Nûr sûresi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Hasan Akçay
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 826

    #31
    Ziynetler eger TAKI ise, örnegin zincir ve degerli bir kemer...
    kadin onlari
    teninden uzaklastirip fistaninin üstüne takmak suretiyle
    kendisinin mutemedi olan o erkeklere açip belli edebilir.

    Bunda sakinca yok. Caiz olan bu
    .

    Benim sürekli
    mutemet dedigim bu kisilere
    mevcut meal ve tefsirlerde mahrem deniyor.
    Neden mahrem?

    Çünkü

    mahremler
    kadinlarin
    tipki babalari gibi
    kendilerine haram olan kisiler
    demek.

    Tesettür "bid'ad"cilarinin istedigi sudur:

    Kadinlarin nasil
    babalariyla evlenmesi haramsa
    örnegin yeminleri kime sahipse onlar (mâ meleket eymân uhunn) ile evlenmeleri de haram
    olsun ki
    yabanin o erkeklerine
    kadinlarin oralarini buralarini açip belli etmelerinde sakinca görülmesin.

    Öyle ya

    kadinlarin
    gögüs çatallarini
    kendi öz babalarina açip belli etmelerinden masum
    ne olabilir?

    O halde
    yeminleri kime sahipse onlara açip belli etmeleri de
    masumdur; sakincasizdir.

    Allah iste bunu caiz kiliyor... mus.
    Yerseniz.

    Yedik, yedik. Bal gibi yedik.
    Tesettür "bid'ad"cilarinin
    yerseniz diye önümüze koydugu yalanci dolmayi
    yüzyillarca yalayip yuttuk.

    Bir HULUKIN AZÎM* olan resulullahi
    kendi öz kizini o erkeklere peskes çeken adam
    gibi gösterip hakaretlere ugrattilar.

    Tepkisiz...
    kös dinlemek suretiyle
    o yüz kizartici hakarete
    ortak olduk.

    Simdi
    yüzünüz kizarmadan
    siz okuyabilirseniz
    buyurun.

    Onlara göre
    kadinlarin yeminleri kime sahipse onlar (mâ meleket eymân uhunn)
    kadin ve erkek kölelerdir.

    Mevdudi, Tefhimu'l Kur'ân, Nûr sûresi dipnot 44:

    …bir defasinda Hz Peygamber (s.a) kölesi Abdullah b. Müsa’de el-Fezarî ile kizi Hz. Fatima’nin evine gider. O zaman Hz. Fatima’nin üzerinde ayaklarini açikta birakan bir entari vardi; basini örtse ayaklari, ayaklarini örtse BASI AÇIKTA kaliyordu. Hz. Peygamber (s.a) kizinin utandigini görünce, "Zarari yok, yalnizca baban ve kölen var!" buyurdular. (Enes b. Malik’ten Ebu Davud, Ahmed, Beyhaki).

    Yüzünüz kizardi mi?

    Saç avret ya.
    Bakin, Hz Ayse, basinin açikta olmasindan utanmis
    örtmek için
    fistanini kaldirmis.

    Ve üzerinde yalnizca fistani varmis.

    Basini örtmek için
    fistanini kaldirinca
    nereleri açilir?

    Isterseniz bi deneme yapin.
    Aynanin karsisina geçin.
    Üzerinizde yalnizca bi fistan olsun.
    Fistaninizla basinizi örtmeye çalisin.
    Bi yandan da aynaya bakin.
    Nereleriniz açiliyor?

    Hz Muhammed "Zarari yok!" demis. "Yalnizca baban ve kölen var."
    Kizini yabanin o erkegine peskes çekmis.

    Allah askina, hâlâ mi

    bu müslüman düsmanligi,
    peygamber düsmanligi

    tesettür denen bi yalanci dolma ugruna?

    ________________________________

    *Sen elbet MUHTESEM BİR AHLAK üzerindesin -Ve inneke le alâ HULUKIN AZÎM (Kalem 4)
    Last edited by Hasan Akçay; 6. April 2013, 03:23 AM.

    Comment

    • merdem
      Uzman Üye
      • Nov 2012
      • 1364

      #32
      Ah ne desem ki Hasan Kardesim, siz bu konularda senelerdir ugrasiyorsunuz elde edilen bir sonuca varamamissiniz, en azindan belki elde bir sunulacak bir sonucunuz var kendinizce, ama ortada yine de bir anlasmazlik var, bir noktada bulusamiyoruz.

      Ben yarim aklimla mi cikacagim isin icinden.

      Yeni fikirlerle gelin, bu yazilarinizi hanifdostlar'da okumustum.

      Kur'an in emirlerini/tavsiyelerini degerlendirmek icin alistira alistira baslanan ayetlerden kesin kararlara varilan ayetlere kadar sirasiyla inceleyin, yani benzer ayetleri koyun bir siraya. Yalniz 2 ayetle olmayacak bu is. Sifirdan baslayin konuya.

      Ben de size paralel bir arastirmalarda bulunayim bu arada.

      Selam ve dua ile.

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #33
        Selamun Aleyküm! Değerli Hasan Akçay Kardeşim!

        Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
        Mevdudi, Tefhimu'l Kur'ân, Nûr sûresi dipnot 44:

        …bir defasinda Hz Peygamber (s.a) kölesi Abdullah b. Müsa’de el-Fezarî ile kizi Hz. Fatima’nin evine gider. O zaman Hz. Fatima’nin üzerinde ayaklarini açikta birakan bir entari vardi; basini örtse ayaklari, ayaklarini örtse BASI AÇIKTA kaliyordu. Hz. Peygamber (s.a) kizinin utandigini görünce, "Zarari yok, yalnizca baban ve kölen var!" buyurdular. (Enes b. Malik’ten Ebu Davud, Ahmed, Beyhaki).

        Yüzünüz kizardi mi?
        Bu sorunuzun cevabı bu rivayet okunduğunda okuyanlarda oluşacak algı ve ulaşacakları yargıya göre olacaktır ki,oluşacak algı ve ulaşılacak yargı okuyanın bilgisi ile doğru orantılı olacaktır.

        Nur Suresinin 31. ayetinde geçen "zinet" sözcüğünü "takı" olarak algılayıp bu yargıda bulunan kişilerin algıları da ulaştıkları bu yargılarını onaylatacak şekilde olacaktır.

        Sözkonusu ettiğiniz Enesden gelen bu rivayet ;Kütüb-i Sitte’de Onyedinci Fasılda “Kadına Bakma” başlığı altında 3437 nolu, Ebu Davud’un Sünenin’de Libas 35 bölümünde 4106 no ile belirtilen hadisdir.

        Enes Radıyallahu anh anlatıyor: Resullullah aleyhissalatı vesselam Fatıma radıyallahu Anha’ya bir köle getirdi. Bunu O’na hibe etmişti. O’nun üzerinde çok uzun olmayan bir sevbün/elbise vardı. Elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmiyordu. Resulullah aleyhissalatı vesselam örtünme hususunda maruz kalınan bu sıkıntıyı görünce:
        “Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok. Zira karşındakiler baban ve kölendir.” Dedi.


        Sizin algınız:

        Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
        "Saç avret ya.
        Bakin, Hz Ayse, basinin açikta olmasindan utanmis
        örtmek için
        fistanini kaldirmis.

        Ve üzerinde yalnizca fistani varmis.

        Basini örtmek için
        fistanini kaldirinca
        nereleri açilir?

        Isterseniz bi deneme yapin.
        Aynanin karsisina geçin.
        Üzerinizde yalnizca bi fistan olsun.
        Fistaninizla basinizi örtmeye çalisin.
        Bi yandan da aynaya bakin.
        Nereleriniz açiliyor?”
        Hz Muhammed "Zarari yok!" demis. "Yalnizca baban ve kölen var."

        Benim algım:

        Resulullah’ın kızı Fatıma’nın üzerinde ayaklarını ve başını gösteren uzunlukta bir elbise varmış. Babası kölesi ile birlikte evlerine gelince başını örtmek istemiş. Ancak bunu yaptığında ayakları biraz daha fazla görünüyormuş. Ayaklarını örtmek istediğinde saçlarını örtemiyormuş. Kızının bu durumunu gören babası kızım bu kölen ben de babanım. Ayağının ve saçının görünmesinde bir sakınca yok diye görüşünü belirtmiş.

        Sizin yaptığınız fistan deneme öneriniz:

        Denemenin rivayette belirtilen uzunlukta bir elbise ile yapıldığını varsayalım. Ayak ve başın göründüğü uzunlukta giyilmiş olan bir elbise başı örtecek şekilde yukarıya çekilirse. Ayaklar, enseden alna kadar olan mesafe kadar daha görünmüş olur. Bu mesafe de hiçbir zaman ayak dizkapağı arası mesafeyi geçmez.

        Hiçbir kadın özellikle Allah Resulunun kızı bacaklarının ve iç donunun görünmesine yol açacak şekilde elbisenin alt ucundan tutup da tuttuğu alt ucu başına örtme yoluna gitmez.

        Sizin yargınız:

        Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
        “Kizini yabanin o erkegine peskes çekmis."
        Enes’in bu rivayetinden; “Kizini yabanin o erkegine peskes çekmis."yargısına ulaşabilmek… ?

        Allah Resulu için "“Kizini yabanin o erkegine peskes çekmis." yargısına ulaştığınız için yüzünüz hiç mi kızarmadı diye sorulsa cevabınız ne olur?


        Benim yargım:
        Aynı evde barınan insanlar içinde ayakların ve saçın görünmesinde sakınca yoktur.

        Kusursuzluk sadece Allah’a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
        Allah’a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • merdem
          Uzman Üye
          • Nov 2012
          • 1364

          #34
          Sonsuz tesekkürlerimi sunarim degerli Dost1 Kardesim, yaptiginiz bu mükemmel karsilastirma icin.

          Selam ve dua ile.

          Comment

          • Hasan Akçay
            Uzman Üye
            • Dec 2010
            • 826

            #35
            Ayak ve başın göründüğü uzunlukta giyilmiş olan bir elbise başı örtecek şekilde yukarıya çekilirse. (Halil Ay)

            Şunu sormak
            gerekiyor:

            Avret saydigi basi açik olan bir kadin,
            erkek kölesi çika gelince utandiginda

            basini fistaniyla nasil örter?

            Önce kollarini fistanindan kurtarip
            sonra
            serbest kalan fistanini omuz kisimlarindan boru gibi yukari çekmek suretiyle mi

            ya da

            etegini tutup
            basinin üzerine koymak suretiyle mi?

            Kadin
            basini örtmek için etegini kaldirinca
            vücudunun nereleri açilir?

            Siz bunu müstehcen bulmuyorsunuz.

            Ille müstehcen bulun,
            diyemem.

            Ama

            mâ meleket eymân uhunn,
            hanimlarina mahrem degildir.

            Tesettürcü iddialara bakar misiniz:

            مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُنَّ, "Ellerinin altinda bulunanlar" cümlesinde de bazilari mahrem olanlarin sadece câriyeler oldugunu, bazilari da hem köle hem de câriyelerin, sahiplerine mahrem olduklarini söylemislerdir. Dogrusu da bu son görüstür. Çünkü mâlikesi, kölenin mahremidir. Evin içinde bunlardan kaçmak güçtür. (Süleyman Ates, Ahzâb 55 tefsiri)

            Ayette sayilan mahremler, kadinin her yerine bakabilirler. (Süleyman Ates, Nûr 31 tefsiri)


            Oysa mâ meleket eymân uhunn köle degildir ama hadi o sözümona hadiste anlatildigi üzere köle olsunlar. Köle sahibi kadinlar isterlerse köleleriyle pek âlâ evlenebilirler. Yani sahibelere "namahrem"dir köleleri.

            Eger kadinlarin saçi, bacaklari namahremlerine haramsa "mâ meleket eymân uhunn"a da haramdir. Allah'in elçisi harama helal demez; "Zarari yok!" demez.

            Ve sizin müstehcen görmediginiz o hareket orda kalmaz; adim adim zinaya gider (Tesettür olmazsa adim adim zinaya gidilir iddiasi tesettürcülere aittir, örnegin Hayrettin Karaman'a).
            Last edited by Hasan Akçay; 8. April 2013, 12:48 PM.

            Comment

            • merdem
              Uzman Üye
              • Nov 2012
              • 1364

              #36
              Degerli Hasan Kardesim,

              Dost1 Kardesimiz gercekten cok hakli bu durumda.

              Kur'an in indirildigi siralar hadis külliyatlarina göre aciklanmamistir herhalde. Ki toplanmasini da aciklanmasini da Rabbimiz kendine vazife görmüstür.

              Hangi alimin neye karar verdigini göz önünde bulundurmadan kendi fikirlerinizi sunarsaniz daha uygun olur.

              Allah Resulünün devamli olarak degerli kizlarini ve hanimlarinimi gözlemisler nereleri acik nerede ne yapmislar diye utanmazlar guruhu böyle sacmaliklari öne sürmüsler. Kabahat zaten tüm bunlari kitaplarinda toplayip gelecek nesillere ulastiranlarda. Bir de dünya aleme yem ediyorlar müslümanlari, alay edenler olursa da topla tüfekle gidiyoruz üzerlerine.

              Ayni yahudilerin uydurmalari gibi, hep peygamberleri asagilamalari gibi davranmayi birakalim bir kenara.

              Bilmediklerimizin, emin olmadiklarimizin ardina düsmeyelim, arastirmayalim.

              Allah Resulünden bizlere güzel örnekler Kur'an da sunulmustur, abuk sabuk rivayetlerde degil.

              Birakalim lütfen hadisleri rivayetleri bir kenara. Bu uydurmalardan haberi olmayan müslümanlardan sayalim kendinimizi ve ona göre hareket edelim.

              Selam ve dua ile.

              Comment

              • mustafabey
                Katılımcı Üye
                • Aug 2012
                • 92

                #37
                Allahın huzuruna çıkacak olan insandır. İnsanlar zaten ırzlarını korumaları gereklidir bu geneldir. Her insan hem erkek hemde kadın karakterini sergileyebilir, yüzde yüz erkek karakterli ve ya yüzde yüz kadın karakterli insan yoktur.


                Kadın veya erkek neyi temsil etmektedir. Anlatılanların şeklen görünürde olan bir yönü vardır, çünkü kuran ayetleri hadis ve hadiselerden zuhur etmiş, anlatılanlar genelleştirilmiştir, kuranda anlatılanların birçok da şeklin ötesinde mana yönü vardır.

                Burada anlatılan kadın herkesi kapsamaktadır. Herkes kadın karakterlerini hayatta sergilemektedir. Bu ziynetlere de herkes sahiptir. Herkese gösterilmemesi gereklidir.

                Mesala siz bir ailenin mensubusunuz, aile içinde konuştuğunuz kendi problemleriniz , aile dışındakilerini ilgilendirmeyen mevzularınız var. Bu mevzuları siz gider de aile dışındakilere anlatır, şikayet ederseniz, sizin için mahrem olanları açığa vurursanız, yani kadınlık yaparsanız, incinmeye, ailenizin hemde kendinizin başkaları arasında alaya alınmasına, çekiştirilmesine sebep olabilirsiniz, onun için bu gibi kadın huylarının başkalarının yanında sergilenmemesi için başlarınızı örtün, ziynetlerinizi aile dışındakilere göstermeyin denilmiştir.


                Kadın ve erkek karakterinin ne olduğunu kavradıktan sonra bu genelleme, örnekler artabilir. Savaşa(cihad) erkekler gider kadınlar gitmez!

                Mesala siz doktor değilsiniz, birinin bir rahatsızlığı var sizde kulaktan dolma yarım yamalak bilgiyle bir reçete öneriyorsunuz, uzman olmadığınız halde, bilmediğiniz konularda fetva veriyorsunuz, yani kadın karakterini sergiliyorsunuz, siz o konuda er kişi değilsiniz ki! Onun için başınızı örtün bilginiz olmayan konularda konuşmayın. Şimdi sağınıza solunuza bakın kimler başını örtmüyor?
                Last edited by mustafabey; 8. April 2013, 09:54 AM.

                Comment

                • galipyetkin
                  Uzman Üye
                  • Sep 2011
                  • 1389

                  #38
                  Sayın Mustafabey.

                  Teşekkürler.

                  Kafamı kurcalayan ama, daha önce bu konuda yazılmış ve halen de yazılmakta olanlardandan kurtulabilmek kolay olmuyor.

                  Tercüman oldunuz.

                  Lütfen geliştirerek ve genişleterek devam edin.

                  Saygılarımla.
                  Galip Yetkin.

                  Comment

                  • merdem
                    Uzman Üye
                    • Nov 2012
                    • 1364

                    #39
                    galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                    Sayın Mustafabey.

                    Teşekkürler.

                    Kafamı kurcalayan ama, daha önce bu konuda yazılmış ve halen de yazılmakta olanlardandan kurtulabilmek kolay olmuyor.

                    Tercüman oldunuz.

                    Lütfen geliştirerek ve genişleterek devam edin.

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin.
                    Degerli Kardesim Galip,

                    su tercümandan anladiklarinizi bir de bizlere aktarsanizda, biz de bir seyler sayabilsek nasil olur.

                    Selam ve dua ile.

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #40
                      Küçük Hanım.

                      Böyle şeyleri anlayabilir misiniz? Ben daha tam çözüme kavuşamadığımı bu nedenle de Sayın Mustafabey'den yardım beklediğimi söyledim. Belki sizin gibi allâme-i cihanlar şıp diye çözmüştür de yardım edebilir. Ama önce bana şurdakilerden ne anladığınızı izah ediverin bir zahmet.


                      Galip Yetkin.
                      Last edited by galipyetkin; 10. September 2015, 11:30 AM.

                      Comment

                      • Hasan Akçay
                        Uzman Üye
                        • Dec 2010
                        • 826

                        #41
                        Benim yargım:
                        Aynı evde barınan insanlar içinde ayakların ve saçın görünmesinde sakınca yoktur.


                        Nûr 31'de sözü edilen "ziynetler"den kasit eger kadinin VÜCUDU
                        örnegin
                        kadinin ayaklari ve saçi ise
                        böyle bir kural olamaz.

                        Önce denecek:
                        kadinin ayaklari ve saçi zinhar görünmeyecek yoksa namahremlerinin sehvetini uyandirir;
                        sonra istisna uydurulacak:
                        ama evin içinde görünmesinde sakinca yoktur.

                        Yok öyle şey. Sehvet egilimi yer seçmez. Sehvet kontrol edilemez. (Bunu en iyi tesettürcüler bilir!)

                        Kadinin ayaklari ve saçi
                        eger
                        örnegin erkek kölesinin sehvetini uyandiran seylerse
                        evin içinde de uyandirirlar disinda da.

                        Ziynetler o yüzden TAKILARDIR.
                        Onlari ayetteki müstesna kisilerin yaninda takinmak elbet caizdir
                        çünkü kadinin itimadini kazanmistir o kisiler;
                        kadinin ziynet teşhiri yapmadigini bilecek kadar yakinindadirlar.

                        Bilgi, sehvet egiliminin aksine,
                        edinilir;
                        unutulur;
                        kisacasi kontrol edilebilir.
                        Last edited by Hasan Akçay; 8. April 2013, 07:45 PM.

                        Comment

                        • dost1
                          Site Yöneticisi
                          • Sep 2008
                          • 1905

                          #42
                          Selamun aleyküm! Değerli Hasan Akçay kardeşim!

                          Yazımdan alıntı yaptığınız yargım, Nur Suresinin 31. ayeti için değil aşağıdaki hadis ile ilgilidir.

                          Enes Radıyallahu anh anlatıyor: "Resullullah aleyhissalatı vesselam Fatıma radıyallahu Anha’ya bir köle getirdi. Bunu O’na hibe etmişti. O’nun üzerinde çok uzun olmayan bir sevbün/elbise vardı. Elbiseyi başına çekecek olsa öbür ucu ayaklarına ulaşmıyordu. Elbisesiyle ayaklarını örtecek olsa üst ucu başına yetişmiyordu. Resulullah aleyhissalatı vesselam örtünme hususunda maruz kalınan bu sıkıntıyı görünce:
                          “Bu kıyafette olmanın sana bir mahzuru yok. Zira karşındakiler baban ve kölendir.” Dedi. "

                          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
                          Benim yargım:
                          Aynı evde barınan insanlar içinde ayakların ve saçın görünmesinde sakınca yoktur.


                          Örnek verdiğiniz hadis ile ilgili bu yargım; sizin aynı hadisten :
                          “Kizini yabanin o erkegine peskes çekmis." yargınız için belirtilmiş bir yargıdır.

                          Nur 31 ile ilgili yargımız; dışa vurulması gerekenin dişilik değil, kişilik olması gerektiği yönündedir.

                          Kusursuzluk sadece Allah’a mahsusdur.
                          Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
                          Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                          Allah’a emanet olunuz.
                          Halil Ay

                          Comment

                          • Hasan Akçay
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 826

                            #43
                            Peskes çekme adim adim zina iddiasinin baska sözlerle ifadesidir, ki tesettürcülere ait bir iddiadir, bana degil.

                            O hadis uydurmadir çünkü gerçekte köle, sahibesine namahremdir; avretlerin evin içinde de disinda köleye açilmasi haramdir. Allah'in elçisi harami asla helal saymamis, kizina "Zarari yok!" dememistir.

                            Nûr 31'de "disilik"ten söz edildigi de yok; ziynetler var.

                            Ziynetlerin açiga vurulmasi disiligin açiga vurulmasi diye çarpitildigi anda kadinlarin ihtiyaçsiz erkek tâbileri misillu namahremlere, tesettürcülerin kendi deyimiyle, adim adim zina daveti çikarilmis, bir baska ifadeyle, kadinlar kendi namahremlerine peskes çekilmis olur.

                            Kanit, su ifade:

                            Inanan kadinlar görünenlerin disindaki ziynetlerini açmasinlar ama kadinlarin tehlikeye açik neleri varsa onlardan bîhaber çocuklara, ihtiyaçsiz erkek tâbilerine, yeminleri kime sahipse onlara... baska.

                            (Onlara açmalari caizdir.)
                            Last edited by Hasan Akçay; 8. April 2013, 09:10 PM.

                            Comment

                            • dost1
                              Site Yöneticisi
                              • Sep 2008
                              • 1905

                              #44
                              Selamun Aleyküm! Değerli Kardeşlerim!

                              Nur 31 de geçen " عَوْرَاتِ النِّسَاءِ-avrâtin nisâi/kadınların korunmasız yerleri ", ifadesini daha iyi anlayabilmek için "avratin" sözcüğünün türediği köke bakmak gerekir.

                              "عور - avr" sözcüğünden türeyen "عورة - avret" –çoğulu, "عورات'tır - avrât"tır– sözcüğü, lügatte "yarık, yırtık, açık, gedik, korumasız" demektir. İlk vaz'ı, "ağızdaki ön dişlerin gedikliği" anlamındadır. (Lisânu'l-Arab, “Avr” mad.)

                              Sözcüğün Kur'ân'da hangi anlamda kullanıldığını görmek için, sözcüğün geçtiği diğer Âyetlere de bakalım.



                              Ahzâb;13:"Ve iz galet tâifetum minhum yâ ehle yesribe lâ mugâme lekum ferciû, ve yesteé'zinu ferîgum minhumun nebiyye yegûlûne inne buyûtenâ avratun ve mâ hiye biavratin, iy yurîdûne illâ firârâ."

                              Ahzâb;13: Ve hani bunlardan bir grup, "Ey Yesrib [Medine] halkı! Sizin için duracak yer yok, hemen dönün" diyorlardı. Onlardan bir kısmı da, "Evlerimiz gerçekten açık, korunmasız savunmasızdır ['avret'tir]" diyerek peygamber'den izin istiyorlardı. Hâlbuki onlar [evleri] açık,korunmasız,savunmasız ['avret] değildi. Onlar, sadece kaçmak istiyorlardı.

                              Nur;58: "Yâ eyyuhellezîne âmenû liyeste'zinkumullezîne meleket eymânukum vellezîne lem yebluğul hulume minkum selâse merrât, min gabli salâtil fecri ve hîne tedaûne siyâbekum minez zahîrati ve mim bağdi salâtil ışâé', selâsu avrâtin lekum, leyse aleykum ve lâ aleyhim cunâhum bağdehunn, tavvâfûne aleykum bağdukum alâ bağd, kezâlike yubeyyinullâhu lekumul âyât, vallâhu alîmun hakîm."

                              Nur;58: Ey iman etmiş kimseler! Yemînlerinizin sahip olduğu kimseler, sizden erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız üç durumda; sabah salâtından önce, öğle vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, ışa [gece] salâtından sonra izin istesinler. Bunlar sizin için üç avrettir [açık ve korumasız, üç zamandır]. Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, bazınız bazınızın üzerindedir. Allah, Âyetleri size işte böyle açığa koyuyor. Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.

                              Görüldüğü gibi "avret" sözcüğü, Ahzâb Sûresinin 13. Âyetinde 2 kez geçmekte ve her ikisinde de "açık, korumasız" anlamında kullanılmaktadır. Nur Sûresinin 58. Âyetinde ise çoğul hâliyle "avrât" olarak geçen sözcük, bu kez insanların korumasız, savunmasız pozisyonunu anlatmak için kullanılmış ve sabah salâtı öncesi, kaylûle denilen öğle vaktindeki uyku zamanı ve yatsı salâtı sonrası, üç avret olarak nitelenmiştir. Gerçekten de kişiye özel bu zamanlar; korunma, savunma, kendine çeki düzen verme imkânının olmadığı zamanlardır.

                              Şimdi de Nur 31 de iki kez geçen ve "açmaları caiz" sözüne dayanak yapılan "yubdîne" sözcüğünün türetildiği köke bakalım.

                              Birşeyin apaçık ortaya çıkması anlamındaki "b-d-v" kökünden türetilmiş bir sözcüktür. Bu kökten türetilen tüm sözcükler bu anlamı taşırlar.

                              Sözcüğün Kur'ân'da hangi anlamda kullanıldığını görmek için, sözcüğün geçtiği diğer Âyetlere de bakalım.

                              En'am,28: "Bel bedâlehum mâ kânû yuhfûne min gabl, ve lev ruddû leâdû limâ nuhû anhu ve innehum lekâzibûn."

                              "Aksine, işin aslı daha önce gizleyip durdukları açığa çıktı. Geri çevrilselerdi yine men edildikleri şeye mutlaka dönmüşlerdi. Evet onlar gerçekten yalancıdırlar."

                              Zümer;47: "Ve lev enne lillezîne zalemû mâ fil ardı cemîan ve mislehû meahû leftedev bihî min sûil azâbi yevmel gıyâmeh, ve bedâ lehum minallâhi mâ lem yekûnû yahtesibûn"

                              Ve eğer bütün yeryüzündekiler ve onunla birlikte bir o kadarı da o zulmeden kişilerin olsaydı, kıyamet günü azabın kötülüğünden kurtulmak için onu mutlaka kurtulmalık verirlerdi. Ve onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından onlar için açığa,meydana çıkar.

                              Zümer;48:" Ve bedâ lehum seyyiâtu mâ kesebû ve hâga bihim mâ kânû bihî yestehziûn"

                              Ve kazandıklarının kötülükleri onlar için açığa ,meydana çıkmış ve kendisiyle alay edip durdukları şeyler, kendilerini çepeçevre sarmıştır.

                              Casiye;33: " Ve bedâ lehum seyyiâtu mâ amilû ve hâga bihim mâ kânû bihî yestehziûn.

                              "Ve işledikleri şeylerin kötülükleri kendilerine açık oldu,belli oldu ve onları, kendisiyle alaya aldıkları şeyler ku*şatıverdi."

                              Mümtehine;4: " Gad kânet lekum usvetun hasenetun fî ibrâhîme vellezîne meah, iz gâlû ligavmihim innâ buraâu minkum ve mimmâ tağbudûne min dûnillâh, kefernâ bikum ve bedâ beynenâ ve beynekumul adâvetu vel bağdâu ebeden hattâ tué'minû billâhi vahdehû illâ gavle ibrâhîme liebîhi leestağfiranne leke ve mâ emliku leke minallâhi min şeyé', rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel masîr."

                              Ali İmran;118: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettehızû bitânetem min dûnikum lâ yeé'lûnekum habâlâ, veddû mâ anittum, gad bedetil bağdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfî sudûruhum ekber, gad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum tağgılûn.

                              "Ey iman etmiş kimseler! Kendi seviyenizde olmayanlardan sırdaş [sıkı arkadaş] edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten geri kalmazlar. Onlar, sıkıntıya düşmenizi istediler. Kesinlikle kinleri ağızlarından açığa çıkmıştır,dışa vurmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şeyler de daha büyüktür. Eğer siz, aklınızı kullanacaksanız, Biz, sizin için âyetleri kesinlikle açığa koymuşuzdur."

                              A'raf;22 :" Fedellâhumâ biğurûr, felemmâ zâgaş şecerate bedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafigâ yahsıfâni aleyhimâ miv veragıl cenneh, ve nâdâhumâ rabbuhumâ elem enhekumâ an tilkumeş şecerati ve egul lekumâ inneş şeytâne lekumâ aduvvum mubîn"

                              "Böylece onları aldatarak zillete düşürdü. Ağacı tadınca, çirkinlikleri kendilerine belli oldu,açığa çıktı ve cennet yapraklarından üst üste yamayıp üzerlerine almaya başladılar. Rabb’leri onlara seslendi: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve size, ‘Bu şeytân kesinlikle sizin için apaçık düşmandır’ demedim mi?”

                              Ta Ha;121:" Feekelâ minhâ febedet lehumâ sev'âtuhumâ ve tafigâ yahsıfâni aleyhimâ miv veragıl cenneh, ve asâ âdemu rabbehû feğavâ."

                              Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler. Hemen çirkinlikleri kendilerine açılıp görünüverdi. Ve aleyhlerine cennet yaprağından örtüp yamamaya başladılar. Âdem Rabbine asi oldu da şaşırdı / azdı.

                              Hacc; 25 :" İnnellezîne keferû ve yesuddûne an sebîlillâhi vel mescidil harâmillezî cealnâhu linnâsi sevâenil âkifu fîhi vel bâdi, ve mey yurid fîhi biilhâdim bizulmin nuzıghu min azâbin elîm."

                              Şüphesiz inkâr eden, Allah'ın yolundan insanlar –orada ibâdete kapanan veya açıktan,dışarıdan gelen eşit olmak üzere– için kılınan Mescid-i Harâm'dan [dokunulmazlığı olan mescitten] alıkoyan kimseler ve orada zulümle yanlış yola sapmak isteyen kimse; Biz ona pek acıklı bir azaptan tattırırız.

                              Ahzab;20: "Yahsebûnel ahzâbe lem yezhebû, ve iy ye'til ahzâbu yeveddû lev ennehum bâdûne fil ağrâbi yes'elûne an embâikum, ve lev kânû fîkum mâ gâtelû illâ galîlâ."

                              "Onlar, ahzâbı [birleşik düşman birliklerini] gitmedi sanıyorlardı. Eğer o [Ahzâb/birleşik düşman birlikleri] gelecek olursa, İçinde bulunan şeyi apaçık gösteren,çölde, bedevi Araplar içinde yer alıp, sizin haberlerinizden sormayı isterler. Ve eğer onlar içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı."

                              Hud; 27: "Fegâlel meleullezîne keferû min gavmihî mâ nerâke illâ beşeram mislenâ ve mâ nerâket tebeake illellezîne hum erâzilunâ bâdiyer ra'y, ve mâ nerâ lekum aleynâ min fadlim bel nezunnukum kâzibîn."

                              "Buna karşılık, kavminin küfretmiş olanlarının ileri gelenleri: “Biz seni sadece bizim gibi bir beşer [sıradan bir insan] olarak görüyoruz. Sana sığ görüşlü aşağı tabakalarımızdan [ayak takımımızdan] başkasının uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizim aleyhimize bir fazlalığınızı da görmüyoruz. Bilakis biz sizi yalancılar sanıyoruz” dediler."

                              Bakara;271: "İn tubdus sadegâti feniımmâ hî, ve in tuhfûhâ ve tué'tûhel fugarâe fehuve hayrul lekum, ve yukeffiru ankum min seyyiâtikum, vallâhu bimâ tağmelûne habîr."

                              "Sadakaları açıkça verirseniz, artık o, ne iyi olur ve eğer onları gizlerseniz, fakirlere verirseniz artık bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını kapattırır. Ve Allah, işlemiş olduğunuz şeylere haberdardır."

                              Bakara;284:" Lillâhi mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, ve in tubdû mâ fî enfusikum ev tuhfûhu yuhâsibkum bihillâh, feyağfiru limey yeşâu ve yuazzibu mey yeşâé', vallâhu alâ kulli şey'in gadîr."

                              "Göklerde olan şeyler ve yeryüzünde olan şeyler Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediği kimseyi bağışlar, dilediği kimseyi de azaplandırır. Ve Allah, her şeye en iyi güç yetirendir."

                              Nisa;149: "İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev tağfû an sûin feinnallâhe kâne afuvven gadîrâ."

                              "Eğer bir hayrı açığa vurur yahut onu gizlerseniz yahut da bir kötülüğü affederseniz, biliniz ki, şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, en iyi güç yetirendir."

                              Ahzab;54: "İn tubdû şey'en ev tuhfûhu feinnallâhe kâne bikulli şey'in alîmâ."

                              Siz bir şeyi açığa vursanız yahut onu gizleseniz, biliniz ki, şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir.

                              Bakara;33: "Gâle yâ âdemu embi'hum biesmâihim, felemmâ embeehum biesmâihim gâle elem egul lekum innî ağlemu ğaybes semâvâti vel ardı ve ağlemu mâ tubdûne ve mâ kuntum tektumûn."

                              "O [senin Rabbin] dedi ki: "Ey Âdem! Haber ver onlara; onların adlarını." Sonra da o [Âdem], onlara, onların adlarını haber verince, O [senin Rabbin], "Dememiş miydim Ben size! Şüphesiz Ben, göklerin ve yerin gaybını bilirim. Ve Ben, sizin açığa vurduklarınızı ve sakladıklarınızı bilirim" dedi."

                              Maide;99: "Mâ aler rasûli illel belâğ, vallâhu yağlemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn. "

                              "Elçiye düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediğiniz şeyleri bilir."

                              Nur;29: " Leyse aleykum cunâhun en tedhulû buyûten ğayra meskûnetin fîhâ metâul lekum, vallâhu yağlemu mâ tubdûne ve mâ tektumûn."

                              "size ait herhangi bir meta [değerli şey] bulunduğu oturulmayan evlere girmenizde üzerinize bir sakınca yoktur. Ve Allah, sizin açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediğiniz şeyleri bilir."

                              En'am;91: " Ve mâ gaderullâhe hagga gadrihî iz gâlû mâ enzelallâhu alâ beşerim min şeyé', gul men enzelel kitâbellezî câe bihî mûsâ nûrav ve hudel linnâsi tec'alûnehû garâtîse tubdûnehâ ve tuhfûne kesîrâ, ve ullimtum mâ lem tağlemû entum ve lâ âbâukum, gulillâhu summe zerhum fî havdıhum yel'abûn. "

                              "Ve onlar, “Allah, hiçbir beşere bir şey göndermemiştir” demekle, Allah’ı hakkıyla takdir edemediler [gereği gibi tanıyamadılar]. De ki: Musa`nın insanlara aydınlık ve kılavuz olmak üzere getirdiği, sizin parça parça kâğıtlar kıldığınız, bir kısmını açığa vurduğunuz,belli ettiğiniz, birçoğunu gizlediğiniz; siz ve babalarınızın, sayesinde bilmediğiniz birçok şeyleri öğrendiğiniz Kitap`ı kim indirdi? Sen de ki: “Allah!” Sonra onları boş uğraşlarında oynar hâlde bırak."

                              Ali İmran;29: Gul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu yağlemhullâh, ve yağlemu mâ fis semâvâti ve mâ fil ard, vallâhu alâ kulli şey'in gadîr.

                              "De ki: “Göğüslerinizdeki şeyleri gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Ve O [Allah], göklerde olan şeyleri ve yerde olan şeyleri bilir. Ve Allah, her şeye gücü yetendir.”

                              Kasas;10: "Ve asbeha fuâdu ummi mûsâ fâriğâ, in kâdet letubdî bihî levlâ er rabatnâ alâ galbihâ litekûne minel mué'minîn. "

                              "Musa’nın anasının yüreği bomboş sabahladı. - Eğer Biz, inananlardan olması için onun kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu açığa vuracaktı.-"

                              Yusuf;77:" Gâlû iy yesrıg fegad seraga ehul lehû min gabl, feeserrahâ yûsufu fî nefsihi ve lem yubdihâ lehum gâle entum şerrum mekânâ, vallâhu ağlemu bimâ tesıfûn."

                              Onlar [kafile] dediler ki: “Eğer o çalmışsa, ant olsun daha önce bunun kardeşi de çalmıştı.” O vakit Yusuf bunu kendi içine attı ve onlara bunu hiç belli etmedi, “Siz çok fena bir mevkidesiniz, nitelediğiniz şeyi Allah en iyi bilendir” dedi.

                              Ali imran;154: "Summe enzele aleykum mim bağdil ğammi emeneten nuâsey yağşâ tâifetem minkum ve tâifetun gad ehemmethum enfusuhum yezunnûne billâhi ğayral haggı zannel câhiliyyeh, yegûlûne hel lenâ minel emri min şeyé', gul innel emra kullehû lillâh, yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek, yegûlûne lev kâne lenâ minel emri şey'um mâ gutilnâ hâhunâ, gul lev kuntum fî buyûtikum leberazellezîne kutibe aleyhimul gatlu ilâ medâciıhim, ve liyebteliyallâhu mâ fî sudûrikum ve liyumahhısa mâ fî gulûbikum, vallâhu alîmum bizâtis sudûr."

                              "Sonra O [Allah], o kederin ardından üzerinize bir güven, sizden bir grubu örtüp bürüyen bir uyku indirdi. Bir grup da; kendilerini nefisleri önemsetti; Allah'a karşı gerçek dışı câhiliyet zannı olarak, zann üretiyorlardı. Onlar, “Bu işten bize bir şey var mı?” diyorlardı. –De ki: “Bütün iş Allah'a aittir.– Onlar, sana açıklamayacakları şeyleri içlerinde saklıyorlardı. Onlar, “Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik” diyorlardı. De ki: “Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülme yazılmış olanlar kesinlikle yatacakları [öldürülecekleri] yerlere çıkıp gidecekti.” Ve o, Allah'ın göğüslerinizdekini sınaması ve kalplerinizdekini temizlemesi içindir. Ve Allah, göğüslerinizdekini çok iyi bilendir.”

                              Araf;20: "Fevesvese lehumeş şeytânu liyubdiye lehumâ mâvûriye anhumâ min sev'âtihimâ ve gâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn."

                              "Derken o [İblis] , onların kendilerinden gizli kalan çirkinliklerini kendilerine açığa çıkarmak,göstermek için onlara vesvese verdi. Ve “Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikinizin de birer melek/melik olmanız ya da ebedî kalıcılardan olmanız için sizi şu ağaçtan men etti” dedi."

                              Maide;101: "Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tes'elû an eşyâe in tubde lekum tesué'kum, ve in tes'elû anhâ hîne yunezzelul gur'ânu tubde lekum, afallâhu anhâ, vallâhu ğafûrun halîm."

                              "Ey iman etmiş kimseler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın/ istemeyin. Eğer onlardan Kur'ân indirilirken sorarsanız/isterseniz de size açıklanır. Allah, onlardan geçmiştir. Ve Allah, çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandır."

                              Ahzab;37 " Ve iz tegûlu lillezî en'amallâhu aleyhi ve en'amte aleyhi emsik aleyke zevceke vettegıllâhe ve tuhfî fî nefsike mallâhu mubdîhi ve tahşen nâs, vallâhu ehaggu en tahşâh, felemmâ gadâ zeydum minhâ ve taran zevvecnâ kehâ likey lâ yekûne alel mué'minîne haracun fî ezvâci ed'ıyâihim izâ gadav minhunne ve tarâ, ve kâne emrullâhi mef'ûlâ."

                              "Ve hani sen, Allah'ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye, "Eşini yanında tut ve Allah'a takvâlı davran!" diyordun; insanlardan çekinerek Allah'ın açığa vuracağı şeyi kendi içinde saklı tutuyordun. Oysa Allah, Kendisine haşyet duymana çok daha lâyıktı. Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik ki böylelikle evlâtlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zaman, onlarla evlenme konusunda mü'minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir."

                              Yusuf;100: "Ve rafea ebeveyhi alel arşi ve harrû lehû succedâ, ve gâle yâ ebeti hâzâ teé'vîlu rué'yâye min gablu gad cealehâ rabbî haggâ, ve gad ahsene bî iz ahracenî mines sicni ve câe bikum minel bedvi mim bağdi en nezeğaş şeytânu beynî ve beyne ıhvetî, inne rabbî letîful limâ yeşâé', innehû huvel alîmul hakîm."

                              "Ve anasıyla babasını yüksek bir taht üzerine yükseltti. Ve hepsi secde ederek onun için yere kapandılar. Ve o [Yusuf]: “Babacığım, işte bu durum, o gördüğümün tevilidir. Gerçekten Rabbim onu hakk kıldı. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, beni zindandan çıkarmakla ve sizi içinde bulunan şeyi apaçık gösterenden/çölden getirmekle Rabbim bana hakikaten ihsan buyurdu. Şüphesiz Rabbim dilediği şeye lütuf edicidir. Şüphesiz O, en iyi bilen, hüküm koyanın ta kendisidir.”

                              Kusursuzluk sadece Allah’a mahsusdur.
                              Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
                              Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                              Allah’a emanet olunuz.
                              Halil Ay

                              Comment

                              • Hasan Akçay
                                Uzman Üye
                                • Dec 2010
                                • 826

                                #45
                                Merhaba Halil kardesim.

                                Bu güzel açiklamalar için Allah sizden razi olsun. "Avret"in anlamlari konusunda hemfikiririz ama Nûr 31'deki "avrât"i farkli anliyoruz.

                                Bu forumda daha önce açiklamaya çalismistim. http://www.hanifler.com/showthread.p...2677#post12677 Yalnizca Nûr 31'le ilgili bölümü alintiliyorum.


                                Nûr 31'deki avrât TEHLIKEYE AÇIK demek. Tipki Ahzâb 13'teki avret gibi. Hani orda münafiklar cihada gitmemek için "evlerimiz avrettir" diyorlar -inne buyûtena avretun. Uzaklasirlarsa evleri talan edilecekmis. Evlerine mukayyet olmak için cihada cikmamalari gerekiyormus.

                                Nûr 31'in konusu olan kadinlarin "avretler"i iste o TAKILAR; tehlikeye açik.

                                Görmedigin oglu olmus... denilme tehlikesine açik,
                                çalinma tehlikesine acik.

                                (...görünenlerin disindaki ziynetlerini açmasinlar ama kadinlarin avretlerinden anlamayan ÇOCUKLAR baska; onlara açmalari caizdir -ve lâ yubdîne zînetehunne illâ mâ zahera minhâ illâ... TIFL ellezîne lem yazharû alâ avrâtin nisâ)

                                Dikkat edilirse inanan kadinlarin kendi çocuklari 58'dekilerdir: ellezîne lem yeblugal hulume minkum. 31'dekiler onlarin kendi çocuklari degil.

                                Ve inanan kadinlarin
                                yaşina ermemis o kendi çocuklari dahi
                                göremez annelerinin bedenî avretlerini.

                                Caiz degil.

                                Allah izni onlara bile vermiyor;
                                yabanin çocuklarina verir mi?

                                Nûr 31'de Allah "TAKI teşhirciligi yapmasinlar!" diyor, tipki Nûr 60'taki gibi:

                                Cinselligi kalmamis olup oturan kadinlarin, taki teşhirciligi yapmamalari şartiyla, giysilerini atmalari caizdir -gayre müteberricâtin biziyneh.

                                Bakin. Bir tür yatalak olan o kavâid, pörsümüs vücutlara sahiptir; açilip saçilirlarsa daha bi itici olurlar.

                                O yüzden yani vücutlarinin iticiligini telafi etmek için
                                takip takistirir, kokanalasir, TAKI teşhirciligi yaparlar.

                                Allah onu yasakliyor.

                                Ilahî emrin
                                kadinin bedenî "avrât"ini örtmesiyle,
                                tesettürle
                                uzaktan yakindan ilgisi yok.
                                Last edited by Hasan Akçay; 9. April 2013, 11:00 AM.

                                Comment

                                Working...