Vâkıa sûresi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • galipyetkin
    Uzman Üye
    • Sep 2011
    • 1389

    #76
    Sayın dost1.

    ''Kayyum'' için verdiğiniz bilgiler için teşekkürler. Fakat bunun yanında buna çok yakın iki ifade daha var: a)''Veli, b)''Vasi''

    Bu üç kelimenin de mânâlarının ve bu mânâlarına göre yerine getirdikleri fonksiyonlarının etraflı bilinmesi gereklidir.

    Acaba bu yönde bizi bilgilendirebilir misiniz?

    Saygılarımla.
    Galip Yetkin.

    Comment

    • Hasan Akçay
      Uzman Üye
      • Dec 2010
      • 826

      #77
      Sözcügün (KAYYIM kelimesinin) mübalaga kalibiyla çogul formu Nîsâ Sûresinin 34. âyetinin basinda Allah'in, bazi seyleri bazisina fazla kilmasi ve erkeklerin mallarindan harcadiklari sey nedeniyle erkekler, kadinlar üzerine kavvamdirlar/koruyup, gözeticidirler... diye yer alir.

      Sayin dost1, destekleyenler ve omuz verenler es anlamli oldugu için "kavvâm"in Türkçe karsiliklari olarak yukardaki iletimde ikisini de kullandim. Ama sizin onayladiginiz koruyup gözetenler ifadesi? Hayir.

      Bir daha, efendim:

      Nisâ 34 ve 135'te geçen
      KAVVÂM kelimesinin Türkçesi

      destekleyenler olabilir;
      omuz verenler olabilir;
      ayakta tutanlar olabilir.

      Ama koruyup gözetenler olamaz.

      Çünkü koruyup gözetmek istismara açik bir ifade. Yukardaki iletimde belirtmeye çalistim, cumhuriyetimizi koruyup gözetmek adina cumhuriyetimize müdahale ettiler bu ülkede; bakanlari, basbakani astilar. Koruyup gözetmek masum bir hareket degil.

      Eger

      Nisâ 135'teki KAVVÂM koruyup gözetenler anlamina gelip
      birilerini adaleti koruyup gözetmekle yetkili kilsaydi
      adalet adalet olmaktan çikardi; adil kararlar veremez, birilerinin borazanini öttürürdü.

      Ve tipki erkekler gibi yetiskin insandir kadinlar; çocuklarini koruyup gözetirler. Onun için bilerler koruyup gözetmenin ne oldugunu. Kadinlari koruyup gözetmek suretiyle çocuk yerine koymaya kimsenin hakki yok.

      Koruyup gözetmek nasil
      adaleti adalet olmaktan çikarirsa
      kadini da kadin olmaktan çikarir.

      Hayir.

      Allah Nisâ 135'te "Adaletin kavvâmi olun!" derken nasil
      adalete müdahaleyi caiz ilan etmiyorsa

      Nisâ 34'te de "Erkekler kadinlar üzerine kavvâmdirlar" derken
      kadinlara müdahaleyi caiz ilan etmiyor.

      Kurân'da bir biriyle ihtilaf halinde ayetler yoktur (4:82);
      Nisâ 34 ve 135 bir biriyle ihtilaf halinde gösterilemez.

      Inananlar

      hukuk okullari açarak, yargiçlarin ayliklarini ödeyerek, adalet saraylari yapip adaletin hizmetine kolluk kuvvetleri vererek adaletin destekçileri, omuz verenleri, ayakta tutanlari olacaklar

      ama adaleti koruyup gözetmeye yeltenmeyecekler. Adalet kendi kendini koruyup gözetecek ki bagimsiz kalarak adalet dagitabilsin.

      Erkekler

      kadinlarin ihtiyaçlarini karşilamak üzere eve yiyecek, içecek getirerek, giysi getirererek kadinlarin omuzlayanlari, destekleyenleri, ayakta tutanlari olacaklar

      ama onlari kollayip gözetmeye yeltenmeyecekler. Kadinlar kendi kendilerini koruyup gözetecekler ki insan kalarak görevlerini yapabilsinler.
      Last edited by Hasan Akçay; 11. February 2013, 12:12 PM.

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #78
        Selamun Aleyküm! Değerli Galipyetkin Kardeşim!

        galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
        Sayın dost1.

        ''Kayyum'' için verdiğiniz bilgiler için teşekkürler. Fakat bunun yanında buna çok yakın iki ifade daha var: a)''Veli, b)''Vasi''

        Bu üç kelimenin de mânâlarının ve bu mânâlarına göre yerine getirdikleri fonksiyonlarının etraflı bilinmesi gereklidir.

        Acaba bu yönde bizi bilgilendirebilir misiniz?

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Allah razı olsun. Önemli bir noktaya dikkat çekmişsiniz.

        "Velî ve Evliyâ" sözcüklerinin kavramsal anlamları İslâm dışı inanç ve kültürlerden Müslümanlara empoze edilmiş, İslâm’ın yozlaştırılması amacına yönelik girişimlerdir ve bu girişimler halen devam etmektedir.

        "Velî" sözcüğü, "velâ" kökünden türemiş sıfatı müşebbehe kipinde bir sözcüktür. Mastarı velâyet’dir.

        Anlamı, “arada bir şey bulunmadan bitişiklik, yan-yana olma ve yaklaşma, yakın olma” demektir ve “arkadaşlık, yer, niyet, zaman, din ve nisbette, yardımda tam bir yakınlık” anlamı verilmektedir.

        “Velâyet” sözcüğü, mastar haliyle Kur’ân’da iki yerde geçmektedir.

        Enfal 72:” İnneleziyne amenu ve haceru ve cahedu bi emvalihim ve enfüsihim fiy sebiylillâhi velleziyne avev ve nesaru ülaike ba'duhüm evliyaü ba'd velleziyne amenu ve lem yühaciru ma leküm min velayetihim min şey'in hatta yühaciru* ve inistensaruküm fiyd diyni fealeykümün nasru illâ alâ kavmin beyneküm ve beynehüm miysak* vAllahu bi ma ta'melune Basıyr;”


        “Kuşkusuz inanan ve hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşanlar ve barındırıp yardım edenler, evet işte bunlar birbirlerine yakın olanlardır. İnanan ve hicret etmeyenlere gelince, hicret edene kadar, onlara YAKINLIK söz konusu değildir. Ve din uğrunda yardım isterlerse, aranızda antlaşma bulunan bir halk zararına olmaksızın, onlara yardım etmeniz gerekir. Ve Allah yaptıklarınızı çok iyi görür.”

        Kehf 44:” Hünalikel Velayetü Lillahil Hakk Huve hayrun sevaben ve hayrun ukba;”


        “Orada YAKINLIK ancak Hakk olan Allah’a aittir. Ödüllendirme bakımından en iyi ve kovuşturma yönünden de en iyi olan O’dur.”

        "Velâyet" sözcüğü, “ve” harfinin kesresiyle “vilâyet” olarak da okunur.
        Normalde anlam değişmemesine rağmen zaman içerisinde vilâyet sözcüğü, kök anlamından uzaklaşmadan “toplumsal yakınlık” anlamında “emirlik, sultanlık anlamında da kullanılmıştır.

        “Velâyet” sözcüğü, öz anlamı ekseninde zaman içerisinde kişilerin ve toplumların birbiriyle olan ilişkilerinde kavramlaşmıştır. Kavram olarak da, “ Reşîd bir şahsın, şahsi ve mali işlerini gözetip yürütme hususunda kasır (eksikli, becerisi, yeteneği olmayan) olan bir şahsın yerini tutmasıdır.” demek olmuştur.


        “Velâyet” mastarından müştak/türemiş “velî” sözcüğünün anlamı ise, “yakın olan, yakın duran[B]” demektir.
        “Velî” sözcüğü ve bu sözcüğün çoğulu olan “evliyâ” sözcüğü Kur’ân’da hep sözcük anlamında kullanılır.

        “Velî” sözcüğü Kur’ân’da hem Allah için hem de kullar için kullanılmıştır. “Velî” sözcüğü aynı zamanda Esmâ-i Hüsnâ’dan birisidir.

        “Velî” sözcüğü Kur’ân’da :Nasîr /yardımcı; mürşid/aydınlatan, yol gösteren; şefi’/şefâat eden; vâk/koruyucu; Hamîd/ öven, yücelten sıfatları ile karanlıklardan aydınlığa çıkarır, bağışlayıp merhamet eder, zarardan alıkoyup yarara yaklaştırır nitelemeleriyle birlikte yer alır.

        Velîliğin, yakınlığın bu niteliklerle yakın ilişkisi vardır.
        Bunlar velînin, yakın olanın belirgin nitelikleridir.
        Bu yakınlıklar nicel bir yakınlık değil nitel bir yakınlıktır.
        Buna göre “Velî/Yakın Biri” denildiğinde: “Yardım eden, yol gösteren, aracılık yapan, aydınlatan ve koruyan birisi” anlaşılmalıdır.

        Bakara 107:” Elem ta'lem ennAllahe leHu mülküsSemavati vel Ard ve ma leküm min dunillahi min veliyyin ve la nasıyr;”


        “Bilmedin mi ki göklerin de yerin de mülk ve saltanatı yalnız Allah’ındır. Sizin için Allah’ın astlarından ne bir Yakın Kişi vardır ne de bir yardımcı. ”

        Bakara 120:” Ve len terda ankelyehudü ve lennesara hatta tettebia milletehüm kul inne hüdAllahi hüvel hüda* ve leinitteba'te ehvaehüm ba'delleziy caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min veliyyin ve la nasıyr”

        “Öz milletlerine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut olmazlar. De ki: “ Allah’ın kılavuzluğu erdirici kılavuzluğun ta kendisidir.” İlimden sana ulaşan nasipten sonra bunların boş ve iğreti arzularına uyarsan, Allah katından ne bir Yakın Kimsen olur ne de bir yardımcın.”

        Nisa suresi âyet 45:” VAllahu a’lemü bi a'daiküm ve kefa billahi Veliyyen ve kefa billahi nasıyra;”


        “Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Yakın kişi olarak, Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter.”

        Nisa 123:” Leyse bi emaniyyiküm ve la emaniyyi ehlil Kitab men ya'mel suen yücze bihi ve la yecid lehu min dunillahi veliyyen ve la nesıyra”


        “İş ne sizin kuruntularınızladır ne de Ehlikitab’ın kuruntularıyla. için Kötülük yapan onunla cezalandırılır. Ve böyle biri, kendisi için Allah’ın astlarından ne bir Yakın Kimse bulacaklardır ne de bir yardımcı.”

        Nisa 173:” Feemmelleziyne amenu ve amilus salihati fe yüveffiyhim ücurehüm ve yeziydühüm min fadliHi, ve emmelleziynestenkefu vestekberu feyü’azzibühüm azaben eliymen, ve la yecidune lehüm min dunillahi veliyyen ve la nesıyra;

        “Bunun ardından da inanıp barışa yönelik işler yapanların ödüllerini tam verecek ve lütfundan onlara fazlalıklar da bağışlayacaktır. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onlara korkunç bir azapla azap edecektir. Böyleleri, kendileri Allah’ın astından ne bir Yakın Kimse bulur ne de bir yardımcı.”

        En’âm 51: “Ve enzir bihilleziyne yehafune en yuhşeru ila Rabbihim leyse lehüm min dunihî veliyyün ve la şefiy’un leallehüm yettekun;”


        “Rablerinin huzurunda haşr edileceklerinden korkanları, o vahiy ile uyar ki korunabilsinler. Onların O’nun astlarından ne bir Yakın Kimseleri vardır ne de şefâatçıları.”

        En’âm suresi âyet 70:” Ve zerilleziynettehazu diynehüm leiben ve lehven ve ğarrethümül hayatüd dünya ve zekkir bihi en tübsele nefsün bima kesebet leyse leha min dunillahi veliyyün ve la şefiy'un, ve in ta'dil külle adlin la yü'haz minha ülaikelleziyne übsilu bima kesebu lehüm şerabün min hamiymin ve azabün eliymün bima kânu yekfürun;”

        “Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş, dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur’ân ile şunu hatırlat: Bir kişi, kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun, Allah’ın astlarından ne bir Yakın Kimsesi kalır ne de şefâatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar, kazandıklarına teslim edilmişlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır.”

        Ra’d suresi âyet 37:” Ve kezâlike enzelnahu hukmen arabiyya ve leinitteba'te ehvaehüm ba'de ma caeke minel ılmi, ma leke minAllahi min Veliyyin ve la Vak;”


        “İşte biz o Kur’ân’ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, Allah’tan sana bir Yakın Kimse ve bir koruyucu yoktur.”

        Kehf suresi âyet 17:” Ve teraşşemse iza taleat tezaveru an Kehfihim zatel yemiyni ve iza ğarebet takriduhüm zateş şimali ve hüm fiy fecvetin minh zâlike min ayatillah men yehdillahu fehüvel mühted ve men yudlil felen tecide lehu veliyyen mürşida;


        “Güneşi görüyorsun: doğduğu vakit mağaralarından sağ tarafa kayar, battığı vakit ise onları sol tarafa doğru makaslayıp geçer. Böylece onlar mağaranın geniş boşluğu içindedirler. Bu, Allah’ın mucizelerindendir. Allah’ın kılavuzluk ettiği doğruyu bulmuştur. Şaşırttığına gelince, sen ona yol gösteren bir Yakın Kimseyi asla bulamazsın.”

        Kehf 26:” Kulillahu a'lemu bima lebisu leHu ğaybüs semavati vel Ard ebsır bihi ve esmı' ma lehüm min duniHi min veliyyin, ve la yüşrikü fiy hükmiHi ehada;

        Şura suresi âyet 28,” Ve Huvelleziy yünezzilül ğayse min ba'di ma kanetu ve yenşuru rahmeteHu, ve Huvel Veliyyül Hamiyd;”

        ” O, onlar (ümit kestikten sonra yağmuru, rahmeti indiren ve rahmetini yayandır. O, Yakındır. Öven yüceltendir.”

        Şura 46:” Ve ma kâne lehüm min evliyae yensurunehüm min dunillah ve men yudlilillahu fema lehu min sebiyl;”

        “Onların Allah’dan başka kendilerine yardım edecek yakınları da yoktur. Allah kimi saptırırsa, onun için artık bir yol yoktur.”

        En’âm 14:” Kul eğayrAllahi ettehızü veliyyen Fatıris Semavati vel Ardı ve Huve yut'ımu ve la yut'am kul inniy ümirtü en ekûne evvele men esleme ve la tekûnenne minel müşrikiyn;”

        ” ” De ki: “Semavat ve Arz’ın Fatırı olan ve O besleyip-doyuran, kendisi beslenmeyen Allah’dan ğayrını mı Yakın edineyim?” “Ben İslam olanların ilki olmakla emrolundum”, de ve sakın müşriklerden olma.”

        A’raf suresi âyet 196:” İnne Veliyyiyellahulleziy nezzelel Kitabe, ve Huve yetevelles salihıyn;”

        ”Muhakkak ki benim Yakınım, O Kitab’ı indiren Allah’dır!.. Ve O, salihleri Yakın edinir .”

        Yusuf 101:” Rabbi kad ateyteniy minel mülki ve allemteniy min te'viylil ehadiys FatıresSemavati vel Ardı ente veliyyiy fiyd dünya vel ahireti, teveffeniy müslimen ve elhıkniy bissalihıyn;”

        “Rabbim! Gerçekten sen bana Mülk’den verdin ve bana hadiselerin te’vilinden öğrettin.Semavat ve Arz’ın Fatırı! Dünya’da ve Ahiret’te Sen’sin Yakınım Müslim olarak beni vefat ettir ve beni salihlere kat!”.


        Yine “velâ” kökünden, “velâyet” mastarından türemiş olan “ Vâlî” sözcüğünün anlamı da “Velî” sözcüğünün anlamıyla aynıdır. Allah için de kullanılmıştır.

        Ra’d suresi âyet 11:” LeHu muakkıbatün min beyni yedeyhi ve min halfihı yahfezunehu min emrillah innAllahe la yuğayyiru ma bi kavmin hatta yuğayyiru ma bi enfüsihim ve iza eradAllahu bi kavmin suen fela meradde leh ve ma lehüm min dunihi min val;


        “Her kişi için, önünde ve arkasında, Allah’ın emriyle onu koruyan izleyiciler vardır. Gerçekte, bir halk, kendindekileri değiştirmedikçe, Allah hiçbir şeyi değiştirmez. Ve Allah, bir halka kötülük dileyince, o zaman, onun geri çevrilmesi söz konusu değildir. Onlar için, O’nun astlarından bir Yakın olan da yoktur. ”

        “ قيّمKayyim” sözcüğü ise “dik, ayakta tutan, gözeten” demektir. Günlük hayatta “mescidin kayyımı, hamamın kayyımı” diye kullanılır. (Lisanü’l Arab, c. 7, s. 549)

        Mescidin, hamamın kayyımı denildiğinde; mescidin,hamamın ayakta kalarak işlevini sürdürebilmesi için hizmet ederek mescidi ve hamamı koruyup gözeten anlaşılır.

        “Kayyım” sıfatı “başkasının faydasına olan şeyleri yerine getiren” demektir. Nitekim sözcüğün mübalağa kalıbıyla çoğul formu Nisa/34’ün başında “Allah’ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcadıkları şey nedeniyle erkekler, kadınlar üzerine kavvamdırlar/koruyup, gözeticidirler ...” diye yer alır.

        Burada sözcüğün asıl anlamı kavvam olunan şeyin ayakta durarak işlevini yitirmemesi için hizmet edilerek gözetilmesidir. Nisa 34. ayeti "Allah’ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcadıkları şey nedeniyle erkekler, kadınlar üzerine kavvamdırlar/ kadınların hizmetini görerek koruyup, gözeticidirler ..." şeklinde meallendirebiliriz.

        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
        Allah'a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • dost1
          Site Yöneticisi
          • Sep 2008
          • 1905

          #79
          Selamun Aleyküm! Değerli HAsan Akçay Kardeşim!

          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı

          Sayin dost1, destekleyenler ve omuz verenler es anlamli oldugu için "kavvâm"in Türkçe karsiliklari olarak yukardaki iletimde ikisini de kullandim. Ama sizin onayladiginiz koruyup gözetenler ifadesi? Hayir.

          Bir daha, efendim:

          Nisâ 34 ve 135'te geçen
          KAVVÂM kelimesinin Türkçesi

          destekleyenler olabilir;
          omuz verenler olabilir;
          ayakta tutanlar olabilir.

          Ama koruyup gözetenler olamaz.
          İsterseniz olup olamayacağına birlikte bakalım.

          Önce sizin olabilir dediklerinize sözlükten bakalım.

          "Destekleyenler" olabilir demiştiniz.
          Net olarak görebilmek için destek, destek olmak, destekleme,desteklemek sözcüklerine bakalım.
          destek:
          * Dayanak, dayak.
          * Üzerine bir şey oturtmaya, tutturmaya, koymaya yarar araç, hamil.
          * Yardımcı.
          * Bir vektörü taşıyan sonsuz doğru.
          * Bir birlik için sağlanan yardım veya koruma.

          destek olmak:
          * güç sağlamak, yardımcıolmak.

          destekleme:
          * Desteklemek işi.
          * Devletçe yapılan para yardımı, sübvansiyon.

          desteklemek:
          * Destek koymak.
          * Bir kimse veya kuruluşa yardım sağlamak, müzaheret etmek.
          * Arka olmak, arka çıkmak.

          "Omuz verenler" olabilir demiştiniz.

          omuz vermek:
          * omzuyla dayanmak.
          * destek olmak.

          "Ayakta tutanlar" olabilir demiştiniz.

          ayakta tutmak:
          * oturtmak gerekirken oturtmamak.
          * bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak.
          * bir kuruluşun yaşamasını sağlamak.
          * o şeyin sürekliliğini sağlamak.


          Ama koruyup gözetenler olamaz demiştiniz.



          Biz ne demiştik:
          م - Kayyim sözcüğü "dik, ayakta tutan, gözeten" demektir. Günlük hayatta "mescidin kayyımı, hamamın kayyımı" diye kullanılır. Lisanü'l Arab, c. 7, s. 549)

          "Kayyım" sıfatı "başkasının faydasına olan şeyleri yerine getiren" demektir. Sözcüğün mübalağa kalıbıyla çoğul formu Nîsâ Sûresinin 34. Âyetinin başında Allah'ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcadıkları şey nedeniyle erkekler, kadınlar üzerine kavvamdırlar/koruyup, gözeticidirler... diye yer alır.

          ayakta tutmak:
          * oturtmak gerekirken oturtmamak.
          * bozulmasına, yıkılmasına, çökmesine engel olmak.
          * bir kuruluşun yaşamasını sağlamak.
          * o şeyin sürekliliğini sağlamak.

          korumak:
          * Bir kimseyi veya bir şeyi dışetkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek,
          vikaye etmek, sıyanet etmek.
          * Güçlü bir kimse veya kuruluş, güçsüz birini veya bir şeyi her türlü tehlikeden esirgemek, onu desteklemek,
          himaye etmek.
          * Tehlikeye karşıdenetimi altında bulundurmak, savunmak, müdafaa etmek.
          * Tehlikeli, zararlı durumları önlemek.
          * Bir şeyin eskimesini, yıpranmasınıönlemek için gereken dikkat ve özeni göstermek.
          * Süregelen bir durumun değişikliğe uğramasını önlemek.
          * Karşılamak, denk gelmek.

          gözetmek:
          * Korumak, bakmak, özen göstermek, himaye etmek.
          * Önem vermek, göz önünde bulundurmak, ayrıtutmak.
          * Kollamak, kayırmak, beklemek.
          * Bir sonuca giderken bütün ayrıntı ve etkenleri dikkate almak.
          gözetici:
          * Gözetme yapan, koruyucu, bakıcı, kollayıcı

          Takdir sizindir.

          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Çünkü koruyup gözetmek istismara açik bir ifade. Yukardaki iletimde belirtmeye çalistim, cumhuriyetimizi koruyup gözetmek adina cumhuriyetimize müdahale ettiler bu ülkede; bakanlari, basbakani astilar. Koruyup gözetmek masum bir hareket degil.
          İstismara açık olmayan ifade bulmakta zorlanırsınız. Siz ne söylerseniz söyleyin insanlar anlamak istediklerini anlarlar.

          Kötü örnek doğru sözü yanlış kılmadığı gibi iyi örnek de yanlış sözü doğru kılmaz.


          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Eger

          Nisâ 135'teki KAVVÂM koruyup gözetenler anlamina gelip
          birilerini adaleti koruyup gözetmekle yetkili kilsaydi
          adalet adalet olmaktan çikardi; adil kararlar veremez, birilerinin borazanini öttürürdü.
          Nisa 34.Ayette adaletten sözedilmez erkeklerin kavvamlığından sözedilir. Erkekler kadınların kavvamıdırlar. Onların ayakta tutulması için hizmetlerini görerek koruyup gözetenleridirler.


          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Ve tipki erkekler gibi yetiskin insandir kadinlar; çocuklarini koruyup gözetirler. Onun için bilerler koruyup gözetmenin ne oldugunu. Kadinlari koruyup gözetmek suretiyle çocuk yerine koymaya kimsenin hakki yok.
          Kadınlar yetişkin de olabilirler yetişkin de olmayabilirler. Yetişkin kadınlar şüphesiz çocuklarının kavvamıdırlar. Çocuklarının hizmetini görerek koruyup gözetirler. Bu işi yapmaları onları çocuk yerine koymak değildir.

          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Koruyup gözetmek nasil
          adaleti adalet olmaktan çikarirsa
          kadini da kadin olmaktan çikarir.
          Yukarıda sözlük anlamlarını verdiğimiz " koruyup gözetmek" işi; adaleti adalet olmaktan nasıl çıkarır; kadını kadın olmaktan nasıl çıkarır? Şaşılacak bir durum.Yukarıda anlamı verilen sözcüklere rağmen böyle düşünürseniz bu sizin kararınız olur.

          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Hayir.

          Allah Nisâ 135'te "Adaletin kavvâmi olun!" derken nasil
          adalete müdahaleyi caiz ilan etmiyorsa

          Nisâ 34'te de "Erkekler kadinlar üzerine kavvâmdirlar" derken
          kadinlara müdahaleyi caiz ilan etmiyor.
          Bakalım Allah Nisa 135 de ne diyor.

          Nisa;135:"Ya eyyühelleziyne amenu kûnu kavvamiyne bil kıstı şühedae Lillahi ve lev alâ enfüsiküm evil valideyni vel akrabiyn in yekün ğaniyyen ev fakıyren fAllahu evla bihima fela tettebiul heva en ta'dilu ve in telvu ev tu'ridu fe innAllahe kâne bi ma ta'melune Habiyra"

          Bu ayette hangi sözcük "adalet"tir?

          Sanırım siz "kıst" sözcüğünü adalet olarak anlıyorsunuz.

          Ayette geçen “ قسطkıst” sözcüğü genellikle “ عدلadalet” diye açıklanmıştır. Böyle açıklanmış olmakla beraber, “kıst” sözcüğü tam olarak “adalet” demek değildir. Çünkü “adalet”, “bire bir karşılık, denge, denklik, eşitlik” (Lisanü’l-Arab; c.7, s. 359-360) demek iken, “kıst” sözcüğü “nasip, pay, hak edilmiş olan pay” (Lisanü’l-Arab, c.6, s. 123-128) demektir.

          “Kıst” söz konusu olduğunda, mutlaka hak edilen ve söz verilen kadar karşılık ödenir. Bir nevi eşitlik olan “adalet” ise işlenene bire bir karşılık vermeyi gerektirir. Hâlbuki eşitlik her zaman hakkın karşılığı değildir, hatta bazen de zulümdür. Nitekim çalışma hayatında eşitlik esası değil, elemanların kalifiye oluşu, kıdemi gibi hususlar hesaba katılarak kıst esası uygulanır; böylece ücretler kişilerin niteliklerine göre belirlenir. Bir aile reisi de evlâtları arasında eşitlik ilkesiyle değil, kıst ile muamele yapar. Çünkü her çocuğun yaşına ve gördüğü eğitime göre ihtiyaçları değişiktir ve çocuklar aile bütçesinden bu ihtiyaçlara göre pay alırlar. Meselâ, biri ilk öğretimde diğeri üniversitede okuyan iki çocuklu bir aile, çocukların harçlıklarını hiçbir zaman eşit miktarlarda tespit etmez.
          Türevleriyle birlikte Kur’an’da 27 kez yer alan “kıst” sözcüğünün, “ اقتساط iktisat [zulme yol açmadan, aşırıya kaçmadan, hayırlı, yararlı yolu izlemek”, “ تقسيط taksit [hakkı olan bir şeyi belli zamanlara pay pay bölmek]” ve “ قسطاسkıstas” formları Arapça anlamlarının aynısıyla Türkçede de kullanılmaktadır.
          Rabbimiz hem “ عادلAdil”, hem de “ قاسطKasit”tir. Yani, hem adaletle hem de kıst ile muamele eder:



          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Kurân'da bir biriyle ihtilaf halinde ayetler yoktur (4:82);
          Nisâ 34 ve 135 bir biriyle ihtilaf halinde gösterilemez.
          Kesinlikle Kur'an'da birbiriyle ihtilaf halinde olan ayetler bulunamaz.
          Nisa 34 ve 135 birbiriyle ihtilaflı değildir.

          Nisa;34: ErRicalu kavvamune alen nisai bi ma faddalAllahu ba'dahüm alâ ba’din ve bi ma enfeku min emvalihim fessalihatü kanitatün hafizatün lil ğaybi bi ma hafızAllah vellatiy tehafune nüşüzehünne feızuhünne vehcüruhünne filmedaciı vadribuhünne, fein eta'neküm fela tebğu aleyhinne sebiyla innAllahe kâne Aliyyen Kebiyra"

          "Allah'ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcamaları nedeniyle erkekler, kadınlar üzerine iyi koruyup iyi gözeticidirler. Hâl böyle olunca, sâlih kadınlar, Allah'a itaat edicidirler; Allah'ın koyduğu kurala uyanlardır, Allah'ın koruduğu şey nedeniyle henüz gelmediği hâlde başlarına gelebilecek felaketler için koruyucudurlar. Dik kafalılık yaparak kendisini taciz ve tecavüz riskine atmasından korktuğunuz kadınlara da, öğüt verin ve yan gelip yattıkları yerlerde; kendi ülkeniz sınırları içerisinde göç ettirin ve de baskı yapın. Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa, artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah, çok yücedir, çok büyüktür."

          Nisa 135: "Ya eyyühelleziyne amenu kûnu kavvamiyne bil kıstı şühedae Lillahi ve lev alâ enfüsiküm evil valideyni vel akrabiyn* in yekün ğaniyyen ev fakıyren fAllahu evla Bihima fela tettebiul heva en ta'dilu ve in telvu ev tu'ridu fe innAllahe kâne Bi ma ta'melune Habiyra"

          "Ey iman etmiş kimseler! Kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, Allah için tanıklık eden kimseler olarak hakkaniyeti tümden ayakta tutanlar/ gözetenler olun. İster zengin olsun, ister fakir olsun, bilin ki Allah, ikisine de daha yakındır. Artık adaleti yerine getirebilmek için boş-iğreti arzunuza uymayın. Eğer eğip bükerseniz veya geri durursanız, biliniz ki şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır."

          Ayetlerde hiçbir ihtilaf yok ancak Siz sözcüklerden algınıza göre ihtilaf olduğuınu varsanıyorsunuz.


          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
          Inananlar

          hukuk okullari açarak, yargiçlarin ayliklarini ödeyerek, adalet saraylari yapip adaletin hizmetine kolluk kuvvetleri vererek adaletin destekçileri, omuz verenleri, ayakta tutanlari olacaklar

          ama adaleti koruyup gözetmeye yeltenmeyecekler. Adalet kendi kendini koruyup gözetecek ki bagimsiz kalarak adalet dagitabilsin.

          Erkekler

          kadinlarin ihtiyaçlarini karşilamak üzere eve yiyecek, içecek getirerek, giysi getirererek kadinlarin omuzlayanlari, destekleyenleri, ayakta tutanlari olacaklar

          ama onlari kollayip gözetmeye yeltenmeyecekler. Kadinlar kendi kendilerini koruyup gözetecekler ki insan kalarak görevlerini yapabilsinler.
          Değerli Kardeşim.
          Sözcüklerin anlamlarını en başda belirttik. Karar algınıza göre olacaktır. Takdir sizindir.

          Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
          Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
          Sevgi,saygı ve muhabbetle.
          Allah'a emanet olunuz.
          Halil Ay

          Comment

          • Hasan Akçay
            Uzman Üye
            • Dec 2010
            • 826

            #80
            Ayette geçen قسط KIST sözcügü genellikle عدل ADALET diye açiklanmistir. Böyle açiklanmis olmakla beraber, KIST sözcügü tam olarak “adalet” demek degildir.

            Bizim konumuz, genellikle degil özellikle Nisâ 135'te geçen KIST. O ayette tanikliktan ve ananiz babaniz bile olsalar denerek davalilardan, kisacasi "mahkeme"den söz ediliyor. Iste ADALET odur, efendim; mahkeme, "mahkeme"nin isi.

            Açiklamami
            buna göre yapmisim:

            Inananlar

            hukuk okullari açarak, yargiçlarin ayliklarini ödeyerek, adalet saraylari yapip adaletin hizmetine kolluk kuvvetleri vererek adaletin destekçileri, omuz verenleri, ayakta tutanlari olacaklar

            ama adaleti koruyup gözetmeye yeltenmeyecekler. Adalet kendi kendini koruyup gözetecek ki bagimsiz kalarak adalet dagitabilsin.

            Erkekler

            kadinlarin ihtiyaçlarini karşilamak üzere eve yiyecek, içecek getirerek, giysi getirererek kadinlarin omuzlayanlari, destekleyenleri, ayakta tutanlari olacaklar

            ama onlari kollayip gözetmeye yeltenmeyecekler. Kadinlar kendi kendilerini koruyup gözetecekler ki insan kalarak görevlerini yapabilsinler.


            korumak:
            * Bir kimseyi veya bir seyi dis etkilerden, tehlikeden veya zor bir durumdan uzak tutmak, muhafaza etmek, vikaye etmek, siyanet etmek.


            Bir kimse veya bir sey: keriz feneri misillu bir yolsuzluk davasina bakacak olan mahkeme
            dis etkiler, tehlikeler: aleyhlerine karar verilen hortumcularin gazabi

            Yukarida sözlük anlamlarini verdigimiz "koruyup gözetmek" isi; adaleti adalet olmaktan nasil çikarir; kadini kadin olmaktan nasil çikarir? Sasilacak bir durum.

            Mahkemenin yargiclarini hortumcularin gazabindan korumak adina görevden alip bir sekilde cezalandirma yetkiniz varsa mahkeme o davaya hakkiyla bakamaz; adalet adalet olmaktan çikar.

            Simdilik bu kadar. Allah izin verirse devam edecegim. Yazinizda konumuzla ilgisi olmayan ifadeler var. Isterseniz onlari silebilirsiniz. Hatta bence iyi olur.
            Last edited by Hasan Akçay; 12. February 2013, 03:01 AM.

            Comment

            • Hasan Akçay
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 826

              #81
              Erkekler kadinlari koruyup gözletirler ki
              kadinlar
              dik baslilik edip aile kurumuna bas kaldirmasinlar; örnegin baska erkeklerle yüz göz olup aileyi dagitmasinlar.

              Koruyup gözetmeci zihniyetin dogal sonucu: Nisâ 34’teki "vadribuhunne"den kasit, kadinlari

              dövün (Bursevî)
              dövün (Diyanet)
              dövün (Elmalili)
              dövün (Mevdudi)
              dövün (M Esed)
              dövün (S Ates)

              Bunda sasilacak hiç bi sey yok. Çünkü dayak bir koruyup gözetme aracidir. Analar yaramaz çocuklarini döverler; elleri dert görmesin, deriz.

              Hiç sasirmayin, hiç "fakat ama lakin" demeyin. Çünkü korumaci zihniyete göre kadinlar kendilerini koruyamazlar ve tipki KÜÇÜKLER GIBI yaramazlik ettiklerinde dövülmeyi hak ederler.

              Diyanet tesadüf degil;
              bursevîler, elmalililar, mevdudiler, m esedler, s atesler… tesadüf degil.

              Dayak, koruyup gözetmenin içinde var.

              Erkeklerin kadinlari
              koruyup gözetmesini onayladiginiz an
              dayaktan geçirmesini de onaylarsiniz.

              Oysa gerçek... bambaska.

              Sorumsuzca davranip aileyi dagitmaya egilimli olan, erkektir. Kadin, aileyi bir arada tutmak için gerekiyorsa zehir bile içer; aileyi bir arada tutmak kadinin yaradilisinda var.

              Ama

              siz onu
              koruyup gözetmek adina
              dövdügünüz için

              yaratildigi gibi yasayamaz kadin
              ve
              kadin olmaktan çikar.

              Comment

              • merdem
                Uzman Üye
                • Nov 2012
                • 1364

                #82
                Edip Yüksel ve Yasar Nuri Öztürk "dövün" diye cevirmemisler.


                Nisa Suresi / 34


                Edip Yüksel:


                Erkekler kadınları gözetirler. Zira ALLAH herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı'nın yasasına) boyun eğer ve ALLAH'ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. İffetlerinden endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve nihayet onları çıkarın. Size itaat ederlerse onlara karşı bir yol aramayın. ALLAH Yücedir, Büyüktür.


                Yasar Nuri Öztürk:


                Erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki, Allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; Allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! Bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.


                "Evden cikarin" "baska yere gönderin" den maksat ayrilin/bosanin olabilirdi. Cöle yada kutuplara gönderilecek halleri yokya

                Comment

                • merdem
                  Uzman Üye
                  • Nov 2012
                  • 1364

                  #83
                  Edip Yüksel KAVVAM' i izah ediyor:



                  “Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa, onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, işleyip ürettiklerinin en güzelleriyle karşılarız.” 16:97



                  Hâl böyle iken, Allah kendi katında üstünlüğün yalnızca takva olduğunu vurgulamışken (49:13) 4:34 ayetinde bazı ilahiyatçıların erkeklerin kadınlar üzerinde gözetici olduğu, bir çok çevirinin ise erkeğin kadın üzerinde hakim/yönetici olduğu çevirisini yapması insanı hangisinin doğru olduğunu düşünmeye sevkediyor. Allah’ın yasasını kendi fikrimize uydurmak şiddetle kaçınılması gereken bir konu, bu yüzden her zaman olduğu gibi “doğrusunu Allah bilir” diyerek Edip Yüksel’in bu ayetle alakalı yazısından bir kısmı buraya yapıştırıyorum :

                  ####
                  Ayette geçen “erricalü QeWaMune alennisai” ifadesi, “erkekler kadınları gözetir,” yahut “erkekler kadınların geçiminden sorumludur,” veyahut “erkekler kadınlara karşı dürüst olmalıdır” biçiminde çevrilmesi gerekirken gördüğüm [COLOR="DarkGreen"]tüm Türkçe mealler, buradan erkeğin kadınlar üzerinde otoriter olduğu anlamını çıkarmışlardır.[/
                  COLOR] Mesela:

                  Diyanet:

                  erkekler kadınlar üzerine hakimdirler.

                  Süleyman Ateş:

                  Erkekler kadınlar üzerine yöneticidirler.

                  Osman Keskioğlu:

                  erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudur.

                  Ali Bulaç:

                  erkekler kadınlar üzerinde sorumlu yöneticidirler.

                  Tüm meal yazarları söz birliği etmişçesine, “kavvam” kelimesini “yönetici, hakim” olarak çeviriyor. Halbuki bu kelimenin geçtiği diğer ayetlerde aynı anlamı vermiyorlar. Örneğin, aynı surenin 135. ayetindeki “kavvamine” kelimesine verdikleri anlamlar şunlardır:

                  Diyanet:

                  Allah için şahid olarak adaleti gözetin.

                  Süleyman Ateş:

                  adaleti tam yerine getirerek Allah için şahitlik edenler olun.

                  Osman Keskioğlu:

                  Allah için şahit olarak adaleti gözetin.

                  Ali Bulaç:

                  … Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutanlar olun.

                  4:135′ de geçen “kavvam” kelimesine “gözeten, tam yerine getiren, ayakta tutan” gibi anlamlar veren meallerimiz, neden 4:34′ de geçen aynı kelimeye “hakim, yönetici” gibi farklı anlamlar vermektedirler?

                  5:8 ayetinde geçen “kavvam” kelimesine de aynı şekilde “gözeten, ayakta tutan” anlamını veren meal yazarlarımız, neden kadınlar söz konusu olunca kelimenin anlamını değiştirip sertleştirme ihtiyacı hissetmişlerdir?

                  “Kavvam” kelimesi KVM kökünden türer. Bu kökün türevlerinin geçtiği tüm ayetleri incelerseniz hiç bir yerde “yönetici ve hakim” anlamını bulamayacaksınız. Nitekim Kuran, yönetici ve hakimler için “hükkam” kelimesini kullanır (2:188) Araplar, evin geçimini sağlayan erkekler için şu deyimi kullanırlar: “Fülanün kavamu ehli beytihi” yahut “kıyamu ehli beytihi”.

                  ### Edip Yüksel

                  Comment

                  • galipyetkin
                    Uzman Üye
                    • Sep 2011
                    • 1389

                    #84
                    Bir alıntı:

                    Aile Reisliği Kaçınılmazdır

                    “Allah’ın, insanlardan bazısını bazısına üstün kılması sebebiyle ve ailenin geçiminden sorumlu olmalarından dolayı erkekler; kadınların yönetcisidir.” (Nisa 34)

                    “Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun...” (Tahrim 66)

                    İnsan, Allah’ın dünyada halifesi olmakla beraber, fıtrat/yaratılış itibariyle zayıf bir varlıktır. Dar gönüllüdür, sıkıntıda feryad eder, iyilik yapma mevkiinde olduğunda cimrileşir. İyiliğe doymaz, kötülükle karşılaştığında ümitsizliğe düşer ve perişanlık sergiler. Zulmü bitmez ve cehaletinin sonu gelmez.

                    Hâl böyle olunca; nerede insan varsa, orada problem var demektir. İşte idareci bundan dolayı; insan hayatı ve toplum düzeni için “olmazsa olmaz” dır.

                    Aile, cemiyetin en küçük birimidir. Bazen 3–5 kişiden, bazen de daha fazla kişiden teşekkül eder. Hatta bizim eski aile yapımızın uzantısı mahiyetinde devam eden aileler bünyesinde 10 kişiyi de geçtiği olur. Netice itibariyle; sadece aile çatısı altında değil, her nerede birden fazla insan, bir arada müşterek bir hayatı devam ettirme durumunda iseler; muhakkak sözü dinlenecek birisine ihtiyaçları olacaktır.

                    İnsan topluluklarında; ilk sözü söylemek veya görüş beyan etmek herkese tanınması gereken bir hak ise de, “son sözü” şüphesiz (1) kişi söyleyecektir. İşte o (1) kişi; reistir, baştır, başkandır ve benzeridir.

                    Değil 50–60 seneli hayat yolculuğu, günübirlik seyahatlerde bile, iki kişinin ihtilafa düşmemesi için, birinin diğerine uyması ve uyum göstermesi icap eder. Kaldı ki, evlilik; normalde hem süresi uzun hem de meşakkat ve çileleri bitmeyen bir beraberliktir.Ailenin geçimi, eğitimi, hukukun kollanması, disiplinin sağlanması, zuhur edecek beklenen ve beklenmeyen problemlerin çözüme kavuşturulması, sabır gereken yerde sabır, tehlikeyi göze almak gereken yerlerde cesaret, soğukkanlılık icap eden durumda serinkanlılık,… hepsi hepsi reisi gerektiren hallerdir. İşte bütün bunlardan, üstesinden gelmeye aday birisi sorumlu olacaktır ki, biz buna aile reisi diyoruz.

                    Aile reisinin, fizyolojik dünyasının da, psikolojik dünyasının da yukarıdaki meselelerin üstesinden gelmeye müsait olması icap etmektedir. Bu kimse de normal şartlarda erkektir, babadır. Burada erkeğin reisliği, fıtrata uygun bir seçimdir. Rabbimiz de bu seçimi böylece yapmış olup, gerekçelerini de bize, konu başında geçtiği gibi açıklamaktadır:”Ailede reis erkektir. Çünkü:

                    a.)Erkek, idari özellikler hususunda kadından üstün yaratılmıştır.
                    b.)Ailenin geçimi erkeğe havale edilmiş bir görevdir.”

                    İdarecilikte, hissi davranmamak, duyguları ile harekete geçmemek, refleks şeklinde mukabelede bulunmamak Ve serinkanlılığını muhafaza etmek, başta gelen hususiyetlerdir. Bu konulardaki erkek farklılıkları konusunda, istisnalar hariç tutulursa kadınlar da erkeklerle hemfikirdirler.

                    Öyleyse; İslam aile yapısında, aile reisliği müessesesi vardır ve bunun başkanı da erkektir. Burada ne erkeğin çalım satması ve ne de hanımların eziklik hissine kapılması; bahis konusudur. Sosyal hayatta nice erkekleri, erkek idarecilerin yönetmesi bir çalım satma konusu değilse ve nice hanımların da, erkeklerin idaresi altında çalışıyor olmaları bir sınıf farkı olarak algılanmıyorsa; aile hayatında hiç de problem olmayacaktır. Aksi düşünce ve telakkiler; medyatik olduruşa gelmenin ta kendisidir.

                    Aile, madem çatısı altında müşterek bir hayat sürülen müessesedir; burada bir yöneticinin olması kaçınılmazdır. Bu yönetici; düşünüp-danışacak sorup-soruşturacak ve bu müşterek çatı için bir yönetmelik tespit edecek ve buna uyulmasını isteyecektir ki; nizam olsun da düzensizlik yaşanmasın. Trafik nizamnamesindeki; “kırmızıda dur”, “park yapma”, “ters yönden gelme”: ikazlarını nasıl yadırgamıyorsak aile reisinin ocağın selameti için koyduğu kuralları da yadırgayamayız.

                    Müdür ve amirinden izin almak nasıl emrindekileri küçültmüyorsa; aile reisinden izin istemek de hiçbir zaman bir onur konusu olarak düşünülemez. Bu işin başka kültürlerde, Avrupa’da ve Amerika’da nasıl olduğu da bizi hiç mi hiç alakadar etmez. Biz İslam’ın insanıyız ve sadece ailemizin değil, bütün dünyanın asayişi bizden sorulur.

                    Prof.Dr.Osman Öztürk


                    Ne dersiniz?

                    Saygılarımla.
                    Galip Yetkin
                    Last edited by galipyetkin; 12. April 2016, 10:41 PM.

                    Comment

                    • merdem
                      Uzman Üye
                      • Nov 2012
                      • 1364

                      #85
                      Bu da Prof. Dr. Osman Eskicioglu'ndan bir izah, tam olarak kopyalamadim uzun bir yazi diye. Prof. Dr. Osman iki isimde ayni, gercekten bir tesadüf olmus. Ilk ve son Pasaji aldim. Isteyen asagidaki linkten tamamini okuyabilir.

                      http://www.enfal.de/oe29.htm




                      Kuran’da "Kadınların meşru hakları kadar, vazifeleri de vardır. Erkeklerin hakları, kadınların vazifelerinden fazladır" Bakara 2/ 228 buyrulur. Ayetin orijinalinde geçen leh ve aleyh kelimeleri hak ve vazifeye delalet eder..Meseleye bu açıdan bakmayan kimseler, tercüme ve tefsirlerinde üstünlükten bahsederler. Erkek kadından bir derece üstündür, derler. Halbuki ayette i h t i b a k sanatı vardır. Yalnız kadının hak ve vazifesinden değil, aynı zamanda kocanın da hak ve vazifesinden bahsedilmektedir. Ancak erkek kelimesi birinci cümleden ikinci cümlenin karinesi ile hazfedilmiştir. Sanki ayette kadınların erkekler üzerinde haklan olduğu gibi, erkeklerin de kadınlar üzerinde hakları vardır, denilmiş gibidir. Yalnız kan ile kocanın hak ve vazifeleri arasındaki benzerlik, yapacakları işin cinsinde değil, vücub ve gerekliliğindedir. Meselâ kadın ekmek yapıp yemek pişirdi diye koca da aynı şeyi yapacak değildir.101

                      Ayette birbirini tamamlayan iki temel kural getirilmiş bulunmaktadır.

                      1- Herkesin hakkı kadar vazifesi vardır. Başka bir deyişle vazife kadar hak vardır. Yani bir kimsenin yüklendiği vazifeleri ile hakları birbirine eşit olur. Buna göre kadının erkek üzerinde hakları kadar vazifesi, erkeğin de kadın üzerinde hakkı kadar vazifesi vardır. Eğer erkek kadın üzerinde bir derece fazla hakka sahip ise yine bir derece fazla vazifeye de sahiptir.

                      2- Herkesin haklarının ve vazifelerinin birbirine eşit olmamasıdır. Yani toplum içersindeki fertler, eşit haklara ve eşit vazifelere sahip değildirler. Sadece herkesin hakkı kadar vazifesi vardır.

                      Reşid Rıza'nın ifade ettiği gibi, ayetin getirdiği başka bir esas da hak ve vazifelerin örf ile tespit edilmesidir. 102 Yani fertler kendi istek ve arzularına göre hak ve vazifelerini tespit edemezler. Hak ve vazifeleri, kanun (şeriat) ve mevzuat tayin eder.

                      Kadın, anne, eş ve ailenin bir üyesi olarak yuvada bir takım fonksiyon icra eder. Eş seçip evlenmede kadın erkek gibi aynı hakka sahiptir. "Size helal olan kadınlarla evlenin"103 ve "Bekarlarınızı evlendirin"104 gibi ayetler erkeklere evlenme ve evlendirme hak ve vazifesi verirken, "Kadın başka bir koca ile evleninceye kadar" 105 ayeti de kadına serbest bir şekilde eş seçme hakkını vermektedir. İbn Arabî bu ayeti, kadın kendisini evlendirebilir, şeklinde yorumlamıştır.106

                      100- Bakara 2/ 228

                      101- Alusi, II, 134

                      102- Reşid Rıza, el-Menar, II, 378

                      103- Nisa 4/ 3

                      104- Nur 24/ 32

                      105- Bakara 2/ 230

                      106- İbn Arabi, I, 198


                      8 - Netice

                      Netice olarak İslam'ın kadın anlayışını özetlemek istersek şunları söyleyebiliriz. Kadın, erkek gibi Allah'ın yeryüzünde bir halifesidir. Aynı onun gibi Allah'ın emir ve yasaklarına muhataptır. Bu sebeple kadın ve erkekler hepsi Allah'ın kitabına bağlıdırlar. Ne kadınlar erkeklerin, ne de erkekler kadınların emri altındadırlar. Onun için İslam'da hukuk, hilafeti temsil vasfına dayanmaktadır. Kadın da erkek de hukuka, Allah tarafından konulmuş olan kurallara dayanarak hareket ederler. Biri diğerine muhtaç olduğu için, ikisi de bir bütün olarak, birlikte hayat yolunda yanyana yürümektedirler.

                      Şeref, haysiyet ve Allah yanında kıymet bakamından kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur. Her ikisinin ayrı ayrı haklan ve vazifeleri vardır. Vücuttaki uzuvlarda olduğu gibi toplumda iş bölümü anlamında kadınla erkek arasında vazife taksimi vardır. Bu sebeple çalışma alanları ayrıdır. Kadının yaptığı bazı işleri erkek yapamaz; erkeğin yaptığı bazı işleri de kadın yapamaz. Yapar diyenler sadece kendilerini aldatıyorlar. Hukuken eşit olan kadın ve erkek, iş yapma itibariyle eşit değildir.

                      Sermaye emekle birlikte üretim yapar, kadın da erkekle birlikte çocuk yapar, besler ve büyütürler. Emek sermaye düşmanlığı fayda getirmediği gibi, kadınla erkeği karşı karşıya getirmek bir yarar sağlamayacaktır. Biz İslam'ın kadına her dinden, her hukuktan ve her felsefeden daha fazla ve uygun haklar verdiğine kaniiyiz. Kadın hakları diyenler, erkek hakları diyemiyorlar ve böylece kadınla erkeği birbirinden ayırıyorlar. Hak diyenler vazifeden bahsetmiyorlar. Bütün bunlar aldatmacadan ibarettir. Eşyayı sömürenler çevreyi kirlettiler, çevreyi kirletenler insanın kafasını ve kalbini kirlettiler, insanı kirletenler, kadını sömürdüler ve hâla sömürüyorlar. Artık bu sapık ve çıkmaz sokak yolculuğu bitmeli, kadın, kendi fıtrî yoluna ve alanına dönmelidir.

                      Comment

                      • dost1
                        Site Yöneticisi
                        • Sep 2008
                        • 1905

                        #86
                        Selamun Aleyküm! Değerli Kardeşlerim!

                        Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah hiçbir kimseyi hiçbir kimseden ekrem/üstün yaratmamıştır. Fadl/fazlalıklı yaratmıştır. Ekremlik/Üstünlük sadece takvadadır.

                        İki sözcüğün de türetildiği kök harfler farklıdırlar. Birincisi "k-r-m" kök harflerinden türetilen ekrem vbdir. İkincisi "f-d-l" kökünden türetilen fadl/fazl vb dir.

                        Hucurat;13: Ya eyyühenNasu inna halaknaküm min zekerin ve ünsa ve cealnaküm şüuben ve kabaile litearefu inne ekremeküm ındAllahi etkaküm* innAllahe Aliymun Habiyr

                        Ey insanlar! Biz sizi, bir erkek ile bir dişiden yarattık, birbirinizle tanışasınız diye sizi uluslar ve oymaklar kıldık. Şüphesiz ki, Allah katında en ekreminiz/üstününüz, değerliniz, en takvâlı olanınızdır. Gerçekten Allah, en iyi bilendir, en çok haber alandır.

                        Burada geçen "ekrem" sözcüğü "k-r-m" den türetilmiştir.

                        Nisa 32 ve 34 de geçen fadl sözcüğüne bakalım mı? Lütfen farklı meallerden bakalım.

                        Nisa;32: Ve la tetemennev ma faddalAllahu bihî ba'deküm alâ ba'd lirRicali nasıybün mimmektesebu ve linnisai nasıybün mimmektesebne, ves'elullahe min fadliHi, innAllahe kâne bikülli şey'in Alîyma

                        "Ve Allah'ın bazınıza, diğerlerinizden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Ve Allah'ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir."


                        Nisa; 34: "ErRicalu kavvamune alen nisai bi ma faddalAllahu ba'dahüm alâ ba’din ve bi ma enfeku min emvalihim..."

                        "Allah'ın, bazı şeyleri bazısına fazla kılması ve erkeklerin mallarından harcamaları nedeniyle erkekler kadınlar üzerine kavvamdırlar (iyi koruyup, iyi gözeticidirler)..."

                        Burada geçen "fadl" sözcüğü "f-d-l" kökünden türetilmiştir. Üstün olarak meallendirilmesi yanlış algılara yolaçmaktadır.

                        Kur'an'da 104 ayette "f-dad-l" kökünden türetilen sözcükler bulunmaktadır. Lütfen "fadl" sözcüğünün geçtiği şu ayetlere bakar mısınız?: 2/64-243-251, 3/152-171-174, 4/73-83-113 -175; 5/54; 10/58-60; 12/38; 24/10-14-20-21; 27/40-73; 40/61, 57/21-29; 62/4-10, 73/20, 7/39; 11/27; 11/3


                        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                        Allah'a emanet olunuz.
                        Halil Ay

                        Comment

                        • merdem
                          Uzman Üye
                          • Nov 2012
                          • 1364

                          #87
                          Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
                          Sözcügün (KAYYIM kelimesinin) mübalaga kalibiyla çogul formu Nîsâ Sûresinin 34. âyetinin basinda Allah'in, bazi seyleri bazisina fazla kilmasi ve erkeklerin mallarindan harcadiklari sey nedeniyle erkekler, kadinlar üzerine kavvamdirlar/koruyup, gözeticidirler... diye yer alir.

                          Sayin dost1, destekleyenler ve omuz verenler es anlamli oldugu için "kavvâm"in Türkçe karsiliklari olarak yukardaki iletimde ikisini de kullandim. Ama sizin onayladiginiz koruyup gözetenler ifadesi? Hayir.

                          Bir daha, efendim:

                          Nisâ 34 ve 135'te geçen
                          KAVVÂM kelimesinin Türkçesi

                          destekleyenler olabilir;
                          omuz verenler olabilir;
                          ayakta tutanlar olabilir.

                          Ama koruyup gözetenler olamaz.

                          Çünkü koruyup gözetmek istismara açik bir ifade. Yukardaki iletimde belirtmeye çalistim, cumhuriyetimizi koruyup gözetmek adina cumhuriyetimize müdahale ettiler bu ülkede; bakanlari, basbakani astilar. Koruyup gözetmek masum bir hareket degil.

                          Eger

                          Nisâ 135'teki KAVVÂM koruyup gözetenler anlamina gelip
                          birilerini adaleti koruyup gözetmekle yetkili kilsaydi
                          adalet adalet olmaktan çikardi; adil kararlar veremez, birilerinin borazanini öttürürdü.

                          Ve tipki erkekler gibi yetiskin insandir kadinlar; çocuklarini koruyup gözetirler. Onun için bilerler koruyup gözetmenin ne oldugunu. Kadinlari koruyup gözetmek suretiyle çocuk yerine koymaya kimsenin hakki yok.

                          Koruyup gözetmek nasil
                          adaleti adalet olmaktan çikarirsa
                          kadini da kadin olmaktan çikarir.

                          Hayir.

                          Allah Nisâ 135'te "Adaletin kavvâmi olun!" derken nasil
                          adalete müdahaleyi caiz ilan etmiyorsa

                          Nisâ 34'te de "Erkekler kadinlar üzerine kavvâmdirlar" derken
                          kadinlara müdahaleyi caiz ilan etmiyor.

                          Kurân'da bir biriyle ihtilaf halinde ayetler yoktur (4:82);
                          Nisâ 34 ve 135 bir biriyle ihtilaf halinde gösterilemez.

                          Inananlar

                          hukuk okullari açarak, yargiçlarin ayliklarini ödeyerek, adalet saraylari yapip adaletin hizmetine kolluk kuvvetleri vererek adaletin destekçileri, omuz verenleri, ayakta tutanlari olacaklar

                          ama adaleti koruyup gözetmeye yeltenmeyecekler. Adalet kendi kendini koruyup gözetecek ki bagimsiz kalarak adalet dagitabilsin.

                          Erkekler

                          kadinlarin ihtiyaçlarini karşilamak üzere eve yiyecek, içecek getirerek, giysi getirererek kadinlarin omuzlayanlari, destekleyenleri, ayakta tutanlari olacaklar

                          ama onlari kollayip gözetmeye yeltenmeyecekler. Kadinlar kendi kendilerini koruyup gözetecekler ki insan kalarak görevlerini yapabilsinler.
                          KAVVAM


                          Islam'da erkek kadini zor durumda birakmamak icin, mesela uzaklarda bir yerde halledilecek bir is, alis veris, ziyaret vb. kadina yardimci olmalidir, annesinden.....komsu kadina kadar bu böyledir. Kadina bir nevi hizmet eder. Eline silah alarak veyahutta pazulariyla korumak anlaminda degil herhalde. Cünkü bir kadinin yaninda bir erkek bulunursa öyle kolay kolay kimse satasmaya girismez.

                          Koruyucudan maksat, butler/usak olarak degilde, kendiliginden gönüllü olarak hizmet etmesidir. Isterseniz adina bodyguard deyin

                          Günümüzde buna önem verilmis olsa, bir tecavüz olayina dahi rastlamak mümkün olmaz.

                          Ve esasinda düsünülecek olursa, kadinin/kizin/bacinin basina gelen/gelmis/gelecek sarsintiliklardan/tecavüzlerden/sikintilardan vb. kadini yalniz basina birakan erkekler sorumludur.

                          Eh erkek olmak da kolay degil hani bu sartlar altinda.

                          Comment

                          Working...