Yazın Ortasında Oruç?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • bartsimpson
    Super Moderator
    • Mar 2012
    • 692

    #136
    sevgili khaos hani bir deyiş vardır. "vatan mevzubahisse gerisi teferruattır"

    ben de bunu şöyle çevirdim "insan mevzubahisse gerisi teferruattır"

    muhammedin "rasul" olmasından önce "abd" olma vasfının iyi düşünülmesi lazım.

    "la ilahe" diyebilmeden "illallah" denemiyor sevgili khaos.

    Love to Raven from Bart... R.I.P. .... sana da tabiki
    "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #137
      Bu safhadan sonra Av.İlhami Çetin'den bir alıntı yapalım ve iki bölümde verelim.

      KURAN’DA KURUMSAL ORUÇ VE KAPSAMI TAKVA.

      Bölüm-1.

      Mademki takvada en ileri derece ihsandır; demek ki Muhsin bir insan, bütün güzellikleri üzerinde toplayan insandır. Bu erdemli bir insandır. Kâmil insandır Güzel ahlaklı bir insandır. İşte İslam diye gelen din budur. Onun için Resulullah “Ben güzel ahlakı tamamlamaya geldim” diyerek özet olarak İslam’ın itidal, adalet, merhamet, sevgi ve doğruluk olduğunu ilan etmiş. Kuran da bu sözü tasdik ederek “Rabbim Allah de, sora da dosdoğru ol” diyerek Şeriatin doğruluktan ibaret olduğunu açıkça söylemiştir.

      Bir fıkıhta doğruluk her satırında kendisini göstermiyorsa, o İslam şeraiti değildir. Batıl dinlerden birisinden alınarak üzerine İslam’idir damgası basılmıştır.

      Takva(şerden ve günahtan akıl yolu ile kaçınmak , adaletsizlik yapmamak yani mülkte iştirak halinde yaşamak) ve vera(para,mülk şehvetinde olmama, şehvetleri denetim altına alma) sahibileridir ki, bunlar “Siyahat “edendir.
      "Takva ehli", "Oruç ehli" idi. Buna Mesih(muhsin insan-kişi) de deniliyordu.

      Muhsin insan bütün bu özelliklere sahip, kemâlin üst derecelerinde bulunan insandı. Muhsin kavramını biz, “Birr ve ebrar” kavramları ile de ifade ederiz. Sözlükteki kısa tanımı “Birren “ ; ÇOK İHSAN ETMEK. Bu kavramlar arasında ilişki kurmak için kâfidir.
      Ameli Salih işleyen, sadık, doğru, adil adam anlamlarına gelen çok güzel manaları olan bir insandır. Ubudiyette mükemmelliktir. O, takva vera sahibi ve o da, oruç ehlidir. Yeryüzünde varlık sebebi ubudiyettir. Gezmesi, dolaşması, oturması, hepsi ubudiyet içinde geçen insandır. Zaten Kur'an'da, bütün iyi halleri tanımlamada kullanılan bir kavram olup, yukarıda açıklandığı gibi "İhsanda ileri olan insan" demektir. Muhsin, verirken oran tutmaz, İhtiyacından ne artmışsa onu infak maksadıyla kamuya iade eder.

      Müslim ve müminin sosyo ekonomik tavrını Araf–157 ve orucun ne olduğunu tanımlayan Bakara–177 ayet vermiştir. Eğer bir ülkede hala fakir var ve hakirin zincirleri çözülmemişse o ülkede hala imtiyazlı ve sınıflı topluma son verilmemişse(yani hâlâ bir ay boyu bir öğün aç kalayım da bunu fakir ve hakir'e aktarayım safsatası varsa), o ülke bırakınız Kur'an ehli olmayı, hak manada oruçsuzdur.

      Takva mazlumu özgürleştirmek ve bütün zincirlerini kıracak bir eşitlikçi Adalet sistemini kurmaktır. Hak din, işte buna hak şeriat der.

      Demek ki, denklemde Oruç ehli yerine “Birr “ kavramını, takva kavramını koyarsak, denklemdeki eşitlik bozulmaz. Bakara süresinde iki kez geçtiği yerde, tam bu iki kavramın geçtiği ayetlerin ortasına oruç(Savm) ayetleri konularak alakası Kuran’da da sağlamca kurulmuştur. Bu sınır taşları ve oruç(Savm) ayetlerini iki baştan kuşatan “Birr” in hem geçtiği, hem de sözlük anlamının çok fevkinde tanımlanıp açıklandığı bu ayetler, Bakara süresinin 177 ve 189. ayetleridir. Bu arada kalan Oruca ilişkin ayetler ise; 183.184.185. ayetlerdir.

      İnceleme sıramız önce oruç ayeti sonra BİRR ile ilgili açıklamadır. Bunlar Kur'an’daki Zebur’dur(Ziy Birr). Oruç ayetinin de yine hepsini değil, sadece ilk ayeti olan Bakara süresi 183. ayetidir. Çünkü orada aradığımız takva ile ilişki kurulmuştur. Yani oruç takva türünden ubudiyettir. Takva ise siyasal, sosyal ve ekonomik eşitliği kurarak, mazlum ve mağdur üretmeyen bir adil sitemi işin ta başından kurmaktır. Bozuk ve fesat sınıflı sistemine devamla fakirliği sistemin hatasıyla devamlı hale getirip kodamanlara sığınma mecburiyetinde bırakıp, (bu günkü oruç gibi) mihnet altındakilere bir kemik atmak asla ismi İslam olan ve kuranla gelen dinin yardımlaşma biçimi değildir. Araf–157 ve Bakara–177 buna izin vermez. Kuran emri mülkte iştirakle ifsadın(İtidalin aşılması) kökünün kazınması için gelmiştir. Yani dernek ve vakıflarla kapitalizmin ömrünü uzatmayı önlemeye, sosyal hukuk devleti kurularak sınıfsız ve imtiyazsız sistemi kurmaya BİRR ve TAKVA der Kur'an. Takva olmayan hiçbir kurum İslami değildir(Bakara–2). Bu din şu adamdan-şu zevattan-şu makamdan -şu kurumdan fetvalarla kaytaranlara değil, yukarıda anlatılan takva biçimini şeksiz şüphesiz içine sindirenlere ancak fayda verecek bir kitaptır Kur'an.

      Öyle ise, Bakara süresi 183. ayeti yazalım;

      “Ey İman sahipleri, oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi, sizin üzerinize de yazılmıştır… BU SAYEDE KORUNMANIZ UMULMAKTADIR. “

      Ayette, Vikaye kökünden gelen “İttika” kavramı kullanılmaktadır. İttikayı hafızamızda tutmakta fayda vardır.
      İTTİKA: Sakınmak, çekinmek, günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek. TAKVA İLE AMEL ETMEK (Salih amel)

      En başta da mülk tutkusundan korunmaktır takva. Çünkü kazancı haram olanın duasına itibar edilmez. Bu dua seccade namazı dahi olsa(Maun suresine bakınız). İnsanların çoğu mahrum kalacakları korkusuyla biriktirdiklerine itibar ederler. Zenginler Allah’a değil, mahrum kalmak korkusuyla mülke itibar etmişlerdir.

      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      Last edited by galipyetkin; 15. June 2015, 05:54 PM.

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #138
        Bölüm-2

        Şimdi, “Birr” kavramının Kuran’ca mükemmel tanımının yapıldığı Bakara süresi 177. ayetini verelim. Çünkü insanlar maddi terakkide yarışıyor, Birr’de yarışmıyorlarsa Maide–2.(Allah O; tanrı ve tanrıcılık yoktur, Sadece "HÛ". Hayy'dır, Kayyum'dur) ayetini inkâr etmiş olurlar. Onu dar anlamda anlayanlara ve oruçları da kısır kalanlara, takvaya sarılmayanlara nasıl bir açıklama yapılıyor görelim. Bu ayet bize "namazda yönünüzü kıbleye dönmenin" sosyo ekonomi politik anlamını bilmiyor ve onu sistem yapmaya yanaşmıyorsanız, nereyi kıble yaparsanız yapın fark etmez deniliyor.

        Mescid'il haram'ı kıble bilmek aşağıdaki sosyo ekonomik devrimi gerçekleştirip ona göre yaşamaktır. Çünkü yöneldiğiniz bir coğrafi odak değil, orada temizlenmeyi seven ve mülkte iştirak içinde yaşanan" havra ve manastırların anasına(beyt'el atiyk'e/"İbrahim Peygamberin Beyt'ine"), dinin aslına yönelmiş olduğunuzu mutlaka bilmeniz gerekir.

        Kur'an Bakara süresi Ayet 177 şöyle:
        “Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz Muhsinlik değildir. BİRR sahibi o kişidir ki, Allah’a, Ahiret gününe, Meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır, Yakınlara, Yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir. Salatı ikâme eder, zekâtı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdır. Bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanlarında sabırlıdırlar. İşte bunlardır özü ile sözü bir olanlar. İşte bunlardır KORUNAN TAKVA SAHİPLERİ”

        Bir ülkede hala alınan ücretler fakirlik ve hatta açlık sınırının altındaysa sen kime özgürlüğünü verdin de müminim diyor "namaz" kıldığını iddia ediyorsun. İşte maun suresine bak, insanlara MAUNET vermemişsin, kamulaştırılan maunet sistemi olan sosyal devleti de kurmamışsın ki bu insanlar asgari ücrete mahkûmiyet esaretinden kurtulmamış. Onun için Maun suresi seni “Özü sözü doğru olmayanlar” olarak ilan etmektedir.

        İşte bu mükemmel bir ayet, mükemmel bir tanım. İslam’ın beşe ayrılan şartını bir anda, bir tek yerde, bir bütün halinde sunan. Takva ve vera üzere yaşayanları tarif eden.

        Bakınız hami-Mahmi(koruyan-korunan) sisteminde olduğu gibi, zengin olayım da sana yardım ederim demiyor, şartlar ne olursa olsun, başkalarına angarya çalışanları ve bundan kurtulmaya çalışan, köle ruhlu olmayanları kurtarmak için varını yoğunu harcıyor Muhsin (güzel ahlaklı). Ahdine vefalı, Allah’ı çok seviyor ve onun rızası için hayatını ortaya koymuş, Muhsin insan. İşte mümini de ehli kitabı da davet edeceğin din budur. Selam ona İsa’ya inanmak ve İncil ile Tevrat isimli kitabı tasdik etmek de budur.

        "Araf:157-Onlar, öyle kişilerdir ki ellerindeki Tevrat'ta ve İncil'de de yazılmış olarak bulacakları şeriat sahibi Ümmi Peygambere uyarlar ve o, onlara iyiliği emreder, kötülükten nehy eder onları ve temiz şeyleri onlara helal etmededir, pis ve kötü şeyleri haram etmede. Sırtlarındaki ağır yükleri indirmededir, bağlandıkları zincirleri kırmada. Artık ona inananlar, onu ululayanlar, ona yardım edenler ve ona indirilen ışığa uyanlardır kurtulanlar, muratlarına erenler."


        Şimdi bakalım, iki bin altı yüz yıl öncede İsrail oğulları oruçta kaytardılar mı? Yoksa onu hakkı ile mi tuttular? Yani insan haklarından titizlikle korunarak yaşadılar mı?(Bkz. Tövbe–108) Bu beş şartın arasını ayırdılar da, “Eyyamı Ma’dudat” mı yaptılar. Yani hayatlarını parça parça ayırıp, şu namaz olarak ibadet zamanı, şu oruç olarak ibadet zamanı, şu zekât olarak verme mevsimi, şu Hacc olarak ziyaret zamanı, şu da dil ile şahadet getirme zamanı diye günü, ayları, yılı kısım kısım mı yaptılar? İnfakı ise kitaptan sildiniz mi?(bkz.Bakara219/2).Ubudiyeti buralara koyup, kendilerine ubudiyet dışı yaşama sahaları, serbest bölgeler(yer) mi ayırdılar?.Yoksa onu, burada tanımlandığı gibi mi yerine getirdiler de, İşaya Peygamber bilgiçlik taslayıp, adamlara şeriatı yeniden öğretmeye mi kalktı da eski köye yeni adet getirmeye çalıştı?

        Bir başka açıdan; Acaba Kur'an oruca İhsan(karşılık beklemeden yapılan yardım) olarak bakarken, onu Birr olarak tanımlayıp, takva türü inanç ve yaşam biçimi olarak alırken, bu şimdi mi böyle anlaşıldı, yoksa eskiden beri Allah’ın oruç haklardan korunarak yaşama /muhsinlik emri böyle de, biz mi farkında değiliz, görelim. Yani hayatın ve ubudiyetin takva üzere yaşanmasının genel adı mıdır oruç.

        Evet, Oruç Mesih kavramıyla anlamdaş olup, takva ve vera üzere görev ve sorumluluk bilinci içersinde yaşayarak kâmil insan olmaktır. Vera üzere yaşayan selam ona İsa’ya bunun için Mesih denmiştir. Çünkü bu ifadenin bir anlamı da “Oruç ehli” olmaktır (aç kalmak değildir).

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Last edited by galipyetkin; 5. October 2014, 10:58 AM.

        Comment

        • galipyetkin
          Uzman Üye
          • Sep 2011
          • 1389

          #139
          Yukarıdaki paragrafta İşaya Peygamber'den bahsetmiştik.Asırlar önce İsrailoğulları'na Peygamber olan İşaya bakın ne demiş.(daha evvel de İşaya'nın dediklerini etraflı yazmıştık(http://www.hanifler.com/showthread.p...1807#post11807). Aynı zamanda Sayın Hakkı Yılmaz'ın "İşte Kur'an adlı eserinde de anlatılır. Yinelemekte fayda var.)


          İŞAYA PEYGAMBER'E(Bakara-183.ayetindeki "sizden(yani bizlerden) öncekilere") TEKÂMÜL ETMİŞ ORUCUN TANIMINA İLİŞKİN VAHYEDİLEN AYETLER.

          Bunu öğrenmek için İşaya Peygamber'in kitabının 58. Babında, buna ilişkin açıklamalar vardır. Bu Babın 1 ila 8. ayetleri arasında bu konu yer almaktadır. Şöyle ki;

          “Yüksek sesle çağır. Esirgeme sesini. Boru gibi yükselt ve Yakup evine SUÇLARINI BİLDİR “

          “ Halbuki her gün beni arıyorlar(Rızamı arıyorlar). Ve yollarını bilmekten hoşlanıyorlar.ADALET ETMİŞ ve Allah’ın hükümlerini bırakmamış bir millet gibi, benden doğru hükümler soruyorlar.Allah’a yaklaşmaktan hoşlanıyorlar “

          “Niçin oruç tuttukta görmüyorsun, canımızı( nefsimizi) alçalttıkta bilmiyorsun diyorlar”

          “İşte siz orucunuz gününde işiniz peşindesiniz(şahsi işlerinizi kovalıyorsunuz, ferdiyetçi bir toplumsunuz) bütün işçilerinizi sıkıştırırsınız.(verimi arttırmak ve çok kâr etmek için az ücret çok iş istersiniz…) “

          “İşte siz kavga ve çekişme için ve kötülük yumruğu ile vurmak için oruç tutuyorsunuz (rekabet ve yarışı bırakmadınız, sureti haktan görünmek, göz boyamak için ) bugün öyle oruç tutmuyorsunuz ki,yüksek yere ( Allah katına) sesinizi işittiresiniz.”

          “BENİM SEÇTİĞİM ORUÇ, İNSANIN CANINI ALÇALTACIĞI GÜN (nefsinin kibrini ve hevâsını kırmak, Kânit olmak,mütevazı olmak..) böyle mi olur. Saz gibi başını iğmek ve altına çul ve kül sermek mi? Buna mı oruç, Rabbe makbul gün diyorsunuz?”


          Bu eleştirilerden sonra Allah tıpkı Bakara 177. ayetteki Oruç tanımını yapıyor.

          “KÖTÜLÜK ZİNCİRİNİ AÇMAK, BOYUNDURUK BAĞLARINI ÇÖZMEK, EZİLMİŞ OLANLARI HÜR OLARAK KOYVERMEK (işçi olarak sıkıştırıp çalıştırmak değil onları iş sahibi yapmak) VE HER BOYUNDURUĞU KIRMAK. BENİM SEÇTİĞİM ORUÇ BU DEĞİL Mİ ? “

          “KENDİ EKMEĞİNİ (ihtiyaç içinde iken,dolup taşıp meleleşmeden kendisine lâzım olduğu halde onu diğerkamlılıkla başkasına veren îsâr sahibi…) AÇ OLANLA PAYLAŞMAK( zengin olup vardan değil, ancak kendine yetecek kadarken bölüp vermek) YURTSUZ DÜŞKÜNLERİ KENDİ EVİNE GETİRMEK ( yolcu ve yolda kalmışlar) VE ÇIPLAĞI GÖRÜNCE ÜSTÜNÜ ÖRTMEK VE KENDİ ETİNDEN OLANDAN (adem oğlundan/insan cinsinden) KAÇINMAMAK DEĞİLMİ ?



          Dikkat edilirse son paragrafta aynen Bakara suresi 177. ayette önemle vurgulanan BİRR tanımlanmaktadır. Zaten Araf-157. ayet bize Kuran’ın iniş sebebinin ve Resulullah’ın gönderiliş sebebinin ezilenlerin esaret zincirini kırmak olduğunu açıklar. Bu zincir özelleştirme zinciridir. Sosyal devletten uzaklaşmak dalalettir. Adalet ve rahmet kamulaştırmak ve insanların geleceğini toplumun birbirine karşılıklı kefil oldukları Beyt ehli olarak yaşamasının yolunu açmak ve sistemini kurmaktır(Kureyş suresi). Bunun zıttı ise, hürriyeti hararetli olmak olarak algılayarak bina ehli(Özel mülkiyete ağırlık vermek) olmaktır. Oysa bize emanet edilen iki şeyden birisi Kuran, diğeri bina ehli olmayı terk ederek Beyt ehli olmak, cimrilik olan liberalizm-Kapitalizmi terk ederek sadık dostlar toplumunu oluşturarak, üzerinde insan ve kul(canlı cansız varlıkların) hakkından zerre bile taşımadan ahirete göçmektir. -Leyl-17.18.19-. En çok korunan ise ondan uzaklaştırılacaktır. O ki, arınmak için zenginliğini başkalarına harcar bunu ne kendisine karşılık bekleyerek yapar, ne de kendisine yapılanların karşılığı olarak.

          Bunun yolu da yine Leyl suresinin 5,6,7, ayetlerinde (Kim ihtiyaçtan fazlasını verır ve ondan korunursa;El Hüsnâ'yı (en güzelini hakikatim diye) tasdik ederse;Böylece ona en kolayını kolaylaştırırız.) gösterilmiştir. Bu da "Özel mülkiyet"in sınırlanması ve işlerin birleştirilmesidir.

          İşlerin ayrı ayrı olduğu liberalist kapitalist sistem ve özelleştirmecilik işlerin ayrı ayrı , amaçların ayrı ayrı ve kalplerin de ayrı ayrı olmasına sebep olan hal Kuran’da Usr- kapitalizm olarak tanımlanıp bundan kaçınılması emredilmiştir(Leyl-4: Muhakkak ki çalışmanız, elbette farklı amaçlara dönüktür.)

          Saygılarımla
          Galip Yetkin
          Last edited by galipyetkin; 2. October 2014, 12:56 PM.

          Comment

          • bartsimpson
            Super Moderator
            • Mar 2012
            • 692

            #140
            galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
            Kafama takılan bir şey ve beni rahatsız eden bir husus var.

            Şu:

            Bakara 185
            Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.

            Biz ".... ramazan ayı/onda...." dendiği zaman takvime bağlanmış, içerisinde ay takvimine veya güneş takvimine göre kümelenmiş günleri anlıyoruz.

            Fakat biliyoruz ki Arablar takvimi Peygamberimizin vefatından sonra, hicret başlangıç olmak üzere, ay hesabına göre kullanmaya başlamışlar. Takvimden evvel de bir olayı hatırlamak için de evvelki bir meşhur/maaruf/herkesçe bilinen bir başka bir olaya atıf yapmışlardır; ki meselâ "Bedir savaşı", "Fil olayı"... gibi

            Bu ayetin inzal edildiği zamanda "Ramazan diye bir ay yoksa orucun zamanlaması nasıl ve neye göre plânlanacaktır.

            Sayın Hasan Akçay, senelerdir "21 Temmuz'dan (Sayın Hasan Akçay'ın bir sonraki yazısı ve doğru ikazı ile Haziran olarak değiştirilip, anlaşılmalıdır) sonraki dolunaydan , kaybolmasına kadar geçecek zamanda" deyip durmakta fakat dünyanın elips şekli ve Arabistan'ın konumu, uydu veya uçaklarla dünyayı turlayabilme imkânı göz önüne alındiğinda, hesabın "Allah hesabı" değil, "Hasan Akçay ve O'nun gibi düşünenlerin hesabı" olduğu anlaşılıyor. Çünkü bu beyefendilerin düşüncelerinde hep "ay" veya "güneş" hareketlerine göre hesap edilip de sınırlandırılmış bir zaman dilimi yer edinmiş. Takvim tanziminin esası budur; fakat:

            Acaba "Ramazan" olarak önümüze sürülen şey başka bir şey olamaz mı? Başımıza gelecek bir olay, bir felaket veya bir belâ olamaz mı?.
            ,
            "Ramazan ayı" diye sunulanın esasında "ay/belirli sayıdaki günler küme'si" olmadığı ve "şehr" ifadesi ile de sayı veya günlerinin, saatlerinin ve yıllarının sınırlanmadığı bilakis "eyyamen medudat" olduğu belirtiliyor ki bu ifadenin de bir veya iki elin parmakları sayısı kadar olduğu ifadesi ise uygun olmayıp Yahudiler'in kendi kafalarından uydurdukları "cehennemde kalma" müddetidir ki benim anlayışıma göre bu ifade, üzerine gitmekle, savaşılmayla alt edilebilecek ve sınırlandırılabilecek/miadlandırılabilecek/iddete bağlanabilecek bir olayı ifade ediyor.

            Rahmeti üzerine almış olan Allah aç kalın der mi? Bir de yanında "su da içmeyin" dedirtiyorlar.

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin
            Bu konu benim de kafamı hep kurcalamıştır.

            Hani saadettin teksoy kutuplara gittide namaz kıldı ya "vakti nerden biliyorsun diye sordular"

            kutuplarda 6 ay gündüz 6 ay gece ya neymiş en yakın meridyendeki saat dilimine göre hesap edilecekmiş

            oruçta aynı bu duruma göre ...

            şimdi komediye bak...

            curiosty rover marsa indi 100 yıla kadar insan yerleşimine başlanacak.

            dünya ile arada sinyal ile haberleşmek 20 dk sürüyo.

            düyada ezan okundu marsta 20dk sonra haber alınacak.

            dünyada oruç başladı marsta 20 dk sonra duyulacak (gitti oruç)

            artık marstan dünyaya müslümanlar için vakitli ibadet turları düzenlerler.

            düzenlerlerde gidiş dönüş 18 ay :P

            aman marstan öteye gitmeyelim durum vahim

            e hani kuran hükümleri evrenseldi.

            demek ki neymiş bilim şeytan işi, otur dünyada kıçının üstünde, gitme bi yere öküzün trene baktığı gibi aya bak, ibadetini öyle yap.
            Last edited by bartsimpson; 2. June 2014, 09:48 PM.
            "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

            Comment

            • khaos
              Uzman Üye
              • Apr 2012
              • 346

              #141
              islam da
              hristiyanlık ta
              musevilik te
              budizm de
              hinduizm de
              taoizm de
              brahmanizm de
              jainizm de
              maniheizm de
              keltler de
              eski roma da
              eski yunan da

              kimi zaman
              işlenmiş günahların dünyada çekilmesi için, kimi zaman nefsi terbiye etmek yada acı çekmek için, kimi zaman insani arzulardan kurtulmak için, kimi zaman sağlık ve geç yaşlanmak için, kimi zaman felaketlerden korunmak için,kimi zaman da dinde veya tarikatte yükselmek için

              BAKARA - 183
              Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.
              (FOR RAVEN)

              Comment

              • khaos
                Uzman Üye
                • Apr 2012
                • 346

                #142
                Jaluit / Marşal Adaları
                UTC/GMT+12:00
                Tarih İmsâk Akşam
                27 haziran 2014 05:03 19:04


                Medine / Suudi Arabistan
                UTC/GMT+03:00
                Tarih İmsâk Akşam
                27 haziran 2014 03:52 19:21


                Arhus / Danimarka
                UTC/GMT+02:00
                Tarih İmsâk Akşam
                27 haziran 2014 01:23 22:20


                Ontario / Kanada
                UTC/GMT-04:00
                Tarih İmsâk Akşam
                27 haziran 2014 02:59 21:10


                Honshu (Kyoto) / Japonya
                UTC/GMT+09:00
                Tarih İmsâk Akşam
                27 haziran 2014 02:42 19:21
                (FOR RAVEN)

                Comment

                • Hasan Akçay
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 826

                  #143
                  Bu ayetin inzal edildiği zamanda "Ramazan diye bir ay yoksa orucun zamanlaması nasıl ve neye göre plânlanacaktır.

                  Bakara 185'in inzal edildigi zamanda Ramazân diye bir ay var ki
                  ayette sehru ramazân geçiyor.

                  Peki olmayan ne?

                  Hicrî takvime musallat edilen
                  kamerî yıl ile gökteki aylarin arasinda
                  kurgulanan bag.
                  Olmayan o.

                  ZAMAN KAVRAMI
                  kamerî yilin "sehr"lerinde yok;
                  gökteki "sehr"lerde var.

                  Dogum vakti sehru ramazân olan bir insan hangi mevsimde dogdugunu
                  kamerî yilin "sehr"ine göre açiklayamaz; gökteki "sehr"e göre açiklar.

                  Bundan ne anlasilir?

                  Ayetteki SEHR
                  kamerî yilin "sehr"lerinden biri degildir.
                  Bu anlasilir.

                  Ayetteki SEHR gökteki ay olup Allah onu onüçüncü ay yoluyla vakten SABIT hale getirmis ve böylece zaman kavramiyla donatmistir.

                  Kamerî yildaki "sehr"lerden kastin gökteki aylar oldugu ise bos bir iddiadir çünkü kamerî yilin "sher"leri vakten OYNAR; zaman kavramina o yüzden sahip degildir.

                  Kisacasi, ayetin inzal oldugu devirde
                  gökte aylar var;
                  onlardan biri olan sehru ramazân var.

                  "Savm"in zamanlamasi gökteki aylara göre planlanacaktir.

                  *

                  "Allah SEHRU RAMAZÂN diyor ama BELA ANI demek istiyor, ZORLUK ANI demek istiyor" iddiasina gelince...
                  Benim deger yargilarimin içinde "Allah onu diyor ama benim dedigimi kastediyor" keyfîligi yok.
                  Allah ne diyorsa onu kastediyor.

                  Içinde SEHR geçen ayetleri okudugumda benim anladigim, SEHR "29 gün 12 s 44 dk 3 sn"lik zaman uzunlugudur, kisacasi GÖKTEKI AY.

                  Allah "eshurul hurum çikinca" dediginde
                  "haram aylar çikinca" diyor (9:5);
                  her biri 29 gün 12 s 44 dk 3 sn olan dört birim dolunca.

                  Allah müsriklere "Yeryüzünde dört ay dolasin!" dediginde (9:2)
                  onlari dört ay hapsedip ZORA sokmuyor, dört ay ÖZGÜR birakiyor.

                  Sehru ramazân "haram aylar"in ilkidir. Savas yok, kan dökme yok onda; baris var; özgürlük var. ADI üstünde, "sicak ay"dir sehru ramazân. Sicak aylarda yavrulayip yavrularini büyütmekle mesgul av hayvanlarini öldürmemek var (5:2, 5:95). Hayat var. Ne belasi!
                  Last edited by Hasan Akçay; 26. February 2026, 06:30 AM.

                  Comment

                  • Hasan Akçay
                    Uzman Üye
                    • Dec 2010
                    • 826

                    #144
                    Rahmeti üzerine almış olan Allah aç kalın der mi? Bir de yanında "su da içmeyin" dedirtiyorlar.

                    "Aç kalmak, su içmemek size zor gelse bile aç kalin, bi de su içmeyin!"
                    demiyor zaten.

                    "Yutîkûne" diyor.

                    YUTÎKÛNE
                    ki onlar zorlukla güç yetirirler
                    demek.

                    Iste onlar oruç tutmayacak.

                    Oruç tutmaya zorlukla güç yetirenlere düsen,
                    bir yoksulu doyurmaktir,
                    alellezîne yutîkûnehu fidyetun taâmu miskîn.
                    Last edited by Hasan Akçay; 5. June 2014, 10:23 AM.

                    Comment

                    • galipyetkin
                      Uzman Üye
                      • Sep 2011
                      • 1389

                      #145
                      Sayın Hasan Bey.

                      Adam zar da olsa zor da olsa orucunu "tutmuş". Şimdi Allah, aç ve açıkta kalınmayan bir sosyal devlet kurmuş olan müslümana Kitap yolu ile "sen oruca zorlukla güç yetirdin, bu nedenle de bir yoksulu doyur bakalım" mı diyor? Kur'an'ın düzeninde, yani Sosyal Hukuk Devletinde/Toplumunda "yoksul" yok ki.

                      Orucu öyle veya böyle yerine getirmenin mükafatı mı bu?

                      Zorluk çekmeyenlere bu imtiyaz, ayrım niye?

                      Saygılarımla.
                      Galip Yetkin.
                      Last edited by galipyetkin; 18. December 2020, 02:46 PM.

                      Comment

                      • Hasan Akçay
                        Uzman Üye
                        • Dec 2010
                        • 826

                        #146
                        "sen oruca zorlukla güç yetirdin, bu nedenle de bir yoksulu doyur bakalım" mı diyor?

                        Oruca zorluk ile güç yetirenin oruç tutmasi
                        farz degil ki Allah böyle bir sey desin.

                        Oruç tutmak durumunda olan kisi
                        kolayca tutabilecekse tutacak;
                        zorlanacaksa tutmayip bir yoksulu doyuracak.

                        Zorluk diye bisey söz konusu degil.

                        Comment

                        • galipyetkin
                          Uzman Üye
                          • Sep 2011
                          • 1389

                          #147
                          Sayın Hasan Bey.

                          Hem müslüman olacaksın hem de kurduğun Medine gibi bir sosyal hukuk devletin olacak, hem de ele güne muhtaç kişiler, yosullar olacak.....! Bu olası bir şey mı? Bu bir.

                          Kur'an'ın neresinde Bakara 177. ayetini boşverip de bir öğün atlatın, yani sabahın köründen akşamın karanlığına kadar aç bilaç dolaşın, su da içmeyin deniyor. Yok böyle bir şey. Bu İsfahani denilen adamın kuralı. Bu iki.

                          Diyelim ki İsfahaniye kul oldun ve onun görüşünü kural olarak kabul ettin ve açlığa kendini mahkûm ettin. . Kur'an'ın getirdiği "mizanda vezin" kuralı gereğı ekonomik güç bakımından bütün müslümanlar eşittir. Bir kişi fakirse herkes fakir; bir kişi zenginse herkes zengindir. Bu durumda hangi miskini doyuracaksın. O işi zaten devlet yerine getiriyor.

                          Hadi diyelim ki 29 gün bir miskini doyurdun. Diğer miskinler ne olacak? Senenin kalan günleri miskinler ne yapacaklar?

                          Acaba ben oruca güç yetirebilenlerden miyim?

                          Diyelim ki ben oruca güç yetirenlerdenim. Ailemde de bu vasıfta daha üç kişi var. Peki; aç ve susuz kalıp da yemek için harcanmayan para bir ay içinde bir meblağ tutacak.

                          Bu ihtiyaç fazlası.

                          İslamın kurduğu sosyal hukuk devletinde miskin olsa bile fakir, fukara yok. Eeee..... Bu "ihtiyaç fazlası" ne olacak.

                          Saygılarımla.
                          Galip Yetkin.
                          Last edited by galipyetkin; 8. June 2021, 11:48 PM.

                          Comment

                          • Hasan Akçay
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 826

                            #148
                            Orucun gerekçesi
                            inananlarin
                            muttaki olmasi:

                            Inananlar! Muttaki olun diye oruç sizden öncekilere oldugu gibi size de yazildi - leallekum tettekûn. (2:183)

                            Muttaki olmak
                            ben-odakli tavirlardan uzak
                            özgeci olmaktir.

                            Hz Muhammed döneminde bu, Allah için savasmayi gerektirmis çünkü inananlar sirf "Rabbimiz Allah!" dedikleri için saldiriya ugramis, evlerinden yurtlarindan sürülmüsler (22:40). Onurlariyla, inançlariyla yasamak için savasmak zorunda kalmislar. Allah için savasmak öylesine gerekmis.

                            O ortamda kendisinin mümin oldugunu söyleyen bir insan eger Allah için savastan kaçarsa münafiktir;
                            ki müsrikten ve kafirden daha tehlikelidir çünkü arkadan vurur.

                            Münafigin en belirgin özelligi ise "Önce ben!" demesi.

                            Önce benim evim (33:13),
                            önce benim mallarim, önce benim ailem (48:10),
                            önce benim rahatim (9:81)...

                            Iste sehru ramazân denen "sicak dolunay"da Allah bir sûre indirmis (9:64, 81, 86, 124, 127; 47:20) ve inananlari kendilerini arkadan vuracak münafiklari farketme imkanina kavusturmus. FURKÂN: farkettiren (2:185).

                            Olay bu.

                            Islamin dogum günü sayilmasi gereken bir an. Allah bizden o ani yad etmemizi istiyor ki olaydan ders alalim, "Önce ben!" demiyelim. Önceligi Allah'in Kuran'da sayip döktügü erdemli tavirlara taniyalim. Hani khaos'un da sayip döktükleri.

                            Islamin o yasamsal anini yad etmek bir bakima insanlarin dogum günlerini yad etmek gibi bir sey. Yani önemli olan, iyi insanlarin dogmus olmasidir. Onun için örnegin "Iyi ki dogdun, Galip!" deriz.

                            "Sevdiklerimin dogumunu neden pasta yiyerek yad edecekmisim?" diye itiraz ediyor muyum ki "Islam tarihindeki yasamsal bi olayi neden yiyip içmekten geri durarak, kendimi tutarak yad edecekmisim!" diye itiraz edeyim?


                            *

                            Güzel kardesim,
                            sizin ihtiyaçtan fazla malinizi infak etmenize
                            oruç engel degil,
                            namaz engel degil,
                            hac engel degil,
                            sevdiklerinizin sizin dogum günü pastanizi yiyerek "Iyi ki dogdun Galip!" demeleri engel degil.

                            Allah
                            hac diyor ama sosyalist ögretim seminerini kastediyor,
                            umre diyor ama o ögretimin stajini kastediyor...

                            Eger konuyu bu türden
                            "Allah öyle diyor ama benim dedigimi kastediyor"lara getirecekseniz
                            beni bagislayin; ben almayim.
                            Last edited by Hasan Akçay; 5. June 2014, 03:09 PM.

                            Comment

                            • galipyetkin
                              Uzman Üye
                              • Sep 2011
                              • 1389

                              #149
                              Sayın Dostum bartsimpson.

                              Çeşitli kereler yazılarımda belirttiğim gibi ben hacc'ı "bir halden başka bir hale geçmek" diye, insanın yaşamındaki, yaşam tarzındaki değişiklikleri ifade etmeye çalıştım. Bu değişim çabalarının neticesinin "hacc ile" alınabileceğine Sayın Hakkı Yılmaz 'ın yazıları ve Sayın dost1-Halil Ay'ın tekrarlarından ve Sn Av. İlhami Çetin'in enfes yazılarından ve bu yönde ayetler üzerindeki düşüncelerimden elde ettim. Kur'an'da anlatıldığı gibi bencillik-mal toplama-kenz-kapitalizm ilk insan diye nitelenen Adem'den beri hükmünü sürdürmekte; yani insan hakları, hayvan hakları ve Allah'ın hakları halen gasp edilmekte....

                              Diğer kitapları tasdik ve değişik ifadeler ile nesh/nüsha eden Kur'an'ın ekonomik ve sosyal yönden (bazı yazılarımda sosyo-ekomomi politik diye geçer), "salât-ı ikâme ve zekât-ı ita", "Muminun:4-5 ve Nahl:71", "Mizanda vezin", ...... gibi kurallarla kollektivist bir yaşamı, şeriatı, İslâm'ın en önemli kaidesi olarak topluma empoze ettiği görülür. O halde başka insanların haklarından soyutlanmak ve "müslüman sıfatı"nı alabilmek için ilk iş, kişinin diğer insanların haklarından sorumluluğunu ortadan kaldıracak kollektivist yaşamı kabul etmesi gerekir.

                              Bu kollektivist yaşam "Kur'an'da gösterilen/Kur'an'daki kollektivist yaşam"dır. İşte bu yaşam şekline ulaşabilmek ve toplumsal düzeni kurup koruyabilmek için insanların bir eğitimden geçmesi gerekir. Kur'an'da anlatılan "Hacc'ı Ekber" de bu yönde yapılan bir seferberliktir. Buna çağrı(ezan) bir kere yapılmıştir ve devam etmektedir ve bir daha böyle bir eylem yapılmamıştır. İleride yapılabilir mi? Hayır çünkü süreç devam etmektedir ve bunu yapabilecek bir yetkili yoktur ve de olmayacaktır. Çünkü Muhammed son peygamberdir. Kur'an bunu boşuna yazmamıştır. Hristiyanların "Armageddon" dedikleri ve İsa Peygamberin gök yüzünden inip de bunlara önderlik edeceği varsayılan bir savaş sonrası yenilmeye mahkum bu güruh'un bir eğitime ihtiyacı olacak. Halen de müslüman olmak isteyenlerin böyle bir eğitimden geçmeleri gibi. Müftünün karşısına geçip "ben müslüman oldum; tasdik et" demekle müslüman olunmuyor ve doğurulunmuyor. Bir eğitimden geçip, ruhsal ve düşünsel bir evrim geçirip, yani bir halden başka bir hale geçip islama göç etmek/hac gerekiyor. (erbaate hurumun ve erbaate eşhurun ayrı bir bölümde tartışılmalı)

                              Yazılarımda hac için "Müslüman imal mühendisliği" ifadesini kullandım; bu ifadeyi Müslümanlığın ekonomik ve sosyal şartlarının yani şeriatının Müslümanlarla yaşamak isteyen Müslüman olmayanlara öğretildiği "Hacc'ı Ekber" gibi seminerler olarak gördüm ve Allah'ı, bir Müslümanın tanıyışı gibi tanımaları için bir baskı olmadığını, Allah'ın Peygamber'ine "onları bana bırak" demesi sebebiyle kişisel vicdanla ilişkili olduğunu tesbitle bu yönün seminerlerde konu edilmemesi gerektiği tarafımızdan anlatılmaya çalışılmıştı. Bu gereksinmeleri de (bu günkü değil) "Diyanet" gibi kurumların yüklenmesi gerekir.
                              Müslüman toplumda doğanların ise bu şeriat ve artı olarak ilahiyat yönünde yürümeleri için ilk öğretimden başlayan bir maarif-eğitim sistemi kurup (bu günkü din dersleri gibi değil tabii ki) eğitime tâbi tutulmaları, ama olacakları hali kendilerinin seçmelerine izin verilmesi gereklidir ki nasıl edebiyatçı olacak bir kişiye lise sona kadar matematik de öğretiliyor; işte öyle. İşte bu eğitim her yönüyle "müslüman imal mühendisliği" olmalıdır.
                              Ve bu aşamalardan sonra sizin proğram düşünülmelidir.
                              Tabii ki yazdıklarım, söylediklerim "bence...".

                              Saygılarımla
                              Galip Yetkin
                              Last edited by galipyetkin; 26. May 2017, 04:23 PM.

                              Comment

                              • khaos
                                Uzman Üye
                                • Apr 2012
                                • 346

                                #150
                                Galip abi
                                Hacc ı ekber için bir kere yapılmıştır.Daha da yapılmamıştır diyorsun ya
                                Şu yazıyı yazarken aynı anda televizyonda açık.Bir sürü Trol tipli yaratığın sözde İslam adına yaptığı infazları seyrediyorum.
                                Ve kafamda diğer müslüman coğrafyası canlanıyor.
                                Düşünüyorum da abi bize Armageddon dan fazlası lazım.
                                Murat Bardakçı nın bir yazısında bahsettiği Şerif Hüseyin in Türkler e karşı cihad ilan ederken kullandığı argümanlara bakarmısın.

                                Türkler dinden çıktılar. İslâm'ın kanunlarını ve geleneklerini ihlâl ediyorlar. Artık Allah'ın emirlerine uymuyor, emredilenin aksini yapıyor ve biz Araplar'ın asırlardır devam ede gelen âdetlerine saygı göstermiyorlar.
                                Arap adetleri? Cihad sebebi
                                Belki de sorun burdadır.Yüzyıllardır Hacc ı ekber' in bir daha yapılamamasının
                                Last edited by khaos; 22. June 2014, 05:29 PM.
                                (FOR RAVEN)

                                Comment

                                Working...