Peygamberimizin çok eşliliği

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #16
    Selamun Aleykum! Değerli Galip Yetkin Kardeşim!

    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    Sayın Dost1.

    Teşekkürler.

    Fakat, bir yerden itibaren tatmin edici olamıyoruz, bazı tenakuzlar devam ediyor. Herhalde bu da iyi araştırılmadığından, üzerinde adalet ve rahmet yönünden iyi tefekkür edilmediğinden, lâkayt kalmaktan.....
    Tatmin olamama ve tenakuz olduğunu varsayma Kur’an’a bütün olarak bakmamaktan kaynaklanan bir durum. Rabbimiz Nisa 82 de:” Hâlâ Kur'ân'ı gereği gibi düşünmezler mi? Eğer ki o, Allah'tan başkası tarafından olsaydı, kesinlikle onun içinde birçok karışıklıklar bulurlardı.” Der.

    Kur’an kesinlikle iyi araştırılıp üzerinde tefekkür tedebbür ve tezekkürle birlikte akledilmesi gereken bir kitaptır.
    Rabbimiz bu yönden de inanıp güvenenenleri uyarır:

    (Secde: 2) Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir.

    (Sâd: 29) (Bu,) temiz akıl sahipleri onun Âyetlerini düşünsünler ve öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz bereketli bir kitaptır.

    (Bakara: 2–4) İşte bu kitap; kendisinde hiç kuşku yoktur, gaybda iman eden, salâtı ikâme eden, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infak eden, sana indirilene ve senden önce indirilene iman eden muttakiler –ki bunlar, âhirete de kesinlikle inanırlar– için bir kılavuzdur.

    (Zümer: 27–28) Ve andolsun ki Biz, düşünüp öğüt alsınlar diye pürüzsüz Arapça bir Kur'ân[okuma] olarak; takvâlı davransınlar diye bu Kur'ân'da insanlar için her türlüsünden örnek verdik.

    (Kehf: 1–4) Hamd [tüm övgüler], katından şiddetli azaba karşı uyarmak, sâlihâtı işleyen mü'minlere, şüphesiz kendileri için, içinde sürekli kalıcılar olarak güzel bir mükâfat bulunduğunu müjdelemek ve "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarmak için kuluna, gözetici olarak, kendisi için hiç bir pürüz kılmadığı Kitabı indiren Allah içindir.

    (Muhammed: 24) Peki, onlar, Kur'ân'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzerinde kilitleri mi var?

    Kur’an’ın inananı Kur’an’a lakayt kalamaz. Kırkbeşyılı aşkındır Kur'an'ı Arapça orijinelinden okuyup anlamaya öğrenmeye çalışan bir Kur’an öğrencisiyim. Şüphesiz daha öğreneceğimiz çok şeyler vardır ve olacaktır. Hergeçen gün özellikle müteşabihat üzerinde farklı tevillere/önceliklemelere ulaşabileceğiz. Rabbim hepimizin de ilmini artıracak gayretler içerisinde olmamızı nasip eylesin.


    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı

    Mesala:
    1-Eğer İslam karı-koca hukuku alanında bir sistem getirmişse, evlilik bir akte-bir şekle bağlanmışsa, boşanmanın da şeklî bir yönü olması gerekir. Öyle ''boşsun'' diyerek ''kapı önüne koymak'' yoktur.
    Evet islam karıkoca hukuku alanında bir sistem getirmiştir.Evlilik bir akte bağlanmıştır. Sözkonusu mehir de evlilik aktinin gereklerindendir. Bu gerekler istenirse akte dahil edilmeyebilirler.

    Kur’an’da boşanmanın da şekli bir yönü vardır. Öyle “boşsun” diyerek “kapı önüne koymak” yoktur. Ancak ne yazık ki, günümüzdeki uygulamalarda İkinci Halife Ömer’in getirdiği Kur’an’a aykırı olan boşanma biçimi uygulanmakta kadın kapının önüne koyulmaktadır.

    Talak/boşanma Arapçada sözlük anlamı olarak, "bağı çözme" anlamına gelir. Terim olarak ise, kadınla erkek arasındaki evlenme akdi ile kurulan nikâh bağının çözülmesi demektir.

    Pratik hayata baktığımızda ipin ucu hep erkeğin elinde, hanımına “boş ol” dedi mi, mesele bitiyor, hemen yuva yıkılıyor. Böyle bir hakkın elinde olduğunu bilen erkek sürekli eşini sömürüyor ya da ona zulmediyor.

    Boşanmış kadınlarla ilgili çok özel ilkeler Kur’an’da yer almış ve hepsinde de kadına "ma’ruf/ herkesçe kabul gören iyi şeyler” ile muamele edilmesi hükme bağlanmıştır.


    (87/2, Bakara/228-232) "Boşanmış kadınlar da, kendi kendilerine üç âdet dönemi süresi beklerler. Eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorlarsa Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Ve onların kocaları, barışmak isterlerse o süre içersinde onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Ve onların zararlarına olanlar gibi, örfe uygun/herkesçe kabul gören bir şekilde kendi yararlarına olanlar da vardır. Erkekler için de, onların üzerinde bir derece vardır. Ve Allah, en üstün, en güçlü, en şerefli, mağlûp edilmesi mümkün olmayan/mutlak galip olandır, en iyi yasa koyan, bozulmayı iyi engelleyen/sağlam yapandır.
    Boşamak iki defadır. Bundan sonrası ya örfe uygun/herkesçe kabul gören bir şekil ile tutmak veya iyileştirmekle salmaktır. Onlara verdiklerinizden birşey almanız da sizin için helâl olmaz. Ancak ikisinin de Allah'ın sınırlarını yapamamaktan korkmaları başkadır. Artık eğer siz kamu görevlileri, bunların, Allah'ın sınırlarını yapamayacaklarından korkarsanız, kadının fidye/ayrılma bedeli vermesinde ikisine de vebal yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Artık bunları aşmayın. Her kim de Allah'ın sınırlarını aşarsa, artık işte onlar, kendi benliklerine haksızlık edenlerin ta kendisidir.
    Eğer o, kadını boşarsa, artık bundan sonra o kadın, ondan başka bir koca ile nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. Sonra eğer ikinci koca onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını yapabileceklerini zannettilerse, birbirlerine dönmelerinde her ikisine de vebal yoktur. Allah'ın, bilip duran bir toplum için ortaya koyduğu sınırlar, işte bunlardır.
    Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini de bitirdiklerinde, artık onları ya ma‘rûf ile tutun veya ma‘rûf ile salın, haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa kendi benliğine haksızlık etmiş olur. Allah'ın âyetlerini oyuncak da edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitabı ve haksızlık, bozgunculuk ve kargaşayı engellemek için konulmuş kanun, düstur ve ilkeleri hatırlayıp düşünün. Hem de Allah'ın koruması altına girin ve şüphesiz Allah'ın her şeyi en iyi bilen olduğunu bilin.
    Ve siz kadınları boşayıp da onlar, sürelerinin sonuna geldikleri zaman, eşleriyle aralarında örfe uygun/ herkesçe kabul gören bir şekil ile rızalaştıkları zaman, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp engellemeyin. İşte bu, sizden Allah'a ve âhiret gününe iman eden kimselerin kendisi ile öğütleneceğidir. İşte bu, sizin için daha uygun ve daha nezihtir. Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz."


    (99/65, Talâk/1-7)"Ey Peygamber! Kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri için boşayın ve iddeti sayın. Ve Rabbiniz Allah'ın koruması altına girin. Apaçık bir aşırılık, iffetsizlik yapmaları hâli dışında, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Artık kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, kesinlikle kendine haksızlık etmiş olur. Bilmezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir iş ortaya çıkarıverir.
    Artık sürelerinin sonuna vardıklarında onları örfe uygun/herkesçe kabul gören bir şekilde tutun yahut örfe uygun/herkesçe kabul gören bir şekilde onlardan ayrılın. Ve sizden adalet sahibi iki kişiyi şahit tutun. Şâhitliği de Allah için ayakta tutun. İşte bu, Allah'a ve son güne inanan kimseye öğütlenendir. Ve kim Allah'ın koruması altına girerse, Allah ona bir çıkış yolu sağlar ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a işin sonucunu havale ederse, O ona yeter. Şüphesiz Allah, Kendi emrini yerine getirip gerçekleştirendir. Allah, kesinlikle her şey için bir ölçü koymuştur, belirlemiştir.
    Ve kadınlarınızdan aybaşından kesilenler ve ay hâli olmayanlar; eğer şüphe ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların da bekleme süresi, yüklerini bırakmaları; doğum yapmaları veya düşük yapmalarıdır. Kim Allah'ın koruması altına girerse, Allah ona işinde bir kolaylık sağlar.
    İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Kim de Allah'ın koruması altına girerse, Allah onun kötülüklerini örter ve onun için ödülü büyütür.
    O kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırmak için onlarla birbirinizin zararına olacak herhangi birşey yapmayın. Şâyet gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onlara harcama yapın/nafaka verin. Sonra sizin için emzirirlerse, onlara ücretlerini verin ve aranızda örfe uygun/ herkesçe kabul gören bir şekilde müşavere yapın. Ve eğer güçlük çekerseniz, artık ücreti babaya ait olmak üzere, başka bir kadın emzirecektir.
    Geniş imkânları olanlar, geniş imkânlarına göre harcasınlar/ nafaka versinler. Rızkı kısıtlı tutulan da, artık Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah, hiçbir kişiye ona verdiğinden başkasıyla yükümlülük koymaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır."



    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    2-Evlilik eşlere, birbirlerine karşılıklı kişisel ve toplumsal bazı haklar verir, sorumluluklar yükler. Bu günkü sistemimiz, boşanma halinde ''nafaka'' diye bir ''şey'' kabul etmiştir. Bu, bu günkü kapitalist sistemde bize adil gelebilir.

    Fakat, İslamda ''bakara:219-Nahl:71''e tâbi, itidal seviyesinde kalması gereken serbest meslek erbabı ile topluma ait kurumlarda çalışıp da maişet alan kişilerin, boşanma sebebiyle standart gelirinin-kazancının yarısını ''nafaka'' olarak vermesi, veren ve alanın itidal seviyesinin yarısı kadar yaşam şartlarının, ''kavam''ın altında kalmalarına sebep olur ki ''itidal'' prensibine aykırıdır. İslam evlenen kadına ''köşe yastığı'' payesi vermemiştir ki boşandıktan sonra da bu payesini devam ettirsin. Karı-koca olmak bireysel olduğu kadar da toplumsaldır. Toplum boşandılar veya evlendiler diye bir tek erkeğin veya kadının maişeti ile yetinmelerine, açlığa mahkum etmez ki.
    Evet aynen katılıyorum. Üreme sistemlerinin dışında birbirleriyle aynı özellikleri taşıyan “kadın ve erkek”ten oluşan toplumda sadece erkek değil, kadın da hayatın içinde - ev, çarşı, işyeri, okul vb. - kimliklerini yitirmeden yerlerini almalıdırlar. Ev hanımlığının yanı sıra İş kadını, Bilim kadını da olmalıdırlar. Cahil kültürsüz içine kapanık, yaşadığı dünyadan haberi olmayan, doğurganlıktan başka üretkenliği bulunmayan silik, pasif kadının İslâm dininde yeri yoktur.

    Allah Resulu’nun yaşadığı dönemlerde kadın, İslâm inanç ve terbiyesiyle toplumla iç içe yaşar, her türlü siyasal ve toplumsal olaylarda kendini gösterir ve tüm olaylarda belirleyici rol üstlenirdi. Cemaate katılır, mescitten; musalladan, sosyal etkinliklerden uzak kalmazlardı.

    Söylemlerinize aynen katılıyorum. Günümüz sisteminde ne yazık ki erkek lehine büyük haksızlıklar yapılmaktadır.Değerli Kardeşim! Söylemlerimiz Kur’an’ın getirdiklerini yaşayan ve buna göre hukukunu oluşturan toplumlar içindir.

    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    3-Ruhsat diye kullanılan bir ifade var. Yalnış. İslam kimseye imtiyaz sağlamaz. Ruhsat islama saplanan bir bıçaktır.
    Değerli Kardeşim! Bu görüşünüze katılmıyorum.Ruhsad bir imtiyaz değildir, kulanma izni ve yetkisidir.

    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    4- ...gücü olmayan kadın.., Gücü yoksa güç verilir, ''el'' verilir. Beytü'l mal bunun içindir. Ya eller kesilir, ya da eller güçlendirilir. Amaç standart yaşam seviyesi, harkes için. Kavam.
    Evet Kur’an’ın inanıp güvenenlerin oluşturdukları sistemde aynen böyle olmalıdır.



    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
    5- Sadaka, topluma ait kurumlarda-kamu kurumlarında çalışanların oradan aldıkları maişetin üzerinde sağladığı ve beytü'l mala terk ettiği kısma; ve beytü'l malda zekatlarla birlikte toplanan değerlerin bir bütçe kalemi olarak Enfal-41'de gösterilen kişilere dağıtılan kısmına denilir ki böylece kimse itidal, kavam sınırları altında yaşatılmaz.

    6- ..........

    Her neyse. Bu mehir konusu derin derin ve etraflı araştırılması gereken bir konu. Yüzeysel kalıyoruz, tenakuza düşüyoruz. Karıştırıyoruz. Vahşi kapitalist bir toplum yaşamı içerisinde yaşarken, toplumsal bir konuyu anlayabilmek biraz zor oluyor. Başarırız. Katılım olursa.

    Sayın Dost1. Tekrar teşekkürler.

    Saygılarımla.
    Galip Yetkin
    İnşaAllah başarabilenlerden oluruz. Katkınız için çok sağolun.

    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
    Allah'a emanet olunuz.
    Halil Ay

    Comment

    • Hasan Akçay
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 826

      #17
      Merhaba sayin Halil Ay dost. Mu'minûn 6 konusunda verdiginiz bilgiler icin tesekkür ederim.

      "Mâ meleket eymânühümden/sözleşmelerinin sahip oldukları"ndan kasıt: Kölelik müessesesinin devam ettiği zamanlarda, kadın ve erkek kölelerin belirli koşullar ile yapılan sözleşmeler çerçevesinde koruyucu ailelerin himayelerine verilenlerdir.

      Bu mâ meleket eymân da su âna kadar anlasilamamis bir konu. Bakin siz onlarin himaye altindaki kadin ve rekek köleler oldugunu söylüyorsunuz. Oysa Ahzâb 50'den anlasilan, nikahli estir onlar.

      Ey nebi!
      Sana helal kildik

      mehirlerini verdigin eslerini -ezvâceke elletî âteyte ucûrehunne
      ve yeminin kime sahipse onlari -ve mâ meleket yemînuk


      Mu'minûn 5-6'dan anlasilan da bu:

      Inananlar
      cinsel organlarini saklarlar

      Ama
      esleri ya da
      yeminleri kime sahipse onlar
      baska.

      Yani yalnizca onlara acmalari caizdir. Bu hususta kinanmazlar.

      Inanan bir kadin düsünün.
      Kadinin yemini kime sahipse ona cinsel organini acmasi caiz. Kadinin nikahlisindan baska bir erkek olabilir mi bu?! Mümkün mü?! Caiz diyoruz, Allah izin vermistir. Allah, inanan bir kadinin, esinden baska bir erkege cinsel organini acmasina izin verir mi?

      Ahzâb 52 ise gercegi pekistiriyor:

      Ey nebi!
      Bundan sonra kadinlar sana helal degil.

      Güzellikleri hosuna gitse bile
      onlari
      eslerinle degistirmen de...

      Allah'in, elcisine buyrugu acik ve net.

      Ahzâb 52'den sonra evlenemezsin.
      Haram.

      Hattâ
      bir esin
      örnegin ölüm gibi bir nedenle eksilse
      onun yerine baska bir kadin alman da
      haram.

      Ama
      yeminin kime sahipse onlar baska.

      Eksilen esinin yerine
      onlardan birini alabilirsin.

      Bundan anlasilan:

      1.
      Hz Muhammed'in yemîni kime sahipse onlar
      ailesinin disinda degil icindedir.

      Allah'in elcisi ailesinin disindan hic bir kadini alamaz. Bu haram. Yoksa "Bundan sonra kadinlar sana helal degil!" diyen Allah'in buyrugu hükümden düser.

      Ama
      yemini kime sahipse onlari
      alabilir. Bu helal.

      2.
      Hz Muhammed
      kendi yemini kime sahipse onlari
      mevcut "ezvâc"iyla degistirebilir.

      Bundan anlasilan,
      iki grup kadin da onun "helali"dir ama
      degisik nikahlar* yoluyla.

      Her halde
      "ezvâci"ni yazili nikahla almistir;

      yemini kime sahipse onlari
      sözlü nikahla.

      Hz Muhammed
      yemini kime sahipse onlardan birinin
      sözlü nikahini yazili nikaha dönüstürebililir.

      Ilgili ayetlerden benim anladigim bu. Yanildigimi düsünüyorsaniz yanlisimi düzeltmeme yardim eder misiniz.

      Sevgi ile,
      Hasan Akcay

      _______________________

      *Hayrettin Karaman (http://www.hayrettinkaraman.net/sc/00073.htm):

      ... akit, aralarında evlenme engeli bulunmayan bir kadınla bir erkeğin, şahitler huzurunda, karşılıklı rızaları ve irade beyanları ile kurulur/oluşur... Resmî nikah ayrıca kayıt altına alındığı için evlilik hukukunu koruması, güvence altına alması bakımından dinin amacına daha da uygundur.
      Last edited by Hasan Akçay; 19. June 2012, 04:26 PM.

      Comment

      • Hasan Akçay
        Uzman Üye
        • Dec 2010
        • 826

        #18
        Anlasilan,

        MÂ MELEKET EYMÂN
        aslinda
        savas tutsaklari olup
        47:4 geregince saliverdiginiz

        ama

        evleri yakilip yikildigi ve bütün yakinlari öldügü icin
        size siginan garibandir.

        Özgürdür onlar
        köle ya da cariye
        degil.

        Onlara
        sahip olmak degil
        sahip cikmak
        durumundasiniz,

        onlarin

        ya
        nikah yoluyla esi olarak (23:6, 33:50, 33:52, 70:30)

        ya da
        bizdeki beslemeler gibi
        bakimlarini üstlenerek (4:3, 4:24, 4:25, 24:31, 24:33, 33:55)

        Evet, acik ve net:

        Yeminlerin sahip olduklari baskadir
        cariye ve köleler baska.

        Ne var ki
        birileri
        "inananlarin yeminleri kime sahipse onlar"dan kasit
        "inananlarin köleleri"dir, demis

        ve
        devam etmis:

        Allah
        inananlarin
        köleleriyle cinsel iliskide bulunmasini helal kildi
        .

        Müslümanlar Allah'a atilan bu iftiraya inanmis.

        Oysa
        33:50'de
        Allah'in elcisine hitaben

        "Sana
        Yeminin kime sahipse onlari (mâ meleket yemînuk-ما ملكت يمينك) helal kildik," deniyor.
        "cariyelerini (imâikum-امائكم) helal kildik!" denmiyor,

        23:6 ve 70:30'da

        inananlarin
        cinsel organlarini
        yeminleri kime sahipse onlara acabilecekleri belirtiliyor ama
        köle ve cariyelerine acabilecekleri belirtilmiyor.


        4:3'te

        kadinlarin
        ikiserini ve ücerini ve dörderini nikahladiginizda
        adil olamiyacaginizdan endise ediyorsaniz

        secenek olarak

        yeminleriniz kime sahipse onlari nikahlayin, deniyor ama
        cariyelerinizi nikahlayin, denmiyor;

        Sevgi ile,
        Hasan Akcay
        Last edited by Hasan Akçay; 21. June 2012, 11:59 AM.

        Comment

        • hakikat_yolcusu
          Katılımcı Üye
          • Sep 2012
          • 51

          #19
          sayın ömerfurkan,

          çalışmanız için teşekkürler öncelikle. yazınızda '...ayrıca Teaddüdü zevcat/ çok eşlilik konusunda da yukarıda belirttiğimiz gibi ancak olağanüstü koşullarda çok eşliliğin uygulanması gerektiği bildirilmektedir' diye sözünü ettiğiniz olağanüstü zorlukları göremedim ben. bu durumları ayetlerle belirtebilirmisiniz acaba...

          saygılarımla...

          Comment

          • seckin
            Katılımcı Üye
            • Nov 2012
            • 74

            #20
            Çok eşlilik insanın tabiatına uyar mı?

            Comment

            • aorskaya
              Uzman Üye
              • Aug 2009
              • 932

              #21
              seckin Nickli Üyeden Alıntı
              Çok eşlilik insanın tabiatına uyar mı?
              Çok eşlilik halinde ne kadar çaba harcasa da insanların adaletli davranamayacaklarını ikaz eden rabbimizin sözüne dayanarak, insanın tabiatının tek eşli olduğunu söylemek isterim.

              Ama, insan bildiğimiz tabiatı bile bozduğundan kendi tabiatını da bozmakta sakınca görmeyip, çok eşli olmaya çalışabilir.

              selamlar,
              aorskaya

              Comment

              • hiiic
                Uzman Üye
                • Mar 2010
                • 1980

                #22
                Bazen bir resim, sayfalarca yazıdan daha fazla şey anlatır...

                Comment

                • sevginur
                  Uzman Üye
                  • Nov 2012
                  • 300

                  #23
                  Diyecek söz bırakmamışsınız aradığım sorulara cevap bulmuş kadar sevindim hele ayetlerle açıklanması delillendirilmesi ise ayrı bir huzur kattı .Ögrendiklerim en güzel şekilde aklımıza fiilimize yansıtıp çirkin iftaracılara verecek cevabımız budur..

                  Allah razı olsun ..
                  De ki: “Ey kâfirler!
                  Ben sizin taptıklarınıza tapmam/ Ben sizin yaptığınız ibâdeti yapmam.
                  Siz de benim taptığıma tapıcı değilsiniz/ Siz de benim yaptığım ibâdeti yapmazsınız.
                  Ve ben asla sizin taptıklarınıza tapacak değilim/ Ben asla sizin yapmış olduğunuz ibâdeti yapıcı değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz/ Siz de benim yapmakta olduğum ibâdeti yapıcı değilsiniz.
                  Sizin dininiz sadece sizin için, benim dinim de sadece benim içindir.”
                  Kâfirûn Sûresi

                  Comment

                  • merdem
                    Uzman Üye
                    • Nov 2012
                    • 1364

                    #24
                    Allah iyiligini versin hiiic kardesim, yani beni bütün gece güldürdün. InsaAllah aklima geldikce orda burda gülmeye kalkmam, o zaman deli derler bana:-)

                    Comment

                    Working...