ABDEST nedir, kaça ayrılır, ne için gereklidir? Abdesti neler bozar?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #46
    Selamun aleyküm,

    [B]Sayın dost1,

    Yazılarınızı iki kısımda cevaplandırmaya çalışacağımı bunlardan "1.kısmın; salatın bazı vakitler için namazı ifade ettiğinin anlatılması, 2. kısım ise kuranın belli bir coğrafya ve zamana hapsedilemeyeceğine ilişkin açıklamalardan, 3.kısım ise salattan, her durumda mali, zihni destek ve sosyal destek ile eğitim anladığımızda, bunun vakitleri belirten ayetlere göre ters düşeceğine ilişkin açıklamalardan oluşacağını" söylemiştim.

    Şimdi 3. kısımla ilgili anlatımlarımı yapmaya çalışıyorum:


    3. KISIM:

    Salattan, her durumda mali, zihni destek ve sosyal destek ile eğitim anladığımızda, bu anlamda salat, vakitleri belirten ayetlere göre ters düşmektedir.

    dost1 Nickli Üyeden Alıntı
    aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
    Bütün bunlardan, bu ayetlerin; sizin “tazarrulu dua” diye tanımladığınız (ve benimde tanım olarak katıldığım) namazı anlattığı görülmezmi?
    Ayetlerden kastınız “salatın ikamesi” ile ilgili ayetler ise , bu bildiğimiz namaz değildir. Salat ile namaz birbirinden farklıdır. “salât” sözcüklerinin bilinen “namaz” ile alakası yoktur.
    Namaz, salat için musallaya toplananların salatı başlatmadan önce gerçekleştirdikleri dualarıdır/ tazarruan olan yakarışlarıdır.
    1- Buradaki yazdıklarınızdan, gündüzün iki ucunda ve geceye yakın kısımlarda namazla başlayan (yani namazı kapsayan) salat yapılacaktır.

    "Namaz, salat için musallaya toplananların salatı başlatmadan önce gerçekleştirdikleri dualarıdır/ tazarruan olan yakarışlarıdır." diyen bu sözünüzle, daha önce salat namaz farklı şeylerdir dediğinize ters düşerek benim salat, namazı da kapsar dediğimi doğrulamış oluyorsunuz.

    Ancak, buna rağmen ben namaz anlamında salatı, sadece namaz ve namaz bittikten sonra şekil şartı aranmadan yapılan dua ve hamd ile zikir olarak kabul ediyorum.

    Ancak, siz namaz ve bittikten sonra ise (dua ve hamd ile zikir diyen benden farklı olarak) mali, zihni, sosyal yardım/destek ve eğitime devam edilmesini salat kabul ediyorsunuz.

    Sizin bu şekildeki kabulünüzü ele aldığımızda, bireysel olarak salat imkansız hale geliyor.

    Kişi, kendi kendine, zihinsel destek, mali destek, sosyal yardım yada eğitimde bulunamayacağına göre, bunları yapması ve tekil olarak salat imkansız oluyor.

    Bu bana göre kabul edilemez bir durumdur, ama sizin düşünceniz değişik olabilir.

    2- eğitim-destek anlamındaki salat için "abdest" dediğimiz olguya neden ihtiyaç duyulsunki?


    dost1 Nickli Üyeden Alıntı
    aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
    1- [eğitim-öğretim ve sosyal yardım kurumunu işletin]. anlamındaki salatın, tehlike olması durumunda bitirilmesi gerekmezmi?
    Salatın ikamesi bütün müslümanlara kıble yapılmıştır. Salatı ikame kurumları mutlaka oluşturulmalıdır ve bunların ayakta tutulması işletilmesi için de sürekli çaba harcanmalıdır.

    Tehlike anında yapılan salatlar da tehlikeye nasıl karşı konulabileceği ile ilgili olacak çalışmalardır. Tehlikenin durumuna göre karar verilir.
    1- Salatın ikamesi ile ilgili söylediklerinize itirazım olamaz.
    2- Tehlike anındaki salat, kuran ayetlerinden namazı kastettiği görülür.

    a- Tehlike anında sizin kabul ettiğiniz anlamda, yani destek-eğitim şeklinde salat yapılamaz. Çünkü bulunulan yerde tehlike varsa, oradan yaya, binekle giderken salat istenmektedir.

    Yaya, yada binek hareket halindeyken hangi eğitim-destek görüşmeleri yapılabilirki? Bu fiilen imkansızdır, yada imkansıza çok yakındır. O halde ayette istenen bu anlamda salat değildir, namaz anlamında salattır. Çünkü, bu anlamda salatın ifasına yaya veya binekle hareket hali engel değildir.

    b- savaş halinde de durum farklı değildir. Savaşta, savaşa katılanları toplayıp, mali-zihni-sosyal yardım görüşmeleri yapmaya çalışırsanız, "bunun sırasımı şimdi, zaten savaşta canlarımızla destek oluyoruz" şeklinde itirazlar olması kaçınılmaz olur.

    Çünkü, bu anlamda salatta, insanların kendi aralarındaki durumlara çözüm üretilir.

    Ancak, namaz rabbimize yapılan bir eylem olarak kabul görecektir. Daha öncede değindiğim için burada fazla söze gerek yoktur.

    dost1 Nickli Üyeden Alıntı
    aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
    2- Bulunulan yerde olabilecek tehlikeden korkuluyorsa, yaya veya binekle hareket halindeyken, “eğitim-öğretim kurumu” nasıl çalıştırılabilir? Bir an için yaya veya binek üzerinde hareketle, bu kurum çalıştırılmaya kalkılsa, diğer kişi yada kişilerinde yaya veya binekli olarak hareket etmeleri gerektiğinden, bu başarılabilirmi, yada verimli olabilirmi?
    Her ev bir mescid/okul haline getirilerek bulunulan yerde tehlikeden korunma ve tehlikeye karşı koyma yolları öğretilir. Her durumda ve koşulda yapılabilir. Kurtuluş Savaşında milletimizin takındığı tavır bu türdendir.
    Yukarıdaki yazımın tam anlaşılmadan cevaplandığı görülüyor.

    Ben, zaten tehlike anı olan bir mekanı ele alıp, burada eğitim-destek yada namaz anlamında salat yapma imkanı kalmadığı duruma göre yaya yada hareket haline geçilmesini ve bu durumlarda ise eğitim-destek yapılamaz oluşu nedeniyle namaz anlamında salat olması gerektiğini söylüyorum.

    Tehlike anında, mekanın ve orada bulunanların nasıl korunması, karşı konulmasına ilişkin tedbirlerin konuşulması, tehlike vuku bulduğunda konuşulacak şeyler olmaktan çıkıp, mücadeleye dönüşür. Buda, salatın kendisi değildir.

    Tehlikenin gerçekleştiği durumlarda zaten mekan terkediliyorki, yaya ve binek ile hareket hali oluyor. Ayette bu zamanlardaki salatı anlatarak, yukarıda açıkladığım üzere namazı anlatıyor.

    dost1 Nickli Üyeden Alıntı
    aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
    3- Bu açıkladığım durumlar gösteriyorki, bunlar zihinsel, mali destek yada eğitim-öğretim değildir.

    Çünkü; bunların imkansızlığına yada verimsizliğine karşılık, bildiğimiz namaz pekala mümkün olmakta ve başarıyla yerine getirilebilinmektedir.
    Günümüzde ne yazık ki, mescidler ve camilerde salat çoğunlukla sözkonusu değildir. Yapılanlar; bilinçten, huşudan yoksun bırakılan zamlandırılmış namazlardır.
    Mescit ve camilerdeki bilnçsizce yapılanlar hakkındaki görüşünüze tamamıyla katılıyorum.

    Ancak, özellikle tehlike anı ve savaşlarda istenen salat bize açıkça gösteriyorki, bu durumlardaki anlamı eğitim-destek yerine namazdır. Eğitim-destek anlamındaki salatı, tehlike ve savaşla ilgili (üstelik savaşta kısaltmada dikkate alınırsa) ayetlerde görmek mümkün değildir.

    selam ve saygılarımla...
    aorskaya
    Last edited by aorskaya; 13. November 2012, 02:54 PM.

    Comment

    • pramid
      Uzman Üye
      • Sep 2010
      • 984

      #47
      Alıntı:
      pramid Nickli Üyeden Alıntı
      Mali ve zihni destek ?

      Aslında salat bir nevi parti üyesi olmak gibi birşey.

      Bazı kimseler ile partin hakkında tartışırsın. Bu şekilde partine destek olursun.
      Kongrelerine katılırsın, destek olursun.
      Parasal yardım yaparsın destek olursun,
      Varınla yoğunla çalışırsın,
      Seni çağırdıkları vakit (ezan), işini gücünü bırakırsın gidersin ve destek olursun.
      Gittiğin yere de temiz gidersin.
      Çünkü sen o partiyi temsil etmektesin ve o partinin destekçisisin yani musallinsin.
      Eğitim programına katılır, yeri geldiğinde eğitimci olursun.
      Partililer birbirine güvenir ki yardımlaşma içerisindedirler. Yani birbirlerini desteklerler. Şahitlikte de onları şahit tutabilirsin.

      Günlük değişmelere uygun bir şekilde belli vakitlerde haber ve bilgi alışverişinde bulunursun.

      Parti programına yeni katkılarda bulunabilirsin.....

      Eğer bizler özverili bir biçimde rasulün yoluna destek olursak (salat), Rasulünü deteklediği gibi Allah ve melekleri de bizi destekler yani salat ederler.

      O zaman bizlerde bir program dahilinde hareket edelim.
      O zaman bizlerde bir hamd ile tesbih edelim.

      Çünkü programlama alemlerin rabbine mahsustur.

      Öyleki yer ve göktekiler program dahilinde hareket etmektedir. O zaman bizde programa uyalım.

      Hamd ?
      Bu yazdıklarından , salatın hiç bir şekilde namazı anlattığı durumlar olmadığını, kuranda geçtiği tüm yerlerde "eğitim-destek" faaliyetleri olduğunumu kabul ediyorsun?
      Namaz dediğimiz şey Salatın içinden bir cüzdür.

      Salat ise salt namaz değildir.

      Kuranda ki tespitim benim, salat destek için kuran okumak(insandan Allaha), destek olmak (Allahdan ve meleklerinden insana) ve destek istemektir (dua: Sadece Allaha).

      Diyoruz ki eğitim eğitim.

      İnsanlığın temel ihityacı olan eğitimi kuran pas geçer mi hiç ?

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #48
        Selamun Aleykum! Değerli Aorskaya Kardeşim!

        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        Selamun aleyküm,

        Sayın dost1,

        Yazılarınızı üç kısımda cevaplandırmaya çalışacağım. Bunlardan 1.kısım; salatın bazı vakitler için namazı ifade ettiğinin anlatılması, 2. kısım; kuranın belli bir coğrafya ve zamana hapsedilemeyeceğinin anlatılması, 3.kısım ise salattan, her durumda "mali, zihni destek ve sosyal destek ile eğitim anladığımızda, bunun vakitleri belirten ayetlere göre ters düşeceğine ilişkin açıklamalardan oluşacaktır.

        1. KISIM:


        Daha önce de bu konuda bir sorunuz üzerine,kısaca; "her zaman için salat=namaz değildir. Salat namazı da kapsayan bir ifadedir." demiştim. Şimdi biraz daha açarsam; "bazı vakitlerde istenen namaz için salat=namaz" olmaktadır diyorum.


        Siz böyle deseniz de Allah ne derse o. Allah da salattan ve salatın ikamesinden sözeder.
        Salat asla namaz değildir. Ne yazık ki, dil bozulunca din de bozuluyor. Salat Arapçadır. Namaz ise Farsçadır. Bizim dilimiz ise Türkçedir. Ben neden dinimi Arapçadan değil de Farsçadan öğrenmeye çalışayım. "Salat" sözcüğü ile türevlerini türetildikleri kök harflere bakarak kontrol ederseniz salatın namaz olmadığını görürsünüz.

        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        Aksi halde,

        1- Abdesti; namaz dışında kalan "zihni, mali destek, eğitim, sosyal yardım" şeklindeki salat için gerekli kılmış oluruzki, bu eylemler için abdest istenmesi mantıksızdır. Çünkü, abdestin tarifine baktığımızda, abdestin bir özel şekli (teyemmüm) bizatihi bu şekildeki salata ters düşer.

        Suyla alınan abdest ise, bu şekildeki salat için gereksiz olur.
        Müslüman, toplum içerisine çıktığında kılığı kıyafeti ve temizliği ile çevresine örnek olmalıdır. Kirli ve pasaklı bir şekilde insanların arasında bulunmamalıdır. Kirli, terli giderek kimseyi rahatsız etmemelidir. (Lütfen o günkü koşulları da dikkate alalım).

        Teyemmüm dediğiniz: Hasta yahut yolculukta [bulunduğu yerin yabancısı] olan yahut tuvaletten gelen yahut cinsel ilişkiye giren ve su bulamayan mü'minlerin, toplum içine çıkacaklarında (eğitim- öğretim, kamu görevi, herhangi bir toplantı vs. katılmak) "fe teyemmemu saıyden tayyiben femsehu/ temiz bir temizleyiciye yönelerek onunla [saıyden tayyiben/temiz temizleyici] yüzlerini ve ellerini ovalayıp silmeleridir. Bir nevi pudra ile ovarak kirlerini, terlerini giderirler. Kirli, terli giderek kimseyi rahatsız etmezler. (o günkü koşulları da dikkate alalım).

        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        2- Savaş anında kısaltılan salatın, namaz olmaması halinde; savaş esnasında zaten yeri olmadığından hiç yapılmaması gerektiği, aksi halde savaş anında zihni, mali destek, eğitim ve sosyal yardım konularının işlenmesinin bizdeki kaba tabirle "dam üstünde saksağan..." durumuna düşüleceğini ve savaşta bulunan kimseler için gereksiz bulunacağını, mantıksız bulunacağını kabul etmek gerekir.
        Ayetlere birlikte bakalım inşaAllah ki "dam üstünde saksağan mı" değil mi daha net görebilelim.

        Nisa101-104:
        "Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimselerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız salâttan [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma çalışmanızdan] kısaltmanızda [eğitimi öğretimi kısa kesmenizde] sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler, sizin için apaçık düşmandırlar.
        Ve sen seferde olanların içinde bulunup da onlar için eğitim-öğretim verdiğin zaman içlerinden bir kısmı seninle beraber dikilsinler/eğitime katılsınlar. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar, yeterli bilgi alıp ikna olduklarında arka tarafınıza geçsinler. Sonra eğitim-öğretim almamış diğer bir kısmı gelsin seninle beraber eğitim-öğretim yapsınlar ve tedbirlerini ve silâhlarını alsınlar. Kâfirler; Allah'ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimseler, silâhlarınızdan ve eşyanızdan habersiz durumda olsanız da size ani bir baskın yapsınlar isterler. Eğer size yağmurdan bir eziyet erişir veya hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Tedbirinizi de alın. Şüphesiz Allah, kâfirler; Kendisinin ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddeden kimselere alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
        Sonra eğitim-öğretimi tamamlayınca, artık Allah'ı ayakta, oturarak, yan yatmışken anın. Sükûnet bulduğunuzda/ güvene erdiğinizde, salâtı ikame edin [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma kurumları oluşturun, ayakta tutun]. Hiç şüphesiz salât [mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma; toplumu aydınlatma görevi], eskiden beri mü’minler üzerine vakti belirlenmiş bir yazgıdır.
        Ve o düşman toplumu takip etmede gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyor idiyseniz, artık şüphesiz onlar da sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar. Ve siz, Allah'tan onların ümit edemeyecekleri şeyleri umuyorsunuz. Ve Allah, en iyi bilendir, en iyi yasa koyandır."

        Kur'an'da geçen "salat" namaz değildir. ancak Kur'an'da Farsçası namaz olan tazarruan yakarış vardır ve farzdır.

        Şu an ülkemizde terör eylemleri var. Bunu önlemek için de teröristlerle çarpışmak için seferde olan güvenlik güçlerimiz var. (Ordu ve Özel Harekat) Buradaki askerlerimize verilecek olanlar nelerdir? Bunlar mâlî yönden ve zihinsel açıdan destek olma ve oradakileri aydınlatma çalışmaları değil midir?Ayette kısaltmanızda [eğitimi öğretimi kısa kesmenizde] sorun yoktur diye sözedilen bu durumdur.

        İnsanlar özellikle sıkıntılı anlarda yaratıcılarına daha fazla yakarırlar. Bunu belirten çok sayıda ayet vardır. Müslümanlar savaş içerisinde olacaklar. Her an saldırıya uğrama durumu sözkonusu olacak ve Allah'a tazarruan yakarılmayacak. Böyle birşeyi düşünemiyorum.


        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        Çünkü,

        a_ namaz dışındaki salat, insanların durumunu ıslah etmek amacıyla insanlar için yapılan eylem olduğundan ve savaşa katılanlar, zaten savaşa katılmakla, insanlar için hayatlarını ortaya koyarak destek vermiş olduklarından, aynı anda bir de mali destek, zihinsel destek, sosyal yardım da bulunmaları imkanı da olamaz, isteğide olamaz ve istekli olmamakta haklıda olurlar. Çünkü; toplum için, insanlar için yapılabilecek en büyük destek zaten yapılmaktadır.

        b_ Halbuki, savaş esnasındaki kısaltılan salattan anlıyoruzki bu salat tamda namaz denen olgudur. Çünkü, bu anlamda salat, insanlar için yapılan zihni, mali, sosyal yardımlar ve destekler olmaktan çıkıp, rabbimize yapılan bir teslimiyet şeklini almaktadır. Buna, savaşa katılanlar (insanlarda olduğunun aksine) isteksiz olmayacak, rabbe yaptıkları eylem olarak savaş esnasında dahi gerekli bulacaklardır, anlayışla kabul edeceklerdir.
        Değerli Kardeşim! Allah ne derse o. Salat, namaz değildir. Lütfen! Kur'an'da geçen salat sözcüklerini Arap diline göre inceleyiniz.

        Tazarruan yakarış dediğimiz namaz,salatlardan önce, yapılacak olan salatın Allah için yapılacağının belirtilmesi için yapılandır. Salat ise insanlar arasında birleşme ve dayanışmayı sağlamaya yönelik her tür zihinsel ve toplumsal destek ve dayanışma olayıdır.

        Topluca yakarışın arkasından gelen salatın -özellikle de saldırı ihtimali olan sefer halinde olan salatın- ne olduğunu öğrenmek istiyorsanız Peygamberin Bedir,Hendek, Uhud savaşı ile yakın tarihimizdeki Birinci Dünya ve Kurtuluş savaşlarına bakınız.

        Yapacakları ile ilgili eğitim öğretim ve mali destekten yoksun olan hangi grub başarı sağlayabilir? Her insanın sıkıntılı olduğu an değil midir güvendiklerine yakarışlarının arttığı an. Tazarruan yakarışla başlatılacak olan salatın kişisel beklentilerden çok sadece Allah için yapıldığına vurgu yapılarak başlatılmasını ve ulaşılabilecek sonucu düşünebiliyor musunuz?

        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
        Bu kısımda yaptığınız açıklamalarla ilgili olarak, hatalı yorumladığınızı bu başlıktaki 36 nolu yazımda sadece bu kısmı ele alarak ayetlerle açıklamıştım.

        Oradan inceleyerek, görüşlerime katılmamanız durumunda bunu belirtmenizi rica ederim.

        Saygı ve selamlarımla...
        aorskaya
        36 nolu yazınızdaki A'raf 55 den namazı nasıl çıkardığınız sorusunun cevabını öğrenmek için alçalma anlamında olan "dad-ra-ayın" kök harflerinin tefaül babına çekilerek türetilen tazarru sözcüğüne bakmak gerekir. Lütfen! Çevrenizde Arapça iştikak/sözcük türetme bilgisine sahip birisi varsa bunu sorunuz.

        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
        Allah'a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • ates demir

          #49
          Aslında salat bir nevi parti üyesi olmak gibi birşey.

          Bazı kimseler ile partin hakkında tartışırsın. Bu şekilde partine destek olursun.
          Kongrelerine katılırsın, destek olursun.
          Parasal yardım yaparsın destek olursun,
          Varınla yoğunla çalışırsın,
          Seni çağırdıkları vakit (ezan), işini gücünü bırakırsın gidersin ve destek olursun.
          Gittiğin yere de temiz gidersin.
          Çünkü sen o partiyi temsil etmektesin ve o partinin destekçisisin yani musallinsin.
          Eğitim programına katılır, yeri geldiğinde eğitimci olursun.
          Partililer birbirine güvenir ki yardımlaşma içerisindedirler. Yani birbirlerini desteklerler. Şahitlikte de onları şahit tutabilirsin.

          Günlük değişmelere uygun bir şekilde belli vakitlerde haber ve bilgi alışverişinde bulunursun.

          Parti programına yeni katkılarda bulunabilirsin.....

          Eğer bizler özverili bir biçimde rasulün yoluna destek olursak (salat), Rasulünü deteklediği gibi Allah ve melekleri de bizi destekler yani salat ederler.

          O zaman bizlerde bir program dahilinde hareket edelim.
          O zaman bizlerde bir hamd ile tesbih edelim.

          Çünkü programlama alemlerin rabbine mahsustur.

          Öyleki yer ve göktekiler program dahilinde hareket etmektedir. O zaman bizde programa uyalım.
          İrtibat/bağlantı yani bir nevi
          Bir nebi risaleti teblig icin ne yapacak?
          Ayetleri okuyacak.
          Ne zaman? Bulduguna mı yoksa duzenli bir sekilde mi?
          Duzen sabah gun agarırken ve aksam gun batarken saatleri.
          Ikra iste bu tebliğin ilk sözüdür.
          Salat "ıkraya baglılık".
          Andı tutma/ashab ı meymene/bağlılık/irtibatı koparmama benze seyler...

          Comment

          • aorskaya
            Uzman Üye
            • Aug 2009
            • 932

            #50
            ates demir Nickli Üyeden Alıntı
            İrtibat/bağlantı yani bir nevi
            Bir nebi risaleti teblig icin ne yapacak?
            Ayetleri okuyacak.
            Ne zaman? Bulduguna mı yoksa duzenli bir sekilde mi?
            Duzen sabah gun agarırken ve aksam gun batarken saatleri.
            Ikra iste bu tebliğin ilk sözüdür.
            Salat "ıkraya baglılık".
            Andı tutma/ashab ı meymene/bağlılık/irtibatı koparmama benze seyler...
            Sevgili ateş kardeşim,

            Peygamber veya yönetim kadrosunda olan otoriteler için söylediğiniz, salat sadece onları kapsasaydı doğru olabilirdi. Ancak, birde şahısların organize olması durumu vardırki, bunlar için bu imkanlı değildir.

            Ayrıca, salat her durumda, sadece destek ve eğitimden ibaret olması halinde, destekleme-eğitim politikalarının belirlenmesi, destekleneceklerin, eğitileceklerin belirlenmesi, bunlara yönelik kararlar alınması salatın bir boyutu olurken, kararların uygulanması da başka bir boyutu olmaktadır.

            İşte salatı her durumda, eğitim-destek faailyetleri, organizasyonu olarak anlayınca; abdest, tehlike durumları, savaş hali gibi özel durumları anlatan ayetlere ters durumlar oluşmaktadır.

            Bu nedenle, örneğin ben; abdest, tehlike hali nedeniyle yaya veya binek, savaş durumları ile ilgili ayetlerden salatın, namazı ifade ettiğini çıkarıyorum.

            Bunlar üzerinde biraz daha yoğunlaşılması, düşünülmesi gerekir.

            selamlar,
            aorskaya
            Last edited by aorskaya; 13. November 2012, 07:47 PM.

            Comment

            • aorskaya
              Uzman Üye
              • Aug 2009
              • 932

              #51
              pramid Nickli Üyeden Alıntı
              Namaz dediğimiz şey Salatın içinden bir cüzdür.

              Salat ise salt namaz değildir.
              Bu ifadenizden, salatın, salt eğitim-destek organizayonu olmadığı da anlaşılıyor.

              Doğrumudur?

              selamlar,
              aorskaya

              Comment

              • aorskaya
                Uzman Üye
                • Aug 2009
                • 932

                #52
                pramid Nickli Üyeden Alıntı
                Kuranda ki tespitim benim, salat destek için kuran okumak(insandan Allaha), destek olmak (Allahdan ve meleklerinden insana) ve destek istemektir (dua: Sadece Allaha).

                Diyoruz ki eğitim eğitim.

                İnsanlığın temel ihityacı olan eğitimi kuran pas geçer mi hiç ?
                Burada, mali,zihinsel ve ekonomik desteğin, eğitimin insana yapıldığına ilişkin bir ifade yok.

                Yanlış yazım mı vardır, yoksa salatta; " insanlara destek olmak" yoktur diyemi kabul ediyorsun?

                selamlar,
                aorskaya

                Comment

                • ates demir

                  #53
                  Bakara 151-152
                  1. kemâ : gibi, olduğu gibi, öyle ki, nitekim
                  2. ersel-nâ : biz gönderdik
                  3. fî-kum : sizin içinizde
                  4. resûlen : bir resûl, elçi
                  5. min-kum : sizden
                  6. yetlû : okur
                  7. aleykum : size
                  8. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz
                  9. ve yuzekkî-kum : ve sizi tezkiye eder
                  10. ve yuallimu-kum : ve size öğretir
                  11. el kitâbe : kitabı
                  12. ve el hikmete : ve hikmeti
                  13. ve yuallimu-kum : ve size öğretir
                  14. mâ : şeyler
                  15. lem tekûnû ta'lemûne : sizin bilmediğiniz
                  .…………

                  1. fe : o halde, öyle ise
                  2. uzkurû-nî : beni zikredin
                  3. ezkur-kum : ben sizi zikrederim (zikredeyim)
                  4. ve uşkurû : ve şükredin
                  5. lî : bana
                  6. ve lâ tekfurû-ni : ve beni inkâr etmeyin (ni'metlerimi inkâr edip küfürde olmayın)

                  Örtenlerin neyi örttüğünü hala anlamadınız mı?

                  Comment

                  • aorskaya
                    Uzman Üye
                    • Aug 2009
                    • 932

                    #54
                    ates demir Nickli Üyeden Alıntı
                    Bakara 151-152
                    1. kemâ : gibi, olduğu gibi, öyle ki, nitekim
                    2. ersel-nâ : biz gönderdik
                    3. fî-kum : sizin içinizde
                    4. resûlen : bir resûl, elçi
                    5. min-kum : sizden
                    6. yetlû : okur
                    7. aleykum : size
                    8. âyâti-nâ : bizim âyetlerimiz
                    9. ve yuzekkî-kum : ve sizi tezkiye eder
                    10. ve yuallimu-kum : ve size öğretir
                    11. el kitâbe : kitabı
                    12. ve el hikmete : ve hikmeti
                    13. ve yuallimu-kum : ve size öğretir
                    14. mâ : şeyler
                    15. lem tekûnû ta'lemûne : sizin bilmediğiniz
                    .…………

                    1. fe : o halde, öyle ise
                    2. uzkurû-nî : beni zikredin
                    3. ezkur-kum : ben sizi zikrederim (zikredeyim)
                    4. ve uşkurû : ve şükredin
                    5. lî : bana
                    6. ve lâ tekfurû-ni : ve beni inkâr etmeyin (ni'metlerimi inkâr edip küfürde olmayın)

                    Örtenlerin neyi örttüğünü hala anlamadınız mı?
                    Ateş kardeşim,

                    salatın ne olduğunun anlatımında bu ayetlerden, örtenlerden bahsetmenizle salat arasında ilgi kuramadım.

                    Rica etsem, siz daha anlaşılır şekilde ve biraz daha detaylı olarak anlatırmısın?

                    selamlar,
                    aorskaya

                    Comment

                    • ates demir

                      #55
                      Sesli düsünüyordum sayın Kaya lakin aralarında kuvvetli bir bağ var.

                      Comment

                      • aorskaya
                        Uzman Üye
                        • Aug 2009
                        • 932

                        #56
                        ates demir Nickli Üyeden Alıntı
                        Sesli düsünüyordum sayın Kaya lakin aralarında kuvvetli bir bağ var.
                        Bu kuvvetli bağı uygun olduğunda yazman ricasıyla...

                        selam,
                        aorskaya

                        Comment

                        • bartsimpson
                          Super Moderator
                          • Mar 2012
                          • 692

                          #57
                          namaz salat, salat namaz... içiçe mi? dış dışamı? ayrı ayrı mı? bağımsız mı?

                          Kuransal bir dayanağı var mı bilmem? ama, günümüzde cuma namazının farzı, hutbe ve 2 rekat namazdan oluşuyor (sonrasında cemaat isterse kalkıp gidiyor)

                          alın size salat "hutbe" ve asgari yapılacak tazarrulu dua "namaz" bunu kuranda belirtilen tüm vakitlere yada belirtilmeyen vakitlere "artık kim neyi kabul ediyorsa" uygulayabilirsiniz.

                          Yine diyorum ki...

                          Kuransal bir dayanağı var mı bilmem? ama, cuma namazının yerine getirilme şartlarında, yerel bir yetkili yada yöneticinin imamlığı altında "salatın" hutbenin ve "namazın" tazarrulu duanın yapılması gerekliliği geçer...

                          Muhammed peygamber döneminde "hutbelerin" yani "salatın" kuran dişındaki bir konuda yapılması zaten düşünülemez.

                          Piramid'in parti benzetmesinden de anlaşılacağı üzere her partinin bir başkanı olmalıdır, o dönemde otorite peygamber olduğuna göre, günümüzde de "hutbe" yani "salat" müesesesinin ehil kişi yada kişlerce yapılması gereklidir.

                          (Bu söylediğime islamda ruhban kesim yoktur dini papazlara endekslemeyelim şeklinde çıkarımlarla yaklaşmamalıyız. Grupta bile ilim ve bilgi konusunda bizden daha ileri dostların dediklerini dinliyor ve yorumlarımızı bunlara göre şekillendiriyoruz.)

                          geleneksel uygulamalar da sanki içlerinde bazı ipuçları barındırıyor... mu ne?
                          Last edited by bartsimpson; 14. November 2012, 01:48 AM.
                          "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                          Comment

                          • Hasan Akçay
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 826

                            #58
                            dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                            Nisa 101-103 de "KIYAM edip "secde"ye vararak
                            yerine getirirler" ifadesini bulduysanız bu tür şeylerin akla gelmesi kacinilmazdir."

                            Savas için sefere cikan bir orduyu düsündügümde aklima:
                            Savasa giren ordu ne yapar?
                            Ordunun basindaki komutanlar ne yapar?

                            Ordunun izleyecegi bir savunma veya saldiri planlari yok mudur?
                            Askerler aman bize kafirler saldiracak diye komutanlarinin verdigi direktifleri dinlemezler mi?

                            vb sorular geliyor.

                            Sahsen ben savas için sefere cikan bir orduda er olsam, kafirleri yenebilmek için komutanlarin verecekleri dersleri cankulagi ile dinlerim ki, kafirlere karsi basarisiz olmayalim.
                            Merhaba sayin dost1.

                            Nisâ 101-102'deki "salât"i bir "ders"e yoruyorsunuz, bir "direktif"e. Sanki DERS ve DIREKTIF ayni seylermis gibi. Sonra da benim itirazimi bana yapiyorsunuz:

                            Askerler aman bize kafirler saldiracak diye komutanlarinin verdigi direktifleri dinlemezler mi?

                            Degerli kardesim, önce bir karar verin: o salât direktif midir ders mi. Bakin simdi direktiftir diyorsunuz. O halde 102'yi 101 ile birlikte okuyunuz.

                            101: Kafirlerin size saldiracagindan endise ediyorsaniz "direktif"ten (?) eksiltmenizde sakinca yoktur.

                            Der mi
                            Allah
                            bunu?

                            Sevgi ile,
                            Hasan Akcay

                            Comment

                            • pramid
                              Uzman Üye
                              • Sep 2010
                              • 984

                              #59
                              Aşağıya bir yazı astım ama öncesinde bir konuyu paylaşalım. Salatı anlamak için salat için kullanılan yüklemlerin kuranda ki kullanımlarına bakalım.

                              İkame sözcüğü dinin ikamesi için, adaletin ikamesi içinde kullanılır.

                              Salat aslında Kuranın hayata geçirme boyutudur. Günahkarlara sizi cehenneme sokan nedir diye sorduklarında cevapları : Biz müsallin değildik olacaktır.


                              SALATIN AMACI VE ÇEVİRMENLERİN YANLIŞI



                              “ Namazla” ile ilgili olarak sıklıkla verilen 62/10 ve 4/103 ayetleri çevirmenlerin Kuran’ın sözcüklerini nasıl bozduklarına, nasıl kendi amaçlarına göre değiştirdiklerine iyi bir örnektir. Kuran, günümüzde uygulandığı şekliyle bir sadece namazdan bahsetmediği gibi, bu uygulamaya referans olarak verilen ayetin vurguladığı önemli bir gerçek gözlerden saklanmaktadır.


                              Burada gözden kaçan ince ve önemli bir nokta var. 62/9′da geçen “SALAT” ifadesini bilinen namaza bağlamaya engel 62/10 ayetinde bir ifade var.


                              62/10 fe iza kudiyetis-salat…

                              Sevgili çevirmenlerimizin üç kağıdı burada da işlemeye devam ediyor. “Kudiye” (QDY) ifadesini “bitirmek” olarak çeviriyorlar. Siz çevirmenlerin bu ifadesine güvenerek 62/9′u namaza bağlayabilirsiniz. Ancak “QDY” ifadesine biraz göz atarsak durumda değişme söz konusu olacaktır.


                              QDY ifadesi bir şeyi “karara bağlamak” yani “yargıda bulunmak”,”yargıya bağlamak” anlamında kullanılıyor.

                              2/117 Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Bir işe karar verirse (QDY), ona sadece “Ol,” der ve olur.


                              33/36 Allah ve elçisi bir işi karara bağladığı (QDY) zaman, hiçbir inanan erkek ve kadın o işte seçim hakkına sahip değildir. Kim ALLAH’a ve elçisine isyan ederse açık bir biçimde sapmış olur.


                              34/14 Böylece onun (Süleymanın) ölümüne karar verdiğimiz (QDY) zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkca ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azab içinde kalıp-yaşamazlardı.


                              4/65 Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin karara bağladığına (QDY), içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.


                              6/2 O ki sizi balçıktan yarattı ve sonra bir yaşam süresini karara bağladı (QDY). Belirlenmiş bir sürede O’nun katındadır. Siz ise hala kuşku duyuyorsunuz.


                              12/68 Babalarının kendilerine emrettiği yerlerden girdiler. Bu, onları ALLAH’ın hiç bir takdirinden kurtaramazdı; ancak Yakup bu kararında (QDY) özel bir nedene sahipti. O, kendisine öğrettiğimiz belli bir bilgiye sahipti; fakat halkın çoğu bilmez.


                              Diğer ayetleri aşağıdaki ekte bulabilirsiniz.


                              QDY ifadesine baktıktan sonra 62/10 başındaki “kudiyetis-salat” ifadesini yerine yazabiliriz.
                              SALAT Ayetler ışığında bir hüküm verdiğinizde, bir karara vardığınızda, Karara bağlandığında, yargıya bağlandığında…


                              Ayette “ikame” yüklemi kullanılmamaktadır. Oysa “salat” sözcüğü bildiğiniz üzere sıklıkla “ikame” yüklemi ile birlikte kullanılmıştır. 62/10′da ikame değil QDY yargıya bağlanma anlatıldığına göre bilinen namaz olarak düşünülemez.


                              Peki, bu ayetler ne anlatıyor?
                              Bunun için Kuran’ın yedekleme sistemine baş vurabiliriz. Kuran’da hemen her ayetin bir veya bir kaç yedeği olduğunu düşünürsek bu ayetin benzer yedeklerine bakınabiliriz.
                              KADAYTUMUS-SALAT ifadesi 4/103 ayetinde de geçmektedir. “Salatı ikame”yi namaz kılma şeklinde bozan çevirmenlerimizin kendi sözlüklerine göre 62/10′da ikame’ye dönüştürdükleri “kudiye” ifadesi ne ilginçtir ki 4/103′te birlikte bulunmakta… Yani “ikame” ile “kudiye” ifadesinin aynı şeyi kastettiğini sıklıkla söyleyenlerin tökezlediği ayet…


                              4/103 Salatı karara bağladığınızda (kudiyetis-salat), Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık ‘gönülden kabullenirseniz, (itminan, tatmin olursanız) salatı yerine getirin (akimus-salat). Çünkü salat, mü’minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.


                              Yine ayetin devamından hareketle bağlantılı yedek ayetlerden biri de 2/200 ayetidir.


                              2/200 Fe iza kadaytüm menasikeküm fezkürullahe ke zikriküm abeküm….

                              2/200 Gerekli ibadetlerinizi((ibrahim tarafından öğretilen salat, hac,) bir karara vardığınızda yine Allah’ı anın.Tıpkı atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla.İnsanlardan bazısı şöyle der: “Ey Rabbimiz, bize dünyada ver.” Böylesi için ahirette bir nasip yoktur.


                              Metni bozmayı alışkanlık haline getiren çevirmenlerimiz bu ayette de bekleneni yapmışlar. Ayet “bitirilen ibadetlerden” bahsetmemektedir. Yargıya bağlanmış kanunlar, kurallar, törelerden bahsetmektedir. Çevirmenlerimiz burada hem QDY sözcüğünü hem de NSK sözcüğünü “ibadetler” olarak bozmuşlardır. (NSK ifadesinin geçtiği ayetleri de aşağıdaki ekte bulabilirsiniz.)


                              62/10 ayeti 2/200 ve 4/103 ile birlikte düşünüldüğünde açıkça görülecektirki toplantı gününün amacı bir “desteği karara bağlamaktır. Bu destek , iş gücü, kelime gücü, para gücü anlamda da olur”

                              ****
                              İkinci Bölüm

                              Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki: Kur'ana göre namazı anlatırken, Kur'anı yeni tanıyan ve bu yolda gitmeye çalışanların anlayabilmeleri için sade/anlaşılır/basit anlatmaya çalıştık ve uygulamaya yönelik çok soru geldiği için ayrıca örnek namaz tarifi yapıldı. Hem de bu konuda orta düzeyde araştırma yapan kardeşlerimiz için orijinal ayetlerle örnek vermeye çalıştık. Kısaca her düzeyden inananlara hitap etmeye çalıştık. Elbette kusurlarımız olabilir. Varsa kusurlarımız Allah'tan şimdiden af dileriz. Amacımız; hikayelerden müteşekkil, Allah'ın kitabında anlatmadığı din ve uygulamalardan sıyrılmak ve onun eksiksiz, tam ve anlaşılması kolay dediği Kitap'tan GERÇEK Dini ve uygulamalarını izhar edip yaymaktır..

                              Halkımızın "alim" olarak bildiği ilahiyat profesörlerini, Allah'ın kolay-anlaşılır ve EKSIKSİZ/TAM dediği Kitabındaki ISLAM’ı ve uygulamalarını anlatmaya davet ediyoruz. Onlar istemese dahi taşıdıkları etiket nedeniyle Allah katında bu halka karşı sorumlu olduklarını hatırlatmak zorundayız. Kur'andaki İSLAM bilinmesine rağmen, gelenekten gelen bir kısmı tutarlı da olsa büyük kısmı Kur'ana ve Son nebiye hakaret ve onları 2. plana atan uydurmalardan kopamayan, Söze Kur'anla başlarken dahi, islamın 2. kaynağı sanılan bu uydurmaları dönüp dolaşıp zorlama yorum ve tevil ile Kur'anla örtüştürme gayretlerini hayretle izliyoruz. Bu "alim"lerimizin vebal altında olduklarını bir kez daha hatırlattıktan sonra konumuza dönüyoruz.

                              Kur'an-ı Hakim'de vakte binaen üç değişik namaz/salat ismi geçmektedir. Bunları sıralayacak olur isek:

                              Salat-el Fecr-SABAH NAMAZI,
                              Salat-el Vusta- ORTA NAMAZ. ve
                              Salat-el İşa-AKŞAM NAMAZI’dır.

                              Genel anlamıyla baktığımızda, Salat(sala) kelimesi; hem dua hem namaz hem de destek anlamlarını içerir. Fakat Yüce Allah, vakte bağlı farz namazlarından bahsederken dua ile ayrımı bilinsin diye, "sala" kelimesini "ikame" fiiliyle birlikte kullanır. Yani Türkçe anlamıyla "salayı ikame etmek" anlamına gelir. Sadece "sala", yani dua için, ikame/yerine getirme fiiline gerek yoktur. Yani hiç bir fiil/hareket gerçekleştirmeden kalben de Allah'a dua edebiliriz. Ama salayı ikame etmek deyince bunun fiili bir hareket olduğu anlaşılır. Bu yüzden salayı ikameyi, Allah'a beden dili ile dua etmek olarak nitelendirilebilir. Bu şekilsel hareket ve eylemler ise nusuk/measik olarak Rüku ile O'na boyun eğmek, secde ile O'nu Yücelterek tenzih ettiğimizi beden dili ile tasdik etmektir.

                              SALAT “gaza” edilen yani hüküm çıkarılmak için yapılan bir Kuran okuma eylemidir. Okunan Kuranın hayata geçirilmesi ise “Salatın İkamesi” olup, kötülükleri engelleyen bir husutur.
                              Şimdi demek ki: Kur'an-ı Mübin de “sala” kelimesi ikame ile birlikte kullanıldığında biz bunun bizlere belirli vakitlerde yapmamız gereken SALAT olduğunu anlıyoruz. Şimdi salayı ikame geçen ayetlerden bir kaç örnek verelim:


                              الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ

                              2/3 Onlar ki gayba inanırlar. salayı ikame ederler ve kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeylerden de infak ederler.

                              وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ

                              2/43 Ve salayı ikame edin, zekâtı da veriniz ve rüku' edenler ile beraber rüku' ediniz.


                              وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَءَاتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

                              2/110 Salayı ikame edin, zekâtı verin, kendi hesabınıza önceden gönderdiğiniz her iyiliği Allah katında bulursunuz. Hiç şüphesiz Allah yaptıklarınızı görür.


                              إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ ءَامَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ

                              5/55 Sizin velîniz ancak Allah'tır. Ve O'nun Resulüdür ve imân edenlerdir. O imân edenler ki, salayı ikame ederler ve zekâtı verirler ve onlar rükua varanlardır.


                              وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

                              6/72 Ve Salayı ikama edin, ve O'ndan ittika ediniz/korkunuz, ve O, ki, huzurunda haşrolunacağınız O'dur.

                              وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ

                              21/73 Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, Salayı ikameyi, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.

                              Kur'anda İbrahim nebiden önceki elçiler için salat-ı ikame tabiri bulunmaz. Sadece SECDE kelimesi geçer. Salat-ı ikame İbrahim (AS) ile anılmaya başlar. Rabb'imiz herekete dayalı nusuk/menasik Hz. İbrahim'e öğretmiş ve bu kıyam, tavaf, ruku ve secde uygulaması nesiller boyu tevatüren gelmiştir. Yani bu uygulama zaten devam ede geldiğinden Kur'an sil baştan/sıfırdan namaz tarifi yapmamıştır. Bu bağlamda şu ayetlere bakacak olur isek:


                              يَامَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ
                              الرَّاكِعِينَ

                              3/43 Ey Meryem! Rabbine ibadet et; secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.


                              التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ

                              9/112 Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın koyduğu sınırları gözetenlerdir. Mü'minleri müjdele!


                              يَاأَيُّهَا الَّذِينَ ءَامَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

                              22/77 Ey iman edenler; rüku edin, secde edin, Rabb'inize kulluk edin ve hayırlı fiiller işleyin ki kurtuluşa eresiniz.



                              وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا

                              25/64 Ve onlar ki Rableri için secde edenler ve kıyamda bulunanlar olarak gecelerler.




                              48/29 Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun beraberinde bulunanlar, inkarcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat'ta anlatılan vasıflarıdır. İncil'de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkarcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vaat etmiştir.

                              "Rüku edenler birlikte rüku, secde edenler birlikte secde ediniz!" Demek ki süregelen bir uyguluma var ki böyle deniyor. Ve böyle yapmaya devam edin diyor Allah. Şayet bilinmemiş/tamamen unutulmuş uygulama olsa idi, bunun öce ayrıntılı tanımı yapılırdı. Lakin gerek görülmemiş. Ama Allah bu konuda olmazsa olmaz kuralları vermiş. Nedir bu kurallar:

                              1- Kıyam - Rüku - Secde
                              2- Kur'andan ayet/ler okumak.

                              Demek namazdaki diğer ince ayrıntılarda gelenek olan değişen/yanlış olan bir şey yoktu. Yalnız 2. maddeye dikkat ederseniz: Namaz içinde mutlaka Kur'andan ayetler okunacak. Risalet öncesi ortada henüz Kur'an yok!!! mevcut olanlar ise Muharref!!! Bilenenler ise Allah'ın ismi, Sıfatlarından bir kısmı, ve Tekbir.....vs gibi. Bu sebepten İbrahim (AS)dan geleneksel babadan oğula görsel/uygulama olarak devam eden salat-ı iqame uygulamasında "Rüku&secde edenlerle birlikte.....ediniz" diyerek devamını emretmiş ek olarak artık Kur'an indiğinden dolayı, salat-ı iqame içinde SADECE KUR'AN AYETLERI OKUNMASIna dikkat çekilmiştir.

                              Ehli Sünnetçiler veya sünneti/hadisi din sayan çoğunluğa şu ayetleri okuduğumuzda:

                              17/41 Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu
                              açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.

                              17/89 And olsun ki, biz Kuran'da insanlara türlü türlü misal gösterip açıkladık. Öyleyken insanların çoğu nankör olmakta direndiler.

                              18/54 And olsun ki, Biz bu Kuran'da insanlara türlü türlü misali gösterip açıkladık. İnsanın en çok yaptığı iş tartışmadır.

                              54/22 And olsun ki, Kuran'ı öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

                              39/27Yemin ederim ki bu Kur'anda insanlar için her türlüsünden temsil getirdik, gerek ki iyi düşünsünler

                              54/17 And olsun ki Kuran'ı, öğüt olsun diye kolaylaştırdık; öğüt alan yok mudur?

                              21/10 Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki. bütün şanınız ondadır; hala akıllanmayacak mısınız?

                              17/41 Biz, and olsun ki öğüt almaları için bu Kuran'da bunları türlü türlü açıkladık. Fakat bu açıklamalar ancak onların nefretini artırmıştır.

                              39/23 Allah, ayetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab'ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir. Rabb'lerinden korkanların bu Kitap'dan derileri ürperir; sonra hem derileri hem de kalpleri Allah'ın zikriyle yumuşar. İşte bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir; O'nunla dilediğini doğru yola iletir. Allah kimi de saptırırsa, onu doğru yola eriştirecek kimse bulunmaz.

                              ....Evet bu ayetleri onlara okuduğumuzda "Amenna" dedikleri halde, Tüm iman iddiasında olanlar, anlaşmışçasına hep aynı soruyu sorarlar:

                              "İyi diyonda kardeşim, hani Kur'anda Namazı nasıl kılacağımız yazıyor mu?"

                              "Kur'anda Hac uygulaması anlatılıyor mu?" "..........................vs."

                              Tabi bu soruların altındaki mantık şudur: Kur'anda her şey yok, hadisler olmazsa Kur'an tek başına asla yeterli değil" Hani yukarıdaki ayetlerde Allah : "Biz bu kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık" derken "Amenna" diyordunuz. Ardından bu kıvırma niçin? Tabi hadislerdeki Namaz tasvirini bekledikleri için bunu Kur'anda asla bulamayacaklar.

                              Çünkü Kur'an gerçekten Aktif olan/Çalışan Akla hitap eder. Bir de Gönülleri/Vicdanları Temiz olanlara. Neyse bu iddia sahiplerine "bana öyle bir hadis getir ki; namazın nasıl kılındığını başından sonuna kadar anlatmış olsun" Fakat, böyle bir hadis getiremediler, getiremezler de. Çünkü bu ehli sünnetçilerin kendileri de biliyor ki; hiç biri namaz kılmayı hadislere bakarak öğrenmediler. Namazı Kılanlardan (anne-baba-hoca-imam/atalar) öğrendiler. Ya da ilmihalden öğrenildi ki; ilmihalde anlatılan da yine gelenekten gelen uygulamalardan müteşkkil tasvirdir.

                              Bizler de diyoruz ki; kardeşler! işte aynen böyle bu uygulama İbrahim (AS)'dan bu yana uygulamalı olarak bizlere kadar gelmiştir. Fark sadece şudur: Son Elçi Hz. Muhammed (SAV)'e elçilik verilmeden önce az sayıdaki hanifler bu namaz uygulamasını devam ettiriyordu. Bu yüzden Kur'anda: "Rüku edenlerle rüku, secde edenlerle birlikte secde edin" diyor yani bu uygulamayı devam ettirin ama artık Kur'an indiğinden dolayı, namazda "KUR'ANDAN (AYET/LER) OKUYUN" diyor Yüce Allah. Ve hem de "Kolayınıza Geleni" Yani işi en baştan özetleyecek olur isek:

                              İbrahim (AS) dan bize kadar gelen ve BİLİNEN bu uygulamayı, zaten bilinip uygulandığından, sil baştan bir tarifi ön görmemiş Yüce Allah......Devam edin diyor ve bizlere bu uygulamanın olmazsa olmazlarını veriyor. =>Kıyam-Rüku-Secde, =>Salatda SADECE KUR'ANDAN OKUMAK...

                              Bir de Namaz vakitleri ve sayısı konusu var. Allah'ın zikrettiği namazlar ki yukarıda bahsettik. Namaz vakitlerini anlatan ayetlerin tamamını toplayıp baktığınızda göreceksiniz ki; salatul vusta ile 3 vakit anlatılmaktadır. Allah sadece Kur'andan dediğine göre; demek ki, subhaneke, ettehiyatu, Allahumme salli-barik.....vs gibi DUALAR okunmayacak. Bunların içeriği kötü olduğundan mı? Elbette hayır. Amma Rabb'imiz; Kur'andan diyorsa, uzatmaya, fetva aramaya gerek yok. Bu duaları namaz dışında dilediğiniz kadar okuyunuz, sorun YOK!

                              KUR'ANDAKİ NAMAZ 3 VAKİTTİR!

                              11/114 Ve ekımıs salate tarafeyin nehari ve zülefem minel leyli innel hasenati yüzhibnes seyyiat zalike zikra liz zakirın

                              11/114. Gündüzün her iki tarafında ve (yani) gecenin saçaklarında (gündüze yakın olan saatlerinde) salatı ikame et! Muhakkak ki, iyilik kötülükleri giderir. Bu ise, düşünebilenlere bir öğüttür.

                              tarafeyin nehari: burada gündüz(nehar)ün iki kısımı için vurgu yapılmaktadır. Bizce doğu yönünden itibaren güneşin izlediği seyir anlatılmaktadır. Doğan güneşimiz devamlı irtifa almak suretiyle zirve(tepe) yapacağı zamana değin irtifa almaya devam eder. Zirve yaptığı nokta da, tam gün ortası olup, gündüzün 1.kısmı tamama ermiştir.

                              Devamında yine güneşimiz seyrine devam ile batı istikametine doğru irtifa kaybederek(duluk) hareketine devam etmekte, sonra da geceye değin bu sürecini tamamlamaktadır(gündüzün 2. kısmı).


                              Ne oldu? bizce gece tarafından geldi ve yine gece tarafına döndü. Gündüz bir ayetti ve bitti! devamında gece ayeti başladı. Gece ve Gündüz iki farklı ayettirler(17/12).

                              17.12 Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık. Rabbinizden lutuf dileyesiniz ve yılların hesabını, sayısını bilesiniz diye gece ayetini silip gündüz ayetini aydınlık kıldık. Ve her şeyi uzun uzadıya açıkladık.

                              "tarafeyin nehari" hitabından da, aynen yukarıdaki ayetimizde belirtildiği gibi! gündüzün "iki kısımda(eyn)" bize verildiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu iki kısımı çizen de güneşimizdir ki; bunu da yukarıdaki yazımızda tasvir etmeye çalışmıştık. Gündüz ayeti gece ayetini sildi, gece ayeti de gündüz ayetini sildi. Gündüzde tepe yapan güneşimiz de, gündüzü ikiye böldü! geldiği kısım 1.tarafa, tepeden itibaren gittiği kısımda taa gece ayetine değin

                              2.tarafa işaret etmektedir(17/78).

                              "trf" kökü aynı zamanda "göz" manasına da işaret etmektedir.
                              ve zülefem minel leyli: "zlf" kökü bizlere "zûlfa~yakınlık" manasını vermektedir. Bu ayetimizde "gecenin ilk bölümü" diyebileceğimiz! zûlfeh(t) kelimesinin cemisi(zûlefûn) şeklinde veyahut "zûlefen" hitabı ile bizlere "gece(leyl)nin ilk saatleri"ne işaret buyurulmaktadır. Zira, yakınlığın azamisi %50 olup, bunu geçen zaman dilimleri için artık bir yakınlıktan söz edememekteyiz. Dikkat edilecek olursa "gece"ye vurgu bulunmakta olup, konunun gündüz ayeti ile bir alakası bulunmamaktadır.

                              Salat

                              Allah-u Ekber ==>74/3, 87/15

                              Euzu-Besmele Özellikle Euzu... okunmalı! ve Kuran ayeti okuma ==> 16/98

                              Sonra Rükuya varıp Subhane Rabb'iyel Azim ==> 7/206

                              Rükudan Kıyama doğru durduktan hemen sonra secdeye varıyor ve Subhane Rabb'iyel Âla we BiHamdihi ==> 7/206, 15/98, 25/58, 32/15









                              QDY sözcüğü geçen ayetler:
                              2/117, 2/200, 3/47, 4/65, 4/103, 6/2, 12/68, 15/66, 17/4, 17/23, 19/35, 28/15, 28/28, 28/29, 28/44, 33/23, 33/36, 33/37, 33/37, 34/14, 39/42, 40/68, 41/12, 8/42, 8/44, 10/93, 20/72, 22/29, 27/78, 40/20, 40/20, 43/77, 45/17, 80/23, 10/71, 20/72, 2/210, 6/8, 6/58, 10/11, 10/19, 10/47, 10/54, 11/44, 11/110, 12/41, 14/22, 19/39, 39/69, 39/75, 40/78, 41/45, 42/14, 42/21, 46/29, 62/10, 6/60, 20/114, 35/36, 20/72, 19/21, 19/71, 69/27
                              NSK sözcüğü geçen ayetler:
                              2/196, 6/162, 22/67, 2/128, 2/200, 22/34
                              Last edited by pramid; 14. November 2012, 08:04 AM.

                              Comment

                              • aorskaya
                                Uzman Üye
                                • Aug 2009
                                • 932

                                #60
                                Sevgili pramid kardeşimizden, şahsen kendisini tanıdığım kadarıyla beklediğim konu bütünlüğünde olan değerli yazılarından birini daha nihayet yakaladım.

                                Namaz hakkındaki iki bölümden oluşan bu yazının ilk bölümü; İslamdan namazın olup olmadığının tespitine yönelik olup, kurandaki salat deyimlerinin genel olarak eğitim-destek anlamlarıyla kullanılmasına karşılık bazı özel durumlar içinde "namaz" anlamında kullanıldığı ayetlerle delillendirilmiştir.

                                Bu kısım daha çok teknik anlatımlarla namazın bulunmasına yönelik olduğu için, bu kısım atlanarak, namazın var olduğu kabul edildikten sonraki durumlara göre, namazın tarifi şeklindeki anlatımını yani 2. kısmı;

                                http://www.hanifler.com/showthread.p...4464#post14464 linkinde bulunan İSLAMDA ve NAMAZ: 2 - KURANDAN DELİLLERLE DOĞRU NAMAZ başlığı altına alıntılamayı uygun gördüm.

                                Pramid kardeşimizin bu çabalarının rabbimiz katında mutlaka önemli karşılık bulacağını, bizden ise "tebrik ve teşekkürler" karşılığını hakettiğini söyleyerek, ben kendi adıma tebrik ve teşekkür ediyorum.

                                selamlarımla,
                                aorskaya

                                Comment

                                Working...