Kuranda Geçen, Tarikat, tasavvuf, şeyh, mrşit ve rabıta...

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • FEDAKARADAM
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 418

    #31
    Ya Rabbi, öyle müslümanlarla karşılaşıyoruz ki acaip bilgiç olmuşlar.Ben ise aralarında cahil kalmışım da haberim bile yokmuş.Bunlar çok doğru yoldaymışlar da ben şirkte kalmışım...

    BUNLAR DAHA ŞİRKİN NEVİLERİNİ BİLE BİLMİYORLAR Kİ BİZİ NASIL ANLAYACAKLAR?.
    Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

    Comment

    • FEDAKARADAM
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 418

      #32
      Ayetleri sadece kendi görüşlerinize göre uygun olanlarını değil, asıl maksat ve meramınızı anlatın.Ayetlerin içeriğini kim tam olarak bilebilir ki? Sadece mealine bakarak mı yorum yapılır?
      Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

      Comment

      • hiiic
        Uzman Üye
        • Mar 2010
        • 1980

        #33
        Zaten cahilliğin en kötüsü de işte o; cahil olupda kişinin kendisinin bundan haberinin olmaması.
        Şirk? Neden şeyden medet istiyorsunuz? yoksa sizi Allaha mı yaklaştırıyor?

        Comment

        • FEDAKARADAM
          Uzman Üye
          • Dec 2010
          • 418

          #34
          TASAVVUFUN MENŞEİ

          Tasavvufun başlangıcı Resulullah Aleyhisselâm'ın ve Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtının yaşayışlarında görülmektedir. Bazılarının zannettiği gibi tasavvufî yaşantı Resulullah Aleyhisselâm'dan sonra başlamış olmayıp, doğrudan doğruya onun zuhuru ile ortaya çıkmıştır.
          Kaynağı Kur'an-ı kerim ve Hadis-i şeriflerdir. Asr-ı saâdet'te tasavvuf adı ve mutasavvıf adı ile anılan zümre yoktu. Sufilik yaşanırdı, fakat adı yoktu.
          Tasavvuf ilminin müslümanlar arasında zuhuru, hicri ikinci asrın ortalarına doğrudur.
          Bugün elimizde mevcut eski tasavvuf kitaplarından sayılan "Nefehâtül-Üns" ün beyanına göre, sofi ismi verilen ilk zat hicrî 150 tarihlerinde vefat etmiş olan Ebu Hâşim isminde bir zâhiddir. Bu zatın Suriye'de Remle şehrinde bir zaviye meydana getirdiği ve sâliklerine sofi ismi verdiği rivayet edilmektedir.
          Süfyan Sevri, Ebu Hâşim hakkında: "Ben Ebu Hâşim'i görmeden önce sofinin ne olduğunu bilmiyordum" demiştir".
          Sofi ismi Peygamber Efendimiz zamanında yoktu. Bu kelime "Tâbiîn" devrinde söylenmeğe başladı.
          Saadet asrında en yüksek mevkiyi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizle sohbet şerefine eren Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtı almışlardı. Her biri ayrı ayrı kabiliyetlere sahip idiler, vazifeleri ayrı ayrıydı. Bir kısmı ilim öğrenmeye, bir kısmı dini tebliğ etmeye, bir kısmı cihada, bir kısmı yöneticiliğe daha fazla ilgi duyarken, bir kısmı da ibadete daha çok önem veriyordu.
          Resulullah Aleyhisselâm'dan sonra Ashâb-ı kiram'a yetişenlere ve ilmi onlardan alanlara "Tabiîn" denilmiştir. Ondan sonra da "Tâbiîn"e erişen "Tebe-i tabiîn" gelmektedir. Bu üç nesil, eri hayırlı insanlar olarak kabul edilmişlerdir. Peygamber Efendimiz zamanında bütün müslümanlar o'nun sohbetlerinde feyz aldıklarından, kendilerine "sahabe" ismi verilmişti. Hazret-i Muhammed sallâllahu aleyhi ve sellem efendimizin irtihallerini müteakip, sahabe-i kiramdan bu feyzi ahzedenlere "tabiîn" denmeye başlandı. Bu sırada müslümanlar arasında vahdet zayıflamaya, birtakım bâtıl fikirler İslâm camiası içersine sokulup yayılmağa başladı, işte tam bu sırada bir topluluk, sâlih ameller işlemekte, doğrulukta, dinlerine olan samîmi bağlılıklarında, zühd ü takvada ileri giderek, uzlet ve vahdeti ihtiyar ettiler. Kendi nefisleri için birtakım zaviye ve hücreler meydana getirdiler. Bu şekilde hareket eden kimselere "sofiyye" denmeğe başlandı.
          İslâmî ilimler ilk devirlerde bir bütündü. Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelâm, Tasavvuf gibi bölümlere ayrılmış değildi. Bugünkü şekliyle bir Tefsir, bir Hadis ilmi yoktu, itikadî ve fıkhî mezhepler de yoktu. Bu tasnifler daha sonraki yıllarda ortaya çıkmıştır.
          Ashâb-ı kiram Tarikat-ı aliye'nin ne olduğunu bilmiyordu, amma yaşıyordu. Peygamber Efendimizin sohbetinde kendilerine icabeden herşey veriliyordu. Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Efendimizin aralarında bulunması ve sohbeti onları yetiştiriyordu. Ashâb-ı suffa da aynı şekilde yetişiyordu. Herkes nasibi kadar alıyordu. Kimisi çok alıyordu, kimisi az alıyordu. Hele bunların arasında bir zümre vardı ki; "Seninle beraber olanlardan bir taife de -gece- kalkıyorlar." (Müzemmil: 20) âyet-i kerime'sinde belirtildiği üzere, fazla ibadetleriyle seçilmişlerdi.
          İlk devirlerde zühdî bir hareket tarzında başlayan tasavvuf; İslâm dininin kendi bünyesinde doğmuş, gerçek canlılığının ve tazeliğinin bir devamı niteliğinde gelişmiştir. Tasavvuf ismiyle zuhuru, hicrî ikinci asrın ortalarına rastlamaktadır. Tarikat kelimesi ise tasavvufun sistemleşmesinden sonra kullanılmaya başlamıştır.

          Zühd hareketi "Mutasavvıfe" adı ile bir topluluk meydana getirince tasavvuf sistemleşmeye başladı. Fakihler nasıl ki fıkıh ilmini, kelâmcılar kelâm ilmini sonradan meydana getirdilerse; başlangıçta sadece hareket halinde beliren tasavvuf da öteki, İslâmî ilimler gibi, sonradan bir ilim haline geldi.
          İslâmiyetin ilk zamanlarında nefislerini riyâzat ve zâhidliğe vakfedenlere "zâhid, âbid" gibi isimler verilirdi. Daha sonraları zahidâne hayata sülük etmiş kimselere "sofi" denmeye başlandı.
          Söfiyyenin zuhuru ile şeriat ilmi iki kısma ayrılmıştır :
          a) Fukahâ ve ehl-i fetvaya mahsus olan ahkâm-ı âmmedir ki, ibadât ve muamelâttan ibarettir.
          b) Tasavvuf ehline ait mücahede, muhasebe-i nefs, bunlardan hasıl olan zevk, vecd haletleri, bunları ifade için kullanılan ıstılâhat ve izahattır. Daha ziyade zevken anlaşılabilen bu haller için"Men lem yezuk lem ya'rif" yani "Tatmayan bilmez" derler. Hazret-i Mevlâna'ya "Âşıklık nedir?" diye sordukları vakit: "Benim gibi ol da öğrenirsin" demiştir.

          Bedenî ameller için hükümler konduğu gibi, kalbî ameller için de hükümler kondu. Böylece "Tasavvuf ilmi " doğmuş oldu.
          Namaz, oruç ve diğer amellerin zahirî bir şekli varsa ve bunlar zahirî fıkhın mevzusunu teşkil ediyorsa; yine bu ibadetlerin aynı şekilde huzur ve huşu gibi bâtınî bir şekli de vardır. Bu da bâtını fıkhın yani tasavvufun mevzusunu teşkil eder.
          Fıkıh konularının dört mezhep imamı tarafından toparlanıp sistemleştirildiği ve bu imamların adları ile anılmaya başlandığı gibi; zikrin cehri kısmını Abdülkadir Geylâni -kuddise sırruh- Hazretleri, hafi kısmını ise Muhammed Bahaüddin Şâh-ı Nakşibend -kuddise sırruh- Hazretleri sistemleştirmişlerdir. Bundan sonra çeşitli kollar zuhur etmiş ise de, hepsinin aslı birdir. Tarikat-ı Muhammediye'dir. Gaye, Allah-u Teâlâ'yı en güzel şekilde zikretmek ve O'na kulluk yapmaktır.

          -Bu yazı çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.
          Last edited by FEDAKARADAM; 30. December 2010, 02:41 AM.
          Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

          Comment

          • hiiic
            Uzman Üye
            • Mar 2010
            • 1980

            #35
            Peygambere iftira atmayın,,, oturmuş onun hakkında yalan uyduruyorlar,, siz bu çeşitli kaynakları bırakında aramızdaki ortak kaynak olan Kurana yönelelim.. Bu çeşitli kaynaklar sizi yoldan saptırırda kendinizi doğru yolda sanarsınız,, Kurandan başka kaynakda arıyorsanız ne diyelim, illada ısrarcıysanız yolunuz acık olsun,,, Biz müslümanız, üzerimize bu tür asılsız iftiraları kaynak diye getirmeyin.

            Comment

            • hiiic
              Uzman Üye
              • Mar 2010
              • 1980

              #36
              Ey cahiller! Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz? (Zümmer 64)

              Comment

              • Barış
                Uzman Üye
                • Sep 2008
                • 569

                #37
                Bağlantı adreslerini düzelttim, ilgilenen varsa bakabilir, uyarılar için teşekkür ederim.

                Kuran Anlaşılır mı? başlığı, özellikle ayetleri anlamayacağına inanan ve bu inancı kendisini anlamaktan alıkoyan kardeşlerimize yardımcı olabilir inşallah.

                Selametle.
                Kimse kimsenin yargıcı değil, olmamalı da zaten..Herkes kendi üzerinde gözetmen ve yargıç olsun..Kendimizi rahatsız edelim, dünyamız değişsin...Belki o zaman huzuru bulmuş benliğimiz başkalarına kendiliğinden ışık saçar../Elif.

                Comment

                • FEDAKARADAM
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 418

                  #38
                  hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                  Peygambere iftira atmayın,,, oturmuş onun hakkında yalan uyduruyorlar,, siz bu çeşitli kaynakları bırakında aramızdaki ortak kaynak olan Kurana yönelelim.. Bu çeşitli kaynaklar sizi yoldan saptırırda kendinizi doğru yolda sanarsınız,, Kurandan başka kaynakda arıyorsanız ne diyelim, illada ısrarcıysanız yolunuz acık olsun,,, Biz müslümanız, üzerimize bu tür asılsız iftiraları kaynak diye getirmeyin.

                  Biraderim asıl siz bizi anlamıyorsunuz.Bizim yolumuz, şeriat, tarikat, ehli sünnet yoludur.Kur'an'a kim muhalefet ediyor ki?

                  Yahu kardeşim bıktık şu tarikat düşmanlarından...

                  BAŞKA SİTELERDE DE SİZİN GİBİ DÜŞÜNENLER VAR.ORALARDA DA HERKESİ AYDINLATMAYA ÇALIŞIYORUZ AMA ANLAMAMAK İSTEMEK SİZİN İŞİNİZE GELİYOR.

                  Azıcık gözünüz açın da İslam büyüklerinin hayatını okuyun.Hiç olmazsa İmam-ı Azam Ebu Hanife(Rahmetullahi aleyh) efendimizin hayatını okursanız kesinlikle tasavvufta yerleri vardır.Açın okuyun hayatını da cahil olan kimlermiş görün artık!

                  Alimallah, siz mezhepleri de inkar edersinizdir.Hatta ictihad yoktur diye konuşursunuzdur.Önyargılı olmak istemem ama mezhebiniz var mıdır acaba?

                  Müctehidler ve mutasavvuflar zerre kadar Kur'an ve sünnet ışığından ayrılmamışlardır.Sizler hayatınızı heba ediyorsunuz.Tekbaşına hareket edip de alimlerden sayıyorsunuz kendinizi...

                  Ehli sünnet yolu, şeriatın yolu bizim yolumuzdur.Kur'an'ımız bir olduğuna göre bu münasebetsizlik neyin nesidir?Nerede anlaşamıyoruz sizinle?...
                  Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                  Comment

                  • FEDAKARADAM
                    Uzman Üye
                    • Dec 2010
                    • 418

                    #39
                    Kur'an; apaçık ayetleri açıklayan ve kutsallığı kıyamete kadar sürecek olan kitabımız olduğu halde onun yolundan nasıl gidileceğinin metodlarını biliyor musunuz?.bu metodlar nelerdir sizce? Tebliğ nasıl yapılır?

                    Linklerin sadece biri çalışıyor,diğerleri çalışmıyor.Ona göre cevap verecektim...
                    Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                    Comment

                    • hiiic
                      Uzman Üye
                      • Mar 2010
                      • 1980

                      #40
                      Değerli arkadaşım...

                      Mezhepler konusundaki hükmü Allah Yüce Kuranında belirtmiştir,,, Onun dışında Alim kisvesi altındaki herhangi birisinin lafı benim için dini otorite olamaz. Aksi taktirde Budsit rahipleri örnek almam doğru olur mu? Ya takip edip alim dediğiniz kişiler doğruyu bulamamışda yoldan çıkmış kimselerse...

                      Buyrun Allahın izniyle mezhepler konusunu Kurandan inceleyelim. İslamı farklı mezheplere ayırmanın hükmü nelermiş, Allahın izin verdiği kadarını paylaşıyorum;

                      Âl-i İmrân 103
                      Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.


                      Âl-i İmrân 105
                      Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.


                      Şûrâ 13
                      "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı...
                      Özellikle ayette diğer peygamberlerinde aynı dini tebliğ ettiğini görebilirsiniz.

                      En'am 159
                      Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.


                      Bunlar rabden gelen ayetler, kabul etmediğiniz yada beğenmediğiniz var mı?

                      Comment

                      • FEDAKARADAM
                        Uzman Üye
                        • Dec 2010
                        • 418

                        #41
                        BİRAZ İSLAM BÜYÜĞÜMÜZÜ TANIYALIM..

                        İmamı Rabbani (K.S)
                        Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                        Comment

                        • hiiic
                          Uzman Üye
                          • Mar 2010
                          • 1980

                          #42
                          Kur'an; apaçık ayetleri açıklayan ve kutsallığı kıyamete kadar sürecek olan kitabımız olduğu halde onun yolundan nasıl gidileceğinin metodlarını biliyor musunuz?.bu metodlar nelerdir sizce? Tebliğ nasıl yapılır?
                          Bu metodlar Allahın kitabı Kuranda yazıyor, bizde zaten onu anlamaya ve yaşamaya calısıryoruz. bir düsünürün lafı aklıma geldi;

                          hakikatı arıyorum diyen insana tabi olabilirsin, ama hakikati buldum diyene güvenme...
                          Peygamberler dahi sadece kendilerine vahyolunan kadarını bilebildirler, pek çoğu şüphede dahi kaldı (bkz; ibrahim güvercin olayı, musa ve bilgin kul olayı v.s.) İnşallah o bahsettiğiniz methodları hayatımıza geçireceğiz, Allah izin verirse

                          Comment

                          • FEDAKARADAM
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 418

                            #43
                            hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                            Değerli arkadaşım...

                            Mezhepler konusundaki hükmü Allah Yüce Kuranında belirtmiştir,,, Onun dışında Alim kisvesi altındaki herhangi birisinin lafı benim için dini otorite olamaz. Aksi taktirde Budsit rahipleri örnek almam doğru olur mu? Ya takip edip alim dediğiniz kişiler doğruyu bulamamışda yoldan çıkmış kimselerse...

                            Buyrun Allahın izniyle mezhepler konusunu Kurandan inceleyelim. İslamı farklı mezheplere ayırmanın hükmü nelermiş, Allahın izin verdiği kadarını paylaşıyorum;

                            Âl-i İmrân 103
                            Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.


                            Âl-i İmrân 105
                            Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.


                            Şûrâ 13
                            "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı...
                            Özellikle ayette diğer peygamberlerinde aynı dini tebliğ ettiğini görebilirsiniz.

                            En'am 159
                            Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.


                            Bunlar rabden gelen ayetler, kabul etmediğiniz yada beğenmediğiniz var mı?
                            Bu ayetlerin hepsine iman etmişizdir.Lakin Allah'ın ipini siz gevşek tutuyorsunuz..Tarikat ve tasavvufta ayrılığa tefrikaya yer olmadığını bilmiyorsunuz..Tasavvuf erbabı bu ayetleri inkar etmez.

                            Budist rahipleriyle tasavvuf erbabını aynı kefeye koyarsanız yolunuzu şaşırırsınız.Bilmeden öğrenmeden, incelemeden, irdelemeden atıp tutmak akıl kârı değildir.Tarikat asla Kur'an çizgisinden ayrılmaz.

                            Ha, aklıma gelmişken söyleyeyim; hadis-i şeriflerden hiç bahsetmiyorsunuz.Yoksa onu hiçe mi sayıyorsunuz?

                            Hadisleri de inkar ederseniz tartışmayı burada keserim hemen!...
                            Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                            Comment

                            • hiiic
                              Uzman Üye
                              • Mar 2010
                              • 1980

                              #44
                              Siz üzerinize sakın alınmayın, lafım size değil ama bu rabbani denen arkadaş hakkında şöyle bir yazı var o sitede;

                              Vahdet-i Vücud-Vahdet-i Şühud:

                              İmam-ı Rabbanî'nin en önemli özelliklerinden biri de genellikle "Vahdet-i" denilen "Panteizm" ile karıştırılan vahdet vücüd-i vücudu "Vahdet-i şühüd" adıyla daha anlaşılabilir hale getirmesidir. Vahdet-i vücud'daki "Herşey O'dur" anlayışına, "Herşey O'ndandır" şeklinde anlayan, Hakk ile halkin ayrı ayrı varlığı bulunduğunu, ancak halkin vücudunun Hakk'ın varlığına göre gölge mesabesinde olduğu görüşünü benimsemiştir. "Eşya'da Hakk'ı görme" şeklinde ifade edilen vahdet-i şühud bir bakıma vahdet-i vücudun ileri derecesi olarak görülmesidir.


                              bu ne demek Allah aşkına, bu neler saçmalamış ne anlamsız laf gebeliği,... zaten şirkin başı bu yahudi ajanları, dine dışardan olmayanları sokuyorlar.. bunlar islam büyüğü felan değil, bunlar dolandırıcı düzembaz kimseler,,,

                              Lütfen bu kaynaklara fazla dalmayın,,
                              Lütfen kuran okuyun...
                              Bu verdiğiniz link sadece kşisel yorum,,, içeriği yalan dolan budist bozması...

                              Lütfen Allahın izniyle zümmer suresini bulup okuyun...

                              Comment

                              • FEDAKARADAM
                                Uzman Üye
                                • Dec 2010
                                • 418

                                #45
                                Bana söyler misiniz, nefisle nasıl mücadele edilir, metodları nelerdir? Hadi anlatın bakalım...
                                Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                                Comment

                                Working...