Nisa Suresi

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • dost1
    Site Yöneticisi
    • Sep 2008
    • 1905

    #61
    Selamun aleyküm,
    Değerli Kardeşlerim tefekkürümüze ışık olabilmesi nedeniyle "darebe" ile ilgili bilgi paylaşmak istiyorum.
    “Darb” sözcüğü, iyi bir müteşabih sözcük örneği olup, Lisan-ül Arab ve Tac-ül Arus’un beyanlarına göre yüzlerce farklı anlamda kullanılmaktadır.
    “Darb” sözcüğünün hakikî manası; “Bir şeyin üzerinde bir şey oluşturmak” demektir. Bir şey üzerinde bir şey oluşturmanın ise doğal olarak bir çok yolu ve yöntemi olduğu için sözcük, mecazen bu kadar çok anlamda kullanılabilmektedir. Meselâ, herhangi bir nesne üzerinde el, sopa, kılıç gibi bir çok “şey” vasıtasıyla bir şeyler oluşturmak mümkündür. Bir nesne üzerinde el ile oluşturulan şey “dövmek” veya “çarpmak” sözleriyle, sopa ile oluşturulan şey “kırmak” veya “devirmek” sözleriyle, kılıç ile oluşturulan şey “kesmek”, “yaralamak” veya “çizmek” sözcükleriyle ifade edilen eylemler olabilir. İşte, tüm bu eylemler “darp” sözcüğünün anlamı kapsamındadır. Başka bir örnek olarak, herhangi bir metal parçası üzerinde yapılacak oyma veya kabartma eylemi de “darb” sözcüğüyle ifade edilir. Nitekim metal para basımına “darb”, para basılan yere de “darbhane” adı verilmiştir. Osmanlı paralarının üstünde yazılı olan “duribe fi Kostantıniyye” ibaresi de; “Kostantıniye’de (İstanbul’da) basılmıştır” anlamına gelmektedir. Yine başka bir örnek olarak, yollarda ayakla iz oluşturmak ve bu anlam ekseninde rızık için, ticaret için veya savaş için yola gitmek de hep “darp” sözcüğüyle ifade edilir. Ayrıca Araplar misafire “dârib (yol tepen)” derler. Mecaz anlamları arasında “dövmek” ve “çarpmak” anlamlarıyla meşhur olan “darb” sözcüğü; yağmurun topraktaki izi, Musa peygemberin İsrailoğullarına denizde asasıyla yol açması, tuvalete defi hacet için hızlı gitmek, çiş yapmak, bir yere bir şey dikmek, erkek hayvanın dişisinin üstüne çıkması, bir şeyi bir şeye çarpmak, karıştırmak, koyun boyamak, suda yüzmek, akrep sokması, kalp atışı, nabız vuruşu, bir şeyi kaldırmak, el ile işaret, sıkı tutmak, kavgadan-belâdan kaçmak, bir yere varıp dikilmek, örnek vermek ve daha bir çok anlamlarda kullanılır. (Lisan-ül Arab 5/477, 483; Tac-ül Arus, 2/ 166-175; Müfredat, s. 294.)
    “Darb” sözcüğünün değişik anlamlarıyla ilgili Kur’an’da bir çok örnek mevcut olduğu için, Kur’an üzerinde çalışanların bu sözcüğün geçtiği pasajdaki anlamı yakalayabilmeleri için sözcük üzerinde iyi düşünmeleri gerekmektedir.
    Görüldüğü üzere “darb” sözcüğü müteşabih anlamlı bir sözcüktür. Bu sebeple sözcük, yer aldığı cümledeki veya bulunduğu pasajdaki söz ve anlam akışı dikkate alınarak tevil edilmeli, yani sözcüğün değişik anlamlarından birisi tercih edilmelidir.

    Kusursuzluk sadece Allah'a mahsusdur.
    Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.
    Sevgi,saygı ve muhabbetle.
    Allah'a emanet olunuz.
    Halil Ay

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #62
      Bir bilgi olarak şunu kenara yazalım.

      "Kitap'ta savaşın ne zaman ve nasıl yapılacağı açıktır:
      Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez. (Bakara Suresi, 190 )
      Savaş ancak, MÜSLÜMANLARA KARŞI SAVAŞANLARA yönelik olarak yapılmalıdır, yani bir SAVUNMA savaşı olmalıdır. Müslümanların karşı tarafa sebepsiz yere saldırmaları kesin olarak YASAKLANMIŞTIR.

      İslam’ın yeryüzündeki tüm insanlara ulaştırılması, savaş açarak değil ancak İslâm Ahlakını yaşayıp da göstererek, bu yönde tavsiye etmekle olur.
      Müslümanlara Allah ayetinde verdiği emir, bir topluluğa, yaptıkları haksızlıktan ve saldırganlıklarından dolayı öfke duysalar bile, onlara karşı daima adaleti ayakta tutmaları gerektiği şeklindedir. Allah ayetinde şöyle bildirir:

      "Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (Maide Suresi, 8)
      Müslümanlar yeryüzünde barışın, esenliğin, özgürlüğün tesis edilmesi için çabalamalıdırlar, Kitap'taki Müslüman tanımı bu şekildedir.

      Ayetlere Göre Savaş Ancak Savunma Amaçlıdır

      Dünyada İslam adına ortaya çıkan dev bir kesim var. Kitap'tan habersizler. Kendi türettikleri, hurafelerden oluşan batıl bir dini yaşıyorlar. Kitap'ta olmayana var diyorlar, helali haram kılıyor, yeni bidatler üretiyor ve sevgi ve barış dini olan İslam’ı nefret ve savaş dini haline getirmeye çalışıyorlar. En tehlikeli yönlerinden biri de yaşadıkları bu dine İslam adını veriyor ve İslam adı altında yaptıkları uygulamalarla gerçek İslam’a en büyük zararı veriyorlar.
      Yazı "Yalnış bilinen gerçekler sitesinden" alıntıdır.

      Görüldüğü gibi "darb" fiili, Nisa-94'ün yanında aynı zamanda 101. ayette de geçer ki ki amaç "SEBİLLULLAH"ı yani Allah'ın salatını/dini yardımını müşrikler içerisinde mahsur kalmış "islama yatkın" kişilere "yol oğlu veya gezginci vaiz sifatını almış sahabe" ile ulaştırmak ve onlara islamın esaslarını vurarak, pulun paraya çevrilmesi gibi, müşrikliklerini veya münafıklıklarını yok ederek müslümanlığa dönüştürmek.

      Öğretilenler ekonomik ve sosyal yönden kollektivist bir yaşam tarzı olduğundan muhakkak ki soyguncu/kapitalist müşrikler bu öğretiden memnun olamayacağından sahabe/vaiz, çevreden bir memnuniyetsizlik hissettiği zaman tartaklanmaktan/dayak yemekten kurtulmak için bu yardıma muhtaç olanlara karşı görevini ortam müsait olduğu zamana ertelemelidir.(Peygamber de Mekke'de amcası ve taraftarları tarafından tartaklanmıştı)

      İşte bu ayette anlatılan basitçe bu. Biz bunu bu yazının ikinci sahifesinde daha evvel şöyle ifade etmiştik:

      "Nereden çıkartıyorsunuz "namazı-mamazı"
      Nisa-101. ayetin "yeryüzünde seferdeyken" ifadesini karşılayan orijinali "iza darebtüm fiyl ardi"nin gerekçesi, ayet cümlesi içerisindeki "salat"tır. "Darabe"nin amacı yeryüzünü tebliğden haberdar etmek, bunun için de deccal, tüccar, çerçi gibi değil de "İSA-MESİH" gibi dolaşıp ilahi bilgiyi iletmek, ilahi yönden yardım/salat etmektir; kitaptan öğretmektir." Devam edeceğim.


      Saygılarımla.
      Galip Yetkin.
      Last edited by galipyetkin; 2. October 2019, 11:56 AM.

      Comment

      • galipyetkin
        Uzman Üye
        • Sep 2011
        • 1389

        #63
        Daha önce şurada:
        http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2896&page=2

        Şöyle yazmıştık:
        Kendimi namaz konusundan uzak tutmaya çalışacağım. Çünkü ''Pehlivan tefrikası''na sonra da ''haklılık'' iddiasına dönüşüyor. İş alevlenmeden önce ben de Nisa 102 hakkındaki görüşlerimi araya sıkıştırıvereyim bâri.

        Mekke'nin fethi sonrası verilen ültimatom ile Müslüman şeriatını öğrenmek isteyen MÜŞRİKLERİN, Allah'ın öğrenim ve eğitimi/hac için çağrıldıkları Hacc-ı Ekber'de Peygamber tarafından, haccı nasıl yapmaları gerektiğini anlattığı bir sahne önümüzdedir.

        Dikkat edin Mekke'de ve civarında Tevbe-7 de belirtilen ve Mekke'nin fethinde Peygamber'in mescid el haram istikametinde (ind el mescid el haram fema İSTİKAMU) , nimete nankörlük etmeyenler (yani Bakara-219, Muminun-4,5 ve Nahl-71 ayetlerine uygun yaşayanlar) olmasından dolayı anlaşma yaptıklarından (himayeye aldıklarından) başka dost yoktur. Sıcak bir savaş hali de yoktur. İstikrar yoktur,ama asayiş kurulmuş ki Hacc-ı Ekber'e çağrı var.

        Peygamber hacc-ı ekber için gelen müşriklere/müslümanlığa ilk adım olan hacc-ı ekber için gelenlere, salat etmekte, yani haccı nasıl yapacakları yönünde ilk elden bilgilendirmekte, öğretmekte, eğitmektedir(salat/yardım). Bu öğrenilenler haccın birinci günü, toplanma bölgesinde, haccın 2. ve 3. safhaları hakkında verilen bilgilerdir. Böylece dinleyenler "hacc hakkında" 'arif', bilgi sahibi, irfan sahibi olacaklar ve bu bilgilerini 2.ve 3. safhalarda tatbik edeceklerdir. Meselâ ''Safâ Tepesi'' nin anlamı, neden ''Merve Tepesi''nde değil de orada toplanıldığı, amaçları vs.

        Buradaki bölükler askerlikteki bölükler değildir. Hacc için gelenlerin kalabalıklık durumuna göre hitap edilebilecek büyüklükteki müşrik topluluklarıdır ki topluluğun büyüklüğüne göre 3...5...15... grup da olabilir. Çünkü bilgilendirme kalabalık durumuna göre günün ilk ışıklarından akşam alacakaranlığına kadar sürmektedir.

        Silahlı olanlar da yalnızca Mekke'yi fetheden müslümanlardır; sahabelerdir(denetim altındaki düşmanın silahlarından arındırılmadığı iddia edilemez.). Bunlardan(sahabelerden) bir grup peygamberin etrafında bulunup da sırf onu koruyan (onlardan bır kısım/grup seninle beraber bulunsunlar denilen) fedai sahabeler(yakın koruma),
        ''diğer guruplar'' da salat için alana alınan fakat içlerinde sabotaj/suıkast yapma ihtimali olan kişilerin bulunabilaceği toplulukları peygamberden mesafeli tutup eylem yapılmasını engelleyecek sahabelerdir.
        'Bir grup' ifadesi, müşriklerin iki gruba ayrılacağını veya sahabelerin iki gruba ayrılacaklarını anlatmaz. Duruma göre ayrılan, teşkil edilenen gruplardan 'herhangi bir grup' anlamınadır.

        Alana ilk alınıp da secde edenler alanı boşaltacaklarından, düzenin korunması için arkaya geçecekler ve onları çevreleyen korumacı sahabeler de onlarla arkaya, arka bölgeye geçip, arka tarafı koruyacaklardır. Yani buradaki anlam ''secde ettiklerinde (diğerleri, yani ilk müşrik grubuna refakat edenler), bu müşrik grup ile arkaya geçip, sizin arkanızda (koruyucu) olsunlar.'' anlamınadır. Alana yeni gelen öğrenicilere yeni bir sahabe grubu refakat edecektir.

        Bu nedenlerle ben bu ayeti önceki ayetle birlikte ''korunma ve koruma'' organizasyonu ayetlari olarak anlıyorum.

        Devam edeceğim.

        Saygılarımla.
        Galip Yetkin.
        Last edited by galipyetkin; 23. January 2021, 09:16 PM.

        Comment

        • Hasan Akçay
          Uzman Üye
          • Dec 2010
          • 826

          #64
          Araştıran Nickli Üyeden Alıntı
          Kusura bakmayın ama kendi mantığınıza göre bir şey geliştiriyorsunuz,sonra bu böyle olamaz diye diye desteksiz iddialarda bulunuyorsunuz ve sonunda sitede yazılanların yalan,yanlış ve kurana ters olduğu tespitini yapıyorsunuz.Yazmayım yazmayım dedim ama dayanamadım.Sizin mantığınızın yerine birde ben bakış açımı sunayım öyleyse.Bir kere Can pazarındaki isteklendirme demişsiniz ben salatın kısaltmasında kullanılabilecek olan en uygun kelime brifing i kullanmak istiyorum daha öncede yazışmıştık anlamı kısa toplantı.Can pazarında müminlerin morali,saldırı isteği doruk noktasına çıkarılamaz bu mantıken hiç de akla uygun değildir o zaman sizin dediğiniz gibi bu belkide çok uzun sürer,bu yüzden böyle bir salat biçimi savaş esnasında olmamalıdır.Bu salat savaştan önce sonuna kadar yapılmalı ve müminlerin moral-motivasyonu en üst düzeye getirilmeli, [/U]savaş sırasındada tam kıvama gelen [U]mücahidler brifingle daha önce almış oldukları eğitim perçinlenmelidir.Şimdi bu durumdada Kurana aykırı bir durum görebilecekmisiniz acaba merak ettim.Yazımın başındada belirttiğim gibi desteksiz iddialarınız bu durumda salat nedir diye sorduğum ilahiyatçılardan cevap olarak namazdır-duadır aldığımdan farksızsınız.
          savaş sırasında tam kıvamına gelen mücahidler...

          Kardes, Allah'in sözlerini dogru nakledelim.
          tam kivaminda olmanizdan söz etmiyor Allah.

          Tam aksine,
          kafirlerin size saldiracagina dair endise içinde olmanizdan söz ediyor:
          hıftum en yeftinekumullezîne keferû...

          Iste caiz olan
          endise aninizdaki o "salâttan kisaltmaniz"dir, en taksurû mines salât

          Kafirler
          BiR saldirisla üzerinize çullanmak üzeredir, yemîlûne aleykum meyleten vâhıdeh.

          Kendisinden kisaltilan salât o ortamda yerine getirilen salâttir.

          Bakin salât için gruplara
          o yüzden ayilmissiniz.

          Bir grup salât ederken
          öteki grup düsmani gözetliyor.

          Allah, elçisini salât esnasinda
          "Silahlarini yanlarina alsinlar!" diye
          o yüzden uyariyor.

          Öyle bi ortamda su içebilirsiniz, yemek yiyebilir, KIYAM durup SECDE ederek nöbetlese namaz kilabilirsiniz ama... briefing yapamazsiniz.

          Hele hele
          zaten KISA olan "briefing"den bi KISALTMA daha yaparak
          komiklesemezsiniz.

          Savas can pazaridir, şakaya gelmez.

          *

          Görüyorum ki bana öfkelisiniz,
          Tamam, öfkelenmek de haktir, saygi duyarim

          ama nolur

          siz de benim inancima
          desteksiz iddia
          demeyecek kadar saygili olsaniz?

          Comment

          • Araştıran
            Uzman Üye
            • Mar 2013
            • 110

            #65
            Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
            Kardes, Allah'in sözlerini dogru nakledelim.
            tam kivaminda olmanizdan söz etmiyor Allah.
            Öncelikle Allahın sözlerini saptırarak aktarmaktan Allaha sığınırım.Benim aktardığım kendi düşüncelerimdi.Nasıl siz yorum yapabiliyorsanız bende kendi yorumumu yapabiliyorum.Ben savaş esnasında tam kıvamda olmalarında bahsetmedimki bir kere doğru anlaşılsın söylediklerim.Tam kıvamında demekten kastım hazır olmalarıydı yani savaşa zihinsel olarak tam hazır olmaları ama savaş esnasındayken de tekrar motivasyon sağlanması.Bu motivasyon da önceki salattan kısaltma babında.Brifing den kısaltmadan da bahsetmedim zaten brifing salatın kısaltması burdada bir yanlış anlaşılma olmuş yada ben anlatamadım bilemiyorum.Bana komikleşmekten bahsetmişsiniz ama hala salatın nasıl oluyorda namaz olduğunu açıklayamamakla siz biraz komik duruma düşüyorsunuz.Zaten salatın namaz olduğunu hakkıyla açıklayan çıkabilse hemen tevbe edeceğim ve tüm yazılarımı elimden geldiğince düzeltmeye çalışacağım ama malesef heniz öyle bir babayiğit çıkmadı.Son olarak kimseye öfkeli olamam hele hele bu forumda asla olmaz.Ama şöyle olur nasıl bir abi kardeşine,yada bir kardeş abisine sevdiği için kırgın olur bu yüzdende bazen öfkeleniyomuş gibi gözükür benimkide öyle birşey.(Kaldıki bundan önceki yazınızda bu sitede yalan yanlış ve kurana ters olan şeylerin yazıldığından bahsetmiştiniz,bunda kırılmakta haklıyım)Saygısızlık konusuna eğer destekli bir iddianız olsaydı desteksiz demezdim.Bunu saygısızlık olarak kabul etseydiniz kusura bakmayın.
            Karşılarında okunup duran Kitab'ı sana indirmemiz yetmedi mi onlara? Şüphesiz bunda iman edecek bir kavim için elbette bir rahmet ve ilahi bir ihtar vardır..ANKEBÛT - 51

            Comment

            • Hasan Akçay
              Uzman Üye
              • Dec 2010
              • 826

              #66
              zaten brifing salatın kısaltması...

              Tamam, sayalim ki
              "briefing salâtin kisaltilmasi"dir.

              Iyi ama salât nedir?

              Allah mealen
              "Cephede salâttan kisaltmaniz günah degildir"
              diyor.

              "Salât"in ne oldugunu bilecegiz ki
              onu kisaltip BRIEFING üretelim.


              *

              Benim gördügüm
              şudur:

              salât (ya da onun kisaltilmasi)
              isteklendirme anlaminda BRIEFING
              olamaz

              çünkü

              isteklendirme ihtiyaci
              cephede
              bütün gün duyulur:

              gün batimindan karanliga kadar,
              karanligin çökmesinden gece yarisina kadar,
              gece yarisindan fecre kadar,
              fecirden gün dogumuna kadar,
              kusluk vakti,
              ögleyin,
              ögle vaktinden gün batimina kadar...

              Su uyur düsman uyumaz.

              Yani bütün gün, günün 24 saatinde
              o salât... edilmek zorunda.

              Kuran'daki salât ise kitâben mevkûtâ (4:103) olup
              yalnizca 2 vakittir:

              gecenin GÜNDÜZE YAKIN iki ucu. (11:114)

              Cephede ikna ve boyun egdirme amaçli EGITIM ÖGRETIM ne kadar Kuran ve GERÇEK DISI ise
              isteklendirme amaçli BRIEFING de o kadar Kuran ve GERÇEK DISI. Kusura bakmayin.
              Last edited by Hasan Akçay; 6. January 2015, 10:46 AM.

              Comment

              • bartsimpson
                Super Moderator
                • Mar 2012
                • 692

                #67
                Aklıma HomeLand dizisi geldi... (Elin kafiri nasıl savaşıyor görün, göründe salatın ne denli önemli olduğunu kavrayın)

                Adamlar artık uyduları da bıraktılar bir kaç km tepemizde dronlarla (yani insansız hava araçları ile ki bunlar 7/24 havada kalabiliyor çünkü güneş enerjisi ile çalışıyor) donumuzun rengini tespit ederken, biz bir orduyu 2 ye bölüp (düşünün bir orduyu diyorum... hayal edin... kaç kişi ve bu işi yaparken nerede saklanacaklar) yarınız salata (yani namaza) durun diğer yarınız dronlara taşa atıp sizi korusun mu diyecez yoksa bu ve bunun gibi tehlikeler ve nasıl korunulması ve stratejiler üretilmesi hakkında insanları mı bilgilendireceğiz.

                Valla alnımızın çatına anında füzeyi yeriz DNA'mızı bulamazlar.

                Akıllı olun, aklınızı alırlar haberiniz olmaz. Ki haberiniz de yok zaten...
                Last edited by bartsimpson; 6. January 2015, 12:38 PM.
                "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                Comment

                • Hasan Akçay
                  Uzman Üye
                  • Dec 2010
                  • 826

                  #68
                  Dronlarin cirit attigi günümüzü degil
                  Nisâ 101-104'ün ortamini konusuyoruz.
                  Tipki sayin Hakki Yilmaz'in yaptigi gibi.

                  O ortamda yerine getirilmis olan "salât"i konusuyoruz
                  "o salât dronlarin ortaminda yerine getirilsin mi getirilmesin mi"yi degil.

                  Bart kardesim,
                  sizin bu kadar konu DISINA çikip
                  görüs alip veriyor GiBi yapmaniz

                  bizi hiç bi yere vardirmaz,
                  "Kuran odakli dindarlik"tan daha da uzaklastirir.

                  Izninizle
                  ben yine susma hakkimi kullanacagim.

                  Comment

                  • bartsimpson
                    Super Moderator
                    • Mar 2012
                    • 692

                    #69
                    Hasan Akçay Nickli Üyeden Alıntı
                    Bart kardesim,
                    sizin bu kadar konu DISINA çikip
                    görüs alip veriyor GiBi yapmaniz

                    bizi hiç bi yere vardirmaz.
                    Valla hocam ister sus... ister konuş... o keyfinin bileceği iş.

                    Tartışmalarınınızda ve fikir alışverişlerinizde konuları kısır döngüye sokmakta üstünüze yok.

                    Orjininde insan ve yaşam olan hiçbir konuyu Kuran dışı tutamazsınız.
                    Buna hakkınız yok.
                    Bu bağlamdaki fikirleri ve düşünceleri de yok sayamazsınız.
                    Ama şunu da bil ki Kuran'ı konu dışı diyerek hayatın dışında tutma çabalarınız yüzünde bu emevi zihniyetinden kurtulamıyoruz.

                    Sen bana 1400 yıl önceki arabın hayatını ve ortamını örnekleyeceğine günümüz sosyal hayatını ve bu ortamda "salatın" nasıl yaşanacağını anlat.

                    Ne ben arabım ne de burası arabistan.

                    21. yüzyıla ve Türkiye'ye gel de öyle konuşalım.
                    "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                    Comment

                    • han
                      Katılımcı Üye
                      • Jul 2012
                      • 37

                      #70
                      Dostlar,

                      Kuran'daki öğretinin temelinde;
                      - dualite(niyetinize göre sapmak/kılavuzlanmak için deliller) 18:29
                      - protestanlık(çağı-ata öğretisini yargılama ve aklen gerekiyorsa reddiye) 2:170
                      - agnostik yaklaşım(bilinemezcilik ilkesiyle ilmi daima Allah'tan dileme, dogmalaşmaktan-radikallikten kaçınma) 2:255 ve 11:112

                      gibi konular var. Ben bu yaklaşımım sebebiyle, kesin-net bir yorum getirmekten genellikle sakınarak, bahşedilen ilmin zamanla artma ihtimalini de umarak, çoğu konuda gelişime açık yorumları benimsiyorum.

                      Bu nedenle, salât kelimesinin anlamını da bu şekilde incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Biri "kesinlikle bu demektir" diyorsa, o fikirden açıkçası çekiniyorum. Hanifdostlar'da da yazdığım salât çıkarımım şu şekilde;

                      ----------------------------------------------------------------------------------------
                      Çoğu kaynakta yapılan tanımların özeti ile Salât kelime kökeni;

                      Salât: destek(-leme), dayanışma, takip etme, katılma, kutsama, talep etme(dilekçe, rica, dua, yalvarış vb.)

                      şeklindedir. Kök anlamlar üzerinde de biraz kafa yorunca; bir işe destek vermek, yardım etmek, tabi olmak anlamı çıkabileceği gibi, talepte bulunmak, dua etmek[namaz] gibi anlamlar da çıkartılabilir. Kuran ayetlerinde de bu anlamların olduğu görülebilir.

                      Örn. desteklemek anlamı 33:56'da,

                      rütüel-namaz anlamı 4:103'te.

                      Özetle benim kabulüm;
                      SALAT = ıSLah olma/etme = yardımla(ş)ma, ibadet etme

                      şeklindedir.

                      Selamlar.
                      Last edited by han; 8. January 2015, 03:47 AM.
                      1:6 İlet bizi O dosdoğru yola...

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #71
                        Özetle benim kabulüm;
                        SALAT = ıSLah olma/etme = yardımla(ş)ma, ibadet etme

                        şeklindedir.

                        Selamlar.



                        2/BAKARA-10: Fî kulûbihim maradun, fe zâdehumullâhu maradâ(maradan) ve lehum azâbun elîmun bi mâ kânû yekzibûn(yekzibûne).
                        Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını arttırdı. Tekzip etmiş olmaları (Allah’a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır.

                        2/BAKARA-11: Ve izâ kîle lehum lâ tufsidû fîl ardı, kâlû innemâ nahnu muslihûn(muslihûne).
                        Onlara (Allah’a ulaşmayı dilemedikleri için, kalpleri engelli ve başkalarını hidayetten men ettikleri için Allah’ın hastalıklarını artırdığı insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın (başkalarını Allah'ın yolundan men etmeyin)!” denildiği zaman: “Biz sadece ISLAH EDİCİyiz.” dediler.

                        2/BAKARA-12: E lâ innehum humul mufsidûne ve lâkin lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
                        Gerçekten onlar, fesat çıkaranlar, onlar değil mi? Ve lâkin farkında değiller.

                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 9. January 2015, 11:38 AM.

                        Comment

                        • galipyetkin
                          Uzman Üye
                          • Sep 2011
                          • 1389

                          #72
                          Nihayet Nisa-103. ayet hakkındaki şahsi görüşlerimiz de şöyledir.

                          Nisa-102. ayette müşrik olup da Peygamberimizin salatından sonra bu l03. ayet ile "secde" edenlere hitap edilmektedir:
                          "Peygamber'den aldığınız Allah'ın yardımından/salatından sonra her hal ve durumda, uzaklıktan/cunubluktan kurtulmak için, daima Allah'ı anın, Allah arayışlarınızı sürdürün. Ve bu eylem ve düşünce ile, ulaştığınız hissediş ile siz de "salat-ı ikâme edin/birbirinizle karşılıklı yardımlaşmayı yaşamınızın ana prensibi yapın. Çünkü salat-ı ikâme/Allah'ın yardımını karşındaki ihtiyaç sahibine ulaştırıp toplumsal olarak bölüşme, İslam'ın güçlü bir farzı, aksatılmaz bir vazifesi, mutlak uyulması gerekli bir yasası, ve zorunlu bir ibadetidir."

                          Saygılarımla.
                          Galip Yetkin
                          Last edited by galipyetkin; 22. August 2018, 08:08 AM.

                          Comment

                          • khaos
                            Uzman Üye
                            • Apr 2012
                            • 346

                            #73
                            Galip Abi,
                            Salat-ı ikame yapan bir toplulukta en fazla kaç nesil muhtaç insan görür.(miskinleri ayrı tutuyorum).Tabi Salat-ı ikame ana prensibinde devletinde eşitlikçi, gerçek manada sosyal bir devlet olması gerekir. Bu bağlamda kollektif bir yaşam biçimi için salat-ı ikame olmazsa olmaz diyebilir miyiz.
                            (FOR RAVEN)

                            Comment

                            • galipyetkin
                              Uzman Üye
                              • Sep 2011
                              • 1389

                              #74
                              Saygın khaos.

                              Bu günkü devletin bilgiye ulaşma ve ulaştırma, yapma-yaptırma erkiyle ve istatistiki bilgilere ulaşabilme olanaklarıyla, toplumun gücünü elinde bulunduran katmanlarının ve dış güçlerin toplumsal iradeye saygılı olmasıyla veya oldurulmasıyla, ufak tefek aksaklıklar ve organizasyon hataları dışında bir sene içerisinde muhtaçlık/muhtaç insan figürü ortadan kalkar; fakat tam rayına oturtulması ise bir beceri ve mücadeleyi, ve bu da mücadeleye bağlı başarıyı gerektirir. "Ramazan" tanımlamalarının saptırılmasındaki amaç da bu mücadelenin yapılmamaması ve yapılsa bile başarıya ulaşmamasını sağlamaya yönelik saptırımlardır.
                              Başarıya ulaşabilme yolunun ilki uygun ortamı; buna ulaşabilmek için doğruyu içeren Kur'an bilgisi veya mealler üzerinden verilecek doğru Kur'an eğitimi ve o bilgiyi isteme ve uygulama(müslümanlık) gereklidir. O takdirde zaten kollektivist veya sosyal devlet kendiliğinden oluşacak ve o ortamın şartları kendi kurumlarını doğuracaktır.
                              Ancak dikkat edilmesi gereken bu gün tatbik edilen katı kollektivizm veye sosyal devlet düzeni olmayıp İslam'ın tarif ettiği içinde aklın yanında vicdanın da isterseniz Allah korkusunun veya Allah'a (ama pısırıkça değil) sığınmanın(yani Allah'ın gösterdiği yoldan yürümenin) da bulunduğu Kur'an'da anlatılan kollektivizm ki bu yönde Kur'an'da İbrahim Peygamber'in "beyt"inden haşr-9 ayetine kadar birçok tanım, hatta her satırında eşitlik, adalet, "kıst" bulabilirsiniz.


                              Saygılarımla,
                              Galip Yetkin.
                              Last edited by galipyetkin; 21. January 2015, 10:09 PM.

                              Comment

                              • kuman
                                Uzman Üye
                                • Mar 2013
                                • 583

                                #75
                                galipyetkin Nickli Üyeden Alıntı
                                Saygın khaos.

                                Bu günkü devletin bilgiye ulaşma ve ulaştırma, yapma-yaptırma erkiyle ve istatistiki bilgilere ulaşabilme olanaklarıyla, toplumun gücünü elinde bulunduran katmanlarının ve dış güçlerin toplumsal iradeye saygılı olmasıyla veya oldurulmasıyla, ufak tefek aksaklıklar ve organizasyon hataları dışında bir sene içerisinde muhtaçlık/muhtaç insan figürü ortadan kalkar; fakat tam rayına oturtulması ise bir beceri ve mücadeleyi, ve bu da mücadeleye bağlı başarıyı gerektirir. "Ramazan" tanımlamalarının saptırılmasındaki amaç da bu mücadelenin yapılmamaması ve yapılsa bile başarıya ulaşmamasını sağlamaya yönelik saptırımlardır.
                                Başarıya ulaşabilme yolunun ilki uygun ortamı; buna ulaşabilmek için doğruyu içeren Kur'an bilgisi veya mealler üzerinden verilecek doğru Kur'an eğitimi ve o bilgiyi isteme ve uygulama(müslümanlık) gereklidir. O takdirde zaten kollektivist veya sosyal devlet kendiliğinden oluşacak ve o ortamın şartları kendi kurumlarını doğuracaktır.
                                Ancak dikkat edilmesi gereken bu gün tatbik edilen katı kollektivizm veye sosyal devlet düzeni olmayıp İslam'ın tarif ettiği içinde aklın yanında vicdanın da isterseniz Allah korkusunun veya Allah'a (ama pısırıkça değil) sığınmanın(yani Allah'ın gösterdiği yoldan yürümenin) da bulunduğu Kur'an'da anlatılan kollektivizm ki bu yönde Kur'an'da İbrahim Peygamber'in "beyt"inden haşr-9 ayetine kadar birçok tanım, hatta her satırında eşitlik, adalet, "kıst" bulabilirsiniz.


                                Saygılarımla,
                                Galip Yetkin.
                                Sayin yetkin,

                                1 sene demissiniz bunu tekrar dusunseniz. 30 yildan asagi olmaz diyorum ben...
                                ve ilk once nerden baslanacagi belirlenmeli

                                Comment

                                Working...