BİLİM ve KURAN (Çelişmeleri halinde hangisi üstündür?)

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #1

    BİLİM ve KURAN (Çelişmeleri halinde hangisi üstündür?)

    hiiic Nickli Üyeden Alıntı
    Eğer gerçek manalarını, Kuranın edebi deyimsel ve şiirsel bir anlatım olduğunu yakalayamazsa insan, Kuranda daha fazla bilimsel hata bulabilir...
    aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
    Kuranda bilimsel hata bulmak mümkün değildir. Bunu bulduğunu sanan, ya kuranı, ya bilimi bilmeyen biridir.

    Nedenmi?

    Bunun üzerinde, bunu dillendirenler biraz düşünsünler, bulacaklardır. Bulamazlarsa, nedenini de elbette rabbim izin verirse açıklarım.

    selamlar,
    aorskaya
    Sevgili kardeşlerim,

    Bir başka konu başlığı altında, kuranı bilime tastikletme hatasına düşenler olduğunu gördüğümden, bilim ve kuran ilişkisini incelemek üzere bu başlık altında konu açmayı uygun gördüm.

    İnşallah, bilim nedir, kuran nedir, bunları gerçekten tam anlamıyla kavradığımızda bilimin kuranı reddedemeyeceğini, kurana ters düşemeyeceğini göreceğiz.

    selamlar
    aorskaya
  • aorskaya
    Uzman Üye
    • Aug 2009
    • 932

    #2
    hiiic Nickli Üyeden Alıntı
    Eğer gerçek manalarını, Kuranın edebi deyimsel ve şiirsel bir anlatım olduğunu yakalayamazsa insan, Kuranda daha fazla bilimsel hata bulabilir...
    Bu günün yada gelecekte her hangi bir dönemim bilimi, bir konuda kuranı yanlışlarsa, yani bilime göre; "kuranda bilimsel hata olursa" kuran yanlış, güvenilmezmi olur?

    Kuran, rabbimizin sözü ve bilimi de rabbimiz yarattığına göre bilim kurana uygun olmak zorunda olur. Bilim kurana uygun değilse, o bilim yada bilgisi yanlış olur.

    Çünkü, kuran değişmez ve insanlar için gerekli her konunun yeterince açıklanarak yer aldığı korunan bir kaynaktır.

    Peki, bilim aynı üstünlükte olabilirmi?

    Burada, düşünen kardeşlerimizin yazılarını bekliyorum. Daha sonra rabbim izin verirse devam edeceğim.

    selamlar,
    aorskaya

    Comment

    • aorskaya
      Uzman Üye
      • Aug 2009
      • 932

      #3
      raven Nickli Üyeden Alıntı
      Allah her şeyi bilimsel bir altyapı ilemi yarattı?
      Biz bu gün bu bilimin ne kadarına vakıfız?
      Bizim bilmediğimiz ne kadar bilim çeşidi var?
      Pozitif bilim ruhu nasıl açıklıyor?İnsan oğlu kollagen, kalsiyum hidroksiapatit ,protein ve yağdan mı oluşuyor?
      .
      .
      .
      Her şeyin pozitif bilimlerle açıklanması gerekiyorsa Allah denen olgu varolabilir mi?
      .
      .
      .

      Allah diye bir yaratıcı varsa sizin pozitif biliminize göre bu yaratıcı nasıl ortaya çıktı? Nasıl yoktan varoldu?


      Bu gün itfaiyecilerin kullandığı nomex dediğimiz alüminize elbiseler bu insanları ateşten korumuyor mu?Anne karnındaki cenin bir sıvının içinde plasenta dan nasıl beslenip her türlü ihtiyacını karşılıyor? Kriyobiyoloji denen bir bilim dalı var. yani canlıları bir müddet dondurduktan sonra hayata döndürme bilimi.Çok çeşitli savaş uçakları her türlü konvansiyonel veya nükleer silahı taşıyıp istedikleri yeri bombalama gücüne sahip değiller mi?

      İnsanoğluna verdiği küçücük zekayla ve ona bahşettiği bilimle bunları yapmasını sağlayan yüce yaratıcı denizide böldürür,insanları üç yüz yılda uyutur,balığın karnında insanıda yaşatır,öldükten sonra tekrar diriltirde.Bunu nasıl ve hangi bilimle yaptığını belki bu gün bilemiyoruz yada çok azına vakıfız.Ama herşeye gücü yeten sonsuz kudret,irade ve bilim sahibi yaratıcımız belki bu küçük zekamızla bir gün bu bilimlerede aşina olmamızı sağlayacak.
      Bu kardeşimizin yazısındaki bulgulara itirazı olan, ondan yanlış bulan varmı acaba?

      Ben göremediğimi söyleyerek katılıyorum. Katılmayan kardeşlerime ise, kırmızı ile işaretlediğim kısımları cevaplayarak başlamalarını bekliyorum.

      saygı ve selamlarımla...
      aorskaya

      Comment

      • aorskaya
        Uzman Üye
        • Aug 2009
        • 932

        #4
        hiiic Nickli Üyeden Alıntı
        Eğer gerçek manalarını, Kuranın edebi deyimsel ve şiirsel bir anlatım olduğunu yakalayamazsa insan, Kuranda daha fazla bilimsel hata bulabilir...

        300 yıl uyuyan insanlar, balık karnında yaşayan Yunus peygamber, suyla yıkanıp şifa bulan Eyüp, Ateşte yanmayan İbrahim, Denizi ikiye yaran Musa v.s...

        Ehli kitap olmak böyle bir şey işte, sorumluluğu da çok büyük...
        300 yıl uyuyan insanlar, balık karnında yaşayan Yunus peygamber, suyla yıkanıp şifa bulan Eyüp, Ateşte yanmayan İbrahim, Denizi ikiye yaran Musa v.s...

        Bu kısımdaki konuları, bilimsel yönden çürüterek, kuranda size göre anlamlarının neler olduğunu, delillendirerek yazabilirmisiniz?

        selamlar,
        aorskaya

        Comment

        • aorskaya
          Uzman Üye
          • Aug 2009
          • 932

          #5
          hiiic Nickli Üyeden Alıntı
          Bilim: Allahın sünnetidir.
          Ezelden beri kullandığı sünneti, doğa ve tabiat kanuları, maddesel kanunlardır.

          KİM BİLİMİ İNKAR ETTİ, FARKINDA BİLE OLMADAN ALLAHIN SÜNNETİNİ KANUNLARINI REDETMİŞTİR.

          yukarıda bir takım hezeyanlar okudum, erkenden tevbe edelim inşallah..
          Allah delilsiz (bilimsel delili olmayan) şeyin peşinden koşmamayı emreder, Hurafe ile gerçeği ancak bilimsel temellerler ayırt edebiliriz.
          1- "Bilimsel delil" diyerek delil literatürüne yeni bir şeymi kazandırıyorsun?

          Örneğin kuranda; yusuf peygamberin giysisinin kadın tarafından yırtıldığına bilimsel delilmi aramak gerekirdi? Ayrıca bilimsel delilin sınırları ne olacaktır. Örneğin, gömlek çekilmekle yırtılacak cinstenmidir, değilmidir diye bilimsel görüş istenecekmidir?

          2- Bilimi reddetmek akıllı işi değildir ve son açılan konulardan şu ana kadar bunu yapan olmadı da.

          Ancak, diğer konularda olduğu gibi şimdi de bu konuda, "bilimi reddetmek" yerine,"bilimin her şeyi bildiğini reddetmeyi" bir birine karıştırmışsın.

          selamlar,
          aorskaya

          Comment

          • aRaYaN
            Katılımcı Üye
            • Sep 2012
            • 81

            #6
            Aslında yaratıcı konunun içinde varsa imkansız diye birşey yoktur.
            Çünkü evrenin imkanlarını,hatta evren dışının imkanlarını bilmiyoruz.
            Ama şuanki bilgimize göre imkanı nedir'i tartışabiliriz.

            Örnek veriyorum.

            Kuranda 1000 günlük 1 günden bahseder.
            İzafiyet teorisi gelişene kadar, olur mu öyle şey denir buna.Fakat bugün astrofizikte bunun gayet doğal olduğunu gördük.
            Yarın da bugün olur mu öyle şey dediklerimizin gayet doğal hale geldiğini görebiliriz.
            Last edited by aRaYaN; 4. November 2012, 11:28 PM.

            Comment

            • aorskaya
              Uzman Üye
              • Aug 2009
              • 932

              #7
              aRaYaN Nickli Üyeden Alıntı
              Örnek veriyorum.

              Kuranda 1000 günlük 1 günden bahseder.
              İzafiyet teorisi gelişene kadar, olur mu öyle şey denir buna.Fakat bugün astrofizikte bunun gayet doğal olduğunu gördük.
              Yarın da bugün olur mu öyle şey dediklerimizin gayet doğal hale geldiğini görebiliriz.
              İşte bu örneğiniz de bilimin bir buluşunun evrensel olmadığını, sonra değişebileceğini gösterirki, her şeyi bilime tastikletmeye çalışmak, bilimin onaylamadıklarını yada bilimde konu olmaması halinde, o konunun olmadığını veya yanlış olacağını kabul etmek insanı hatalı sonuçlara götürmektedir.

              Örnek isabetli olmuş, teşekkürler...

              selamlar,
              aorskaya

              Comment

              • aRaYaN
                Katılımcı Üye
                • Sep 2012
                • 81

                #8
                Bilime ne kadar güvenileceği şüphelidir.

                Kuantum teorisiyle(Çift yarık deneyi) gözlemcinin sadece gözlemleme olayını yaparak bile sonuca etki ettiği görüldü.Önceki bilgilerimizde, gözlemci gözlemliyor diye sonucun değiştiğini söylemek saçmalık bilimdışılık hurafe deyip geçilirdi.Bir parçacık ayna anda iki yerde birden olabiliyor, bu da yeni bir deney sonucu.Ve mantığımıza ters.

                Comment

                • aorskaya
                  Uzman Üye
                  • Aug 2009
                  • 932

                  #9
                  kuran fen, matematik, astronomi, kitabı değildir.Eğer bilimsel olarak kuranda hata bulduğunu düşünen varsa ya biliminde hata vardır yada bu günkü bilimle bunu açıklayamıyordur.
                  hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                  sadece gülüyorum...

                  Kuran fakısın fıskını artırırmış, bizzat şahit oldum...

                  Kuranda dese ki; "El gider mersine, raven ve yandaşları gider tersine" dese,, otogarda mersin bileti arayacaksınız
                  mecaz nedir? deyim nedir? Kuranın şiirsel anlatımı nedir?
                  AZICIK KAFANIZI ÇALIŞTIRIN, KORKMAYIN DÜŞÜNÜRKEN KAFANIZ ACIMAZ!..
                  Bu iddiayı, bilimsel yada değil, bir şekilde çürütmek yerine sadece gülüyormusun? Yada gülebiliyormusun gerçekten... Gülememen gerekir, ama gülebiliyorsan, psikoloji bilimine göre, psikolojin hakkında biraz düşünmen gerekir.

                  "Yoktan yaratmayı" bilimsel açıklamayı sormuştu bir kardeşimiz...

                  Bunu bilimle bir açıklasana bize... Yoksa, bu bilimsel diye "yokmu kabul edeceksin?"

                  selamlar,
                  aorskaya

                  Comment

                  • dost1
                    Site Yöneticisi
                    • Sep 2008
                    • 1905

                    #10
                    Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

                    "Yoktan yaratılma" ile ilgili ayeti yazarsanız daha sağlıklı bir müzakere olur diye düşünüyorum.

                    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                    Allah'a emanet olunuz.
                    Halil Ay

                    Comment

                    • aorskaya
                      Uzman Üye
                      • Aug 2009
                      • 932

                      #11
                      dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                      Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

                      "Yoktan yaratılma" ile ilgili ayeti yazarsanız daha sağlıklı bir müzakere olur diye düşünüyorum.

                      Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                      Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                      Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                      Allah'a emanet olunuz.


                      aleykümselam,

                      Sayın dost1,

                      Kuranda yaratılma ile ilgili çok sayıda ayeti, isteyen herkes kolayca bulabileceğinden, bu forumda yazan kimseler için gerek duymasam da galiba haklısınız. Bazıları için her yazıda ayet yazmak gerekiyor.

                      Ama, buna rağmen kısır çekişmeler sürdürülmeye devam ediliyor.

                      Diğer yaratılmaları ele almadan evrenin yaratılmasına ilişkin tek ayet bile konuyu anlatmaya yetecektir.

                      Ama, ben bunu birazcık aklını kullanan birinin sorun etmeyeceğini düşünüyorum. Yine de önerinizi dikkate alarak yazayım:

                      O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)

                      Şimdi, hem ilk yaratılmayı anlatan, hem de hanifliğin simgesi olmuş İbrahim peygamberin isteği üzerine ölü kuşları diriltme kıssasını hatırlatıyor, buna rağmen insanların kendilerini anlatan ayeti de buraya yazıyorum.

                      İnşallah, ayetten gerekli mesaj alınır.

                      Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misâl getirmeye kalkışıyor ve: «Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?» diyor. De ki: «Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gâyet iyi bilir.»” (Yâsîn, 77-79)

                      Şimdi, buyursunlar bakalım kardeşlerim, bu yaratılmaları bilime açıklatsınlar. Ama, bilim bunları henüz açıklayamadığından (belki rabbim daha sonra bilimin açıklamasına izin verecektir) bunlar bilimsel değil diye reddetmek mümkünmüdür?

                      saygılarımla...
                      aorskaya

                      Comment

                      • aorskaya
                        Uzman Üye
                        • Aug 2009
                        • 932

                        #12
                        dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                        Selamun Aleykum! Değerli Kardeşlerim!

                        "Yoktan yaratılma" ile ilgili ayeti yazarsanız daha sağlıklı bir müzakere olur diye düşünüyorum.
                        Sayın dost1,

                        Aşağıda bir kardeşimizin iddiaları ve ona verilen cevaplarıma ilişkin yazıları inceleyerek, görüşlerinizi yazmanız mümkünmüdür?

                        saygı ve selamlarımla...
                        aorskaya

                        @@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@@

                        hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                        açlıktan ölenler akla geliyor da. bu isim tek başıan doğru değil. Allah rezzak olduğu gibi aynı zamanda antirezzak.
                        Fers Nickli Üyeden Alıntı
                        bu ifadeyi yüzeysel yorumlayıp "vay seni gidi" mantığıyla görmek yerine,
                        Sevgili fers, bu ifade nasıl yorumlanabilirde, yüzeysel yorumlamak yerine diyebiliyorsun?

                        Kaldıki, yazıların yüzeysel yorumlanması söz konusu bile olmadığı gibi tam aksine yazılar her yönüyle ele alınarak, taşıdığı tehlikeye ciddi olarak dikkat çekilmiştir.

                        Yoksa; Rabbimiz hakkında bilgisizce bunu ifade edebilen birini "pohpohlamakmı" gerekirdi?

                        Burada aynı görüşte olmayan yazarlara sataşmasına, onlara tepeden bakmasına "selam" der geçilirde, kendine müslüman diyenler "rabbimize" yapılan asılsız yakıştırmalara sessiz kalırsa nasıl müslüman olabilir?

                        Buna sessiz kalınması, bunun gizli olarak onaylanması demektirki, o zaman aynı suça ortak olmuş olunur.

                        Bu kardeşimizin sebebi kendince malum olabilecek nedenlerle, nasıl cahiller gibi yazdıklarını görmen için yazılarını aşağıya alıntılıyorum.

                        HATA-1

                        hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                        eski putperest ibadeti olan "nameste" yi namaz diye millete kaptırdılar,
                        HATA-2

                        hiiic Nickli Üyeden Alıntı

                        1- Allahın emri Salat'ı yaptınız: namaste.

                        2- Hala da boş amalleri, değersiz içi boş davranışları Allahın emriymiş gibi lanse ediyor, hurafe ritüel bataklığında çırpınıyorsun. Vebaliniz çok büyük benden söylemesi.

                        3- Yarın Allahın huzuruna çıktığımızda açıkcası ona karşı nasıl konuşacak, namazı nasıl kıldığınızı haklı göstermek için ne bahaneler bulacaksınız çok merak ediyorum. Hesap görücü hesabı görene kadar şimdilik burada tartışıyoruz, yarın divanda ak baldır kara baldır açığa çıkacak...
                        Bakın buna nasıl cevap vermişim:

                        aorskaya Nickli Üyeden Alıntı
                        ABDEST BAŞLIĞINDA YAZSANIZDA NAMAZI İLGİLENDİRMESİ VE ÖNEMİ BAKIMINDAN BURAYADA YAZDIM.


                        1- Allahın emri Salat'ı yaptınız: namaste.

                        Tabi ya sana göre islamda namaz yoktur, namaste denen imasızların ibadeti vardır değilmi?

                        Sana bir kere daha sorayım, net olarak cevaplamanı isteyeyim.

                        SANA GÖRE İSLAMDA NAMAZ YOKMUDUR?


                        2- Hala da boş amalleri, değersiz içi boş davranışları Allahın emriymiş gibi lanse ediyor, hurafe ritüel bataklığında çırpınıyorsun. Vebaliniz çok büyük benden söylemesi.

                        Namaz boş amel değildir. Allah'ın vakitli olarak yapılmasını şart koştuğu emirlerindendir.

                        Vay haline kıldığı namazdan bihaber olmayanların haline denirken, namaz yok diyenlerin hali nice olur sen bunu düşünüyormusun?

                        Hangimizin vebali çok büyük acaba bu durumda...

                        3- Yarın Allahın huzuruna çıktığımızda açıkcası ona karşı nasıl konuşacak, namazı nasıl kıldığınızı haklı göstermek için ne bahaneler bulacaksınız çok merak ediyorum. Hesap görücü hesabı görene kadar şimdilik burada tartışıyoruz, yarın divanda ak baldır kara baldır açığa çıkacak...

                        Kesinlikle, sorulacaksınız dediği kurandan cevaplayacağım bu soruyu. Ama, dünyada güç yetirirken secde etmeyenlerin, baldırları açığa çıkartıldığı gün, yani gizli hiç bir şeyinin olmadığını gördüğü gün, istese de secdeye güç yetiremyeceklerden olmazsın inşallah.

                        En kısa zamanda, "kovulmuş şeytandan rabbimize sığınarak" kuranı okuyup, anlamanı ve hatalarını görüp düzeltmeni dilerim.

                        selamlar...
                        aorskaya
                        HATA -3

                        hiiic Nickli Üyeden Alıntı
                        heh işte o zaman açıkla bana Kurandan, sabah namazı kaç rekat, sünneti kaç rekat.

                        eğer getiremezsen, sen sadece bir YALANCISIN...
                        Kuranda, namaz olmadığını, namazın putperest ibadeti olduğunu kabul edince, "kurandan bana namazı ve namazın sünnetlerini göster" diyebiliyor.

                        Şimdi, bunları tam olarak anladıysan, olayın ciddiyetinin sen de farkına var ve bu kardeşimizi sen de kardeşi olarak uyar. Belki, o zaman bir kez daha düşünüp suçunu görebilir ve tövbe edebilir değilmi?

                        Şimdi, daha önce dediğin gibi hala; yazılanları yüzeysel yorumladığımızı düşünebiliyormusun?

                        Comment

                        • pramid
                          Uzman Üye
                          • Sep 2010
                          • 984

                          #13
                          Hiç kardeşime katılıyorum.

                          Kuran'a atfedilen BİLİMSEL YALANLAR


                          Kurana atfedilen bilimsel yalanları inceleyeceğiz. Kuranın gerçek amacından saptırmak için yapılan çalışmanın bariz örneklerinden bir kısmını ele alacağız.


                          KURAN, BİLİM KİTABI DEĞİL; ÖĞÜT VE DERS KİTABIDIR.


                          Demirin İndirilmesi


                          ”Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik… (Hadid Suresi, 25)(…)


                          Ağızları eğip bükerek Kitabın gerçek amacından saptıranların en bariz örneği bu ayetlerde görülecektir.
                          Hadid/25′te geçen ”enzelna” kelimesinin ”indirdik” anlamına gelebildiği de bilinmektedir. Aslı ise bahşetmek, nimet olarak vermek, istifadeye sunmak anlamındadır. Ancak sözün doğru anlamını (yani söyleyenin ne kastettiğini) anlamak için hiçbir zaman kelimelerin tek tek sözlük anlamına bakılmaz; cümle içerisindeki bağlamı, somut kullanılış şekli ve diğer cümlelerde nasıl kullanılmış olduğu gibi noktalar dikkate alınır.


                          Mucize iddaicıları buradaki ”enzelna” kelimesini sözlük anlamında olduğu gibi ”indirdik” -hem de ”dış uzaydan indirdik”- olarak yorumlamaktalar. Peki, gerçekten öyle midir? Şayet kelime ”gökyüzünden ya da uzaydan indirme” anlamına geliyorsa Kuran’ın başka bir bölümünde nasıl yer almaktadır. Kısaca bir göz atalım ve ”enzelna” sözcüğü yerine meali gereği ”indirdik” koyarak okuyalım:


                          * enzelnâ-lhadîde. (Hadid 25) Demiri indirdik.


                          * vezallelnâ ‘aleyhimu-lġamâme veenzelnâ ‘aleyhimu-lmenne ve-sselvâ. (Araf 160) Onlara kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik.


                          *enzele lekum mine-l-en’âmi śemâniyete ezvâ (Zümer/6)Sizin için davarlardan sekiz çift indirdik.


                          Şayet bu kelime ”Dünya dışında oluştu”, ”uzaydan indirdik” anlamı taşıyorsa o zaman bıldırcın, kudret helvası, davar ve hattâ bazı ayetlerdeki elbise gibi şeylerin de uzaydan geliyor olması gerekir. Sadece ”enzelna” kullanılan yerlerin karşılaştırılması bile mucize iddiacılarının nasıl bir çarpıtma ve akıl fukaralığı içinde olduklarını göstermeye yeter.


                          İddianın Tutarsızlığı
                          Fakat biz yine de mucize iddiacılarının yorumunun doğru olduğunu yani ayetteki cümleden gerçekten de ”demiri gökten/uzaydan indirdik” anlamının kastedildiğini varsayalım. Durum böyle olsa bile bu ayetle söz konusu bilimsel bulguları ilişkilendirmek mümkün değil.
                          Bunun için mucizecilerin bu çarpıtmaya temel gösterdikleri bilimsel gerçeklere bir göz atmak da gerekiyor. Evrendeki tüm maddelerin kimyasal yapısında –yaklaşık olarak- % 70-73 hidrojen, % 25 helyum ve % 2 de diğer ağır elementler bulunur. Ağır elementlerin hepsi yıldızların içinde evrimle oluşmuş ve uzaya atılmıştır. Keza bunların füzyonu için gerekli ısı ancak bu yıldız patlamalarından elde edilebilir. Dünyamız bu oluşumu sağlayacak sıcaklığa erişemez.
                          O hâlde sadece demir değil pek çok diğer element de Dünyamızın oluşumundaki toz ve gaz bulutunun içinde yer almaktaydı; Dünyamız demiri de içinde bulunduracak şekilde katılaştı ve kabuklaştı. Demek ki Dünyamızın oluşumu sırasında zaten içinde demir vardı ve bugün de element yapısının % 5 i demirdir.
                          Dünya’nın oluşumu sırasında erimiş hâlde olan ağır metaller Dünya’nın merkezinde (biz ona çekirdek diyoruz) toplanmışlar ve yoğun bir şekilde çekirdeği oluşturmuşlardır. Bu çekirdeğin üzerinde “magma” diye tarif ettiğimiz ve viskozitesi yüksek yoğun bir sıvı bulunmaktadır. Bu mantonun üzerinde de yerkabuğu vardır. Bütün madenler yerkabuğundan elde edilmektedir. Yerkabuğundaki bu madenlerin oluşmasında en temel sebep magmadır. Çeşitli sebeplerle yeryüzünde bulduğu boşluklardan fışkıran magma atmosferik, kimyasal ve fiziksel etkilerle soğuyarak yerkabuğunu ve belirli yoğunluklarda bulunan madenleri oluşturmuştur.
                          O halde ”demirin Dünya’ya indirilmiş olması” söz konusu olamaz. Demir, gezegenimizin oluşum sürecinde zaten vardı. Yani doğumundan itibaren Dünya’da demir hep vardı; sonradan uzaydan indirilmedi. Ayrıca Dünya’nın oluşumu sırasındaki toz ve gaz bulutunun içinde bulunan demir dışındaki birçok element de güneş sistemimiz dışındaki patlamalar sonucu oluşmaktaydı.
                          Sonuç olarak Kuran’da ”Demiri gökten/uzaydan indirdik” yazıyor olması hiçbir bilimsel bulguyla bağdaştırılamaz. Çünkü, zaten bu bilgilerin dayandığı temel olan bilime göre demir Dünya’ya indirilmemiştir; Dünya’nın ve Güneş Sistemi’ndeki diğer gezegenlerin oluşumundan önce Güneş Sistemi dışındaki büyük patlamalar sonucu oluşmuştur. Patlamalarla ortaya çıkan toz ve gaz bulutları da gezegenimizi oluşturmuştur. Dolayısıyla patlamalarla ortaya çıkan demir için henüz ”indirdik” denebilecek bir Dünya ortada yoktur. Üstelik tüm bunlar sadece demir için değil diğer birçok element için de geçerlidir.
                          Hadid/25′teki ilgili sözcüğün anlamının ”gökten/uzaydan indirdik” olarak kabul edilmesi bir sorundur. Çünkü bu durumda Kuran’daki diğer ayetlere göre davarların, bıldırcının ve kudret helvasının da uzaydan indirilmiş olması gerekir. Ayrıca mucize iddiacılarının “demirin göklerden indirildiği” yorumunu o dönemin efsaneleri ve inançları bağlamında açıklamak da mümkündür.


                          GÖĞÜN GENİŞLEMESİ


                          Biz göğü ‘büyük bir kudretle’ bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)


                          Birçok farklı meal ve tefsir örneğinden de görülebileceği üzere bizzat ayetteki ilgili kısım Kuran’ın dili olan 6-7. yüzyıl Arapçası’nda bir ifade kalıbı olarak öncelikle “kuvvet, güç, takat, genişlik” sahibi olmayı anlatmakta bunun yanısıra “bol bol nimet verme”, “darlıkları, sıkıntıları açma, genişletme” anlamına da gelmektedir. Dünya nüfusu, 10 kişi, 1 milyan , 7 milyar veya 15 milyar olsa dahi her insan fazla fazla doymaktadır. Rızık genişlemekte ve aç hiç bir canlı olmamaktadır.


                          Mucize iddiacılarının yöntem olarak kullandığı dil cambazlığını şu örneklerle daha iyi anlayabiliriz: Her dilde bir veya birden çok kelimeyi asıl sözlük manâsından farklı bir anlam bütünlüğünde birleştiren kalıplaşmış ifade şekilleri ve deyimler vardır. Örneğin Türkçede “eli geniş” veya ‘eli bol’dan kastedilen cömertliktir; elin gerçekten geniş/enli veya bol oluşu değil. Aynı şekilde “gönlü geniş” ifadesi hoşgörülü olmayı, “mezhebi geniş” ifadesi ise namus/iffet konularında toplumun genel algısına göre daha rahat davranmayı ve düşünmeyi anlatır. Bu üç deyimde de “geniş” sözcüğünün asıl sözlük anlamı olan mekânsal genişlikle ilgisi yoktur.


                          Arapçada, dolayısı ile Kuran’da da buna benzer birçok deyim vardır. Örneğin Bakara/228’de “eli geniş” ifadesi (Türkçedeki gibi cömertlik değil) zenginlik anlamında kullanılmıştır (Çünkü Arapçada “eli geniş” deyimi zenginlik ifade eder).


                          Mucize iddiacılarının yaptığı ise şuna benzemektedir: Mesela Türkçe bir eserde (aslında cömertlik anlamında) “onlar ki elleri geniştir” gibi bir cümle yer alıyor ve varsayalım ki günün birinde uzayda elleri gerçekten de (maddi anlamda) geniş/enli olan akıllı varlıklar bulunuyor. Bu durumda birisinin çıkıp da “Bakın işte, bu eserde “eli geniş” ifadesi geçmekte. Demek ki eserin yazarı bunu ta o zamandan bilmiş. Bu bir mucizedir” demesi ne denli gülünç ise “kuvvetli, takatlı” olma ve “bol bol nimet vererek sıkıntıları, darklıkları açma, çözme” anlamında kullanılan Arapça bir ifade kalıbını -günümüzün bilimi, evrenin genişlemesinden yola çıkıyor diye- sözlük anlamıyla yorumlamak o denli gülünçtür.


                          Oysa sonsuz güç ve bilgi sahibi bir yaratıcı, bu ayette 14 asır sonra keşfedilecek olan evrenin genişlemesi olgusuna işaret etmek istemiş olsa idi kuşkusuz bunu açık seçik bir ifade ile yapabilirdi. Örneğin “Bunu bugün tam olarak anlayamasanız da size vermiş olduğum akıl ile şüphesiz günün birinde keşfedeceksiniz. Eserim olan kâinatı incelemeye, araştırmaya gayret edin.” şeklinde ifadeler de ekleyebilirdi. Hatta bu, insanlar için hem bilime teşvik hem de bilimsel gayretlere yön verici bir ipucu olurdu. Fakat durum böyle değil. Ayette geçen ibare tıpkı “eli geniş”, “gönlü geniş” deyimlerinde olduğu gibi kalıplaşmış bir ifade biçimi ve mekânsal genişleme ile ilgisiz. Dolayısı ile ve doğal olarak bu ayette ileride bulunabilecek bilimsel bir olguya işaret olduğu, tarih boyunca hiçbir Müslüman’ın, alimin, müfessirin aklına dahi gelmemiş. Ta ki Müslüman olmayan bilim insanlarının araştırmaları sonucu evrenin genişlemesi teorisi bilim dünyasında kabul görmeye başlayana kadar… Bundan sonra ayetin anlamı birden bire değiştirilerek bu bulguya gönderme içerecek şekilde yeniden kurgulanmaya başlandı. Hem de tıpkı cömert (veya Arapça’da zengin) anlamında kullanılan “eli geniş” deyimini sözlük manâsında (yani maddi olarak geniş/enli el) yorumlar gibi. Ayrıca bu gayretlerin sahipleri açısından söz konusu bilimsel olgunun ne denli kanıtlanmış olduğu da mühim değil. Bilim dünyasındaki değişikliklere, revizyonlara, yeniliklere göre ayet her daim yeniden yorumlanabilir ne de olsa… Üstelik bütün bu gayretkeşliklerin ve işgüzarlıkların asıl motivasyon kaynağı, kâinatı veya hiç olmazsa Kuran’ı daha iyi anlama azmi bile değil! Tek niyet Müslüman olmayanları Kuran’ın gerçekten de Allah kelamı olduğuna ikna edebilmek (ve belki de daha çok, Müslümanların şüphelerini bertaraf edebilmek). Bütün bunları açık-seçik söylemekten de çekinmemekteler.
                          Sonuç olarak söz konusu ayette geçen ibareyi mekânsal bir “genişleme” olarak yorumlamak tıpkı “eli geniş” ibaresini geniş/enli el anlamında yorumlamak gibi anlam ve ‘anlambilim’e yapılan bir tecavüzdür.
                          Fakat bundan bağımsız olarak ayette gerçekten de bir şekilde “göklerin genişlemesi” kastedilmiş olsaydı bile Kuran’da “gökler”in nasıl tasavvur edildiğine, hangi tür bir evren algısının hakim olduğuna baktığımızda -bu ibareden- modern astrofizikteki evrenin genişlemesi kuramına bir gönderme çıkarmak ancak gülünç olarak nitelendirilebilir.


                          Denizlerin Karışmaması


                          Rahman Suresi, 19-20 Birbirleriyle kavuşmak üzere iki denizi salıverdi. İkisi arasında bir engel vardır; birbirlerinin sınırını geçmezler.

                          Mucize iddiacılarının dayandığı ayet -yukarda görüldüğü üzere- Rahman 19 ve 20′dir.


                          Rahman 19/20 İki denizi birbirine kavuşmak üzere salıvermiştir. Aralarında bir engel vardır; birbirine geçip karışmazlar.


                          Yukardaki mucize iddiasında geçmeyen fakat konu ile doğrudan ilgili olan diğer bir ayete de yer vermek gerekir:


                          Furkan/53 Birinin suyu tatlı ve susuzluğu giderici diğerininki tuzlu ve acı iki denizi salıveren ve aralarına bir engel, aşılmaz bir sınır koyan O’dur.


                          İslam alimlerince bu iki ayetin çok farklı yorumları yapılmıştır. Kimisi Furkan/53′e uygun olarak Rahman/19-20′de de karışmayan denizlerin tatlı ve tuzlu sular olduğunu söylemiş kimisi Rahman/19-20′yi diğer ayetten bağımsız ele alarak bu ayette belli ve somut bir coğrafi noktanın kastedildiğini yazmıştır. Tefsir edenin yorumuna göre ”birbirine karışmayan denizler” somut iki ırmak, somut bir ırmak ile belli bir deniz veya genel olarak tatlı ve tuzlu sular olabilmiştir.


                          Birçok alim ise her iki ayeti de mecazi olarak ele almıştır. Örneğin Abdullah b. Abbas’a göre iki denizden kasıt ”göklerdeki deniz ile yerdeki denizdir”. Yine farklı bir yoruma göre iki denizden aslında ”hayır ve şer yolları” kastedilmiştir ve aralarındaki engel ilahi tevfiktir. Bu ikinci yorum takdire şayandır ama en iyisini Allah bilir.


                          Kısacası ayetlerin anlamı ve yorumu hiç de mucize iddiacılarının ima etmek istedikleri gibi açık ve net değildir. Daha da ilginci mucize iddiacılarının yukarda alıntıladığımız metinde tam olarak neyi kastettiklerini söylemeyişleridir. Tam olarak hangi iki deniz birbiriyle karışmıyor bu iddiaya göre? Veya genel olarak tatlı ve tuzlu sulardan mı bahsedilmekte? Bu sorulara somut yanıt vermekten itinayla kaçınılmış ve sadece ”denizlerin farklı yoğunluklarından kaynaklanan yüzey gerilimi” gibi ifadeler kullanarak bilimsel bir kesinlikten bahsediliyor izlenimi verilmek istenmiştir.


                          Ancak aşağıda görüleceği üzere ister somut iki deniz için ister genel olarak tatlı ve tuzlu sular için ele alalım bu iddianın bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği yoktur. Aksine eğer ayeti gerçekten de mecazi değil de lafzi manâsıyla ele alırsak bu iddia Kuran’ı çürütmektedir. Buda kuranı mucize kitabı gösterip de asıl amacı öğüt ve ders çıkarmak olan kitap dan uzaklaştırma amacını gütmektedir.Çünkü Dünya’nın hiçbir yerinde aralarında ”adeta bir duvar” varmışçasına birbirine karışmayan denizler yoktur.


                          Kaptan Coustea’nun Müslüman Olduğu Yalanı
                          Konuyla ilgili olarak uydurulan bir diğer iddia da Kaptan Cousteau’nun Cebelitarık’ta gördüğü bu bulgu üzerine Müslüman olduğudur.
                          Fakat bu iddiayı destekleyecek hiçbir kanıt ya da herhangi bir işaret olmadığı gibi aksine Cousteau’nun Hıristiyan geleneklerine göre defnedildiği bilinmektedir. İddia sadece bazı İslami kitaplarda herhangi bir ciddi kaynak vermeden veya karşılıklı birbirini kaynak göstererek tam manâsıyla ”ortalıkta dolaşmaktadır”.
                          Cousteau Vakfı, yazılı olarak bu iddianın doğru olmadığını açıklamıştır..


                          İddianın Geçersizliği
                          Yüzey gerilimi su moleküllerinin birbirine çekim kuvveti uygulamasıyla oluşur. Üç boyutlu düşünürsek suyun ortalarındaki bir molekül her yönden çekim kuvvetine maruz kalır ve dengededir. Ancak su yüzeyindeki moleküller iç kısımdan çekilirken dıştan kuvvet etkimediğinden -hattâ hava basıncını da eklersek- içeri doğru çekilir ve itilirler. Dolayısı ile tüm sıvılarda olan bu yüzey gerilimi sıvılara toplu durma eğilimi kazandırır. Bir su damlasının boncuk gibi durmasının, birbirine çok yakın iki su damlacığının hemen birleşmesinin, deniz yüzeyinin bir jelatin gibi durmasının, ince kaplarda suyun bombeli durmasının (kapilarite) nedeni budur
                          Eğer tuz, su ile kimyasal reaksiyona girip bileşik oluştursaydı ve bu madde suda çözünmeseydi suyun yüzey gerilimi ve oluşan maddenin (sıvı olduğunu varsayarak) yüzey gerilimi durgun suda(!) önem arzedecekti. Ancak denizler arasındaki güçlü akıntılar ve dalgalar sebebiyle bu farazi durumda bile bir sınır oluşmazdı. Denizleri dalgasız ve akıntısız düşünürsek de oluşan sınır, dünya yüzeyine dik değil oluşan maddenin ve suyun yoğunluklarına göre biri altta diğeri üstte olacak 2 sıvının ayrı ayrı kendi yüzey gerilimlerinden oluşan hat, bu sıvılar arasında yer yüzeyine yatay bir sınır olacaktı. Yani denizlerin üstü tatlı su, altı da tuzlu su olacaktı. (bardaktaki su-yağ heterojen karışımı gibi) Ancak su ile tuz zaten bileşik oluşturmaz! Tuz, su içerisinde sadece iyonik olarak çözünür. Bu sebeple denizlerin içerisinde tuz, homojen olmak için sürekli difüzyon eder. Bu difüzyonun en yoğun olduğu yerler tuz oranı düşük ve yüksek olan suların buluştuğu yerlerdir. Ancak bunu keskin bir sınır ile ifade edemezsiniz.
                          Eğer denizlerin birbirine karışmadığını iddia ediyorsanız denizler arası akıntıları da inkar ediyorsunuz demektir.Ama denizler arası akıntılar bilinen bir gerçektir. Denizler arasındaki akıntıların (yani karışmalarının) başlıca nedenleri aşağıdadır.
                          1.Gelgitler,
                          2.Denizler arasındaki yükseklik farkı (yağışlar, buharlaşma ve akarsular nedeniyle),
                          3.Denizler arasındaki sıcaklık farkı,
                          4.Denizler arasındaki tuzluluk farkı,
                          5.Rüzgar,
                          Denizlerdeki tuz sürekli difüzyon halinde olmasına ve sürekli dalga ve akıntılarla karışmasına rağmen neden tuzluluk oranlarında ufak da olsa fark vardır?Çünkü denizlere sürekli bir su girdisi ve çıktısı vardır. Örneğin Karadeniz.. Akarsuların bolluğu, yağışın fazla ve buharlaşmanın az olması nedeniyle tuzluluk düşüktür. Ancak Kızıldeniz’e baktığımızda akarsuların azlığı, yağışların çok düşük olması ve buharlaşmanın çok fazla olması nedeniyle tuzluluk diğer denizlere göre yüksektir. Eğer denizler karışmasaydı Kızıldeniz’in kuruyup bitmesi gerekirdi.


                          7 Gök


                          Öncelikle Kuran Mucize değil öğüt ve hidayet rehberidir.
                          ”Yedi Gök” (seb’a semâvât) tabiri yukardaki mucize yalanı metninde verilen Bakara/29, Fussilet/12, Nuh/15, Mülk 3ayetlerinin yanısıra Talak/12, İsra/44, Müminun/86ve farklı biçimleriyle Nebe/12, Müminun/17ayetlerinde de yer almaktadır.


                          Önce ”yedi gök” tabirinin yorumunu bir de Elmalılı’dan okuyalım:


                          “Bu “yedi sema”nın tefsir ve yorumunda başlıca iki düşünce vardır:
                          Birisi yerden Venüs’e kadar bir; Venüs’ten Merkür’e kadar iki; Merkür’den Güneş’e üç; Güneş’ten Merih’e yahut yine yerden Merih’e dört; Merih’ten Jüpiter’e beş; Jüpiter’den Satürn’e altı; Satürn’den daha ilerisine kadar yedidir ki sonradan keşfedilmiş olan Üranüs ve Neptün gezegenleri ve daha keşfedilmesi mümkün olanlar hep bu yedinci hudud içinde demektir. Çünkü bu takdirde bu “yedi sema” özellikle yerin yaratılması üzerine tesviyeye dahil olanlardır. Bugün bu tesviyenin daha ileri gittiği ispat edilemez. Bu düşünce çoğunlukla astronomi ilmi görüşünü takip edenlerindir (…).


                          Yedi semâ’daki diğer düşünceye gelince: Dünyanın üstünde bütün yıldızların süslediği maddî âlemin hepsi bir semadır. Yedi semanın birincisidir. (…) Ve İslâm’da tefsir âlimlerinin en büyüklerinin kanââtleri budur. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, Bakara/29


                          Görüldüğü gibi Elmalılı ”yedi gök” ifadesinin iki farklı yorumundan bahsetmektedir ve burada mucize yalancılarının ayetleri ilişkilendirmeye çalıştıkları ”Dünya’nın göğü/atmosfer” geçmemektedir! Birinci görüş, göklerin her birinin Güneş Sistemi’ndeki gezegenler arasındaki mesafe olduğu; -Elmalılı’ya göre daha muteber olan- ikinci görüş ise bu göklerden birincisinin -zaten- tüm evreni/kâinatı oluşturduğu, diğer altısının da ”manevi alem”e ait bulunduğu yorumunu savunlamaktadır.


                          Fakat biz yine de mucize yalancılarının yorumuna göre 7 gökten atmosferin kastedilmiş olması ihtimali üzerine duralım.


                          İlk dikkat çeken husus mucize iddiacılarının ayet yorumunda sergiledikleri pervasızlıktır. Kuran’da geçen ”gök” sözcüğünü işlerine geldiği zaman evren/kainat, işlerine geldiği zaman Dünya’nın göğü/atmosfer anlamında yorumluyor oldukları yukarıya alıntılanan metinde açıkça görülüyor. Üstelik bunu yaparken ne zaman ”evren”, ne zaman ”atmosfer” anlamı kastedilmiş olduğuna dair herhangi bir objektif-hermenötik kriter sunmaya da gerek duymuyorlar. Adeta ”Hangisi işimize gelirse onu kullanırız” demekteler…


                          Hadi bunu da kabul edelim! Yani diyelim ki, tefsir alimlerinin yazdıkları yanlış ve Kuran’da ”gök”ten bahseden ayetlerin -aynen mucize yalancılarının iddia ettikleri gibi- bazılarında ”evren/kainat” ve bazılarında da ”Dünya’nın göğü/atmosfer” kastedilmekte.


                          Bu durumda şunu da unutmamalıyız ki hangi anlam yüklenirse yüklensin ”7 gök” denince her halükarda Dünya’nın göğü (yani atmosfer) kastedilmiş oluyor. O halde mucize iddiacılarının savunuları olan Mülk/3 ayeti ile devamındaki ayetlere bir göz atalım:


                          Mülk/3“O ki, birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahman olan Allah’ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak; bir bozukluk görebiliyor musun?”
                          Yukarda alıntıladığımız metinde görüldüğü üzere bu ayette geçen ”yedi gök” mucizeciler tarafından atmosfer olarak yorumlanmaktadır. Şimdi devamındaki ayetleri okuyalım:


                          Mülk/4 Sonra gözünü, tekrar tekrar çevir bak; göz (aradığı bozukluğu bulmaktan) aciz ve bitkin halde sana dönecektir.


                          Mülk/5 Andolsun ki biz (dünyaya) en yakın olan göğü kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.


                          Mucizecilerin genel yorumunu (bazan ”evren” bazan ”atmosfer” şeklini) kabul etsek bile bu bağlamda -yorumlar açısından bakıldığında- belli ki evrenden değil atmosferden bahsedilmekte. Ayetin devamında bahsi geçen tanıma birden bire ”en yakın gök” ifadesi giydiriliyor. Dolayısıyla mucize iddiacılarına göre en yakın gök olan atmosferin ilk tabakasının kandillerle (yani yıldızlarla) dolu olması gerekir. Yıldızlar bu kadar yakın yer almadığına göre bu iddia zaten bu ayetle kendiliğinden çürümüş olmaktadır. Yıldızlar en yakın gök olan troposferde bulunamayacağına göre, gök kelimesinden kastedilenin atmosferin katmanı olamayacağı son derece açıktır.
                          Bu, mucize iddiacılarının her zamanki çarpıtmaları için güzel bir örnektir. Onlar öncelikle Kuran ayetlerini istedikleri gibi eğip bükmekte, daha sonra da bazı bilimsel gerçeklerle diledikleri gibi uyumlayarak ortaya tezler koymaya çalışmaktadırlar.


                          Atmosferin Katmanları
                          Atmosferin 7 katmanı olduğu iddiası tamamen iradi bir tasniftir. Yani mesele, dünyada kaç kıta olduğu ya da Güneş Sistemi’nde kaç gezegen bulunduğu gibi objektif kriterlere dayalı olarak tespit edilemez. Konu, hangi kıstası/kriteri esas aldığımıza göre şekillenebileceği gibi ne kadar detaylı anlatmak istediğimize göre de değişecektir. Başka bir deyişle bu sınıflandırmalar tamamen insan ürünüdür.
                          Atmosfer katmanlarının belirlenmesinde havanın yoğunluğu, nem oranı, gazların çeşitliliği ve oranları, güneş ışınlarının kırılması-dağılması ve havanın sıcaklığı gibi kriterler birer ayrım unsuru olarak kabul edilir; bunlara göre bir sınıflandırma-ayrım yapma yoluna gidilir. Bu sınıflandırmalar da farklı her parametrik tespite göre farklılıklar gösterecektir.
                          Örnegin Ana Brittanica Ansiklopedisi, “atmosfer” maddesini el aldığı bölümde onu şu bölümlere ayırır :
                          1. Troposfer
                          2. Tropopoz
                          3. Stratosfer
                          4. Stratopoz
                          5. Mezosfer
                          6. Mezopoz
                          7. Termosfer
                          8. İyonosfer
                          9. Homosfer
                          10. Heterosfer
                          11. Egzosfer
                          Gene nefes almamız için gereken katmanları ayıracak olursak atmosfer şu bölümlerden meydana gelir :
                          1 – Troposfer
                          2 – Stratosfer
                          3 – Mesosfer
                          4 – Thermosfer
                          5 – Exospfer
                          6 – Tropopause
                          7 – Stratopause
                          8 – Mesopause
                          9 – Exobase
                          10 – Ionospfer
                          11 – Exosfer
                          12 – Magnetosfer
                          13 – Ozon tabakası
                          14 – Üst Atmosfer
                          15 – Van Allen radyasyon kemeri


                          Müslümanlar arasında çok yaygın olan bu mucize iddiasının savunulabilir hiçbir yanı yoktur.


                          Evvela ayetlerde geçen ”Yedi Gök” tanımını atmosfer olarak yorumlamak Kuranın kendi kendini tefsir etmesine aykırıdır ve benzer ifadeleri kullanan diğer ayetlerle uyuşmamaktadır.
                          Hepsinden önemlisi atmosfer zaten 7 katmanlı değildir. Tamamen keyfi iradeyle oluşturulmuş bu sınıflama günümüzün teorik bilimlerinde, havacılık-meteoroloji gibi pragmatik disiplinlerinde, üniversitelerde, ders kitaplarında, ansiklopedilerde yer alan bir tasnif değildir.
                          Bu konudaki çok önemli ayrıntı da Kuran’daki ”7 Gök” ifadesi ibrani gelenekten devralınmış bir efsanenin kutsal kitaba tahrif ile devam ettirilmesinden ibarettir.


                          BİG BANG


                          O gökleri ve yeri yoktan var edendir… (Enam Suresi, 101)


                          Böyle bir önermenin yanlışlığını anlamak için biraz olsun akletmek yeterlidir. Big Bang Teorisi mucizecilerin iddia ettiği gibi bilimsel açıdan ”yoktan varoluş” ile ilgili olsa bile (ki aşağıda gösterileceği üzere kesinlikle ilgili değildir) tarihsel açıdan ”yoktan varoluş” düşüncesinin ancak modern ”Big Bang Teorisi” ile mümkün olduğunu söyleyebilir miyiz hiç?


                          Dikkat ediniz! Burada iddia edilen mucize, Big Bang Teorisi ile -güya- yoktan varoluşun ispatlanmış olması değildir. Bu sözde gerçeğin Kuran’da 1400 yıl önce ve henüz teori ortada yokken yer almış olmasıdır mucize olarak adlandırılan.


                          Oysa söz konusu ayette modern Big Bang Teorisi ile ilgili somut bir ibare yok. Patlamadan veya benzer şeylerden değil sadece ”göklerin ve yerin yoktan varedildiği”nden söz edilmekte. Yani Kuran’da sadece ”yoktan varoluş” düşüncesi yer almış. Ama bu düşünce zaten o dönemde ve daha önceki medeniyetlerde var olan düşüncelerden biridir.


                          ”Henüz bilim big-bang’i bulmamışken insanlar kendi düşüncesiyle yoktan varolma diye birşeyden bahsetmiş olamaz. Dolayısı ile bu kitap tanrı sözü olmalı” gibi gülünç bir mantık kurmak okuyucu ile dalga geçmek olur.


                          Big Bang Teorisi’nin ”yoktan varoluş” ile bir ilgisi yoktur. Günümüz biliminin hiçbir alanda birşeyin yoktan varolduğu (hatta var edildiği) gibi bir bulunmamaktadır.


                          Herşeyden önce ‘big bang’in kendisi (gözlem ve hesaplara dayanır) bir kuramdır ve aşırı bir biçimde yoğunlaşmış değişik bir enerjinin kendisini dışa vurduğunu ayrıca madde-enerji eşitliği temelinde bugünkü maddenin oluştuğunu söyler. Yani başlangıçta bir “yokluk” durumu söz konusu değildir. Başlangıçtaki, var olan bir enerjinin dışa vurumudur.


                          PETROL


                          Rabbinin Yüce ismini tesbih et, ki O, yarattı, ‘bir düzen içinde biçim verdi’, takdir etti, böylece yol gösterdi, ‘yemyeşil-otlağı’ çıkardı. Ardından onu kuru, kara bir duruma soktu. (A’la Suresi, 1-5)


                          “Bu ayetlerde petrolle ilişkili bir ifade var mı?” sorusunu okuyucunun hayal gücüne bırakıp ayetlerde gerçekten de pertolden bahsedildiğini varsayarak mucize iddiasını inceleyelim:
                          İddianın dayanak noktası petrol hakkındaki söz konusu bilgilerin Kuran’ın ”nüzlü” döneminde kimse tarafından bilinmiyor olması. Ama bu ne yazık ki doğru değil…


                          ”Petrol” sözcüğü Latince ‘taş’ manâsına gelen “petra” ve ‘yağ’ manâsına gelen “oleum” kelimelerinden oluşur; Latince “oleum petrinum” olarak adlandırılır.


                          Petrol antik çağda ünlü tarihçi Herodot’ta ( M.Ö. 484-430) bile geçmektedir. Yani tarihi en az Kuran’ın yazılışından 1100 sene öncesine kadar dayanır. Petrol kandillerde yanıcı bir yağ olarak kullanıldığı gibi nerelerde bulunduğundan kokusundan rengine kadar bütün özellikleri o zamanlarda tarif edilmiştir. Birçok konuda olduğu gibi bu mucize yalanı da hiçbir bilgisi olmayan, ufacık bir araştırma dahi yapmayan ve anlatılanı peşinen kabul etmeye hazır olanlar için yazılmıştır.
                          Herodot, Book VI., 119. paragrafta, 273 ve 275. sayfalarda petrol konusu geçmektedir. 273. Sayfada adı geçen Susa eski İran’da bir şehirdir.


                          275. Sayfanın 4. satırında geçen “oil” sözcüğü dip notta “petroleum” olarak belirtilmiştir.


                          M.Ö. 23 ve 79 yılları arasında yaşamış olan Caius Plinius’ ait “Naturalis Historia” adlı 37 ciltlik kitaptaki Book XXXV 179′da önce çamura benzeyen bir zift türünden bahsedilerek petrol şu şekilde anlatılır:
                          “Ayrıca Babil’de oldugu gibi, bir Yunan adası olan Zakynthos’ta akıcı bir yer zifti vardır ki buradakinin rengi daha açıktır. Apollonia’dan çıkan da akıcıdır ve Yunanlılar bunun tüm çeşitlerini “pissaasphaltos” olarak adlandırmaktadırlar. (Asphaltos eski Yunanca’da zift, Pissa ise katran manasındadır. ) Sicilya’da, Agrigentum yakınlarındaki bir kaynakta da yağlı yer reçinası cinsi bir madde bulunur ki bu madde suya bir derenin rengini vermektedir.

                          (Derenin renginin yeşilimsi olduğu göz önünde bulundurulursa bunun da petrol olduğu anlaşılacaktır.) Burada yaşayan insanlar deste haline getirdikleri sazların uçlarındaki çiçeklerin yardımıyla suyun yüzeyinden sazlara hemen yapışan bu maddeyi toplayıp kandillerde yağ yerine yakmak ve büyükbaş hayvanlardaki uyuz hastalığını tedavi etmek için kullanmaktadırlar. Bazıları ise yer zifti çeşitlerini benim 2. kitapta sözünü ettiğim “Naphta” olarak adlandırmaktalar. Ancak çok çabuk tutuşur bir özelliği olmasından dolayı genelde ateşe yakın yerlerde kullanılması zorlaşmaktadır. Gerçek yağ zifti pırıl pırıl parlaması, ağır olması, siyah ve parlayan bir renge sahip olması gibi özellikleri ile ayırt edilebilir. Bazı özellikleri kükürt’e benzemektedir; dindirme, dağıtma, çekme ve birbirine yapışma gibi etkilere sahiptir. Yakıldığında dumanı yılanları kaçırır. Gözlere kan durmasına, vücuttaki beyaz lekelere ve kaşınmaya karşı Babil’de elde edilen zift iyi gelir.”
                          330 -395 yılları arasında yaşamış Yunan asıllı bir Latin tarihçisi olan Ammianus Marcellinus da Book XXIII, 6. Bölüm, 37. ve 38. paragraflarda oil’in ne şekilde hazırlandığını; M.Ö. 64 ve M.S. 23 yıllarında yaşamış Yunanlı tarihçi ve coğrafyacı Strabon da 17 ciltlik “Geographika” adlı yapıtında Book 16, 1. bölüm, 15. paragraf’ta Babil’de ki asfalt üretimini anlatır.
                          Sonuç olarak A’la/1-5 ayetlerinin petrolden bahsettiğini varsaysak bile Kuran’dan yüzlerce yıl önce yazılmış eserlerde petrolün varlığı, rengi, kullanımı ve diğer niteliklerine dair çok daha ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Ayetlerde mucizemsi hiçbir yön yoktur.

                          Comment

                          • aorskaya
                            Uzman Üye
                            • Aug 2009
                            • 932

                            #14
                            pramid Nickli Üyeden Alıntı
                            Hiç kardeşime katılıyorum.

                            Kuran'a atfedilen BİLİMSEL YALANLAR


                            Kurana atfedilen bilimsel yalanları inceleyeceğiz. Kuranın gerçek amacından saptırmak için yapılan çalışmanın bariz örneklerinden bir kısmını ele alacağız.


                            KURAN, BİLİM KİTABI DEĞİL; ÖĞÜT VE DERS KİTABIDIR.
                            Hiiic kardeşe katılıyorsun ama, daha onun neleri savunduğunu bile anlayamamış olarak katılıyorsun.

                            Bir görüşe katılmak için (yada katılmamak için) önce onu anlamak gerekir.


                            Hiic kardeş, "bilimsel delile" dayanmayan bir şeyi kabul etmeyeceğini söyleyen birisidir.

                            Sen ise bu yazında, bazı konuları örnekleyerek, bunların bilimsel açıklamalarını eleştirmekte, bilimle açıklanamayacağını anlatmaktasın. İşte tam da bu noktada, kurandaki anlatımları bilime destekletmeye çalışanlar, hiic kardeş düşüncesinde olabilirler.

                            Yazılara dikkat etmemişsin, etseydin, hiiic kardeşimize sorulan sorulardan onu neyi savunduğunu anlardın ve katılmazdın.


                            Çünkü en belirgin sorulardan birisi; " yoktan yaratmayı bilimsel olarak nasıl açıklarsın" sorusuydu.

                            Burada, bilimsel kanıt diye sunulanları yazıları ve bunları çürütme yazılarını ele almak istemiyorum.

                            Çünkü ben kuranın bilime değil, bilimin kurana uyması gerektiğini kabul ediyorum. Bu gün kurana uymayan bilim yoktur, ama bilimin kurana uymayan bilgileri, yada kuranda olup da henüz bilemedikleri olabilir. Bunlarda kuranın değil, bilimin zaafları, eksikleridir.

                            selamlar,
                            aorskaya
                            Last edited by aorskaya; 5. November 2012, 10:35 AM.

                            Comment

                            • hiiic
                              Uzman Üye
                              • Mar 2010
                              • 1980

                              #15
                              ....
                              Last edited by hiiic; 27. February 2017, 11:08 PM. Sebep: düzeltme, yanlış uslup, özür

                              Comment

                              Working...