Meallerde ki HURİ yanılgısı

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • TEBYİN
    Uzman Üye
    • Sep 2008
    • 240

    #61
    Fedakar,
    İlk kez camiye gelen birine SEKS CENNETİ anlatılmaz
    İlk kez camiye gelen birine, Cehennemdeki irinler, cerahatlar da anlatılmaz
    Ve Camiye ilk gelen birine, gece tırnak kesilir mi, diş dolgusu caiz mi de anlatılmaz.
    Anlatılırsa, cami ortamının ne kadar basit bilgilerden oluştuğuna kanaat getirir ve terkeder orayı. Böyle onlarca insan tanıyorum çünki
    Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

    www.teblig.net

    Comment

    • FEDAKARADAM
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 418

      #62
      TEBYİN Nickli Üyeden Alıntı
      Fedakar,
      İlk kez camiye gelen birine SEKS CENNETİ anlatılmaz
      İlk kez camiye gelen birine, Cehennemdeki irinler, cerahatlar da anlatılmaz
      Ve Camiye ilk gelen birine, gece tırnak kesilir mi, diş dolgusu caiz mi de anlatılmaz.
      Anlatılırsa, cami ortamının ne kadar basit bilgilerden oluştuğuna kanaat getirir ve terkeder orayı. Böyle onlarca insan tanıyorum çünki
      Muhterem kardeşim yabancı veya tanımadık bir kimsenin camiiye ilk defa gelip gelmediği nasıl anlaşılacak.Şayet, o ilk gelen her hangi bir kimse o anda vaaz eden hocaefendiyi vaazında, konu dikkat çekici bir şey ise dinlemeyecek mi?Hocaefendiye soru sorma hakkı olmayacak mı?Hülasa, bir kimse vaaz eden veya fetva veren hocaefendiye yanlış düşüncelerden fikirlerden meselelerden ona soru sormakla işin aslı astarı öğrenilip mesele haledilmiş olur.Yoksa, (çok af edersiniz) öküzün trene bakması gibi hocaefendiyi dinleyip de konuştukları doğru mu değil mi diye hiçbir şey düşünmeyip,irdelemeyip o şekilde inanır ve algılarsa elbetteki yalan yanlış bir şeylere inanacak ve kabullenecektir.İşin en önemli tarafı da edinilen konu üzerinde, hocaefendinin cemaate "sorusu olan var mı cevaplandıralım" demesi akıllı iştir.Yoksa, "ben söyledim siz de kabullenin" demek istemekte olur bu da yanlış anlaşılmalara sebebiyet verir..Akıllı müslüman, delilsiz ispatsız hiçbir mesele üzerinde durmamalıdır vesselam...
      Last edited by FEDAKARADAM; 23. March 2011, 10:39 AM.
      Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

      Comment

      • TEBYİN
        Uzman Üye
        • Sep 2008
        • 240

        #63
        Metropol şehirlerinde söylediklerin geçerli olabilir ama anadoluda minik camilerde yeni yüzler hemen bilinir. Bu yüzden Anadolu imamlarının biraz daha davranış siyasetini bilmesi elzemdir
        Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

        www.teblig.net

        Comment

        • Miralay
          Uzman Üye
          • May 2010
          • 372

          #64
          FEDAKARADAM Nickli Üyeden Alıntı
          Şayet, o ilk gelen her hangi bir kimse o anda vaaz eden hocaefendiyi vaazında, konu dikkat çekici bir şey ise dinlemeyecek mi?Hocaefendiye soru sorma hakkı olmayacak mı?Hülasa, bir kimse vaaz eden veya fetva veren hocaefendiye yanlış düşüncelerden fikirlerden meselelerden ona soru sormakla işin aslı astarı öğrenilip mesele haledilmiş olur.Yoksa, (çok af edersiniz) öküzün trene bakması gibi hocaefendiyi dinleyip de konuştukları doğru mu değil mi diye hiçbir şey düşünmeyip,irdelemeyip o şekilde inanır ve algılarsa elbetteki yalan yanlış bir şeylere inanacak ve kabullenecektir.İşin en önemli tarafı da edinilen konu üzerinde, hocaefendinin cemaate "sorusu olan var mı cevaplandıralım" demesi akıllı iştir.Yoksa, "ben söyledim siz de kabullenin" demek istemekte olur bu da yanlış anlaşılmalara sebebiyet verir..Akıllı müslüman, delilsiz ispatsız hiçbir mesele üzerinde durmamalıdır vesselam...
          Selamünaleyküm fedakaradam kardeşim.
          Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Malesef başından beri bizlere, "hoca vaaz verirken,hutbe verirken konuşulmaz" diye öğretilmiştir. İsabetle bahsettiğiniz gibi cemaat hocaya, "Öküzün trene baktığı gibi bakar" olmuştur.

          Halbuki gerek resulullah zamanında, gerekse Halife Ömer zamanında hutbe esnasında erkek ve kadınlardan meydana gelen cemaatin hutbede itiraz bile ettiğine dair tarihi kayıtlar vardır.

          Hoca vaaz ya da hutbe okurken, cemaat suspus oturur, kimisi esner, kimisi de oturduğu yerde uyur. Halbuki vaaz yada hutbede cemaatin katılımıyla bir salat eylemi gerçekleşse herkes dinamik olacağından dolayı; hiçkimse camide uyumaz. İşte o zaman cemaatin gerçek önemi ortaya çıkar. Camiye "borç ödemeye" değil, salat eylemeye giden cemaat; gayet aktif,dinamik,faal vaziyette Allah'ın emri, dinin direği olan "salat" ı ikame eylerler.

          Selametle
          Last edited by Miralay; 23. March 2011, 04:20 PM.

          Comment

          • FEDAKARADAM
            Uzman Üye
            • Dec 2010
            • 418

            #65
            TEBYİN Nickli Üyeden Alıntı
            Metropol şehirlerinde söylediklerin geçerli olabilir ama anadoluda minik camilerde yeni yüzler hemen bilinir. Bu yüzden Anadolu imamlarının biraz daha davranış siyasetini bilmesi elzemdir
            Çok doğru söylüyorsunuz,buna katılıyorum.Zaten köy gibi yerlerde herkes birbirini tanır.Hal böyle olunca köye yabancı bir misafir gelse ve camiye girse hocaefendi ona en azından hoş geldiniz demelidir.

            Camilerde mahrem konular usulüne uygun bir şekilde edep ve hayaya riayet edilmek şartıyla mahrem konular anlatılır.Lakin cennetle ilgili mevzularda devamlı hurilerden bahsetmek mübalağılık olacağından bundan sakınılmalıdır.Yeri ve zamanı geldiğnde onlardan da bahsedilir.Esasen müslümanların derdi cennet olmamalı Allah'ın rızası nasıl kazanılır derdimiz olmalıdır diye düşünüyorum.
            Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

            Comment

            • FEDAKARADAM
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 418

              #66
              Miralay Nickli Üyeden Alıntı
              Selamünaleyküm fedakaradam kardeşim.
              Çok güzel bir konuya değinmişsiniz. Malesef başından beri bizlere, "hoca vaaz verirken,hutbe verirken konuşulmaz" diye öğretilmiştir. İsabetle bahsettiğiniz gibi cemaat hocaya, "Öküzün trene baktığı gibi bakar" olmuştur.

              Halbuki gerek resulullah zamanında, gerekse Halife Ömer zamanında hutbe esnasında erkek ve kadınlardan meydana gelen cemaatin hutbede itiraz bile ettiğine dair tarihi kayıtlar vardır.

              Hoca vaaz ya da hutbe okurken, cemaat suspus oturur, kimisi esner, kimisi de oturduğu yerde uyur. Halbuki vaaz yada hutbede cemaatin katılımıyla bir salat eylemi gerçekleşse herkes dinamik olacağından dolayı; hiçkimse camide uyumaz. İşte o zaman cemaatin gerçek önemi ortaya çıkar. Camiye "borç ödemeye" değil, salat eylemeye giden cemaat; gayet aktif,dinamik,faal vaziyette Allah'ın emri, dinin direği olan "salat" ı ikame eylerler.

              Selametle
              Ve aleyküm selam kardeşim...

              Hutbede, imamefendi hutbe okurken konuşulmamasının nedeni, şimdi ki zamana göre düşünülmüş olup bu bir ictihad meselesidir.Çünkü bir kimse hutbe esnasında saçma sapan bir soru sorarlarsa cümle cemaat ya buna güler, canları sıkılır ya da kınarlar.Çünkü cemaatin içinde iş güç sahibleri ve esnaflar olduğu için zaman kaybedilmesin diye bu konuşma yasağı getirilmiştir.Benim görüşümde budur.Şayet, cemaatin içinde çok müşgül bir mesele hakkında soru soracak bir kimse bunu namazdan sonrada sorabilir.Bazı siyer kitaplarında anlatıldığına göre Resulullah efendimize, hutbedeyken bedevilerden biri abuk sapuk soru sorduğu için bundan Resulullah müteesir olup o soruyu soran bedeviye onun kalbini kırmadan güzellikle cevaplandırıp hutbesine devam etmiştir.Bunun içindir ki, asıl mesele hutbedeyken hocaefendiyi zora sokmamaktır.Eskiden hutbeler neredeyse ikindi namazına kadar sürdüğü rivayet edilmiştir.Cuma hutbesi olmazsa olmazlardandır.Konu dışına çıkmadan meselenin özüne dönelim diyorum.
              Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

              Comment

              • TEBYİN
                Uzman Üye
                • Sep 2008
                • 240

                #67
                herşeye rağman yinede Camiler herkesin görüş beyan ettiği birer ilim meclisi haline getirilmedikçe...
                Bu millet YAT/KALKı kurtuluş reçetesi sanmaya devam edecektir ki,
                Cahilliği ikame etmekten öte bir işe yaramaz bu
                Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

                www.teblig.net

                Comment

                • FEDAKARADAM
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 418

                  #68
                  TEBYİN Nickli Üyeden Alıntı
                  herşeye rağman yinede Camiler herkesin görüş beyan ettiği birer ilim meclisi haline getirilmedikçe...
                  Bu millet YAT/KALKı kurtuluş reçetesi sanmaya devam edecektir ki,
                  Cahilliği ikame etmekten öte bir işe yaramaz bu
                  Bir şuurlu ve bilgili müslüman bin cahil müslümandan çok daha hayırlıdır.Bizim müslüman milletlerimiz kitap okumuyor dinini gereği gibi öğrenmiyor.Atalarından ne görüp bildilerse onu yapmaya çalışıyor.Bundan sonra gelecek nesillerimizi akıllı, şuurlu bilinçli, çalışkan ve araştıran nesillerin olmasını can- ı gönülden istiyoruz.
                  Ya İslam'la yükselir, Ya inkarla çürürsün.. Bu yol mezarda bitmiyor, gittiğinde görürsün!...(NECİP FAZIL KISAKÜREK)

                  Comment

                  • pramid
                    Uzman Üye
                    • Sep 2010
                    • 984

                    #69
                    yeryüzü mescidine ne oldu.....

                    dırar mescidinin geçtiği ayetteki yüklem..e-h-z kökü olan "edinmek" ....
                    inşa değil...

                    mescid kavramının bina olmadığını kehf kıssası sonlarından öğrenebilirsiniz

                    Comment

                    • hiiic
                      Uzman Üye
                      • Mar 2010
                      • 1980

                      #70
                      Peki ne demek mescit?

                      Comment

                      • pramid
                        Uzman Üye
                        • Sep 2010
                        • 984

                        #71
                        KURAN IŞIĞINDA MESCİT

                        Kökü سجد (sin-cim-dal -anlamları için rüku ve secde konusuna bakın-) olan mescit kelimesinin Kuran'daki kullanılışına baktığımızda bunun fiziksel bir binayı değil, içimizde oluşturduğumuz bir yapıyı belirttiği ve aynı "Allah yolunda" gibi bir mecazi anlam içerdiği anlaşılmaktadır. Buna göre mescit'in muhtemel çevirisi "secde edilen yer" değil, (içimizde oluşturduğumuz Allah'ın yasalarına) itaat davranışı; (Allah'ın yasalarına) uyma, riayet hali olmalıdır. (Allah'ın emirlerine) "İtaat yapısı, riayet kurumu" gibi alternatif çevirilerde mümkündür ki bunlar daha gerçekçidir çünkü bu YAPI içimizdedir ama biz kulağa hoş gelmesi açısından örneklerimizde "itaat davranışı" çevirisini kullanacağız.

                        Sure 18 Ayet 21

                        Ve kezalike a'serna aleyhim li ya'lemu enne va'dellahi hakkuv ve ennes saate la raybe fıha iz yetenazeune beynehüm emrahüm fe kalübnu aleyhim bünyana rabbühüm a'lemü bihim kalellezıne ğalebu ala emrihim lenettehızenne aleyhim mescida

                        18:21 Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah'ın vadinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehfin durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: "Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir." Onların durumuna vâkıf olanlar ise: "Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız" dediler. (Diyanet) ...



                        lenettehızenne aleyhim mescida

                        ... "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz." (Yaşar Nuri Öztürk)

                        ... "Biz muhakkak bunların üzerine bir mescit yaparız."... (Elmalılı Hamdi Yazır)

                        ... "Onların üstüne bir mescid yapacağız,"... (Edip Yüksel)


                        اتخز/ اخز (ehaze / ettehıze) : almak, kabul etmek; cezalandırmak, başına bela olmak; ele geçirmek; ele alıp düzenlemek; edinmek; tutmak, bağlı olmak, benimsemek, izlemek, taklit etmek; kullanmak, yararlanmak

                        Aynı Kelimenin Kuran'daki Diğer Kullanımları



                        12.21 Onu satın alan Mısırlı, karısına şöyle dedi: "Ona iyi bak, kendisine güzel bir yer hazırla. Bize yararı dokunabilir. Belki de evlat ediniriz onu / evlat olarak alırız ( nettehızehu veleda )." İşte bu şekilde biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân verip o toprağa yerleştirdik ki, ona olayların/haberlerin yorumunu öğretelim. Allah, kendi emrine Gâlib'dir/kendi emrine hükmeder. Ama insanların çokları bilmiyorlar.



                        4.118 Allah o şeytana lanet etmiştir. Demişti ki o: "Senin kullarından belirli bir pay elbette alacağım ( ettehızenne ). "

                        Bu kelime hiçbir sözlükte yapmak veya inşa etmek anlamına gelmiyor. Peki doğru çeviri nasıl olmalıydı?

                        ... Onların üzerindeki İTAAT DAVRANIŞLARINI / RİAYET HALİNİ taklit edeceğiz / bundan yararlanacağız.

                        Peki bu itaat davranışı ne idi?

                        18.14 Kalpleriyle aramızda bir bağ kurduk/kalplerini dayanıklı kıldık. Kalkıp şöyle dediler: "Rabbimiz, göklerin ve yerin rabbidir. O'NDAN BAŞKA HİÇBİR İLAHA YAKARMAYIZ. Aksini yaparsak saçma söz söylemiş oluruz."



                        Konuşmada mağaranın çevresine mescit dikmek gibi bir şey önerildiğini düşünmek makul değil hatta gülünçtür.

                        Sure 7 Ayet 29 ve 31

                        Kul emera rabbı bil kıstı ve ekıymu vücuheküm ınde külli mescidiv bedeeküm teudun 07:29 De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz. (Diyanet) X Çelişkinin önüne geçmek için mescit kelimesi tamamen atlanmış!



                        ..."Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O'na doğrultun... (Yaşar Nuri Öztürk)

                        ..."Rabbim adaleti emretti. Her mescitte yüzleriniz doğru tutun... (Elmalılı Hamdi Yazır)

                        ... "Rabbim adaleti emreder. Her mescitte (ibadet yerinde) dini sadece O'na ait kılarak O'na yalvarın. (Edip Yüksel)

                        ekıymu vücuheküm ınde külli mescidi Yüzlerinizi her mescide doğru yöneltin.

                        Bütün çeviriler birbiriyle çelişiyor ve kasıtlı olarak orijinal metinden sapılmış. Mekke'de (ayet Mekke'de iniyor?) bir tane bile Mescit yokken Hz. Muhammed ve izleyenleri nasıl oldu da HER MESCİDE doğru yüzlerini çevirebildiler? Mescidi fiziksel bir yapı olarak düşünürsek ona yönelmek demek namazı camii dışında kılmak demektir çünkü camii içinde mescide değil duvarlara yöneliyoruz!

                        Yine fiziksel olarak düşünürsek her mescide doğru dönmenin manası ve yararı nedir?

                        07:29 De ki: Rabbim adaleti emretti. Yüzlerinizi HER İTAAT DAVRANIŞINA / RİAYET HALİNE DOĞRU YÖNELTİN ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz.

                        Ya benı ademe huzu zıneteküm ınde külli mescidiv ve külu veşrabu ve la tüsrifu innehu la yühıbbül müsrifın

                        07:31 Ey Adem oğulları! Her secde edişinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

                        ... Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın... (Yaşar Nuri Öztürk)

                        ... her mescide gittiğinizde süzünüzü tutunun... (Elmalılı Hamdi Yazır)

                        ... mescitlere giderken süsleniniz... (Edip Yüksel)

                        Ayet tüm insanlara sesleniyor, inanmayanlar bu ayeti nasıl uygulamışlardır ve hangi mescide gitmişlerdir? O zamanlar bir tane bile mescit olmayan Mekke'de bu ayet niye inmiştir?

                        07:31 Ey Adem oğulları! Her İTAAT DAVRANIŞINDA / RİAYET HALİNDE süslerinizi alın; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez.

                        Bir sonraki ayet bu ayete açıklık getiriyor:

                        07:32 De ki: Allah'ın KULLARI için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı? De ki: Onlar, dünya hayatında, özellikle kıyamet gününde müminlerindir. İşte bilen bir topluluk için âyetleri böyle açıklıyoruz.

                        Sure 17 Ayet 7

                        İn ahsentüm ahsentüm li enfüsiküm ve in ese'tüm feleha fe iz cae vadül ahırati li yesuu vücuheküm ve li yedhulül mescide kema dehaluhü evvele merrativ ve liyütebbiru ma alev tetbıra

                        17:07 Eğer iyilik ederseniz kendinize etmiş, kötülük ederseniz yine kendinize etmiş olursunuz. Artık diğer cezalandırma zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi

                        yine Mescid'e (Süleyman Mâbedi'ne) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi büsbütün tahrip etsinler (diye, başınıza yine düşmanlarınızı musallat kıldık).

                        Yahudilerin düşmanları henhangi bir mescide değil, Yahudileri yenmek için birbirleriyle "itaat davranışına / riayet haline" girmişler.

                        Sure 9 Ayet 17, 18, 107 ve 108

                        Ma kane lil müşrikıne ey ya'müru mesacidellahi şahidıne ala enfüsihm bil küfr ülaike habitat a'malühüm ve fin nari hüm halidun

                        09:17 Allah'a ortak koşanlar, kendilerinin kâfirliğine bizzat kendileri şahitlik ederlerken, Allah'ın mescitlerini imar etme selâhiyetleri yoktur. Onların bütün işleri boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte ebedî kalacaklardır. (Diyanet)

                        Ma kane lil müşrikıne ey ya'müru mesacidellahi

                        Allah' ın mescitlerini onarmak müşriklerin (ortak koşanların) işi değildir.

                        Mescid'in tamirini üstlenen kişinin inanan biri olduğunu ve müşrik olmadığını biz nasıl bilebiliriz? Kalplerin içini bilen yalnızca Allah değil midir?


                        09:101 Çevrenizdeki bedevî Araplardan ve Medine halkından birtakım münafıklar vardır ki, münafıklıkta maharet kazanmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz biliriz onları. Onlara iki kez azap edeceğiz, sonra da onlar büyük bir azaba itileceklerdir.

                        İnnema ya'müru mesacidellahi men amene billahi vel yvmil ahıri ve ekames salate ve atez zekate ve lem yahşe illallahe fe asa ülaike ey yekunu minel mühtedın

                        09:18 Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.

                        عمر: ikamet etmek, içinde kalmak; tamir etmek, imar etmek; yaşanabilir yapmak; (bir yeri) iskân etmek; dini bir ziyaret yapmak

                        09:17 Ortak koşanlar, nefislerinin küfürlerine şahit olurlarken, Allah'ın İTAAT DAVRANIŞLARININ / RİAYET HALİNİN İÇİNDE OLAMAZLAR / (İÇİNİ) DOLDURAMAZLAR.

                        Comment

                        • dost1
                          Site Yöneticisi
                          • Sep 2008
                          • 1905

                          #72
                          Selamun Aleykum! Değerli Piramid Kardeşim!
                          Allah razı olsun. Kur'an ışığında yaptığınız tefekkürünüzü bizlerle paylaşıyorsunuz.
                          مسجد [mescid], سجد يسجد [secede, yescüdü] fiilinin mimli mastarı [mekân ismi] olup, “secde edilen/ettirtilen yer” demektir ki bunun, bugün kılınan namazlardaki secde yeri ile alâkası yoktur. Bu; “aykırı düşünen, aykırı hareket eden kimselerin ikna edildikleri, gerçeğe boyun eğdirildikleri, onların da teslim olup gerçeğe boyun eğdikleri yer”; kısaca “eğitim-öğretim, ikna alanı” demektir.

                          Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                          Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                          Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                          Allah'a emanet olunuz.
                          Halil Ay

                          Comment

                          • TEBYİN
                            Uzman Üye
                            • Sep 2008
                            • 240

                            #73
                            Bu; “aykırı düşünen, aykırı hareket eden kimselerin ikna edildikleri, gerçeğe boyun eğdirildikleri, onların da teslim olup gerçeğe boyun eğdikleri yer”; kısaca “eğitim-öğretim, ikna alanı” demektir.
                            Bu tariften yola çıkarsak, bizim çook işimiz var demektir, ikna olacak o kadar çok MÜSLİM! ar ki!!
                            Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

                            www.teblig.net

                            Comment

                            • Ali Rıza Borazan
                              Uzman Üye
                              • Feb 2009
                              • 399

                              #74
                              KURAN’DA HURİ NE ANLAMA GELMEKTEDİR?



                              Nebe 31. Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır.

                              32. Bahçeler,bağlar,

                              33. Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar,

                              34. Ve içki dolu kâse(ler) .

                              35. Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler.

                              36. Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır.


                              Diyanet ve diyanet tasdikli birçok mealler, Nebe 31-36 arası ayetleri aynen böyle manalandırmışlardır.
                              Ve asırlardır kürsüler de insanlara bu ayetler delil gösterilerek, cennette kendilerine verilecek GÖĞÜSLERİ TOMURCUK GİBİ KABARMIŞ YAŞIT KIZLAR.. vaadedilmiş,
                              Ve hayata sadece cinsel açıdan bakabilecek saf insanların ağızları, hem de Allah'ın mescitlerin de sulandırılmak süretiyle..
                              Cennet sanki cinsel arzuların sonsuza dek yaşanılacak bir mekan konumuna indirgenmiştir..
                              Fakat, bu allame-i cihan müfessirlerimiz!! şunu hiç hesaba katmamışlardır.
                              Cennet sadece erkeklerin girebileceği bir yer midir ki, sadece erkeklerin nefislerine hoş gelen tasvirler çizilmiştir..
                              Peki Cennetlik kadınların durumu ne olacaktır bu duruma göre..
                              İşte burada devreye erkekegemen fıkhın çarpıklıkları girmektedir.
                              Din sahasında despot fıravunlardan daha katı davranan erkekegemen din alimleri!!, içinden çıkılamayacak bir duruma sebep vermemek için, bütün kadınları sindirerek, din sahasından uzak tutmuş, böylelikle arzuladıkları bir dini ortamın tesisine kendilerince katkı sağlamışlardır..
                              Oysa, herkes biliyor ki, Cennet ne sadece erkekler içinder ve ne de cinsel arzuların tatmini için oluşturulmuş bir mekandır.
                              Bu çelişkili mealler bir şeyi daha akla getirmektedir ki, bu doğruysa eğer,
                              Son 1200 yıl içinde ölmüş insanlar bu uydurulmuş dinin kurbanları olarak ahirete irtihal etmiştir..
                              Bu çelişkilerin akla getirdiği şüphe ise.. Müfessirlerin, din alimlerinin yeterli derecede ARABÇA bilmeden dini tanzim etmeye çalışmalarıdır..
                              Hal böyleyse, hem bilmedikleri bir konuda kendilerini ihtisas sahibi gördükleri ve hem de milyarlarca insanı etkileyip yanlış inançla hayat sürmelerine sebep verdikleri için, dünyadan daha ağır bir vebalin altına girmişlerdir..
                              Şimdi gelelim yukarıda ki mealin tam arabça gramerine uygun meallendirilmesine..


                              Hiç kuşkusuz Erdemliler/korunup sakınanlar/Takva sahipleri için mutluluk ve kurtuluş vardır. Takva sahipleri -kadın/erkek- için etrafı duvarlarla çevrilmiş bahçeler, taneleri olgunlaşmış üzüm bağları ve içleri dolu kadehler vardır. Orada olanlar ne bir boş söz ne de bir yalan işitmezler. Takva sahipleri için bunlar Rabbinden bir ödül, yaptıklarına karşılık bir armağandır. (nebe31-36)


                              Şimdi, ayette erdemliler/takva sahipleri için etrafı duvarlarla çevrilmiş bahçeler, taneleri üzüm bağları... diye anlamlandırılan ayetler, aşağı-yukarı çoğu Kur'an mealleri ve tefsirlerde, yukarıda örneğini verdiğimiz gibi, "takva sahipleri için.. bahçeler..üzüm bağları.. göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar" diye çevrilmiştir.
                              Ayetteki HADİKA nın çoğulu olan HADAİK etrafı çevrilmiş bahçeler...
                              İ'NEB'in çoğulu olan E'NAB üzüm, üzüm bağları...
                              Hemen arkasından gelen KAİBE'nin çoğulu KEVAİB ve TİRB'in çoğulu ETRAB "KEVAİBE ETRABEN" ayeti apaçık olarak üzüm bağlarındaki üzüm tanelerinin her birinin olgunlaşması, lezzetli hale gelmesi ve bunların kadın-erkek cennet ehline ikram edilmesi anlamına gelmektedir.

                              Ama, erkekegemen müfessirler tefsir ve meal çalışmaların da tüm faydaları kendilerine yonttukları için..
                              Arabça da DİŞİL olarak kullanılan çoğu terimleri hemen heveslerine ve şehvetlerine kurban ederek, Allah'ın ERKEK-KADIN tüm müttakilere tahsis ettiği dünyasal ve ahiretsel ödülleri ihtirasça hanelerine kaydetmiş..
                              Ve gayrımüslim islam düşmanlarının ekmeğine yağ sürerek..
                              Güzel dinimizle alay etmelerine ortam hazırlamışlardır.
                              Hep söylerim, tekrar edeyim..
                              Yapılacak yeni mealler de muhakkak KADINLARIN parmağı olmalıdır, yoksa bu ZIRVAların önünü tıkamanın asla bir yolunu bulamayız..
                              Heba olan milyarlarca insanlar gibi hem dünyamızdan hem ahiretimizden oluruz.
                              Unutmadan,
                              Bu dünya sadece erkeklerle dönmüyor, varlığın devamı ve selameti, MÜTTAKİ ERKEK-KADINların elele vermeleriyle mümkün olacaktır.

                              TEBYİN isimli Üye şimdilik offline konumundadırTEBYİN isimli üyenin yazdığı bu Mesajı değerlendirin.Mesajı Moderatöre bildir Alıntı ile Cevapla

                              KURANDA TANIMLANAN HURİ NEDİR.

                              Dünya hayatı erkekler ve kadınlar için imtihan yeridir. Kadın ile erkek arasında Allah katında insan olarak hiçbir farklılık yoktur. Sadece farklılıkları Tiyatrodaki gibi rol farklılığıdır. Dünyada birisi kadın rolünde oynamaktadır diğeri ise erkek rolünde oynamaktadır. Kim Rolünü dünya hayatında Allahın tanımladığı şekilde oynarsa Allah katında değerli ve üstün olan odur.

                              67/2- O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır.

                              Bakınız Kuran bir erkek dünya hayatında hangi yasakları yapmaması gerekiyorsa kadına da yapmaması gerektiğini söylemektedir.. Hangi güzel davranışı erkeklere yapmayı emrediyorsa kadınlara da onu emretmektedir.

                              33/35- Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Allah'ı çokça) zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır.

                              Elbette kuranın anlattığı din ile İslam toplumlarında anlatılan ve algılanan din arasında inanılmaz derecede farklılıklar var. Bu bir gerçektir. Ama geçmişlerin her doğru dediği yanlış her yanlış dediği de doğru gözüyle bakarsak Bu Etkiye karşı tepkiyi doğurur dolayısı ile hakla batıl birbirine karışır içinden çıkılmaz bir hal alır.

                              Her peygamber kendilerinden önce gelen peygamberlerden kalan doğru olanları onaylamış yanlış olanlarıyla da onları doğrularla dizayn etmiştir. Bir anlamda da kuranın nesh ettiği ayette budur.

                              2/106- Biz, daha hayırlısını veya bir benzerini getirinceye (kadar) hiçbir ayeti neshetmez (hükmünü yürürlükten kaldırmaz) veya unutturmayız. Bilmez misin ki Allah, gerçekten her şeye güç yetirendir.

                              Allah yeni bir peygamber gönderdiği zaman değiştirdiği ayet yanlış olan ayetlerdir. Yani doğrusuyla yanlışıyla var olan Allahın yarattığı bütün şeyler ayettir. Burada kastedilen insanların yanlış yaptıkları ayettir. Yoksa Allah bir şeyi emredip sonradan yanıldığını söyleyerek verdiği emirden vazgeçmesi değil. İnsanların yaptığı yanlışları doğrularıyla takas etmesidir.

                              7/157- Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.

                              Kuran Anlayanlar tarafından ne anlatmak istediği insanları anlayabileceği şekilde elde bulunan teknolojinin getirdiği imkânlarla yeniden yorumlanmalıdır.

                              Zaten peygambere bazılarını açıklayıp da bazılarından vazgeçtiği olay da budur. Kuranın açıklanmayan bölümünün çağın açıklamasına bırakılmasıdır.

                              Şimdi Kuranda huri geçen veya verilecek olan eş anlamında geçen ayetleri aktararak olayı çözmeye çalışalım.

                              RAHMAN SURESİNDE GEÇENLER

                              55/56- Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

                              55/70- Orada huyları güzel, yüzleri güzel kadınlar vardır.

                              71- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

                              72- Otağlar içinde korunmuş huri kadınlar.

                              73- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

                              74- Bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.

                              75- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

                              76- Yeşil yastıklara ve çarpıcı güzellikteki döşeklere yaslanırlar.

                              77- Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?

                              78- Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin adı ne Yücedir.

                              NEBE SURESİNDE GEÇENLER

                              78/31- Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır.

                              32- Nice bahçeler ve üzüm bağları.

                              33- Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar.

                              34- Dopdolu kadehler.

                              35- İçinde, ne 'boş ve saçma bir söz' işitirler, ne bir yalan.

                              36- Rabbinden bir karşılık olmak üzere yeterli bir bağış(tır bu).

                              56/35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.

                              VAKIA SURESİ

                              56/10- Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.

                              11- İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.

                              12- Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;

                              13- Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,

                              14- Birazı da sonrakilerden.

                              15- 'Özenle işlenmiş mücevher' tahtlar üzerindedirler.

                              16- Karşılıklı yaslanmışlardır.

                              17- Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;

                              18- Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,

                              19- Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.

                              20- Arzulayıp-seçecekleri meyveler,

                              21- Canlarının çektiği kuş eti.

                              22- Ve iri gözlü huriler,

                              23- Sanki saklı inciler gibi;

                              24- Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);

                              25- Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.

                              26- Yalnızca bir söz (işitirler "Selam, selam."

                              Dikkat ederseniz kuran iman eden ve Salih amel işleyenlere cennette verilecek olan nimetleri sıralamaktadır. Geleneksel din anlayışında yanıldıkları nokta eşlerin (hurilerin) erkeklere ait söylemleridir. Kuranın hiçbir yerinde eşlerin yani hurilerin erkek olanlarına verileceğine dair bir ayet yoktur.

                              Cennet nimetlerinin kime verileceği konusunda baktığımız zaman erkek ve kadın ayırt etmeden nimet verileceğinden söz eder.

                              78/31- Gerçek şu ki, muttakiler için 'bir kurtuluş ve mutluluk' vardır.

                              Ve bu ayetin arkasından nimetleri sıralar. Bir başka örnek

                              56/10- Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.

                              11- İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.

                              Bunun Arkasından da cennette verilecek olan nimetleri sıralamaktadır

                              Dünya hayatında bir denenme ve sınanma vardır ahiret hayatında ise sınavı başarıyla geçenler için Allah nimetlerden söz ediyor. Huri kelimesi dünyada olmayan sadece Allahın muttaki olanlara eş olarak takdim edeceği kadın ve erkek Müslüman ayırt etmeden verileceği bir nimettir. Şu ayetin belirlediği kalın ve belirginleşmiş olan çizgiyi hiçbir zaman gözden kaçırmamamız gerekir.

                              56/35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.

                              İşte Cennet muttakilerin kadın ve erkek ayırt etmeden konuk edilen bir yerdir. Orada sadece iman etme Salih ameller işlemsi neticesinde bunlara karşılık Allahın kadın ve erkek ayırt etmeden eş olarak huriden söz etmesini niçin yadırgıyoruz. Alay vari bir şekilde erkek egemen bir fıkhın deyip de ayetteki var olan bir olguyu tepki olarak eş kelimesini verilen üzümdü hurmaydı mecralarına çekmek doğru değildir.

                              Nasıl geleneksel fıkıhçıların söylediği huriler erkek Müslümanlara verilecek yorumları yanlış ise. Kuranda huri yok cinsellik üzerine kurulmuş bir anlayış deyip de diğer meyveleri nimetleri saydığın zaman onların üzerine inşa edilen bir cennet olmuyor da huri kelimesi de anıldığı zaman cinsellikle suçlanıp huri kelimesi yok sayılmaya çalışılıyor.

                              Arapça bilmek kuranı anlamaya yetmez ve kuranı anlamak demek de değildir. Kuran edebi bir sanat eseridir hem de yerleri ve gökleri yaratan Allah’n sanatıdır.

                              Evet, yeni bir yaratılışla insanlar ahir et hayatında yaratılacak dünyadaki nimetlerin benzeri ve daha güzeli orada iman eden ve Salih amel işleyenler için beklemektedir. Kuranda cennet nimetleri sayılırken kesinlikle kadın ve erkek ayırt edilmeden anlatılmaktadır o zaman yeni bir yaratılışla yaratılan insanlar dünya hayatındaki yapmış oldukları her iyi ve kötü davranış hiçbir eksik kaydedilmeden karışlılarına yazılmış bir kitap olarak çıkacak ve ameller onlara cennet ve cehennem biletini alacak.

                              Dünyada yandığı zaman ölen insan cehennemde yandığı zaman ölmeyecek her insana kovulmuş şeytan peygamberler de dâhil katma yaptığı halde ahiret hayatında şeytan musallat olmayacak kadınlar erkeklere erkekler kadınlara saygı kurallarını aşan davranışlar yaptıkları halde ahir et aleminde Allahın iman eden kadın ve erkeğe yeni bir yaratılışla yaratacak onlara saygısızlık yapmayan eş olarak huriler verecektir.

                              Kuranianlamametodu.blogspot.com

                              Comment

                              • TEBYİN
                                Uzman Üye
                                • Sep 2008
                                • 240

                                #75
                                Nasıl geleneksel fıkıhçıların söylediği huriler erkek Müslümanlara verilecek yorumları yanlış ise. Kuranda huri yok cinsellik üzerine kurulmuş bir anlayış deyip de diğer meyveleri nimetleri saydığın zaman onların üzerine inşa edilen bir cennet olmuyor da huri kelimesi de anıldığı zaman cinsellikle suçlanıp huri kelimesi yok sayılmaya çalışılıyor.

                                Ali Abi, Biliyoruzki CENNET ve CEHENNEM tasvirleri tamamen SANALdır ve şhevet, boğaz düşkünü Araplara, cinselliğin ve yemenin sadece BEDEN ile olmayıp, Cennet'e girecek olan CANN'ın da, bu tip hazlar ve zevkler alabileceğini anlatan müteşabihlerdir.
                                Yoksa, üreme ve ölüm olmayan bir yerde..
                                Geyşa misali Hurilerin varlığı neye hizmat eder ki?
                                Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer: Görenleri ürpertir!

                                www.teblig.net

                                Comment

                                Working...