakkı Yılmaz yapınca sorun yok.(yöntemleri farklı tabii)

                                Dilde anlam genişlemesi yada anlam daralması denen kavramlar vardır.
                                Bazı sözcükler, anlam genişlemesi yoluyla yeni anlamlar kazanabilir. Bunun yanında sözcükler anlam daralmasına da uğrayabilir. Başlangıçta birden çok anlam içeren bir sözcük, o anlamlarını yitirerek zaman içinde tek bir anlamı içerir duruma gelebilir.Hazret sözcüğünü de bu bakımdan ele alabiliriz yani anlam genişlemesi olmuş.
                                Eğer Kur an da Allah a yapılan hitab şekillerinden birisi Peygamber içinde kullanılsaydı o zaman Hakkı Yılmaz haklı olabilirdi.

                                Bu bağlam da Din ve Tarih sosyolojisi açısından konuya baktığımızda Hakkı Yılmaz ın söylediklerine katılmam mümkün değil.
                                Mesela toplumumuzda hatta bu sitede karşısındakine ''bay'' diye hitap eden insanlar var.Bir araştırırmısın Bay ve Bayan ne demek.

                                Kelimelere ip atlatmak kolay.
                                Sorarım sana mesela müslümanlar Peygamberlerine ''habib Allah'' derken (birileri inşallah konudan uzaklaşıp bu kelimenin üstüne yaygara yapmaz) haşa Allah ın Pegamberle seksüel manada mı sevgilisi olduğunu ima ediyorlar.
                                Mesela ben kızıma sevgilim derken Yüce rabbimin bana verdiği kalbimden dolup taşan evlat sevgisi dışında bir manada mı kullanıyorum.Veya anneme aşkım derken...

                                Dedim ya kelimelere ip atlatmak en kolayı.Esas önem taşıyan kelimeye yüklenen manadır.

                                sevgi ve saygılarımla
                                Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem

                                Comment

                                Working...