Yazın Ortasında Oruç?

Collapse
X
 
  • Saat
  • Show
Clear All
new posts
  • Hasan Akçay
    Uzman Üye
    • Dec 2010
    • 826

    #121
    Hasan Akçay ve onun gibi düsünenlere göre Ramazan ayi "21 Temmuzdan sonraki dolunaydan, kaybolmasina kadar geçecek zaman" imis.

    Güzel kardesim, hadi "21 Haziran"i yanlislikla 21 Temmuz yaptiniz; önemli degil, hepimiz yaniliriz da "21 Hazirandan sonraki dolunaydan, kaybolmasina kadar geçen zaman" ne demek? Özür dilerim, ne oldugunu gerçekten bilmiyorum.

    Ne oldugunu bile bilmedigim bir seyi söyler miyim? Yok öyle bir sey. Söylemedim. Lütfen!
    Last edited by Hasan Akçay; 2. December 2013, 10:49 AM.

    Comment

    • galipyetkin
      Uzman Üye
      • Sep 2011
      • 1389

      #122
      Sabahın mahmurluğu insana "Haziran"ı "Temmuz" da yaptırabiliyor; tıpkı sizin "Yetkin" soyadımı "Tekin" olarak yazmanız gibi. Dikkatsizlik işte!.

      Sayın Hasan Bey.
      Yalnış yapabiliriz. İkazınızla düzeltiriz. Özür dilemek de şiarımızdır; yeter ki siz üzülmeyin....

      Saygı ve hürmetlerimle....
      Galip Yetkin.

      Comment

      • Hasan Akçay
        Uzman Üye
        • Dec 2010
        • 826

        #123
        Haklisiniz; hepimiz yanilabiliriz. Verdiginiz nazik karsilik için tesekkür ederim.

        Bu arada "ma'dûdât"la ilgili su söylediginizi de düzeltmek zorundayim, özür dilerim: "eyyamen medudat"... ki bu ifadenin de bir veya iki elin parmakları sayısı kadar olduğu ifadesi ise...

        Yanlis: bir veya iki elin parmaklari
        Dogru: el parmaklari.

        Insan bir veya iki ele degil iki ele sahiptir. Yani?

        En iyisi,
        bu konudaki iletimi
        alintilayayim:

        Ma'dûdât el parmaklariyla sayilabilen demek.
        Kaynak: Dr Ayman. Onun da kaynagi Arapçanin kadim sözlükleri, örnegin El-Vâsit:

        Arapçanin kadim sözlükleri,
        örnegin El-Vâsit,
        "ma'dûtât"i el parmaklariyla sayilabilen diye tarif ederler: مَعْدُودٌ عَلَى رُؤُوسِ الأَصَابِعِ.

        Her ne kadar parmaklarla 1 000'e kadar bile sayilabilirse de akla ilk gelen sayi o degildir.

        Eger El-Vâsit
        el ve ayak parmaklari deseydi akla gelen sayi 20 olurdu;
        üc insanin el parmaklari deseydi 30 olurdu.

        Eger insanlar bir ön yargiya saplanip kalmadilarsa
        "el parmaklari ile sayilabilen"den cikaracaklari anlam
        10'dur.


        *

        "Savm"in 10 gün oldugu Bakara 196'da açik ve net olarak belirtiliyor. 3'ü hacda 7'si hacdan dönünce, toplam 10 gün.

        Bi de su önemli.
        Bu 10 sayisini
        Kur'ân çokça kullaniyor.

        Örnegin:

        Kocası ölen hanim dört ay 10 gün bekler (2:234).
        Musa’ya vaat ettigimiz otuz geceye 10 gün ekledik (7:142).
        Andolsun o 10 geceye (89:2).

        Bu "10 gün"ün ya da "10 gece"nin yaygin bir zaman ölçüsü oldugu belli. Çünkü o dönemde vakti bildiren radyolar yok, televizyon yok, gazeteler yok, duvar takvimleri yok. Oysa gökteki ay herkesin gözlerinin önünde.

        Vakti gökteki aydan ögrenmek son derece kolay.

        Ay dolunaydan itibaren küçüle küçüle güney yarikürede D seklini alir (kuzey yarikürede ters D). Ve bu D ertesi aksam karnini içeri çekmistir, hilal olarak görünür. 10 gün. Yani dolunaydan bu ilk hilale geçis 10 gün alir.

        O ----- 10 gün ----- D -- 4 gün -- )

        Ve o an
        basini kaldirip gök yüzüne bakan herkes bilir ki
        el parmaklariyla sayilabilen günler (eyyâmen ma'dûdât)
        sona ermistir.


        *

        Lisanul Arap Arapçanin kadim sözlüklerinden biri. Orda belirtiliyor ki sehr, "gökteki ayin göze çarpan VE nerdeyse TAM DOLU evresidir". Kisacasi sehr (شهر) = dolunay.

        (شهر (لسان العرب:
        والشَّهْرُ القَمَر، سمي بذلك لشُهرته وظُهوره، وقيل: إِذا ظهر وقارَب الكمال
        .
        Last edited by Hasan Akçay; 26. February 2026, 05:54 AM.

        Comment

        • galipyetkin
          Uzman Üye
          • Sep 2011
          • 1389

          #124
          Oruç/Savm hakkında dün biraz açıkılamalarda bulunmuştum. Oradan devam edeyim.

          1- O yazımda da belirttim. Ramazan, ayet inzal olurken takvim denilen çizelge Arap toplumunda kullanılmadığından, ay adı olamaz. Ayette verilen tanıma göre bu ifade bir bunalımı anlatmaktadır. İyi de bu bunalım ne?

          2-Şehr ifadesi burada meşhur, öne çıkmış, ön sırada, herkesi ilgilendiren zaman araliği anlamına geliyor.

          3- Kitap ın bize sunduğu ekonomik, sosyal ve dini yaşantıyı anlatan bu iki anlamı birleştiremez isek, Oruç-Savm diye nitelendirdiğimiz olguyu anlayamayız ve saparız.

          Bu nedenle Kıssaların anası/Yaratılış Kıssası/Adem in ikinci kısmına dikkat etmek gerekir. Burada yeryüzü cenneti Allah tan size doğuştan verilmiş yetilerinizle, aklınızla, Peygamberlerin getirdiği vahiylerle (artık benden size bir yol gösterici geldiğinde kim O na uyarsa, onun için korku ve hüzün olmayacaktır.) kendi kendinize, kendi cennetinizi kurmalısınız denmektedir. Ve orada doğuştan gelen hasletlerinize/fıtratınıza/Allah ın verdiği bilgilere yani dine uyarsanız NE ACIKIRSINIZ; NE ÇIPLAK KALIRSINIZ; orada NE SUSARSINIZ, NE DE GÜNEŞİN SICAĞINDA KALIRSINIZ (Ta-Ha:119). Yani orada aç ve açıkta kalınmaz, yeme-içme -giyinme-barınma gibi maddi ihtiyaçlarınızı karşılar, manevi ihtiyaçlarınızı da tatmin edersiniz; yeter ki bitmez tükenmez ihtiraslarınızı gemleyin ki aranızda -hırrr- çıkmasın. Güneşin sıcağında yanmak, barınmak, saldırı tehdidi ve güven sorununuz kalmaz. Orada her türlü olanak vardır. Orada yeni şeyler yaratabilir, icat da edebilirsiniz ve de paylaşabilirsiniz. Başkalarınınkine göz dikip almayın, çalmayın. İşte bu temel ihtiyaçların karşılandiği, fazlası paylaşılıp bölüşüldüğü, yağmanın, biriktirmenin olmadığı, hep birlikte(kollektif) kalkınılınan yer, bizim yeryüzü cennetimiz oluyor. Allah dünyamızın cennetinin ahıretteki cennetin aynısı olmasını istiyor.
          Bu başlıktaki yazının 4. sahifesinde, ikinci sırada, şurada: http://www.hanifler.com/showthread.php?t=1736&page=4 de, Sayın -hiiic-in bu konuda çok önemli bir yazısı var. Lütfen okur musunuz?

          Şimdi de Bakara-58 ve Bakara-61. ayetlere bakalım. Burada iki ayrı vasıf taşıyan iki ayrı yerleşim yeri tarif edilip, burada yaşanılan ekonomik ve sosyal yönleri gösterilmiştir.

          58. ayette Kariye den bahsedilir. Sözlükler köy diye çeviriyorlar. Yalnıştır. Medine Şehri denmez, Medine Kariyesi denir. Sebebi de her yönüyle eşitlikçi, ekonomik ve sosyal yönden kollektif bir yaşam, yani köy yaşantısı gibi imece yaşanır.

          Bakara-58:-Hani şunu demiştik onlara: Şu Karyeye girin ve orada DİLEDİĞİNİZ ŞEKİLDE YİYİN... Kapısından da SECDE ederek girin ve mağfiret dileyin. Ki hatalarınızı mağfiret edelim. Kendisine bağışlananları başkalarıyla KARŞILIKSIZ PAYLAŞANLARA daha da artıracağız.


          61. ayette, dikkat edin imece, kollektivist bir yaşam yok. Sebze- zerzevat-bakliyat çeşitliliği, bolluğu, kapitale ve ticarete, sömürüye dayalı, basit dünya hayatını, kişisel ihtirasları öne alan bireyci bir yaşantıyı, rekâbeti, aç gözlülüğü, kapitalizmi, ahreti değil, arz tutkusunu/bencilliği, ŞEHR i, şöhreti, torpille birinci olmayı öne çıkarmayı, bireysel başarıyı anlatır.

          Bakara-61:-Ne demiştiniz Musa ya...Biz tek gıda ile yetinmeyiz ; bizim için Rabbine dua et de bize ARZ da yetişenlerden(Ahrete sevk edicilerden değil,aşağılık dünya hayatı ve alçak hayatı yaşatanlardan) , baklasından, hıyarından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından versin!. Musa sordu: Size verilmiş hayırlı ve üstün olanını, adi, değersiz şeylerle mi değiştirmek istiyorsunuz? ŞEHRE inin o zaman, istediğinize kavuşursunuz. Bundan sonra üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu. Allah tan gadaba uğradılar. Çünkü Allah ın nefislerindeki işaretlerini örtüp, inkar edip; Hakk ın muradına karşı nebileri öldürüyorlardı. Kendilerinden açığa çıkan isyan sonucu, sınır tanımadan, çok ileri gittiler.

          Bu gün 29 gün müddetle aç kalıyormuşuz gibi yapıp, başkalarını dine aykırılık arz eden bir şekilde buna teşvikle kendimiz azgınca beslendiğimiz, İslam prensiplerine aykırı olarak bir öğünün bağışlama amaç olarak gösterilerek dindar görünmeye çalışanların çabalarıyla sömürü amacı halini almiş Oruç/Savm ın bu şekli, Ragıp İsfahani denilen bir sömürücünün/kapitalistin/hırsızın Müfredat isimli eserindendir, ve savmın tanımı çarpıtalarak verilmiştir. Bizim Of li hocadan daha derin hoca olduğundan demiş ki: Savm, yemeyi, içmeyi, konuşmayı ve cinsel ilişkiyi, yani yaşamayı bırakmaktır. Demiş de yaptığı tanıma herkes balıklama atlamış.

          Atlamış da niye atlamış?......

          Bir tarafta Allah ın Aç, açıkta kalmazsınız vaadi, bunun karşısında Kitabı elle yazan İsfehani nin Müfredatı.

          Zavallılık bundan sonra başlıyor....
          Allah ı boşver!...
          İsfahani tutulmaz!...

          Savm kelimesine bakalım. Bu, mânâ olarak bizim lisanımızda-Türkçemizde de var: SAVMAK.

          Savm Musa Peygamberin ekonomik ve sosyal kollektif hayatın, dış mihraklar tarafından tacizini önlemek için kurulmuş -beyt sistemi- olup, kapitalizmi/sömürü ve sömürücüleri savma amaçlı, birlik ve beraberlik içinde ekonomik ve sosyal kollektif yaşayarak savunmaya yarayan ekonomik, sosyal, siyasal ve dini tedbirlerdir. Geri durmak değil, bilakis saldırgan kapitalizmi alt etmeye dayalı dinamizmdir.

          Bu dinamizm, 29 günlük aç kalma ile yapılan bir eylem değil, şahit olunduğu anda -Kim şahit olursa- derhal bireysel ve toplumsal olarak sömürülmeye karşı savaştır ve Hadid-25 de, Nisa-71 de, Enfal-60 da bu yönde talimat verir.

          İşte Ramazan bu periyottur ve bu süreçte başarıya ulaşabilmek için gösterilen vahyi tutum-tavır, Es Siyam dır; Tedrib, yani tedbir almak, karşı koymak/savmak.

          Ramazan, bir müminin, Allah ın gösterdiği ilkelerle, gerek kendisinin ve ailesinin ve gerekse de yoldaşlarının sömürülmesine karşı koymak için çektiği zorluk ve sergilediği meşekkattir, sıkıntıdır, zorluklardır. Bu sıkıntılara dayanabileceği kadar, ara vermeden dayanacak ve nihayet kendi gecesine yani dayanamayacak hal almasına kadar karşı koyacaktır. Dayanamayacak durumda ise artık bu durum o kişinin gecesidir ve oruç bozulmalıdır, savaşa kendi yönünden ara vermelidir ki kuvvet kazanılıp devam edebilsin ve Allah ın lutfuna erişsin. Görülüyor ki orucu açmanın zamanının belirleyici unsuru dayanabilenecek en son noktadır. Kıtal halinde ise mükâfatı Allah ındadır.

          Mücadele şekli de -aman ben yemeyeyim de sen ye- değil:
          SABIR İLEdir= şiddetle karşı koyarak olayın üstüne gitmektir,
          ŞÜKR İLEdir= mihnet duymak, pısırıklık değil, tam karşılığını vermektir ve
          TAAT İLEdir= Allah ın emirlerine,(İsfahani nin değil) uymaktır.

          Devam edeceğimi zannederim. Etmesem de meramımı anlattım.
          Saygılarımla.
          Galip Yetkin.
          Last edited by galipyetkin; 27. April 2022, 05:54 PM.

          Comment

          • galipyetkin
            Uzman Üye
            • Sep 2011
            • 1389

            #125
            Şimdi de Bakara-184. ayette geçen " fidye" konusuna değinilmeli. Evvelki mak'alelerimden birinde, şurada:

            http://www.hanifler.com/showthread.php?t=2603

            fidye konusuna değinmiştim. Oradaki "fidye" kavramı, "ekonomik" bir kavramdı. Lütfen okuyunuz; ki yazacağım "sosyal fidye" kavramıyla farkını fark edelim.

            Biliyoruz ki Müslümanlar arasındaki ekonomik eşitlik "mizanda vezin" prensibine göre sağlanır. Kabaca anlatımı şudur: Terazinin kefelerinden birine bir Müslümanın o andaki olması gereken ağırlığını= ekonomik gücünü belirleyen bir ağırlık taşı/birimi koyarsınız ve ona göre eşitliği kurar; o ağırlıktaki ölçüye/birime göre belirlenecek değeri İslam'ın hüküm sürdüğü yerlerdeki bütün Müslümanlara sağlar, bütün Müslümanların aynı ekonomik ve sosyal imkanları elde etmesini sağlarsınız.
            Diğer bir anlatımla, Bütün Müslümanları, altlarından boru ile birbirlerine bağlı birer su bidonu gibi tahayyül edin. Bidonlardan birinden biraz su aldığınızda su seviyesi , yalnızca su alınan bidonda değil, bütün bidonlarda birden eşit olarak eksilir. Eğer su katarsanız her bidon aynı eşit seviyede yükselir. İşte "mizanda vezin" denilen ekonomik eşitlik bu.

            Şimdi yazacaklarım ise " sosyal eşitlik". Onu da kabaca şöyle tarif edeyim. Bakara-184. ayette, düşmana karşı savaşta namüsait şartlar içinde bulunsan bile bulunduğun şeraiti/ekonomik ve sosyal durumu düşünmeden korunmak ve düşmanı püskürtmek/alt etmek için derhal karşı koyacaksın, atılacaksın. Şartlar namüsait olsa bile..... Mükafatı Allah katında. Durumu(mesela karşı koyma olanakları) namüsait olan bu kişinin, durumu daha iyi olanlarla aynı seviyeye gelmesi için durumu fazlalıklı Müslüman kişilerden alacağı doğmakta, mücadeleye katılan diğer fazlalıklı kişiler de, eşitlenmek için o fazlalığı durumu müsait olmayan kişiye fazlalığı derhal vermek/bölüşmek mecburiyetindedir. İşte bu fazlalık, fazlalıklı kişide diğerleri aleyhinde haksız bir artı olup bu artıdan eksiklikleri olanın bir alacağı doğmaktadır. Ayette anlatılan "fidye" budur. Yani:
            Müslümanın diğer Müslümana tehlikede, her anında, her alanında eşitleninceye kadar YARDIM MÜKELLEFİYETİ.

            Savaş filmlerinde gördünüz , cephenin çöken tarafına diğer birliklerden veya aynı birliğin diğer bölümlerinde can/asker, silah, cephane takviyesi yapılır. Onun gibi; hayatın her safhasında olduğu/olması gibi.

            Maalesef, kollektivist bir ekonomik ve sosyal yapı ve bu yapıya uygun bir düşünce sistemi getiren İslam felsefesini, kapitalist zihniyette olduğumuzdan/olaya kapitalist ölçülerden baktığımızdan kavrayamıyor ve diyoruz ki: Adam hem oruç tutacak bir de kendisine vazife olarak verilmiş orucu tuttuğu için/vazifesini yaptığı için bir de fidye/para verecek, olmaz böyle şey" diyerek kendi mantığı içerisinde bir çözüm getirerek maalesef ayeti tahrif edecek, hem kendi hem de kendisini takip edenler hataya düşecek.

            Kapitalist sistem: İşçisin sen işçi kal.
            Kollektivist sistem: Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için.
            Devam edeceğim.

            Saygılarımla.
            Galip Yetkin.
            Last edited by galipyetkin; 18. September 2018, 10:20 AM.

            Comment

            • galipyetkin
              Uzman Üye
              • Sep 2011
              • 1389

              #126
              FİDYE'nin yerine Adak linkini vermişim. Özür dilerim. Düzelttim.

              galip Yetkin

              Comment

              • galipyetkin
                Uzman Üye
                • Sep 2011
                • 1389

                #127
                Savm ve siyam.

                Kendisine ve toplumuna yönelen gerek iç-gerek dış emperyalist düşman güçlere karşı bu güçleri gerek ilmi gerek fiili BİREYSEL fiille alt etme eylemi: Savma.......
                Ve ilmi ve fiili yönden Müslümanların iç ve dış düşman güçlere karşı yapması gerekli TOPLUMSAL fiil ve ilimle karşı koyarak alt etme eylemi: Siyam....

                "Savma" eyleminin başarılı olabilmesi için yani Müslümanlığın yaşatılabilmesi için Bakara-183. ayet "Siyam"ı açıklamış: "kendinizle kötülükler arasına eskilerden beri yapıldığı gibi engeller koyarak, Takva sahibi olmak."

                Demek ki biz, bize yönelmiş, bizi sömüren emperyalist güçlerin şerrine her zaman muhatabız ama yönelmiş kötülüklerin her türlüsünü kendimizden uzak tutacağız, caydırıcı olmalıyız, sıcak temasta ise kazanacağız. Bunu yapabilmek ancak "ayırt" edebilme, ve önlemini alabilme yeteneği, Takva ile olur; çünkü düşman sinsi. Bunu elde edebilmek için de bir eğitimden , "siyam"dan geçmek gerekiyor. Bu eğitim de "Kitap"taki kollektivizmi layıkıyla öğrenerek olur. Dolayısı ile kişi kendisini, hayatın belirli bölümlerinde "sayılı günlerde"/demek ki ömür boyu(ömür de sayılı günlerdir) eğitim ve öğretim ve verilen seminer ve kurlarda kendisini "Kitabın" gösterdiği/ilmi sistem bilgileri ile düzenli bir düşünce ve yaşama yönelerek benimseyecek, içine sindirecek, meleke edinecek savaş yapabilecek kadar militanı olacak. Bu olgu bize has değil, bütün "evvelki müslümanların" yaptığı gibi, daha sonraki müslümanların da yapması gereken bir eğitimdir.

                Bu eğitimin ihmal edilmemesi gerektiği ve hatta hastalık veya dini üstün bir görev ile seyahat edip bu eğitim ve öğretim seminerine katılamıyorsa, bundan doğan eksikliği/geri kalmışlığı muhakkak diğer seminerlere katılarak kapatın deniyor. Demek ki bu seminerler sürekli yapılmalı ve devlet yüklenmeli(Milli Eğitim gibi); onun varlık şartı.

                Şimdi
                Okuyun tekrar ayeti veya düzgün çevrilmiş bir meali; ayetin neresinde aç-susuz kalın veya kalarak kendinize sadistler gibi eziyet edin diyor, ve bu yönde bir ilke koyuyor Allah "halife" olarak yarattığı yaratığına/insana , rahim ve rahmet sıfatıyla: "takva'ya ulaşın".

                "Takva"ya ulaşmak açlıkla, susuzlukla, konuşmama çaresizliği ile olur mu? Açlık, susuzluk, konuşmama insanı saldırgan veya köle yapar.

                "Takva" açlıkla değil, sıkı, sağlam ve düzgün bir bilimle olur ve bu bilim Kitab'ı meydana getirmiş kelimelerin diyalektik analizi ile yapılmalıdır; çünkü kitap bizimle kelimeler ile konuşuyor.

                Bu bilim, zamanla savaş esnasında yaratıcılık getiren ilim olur, "Kur'an" olur, "Furkan" olur, yol gösterici olur, insanı çözümle birleştiren yaratıcı güç olur.

                Saygılarımla.
                Galip Yetkin
                Last edited by galipyetkin; 24. October 2019, 03:30 PM.

                Comment

                • aşık74
                  Uzman Üye
                  • Feb 2009
                  • 294

                  #128
                  Muhammed peygamberin düşünceleri gibi geliyor bana kur'an.
                  Evrenin sahibinin olmuş olsaydı. Çok daha net ve şeffaf olmazmıydı arkadaşlar ?

                  Mesela 'su' dünyanın neresinde sorsanız aynıdır !

                  Ama '' din '' neden bu kadar net değil ? Herkesin ayrı ayrı yorumlarmı yapması gerekiyor ?

                  saygılar sevgiler arkadaşlar...

                  Comment

                  • bartsimpson
                    Super Moderator
                    • Mar 2012
                    • 692

                    #129
                    aşık74 Nickli Üyeden Alıntı
                    Muhammed peygamberin düşünceleri gibi geliyor bana kur'an.
                    Evrenin sahibinin olmuş olsaydı. Çok daha net ve şeffaf olmazmıydı arkadaşlar ?

                    Mesela 'su' dünyanın neresinde sorsanız aynıdır !

                    Ama '' din '' neden bu kadar net değil ? Herkesin ayrı ayrı yorumlarmı yapması gerekiyor ?

                    saygılar sevgiler arkadaşlar...
                    Hala karşınızda sizinle muhatap olacak bir tanrı arıyorsanız söylediklerinizde haklısınız...
                    "Hayat bugündür. Emin olduğun tek hayat. Onu en iyi şekilde yaşa."

                    Comment

                    • Hasan Akçay
                      Uzman Üye
                      • Dec 2010
                      • 826

                      #130
                      Konumuz Kur’ân’daki savm ve hac ibadetlerinin vakitleri. Kurgulamasiz, eklemesiz, çikarmasiz. Allah ne diyorsa o. Simdi o vakitleri 2:189’dan okuyalim.

                      Sana hilalleri soruyorlar. De ki onlar insanlar için ve hac için vakitlerdir.

                      Burada sözü edilenler hangi hilaller;
                      ayin basindakiler mi,
                      son çeyrekayi izleyenler mi?

                      Önce iki husus:

                      1
                      SEHR "dolunay"dir, شهر.
                      HILAL ise hilal, هلال‎.

                      Allah dolunay diyor ama hilal demek istiyor diye yan çizmeyelim. O ne demek istiyorsa onu diyor. Allah’in sözüne razi olalim.

                      Örnegin 2:185’te Allah "O dolunaya tanik olanlariniz onu savm-lasin!" buyuruyor. Biz ramazan hilali diye bir sey uydurup, "O hilale tanik olanlariniz onu savm-lasin!" diyerek Allah’in sözünü çarpitmayalim.

                      2
                      Kur’ân,
                      "sehr"i
                      basi yeniay sonu son hilal (urcûnil kadîm, 36:39) olan süre*
                      anlaminda da kullaniyor.

                      yeniay ---> karanlık....................................: 1 gün (bazan 2)
                      ilk hilal ---> ilk çeyrekaydan önceki hilal:.......: 4 gün (bazan 5)
                      ilk çeyrekaydan önceki hilal ---> dolunay.......: 10 gün
                      dolunay ---> son çeyrekaydan sonraki hilal....: 10 gün
                      son çeyrekaydan sonraki hilal ---> son hilal....: 4 gün (bazan 5)

                      Toplam............................................ .........: 29 gün 12 s 44 dk 3 sn.

                      Dolunay bu sürenin tam ortasinda. Özel bir an. Çünkü gökteki ayin en göze çarpan, dolayisiyla herkesin görüp bildigi meSHuR âni. Tipki evlerin herkes tarafindan görülen kapilari gibi.

                      Ama evlerin bir de arkalari var.
                      Gözlerden irak. Hirsiz misillu kötülerin tercihleri.
                      O yüzden Allah 2:189’da uyariyor:

                      Iyilik, evlere arkalarindan girmek degil Allah’i kâle almaktir.
                      Evlere kapilarindan girin - ve’tûl buyûte min ebvâbihâ
                      …

                      Allah’in bu uyarisini neden takmiyoruz?

                      Hacca
                      neden ayin 15'ndeki "dolunay"dan degil de
                      zerre kadar özelligi olmayan 10’ncu günden giriyoruz?

                      Hacci
                      neden çeyrekayin karnini içeri çekip "hilal"lestigi ana kadar yapmiyoruz da
                      gökteki ayin hilalle zerre kadar ilgisi olmayan bir ânina kadar yapiyoruz,
                      hem de "Hac vakti hilaldir" diyen Allah'a inat?

                      "Savm"a
                      neden, evlerin kapilari gibi, herkesin kolayca görebildigi "dolunay"dan degil de
                      evlerin arkalari gibi kimsenin göremedigi hilalden giriyoruz?

                      _________________________________________

                      *Gökteki aylar Hicrî takvime musallat edilen aylar degildir. Önemli oldugu için bir daha hatirlatmak zorundayim.

                      Gökteki aylar AYLARIN IDDETI anlamindaki "iddet es-suhûr"un içindedir ve onlarin EN AZ onikisi bir iddet eder (9:36). Yani 11 ay bir iddet etmez. EN AZ oniki olacak. Nesî küfrüne batanlari Allah böyle uyariyor (9:37).

                      Ama bazi iddetlerde 13 ay var. Allah o 13'ncü ayi devreye sokmus, gökteki aylari vakten sabit hale getirmistir. SICAK AY anlamindaki Sehru ramazân o yüzden daima ama daima 21 Hazirandan sonraki ilk aydir.

                      Uyduruk kamerî yilin aylari ise vakten oynak olup nesî kürfünü otomatige baglamistir.
                      Last edited by Hasan Akçay; 26. February 2026, 06:21 AM.

                      Comment

                      • galipyetkin
                        Uzman Üye
                        • Sep 2011
                        • 1389

                        #131
                        Bakara-187. ayet mealleri "kadınlarınıza yaklaşmaniz size helâl kılındı" diye çevrilerek, konusu seks yapılmış.

                        İstisna yok. "Meal birliği".

                        Böyle olunca ben sorarım. "-Kardeş. Seksin yasaklanması bu ayet ile kaldırılıyor ise, seks yasağı konulan ayet hangi kitapta, hangi ayet!...

                        Kimse bana Kitaptan böyle bir ayet gösteremez. O halde seks yasağı denilen şey palavra. Meallerle ve meallerde Kitaba sokuşturulmuş.

                        Burada anlatılan şey şu: Kişi bir eylem yapacak/bir amel işleyecekse, yani bir iş yapacak/iş kuracak ise bunun bazı zorluklarının da olabileceğini baştan düşünmeli ve hesaba katmalıdır. Yani "amman" deyip gözü kapalı balıklama üzerine atılmayacak, artı ve eksi yönlerini göz önüne alacak, bunların üstesinden gelebilmek ve menfaat sağlayabilmek için bir planlama yapacaktır. İşte konu bu.

                        Ayette "kadın-madın" geçmez. Geçen "nisa" ve "ünsa". Bunların Kitab'ın içindeki Kur'an'a göre analizini yapın, burada olması gereken mânâlarını araştırın; bakalım ne ifade ediyorlarmış burada.
                        Nisa "iş/menfaat sağlayan çalışma; ünsa da, bu işten/çalışmadan sağlanan, elde edilen menfaattir.

                        Mealcilere göre Allah ayırımcılık yaparak erkekleri kayırıcı bir ayet inzal etmiştir.

                        Allah adildir: Kendisi böyle söylüyor ve ben de Allah'a inanıyorum. O halde kadınlar için de aynı şartları taşıyan, aynı menfaatleri onlara da tanıyan bir ayet indirmiş olmalı. Bilen var mı?

                        Gelelim konuya. Konu bir eylem sonucu elde edilecek kazanımların elde ediliş yol ve yordamı, ve bu yolla menfaatlenilmesidir. İşin zorlu yönlerinin bir insanı, fiilinden vazgeçirmemesi, eylemini önlememesi, aksine elde etmeye motive edilmesi, zorlukları bir plan çerçevesinde göğüslemesidir.

                        Cinsel dürtülere gelince. Allah'ın bu lütfundan kadın-erkek, her an, arzu ettikleri an faydalanırlar. Kime ne!. Adama kendine bak derler. Ve kim engelleyebilecek. Allah hem bu melekeyi verecek, hem de "kullanmak yasak" diyecek. Öyle mi?

                        Artık, "Kul"un biz olduğumuz ayırdına varıp, kafaya sokup Allah'ın insanların düşüncelerinin hizmetçisi olmadığını anlamalıyız. Senin tercihlerinden O'na ne. Allah tuzakçı mı?

                        Sonraki yazılar beyaz iplik, siyah iplik ile, mescidlerde seks olacak.
                        Saygılarımla.
                        Galip Yetkin.
                        Last edited by galipyetkin; 18. December 2020, 01:26 PM.

                        Comment

                        • galipyetkin
                          Uzman Üye
                          • Sep 2011
                          • 1389

                          #132
                          Şafağın beyaz ipliği, gecenin siyahlığı ve bunu yaran şafak , yani tan yeri.

                          Siyah karanlıkları, karanlıklar içerisinde kalmayı, silik kişiliği, fark edilememeyi, bilgisizliği anlatır.

                          Beyaz ise durumun, konumun, içinde bulunulan çevrenin herkes tarafından kolayca görülebilir, fark edilebilir durumunu göz önüne koyar. Göz önünde olma, göze girme/çarpma halidir.

                          Fecr/tan ise ikisinin de birbirinden ayrım hududunu/çizgisini anlatır. Bunların ipliğe benzetilmesi de (hani deriz ya, pamuk ipliğine bağlı) durumun son derece kritik, oturuşmamış-dengesiz ve her an değişebilir olduğunu ifade eder. Dolayısı ile doğacak güneş karanlığı yok edecek yani doğru eylem, eylem sahibinin elde ettiklerini, değişimini, artıları ortaya koyacaktır. Fakat bu değişim ve kazanımlar öyle bir şekilde göz önüne serilmelidir ki bir fitneye dönüşmeden, çevredekiler kendiliğinden değişimi fark edebilmeli ve eylemin uygun olup işlerini iyi yöne götürdüğünü tesbit edip imrenmeli ama eylem sahibi de bunu fark ettirirken de gösteriş, böbürlenme, hava basma, üstünlük, yani kibir ortaya koymamalı. Çünkü müslüman vakarlıdır.

                          Ama insan, yapısı itibari ile bu tutumu adeta bir ipliğe bağlıdır, yani başarı ile övünme, etrafı küçük görme dürtüsü, kişiyi çevresinden soyutlar yani iplik/iletişim kopar. Onun için çok dikkatli olunmalıdır. Çünkü müslüman üstünlük taslamaz, mütevazidir, secde ve rüku halindedir. Soyutlanmaz, bilakis yardımcı olur.

                          Şu halde

                          Bir işe kalkışıp da her türlü hesabını, planını yaptıktan sonra riskli diye elde edilecek menfaatten vaz geçmeyin; menfaatlenin fakat bu elde ettiğiniz ile havalara girip etrafınızı küçük görmeyin. Bu durum çürük bir ipliğe bağlı hal gösterir ve ufak bir zorlama ile siz ile dostlarınız arasındaki bu bağ kopar ve Adem gibi toplum dışına itilirsiniz.
                          Saygılarımla
                          Galip Yetkin.
                          Last edited by galipyetkin; 7. September 2014, 12:24 PM.

                          Comment

                          • galipyetkin
                            Uzman Üye
                            • Sep 2011
                            • 1389

                            #133
                            Biliyoruz ki toplumda yetimler ve bakıma muhtaç olanlar, sosyal kurumlar bulunmadığından ikişerli üçerli dörderli olarak aileler tarafından bakım, gözetim ve denetim altına alınmış, ve iş sahipleri ve devlet bunlara iş vererek(Nisa=1-10; Tevbe=l03) muhtaçlar muhtaç durumundan kurtarılmış, ferdi olarak aileye katılmış ve bunların bakım ve geçimleri ve yetkileri ayetlerle yani toplumsal yetkilendirmeyle garanti altına alınmıştır. Bu kişillerin belirli bir sosyal seviyeye yükseltilmesi için yapılan sosyal yönden ve iş eğitimde de kendilerine baskı yapılmaması, sömürülmemesi, ast üst ilişkisi değil, mehirleri/maharetleri/becerileri yönünde ikna edilmeleri, gururlarının kırılmadan, baskıya maruz bırakılmadan, durumları anlayışla karşılanarak öğretici eğitici bir tedip, siyam, öğrenim görmeleri ile çalışma hayatına atılmaları isteniyor ve bu şekilde de "sizin onlara, onların da size faydanız dokunacağından", toplumsal fayda sağlanacağından bu karşılıklı faydalanma dolayısı ile karşılıklı iyi hitap ve münasebet ortaya konulması istenmekte ve bu hal birbirinden faydalanmayı bütün toplum olarak ortaya koyacak şekilde:"Onlar sizin, siz de onların giysisisiniz" diye belirtilmektedir.

                            Ve aykırı düşünceleri islamın getirdiği ekonomik ve sosyal ve akılcı prensiplerle yok edip, yalnış düşünme tarzından doğrusuna geçiren Kur'an aydınlatmasından gelecekte meydana çıkabilecek karanlık günlerle-düşüncelerle- savaş yapabilmek için Kur'an'ın içeriğini bir sofraya benzeterek "yiyin-için"/içeriğini iyi öğrenin ve bunları yaparken de ciddiyetinizi/vakarınızı koruyun deniyor. Evet nerede Kur'an'ın felsefesi, nerede mealcilerin "aç-susuz- sessiz kalıp itaatkâr olun" diyerek yoplumu denetimleri altına alma hafifliği.

                            Mescidlere gelince.

                            Arap toplumunda Havra, Manastır gibi kapalı mekânlar bulunmamaktadır. Mescidler "açık hava" salatlarıdır ve "Salavat" ismini alır. Bu nedenle "mescid" denildiği zaman bir mekân değil, toplanabilinen bir toplum anlaşılır ve bu toplantı her yerde yapılabilir, çölde yapılabilir, vahada yapılabilir, Medine'deki Peygamber'in evinin önündeki geniş avluda da yapılabilir. Şu halde "mescid" dendiğinde meclis anlaşılmak gerekir. Mekke'deki de "mescidi'l haram" ismini alan ve ekonomik ve sosyal yönden kollektif ve dışa kapalı yaşayan, ve o istikâmette örgütlenmiş toplumdur.
                            Mekân olarak anlamak istiyorsanız o da bütün yeryüzüdür.

                            Mescidler Peygamber'in vahiyleri, sahabelerin de Peygamber'den öğrendiklerini müslümanlara veya müslüman olmak (80-Abese Suresi) isteyenlere aktarıldığı topluluktur. Burada ilim ve irfan sahibi olunurak "ruhsal hacc" yapılır, Yani bir halden diğer bir hâle geçiştir. Hacc'ı Ekber ile karıştırılmamalıdır. Şimdi lütfen söyleyin bu yoğun eğitim esnasında mescid/toplum içinde siz nasıl cinsel ilişki kurabilirsiniz. Biri bunu bana anlatmalı ki deneyelim. Benim aklım almıyor

                            Mescidlerde eğitimin iyi bir şekilde alınmasını -doğru dürüst öğrenilmesini- evlere arkalarından değil, ön kapıdan girilmesi, yani etrafı kandırmaya kalkışılmaması, üçkağıtçılık yapılmaması, münafıklıktan kaçınılması isteniyor.

                            Görülüyor ki "hacc" ile "oruç" birbirinin içine girmişlerdir, birbirlerinin tamamlayıcısıdır ve amaç "takva sahibi olmaktır.

                            Saygılarımla.
                            Galip Yetkin.
                            Last edited by galipyetkin; 18. December 2020, 02:41 PM.

                            Comment

                            • khaos
                              Uzman Üye
                              • Apr 2012
                              • 346

                              #134
                              Galip abi,
                              amaç takva sahibi olmaksa takvaya erişmek için ne yapacağız?... uzun zamandır bunu düşünüyorum.ve kendime şu soruları soruyorum.tanrı bizi neden yarattı? bizden ne istiyor? ulaşmamızı istediği takvaya nasıl ulaşacağız? bu kadar kavram kargaşasına, detaya gerek varmı? kitaplar, hadisler, mezhepler, tarikatlar, cemaatlar, tasavvuf, hurafeler, hocalar,mollalar,şeyhler...

                              dini konuları çözümlemek permütasyon, kombinasyon, türev, integral sorularını çözmekten daha zor.yada transformatör hesapları yapmaktan ki vallahi insana feleğini şaşırtır.işin içinden çık çıkabilirsen

                              sonra kendimce her şeyi basite indirgedim
                              işte benim takvam;
                              seni ve evrendeki herşeyi yaratan, tek, her şeye gücü yeten, eşsiz benzersiz bir tanrının olduğunun bilincine varmak.
                              duanı, şükrünü ona yapmak.
                              ve onun istediği gibi iyi bir insan olmak.
                              iyi insan nasıl olunur peki?
                              insanlık tarihininin başlangıcından itibaren yaşanılarak öğrenilmiş ve toplum hafızasına yerleşmiş, buna mukabil en asgari medeniyette bile kabul görmüş kurallara uyarak.

                              insan öldürme
                              savaşma barış sever ol
                              incitme
                              yalan söyleme
                              iftira atma
                              çalma ,gasp etme, hak yeme
                              adaletli ol
                              eşitlikçi ol
                              yapıcı ol
                              bağışlayıcı ol
                              yardımsever ol
                              temiz ol
                              üretici ol
                              doğayı, çevreyi kirletme
                              insan haklarına saygılı ol
                              hayvanların yaşama hakkına saygılı ol

                              sanırım şimdi daha rahatım
                              (FOR RAVEN)

                              Comment

                              • galipyetkin
                                Uzman Üye
                                • Sep 2011
                                • 1389

                                #135
                                Saygın Khaos.

                                "for Raven" diyebilen ahde vefali bir kişilikle mutlu olacaksın. "Aklınızı çalıştırmayacak mısınız" ifadesi eleştirisel bakın demektir. Onu da yapıyorsun. İyi yoldasın.
                                Mutluluk dilerim.
                                Galip Yetkin
                                Last edited by galipyetkin; 13. December 2013, 04:41 PM.

                                Comment

                                Working...