Hasan Bey,
Olay merkezli anılarınızı paylaştığınız için tekrardan teşekkürler.
Değerli Kuman,
Benim Canım Anam da umreye gitmek istiyor. Pasaportunu çıkarttık lakin Hasan Bey in söyledikleri açıkçası beni de endişelendirmedi değil. Kaldı ki Canım Validemin de bir çok şeyi göze alacağına eminim. Zira Kabe yi görme tutkusu tüm benliğini kaplamış durumda.
Seytani günes dogmadan önce taslayabilmek için
yeni günün ilk yarim saatinde Müzdelife vakfemizi yapip dua ettik.
Hemen ardindan Mina’ya dogru yürümeye basladik.
Kafile baskanimiz son derece babacandi.
Elinde megafon, oksar gibi uyariyordu:
Sağ taraftaki hacim! Sen fazla açildin. Kafileye dön! Allah razi olsun.
Öndekiler! Yavaslayin. Arkada yaslilar var; yetişemiyor. Yavas! Daha yavas.
Dur, dur. Hiç hareket etme. Bekle.
Yolcusuz otobüsler geçiyordu ara sira. Her halde yorgunluktan yigilip kalan hacilari toplamak için. Farlari, firtinalı havada çakan simsekler gibi ortaligi bir an aydinlatiyor, sonra yerlerini yine alaca karanliga birakiyordu.
Insana düs görüyormus duygusu veren
gizemli bi ortam.
Tünelin tavaninda dev gibi havalandirma motorlari var.
Öyle bir ugulduyorlar ki… Uuuuuu. Harrrr. Uuuuu.
Bana sanki şöyle bagiriyorlar gibi geldi:
Dikkat, dikkat! Seytanin bölgesine geldiniz. Tehlike! Tehlike!
Hacca tek basina gelen tanidigimiz bir kadin buldu bizi.
"Sizinle gelebilir miyim?" dedi.
"Tabii," dedim. "Rahat olun; ben size yardim ederim."
Büyük Seytan’a vardik. Taslarim elimde hazir.
Her tasi atarken ne diyecegime önceden karar vermistim.
Birinci tasi atarken örneğin "Giybete hayır!" diye bagiracaktim.
Iki: Yalana hayir!
Üç: Harama hayir!
Dört: Hos görüsüzlüge hayir!
Beş: Cimrilige hayir!
Altı: Kibire hayir!
Yedi: Sözünden dönmeye hayir!
Ama seytanin önünde müthis bi kargasa* vardi. Kaptiriverdim kendimi.
Hazirladigim bütün o sözler aklimdan uçup gitti.
Yalnizca "Al sana! Al sana! Al sana!" diyebildim.
Böylece
yanimizdaki hanim, esim ve ben
görevimizi yaptik.
Az ilerde kafilemizin filamasi dalgalaniyodu.
"Burdayim! Burdayim!" diye el sallayan bi dost gibi.
Hemen ona kostuk.
Kaldigimiz otel Sise'deydi. Cemerat'a 800-900 metre kadar mesafede.
Görevimizi tamamlamanin huzuru içinde
filamamizin ardinda
otelimize dogru yürüdük.
Ortalik agarmisti. Sabah namazimizi otelde kildik.
_________________________________________________
*Ahmet Hakan Coskun 2001 yilinda kendi yasadigi seytan taslama olayini, daha dogrusu seytani nasil taslayamadigini 16 ocak 2006 tarihli "Hürriyet"teki yazisinda anlatiyor:
…Seytan taslama kulesine yaklastigimda gördügüm manzara suydu: Iri yari adamlar kendilerinden geçmis bir sekilde önlerine gelene çarparak ellerindeki taşlari kuyuya atmaya çalisiyorlardı. Ortalik mahser yeri gibiydi. Kimsenin kimseye dikkat ettigi yoktu. Taslama bölümüne biraz yaklasinca bir terlik yiginiyla karsilastim. Taslama aninda yasanan büyük kargasa nedeniyle ayaklardan çikan terliklerdi bunlar. Terlik yiginini asip dengeyi bozmadan kuyuya yaklasmak imkansizdi. Buna ragmen bütün cesaretimi toplayip kalabaligin içine dalmaya çalistim. Olmadi. Kendinden geçmis adamlar geçit vermedi. Bir iki siyrik ve iki kritik sendeleme sonucu kendimi disariı zor attim.
Sonra da kendi kendime sunu söyledim: "Eğer bu gayri medeni ortamda Müslüman insanlarin ayaklarinin altinda can vermek ibadetse ben bu ibadeti yapmiyorum."
Yani
ölmeyi reddediyorum.
Last edited by Hasan Akçay; 14. September 2015, 12:03 PM.
Mescidil Harâm'in yakininda
bi tavuk lokantasina girdim.
Garson önüme bi tepsi koydu.
Tepsinin üstünde kalinca bi kagit,
kagidin üstünde pilav,
pilavin üstünde kizarmis tavuk.
Çatal kasik yok.
"Çatal lütfen!" dedim. Çatal yok. Elinizle yiyeceksiniz.
Ama ben çatalsiz yiyemem. Hiç yemedim. Simdi yiyin. "Sünnet"tir (It's SUNNAH).
Baktim adam nuh diyor peygamber demiycek
kagidin kenarindan bi parça kopardim,
yagi elime bulastirmadan o kagitla yemeye çalistim.
Karsimda
35-40 yaslarinda sümbül gibi kara
bi adam oturuyor.
O da yiyor ama kagitla degil elleriyle.
Önüne hiç bakmadan
sag elinin parmak uçlarini pilavin üzerinde gezdiriyor,
pilavdan küçük bi top yapip sol avucuna koyuyor,
sonra tavuktan bi parça minciklayip avucundaki pilavin üzerine yerlestiriyor,
sonra sol avucundakini sag eliyle alip hoop agzina.
Öyle ustaca,
öyle istahla yiyor ki.
Arkam cadde.
Adam bi yandan da
gözlerini basimin üzerinden asirip
caddeye bakiyor.
Bundan sonra KADINLAR sana helal degil,
güzellikleri hosuna gitse dahi ONLAR ile eslerini DEGiSTiRMEN de.
Ama yemininin meliki olduklari* hariç.
Allah herseyi görüyor.
*
Hoca
"Sünneti terkeden dinden çikar"
diye kestirip atiyor.
"Allah resulü neyi yaptiysa biz de yapmali, neyi yapmadiysa yapmamaliyiz."
Bunu o kadar çok söyledi ki
şunu sormak zorunda kaldim:
Ahzâb 52 açik ve net.
Nebinin mevcut eslerinden BASKA KADINLAR bundan sonra ona haramdir.
Ve nebi Allah’in bu haram hükmüne harfi harfine uymus,
bi daha asla evlenmemis, evlenip te ES ÜSTÜNE ES almamistir.
Ama
müslümanlar es üstüne es aliyor.
Dinden çikiyorlar mi?
ÇIT yok.
_________________________________________
*Nebinin
eslerini
kendi yemini kimin meliki ise onlar ile, YALNIZCA onlar ile
degistirmesi helaldir.
Last edited by Hasan Akçay; 24. September 2015, 06:50 PM.
Nebi
es degistirme konusunda
33:52'nin kendisine tanidigi istisna icazetini kullanmak isterse
yemin nikahini olagan nikaha çevirir. O kadar.
Yani nebi es degistirmekle
kendisinin nikahi altinda olmayan BASKA bi kadini es almiyor, es üstüne es almiyor. Nebinin zaten esleri onlar.
"Bundan sonra baska KADINLAR ile eslerini degistirmen de helal degildir" diyen Ahzâb 52'den sonra
Muhammed nebi asla SIFIRDAN evlilik yapmamis, es üstüne es almamistir.
Last edited by Hasan Akçay; 24. September 2015, 06:52 PM.
Hac macerasını okumak hüzünle karışık hoş olurken, birden bire Peygamberimizin çok eşli biri olarak sunulması insanı üzüyor.
Hem de bunun, İslam'ın bir kuralının açıklanması yapılırken ortaya atılması, konu defalarca müzakere edilmesine rağmen ve çok eşli (on üç (yaşayan on) karılı) diye sunulan Peygamber üzerinden "eş üstüne eş almak veya çok eşliysen eş değiştirmek İslam'da yoktur" diye tekrar yazılması biraz tuhaf kaçıyor.
Yazıda açıklanan "eş üstüne eş almanın veya eşlerden birinin değiştirilmesinin yasaklanması" nasıl bir yasaklanmadır ki ayetin ikinci kısmında "ellerinin sahip oldukları" ne güne duruyor diyor. Ve de 50. ayette (ana bir, bacı iki istisna) sayılmış bir "sürü" var..... Sürü!..... Akraba kızları..... Hem de seç seç al misali. Bu mu eş üstüne eş almanın yasaklanması?
Bu durum da gösteriyor ki Sayın Hasan Akçay'a göre yasaklanan eş üstüne eş almak, eş değiştirmek değil, "hukuki bir bağ ile kadını ve erkeği birbirine bağlamak". Yani karı-koca olmak yasak; dost hayatı yaşamak, kuma tutmak serbest. Yani "eş üstüne eş almak, eş değiştirmek" yasağı fiilen yok; yani esasında öylesine. Öyle değil mi?
Eh; biz Müslüman erkekler de peygamberimizin yaptığını aynen yerine getirmekte de çok titiz olduğumuzdan, yani sünneti muhakkak yapan Müslümanlar olarak ........, stepnelerimiz evde baki olmak üzere ..........
Saygılarımla.
Galip Yetkin
Last edited by galipyetkin; 23. September 2015, 07:42 AM.
Onlara göre
Ahzâb 52'de caiz kilinan, Muhammed nebinin
es becayis etmesidir yani eslerini
baska erkeklerin esleriyle degistirmesi.
Igrenç bi iftira bu.
Ahzâb 52 açik ve net. Caiz kilinan, nebinin, eslerini
baska erkeklerin esleriyle degil
yemin nikahli kendi esleriyle degistirmesidir.
Ikinci çarpitmayi
"uydurulan din"in mensuplari
yapiyor.
Onlara göre, bir müminin "meleket yemîn"i onun cariyeleridir
ve müminlerin cariyeleriyle nikahsiz cinsel iliskide bulunmalari
caizdir.
Bu da igrenç bi iftira.
Meleket yemîn cariye degildir,
cariye o-la-maz.
Çünkü erkektir bazilari.
Nûr 33:
Yeminlerinizin meliki olduklari yazmanizi istediklerinde yazin o erkeklere
vellezîne yebtegûnel kitâbe mimmâ meleket eymânukum fe kâtibûhum
Yani eger
bir müminin yemininin meliki oldugu kadinlar o müminin disi köleleri ise
bir müminenin yemininin meliki oldugu erkekler de onun erkek köleleridir.
Eger
bir müminin, disi köleleriyle nikahsiz cinsel iliskide bulunmasi caizse
bir müminenin de erkek köleleriyle nikahsiz cinsel iliskide bulunmasi caizdir.
Caiz midir? Kariniz... erkek köleleriyle cinsel iliskide bulunsun mu?
Burnundan kıl aldırmayanlar, foyaları meydana çıkmasın diye etrafı ateist, falan filan pislikleri diye lekelemeye kalkıyor, has ateistlerin de ekmeklerine bal badem sürüyorlar.
Bakın ayetin çözümünü vereyim. Benim kadar, senin kadar onlar da bu çözümü okuyup, akıllarını çalıştırıyorlar. Çözüm şu:
1. lâ yahıllu.............. .......................... : helâl olmaz
2. leke..................... .......................... : sana, senin için
3. en nisâu............... .......................... : kadınlar
4. min ba'du........................................ : sonradan, bundan sonra
5. ve lâ.................... .......................... : ve yok, olmaz, değildir
6. en tebeddele.................. : bedel ile değiştirmek
7. bi-hinne.......................................... : onlar ile
8. min ezvâcin..................................... : zevcelerden, eşlerden
9. ve lev............................................. : ve şâyet, eğer, ise, olsa bile
10. a'cebe-ke ...................................... : senin hoşuna gitti
11. husnu-hunne.................................. : onların güzelliği, yani edinilecek karşılıklı menfaat.
12. illâ.............................................. .. : ancak, hariç
13. ma meleket................... : malik olduğu şey
14. yemînu-ke..................... : senin ellerin
15. ma meleket yeminu-ke.... : elinin altında olan şey
16. ve kânallâhu (ve kâne allâhu)............. : ve Allah ..... oldu, Allah (dır)
17. alâ............................................... ... : üzerine, ... e
18. kulli şey'in........................................ : her şey
19. rakîben........................................... . : murakabe ederek, denetleyerek
Eğer ayette bedel karşılığı zevcelerden/eşlerden birinin değiştirilmesinden bahsediliyorsa, kalkıp da burada geçen zevç kelimesine "karı" manası da verilirse, herkes o ateist dedikleri gibi düşünür. Sonra da kabahati kendinde arama, etrafı suçla!
Peygamber'in yalnızca erkek yönü düşünülür ve kadınlarla ilişkisi yalnızca "sex" üzerine kurulursa sapıtmak normaldir. Birazcık da O'nun Peygamber yönünü, Devlet Başkanı rolünü de tahayyül edebilseler ve bu yönleriyle de kadınlarla ilişkisi olabileceğini ve Arapça nikahlanma kelimesinin Türkçe karşılığının karı-koca hukuku yanında iş hukukunu da kapsayan bir mânâsının olduğunu kavrayabilseler iş düzelecek ama ; hayır. Çünkü dediğim dedik, öttürdüğüm vuvuzela.
Dediğim dedik uğruna Peygamberimizi çek eşli ve 33/52. ayetin ikinci kısmı ve 33/50. ayet ile kadın düşkünü yapma huyundan vaz geçerler inşallah
Çözümdeki ikinci renkli kısım da bir şey anlatıyor herhalde.
Saygılarımla.
Galip Yetkin.
Last edited by galipyetkin; 7. December 2019, 02:34 PM.
GRAPHIC CONTENT WARNING: Rescue operations were under way after the stampede in Mina, where hundreds of thousands of pilgrims were taking part in the last major rite of the Hajj.
2006'da
biz büyük seytani 10 Ocak Sali günü sabah namazindan önce tasladik;
orta seytani 11 Ocak Çarsamba günü aksam namazindan sonra.
Azrail 12 Ocak Persembe günü ögleden sonra gelmis.
Hemen duyuldu. Ama kaç kisinin öldügü bilinmiyordu.
FISILTI gazetesi "Çok çok ÇOK ölü var," diyordu.
Asansörde otelin sahibiyle karsilastim. Ingilizce biliyordu. Ona sordum.
"KIRK kadar ölü var," dedi. Suudi hükümeti öyle açiklamis.
(Gazeteler yazdi, 367 kisi ölmüs.)
Küçük seytani taslamaya da aksam namazindan sonra gittik.
Kazanin oldugu gündü;
tedirgindik o yüzden. Ama bisey olmadi.
Ertesi sabah erkenden olay yerini görmeye gittim.
Büyük seytan, orta seytan, küçük seytan ve onlara götüren köprüler...
Suudiler hepsini yikmis, dümdüz etmislerdi. ANINDA.
Last edited by Hasan Akçay; 25. September 2015, 09:26 AM.
Comment