ABDEST nedir, kaça ayrılır, ne için gereklidir? Abdesti neler bozar?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #31
    Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
    Merhaba.

    Benim aklima
    baska sorular da
    geliyor:

    Örnegin

    -Inananlarin askerleri
    "salât"i

    cephede

    KIYAM edip "secde"ye vararak
    yerine getirirler (Nisâ 101-103).

    -Eger salât
    egitim-ögretim ve sosyal yardim
    ise

    KIYAM ve SECDE
    bunun
    neresinde?

    -Allah sizi uyariyor:

    kafirler
    sizin silah ve esyanizdan uzak bir âninizi kollamaktadir;
    bir saldirisla üzerinize cullanacaklar.

    Böyle bir andaki ruh haliniz

    egitim-ögretim ve sosyal yardim calismasini
    kaldirir mi?

    -En taksurû min es-salât,
    o salâttan eksiltmeniz de gerekiyor.

    Yani vakit yok.

    O dar vakitte
    neyin "egitim-ögretim ve sosyal yardim"ini
    gerceklestireceksiniz?

    Cevap: Kurân'in egitim-ögretimini...

    Iyi güzel de
    askerleriniz can derdinde
    siz "Sana kadinlarin aybasi halini soruyorlar" diye baslayan bir "egitim-ögretim"in derdindesiniz...

    O askerlerin
    oracikta
    sizi
    bakislariyla öldürmeyeceginden emin misiniz?

    Arti,

    "Kurân'i tane tane oku; acele etme!" diyen Allah
    onaylar mi bu yaptiginizi?

    Sevgi ile,
    Hasan Akcay
    Sevgili Hasan ağabeyimiz,

    Size de teşekkür ederim. benim daha sonra soracağım sorulardan bir tanesini siz burada güzelce açıklayarak sormuşsunuz.

    Sevgili Halil ağabeyimiz, önceki sorularımı cevapladıktan sonra, diğer sorularımda olacak...

    Bu şekilde namaz konusu daha belirginleşecektir diye düşünüyorum...

    selam ve saygılarımla...
    aorskaya

    Comment

    • dost1
      Site Yöneticisi
      • Sep 2008
      • 1905

      #32
      Selamun Aleykum! Değerli Aorskaya Kardeşim!

      Size yeniden okur musunuz dememin nedeni:

      aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
      Selamun aleyküm,

      Sayın dost1,

      yazınız üzerine bazı sorularım olacaktır. Uygun olduğunuzda cevaplamanızı rica ederim.
      ...

      4- “Salat yapılması gereken farzdır” diyerek, farzın ne demek olduğunu açıklayarak cümleyi bitirmişsiniz. Bu cümlede, sadece salata farzdır deyip, sizin deyiminizle “tazarrulu dua”ya farzdır demediğinize göre, o farz değimlidir? Kişinin isteğine bırakılmıştır?[/B][/FONT]
      ...

      dost1 Nickli Üyeden Alıntı
      Selamun Aleykum! Değerli Sevginur Kardeşim!
      ...

      Namaz/tazarrulu dua yapılması gerekendir/farzdır.

      Dua edilirken önce Allah üstün vasıflarıyla anılıp O'na hamd edilmeli, sonra kişisel istekler dile getirilmelidir. Fâtiha sûresi'nde öğretilen dua buna en güzel örnektir.

      Dua, hudû ve huşû içinde, umarak, korkarak ve ürpererek yapılmalıdır. Bu kuralın en iyi uygulanma zamanlarının, günlük gailelerden uzak bulunulan gece ve seher vakitleri olduğu kanaatindeyiz. Toplu olarak dua etmenin de hudû ve huşû duygularını canlandırması bakımından etkili olacağını düşünüyoruz.


      Rabbinize alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua edin. Kesinlikle O, haddi aşanları sevmez (A‘râf/55) emri, namaz adıyla meşhurlaşan niyaz şeklini ifade etmektedir. Bir kere daha ifade edelim ki, Kur’ân'daki namaz, işte bu âyetle emredilmiştir. Daha önce de defalarca zikrettiğimiz üzere “salât” sözcüklerinin malum namaz ile alakası yoktur.

      “namaz” sözcüğünün Farsça'daki “eğilerek saygı ile dua etmek” anlamı Arapça'da ve Kur’ân'da بالتّضرّع الدّعاء [ed-du‘au bi't-tezarru‘=alçala alçala; sürekli alçalarak yakarma] şeklinde ifade edilir. Nitekim bu ritüelin ana hatları, Rasûlullah'tan bize intikal etmiştir. Ne var ki, bunların bazıları, anlam ve kavram olarak mecrasından çıkarılmıştır.

      Âyetten anlaşıldığına göre namazda [Rabbimizin huzurunda dua anında] sürekli bir alçalma sergilenmelidir. Şöyle ki:
      Kul;
      • Saygılı bir şekilde durarak,
      • Ta’zim ve tekbir ile [Allah'ı büyükleyerek, Allah'ın her şeyden daha yüce olduğunu ifade ederek],
      • Bel bükerek,
      • Yere kapanarak,
      • Oturup boyun bükerek Allah'a yakaracaktır.

      Bu sürekli alçalış şekli, bizzat Rasûlullah'tan bize intikal etmiş bulunmaktadır. Nitekim günümüzde kılınan namazın şekli böyledir.

      Nisâ;134:Ve Allah'ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. Kim dünya sevabını istiyor idiyse; bilsin ki dünya ve âhiret sevabı yalnızca Allah katındadır. Ve Allah çok iyi işiten ve çok iyi görendir.

      A‘râf;29:De ki: “Rabbim adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O'na doğrultun ve dini yalnız Kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi O'na döneceksiniz.”

      A‘râf;55-56:Rabbinize alçala alçala ve gizlice/ açıkça göstererek dua edin; namaz kılın. Kesinlikle O, sınırı aşanları sevmez. Ve düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na, ürpererek ve rahmetini umarak dua edin. Kesinlikle Allah'ın rahmeti, iyileştirenlere güzelleştirenlere çok yakındır.

      A‘râf;180:Ve en güzel isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu onlarla çağırın. O'nun isimlerinde eğriliğe sapanları da terk edin. Onlar yapmakta olduklarının karşılığını yakında görecekler.

      A‘râf;205:Ve her zaman kendi içinden, korkarak ve alçala alçala, yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma!

      Bakara;186:Ve kullarım, sana Benden sordukları zaman; biliniz ki şüphesiz Ben çok yakınımdır. Bana dua edince, duacının duasına cevap veririm. O halde reşit olmaları için onlar da Bana karşılık versinler ve Bana inansınlar.

      Mü’min;60:Ve sizin Rabbiniz, “Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. Şüphesiz Bana ibadet etmekten büyüklenen kimseler yakında horlanmış olarak cehenneme gireceklerdir” dedi.

      Allah’a kul olduğunu belirtmek için “LA İLAHE İLLA ALLAH” diyerek kulluğunu yalnız Ona has kılmak isteyenin ALLAHINA YAKARMAMASI özellikle bunu TAZARRUAN YAPMAMASI düşünülebilir mi?

      ALLAHA ANCAK MÜSTAĞNİLER/ YAKARMAZLAR.
      Alak;6: Kella, innel'İnsane leyatğa;
      Alak;:7: En reahüstağna;
      Alak;8:İnne ila Rabbikerrüca';
      Alak;6,8: Hayır… Hayır… Dönüş Rabbine olmasına rağmen insan, kendini yeterli gördüğünde (zengin olduğuna inandığında), kesinlikle azar (tuğyan eder).
      Kaynak:İşte Kur'an

      ALLAHA KUL OLDUĞUNU BELİRTEN KİŞİ ACZ İÇERİSİNDE FAKİRLİĞİNİN/İHTİYAÇ SAHİBİ OLMANIN İDRAKİ İÇERİSİNDE AZİZ OLAN ALLAHINA YÖNELİR ONUN KARŞISINDA FAKİRDİR MÜSTAĞNİ DEĞİLDİR.
      RABBİ OLAN ALLAH’IN “Üd'u Rabbeküm tedarruan ve hufyeten, inneHu la yuhıbbul mu'tediyn” EMRİNE UYAR VE ed-du‘au bi't-tezarru‘=ALÇALA ALÇALA; SÜREKLİ ALÇALARAK YAKARMASINI SÜRDÜRÜR.


      Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
      Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
      Sevgi,saygı ve muhabbetle.
      Allah'a emanet olunuz.
      Halil Ay

      Comment

      • merdem
        Uzman Üye
        • Nov 2012
        • 1364

        #33
        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        sevgili merdem,
        Müzemmil 4. ve 5. ayetlerde abdesti nasıl buluyorsun?

        Bu surede, buraya kadar olan kısımda namazla ilgili bir hüküm varmıdır da bunları söylüyorsun?

        Abdest, sadece namazla ilgili olan bir ön şart değilmidir?

        “Maddi pisliklerden elbiseni/bedenini temizle ve arındır. .....(BU KADAR BASIT! suya da lüzum kalmadi )”

        Şimdi, bu söze dayanarak, elbisesi temiz, kendi yeni banyo yapmış birisi hatta "suya gerek kalmadı" dediğine göre banyoda yapmamış fakat banyo yapmasını gerektirmeyecek durumda olan birisi, bu şekliyle namaz kılabilir! diye kabul etmemizmi gerekir?

        Peki kuranda tarif edilen diğer abdest fazlalıkmı olmaktadır?

        Not: Müzemmil 4.ayetteki elbise diye çevirilenin de giysi olmadığını, kendi bedeni de olmadığını ayetleri en baştan iyice incelerseniz görürsünüz. Ayetler arasındaki ilişkiyi iyi yorumlamadığınızdan bu şekilde ilgisiz sonuçlar bulabiliyorsunuz.

        Yukarıdaki soruyu cevapladığınızda, müzemmil ile ilgili söylediklerimi detaylandıracağım...



        selamlar,
        aorskaya
        Sayin aorskaya kardesim,

        Birazcik dahi olsa ironie denen bir sey yok sizde, yukarida yazilardaki soru ve cevaplar, birilerinin sacma satirlarindan örneklerdir onlar. Ben böyle seylere güler gecerim.

        Anlatmak istedigim, zavalli insanlarimiz ne sorular soruyorlar ve ne cevaplar aliyorlar. Mühim olan sorulari dogru kisilere yöneltmektir, dogru kaynaklardan aramaktir.

        Benim niyetim burada sizlere ders vermek olmadigini elbette anlamissinizdir

        Saygilarimla

        Comment

        • aorskaya
          Uzman Üye
          • Aug 2009
          • 932

          #34
          merdem Nickli Üyeden Alıntı
          Sayin aorskaya kardesim,

          Birazcik dahi olsa ironie denen bir sey yok sizde, yukarida yazilardaki soru ve cevaplar, birilerinin sacma satirlarindan örneklerdir onlar. Ben böyle seylere güler gecerim.

          Anlatmak istedigim, zavalli insanlarimiz ne sorular soruyorlar ve ne cevaplar aliyorlar. Mühim olan sorulari dogru kisilere yöneltmektir, dogru kaynaklardan aramaktir.

          Benim niyetim burada sizlere ders vermek olmadigini elbette anlamissinizdir

          Saygilarimla
          Merdem kardeşim,

          İroni konusunda haklısın galiba... İmansızı, rivayetçisi, her şeyi aklınca çözdüğünü sanan cahili derken, ironiyi göremeyebiliyorum.

          Ama, senin yazım şeklinde bunu biraz zorlaştırıyor.

          Şimdi, burada yaptığın açıklamalardan sonra aynı cümledeki bazı yazıların sana ait olduğu anlaşılıyor. halbuki, cümlede aynı satırdan senin yazılarını devam ettiğinden, senin veya ötekilerin yazısını ayırmak güç oluyor.

          Bu yanlış anlamalara sebep olmamak için,

          alıntıladığın yazıyı ya [quote] (bitişinde aynı parantez içi / işareti ile başlayacak şekilde olmalıdır) aralıklarında yaz, yahutta alıntı yazıyı bütünüyle başka renk, kendi yazını da başka renk yap ki, hangi cümle senin yada başkasının anlaşılsın.

          Bizlere ders verme niyetinde olmadığını söylemene gerek yoktu. Böyle niyet olsun olmasın, benim bildiğimden daha doğru bir bilgiyle karşılaşırsam, onu ders olarak dikkate alır, dersime çalışır ve onu öğrenip kabul ederim.

          Bundan da en ufak bir şekilde gocunmam, aksine hatamı düzelttiğim için kendimi de buna yardımı olan kardeşimi de daha çok severim.

          Benim yazılarıma katılımınızda, küfür ve şahsi niteleme olmadıkça, hiç çekinmeden yazınız lütfen sevgili merdem.

          Senden de öğreneceğim çok şey mutlaka vardır diye düşünüyorum ve inşallah faydalanmayı da isterim.

          selamlar,
          aorskaya
          Last edited by aorskaya; 12. November 2012, 05:40 PM.

          Comment

          • merdem
            Uzman Üye
            • Nov 2012
            • 1364

            #35
            Selamun Aleykum Aorskaya Kardesim,

            Abdest konusunu baslatan siz oldunuz, burada kafa karisikligi yapilmasina lüzum yok.



            Hakki Yilmaz Hocamizin harika aciklamalari var, sitesinde görebilirsiniz ve yararlanabilirsiniz, eger konulari o siteden kopye edip yapistiracak olursaniz daha uygun olur. Ve aciklanmasi gerecek püf noktalari gözümüze carparsa o zaman hep beraber tartisiriz. Sayet aranan tema yok ise Hakki Hocamizin sitesinde, bir de ona sorarsak fena olmaz.

            Burasi ilkokul degil, asagi yukari her bir kardesimizin az cok bilgisi var ve de site arandiginda bir cok konularda anlasilir sekilde aciklamar var.Tam olarak tespit edemedim, acaba site kardeslerimizden Kur'an meali yapabilme kapasitesi olanlar varmi aramizda? Yanlis ve eksiklerimiz varsa, bizleri bu konularda aydinlatma yetkilisi Kardeslerimizden bahsediyorum.

            Bu gün her cocugun yapabilecegini yapmakla kalmiyalim; Ayetleri kopyeleyip yapistirmakla kalmiyalim lütfen.

            Tartisma konusu olacak baska temalar ortaya atilacak olursa bundan hepimiz faydalanabilir ve en uygun akla yakani kabullenebiliriz.

            Selamlarimla

            Comment

            • aorskaya
              Uzman Üye
              • Aug 2009
              • 932

              #36
              dost1 Nickli Üyeden Alıntı

              Rabbinize alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua edin. Kesinlikle O, haddi aşanları sevmez (A‘râf/55) emri, namaz adıyla meşhurlaşan niyaz şeklini ifade etmektedir.

              Bir kere daha ifade edelim ki, Kur’ân'daki namaz, işte bu âyetle emredilmiştir. Daha önce de defalarca zikrettiğimiz üzere “salât” sözcüklerinin malum namaz ile alakası yoktur.

              “namaz” sözcüğünün Farsça'daki “eğilerek saygı ile dua etmek” anlamı Arapça'da ve Kur’ân'da بالتّضرّع الدّعاء [ed-du‘au bi't-tezarru‘=alçala alçala; sürekli alçalarak yakarma] şeklinde ifade edilir.

              Nitekim bu ritüelin ana hatları, Rasûlullah'tan bize intikal etmiştir. Ne var ki, bunların bazıları, anlam ve kavram olarak mecrasından çıkarılmıştır.

              Âyetten anlaşıldığına göre namazda [Rabbimizin huzurunda dua anında] sürekli bir alçalma sergilenmelidir. Şöyle ki:
              Kul;
              • Saygılı bir şekilde durarak,
              • Ta’zim ve tekbir ile [Allah'ı büyükleyerek, Allah'ın her şeyden daha yüce olduğunu ifade ederek],
              • Bel bükerek,
              • Yere kapanarak,
              • Oturup boyun bükerek Allah'a yakaracaktır.

              Bu sürekli alçalış şekli, bizzat Rasûlullah'tan bize intikal etmiş bulunmaktadır. Nitekim günümüzde kılınan namazın şekli böyledir.
              Selamun aleyküm,

              Sayın dost1,

              "alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua" etmeyi nasıl namaz olarak bulabiliyorsunuz.

              Bu hem araf 55.ayette anlama ters düşmektedir, hem de vakitleri anlatan ayetlerde, namazla ilgili olarak salat yerine, [ed-du‘au bi't-tezarru‘=alçala alçala; sürekli alçalarak yakarma] deyiminin geçmesini gerekli kılar.

              Yine namazla ilgili ön şart olan abdest ayetlerinde de salat ifadesi namazı karşılamaktadır.

              Araf 55.ayetteki,"alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua" yı namaz olarak değilde, herhangi bir zaman veya mekanla sınırlandırmaksızın yapacağımız duanın şekli olarak kabul etmemize engel ne olabilir?

              Araf 55.ayeti önceki ve sonraki ayetlerle bir arada ele alıp anlamaya çalışırsak, burada geçen "alçala alçala ve açık-gizli dua"nın sadece dua biçimini gösterdiğini daha kolay görebiliriz.

              ARAF SURESİ ALINTILAR:
              50-51. Ve ateşin ashâbı, cennetin ashâbına, “Biraz su veya Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize aktarın” diye seslendiler. Onlar da, “Allah, dinlerini alaya ve eğlenceye alan, basit, iğreti hayata aldanan inkârcılara ikisini de gerçekten yasaklamıştır!” dediler. –Bu günle karşılaşacaklarını umursamadıkları, âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi, Biz de bu gün onları umursamayacağız [cezalandıracağız]–.

              52. Hiç kuşkusuz onlara, inananlar için, bir kılavuz ve rahmet olarak, tam bir bilgiyle detaylandırdığımız bir Kitap getirmiştik.

              53. Onun ilk plâna çıkmasından başka ne bekliyorlar? Onun ilk plâna çıkacağı gün geldiğinde, önceleri onu umursamayanlar, “Rabbimizin elçileri gerçekten bize gerçeği getirmişti. Acaba bizim için aracılık edecek aracılar var mı? Veya geri gönderilip de yaptıklarımızdan başkasını yapabilir miyiz?” diyecekler. Kuşkusuz kendilerini kayba uğratmışlardı. Uydurdukları şeyler de onlardan ayrılmıştır.”

              54. Şüphesiz ki sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş üzerine istiva eden, gündüzü, durmadan kovalayan gece ile bürüyen ve güneş, ay ve yıldızları emrine boyun eğmiş olarak yaratan Allah'tır. İyi biliniz ki yaratma ve emir sadece O'na özgüdür. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne cömerttir!

              55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Kesinlikle O, haddi aşanları sevmez.

              ********************

              50ve 51.ayete baktığımızda, cehennemliklerin istekleri ve isteğin karşılanmayacağı anlatımı,

              52.ayette de bunun gerekçesinin, yol gösterici olarak kitap indirilmesi olduğu,

              53.ayette de indirilen kitabı umursamayıp, o kitaptan sorumlu olduklarını akıl edemedikleri, ancak kitaptan sorulacakları gün geldiğinde ve kitap öne çıktığında yani kitaptan sorulduklarında ise; o kitabın gerçekleri içerdiğini anlayacaklarını, kurtuluş için başkalarını arayacaklarını yada geri gönderilmeyi isteyecekleri, ama kabul edilmeyerek hüsrana uğrayacakları bildirilmektedir.

              54.ayette ise rabbimiz kısaca yeniden hatırlatılarak, yaratma ve emrin sadece ona özgü olduğu, (başka emirler yerine, rabbin emirlerinin mutlaka yapılması gerektiği) ve (bunların yapılması halinde) rabbimizin çok cömert olacağı gösterilmektedir.

              55. ayette ise (işte bunların devamı olarak, öncekilerin durumuna düşmemeyi, rabbin tek yaratan ve tek emir sahibi olduğunu, isteklerinin yapılması halinde çok cömert olduğu hatırlanarak) rabbimize yalvara yakara, alçala alçala gizli/açık dua etmemiz gerektiği belirtilmektedir.

              Burada, namazla ilgili bir anlatımı ben bulamıyorum.

              Öncekilerin durumuna düşmemek için bu ayette dua etmek vardır. Üstelik namaz gibi belli vakitlerle sınırlama olmadan bu vardır. Üstelik bu dualar içinde abdest veya başka bir ön şartta belirtilmemiştir.


              Şu halde, bu ayetten namazı belirlemek, ayetin beklediği duayı sadece namaz gibi belli vakitlere hapsetmek olurki, bu önceden gelen anlatılanların durumuna düşmemek için her an yapılabilecek duayı sekteye uğratmak, kısıtlamak demektir.

              A‘râf;205:Ve her zaman kendi içinden, korkarak ve alçala alçala, yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma! [/QUOTE]

              Bu ayette de, sadece namaz vakitlerinde değil, (akla gelen ve imkan bulunan) her zaman alçala alçala, saygıyla ürpererek dua edilmesinin istenmesi de yukarıda bahsettiğim gibi namazı değil, duayı gösteriyor.

              sayın dost1, yukarıda belirttiğim nedenlerle sizin araf 55.ayetten namaz tespitinize katılamıyorum.

              Ayrıca; namazın farz olduğunu açıklamışsınız, ben onu görmemişim.

              Dolayısıyla, namazın farz oluşu ile ilgili sorularım dışındaki soruları uygun olduğunuzda cevaplamanızı rica ediyorum.

              saygı ve selamlarımla...
              aorskaya

              Comment

              • dost1
                Site Yöneticisi
                • Sep 2008
                • 1905

                #37
                Selamun Aleykum! Değerli Aorskaya Kardeşim!

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı

                1- Kuranda geçen “salat” deyiminin namaz demek olmadığını belirtmişsiniz. Salat; (sadece) namaz demek değilse de namazı da kapsamazmı? Namaz ve sonrasında yapılan dualarıda içermezmi, niçin?


                Salat ve namaz birbirinden farklı iki kavramdır. Salat namazı kapsamaz. “salât” sözcüklerinin bilinen “namaz” ile alakası yoktur.
                Namaz, salat için musallaya toplananların salatı başlatmadan önce gerçekleştirdikleri dualarıdır/ tazarruan olan yakarışlarıdır.

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                2- Namaza, tazarrulu dua demişsiniz. Bu namaz nedir? Sorusunun cevabıdır. Ama aynı zamanda bu deyim, yada bu deyimi karşılayan başka kelime kuranda geçmez. (yada ben bulamadım diyelim)
                Siz, namazı hangi ayetlerde “tazarrulu dua” veya başka (salattan başka) kelimeden buluyorsunuz?
                Bu namaz/tazarrulu dua, yapılması gerekendir/farzdır.

                Yazımızda bu ayet belirtilmişti. Sanırım dikkatinizden kaçtı.

                A’raf;55: “Üd'u Rabbeküm tedarruan ve hufyeten, inneHu la yuhıbbul mu'tediyn”
                Rabbinize alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua edin. Kesinlikle O, haddi aşanları sevmez

                A‘râf;205:” Vezkür Rabbeke fiy nefsike tedarruan ve hıyfeten ve dunel cehri minel kavli bil ğuduvvi vel asali ve la tekün minel ğafiliyn “
                Ve her zaman kendi içinden, korkarak ve alçala alçala, yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma!


                Dua edilirken önce Allah üstün vasıflarıyla anılıp O'na hamd edilmeli, sonra kişisel istekler dile getirilmelidir. Fâtiha sûresi'nde öğretilen dua buna en güzel örnektir.

                Dua, hudû ve huşû içinde, umarak, korkarak ve ürpererek yapılmalıdır. Bu kuralın en iyi uygulanma zamanlarının, günlük gailelerden uzak bulunulan gece ve seher vakitleri olduğu kanaatindeyiz. Toplu olarak dua etmenin de hudû ve huşû duygularını canlandırması bakımından etkili olacağını düşünüyoruz.


                “namaz” sözcüğünün Farsça'daki “eğilerek saygı ile dua etmek” anlamı Arapça'da ve Kur’ân'da بالتّضرّع الدّعاء [ed-du‘au bi't-tezarru‘=alçala alçala; sürekli alçalarak yakarma] şeklinde ifade edilir. Nitekim bu ritüelin ana hatları, Rasûlullah'tan bize intikal etmiştir. Ne var ki, bunların bazıları, anlam ve kavram olarak mecrasından çıkarılmıştır.

                Âyetten anlaşıldığına göre namazda [Rabbimizin huzurunda dua anında] sürekli bir alçalma sergilenmelidir. Şöyle ki:
                Kul;
                • Saygılı bir şekilde durarak,
                • Ta’zim ve tekbir ile [Allah'ı büyükleyerek, Allah'ın her şeyden daha yüce olduğunu ifade ederek],
                • Bel bükerek,
                • Yere kapanarak,
                • Oturup boyun bükerek Allah'a yakaracaktır.

                Bu sürekli alçalış şekli, bizzat Rasûlullah'tan bize intikal etmiş bulunmaktadır. Nitekim günümüzde kılınan namazın şekli böyledir.

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                3- İkinci sorudaki deyim yada namazı işaret eden (salattan) başka kelime kuranda yoksa, salatta bildiğimiz namazla ilgilenmiyorsa (ki bu sizin iddianızdır) bildiğimiz namaz size göre kuranda yokmudur? Diğer bir anlatımla, bildiğimiz namaz dinin emri değilmidir?
                Değerli Kardeşim! Bu sorunuzdan yazıyı yeterince okuyup değerlendirmediğinizi düşünüyorum. Sorunuzun cevabı olacak kısmı yazımdan olduğu gibi kopyalayıp yapıştırdım.

                “Kur’an meallerinde “namaz” diye çevrilen kelime “salat”tır.

                Bugünkü kılınan namaz salat değildir.

                Bugünkü “namaz “ diye bilinen kelime Kur’an’daki “tazarrulu dua” dır.

                Müslümanlara “farz “ diye nitelenen “yapılması gereken” anlamındadır.

                Salat, yapılması gerekendir/farzdır...
                Namaz/tazarrulu dua yapılması gerekendir/farzdır.”


                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                4- “Salat yapılması gereken farzdır” diyerek, farzın ne demek olduğunu açıklayarak cümleyi bitirmişsiniz. Bu cümlede, sadece salata farzdır deyip, sizin deyiminizle “tazarrulu dua”ya farzdır demediğinize göre, o farz değimlidir? Kişinin isteğine bırakılmıştır?
                Yazımda belirttiğim ifade:

                “Namaz/tazarrulu dua yapılması gerekendir/farzdır. “

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                1- Bu ayetlerde geçen salat, “zihinsel ve mali destek” ise gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde, kime yada kimlere nasıl zihinsel destek verilebilir, nasıl mali destek verilebilir?


                Dinin indiği coğrafyada insanların hareket halinde oldukları zamanlar bu zamanlardır.


                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                2- Zihinsel destek bir bakıma kabul edilebilir görülse de mali destek için neden vakitler belirlensin, üstelik neden gündüzün iki ucu ve geceye yakın zamanlar olsun?

                Dinin indiği coğrafyada insanların hareketli oldukları saatler bu vakitlerdedir. Öğle, ikindi vakti diye bildiğimiz vakitlerde o coğrafyada insanlar genellikle evlerinde dinlenme halindedir.

                Bugün camilerde imamların sesli olarak okumalarının hangi vakit ve rekatlarda olduğunu düşündünüz mü?

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                3- Mali destek (infak hükümlerinden de delillendirilmeye çalışılırsa) zaman kısıtlamasından bağımsız olarak; gerek ve imkan bulunan her durumda yapılması gerekli değilmidir?
                Salatların toplu olarak yapılması salat kurumlarının oluşturulmasında ve oluşturulanların ayakta tutulmasında önemlidir. Unutmayalım ki, Medinede yeni bir devlet kuruldu. Bu devletin başındaki kişi Allah’ın Resulu Muhammed idi (selam olsun.) Bu devletin günümüzde olduğu gibi her bölüme bakan bakanları vardı. Salatlar önemine göre ya Mescidi Nebevi ya da Musallada yapılırdı. Kur’an’da salatı ikame emri ile zekatın verilmesi emrinin peşpeşe geldiğini gözardı etmemek gerekir.

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                4- Mali destek için, zihinsel eğitim için herkesin ayakta ve rahat toplanabilecek olduğu zamanlar daha uygun değimlidir?
                Daha uygundur. Bunun için de o coğrafyadaki en uygun olan vakitler salat için belirtilmiştir . Önemine göre de ya mescid ya da musallalarda/salat merkezlerinde yapılmıştır.

                Lütfen! camilerde imamların sesli olarak okumalarının hangi vakit ve rekatlarda olduğunu düşünür müsünüz?

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                Bütün bunlardan, bu ayetlerin; sizin “tazarrulu dua” diye tanımladığınız (ve benimde tanım olarak katıldığım) namazı anlattığı görülmezmi?
                Ayetlerden kastınız “salatın ikamesi” ile ilgili ayetler ise , bu bildiğimiz namaz değildir. Salat ile namaz birbirinden farklıdır. “salât” sözcüklerinin bilinen “namaz” ile alakası yoktur.
                Namaz, salat için musallaya toplananların salatı başlatmadan önce gerçekleştirdikleri dualarıdır/ tazarruan olan yakarışlarıdır.


                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                1- [eğitim-öğretim ve sosyal yardım kurumunu işletin]. anlamındaki salatın, tehlike olması durumunda bitirilmesi gerekmezmi?


                Salatın ikamesi bütün müslümanlara kıble yapılmıştır. Salatı ikame kurumları mutlaka oluşturulmalıdır ve bunların ayakta tutulması işletilmesi için de sürekli çaba harcanmalıdır.
                Tehlike anında yapılan salatlar da tehlikeye nasıl karşı konulabileceği ile ilgili olacak çalışmalardır. Tehlikenin durumuna göre karar verilir.

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                2- Bulunulan yerde olabilecek tehlikeden korkuluyorsa, yaya veya binekle hareket halindeyken, “eğitim-öğretim kurumu” nasıl çalıştırılabilir? Bir an için yaya veya binek üzerinde hareketle, bu kurum çalıştırılmaya kalkılsa, diğer kişi yada kişilerinde yaya veya binekli olarak hareket etmeleri gerektiğinden, bu başarılabilirmi, yada verimli olabilirmi?
                Her ev bir mescid/okul haline getirilerek bulunulan yerde tehlikeden korunma ve tehlikeye karşı koyma yolları öğretilir. Her durumda ve koşulda yapılabilir. Kurtuluş Savaşında milletimizin takındığı tavır bu türdendir.

                aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                3- Bu açıkladığım durumlar gösteriyorki, bunlar zihinsel, mali destek yada eğitim-öğretim değildir.

                Çünkü; bunların imkansızlığına yada verimsizliğine karşılık, bildiğimiz namaz pekala mümkün olmakta ve başarıyla yerine getirilebilinmektedir.

                Saygılarımla…
                aorskaya
                ]
                Günümüzde ne yazık ki, mescidler ve camilerde salat çoğunlukla sözkonusu değildir. Yapılanlar; bilinçten, huşudan yoksun bırakılan zamlandırılmış namazlardır.

                Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                Allah'a emanet olunuz.
                Halil Ay

                Comment

                • dost1
                  Site Yöneticisi
                  • Sep 2008
                  • 1905

                  #38
                  Selamun Aleykum!

                  Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
                  ...
                  -Inananlarin askerleri
                  "salât"i

                  cephede

                  KIYAM edip "secde"ye vararak
                  yerine getirirler (Nisâ 101-103).

                  -Eger salât
                  egitim-ögretim ve sosyal yardim
                  ise

                  KIYAM ve SECDE
                  bunun
                  neresinde?

                  ...
                  Sevgi ile,
                  Hasan Akcay
                  Nisa101-104:
                  "Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimselerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız salâttan [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma çalışmanızdan] kısaltmanızda [eğitimi öğretimi kısa kesmenizde] sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler, sizin için apaçık düşmandırlar.
                  Ve sen seferde olanların içinde bulunup da onlar için eğitim-öğretim verdiğin zaman içlerinden bir kısmı seninle beraber dikilsinler/eğitime katılsınlar. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar, yeterli bilgi alıp ikna olduklarında arka tarafınıza geçsinler. Sonra eğitim-öğretim almamış diğer bir kısmı gelsin seninle beraber eğitim-öğretim yapsınlar ve tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. Kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler, silâhlarınızdan ve eşyanızdan habersiz durumda olsanız da size ani bir baskın yapsınlar isterler. Eğer size yağmurdan bir eziyet erişir veya hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Tedbirinizi de alın. Şüphesiz Allah, kâfirler; Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimselere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
                  Sonra eğitim-öğretimi tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda/ güvene erdiğinizde, salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun, ayakta tutun]. Hiç şüphesiz salât [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma görevi], eskiden beri mü’minler üzerine vakti belirlenmiş bir yazgıdır.
                  Ve o düşman toplumu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyor idiyseniz, artık şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Ve siz, Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Ve Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır."


                  Nisa 101-103 de "KIYAM edip "secde"ye vararak
                  yerine getirirler" ifadesini bulduysanız bu tür şeylerin akla gelmesi kaçınılmazdır."

                  Savaş için sefere çıkan bir orduyu düşündüğümde aklıma:
                  Savaşa giren ordu ne yapar?
                  Ordunun başındaki komutanlar ne yapar?
                  Ordunun izleyeceği bir savunma veya saldırı planları yok mudur?
                  Askerler aman bize kafirler saldıracak diye komutanlarının verdiği direktifleri dinlemezler mi? vb sorular geliyor.
                  Şahsen ben savaş için sefere çıkan bir orduda er olsam, kafirleri yenebilmek için komutanların verecekleri dersleri cankulağı ile dinlerim ki, kafirlere karşı başarısız olmayalım.

                  Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                  Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                  Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                  Allah'a emanet olunuz.
                  Halil Ay

                  Comment

                  • Hasan Akçay
                    Uzman Üye
                    • Dec 2010
                    • 826

                    #39
                    Merhaba.

                    Nitekim bu ritüelin ana hatlari, Rasûlullah'tan bize intikal etmistir. Ne var ki, bunlarin bazilari, anlam ve kavram olarak mecrasindan cikarilmistir.

                    Ritüelin ana hatlari bize Resûlullah'tan intikal etmistir iddiasi mecrasindan cikarildigina sanki kanittir. Yaratilan izlenim o. Öyle ya. Intikal eden hangi sey mecrasindan cikarilmiyor ki!

                    Oysa
                    Resûlullah'tan intikal iddiasi
                    ADI ÜSTÜNDE
                    iddiadir.

                    Bir iddia, baska bir iddia ile
                    kanitlanamaz.

                    KIYAM ve SECDE ile yerine getirilen salât
                    Kurân'da,
                    örnegin Nisâ 102'de,
                    var.

                    Mecrasindan asil cikarilan, KIYAM ve SECDE kelimeleridir. "Allah onu diyor ama benim dedigimi kastediyor" iddiasi. KIYAM saygi durusudur, SECDE itaattir... saptirmasi.

                    Hayir. KIYAM kIyamdir: ayakta durmak (Nisâ 103). SECDE ise dünya kuruldugundan beri yapilan bir harekettir: yere kapanmak. Ve bunlar sekildir. Nisâ 102'de sözü edilen, sekilsel bir ibadettir.

                    Ister Farsca

                    namaz diyelim ister Kurânca
                    salât,

                    ayni sey.

                    Gecerli olan
                    kelimelerin aidiyeti degil
                    anlamidir (17:110)

                    "Ritüel"imizin cikis noktasi ise Resûlullah degil Kurân'dir. Kurân yeter.

                    Dinin indigi cografyada insanlarin hareketli olduklari saatler bu vakitlerdedir. Ögle, ikindi vakti diye bildigimiz vakitlerde o cografyada insanlar genellikle evlerinde dinlenme halindedir.

                    Korkarim basimizi yine alakasiz tarafa ceviriyoruz.

                    Egitim-ögretim ve sosyal yardimlasma, istirahat anlari dahil, ihtiyac duyulan her an yapilir.
                    Sekilsel salât ise yalnizca gün batimindan hemen sonra ve gün dogumundan hemen önce.

                    Su cografyaya bu cografyaya ya da
                    su kisinin bu kisinin ihtiyaclarina bagli olmayan
                    Allah'in belirledigi iki vakit.

                    Nisâ 101-103'e dikkat. Vakit gün dogumundan hemen öncedir. Kanit? Saldiri beklentisi. Saldirilar safakta baslar. Cünkü sonuc almak icin gündüzün isigina ihtiyac var.

                    Sabah namazi icin sabitlenen vakit.

                    Belirlenen o vakitte (kitâben mevkûta)
                    halen fiilî catisma olmasa da
                    düsmanin bir saldirisla üzerimize cullanacagindan endise etmemize ragmen,

                    gerekli önlemleri alarak,
                    KIYAM ve SECDE ile yerine getirecegiz o salâti.

                    Salât
                    degisik ayetlerde degisik anlamlara geliyor bahanesiyle
                    Nisâ 101-103'teki sekilsel salâti
                    yok sayamayiz.

                    Sekilsel salât = namaz
                    Kurân'da var.

                    Sevgi ile,
                    Hasan Akcay
                    Last edited by Hasan Akçay; 13. November 2012, 04:28 AM.

                    Comment

                    • aorskaya
                      Uzman Üye
                      • Aug 2009
                      • 932

                      #40
                      merdem Nickli Üyeden Alıntı
                      Selamun Aleykum Aorskaya Kardesim,

                      Abdest konusunu baslatan siz oldunuz, burada kafa karisikligi yapilmasina lüzum yok.
                      Abdest konusunda başlık açan benim, çünkü bununla ilgili birbiriyle çelişen çeşitli kabuller olduğu gibi, olmasa da olur diye alternatif fikirler sunanlar olmuştur.
                      Abdest konusunu başlatmakla nasıl bir kafa karışıklığı yaratılmış oluyorki? Zaten karışık olan kafalar olduğu için başlık açıldığı belli değilmidir?

                      merdem Nickli Üyeden Alıntı


                      Hakki Yilmaz Hocamizin harika aciklamalari var, sitesinde görebilirsiniz ve yararlanabilirsiniz,
                      Sayın H.Yılmaz'ın gerçekten çok yararlı açıklamaları vardır. Müslümanların ufkunu açan değişik fakat akıllı mantıklı kurana uygun açıklamaları olduğu tartışmasızdır.

                      Ben de bunu görüp, faydalanmaya çalışıyorum zaten. Ancak, sayın Yılmaz'da insandır, hataları vardır, olacaktır, bu gözardı edilmesin...

                      merdem Nickli Üyeden Alıntı
                      eger konulari o siteden kopye edip yapistiracak olursaniz daha uygun olur.
                      Neye yada kime göre konuları oradan yapıştırmam daha uygun olur? Niçin oradan alıp yapıştırılsınki?

                      Sen, bunu uygun buluyorsan kendin söylediğiğn gibi yapabilirsin. Ama, kurandan konuları bilen kimseler, konu ile ilgili görüşlerini bağımsız olarak burada açabilmeli, Hakkı yılmaz veya başka meal edenlerin mealleri yada kendi meali ile ayetlerle de desteklemelidir.

                      Bu şekilde olan anlatıma katılmayanlarda yine aynı şekilde yanlış buldukları kısımlar için aynısını yapabilmelidir.

                      merdem Nickli Üyeden Alıntı
                      Ve aciklanmasi gerecek püf noktalari gözümüze carparsa o zaman hep beraber tartisiriz. Sayet aranan tema yok ise Hakki Hocamizin sitesinde, bir de ona sorarsak fena olmaz.
                      Sadece Hakkı yılmaz hocanın mealleri baz alınarak, onun üzerinden gidilmesini kural olarak gerekli görmenizi doğru bulmuyorum.

                      İsteyen herkes, istediği kimsenin görüşlerini kendisine destek olarak kullanabilir. Sayın Yılmaz'dan yardımda alınabilir, fena olacak bir durum elbette olmaz. Ama, buna gerek duymayacak konuya hakim kimseler içinde bu kabulleriniz gereksiz olur.

                      merdem Nickli Üyeden Alıntı
                      Burasi ilkokul degil, asagi yukari her bir kardesimizin az cok bilgisi var ve de site arandiginda bir cok konularda anlasilir sekilde aciklamar var.Tam olarak tespit edemedim, acaba site kardeslerimizden Kur'an meali yapabilme kapasitesi olanlar varmi aramizda? Yanlis ve eksiklerimiz varsa, bizleri bu konularda aydinlatma yetkilisi Kardeslerimizden bahsediyorum.
                      Az önce sayın Yılmaz'la ilgili söylediklerini burada kendin gereksiz kılan açıklamada bulunmuşsun.

                      Burada çok değerli (meal yapabilecek) kimseler var. Onlarda (sağolsunlar, inşallah devamlı yapsınlar) zaten konuları gördükçe katkılarını sunuyorlar.
                      Yanlış ve eksiklik gördüklerinde düzeltme yazılarını yazıyorlar.

                      Bu yeni başlanacak bir şey değil yani, burada bu dediğin zaten yapılmaktadır.

                      merdem Nickli Üyeden Alıntı
                      Bu gün her cocugun yapabilecegini yapmakla kalmiyalim; Ayetleri kopyeleyip yapistirmakla kalmiyalim lütfen.

                      Tartisma konusu olacak baska temalar ortaya atilacak olursa bundan hepimiz faydalanabilir ve en uygun akla yakani kabullenebiliriz.

                      Selamlarimla
                      Ayet yada değil, alıntılanan yazılarla ilgili olarak, mutlaka alıntıyı yapıştıran kimsenin kendi görüşünü de yazması gerektiğini, aksi halde alıntıladığı yazıyı aynen kabul etmiş sayılacağını ve hatta bu noktada senin bir iki alıntın için bunu sana yazdığımı biliyorsun. Tekrar bana söylemen gereksiz oluyor.

                      Burada, tamda yapılmaya çalışılan, dini konularda doğruyu bulmaya çalışmak için yapılan fikir alışverişi olmaktadır. Tartışmalar bunun için vardır, ve inşallah sadece bu amaçla ilgili olarakda devam etmelidir.

                      selamlar,
                      aorskaya
                      Last edited by aorskaya; 13. November 2012, 10:43 AM.

                      Comment

                      • pramid
                        Uzman Üye
                        • Sep 2010
                        • 984

                        #41
                        Sayın H.Yılmaz'ın gerçekten çok yararlı açıklamaları vardır.
                        Şahsen okumanıza sevindim. Hakkı abi meallendirmede gerçekten çok iyidir. Benimde yıllarca yaptığım çalışmalara denk bir gidişatı var.

                        Umarım Melek, ibadet, mucize vb. makalelerini kuran ile karşılaştırırsınız.

                        onun üzerinden gidilmesini kural olarak gerekli görmenizi doğru bulmuyorum.
                        Bu sözünüz de çok doğru. Ama geleneğin görüşü ile de gidilmesine ve onu kural olarak görülmemesi kanaatindeyim.

                        Abdest diye adlandırılan uygulamaya gelince;

                        adliyeye
                        çarşıya,
                        okula,
                        camiye

                        (ki ben bunları mescid olarak algılamaktayım)

                        vb. topluma açık yerlere giderken her halükarda temiz olunmasını amaçlayan bir uygulama olarak görüyorum.

                        Elin, kolun, yüzün temiz ve yıkanmış olacak,

                        Saçın tozsuz topraksız, taralı,

                        Ayaklar/ ayakkabılar temiz tozsuz/boyalı olacak.

                        Su bile bulamazsanız bir çözüm bulunmalı.

                        Kısacası Kuran, insanlara saygılı birey yetiştiriyor.

                        Elinizi kollara kadar, yüzünüz yıkayın.

                        Baş ve ayakları ise silin mesh edin.

                        Su bulamazsanız su ile yıkanacak yerleri mesh edin yani silin.

                        Comment

                        • aorskaya
                          Uzman Üye
                          • Aug 2009
                          • 932

                          #42
                          Selamun aleyküm,

                          Sayın dost1,

                          Yazılarınızı üç kısımda cevaplandırmaya çalışacağım. Bunlardan 1.kısım; salatın bazı vakitler için namazı ifade ettiğinin anlatılması, 2. kısım; kuranın belli bir coğrafya ve zamana hapsedilemeyeceğinin anlatılması, 3.kısım ise salattan, her durumda "mali, zihni destek ve sosyal destek ile eğitim anladığımızda, bunun vakitleri belirten ayetlere göre ters düşeceğine ilişkin açıklamalardan oluşacaktır.

                          1. KISIM:
                          dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                          Salat ve namaz birbirinden farklı iki kavramdır. Salat namazı kapsamaz. “salât” sözcüklerinin bilinen “namaz” ile alakası yoktur.
                          Namaz, salat için musallaya toplananların salatı başlatmadan önce gerçekleştirdikleri dualarıdır/ tazarruan olan yakarışlarıdır.
                          Daha önce de bu konuda bir sorunuz üzerine,kısaca; "her zaman için salat=namaz değildir. Salat namazı da kapsayan bir ifadedir." demiştim. Şimdi biraz daha açarsam; "bazı vakitlerde istenen namaz için salat=namaz" olmaktadır diyorum.

                          Aksi halde,

                          1- Abdesti; namaz dışında kalan "zihni, mali destek, eğitim, sosyal yardım" şeklindeki salat için gerekli kılmış oluruzki, bu eylemler için abdest istenmesi mantıksızdır. Çünkü, abdestin tarifine baktığımızda, abdestin bir özel şekli (teyemmüm) bizatihi bu şekildeki salata ters düşer.

                          Suyla alınan abdest ise, bu şekildeki salat için gereksiz olur.

                          2- Savaş anında kısaltılan salatın, namaz olmaması halinde; savaş esnasında zaten yeri olmadığından hiç yapılmaması gerektiği, aksi halde savaş anında zihni, mali destek, eğitim ve sosyal yardım konularının işlenmesinin bizdeki kaba tabirle "dam üstünde saksağan..." durumuna düşüleceğini ve savaşta bulunan kimseler için gereksiz bulunacağını, mantıksız bulunacağını kabul etmek gerekir.

                          Çünkü,

                          a_ namaz dışındaki salat, insanların durumunu ıslah etmek amacıyla insanlar için yapılan eylem olduğundan ve savaşa katılanlar, zaten savaşa katılmakla, insanlar için hayatlarını ortaya koyarak destek vermiş olduklarından, aynı anda bir de mali destek, zihinsel destek, sosyal yardım da bulunmaları imkanı da olamaz, isteğide olamaz ve istekli olmamakta haklıda olurlar. Çünkü; toplum için, insanlar için yapılabilecek en büyük destek zaten yapılmaktadır.

                          b_ Halbuki, savaş esnasındaki kısaltılan salattan anlıyoruzki bu salat tamda namaz denen olgudur. Çünkü, bu anlamda salat, insanlar için yapılan zihni, mali, sosyal yardımlar ve destekler olmaktan çıkıp, rabbimize yapılan bir teslimiyet şeklini almaktadır. Buna, savaşa katılanlar (insanlarda olduğunun aksine) isteksiz olmayacak, rabbe yaptıkları eylem olarak savaş esnasında dahi gerekli bulacaklardır, anlayışla kabul edeceklerdir.

                          dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                          Bu namaz/tazarrulu dua, yapılması gerekendir/farzdır.

                          Yazımızda bu ayet belirtilmişti. Sanırım dikkatinizden kaçtı.

                          A’raf;55: “Üd'u Rabbeküm tedarruan ve hufyeten, inneHu la yuhıbbul mu'tediyn”
                          Rabbinize alçala alçala ve gizlice/açıkça göstererek dua edin. Kesinlikle O, haddi aşanları sevmez

                          A‘râf;205:” Vezkür Rabbeke fiy nefsike tedarruan ve hıyfeten ve dunel cehri minel kavli bil ğuduvvi vel asali ve la tekün minel ğafiliyn “
                          Ve her zaman kendi içinden, korkarak ve alçala alçala, yüksek olmayan bir sesle Rabbini an ve umursamazlardan olma!


                          Dua edilirken önce Allah üstün vasıflarıyla anılıp O'na hamd edilmeli, sonra kişisel istekler dile getirilmelidir. Fâtiha sûresi'nde öğretilen dua buna en güzel örnektir.

                          Dua, hudû ve huşû içinde, umarak, korkarak ve ürpererek yapılmalıdır. Bu kuralın en iyi uygulanma zamanlarının, günlük gailelerden uzak bulunulan gece ve seher vakitleri olduğu kanaatindeyiz. Toplu olarak dua etmenin de hudû ve huşû duygularını canlandırması bakımından etkili olacağını düşünüyoruz.


                          “namaz” sözcüğünün Farsça'daki “eğilerek saygı ile dua etmek” anlamı Arapça'da ve Kur’ân'da بالتّضرّع الدّعاء [ed-du‘au bi't-tezarru‘=alçala alçala; sürekli alçalarak yakarma] şeklinde ifade edilir. Nitekim bu ritüelin ana hatları, Rasûlullah'tan bize intikal etmiştir. Ne var ki, bunların bazıları, anlam ve kavram olarak mecrasından çıkarılmıştır.

                          Âyetten anlaşıldığına göre namazda [Rabbimizin huzurunda dua anında] sürekli bir alçalma sergilenmelidir. Şöyle ki:
                          Kul;
                          • Saygılı bir şekilde durarak,
                          • Ta’zim ve tekbir ile [Allah'ı büyükleyerek, Allah'ın her şeyden daha yüce olduğunu ifade ederek],
                          • Bel bükerek,
                          • Yere kapanarak,
                          • Oturup boyun bükerek Allah'a yakaracaktır.

                          Bu sürekli alçalış şekli, bizzat Rasûlullah'tan bize intikal etmiş bulunmaktadır. Nitekim günümüzde kılınan namazın şekli böyledir.
                          dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                          “Kur’an meallerinde “namaz” diye çevrilen kelime “salat”tır.

                          Bugünkü kılınan namaz salat değildir.
                          Bugünkü “namaz “ diye bilinen kelime Kur’an’daki “tazarrulu dua” dır.
                          Müslümanlara “farz “ diye nitelenen “yapılması gereken” anlamındadır.

                          Salat, yapılması gerekendir/farzdır...
                          Namaz/tazarrulu dua yapılması gerekendir/farzdır.”
                          Bu kısımda yaptığınız açıklamalarla ilgili olarak, hatalı yorumladığınızı bu başlıktaki 36 nolu yazımda sadece bu kısmı ele alarak ayetlerle açıklamıştım.

                          Oradan inceleyerek, görüşlerime katılmamanız durumunda bunu belirtmenizi rica ederim.

                          Saygı ve selamlarımla...
                          aorskaya
                          Last edited by aorskaya; 13. November 2012, 11:43 AM.

                          Comment

                          • aorskaya
                            Uzman Üye
                            • Aug 2009
                            • 932

                            #43
                            Selamun aleyküm,

                            Sayın dost1,

                            Yazılarınızı iki kısımda cevaplandırmaya çalışacağımı bunlardan "1.kısmın; salatın bazı vakitler için namazı ifade ettiğinin anlatılması, 2. kısım ise kuranın belli bir coğrafya ve zamana hapsedilemeyeceğine ilişkin açıklamalardan, 3.kısım ise salattan, her durumda mali, zihni destek ve sosyal destek ile eğitim anladığımızda, bunun vakitleri belirten ayetlere göre ters düşeceğine ilişkin açıklamalardan oluşacağını" söylemiştim.

                            Şimdi 2. kısımla ilgili anlatımlarımı yapmaya çalışıyorum:


                            2. KISIM:
                            Kuran evrenseldir, ondaki hüküm ve kıssalar belli bir an ve coğrafyada geçsede, o anla sınırlı yada o coğrafyayla sınırlı olmayıp, zaman ve mekan üstü olarak her yeri geldiğinde kıyamete kadar uygulanacak ve olabilecek şeylerdir.


                            dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            1- Bu ayetlerde geçen salat, “zihinsel ve mali destek” ise gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde, kime yada kimlere nasıl zihinsel destek verilebilir, nasıl mali destek verilebilir?
                            Dinin indiği coğrafyada insanların hareket halinde oldukları zamanlar bu zamanlardır.
                            Sevgili dost1,

                            Burada sizin açıklamanıza göre; coğrafi bölge ve zaman şeklinde iki sorun ortaya çıkmaktadır.

                            1- Din indiği coğrafi bölge şartlarına göre yaşanacaksa, "o coğrafya şartlarını taşımayan hiç bir yerde din yaşamaya gerek yoktur" sonucu çıkar ki bu kuranın yapısına ve rabbimizin isteğine ters bir durum olur.

                            2- Coğrafyayı bir kenara bırakıp, coğrafyayla kastettiğiniz yerdeki insan hareketliliğini, coğrafyadan bağımsız başka yerlere uygulamaya kalktığımız da o yerdeki hareketlilik zaman bakımından bahsettiğiniz coğrafyadaki zamanda olduğu şekilde hareketlilik olmayabilir.

                            Diğer bir anlatımla; o coğrafyadaki zamanın aynısında, başka coğrafyada insanlar en az hareketli oluyorsa, bu durumda dinin bu hükmü yaşanmayacakmıdır?

                            3- Şimdi ise, konuya ilişkin sonucu değiştirmeye etkisi olmayacaksa da, kişisel bilgilenmek amacıyla sormak istiyorum; "O coğrafyada, o vakitlerin en hareketli olduğunu neye dayanarak söyeleyebildiğinizi, istatiksel de olsa bir kaynağınız varmıdır?"

                            dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            2- Zihinsel destek bir bakıma kabul edilebilir görülse de mali destek için neden vakitler belirlensin, üstelik neden gündüzün iki ucu ve geceye yakın zamanlar olsun?
                            Dinin indiği coğrafyada insanların hareketli oldukları saatler bu vakitlerdedir. Öğle, ikindi vakti diye bildiğimiz vakitlerde o coğrafyada insanlar genellikle evlerinde dinlenme halindedir.

                            Bugün camilerde imamların sesli olarak okumalarının hangi vakit ve rekatlarda olduğunu düşündünüz mü?
                            Burada da zihinsel ve mali desteğin sadece hareket halindeki kimselere yapılabileceği ile sadece gündüzün uçlarında ve geceye yakın zamanlarda yapılabileceği şeklinde bir sonuç çıkıyor karşımıza...

                            1- Mali destek, sosyal yardım için neden en hareketli zamanlar seçilsinki? Aksine, yardımların gizlice verilmesine ilişkin kuranın genel hükümlerine göre, kalabalıktan gizlice vermek daha doğrudur. (size göre değilmidir?)

                            2- Sonra yardım, destek görecek kimselere zamandan bağımsız, ivedilikle yardım yapılması, desteklenmesi ve toparlanmasının sağlanması gereklidir.

                            Bunun içinde, tarafların ne zaman uygun olursa o zaman desteğin gerçekleşmesi için zamana hapsedilmemesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.

                            dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            3- Mali destek (infak hükümlerinden de delillendirilmeye çalışılırsa) zaman kısıtlamasından bağımsız olarak; gerek ve imkan bulunan her durumda yapılması gerekli değilmidir?
                            Salatların toplu olarak yapılması salat kurumlarının oluşturulmasında ve oluşturulanların ayakta tutulmasında önemlidir. Unutmayalım ki, Medinede yeni bir devlet kuruldu. Bu devletin başındaki kişi Allah’ın Resulu Muhammed idi (selam olsun.) Bu devletin günümüzde olduğu gibi her bölüme bakan bakanları vardı. Salatlar önemine göre ya Mescidi Nebevi ya da Musallada yapılırdı. Kur’an’da salatı ikame emri ile zekatın verilmesi emrinin peşpeşe geldiğini gözardı etmemek gerekir.
                            Namaz yerine destek-eğitim anlamında salatın iki ayağı vardır. İlki; destek yapılacak kimselerin belirlenmesi ve detek kararlarının alınması, ikincisi ise alınan kararların uygulanmasıdır.

                            1- Uygulama ile ilgili olarak imkan bulunan her zaman yerine daha kısıtlı zamanların düşünülmesindeki yanlışlığı yukarıda anlattım.

                            2- Karar alınması ve uygulanması bakımından ise, yine ayrışma olacaktır. Örneğin, destek anlamındaki salatlar için organize olacak yapı kamu yönetiminden bir teşekkül ise zaman belirlenebilir. Ancak, halkın organize olacağı bir yapıda ise, halkın destek görüşmeleri için uygun olduğu zamanlar değişebilir. Bu nedenle bu gurup için yine zaman belirlemek yanlış olmaktadır.

                            3- Kuranda salatın yanında zekatında geçmesi sizin görüşünüzü desteklemesi anlamına gelmez. Aksini düşünüyorsanız açıklama yapmalısınız.

                            dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                            aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                            4- Mali destek için, zihinsel eğitim için herkesin ayakta ve rahat toplanabilecek olduğu zamanlar daha uygun değimlidir?
                            Daha uygundur. Bunun için de o coğrafyadaki en uygun olan vakitler salat için belirtilmiştir . Önemine göre de ya mescid ya da musallalarda/salat merkezlerinde yapılmıştır.

                            Lütfen! camilerde imamların sesli olarak okumalarının hangi vakit ve rekatlarda olduğunu düşünür müsünüz?
                            Bu kısımla ilgili yukarıda yeterince yazdığımdan, sadece camilerde imamların sesli okumalarıyla kurduğunuz ilgiyi anlayamadığımı belirtmek isterim.

                            1- İmamların sesli okumalarının (zaten neden sessiz okudukları yerlerde olur, kim icat etmiştir ve amacı nedir, bana göre sessiz okuması doğru değilse de) zamanları neden eğitim-destek anlamındaki salata delil olsunki? Bunun gerekçesini de açıklayabilirmisiniz?

                            2- Bana göre imamlar zaten bütün okumaları sesli yapmalıdır. Çünkü, namazda onlara uyan vekalet verenlerin olası hatada okumayı düzeltmeleri için bu gereklidir.

                            Bu nedenle, bu kısımdaki iddilarında namaz yerine eğitim-destek anlamındaki salatı kanıtlayamadığını düşünüyorum.

                            Saygı ve selamlarımla...
                            aorskaya
                            Last edited by aorskaya; 13. November 2012, 12:40 PM.

                            Comment

                            • pramid
                              Uzman Üye
                              • Sep 2010
                              • 984

                              #44
                              Mali ve zihni destek ?

                              Aslında salat bir nevi parti üyesi olmak gibi birşey.

                              Bazı kimseler ile partin hakkında tartışırsın. Bu şekilde partine destek olursun.
                              Kongrelerine katılırsın, destek olursun.
                              Parasal yardım yaparsın destek olursun,
                              Varınla yoğunla çalışırsın,
                              Seni çağırdıkları vakit (ezan), işini gücünü bırakırsın gidersin ve destek olursun.
                              Gittiğin yere de temiz gidersin.
                              Çünkü sen o partiyi temsil etmektesin ve o partinin destekçisisin yani musallinsin.
                              Eğitim programına katılır, yeri geldiğinde eğitimci olursun.
                              Partililer birbirine güvenir ki yardımlaşma içerisindedirler. Yani birbirlerini desteklerler. Şahitlikte de onları şahit tutabilirsin.

                              Günlük değişmelere uygun bir şekilde belli vakitlerde haber ve bilgi alışverişinde bulunursun.

                              Parti programına yeni katkılarda bulunabilirsin.....

                              Eğer bizler özverili bir biçimde rasulün yoluna destek olursak (salat), Rasulünü deteklediği gibi Allah ve melekleri de bizi destekler yani salat ederler.

                              O zaman bizlerde bir program dahilinde hareket edelim.
                              O zaman bizlerde bir hamd ile tesbih edelim.

                              Çünkü programlama alemlerin rabbine mahsustur.

                              Öyleki yer ve göktekiler program dahilinde hareket etmektedir. O zaman bizde programa uyalım.

                              Hamd ?



                              KURANA GÖRE HAMD


                              Nasıl Mülk Allahın ise, Hamd da Allahındır. (64/Teğabün 1) Onun lütfuna, ilmine yapılır. Kurandaki kullanımlarına baktığımızda Hüküm-Emir-Buyruk,Programlama anlamlarındadır. Bu programlama, yarttığı mülkü bir düzen içinde yürütmesidir. Kısacası Yarattıklarını, başlangıcından itibaren pragramlayıp yaptıklarından dolayı Hamd, Allahındır. Allahın yarattıkları da, Onun hamdi ile yani programlaması ile hareket(s-b-h) ederler. (17/İsrâ, 44)


                              Kur'an'da hamd, çoğul kullanım yapılmayıp hepsi Allah'a nisbet edilmiş olarak 43 yerde geçmektedir. Ayrıca, 17 âyette de esmaü'l-hüsnadan “hamîd” ismi yer almaktadır. Bir yerde de hamd edenler anlamında “hâmidûn” kelimesi kullanılır. Son nebinin ismi olan ve hamd kökünden türeyen “Muhammed” kelimesi, 4; “Ahmed” ise 1 yerde, “makam-ı mahmûd”, yine 1 yerde kullanılır. Dolayısıyla “hamd” kelimesi ve türevleri Kur’ân-ı Kerim’de toplam olarak 67 yerde geçmektedir. Kur'an’ın ilk âyeti olan "El-hamdü lillâhi rabbi'l-âlemin" (Hamd, Kâinatın rabbi, yani yaratıcısı, programlayıcısı ve geliştiricisi olan Allah'ındır.) cümlesi Kur'an'da 7 yerde geçmektedir. "El-hamdü lillâh" cümlesi ise 23 yerde tekrarlanır. El-hamdü lillâh cümlesiyle başlayan 5 sûre vardır. (1/Fâtiha, 6/En'am, 18/Kehf, 34/Sebe' ve 35/Fâtır sûreleri.)


                              Mü’minlerin dâvâ, dâvet ve duâlarının sonu da şudur: Hamd âlemlerin Rabbi Allah'ındır (10/Yûnus, 10). Zaten ilkte de, sonda da hamd, Allah'ındır.(28/Kasas, 70). Her şey Rabbına devamlı hamd üzeredir. (17/İsrâ, 44). Bütün ins-cin yani her şey, kâfirler dışındaki tüm yaratıkların hamdı Allah’ındır (13/Ra'd, 13). "Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O'nu tesbih eder. O'nu hamd ile, övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur." (17/İsrâ, 44). "Göklerde ve yerde hamd O'nundur." (30/Rûm, 18) "El-hamdü lillâh (hamd Allah'ındır.) de. Fakat onların çoğu düşünmezler." (29/Ankebut, 63) “Çocuk edinmeyen, hâkimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir velîye/dosta da ihtiyacı olmaya Allahındır hamd (el-hamdü lilâh) de ve tekbir getirerek O’nun şânını yücelt (‘Allahu Ekber’ de).” (17/İsrâ, 111) El-hamdü lillâh. Hamd, "Övgü" ve "Şükür" Kelimelerinden Daha Zengin Anlamlıdır.


                              Fatiha suresi de, özellikle Ehli Kitab’ın, aşırı Nebi yüceltmeleri, Allah’ı “öfkeli, azaba meraklı, nefret eden” bir Tanrı (haşa subhanAllah), Nebileri ise – özellikle isa nebiyi – “merhametli kral”, insanları yargılayacak “din gününün yargıcı” – kendini tasdik edenler ve “onu övüp yüceltenler için” kefaret ödedi ve onları cennete sokacak , “onu övüp ondan yardım istemeliyiz” tanımlamalı inançlarına ( Bkz. İlgili Kuran ayetleri ) ve tüm benzer inançlara, AYNI KAVRAMLARI KULLANARAK dev bir reddiye olarak Kuran’ın girişine yazılmıştır:


                              “Çok Merhametli ve Merhamet ile muamele eden Allah’ın adıyla


                              SON HÜKÜM ( el-Hamd) Allah’a aittir,
                              O, Çok Merhametli ve Merhamet ile muamele edendir,
                              Hesap Gününün YARGICI ( MELİKİ-HÜKÜMDARI) O’dur,
                              Yalnız Sana kulluk eder ve YALNIZ SENDEN YARDIM DİLERİZ,
                              Bizi dosdoğru yoluna ilet,
                              Kendilerine Vahiy verdiklerinin yoluna,
                              Gazaba uğramışların ve sapmışlarınkine uğratma. ”


                              Hamd kelimesi bilinenin aksine, sadece ÖVGÜ değil, HÜKÜM-EMİR-BUYRUK manalarında da ve tabi ki bunların mecmuası olan VAHİY manasıda da kullanılmıştır Kuran’da. “Rabbinin Hamdini Tesbih Et” demek, Rabbinin hükmünü emrini buyruğunu yani istediğ programı, VAHYİ, kesintisiz olarak anlat ve yaşa demektir.


                              “Melekler Rabbinin HAMDİNİ TESBİH EDERLER” demek, “Melekler Allah’ın emrini-buyruğunu-hükmünü KESİNTİSİZ OLARAK başlangıçlarından itibaren bir programa göre, yerine getirirler” demektir.


                              Fatiha Suresinde dikkat edilirse EL marife takısı ile gelmiş olup konudaki bilinen HÜKMÜ belirler. Yani kıyamette insanın SON HÜKMÜ SADECE ALLAH’INDIR der. Hamd yerine Oraya ÖVGÜLER yazmak gramer olarak da imkansızdır, çünkü kelime marife takısı olan EL ile birlikte gelmiştir. İlk dönemden beri müfessirler bu EL takısı yüzünden yaptıkları “tüm övgüler yüceltmeler” şeklindeki çevri anlamın GRAMER OLARAK YANLIŞ OLDUĞUNU GÖRDÜKLERİ HALDE çeşitli yorumlarla bu yanlışı aşmaya çalışmışlar, bazıları bu sıkıntıyı ifade de etmişlerdir. Hatta “HAMD” kelimesinin kökeni hakkında da tartışmalara girmişler ve arapçada tam bir köken de bulamamışlardır. Bunları kendi tefsir kitaplarında okumak mümkündür. Tabiki “SON DERECE ADİL HATTA MERHAMETLİ BİR HÜKÜM” içerisinde ÖVGÜYÜ barındırır ki buna da tek layık olan alemlerin Rabbi Allah’tır.


                              “Fesebbih bi hamdi rabbike” tam çeviride rabbini hamd ile tesbih et demek değil RABBİNİN HAMDİNİ (Buyruğunu/Vahyini) TESBİH ET ( sürekli anlat ve yaşa ) demektir.


                              Müteşabih yani benzeşmeli anlatımı, DUHA suresinin son ayetinde ” ….. bi nimeti rabbike fe haddis” şeklinde gelmiştir. Buradaki Bİ NİMETİ RABBİKE ile Bİ HAMDİ RABBİKE dikkat edilirse aynı gramer formundadır. Nedense ilkini RABBİNİN NİMETİNİ şeklinde doğru olarak çevirdikleri halde tıpkı gramer olan Bİ HAMDİ RABBİKE’yi ” rabbini hamd İLE” diye yanlış çevirmektedirler. Oysa ikisi de aynı formdadırlar ve iki ayet de Muhammed Nebi (selam ona) şahsında aynı şeyi emretmektedir.


                              bi nimeti rabbike fe haddis = RABBİNİN NİMETİNİ (Vahyini) DURMAKSIZIN ANLAT ,
                              fesebbih bi hamdi rabbike = RABBİNİN HAMDİNİ (Vahyini) SÜREKLİ ANLAT/YAŞA demektir.


                              Şimdi günlük kullandığımız ve yanlış anlaşılmış kelimeye gelelim.


                              Elhamdullilah sanilanin aksine, Allah'a hamd olsun değil, "Hamd Allah'ındır" manasina gelir. Hamd kelimesi Kuran'da çoğul halde gecmemektedir. "Hamd" övgü ise asagidaki ayetlerde, övgü Allah'adır, Allah'a hamdolsun, degil. Övgü Allah'ındır olarak çevrilmeli.


                              “Hamd olsun”, ibaresi Kuran da geçmiyor..! Zaten, Rasule selam olsun derken, bu selam kimden istiyoruz; Allah'tan.. Peki, Allah'a hamd ( övgü ) olsun ne manaya geliyor. Hiç düşündünüz mü ? Kimden isteniyor ? Türkçeye çevirirken neden bu kadar dikkatsiz davranılmış meallerde anlamış değiliz. Galiba ataları körü körüne taklit.


                              Rasul'e selam olsun, sofranız bereketli olsun, yüzünüz aydın olsun vs..


                              1. Sofraniz bereketli olsun diyen kişi,
                              2. Sofra sahibi
                              3. İstenilen, dua edilen, dualara icabet eden Allah ..!


                              Allah'a hamdı kimden istiyoruz.. Allah'tan kendisine hamd etmesini mi istiyoruz ?


                              "Rasul'e salat edin" i hatırlayalım, “salat edin” olmuş, Rasul'e salat olsun.. Nekadar trajikomik.. Allah'in ve meleklerin zaten yaptigi "salatı", müminler niye, Rasul'e salat olsunla tekrar Allah'a havale ediyorlar ! Üzerlerine düşen görevleri.. Allah zaten yaptığını ayetlerde söylüyor ve bizlere “müminler siz de salat edin” diyor, Güya Müminler ne yapıyor, “Allah'ım sen salat et” demek ile Allahın Rasulüne olan sorumluluklarından sıyrıldıklarını zannediyorlar..


                              Hamd, övgü manasında ise eğer, çoğulu kullanılmadığı için, "Övgü Allah'ındır" olur. Eğer övgü demek ise HAMD, Bu övgüyü kim yapıyor, bu övgü neden övgüler değil, herkesin bildiği bir tane standart övgü mü var yoksa ?


                              Hamd Allah'adır, Allah'a hamd olsun vs. değil. Hamd Allahındır...


                              Aynı, Zikrullah' ta olduğu gibi.. “Allah'in zikri” gibi Allah'ın hamdi veya hamd Allah'ındır.. Şimdi, zikrullah'ı, Allah'a zikr olsun, olarak çevirebilirmiyiz ! Öyleyse..


                              Allah'ın duaya ihtiyaci yok.. Duaya ihtiyaci olanlar bizleriz, beşeriz.. O dualara icabet eden, karsılık veren, kabul eden..


                              Hamd, alemlerin Rabbi Allah'ındır. ( Fatiha 2 )


                              Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'ındır. Sonra kafir olanlar (hala putları) Rab'leri ile denk tutuyorlar. ( E’nam 1 )


                              Böylece zulmeden toplumun kökü kesildi. Hamd, alemlerin Rabbi Allah'ındır. ( E’nam 45 )


                              İşte O, Allah'tır. O'ndan başka tanrı yoktur. Önünde de, sonunda da hamd O'nundur, hüküm O'nundur. Ve ancak O'na döndürüleceksiniz. ( Kasas 70 )


                              Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: 'Hamd bizi buna ulaştıran Allah'indir. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri hak ile geldiler.' Onlara: ' Işte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir' diye seslenilecek. ( Araf 43 )


                              Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Artık aralarında adaletle hükmolunmuş ve "hamd alemlerin Rabbi olan Allah'indir" denilmiştir. ( Zumer 75 )


                              Araf 43 ile anlam yerine oturuyor..


                              Cennete girenler, Övgü Allah'ındır, Eğer O bize hidayet vermeseydi doğruya eremeyecektik mi diyorlar yoksa,


                              Buyruk/emir/karar Allah'ındır, Eğer O bize hidayet vermeseydi doğruya eremeyecektik.. mi diyorlar.. ?
                              Last edited by pramid; 13. November 2012, 01:04 PM.

                              Comment

                              • aorskaya
                                Uzman Üye
                                • Aug 2009
                                • 932

                                #45
                                pramid Nickli Üyeden Alıntı
                                Mali ve zihni destek ?

                                Aslında salat bir nevi parti üyesi olmak gibi birşey.

                                Bazı kimseler ile partin hakkında tartışırsın. Bu şekilde partine destek olursun.
                                Kongrelerine katılırsın, destek olursun.
                                Parasal yardım yaparsın destek olursun,
                                Varınla yoğunla çalışırsın,
                                Seni çağırdıkları vakit (ezan), işini gücünü bırakırsın gidersin ve destek olursun.
                                Gittiğin yere de temiz gidersin.
                                Çünkü sen o partiyi temsil etmektesin ve o partinin destekçisisin yani musallinsin.
                                Eğitim programına katılır, yeri geldiğinde eğitimci olursun.
                                Partililer birbirine güvenir ki yardımlaşma içerisindedirler. Yani birbirlerini desteklerler. Şahitlikte de onları şahit tutabilirsin.

                                Günlük değişmelere uygun bir şekilde belli vakitlerde haber ve bilgi alışverişinde bulunursun.

                                Parti programına yeni katkılarda bulunabilirsin.....

                                Eğer bizler özverili bir biçimde rasulün yoluna destek olursak (salat), Rasulünü deteklediği gibi Allah ve melekleri de bizi destekler yani salat ederler.

                                O zaman bizlerde bir program dahilinde hareket edelim.
                                O zaman bizlerde bir hamd ile tesbih edelim.

                                Çünkü programlama alemlerin rabbine mahsustur.

                                Öyleki yer ve göktekiler program dahilinde hareket etmektedir. O zaman bizde programa uyalım.

                                Hamd ?
                                Bu yazdıklarından , salatın hiç bir şekilde namazı anlattığı durumlar olmadığını, kuranda geçtiği tüm yerlerde "eğitim-destek" faaliyetleri olduğunumu kabul ediyorsun?

                                Bu soruma, salatla ilgili ayetleri toplu halde düşünerek cevap ver lütfen. Çünkü vereceğin cevaba göre değişen sorular gelecek ve yukarıda yazdıklarını ona göre ele alıp yorumlayacağım.

                                selamlar,
                                aorskaya

                                Comment

                                Working...