Yazın Ortasında Oruç?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Hasan Akçay
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 826

    #46
    O zaman ramazanın kavuruculuğunu neden vurguladın orada (Avustralya'da) kış oluyor çünkü?

    Evet, ramazanin kavuruculugunu vurguladim; orucun degil. Çünkü oruç dünyanin her yerinde ayni anda tutulur. 21 hazirandan sonraki dolunay. O anda Arabistan sicaktan kavrulur ama Avustralya soguktan donar.

    Oruç vakti sicaktir diye bir kural yok.

    Kavurucu olan, her iki yarikürenin farkli zamanlardaki ramazan aylaridir. Arabistan'da 21 Hazirandan sonraki ay, Avustralya'da ise 21 Araliktan sonraki ay. Ikisi de kendi yariküresine ait kavurucu yaz mevsiminin içinde.

    Örnegin

    Kuzey yarikürede 23 Haziran 2013.
    Güney yarikürede 16 Ocak 2014.

    Arapçada "ramazân"in kavurucu anlamina gelmesi önemli. Çünkü "SeHRu Ramazân"in yaz mevsimine ait oldugunu gösteriyor. Asiri sicak mevsime ait oldugu için kavurucu ay demisler ona.

    Öteki aylarin çogu da ait olduklari mevsimlere göre isimler almislar.

    Bkz
    1. https://en.wikipedia.org/wiki/Islamic_calendar#Months
    2. http://www.belgeler.com/blg/146f/cah...sdlamic-period

    Kur'ân'da geçen "SeHR"lerin ve örnegin Bakara 185'te geçen "SeHRu ramazân"in vakten sabit olduguna dair bir sürü kanit var. Ama yaziyi kisa tutmak için yalnizca ikisini anmakla yetineyim.

    1.Kureys sûresi.

    O sûrede belirtildigine göre kureys halki, ilk baharda (sayf*) ve kisin (sitâ) uzun ticarî yolculuklara çıkarlardi. Haram aylarda ise Mekke'nin geleneksel panayirlari kurulurdu (HICEC, 28:27). O panayirlarin ilk baharda ve kisin kurulması mümkün degil çünkü kureyssiz Mekke halki olmaz ve halksiz panayir olmaz.

    Eshurul hurum yani haram aylar vakten sabittir, her yil 11 gün erken filan gelip bir su mevsimin içinde bir bu mevsimin içinde yer almazlar; yoksa Mekke panayiri ilk baharda ve kisin da kurulurdu, demek gerekir ki mümkün degil.

    2.Avlanma yasagi

    Haram aylarda kan dökmek, örnegin av hayvani öldürmek yasaktir. Bakin, o yasak ta vakten sabit. Çünkü av hayvanlari yilin belli, sabit bir mevsiminde ürerler; yilin bi su mevsiminde bi bu mevsiminde degil.

    Inananlar, ya eyyuh ellezîne émenû!

    Size helal kilindiginda avlanin, ve izâ haleltum fastâdû (5:2).
    Size haram kilindiginda av hayvani öldürmeyin, lâ taktulûs sayde ve entum hûrûm (5:95)


    Kisacasi Kur'ân'da geçen "ŞeHR"ler, uyduruk kamerî yila ait "şehr"lerin aksine, vakten sabittirler; zincirleme 11 gün erken gelip te bi ilk baharda, bi yazin, bi son baharda, bi kisin ortaya çikmazlar.

    __________________________

    *Sayf (الصيف) bugünün Arapçasinda "yaz mevsimi"dir ama kadîm Arapçada ilkbahar idi. Kelimenin anlami zamanla degismis görünüyor. Bir bakima Azerî dilindeki düsmek gibi. Hani saka yollu anlatilir:

    Uçak inise geçmek üzereyken Azerî hostes su duyuruyu yapmis: "Möhderem seyyahlarimiz! Tayyaremiz düsüyor (iniyor); gusahlarinizi dahinin."

    Dr Ayman'in açiklamasi:

    Her ne kadar bugünün Arapçasinda "sayf" "yaz mevsimi" ise de kadîm Arapçada "ilk bahar" idi. Kadîm Arapça sözlüklerine göre (bkz Lisan el-Arab) Kur'ân öncesi Araplar dört mevsim taniyorlardi:

    Sayf: ilk bahar
    Kayz: yaz
    Harif: son bahar
    Sitâ: kiş
    Last edited by Hasan Akçay; 25. July 2013, 02:41 PM.

    Comment

    • merdem
      Uzman Üye
      • Nov 2012
      • 1364

      #47
      Yani eskiden araplarin yaza ilkbahar demeleri yüzünden mi patliyor milyarlarca müslümanlarin kafalarina hac oruc derken sasiriyoruz?

      Böyle bir hata nasil olusabilir.

      Evlerinize arkadan girmeniz birr degildir diye uyaran Rabbimiz (ki hac ve oruc olmazsa olmaz ise) , bile bile müslümanlarin haccini orucunu bosa sallatir mi?

      Rica ederim Hasan Kardesim, cuma günü diye de bir sey yoktu araplarda eskiden, biz kimin cumasina toplanmak icin yarisiyoruz?

      Düzensizligin böylesinde nasil ibadet edilir ki.

      Olmaz inanin ki. Lafini bilmez, kelimelerin anlamlarina gereken uyumu göstermez, gününü bilmez, mevsimleri tanimaz bir topluma mi indirilmistir Kur'an.

      Hani arap simdi bir kelimeyi su anlamda kullaniyor, ama esasinda anlami o degildir bu denilecek olursa, Kur'an'i hangi arapcaya uyduracagiz? Ve en önemlisi kelime oyunlariyla (kasden yada cahillikten) anlami anlasilmayacak bir duruma sokulmus Kur'an'dan herhalde Rabbimiz bizleri sorguya cekecek degil.

      Yüce Allah garanti veriyor zikrin korunacagina, ama arabin eski ve yeni dil inkilaplarindan bahsetmiyor herhalde.

      Gelde sinir olma. Sanki Kur'an Tevrat ve Incil gibi yabanci bir dille (herhalde Musa ve Isa peygamberlerin anadilleri degildi latince ve her ne dil ile yazilmissa Tevrat) indirilmis, arapoglu arabin anlamadigi bir dil sanki.

      Kur'an'da bir yerlerde dip notlar olmadigina göre, cinde okunan Kur'an'in yanina acep hangi sözlük lazim gerekecek.

      Ateistler acep ne der bu dil uydurmalarina?

      Ben pes ettim. Hangi Mushafin kac Elif'i eksik yada fazla derken, bir de sag kulagini sol kulaginla gösteren arap inadiyla ugras dur.

      Comment

      • dost1
        Site Yöneticisi
        • Sep 2008
        • 1905

        #48
        Selamun Aleyküm! Değerli Bartsimpson Kardeşim!

        bartsimpson Nickli Üyeden Alıntı
        Halil Ağabey,

        Son döneme kadar orucu, yeme, içme ve sex ile sınırlı bilirdim.
        ama konuşmamayı kapsadığını da sayenizde öğrendim.

        Sorum şu : Ramazan döneminde 30 gün boyunca insanların birbirleri ile konuşmadığı bir ortamda sosyal hayat ve gerekleri nasıl devam eder ya da edebilir?

        Dolmuşa bindim şöföre parayı uzattım

        - Nereye?
        - Karşıyaka. (ha...Gitti oruç)

        Kapıya komşu geldi.

        -Oğlum annen evde mi?
        ......... kafa ile (ı ıh işareti)
        -nerede?
        -........
        -çocuğum söylesene dilini mi yuttun?

        Toplantıda patron sorar...

        -Mehmet bey önümüzdeki 3 ay satış hedeflerimiz nelerdir?
        -...... (soğuk terler boşalır)
        - Mehmet bey duymadınız mı bir soru sordum?
        -......
        -Adam konuşsana yahu.
        -Efendim orucum, yani oruçtum, sayenizde... (Allahım affet)
        -Haa Allah kabul etsin.
        -

        Cevaplarsanız sevinirim?
        Umarım sorunuza ışık olur.

        Oruç pasajında dikkat edilmesi gereken nokta, Rabbimizin “ الصّيامes Sıyâm” ifadesini kullanmış olmasıdır. Genellikle meal ve tefsir hazırlayanlar bu sözcükteki inceliği ihmal etmişlerdir.
        Ayetlerdeki “ الصّيامes Sıyâm” sözcüğü, teknik olarak مفاعلة Müfâale babından “ فعالFiâl” kalıbında mastardır. Bu kalıp, sözcüğün anlamını “işteş” anlama dönüştürür. “ الصّومes Savm” sözcüğü mastar olarak “oruç tutmak” anlamında iken “ فعالFıâl” kalıbındaki “ الصّيامes Sıyam” ifadesi, “ortaklaşa, karşılıklı oruç tutmak” anlamına dönüşür. Aynı uygulamayı Bakara/ 187’de “Kısâs (karşılıklı âdil davranış)” ve Bakara/ 216’da “Kıtâl (karşılıklı öldürme; savaş)” görevi verilmesinde de görmekteyiz.
        Bu ayrıntı ve oruç pasajının girişinde Rabbimizin “Ey iman etmiş kimseler! ….” buyurarak tüm mü’minleri muhatap alması, orucun bireysel olarak değil topluca uygulanması gerektiğini göstermektedir.
        Demek oluyor ki mü’minler, ramazan ayında işlerini, mesailerini oruç şartlarına göre ayarlayacaklardır. Yani mü’min toplumlarda mesai ve sosyal ilişkiler Ramazan aylarında akşama taşınacaktır. Mü’minlerin yılın on iki ayından bir ayını dünya ve ahıretlerini kazanmak için ayırmaları, kendilerine çok şey kazandıracaktır. Bu, bir eğitim ve öğretim; revizyon sürecidir.
        Mü’minler, ramazan ayında birbirlerini zora koşmadan, Allah’ın istediği orucu; yemeyi, içmeyi, konuşmayı (yazışma ve işaretle anlaşma hariç) ve cinsel ilişkiyi bırakarak kendileri ile Allah arasındaki ilişkiyi düşünecekler, Kur’an’ı; Allah’ın kendilerine gönderdiği mesajları; kısaca dinlerini iyice öğrenecekler ve bu sayede gerçek İslâm dinini yaşamaları sayesinde takvaya ulaşacaklardır.
        Bireysel tutulan ve karmaşa ortamında; birinin tam tutup diğerinin tutmadığı veya aslına uygun tutmadığı; gerçek anlamında tutulmayan oruçlar, insanları takvaya ulaştırmaz. Sadece açlık ve susuzlukla yapılan bir işkence olur.
        Kişiyi takvâ sahibi yapacak olan orucun, kimseyi takvâ sahibi yapmayıp aksine savurgan ve riyakâr yapmasının arkasındaki sebep, orucun İslâm'daki gerçek anlamından farklı uygulanması olsa gerek.

        Değerli Kardeşim önemli ve dikkatlerden kaçan bir ifade de "sefer" sözcüğüdür.
        “S-f-r”, sözcüğü ile ilgili kadim lügatlardan Tacü’l Arus ve Lisanü’l Arab’da şu açıklamayı görüyoruz:

        “Evi süpüren kişiye “sefere beytehü (evini süpürdü)” denir. Rüzgarın bulutları parçalamasına, dağıtmasına; yerdeki tozları, yaprakları dağıtmasına, sürüklemesine “sefr” denir.
        “sefer”, “hazar’ın (yerleşik düzenin, meydanda, ortada bulunmanın)” karşıtıdır. Bu duruma, bu ismin verilmesi, bu işin gelişli- gidişli oluşundandır.” (Lisanü’l Arab, Tacü’l Arus; s-f-r mad)
        Bu açıklamalardaki iki noktayı; “süpürme” eylemindeki, “ileri-geri hareket”i ve “sefer”in tanımındaki “geliş-gidiş” gerekçesini dikkate aldığımızda kesin olarak sözcüğün anlamının, “hareketli iş” demek olduğu anlaşılacaktır.
        Sözcüğün orijinal anlamını tespit ettikten sonra bu anlamı Kur’an kapsamında da kullanmak zorundayız.

        Kur’an’a baktığımızda; Rabbimizin, kullarına çekemeyecekleri yükleri yüklemediğini, onlarca ayette görmekteyiz. Ayrıca Müzzemmil/20’de de, yanlış anlamalardan oluşan ağır yüklerin hafifletilmesi; kolaylaştırılması talimatı bulunmaktadır:

        Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin gecenin üçte-ikisinden daha azını, yarısını, üçte-birini ayakta geçirmekte olduğunu biliyor. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyledir. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlar. Sizin bu işi kolaylıkla yapamayacağınızı bildi de sizin için bu görevi hafifletti. O hâlde Kur’ân'dan kolay geleni öğrenin-öğretin! Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın fazlından bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O hâlde ondan kolay geleni öğrenin-öğretin! Salât'ı [mâli ve zihinsel desteği; toplumu aydınlatma kurumlarını] kurun/ayakta tutun, zekat'ı verin! Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin! Hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok merhamet edicidir. (Müzzemmil/20)

        Görüldüğü üzere Müzzemmil/20’de “hastalık” ifadesi açıkça, “sefer üzerine bulunmak” ifedesi ise “…Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın fazlından bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi….” şeklinde yer almıştır.
        Bu genellemeleri günümüz şartlarına uyguladığımız zaman, “sefer üzerinde bulunmak” tabiri ile; “çiftçilikle, esnaflıkla, tüccarlıkla, eğitim öğrenimle (öğretmen- öğrenci), askerlikle uğraşanlar ve beden gücüyle çalışanların” kastedildiğini anlayabiliriz.
        Buradan hareketle diyebiliriz ki: Rabbimiz, oruçta da kesinlikle işlerin aksamasını, kulların zorlanmasını istememekte, buna razı olmamaktadır. Zaten orucun amacının, Bakara/183 ve 185’te açıkça gösterildiği üzere “takvaya ulaştırmak” olması sebebiyle, zorda, darda olan bir kimsenin, bu sorunları ortadan kalkmadıkça, sadece oruç tutmak suretiyle bilinçli olarak takvaya ulaşması da düşünülemez.
        Açıkladığımız âyetle ilgili olarak, mealci ve tefsirciler tarafından görmezden gelinen teknik bir özelliğe dikkat çekmek istiyoruz: Ve sayıyı tamamlamanız, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyüklemeniz ve şükretmeniz içindir şeklinde çevirdiğimiz 185. âyetin son cümlesi, و[ve] bağlacı ile başlamakta ve ikinci gerekçe zikredilmektedir.
        Anlaşıldığı kadarıyla burada hazf vardır. Yani, birinci gerekçe zikredilmeyip و [vav/ve] bağlacıyla bunun varlığına işaret edilmiş ve kelam ikinci gerekçe ile devam etmiştir. Aynı uygulama, En‘âm/105; Ahkâf/19; Yûsuf/21, 52 ve Bakara/259'da da bulunmaktadır.
        Pasajdan anlaşıldığına göre âyetteki hazf şöyle takdir edilebilir: “(Bu kolaylık, takvâlı davranmanız) ve sayıyı tamamlamanız, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyüklemeniz ve şükretmeniz içindir.”
        Âyetin son cümlesinde, orucun, oruç tutulamayan gün sayısınca kaza edilerek tamamlanması istenmektedir.
        Kaynak: İşte Kur'an

        Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
        Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
        Sevgi,saygı ve muhabbetle.
        Allah'a emanet olunuz.
        Halil Ay

        Comment

        • Hasan Akçay
          Uzman Üye
          • Dec 2010
          • 826

          #49
          Yani eskiden araplarin yaza ilkbahar demeleri yüzünden mi patliyor milyarlarca müslümanlarin kafalarina hac oruc derken sasiriyoruz?

          Önemli olan, Allah'in ne dedigi. Örnegin Kureys suresinde ne diyor?

          Kendilerine kis ve ilk bahar (yaz?) yolculuklarini sagladigi için kureys bu evin Rabbine ibadet etsin -Li ilafî kureysin, ilafihim rihlates sitâi ves sayf, felya'budû rabbe hézel beyt.

          SAYF ister ilk bahar olsun ister kis, fark etmez; gerçek sudur: Kureys yilin o iki mevsimde ticarî yolculuklar yapardi, Mekke'de yoktu.

          Kureys suresindeki SAYF kelimesinin ilk bahar anlamina geldigini ek bilgi, ayrinti diye sundum. Birileri onu da sorun etmesin diye.

          Görüyorum ki bosuna titizlenmis, bosuna özen göstermisim. Nasil olsa sorun edilecek bi seyler bulunacak, esas göz ardi edilecek.
          Last edited by Hasan Akçay; 26. July 2013, 08:04 AM.

          Comment

          • merdem
            Uzman Üye
            • Nov 2012
            • 1364

            #50
            Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
            Yani eskiden araplarin yaza ilkbahar demeleri yüzünden mi patliyor milyarlarca müslümanlarin kafalarina hac oruc derken sasiriyoruz?

            Önemli olan, Allah'in ne dedigi. Örnegin Kureys suresinde ne diyor?

            Kendilerine kis ve ilk bahar (yaz?) yolculuklarini sagladigi için kureys bu evin Rabbine ibadet etsin -Li ilafî kureysin, ilafihim rihlates sitâi ves sayf, felya'budû rabbe hézel beyt.

            SAYF ister ilk bahar olsun ister kis, fark etmez; gerçek sudur: Kureys yilin o iki mevsimde ticarî yolculuklar yapardi, Mekke'de yoktu.

            Kureys suresindeki SAYF kelimesinin ilk bahar anlamina geldigini ek bilgi, ayrinti diye sundum. Birileri onu da sorun etmesin diye.

            Görüyorum ki bosuna titizlenmis, özen göstermisim. Nasil olsa sorun edilecek bi seyler bulunacak, esas göz ardi edilecek.
            Ortaliktaki karkasaligin sebebi siz degilsiniz Hasan Kardesim, sizi yermedim, yanlis anlasilmasin.

            Isin icinden cikamaz durumlara düstük, aci veren budur.

            Kendini ap acik izah eden ayetler mikroskop altinda incelenecek durumlara gelmistir, size attigim bir suc yok.

            Selam ve Dua ile.

            Comment

            • Hasan Akçay
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 826

              #51
              Benim anlatmaya çalistigim,
              Hz Peygamber zamanindaki Islam.

              Nasil yani?

              Örnegin Furkân sicak dolunayda indirildi (2:185); Biz onu kadir gecesinde indirdik (97:1). O dolunaya tanik olanlariniz onu صوم -savmlasin (2:185).

              Ne?! Dolunay mi?! Hilale degil de dolunaya mi tanik olcez yani?!

              Bak yegenim. Bir sürü hilal gözetleme istasyonu kurmusuz. Oralarda çalisan, o isten ekmek yiyen bir sürü insan var. Arti, "Hilal göründü; oruca baslayin!" diyen, "Yok! Görünmedi, baslamayin!" diyen fetvacilar var... Onlarin da fiyakasi, ekmegi o isten.

              Hilali görmek ister mümkün olsun ister imkansiz ramazan hilal bizim canimiz, cüzdanimiz. Biz hilalimizi birakmayiz; dolunaya molunaya bakmayiz.

              Hz Paygamber zamaniymis. Dolunaymis. De git! Hz Peygamber zamanindaki Islam karnimizi doyurur mu?
              Last edited by Hasan Akçay; 5. August 2013, 10:03 AM.

              Comment

              • bartsimpson
                Super Moderator
                • Mar 2012
                • 692

                #52
                dost1 Nickli Üyeden Alıntı
                Selamun Aleyküm! Değerli Bartsimpson Kardeşim!



                Umarım sorunuza ışık olur.

                Oruç pasajında dikkat edilmesi gereken nokta, Rabbimizin “ الصّيامes Sıyâm” ifadesini kullanmış olmasıdır. Genellikle meal ve tefsir hazırlayanlar bu sözcükteki inceliği ihmal etmişlerdir.
                Ayetlerdeki “ الصّيامes Sıyâm” sözcüğü, teknik olarak مفاعلة Müfâale babından “ فعالFiâl” kalıbında mastardır. Bu kalıp, sözcüğün anlamını “işteş” anlama dönüştürür. “ الصّومes Savm” sözcüğü mastar olarak “oruç tutmak” anlamında iken “ فعالFıâl” kalıbındaki “ الصّيامes Sıyam” ifadesi, “ortaklaşa, karşılıklı oruç tutmak” anlamına dönüşür. Aynı uygulamayı Bakara/ 187’de “Kısâs (karşılıklı âdil davranış)” ve Bakara/ 216’da “Kıtâl (karşılıklı öldürme; savaş)” görevi verilmesinde de görmekteyiz.
                Bu ayrıntı ve oruç pasajının girişinde Rabbimizin “Ey iman etmiş kimseler! ….” buyurarak tüm mü’minleri muhatap alması, orucun bireysel olarak değil topluca uygulanması gerektiğini göstermektedir.
                Demek oluyor ki mü’minler, ramazan ayında işlerini, mesailerini oruç şartlarına göre ayarlayacaklardır. Yani mü’min toplumlarda mesai ve sosyal ilişkiler Ramazan aylarında akşama taşınacaktır. Mü’minlerin yılın on iki ayından bir ayını dünya ve ahıretlerini kazanmak için ayırmaları, kendilerine çok şey kazandıracaktır. Bu, bir eğitim ve öğretim; revizyon sürecidir.
                Mü’minler, ramazan ayında birbirlerini zora koşmadan, Allah’ın istediği orucu; yemeyi, içmeyi, konuşmayı (yazışma ve işaretle anlaşma hariç) ve cinsel ilişkiyi bırakarak kendileri ile Allah arasındaki ilişkiyi düşünecekler, Kur’an’ı; Allah’ın kendilerine gönderdiği mesajları; kısaca dinlerini iyice öğrenecekler ve bu sayede gerçek İslâm dinini yaşamaları sayesinde takvaya ulaşacaklardır.
                Bireysel tutulan ve karmaşa ortamında; birinin tam tutup diğerinin tutmadığı veya aslına uygun tutmadığı; gerçek anlamında tutulmayan oruçlar, insanları takvaya ulaştırmaz. Sadece açlık ve susuzlukla yapılan bir işkence olur.
                Kişiyi takvâ sahibi yapacak olan orucun, kimseyi takvâ sahibi yapmayıp aksine savurgan ve riyakâr yapmasının arkasındaki sebep, orucun İslâm'daki gerçek anlamından farklı uygulanması olsa gerek.

                Değerli Kardeşim önemli ve dikkatlerden kaçan bir ifade de "sefer" sözcüğüdür.
                “S-f-r”, sözcüğü ile ilgili kadim lügatlardan Tacü’l Arus ve Lisanü’l Arab’da şu açıklamayı görüyoruz:

                “Evi süpüren kişiye “sefere beytehü (evini süpürdü)” denir. Rüzgarın bulutları parçalamasına, dağıtmasına; yerdeki tozları, yaprakları dağıtmasına, sürüklemesine “sefr” denir.
                “sefer”, “hazar’ın (yerleşik düzenin, meydanda, ortada bulunmanın)” karşıtıdır. Bu duruma, bu ismin verilmesi, bu işin gelişli- gidişli oluşundandır.” (Lisanü’l Arab, Tacü’l Arus; s-f-r mad)
                Bu açıklamalardaki iki noktayı; “süpürme” eylemindeki, “ileri-geri hareket”i ve “sefer”in tanımındaki “geliş-gidiş” gerekçesini dikkate aldığımızda kesin olarak sözcüğün anlamının, “hareketli iş” demek olduğu anlaşılacaktır.
                Sözcüğün orijinal anlamını tespit ettikten sonra bu anlamı Kur’an kapsamında da kullanmak zorundayız.

                Kur’an’a baktığımızda; Rabbimizin, kullarına çekemeyecekleri yükleri yüklemediğini, onlarca ayette görmekteyiz. Ayrıca Müzzemmil/20’de de, yanlış anlamalardan oluşan ağır yüklerin hafifletilmesi; kolaylaştırılması talimatı bulunmaktadır:

                Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin gecenin üçte-ikisinden daha azını, yarısını, üçte-birini ayakta geçirmekte olduğunu biliyor. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyledir. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlar. Sizin bu işi kolaylıkla yapamayacağınızı bildi de sizin için bu görevi hafifletti. O hâlde Kur’ân'dan kolay geleni öğrenin-öğretin! Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın fazlından bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O hâlde ondan kolay geleni öğrenin-öğretin! Salât'ı [mâli ve zihinsel desteği; toplumu aydınlatma kurumlarını] kurun/ayakta tutun, zekat'ı verin! Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin! Hiç kuşkusuz Allah çok affedici, çok merhamet edicidir. (Müzzemmil/20)

                Görüldüğü üzere Müzzemmil/20’de “hastalık” ifadesi açıkça, “sefer üzerine bulunmak” ifedesi ise “…Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın fazlından bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi….” şeklinde yer almıştır.
                Bu genellemeleri günümüz şartlarına uyguladığımız zaman, “sefer üzerinde bulunmak” tabiri ile; “çiftçilikle, esnaflıkla, tüccarlıkla, eğitim öğrenimle (öğretmen- öğrenci), askerlikle uğraşanlar ve beden gücüyle çalışanların” kastedildiğini anlayabiliriz.
                Buradan hareketle diyebiliriz ki: Rabbimiz, oruçta da kesinlikle işlerin aksamasını, kulların zorlanmasını istememekte, buna razı olmamaktadır. Zaten orucun amacının, Bakara/183 ve 185’te açıkça gösterildiği üzere “takvaya ulaştırmak” olması sebebiyle, zorda, darda olan bir kimsenin, bu sorunları ortadan kalkmadıkça, sadece oruç tutmak suretiyle bilinçli olarak takvaya ulaşması da düşünülemez.
                Açıkladığımız âyetle ilgili olarak, mealci ve tefsirciler tarafından görmezden gelinen teknik bir özelliğe dikkat çekmek istiyoruz: Ve sayıyı tamamlamanız, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyüklemeniz ve şükretmeniz içindir şeklinde çevirdiğimiz 185. âyetin son cümlesi, و[ve] bağlacı ile başlamakta ve ikinci gerekçe zikredilmektedir.
                Anlaşıldığı kadarıyla burada hazf vardır. Yani, birinci gerekçe zikredilmeyip و [vav/ve] bağlacıyla bunun varlığına işaret edilmiş ve kelam ikinci gerekçe ile devam etmiştir. Aynı uygulama, En‘âm/105; Ahkâf/19; Yûsuf/21, 52 ve Bakara/259'da da bulunmaktadır.
                Pasajdan anlaşıldığına göre âyetteki hazf şöyle takdir edilebilir: “(Bu kolaylık, takvâlı davranmanız) ve sayıyı tamamlamanız, size yol gösterdiğinden dolayı Allah'ı büyüklemeniz ve şükretmeniz içindir.”
                Âyetin son cümlesinde, orucun, oruç tutulamayan gün sayısınca kaza edilerek tamamlanması istenmektedir.
                Kaynak: İşte Kur'an

                Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
                Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                Allah'a emanet olunuz.
                Ağabey Allah Razı Olsun...

                Öğretmen olan insanın anlatma şeklide, hitab şekli de başka oluyor.

                Namaz ve Salat konusunu iyice öğrenmiştik, sayenizde oruç ve savm kavramlarını da iyicene idrak ediyoruz.

                Bir de size zahmet, Hasan Akçay beyefendi ile birkaç konu başlığında ramazanın zamanı, süresi vb. konularda ben kendi açımdan açmaza düştüm.

                http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2850

                http://www.hanifler.com/showthread.php?t=3382

                Vaktiniz olurda bir izahatta bulunabilirseniz sevinirim...

                Saygılarımla...

                Not : Tekrar aramıza dönmenizden dolayı çok mutlu oldum. Allah sizi "bir ağabey olarak" başımızdan eksik etmesin.
                "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                Comment

                • Hasan Akçay
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 826

                  #53
                  Yukariya alintilanan iletide SeHRu Ramazân kastedilerek "yil"in on iki ayindan biri deniyor. "Yil"dan kastin da kamerî yil oldugu açik ve net.

                  Mü’minlerin yılın on iki ayından bir ayını dünya ve ahıretlerini kazanmak için ayırmaları, kendilerine çok şey kazandıracaktır.

                  Oysa Bakara 185'te anilan SeHRu Ramazân yilin içinde degil "عدة الشهور -iddet es-suhûr"un içindedir (9:36); dolaysiyla on iki aydan biri degil bazan 13 aydan biri, bazan 12 aydan biridir.

                  Örnegin su 3 "iddet"e bakar misiniz
                  (http://www.timeanddate.com/calendar/...ear=2011&n=0):

                  Kisaltmalar. Ha: Haziran, Te:Temmuz, Ag: Agustos, Ey: Eylul, Ek: Ekim, Ka: Kasim, Ar: Aralik, Oc: Ocak...

                  1.15Te 2011-13Ag-12Ey-12Ek-10Ka-10Ar-09 Oc 2012-07Su-08Ma-06Ni-06Ma-04Ha
                  2.03Te 2012-02Ag-31Ag-30Ey-29Ek-28Ka-28Ar-27 Oc 2013-25Su-27Ma-25Ni-25Ma
                  3.23Ha 2013-22Te-21Ag-19Ey-18Ek-17Ka-17Ar-16 Oc 2014-14Su-16Ma-15Ni-14Ma-13Ha

                  Görüldügü üzere

                  Iddet 1'deki SeHRu Ramazân 15 Te 2011 aksami dogmustur.
                  Iddet 2'deki SeHRu Ramazân 03 Te 2012 aksami dogmustur.
                  Iddet 3'teki SeHRu Ramazân 23 Ha 2013 aksami dogmustur.

                  Yine görüldügü üzere

                  Iddet 1'de 12 ay var,
                  Iddet 2'de 12 ay var,
                  Iddet 3'te 13 ay var.

                  Bu niçin önemli?

                  12 SeHR 1 kamerî yil yapar. Bu demektir ki Allah'in var ettigi 13 ncü ay, kamerî yil 12 "SeHR"den olussun diye, yok sayilmis ve bir sonraki kamerî yila devredilmistir.

                  Aylarin devredilmesi Tevbe 37'de lanetlenen النسئ -nesî küfrüdür. Kamerî yil 12 "SeHR"den meydana gelsin diye nesi küfrü otomatige baglanmistir.

                  Halil Hocama meramimi anlatmaya çalisiyorum ama yaziyi uzatip bikkinlik vermek te istemem. Özetliyeyim:

                  Yüce Allah'in Kur'ân'da andigi "SeHR"ler, 13 ncü aylar devreye sokulmak suretiyle, vakten sabit hale getirilmistir; kamerî yilin aylari ise vakten oynaktir.

                  Kamerî yilin içindeki aylar, örnegin kamerî yilin "SeHRu Ramazân"i, gerçek SeHRu Ramazân degildir; sanaldir; yalandir.

                  Gerçek SeHRu Ramazân her "iddet es-suhûr"un içindeki ilk ay olup vakten sabittir. Fiilî sünnetullahtir bu, tipki günesin dogudan gelmesi gibi (2:258).

                  Günesi nasil hiç kimse batidan getiremezse ve yine onu nasil hiç kimse erkene alip örnegin gece yarisi getiremezse Allah'in "SeHR"lerini de hiç kimse 11 gün erken getiremez.
                  Last edited by Hasan Akçay; 26. July 2013, 05:26 PM.

                  Comment

                  • aşık74
                    Uzman Üye
                    • Feb 2009
                    • 294

                    #54
                    Ööööfff ..... Bu ne arkadaş yaaa.... Bulmaca, bilmecemi çözüyoruz ... Din mi yaşıyoruz !!!!

                    Var bu iş lerde bir yanlışlk ama nerede ??? Bulabilene aşkolsun yani...

                    Kızmayın lütfen,daraldım arkadaşlar ...

                    En güzeli herşeyi resetlemek diyorum bazen. Dünyaya yeni gelmiş bebek gibi olmak.

                    Comment

                    • dost1
                      Site Yöneticisi
                      • Sep 2008
                      • 1905

                      #55
                      Selamun aleyküm ! Değerli Kardeşlerim!

                      Oruç ve hacc konularında araçların amaçlardan daha öne alınarak ulaşılması gereken amaçların gözardı edildiğini düşünüyorum.

                      Oruçdaki amaç: Takvaya ulaşmaktır.(Leallekum tettekun.)

                      Hacdaki amaç:KA’BE’DE YÜKSEK İLAHİYAT ÖĞRETİM VE EĞİTİMİNİ KAFAYA KOYUP ORAYA GİTME, ORADA İBRAHİMÎ EĞİTİM VE ÖĞRETİMLE İBRAHİMLEŞME; BİR KURMAY TEVHİD ERİ OLMAYA GİTMEKTİR.

                      Rabbimiz “Hacc, bilinen aylardır” buyurarak; haccın ne zaman, hangi aylarda yapılması lazım geldiğinin belirlenmesini ve bunun İslam alemine duyurulmasını, Müslümanların da bilinen ve bildirilen bu aylarda, tertip tertip askere gider gibi hacca gitmesini istemektedir.

                      Ayette kullanılan “eşhür” sözcüğü çoğul olduğundan haccdaki bir dönem (tertip; eğitim süreci), en az üç ay olmalıdır. Ayetteki “eşhürün malumat” ifadesi nekre bir ifadedir. İslam öncesi kabul tasvip görseydi bu ifade nekre gelmeyip marife gelirdi. Bu demektir ki, Müslümanlar bir “Hacc organize komitesi veya Hacc emiri” oluşturacaklar, bu kurum Hacc dönemlerini belirleyerek ilan edip herkese bildirecek, herkes de ilan edilen dönemlerde gidip Komite’ye veya Emir’e teslim olacaktır.

                      Hacc, 26-29’da “SANA GELSİNLER!” ifadesi dikkatlerden kaçmamalıdır. Orada kesinlikle başıboş, plansız, programsız dolanılmayacak, komite tarafından belirlenen, planlanan eğitim ve öğretim programı uygulanacaktır.

                      Hacc; 26-29:
                      26-29- Ve hani Biz, bir zamanlar, “Sakın bana hiçbir şeyi ortak koşma; dolaşanlar, orada kıyam edenler (zulme baş kaldıranlar), rükû edenler, secde edenler için evimi tertemiz et, kendilerine ait bir takım menfaatlere tanık olmaları ve Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği hayvanlar üzerinde belli günlerde O’nun adını anmaları için insanlar arasında haccı duyur. Yürüyerek veya incelmiş (yorgun düşmüş) binekler üstünde her derin vadiyi aşarak SANA GELSİNLER! Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler. Eski evde/ özgür evde (Ka’be’de) dolaşsınlar.” diye, o evin (Ka’be’nin) yerini, İbrahim için hazırlamıştık. -Siz de onlardan yiyin ve zorluk çeken fakiri doyurun-

                      Bakara/ 196. ayetin ikinci kısmında (ayetin ilk ve son cümleleri arasında) detaylı olarak verilen; “Buna rağmen, eğer alıkonursanız, o zaman hediyeden kolayınıza gelen şey! Bununla beraber bu hediye, yerine varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Artık içinizden hasta olana veya başından ona (tıraşa) bir rahatsızlığı bulunana oruç veya sadaka yahut da ibadetten bir fidye! Artık emin olduğunuz zaman da her kim umrede hacca kadar kazanç sağladıysa, artık hediyeden kolayına geleni! Fakat kim bulamazsa artık üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde oruç tutması! Bu, tam ondur. Bu (hüküm), ailesi Mescid-i Haram’da hazır olmayanlar içindir.” ifadeleri ile, haccın ikinci aşamasını gerçekleştiremeyecek olanların ne yapması gerektiği açıklanmıştır. Bu ifadelere göre onlar, yani haccın ikinci aşamasına katılmayanlardan ailesi Mescid-i haram’da bulunmayanlar, yani taşradan gelenler; kendileri oraya gidemeseler de, haccın ikinci kısmına Hedy yollamak ve sivilleşmemek durumundadırlar. Hedy yollamak zorunda olan bir diğer kesim de, haccın ilk aşaması sırasında Mekke’de iken kazanç sağlamış olanlardır.
                      Kaynak:İşte Kur'an

                      Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
                      Doğrusunu en iyi bilen Alalh'tır.
                      Sevgi,saygı ve muhabbetle.
                      Allah'a emanet olunuz.
                      Halil Ay

                      Comment

                      • Hasan Akçay
                        Uzman Üye
                        • Dec 2010
                        • 826

                        #56
                        Ayetteki “eşhürün malumat” ifadesi nekre bir ifadedir. İslam öncesi kabul tasvip görseydi bu ifade nekre gelmeyip marife gelirdi.

                        O ifadedeki aylarin "nekre"ligi, onlarin insanlar tarafindan belirlenmelerine mazeret teskil eder mi? Nekrelik yalnizca "zar"fa dayanan bir varsayim. Haram aylarin "sitai ves sayf"in içinde olmadigi ise mazruf. ASIL onun geçerli olmasi gerekir.

                        "Sitâi ves sayf" Kureysin Mekke'de bulunmadigi mevsimlerdi (106:2). Bu demektir ki haram aylar o iki mevsime denk gelemez. Mekke panayirlari Kureysin ekmek teknesiydi; kureyssiz Mekke panayiri olmaz.

                        Kureysin ticaretten baska gelir kaynagi yok. Ibrahim nebi ailesini o ekin bitmez vadiye yerlestiriken Rabbine bundan söz etti (14:37).

                        Insanlar (egitim amaçli?) dinî haccin aylarini sitâi ves sayf mevsimlerine denk getiremez; öyle bir belirleme yetkisine sahip degiller. Allah belirlemis onlari.

                        Bir de hac aylari derken neyi kastettigimiz açik olsun. Gûya belirlemekle yetkili oldugumuz o aylar her biri kamerî yilin 12 ayindan biri midir ya da "iddet es-suhûr"un bazan 12 ve bazan 13 ayindan biri mi?

                        Yani "Hac her yil su su su aylarda yapilacak" diye bi belirleme yaptiysak o su su su aylari vakten oynak midir, sabit mi?
                        Last edited by Hasan Akçay; 31. July 2013, 02:53 PM.

                        Comment

                        • Hasan Akçay
                          Uzman Üye
                          • Dec 2010
                          • 826

                          #57
                          Yili Allah düzenlemis. Sene. Dünyanin günesi bir kez dolanmasi için gereken süre.
                          Günü Allah düzenlemis. Yevm. Dünyanin kendi etrafinda bir kez dolanmasi için gereken süre.
                          Dolunayi Allah düzenlemis. Sehr. Kamerin dünyayi bir kez dolanmasi için gereken süre.

                          Ama yilin aylarini Allah belirlememis. O, insanlarin isi. O yüzden yilin aylari degisiyor. Hattâ aysiz yil bile var. Örnegin Hz Peygamber döneminde Araplarin kullandigi iki takvimden biri Yildiz takvimi idi.

                          Bkz http://www.belgeler.com/blg/146f/cah...sdlamic-period

                          Yildiz takvimin esas aldigi YIL, 28 menazilden meydana geliyormus. 12 Aydan degil. Ay yok! Bu menzillerden 27'si 13 gün (27 x 13 = 351), biri 14 gün. 351 + 14 = 365.

                          Yildiz takviminin esas aldigi YIL 365 gün.

                          Hz Peygamber döneminde Araplarin kullandigi öteki takvim ise ay-günes takvimi imis. Iste bu, 12 dolunaydan meydana gelen "kamerî yil"in semsî yila uyarlanmis hali.


                          Yani ay-günes takviminin esas aldigi YIL da 365 gün.

                          Kamerî yilcilar bu uyarlamayi es geçmisler. Sorun burdan kaynaklaniyor. Kamerî yildaki "çakma ramazan"in zincirleme 11 gün erken gelmesi ve bir ilk bahara, bir yaza, bir son bahara, bir kisa denk gelmesi o yüzden.

                          "Dolunaylarin iddeti"indeki sehru ramazân ise mevsim açisindan vakten sabit olup daima ama daima yaz mevsiminin içindedir. Gerçek ramazan iste o.

                          Allah Tevbe 36'de "Dolunaylarin iddeti 12 dolunaydir" diyor. Bu demektir ki IDDET yil degildir. Çünkü YIL 365 gün oldugu halde 12 dolunayli bir IDDET 354 gündür (12 x 29.5), 13 dolunayli bir IDDET ise 383.5 gün (13 x 29.5).

                          Yani Yüce Allah 12 ay ile SINIRLAMAMIS dolunaylarin iddetini. Bir de her 3 iddetten 1'ine 13 ncü dolunayi eklemis ve böylece dolunaylari mevsim açisindan sabitlemis.

                          Kamerî yilda bu 13 ncü ay yok. O yüzden kamerî yil Kur'ân'daki yil kavramina aykiridir; aslinda yok öyle bir yil.
                          Last edited by Hasan Akçay; 8. November 2013, 04:44 AM.

                          Comment

                          • Hasan Akçay
                            Uzman Üye
                            • Dec 2010
                            • 826

                            #58
                            Dolunaylarin yukarda verdigim o 3 iddetine bir daha bakar misiniz. Allah 3'ün sonuna 13 ncü bir ay eklemis, 13Ha (13 Haziran). Bunu yapmasaydi nolurdu?

                            Her iddettin basindaki dolunay "sehru ramazan"dir; "Nolurdu?" sorusunun cevabi onun ne zaman geldiginde. Iddet 2 ile baslayip görelim:

                            2.03Te, 15Te'dan 11 gün önce;
                            3.23Ha, 15Te'dan 11 gün önce.
                            4.13Ha, 23Ha'dan 11 gün önce.

                            Ve bu, bu sekilde zincirleme devam etmek suretiyle sehru ramazan yazdan ilk bahara sarkacak, ilk bahardan kisa, kistan son bahara, son bahardan yaza... yani vakten oynayip duracakti. Simdiki uyduruk kamerî yilda oldugu gibi.

                            Allah iste bu saçmaliga izin vermiyor. 13 Haziran, 3'e aittir; orda kaliyor. Gökteki aylar yani iddetlerin aylari mevsim baglaminda vakten sabitleniyor. Örnegin sehru ramazan hep yaz mevsiminin içinde kaliyor, hep yaz mevsiminin, hep yaz mevsiminin.

                            Buyurun:

                            1.15Te 2011-13Ag-12Ey-12Ek-10Ka-10Ar-09 Oc 2012-07Su-08Ma-06Ni-06Ma-04Ha
                            2.03Te 2012-02Ag-31Ag-30Ey-29Ek-28Ka-28Ar-27 Oc 2013-25Su-27Ma-25Ni-25Ma
                            3.23Ha 2013-22Te-21Ag-19Ey-18Ek-17Ka-17Ar-16 Oc 2014-14Su-16Ma-15Ni-14Ma-13Ha
                            4.12Te 2014-10Ag-09Ey-08Ek-06Ka-06Ar-05 Oc 2015-03Su-05Ma-04Ni-04Ma-02Ha

                            Uyduruk kamerî yili güzelim hicrî takvime yamayanlar iste Allah'in bu hükmüne razi olmamislar.

                            Biliyorum bu söyledigimi kimse kâle almaz. "Indirilen din"in üzerine lök diye çökmüs olan "uydurulan din"i kimse yerinden kipirdatamaz. Cesaret edemezler. Kurulu düzen bozulur. Çikarlar zedelenir.

                            Ben de cesaret edemem. Konusuyorum iste.
                            Last edited by Hasan Akçay; 5. August 2013, 09:55 AM.

                            Comment

                            • Hasan Akçay
                              Uzman Üye
                              • Dec 2010
                              • 826

                              #59
                              IDDET: süre*, sayi(m).

                              Tevbe 36'daki "Allah açisindan aylarin süresi 12 aydir" demek EN AZ 12 aydir, demek. 11 olmaz. 11 ay bir IDDET etmez. 12'nci dolunayi devredip te o katmerli nesî küfrünü islemeyin.

                              Ama 13 olur. Allah gökleri ve yeri yarattigi gün aylari böyle düzenlemis. Allah'in degismeyen yasalarindan biri bu. Sünnetullah. Örnegin Iddet 3'te 13 ay var. 13 Haziran 2014:

                              23Ha 2013-22Te-21Ag-19Ey-18Ek-17Ka-17Ar-16 Oc 2014-14Su-16Ma-15Ni-14Ma-13Ha

                              13'ncü dolunayi oldugu yerde birakin; o, içinde bulundugu "süre"ye aittir; SAKIN ola bir sonraki "iddet"e devredilmeye. Yoksa haram aylari helal ilan edersiniz. O yüzden örnegin av yasagi vakten sabittir çünkü av hayvanlari yilin hep ayni vaktinde yavrulayip yavrularini büyütürler. Ama siz haram aylari vakten habire kaydirip av yasaginin disina çikarirsiniz ve av hayvani öldürür, "Allah'in haram aylari"nda kan dökersiniz.

                              Fesat Sokulmus. 12 sehr 1 kamerî yil olsun diye 13'ncü dolunay zincirleme devredilir olmus, küfür otomatige baglanmis.

                              ______________________________

                              *Talâk 1'in Diyanet mealine düsülen dipnot: "Iddet, bosanan kadinin esiyle irtibatinin tamamen kesilmesi için dinen beklenmesi gereken süredir."
                              Last edited by Hasan Akçay; 6. November 2013, 01:35 PM.

                              Comment

                              • beyazasi
                                Katılımcı Üye
                                • Aug 2013
                                • 50

                                #60
                                ....
                                Last edited by beyazasi; 31. August 2017, 07:12 PM.

                                Comment

                                Working...